Boşanma davasının açılması evliliği sona erdirmez. Eşler ayrı evlerde yaşamaya başlamış, yıllardır görüşmüyor veya mahkeme boşanmalarına karar vermiş olsa bile karar kesinleşmedikçe nikâh bağı devam eder. Bu nedenle eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğü de boşanma kararının kesinleşmesine kadar sürer.
Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi, eşlerin birbirlerine sadık kalmak zorunda olduklarını açıkça düzenler. Anayasa Mahkemesi de yakın tarihli kararlarında, mevcut evlilik sona erinceye kadar sadakat yükümlülüğünün boşanma davası boyunca devam ettiğini kabul etmektedir.
Bu nedenle “Boşanma davası açıldı, artık herkes kendi hayatına bakabilir” düşüncesi hukuken doğru değildir. Dava devam ederken kurulan yeni ilişki, boşanma dosyasındaki kusur durumunu değiştirebilir; tazminat ve nafaka taleplerini etkileyebilir ve şartları varsa ayrıca zina nedeniyle boşanma davasına konu olabilir.
- Boşanma Davası Açılınca Sadakat Yükümlülüğü Sona Erer mi?
- Dava Sürerken Yeni Bir İlişki Yaşamak Boşanma Davasını Etkiler mi?
- Tek Gecelik İlişki de Zina Sayılır mı?
- Dava Açıldıktan Sonra Yaşanan İlişki Mevcut Dosyada Kendiliğinden İncelenir mi?
- Dava Devam Ederken Zina Yapılması Kusur Durumunu Değiştirir mi?
- Yeni İlişki Maddi ve Manevi Tazminatı Etkiler mi?
- Boşanma Davası Sürerken Başka Biriyle İlişki Yaşamak Nafakayı Etkiler mi?
- Zina Mal Paylaşımını Etkiler mi?
- Boşanma Davası Açıldıktan Sonra İmam Nikâhı Yapılması Ne Sonuç Doğurur?
- “Dava Kaç Yıl Sürerse Sürsün Ben Artık Yeni Hayatımı Kurdum” Demek Sorumluluktan Kurtarır mı?
- Dava Sürerken Başka Biriyle İlişki Yaşamak Suç mudur?
- Yeni İlişki Nasıl İspatlanabilir?
- İlgili İçtihatlar
Boşanma Davası Açılınca Sadakat Yükümlülüğü Sona Erer mi?
Hayır. Sadakat yükümlülüğü dava açılmasıyla değil, evliliğin hukuken sona ermesiyle ve boşanma davasının kesinleşmesiyle biter.
Boşanma davası açıldığında eşler ayrı yaşama hakkı kazanabilir. Ancak ayrı yaşama hakkı, başka biriyle duygusal veya cinsel birliktelik kurma serbestisi vermez. Boşanma kararı verilmiş olsa bile karar henüz kesinleşmemişse taraflar hâlen evlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yerleşik yaklaşımında da boşanma davasının açılmasının sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı kabul edilmektedir. Eşlerin fiilen ayrılmış olması veya yargılamanın uzun sürmesi bu sonucu değiştirmez.
Dava Sürerken Yeni Bir İlişki Yaşamak Boşanma Davasını Etkiler mi?
Evet. Ancak ilişkinin niteliği doğru belirlenmelidir.
Bir eşin başka biriyle cinsel ilişki yaşaması zina oluşturabilir. Buna karşılık yoğun mesajlaşma, romantik görüşmeler, gibi cinsel ilişkinin kesin olarak ispatlanamadığı durumlarda zina yerine sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış ya da güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir.
Her iki durumda da davranış boşanma davasında kusur oluşturabilir. Fakat “yeni biriyle görüştü” denilmesi tek başına yeterli değildir. İlişkinin varlığını ve niteliğini gösteren delillerin usulüne uygun biçimde mahkemeye sunulması gerekir.
Tek Gecelik İlişki de Zina Sayılır mı?
Zinanın oluşması için ilişkinin uzun süre devam etmesi gerekmez. Evlilik devam ederken üçüncü kişiyle bir kez cinsel ilişki kurulması da zina sebebi olabilir.
Ancak mahkeme yalnızca şüpheye veya eşin kanaatine dayanarak zina kararı vermez. Otel kayıtları, aynı konutta geceleme, mesajlar, tanık beyanları, fotoğraflar, seyahat kayıtları veya olayın bütününü gösteren başka deliller birlikte değerlendirilir.
Cinsel ilişkinin ispatlanamadığı hâllerde davranış yine de sadakat yükümlülüğünün ihlali sayılabilir. Bu ayrım önemlidir; çünkü boşanmanın doğrudan zina sebebine dayanması, mal rejimi tasfiyesi bakımından da özel sonuç doğurabilir.
Dava Açıldıktan Sonra Yaşanan İlişki Mevcut Dosyada Kendiliğinden İncelenir mi?
Hayır. Boşanma davası açıldıktan sonra ortaya çıkan yeni olaylar, sadece bir dilekçe verilip mevcut davaya eklenmiş sayılmaz.
Boşanma davalarında mahkeme, tarafların usulüne uygun biçimde ileri sürdüğü olayları inceler. Dava tarihinden sonra gerçekleşen sadakat ihlalinin kusur değerlendirmesine alınabilmesi için yeni olaya dayanan ayrı bir boşanma davası veya karşı dava açılması ve dosyaların bağlantı nedeniyle birleştirilmesinin istenmesi gerekebilir.
Bu nedenle dava sürerken eşinin başka biriyle ilişki yaşadığını öğrenen kişinin, elindeki delilleri rastgele dosyaya sunmak yerine yeni olayın hangi usulle ileri sürüleceğini değerlendirmesi gerekir. Sadakat yükümlülüğünün devam etmesi maddi hukuk bakımından önemlidir; ancak yeni olayın mahkemeye taşınmasında usul kurallarına da uyulmalıdır.
Dava Devam Ederken Zina Yapılması Kusur Durumunu Değiştirir mi?
Evet. İlk dava açıldığında kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf, dava devam ederken başka biriyle ilişki yaşarsa yeni olay nedeniyle ağır kusurlu hâle gelebilir.
Bu durum, mahkemenin tarafların toplam kusur durumunu yeniden değerlendirmesine yol açabilir. İlk olaylarda ağır kusurlu olan eş ile sonradan sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin davranışları birlikte değerlendirilerek tarafların eşit kusurlu, birinin daha ağır kusurlu veya diğerinin daha az kusurlu olduğu sonucuna varılabilir.
Bu nedenle “Davayı ben haklı olarak açtım, bundan sonra yaşayacağım ilişki dosyayı etkilemez” düşüncesi ciddi bir hatadır.
Yeni İlişki Maddi ve Manevi Tazminatı Etkiler mi?
Etkileyebilir.
Maddi tazminat isteyen tarafın boşanmaya neden olan olaylarda kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olması gerekir. Manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkının saldırıya uğramış olması aranır.
Dava sürerken sadakat yükümlülüğünü ihlal eden tarafın kusur derecesi artabilir. Bunun sonucunda önceden tazminat alabilecek durumda olan taraf, eşit veya daha ağır kusurlu kabul edilerek tazminat talebini kaybedebilir. Sadakat ihlaline uğrayan eş ise şartları varsa manevi tazminat talebinde bulunabilir.
Ancak mahkeme, sonradan ortaya çıkan ilişkiyi kendiliğinden değerlendirmez. Olayın usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi ve ispatlanması gerekir.
Boşanma Davası Sürerken Başka Biriyle İlişki Yaşamak Nafakayı Etkiler mi?
Burada tedbir nafakası ile yoksulluk nafakasını ayırmak gerekir.
Tedbir nafakası, dava devam ederken eşin ve çocukların geçimini sağlamak için verilen geçici bir önlemdir. Kusur, tedbir nafakası bakımından yoksulluk nafakasındaki kadar belirleyici değildir. Buna rağmen nafaka alan eşin başka biriyle fiilen aile hayatı kurması, ekonomik ihtiyaç ve hakkaniyet değerlendirmesinde tartışılabilir.
Yoksulluk nafakasında ise kusur doğrudan önem taşır. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın nafaka alabilmesi için kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Dava sırasında yaşanan ve usulüne uygun biçimde ispatlanan yeni ilişki, tarafın daha ağır kusurlu kabul edilmesine ve yoksulluk nafakası talebinin reddine yol açabilir.
İştirak nafakası ise çocuk için ödenir. Anne veya babanın sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi, çocuğun nafaka hakkını ortadan kaldırmaz.
Zina Mal Paylaşımını Etkiler mi?
Evet, ancak her sadakat ihlali mal paylaşımını azaltmaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesindeki özel düzenleme yalnızca boşanmanın zina veya hayata kast nedeniyle gerçekleşmesi hâlinde uygulanabilir. Mahkeme böyle bir durumda kusurlu eşin artık değerdeki katılma alacağını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.
Boşanmanın evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle verilmesi ve kararda yalnızca sadakatsizlikten söz edilmesi, TMK 236/2’nin otomatik olarak uygulanması için yeterli olmayabilir. Zina olgusunun boşanma sebebi olarak usulüne uygun biçimde davaya konu edilmesi ve hükme esas alınması önemlidir.
Ayrıca hâkim katılma alacağını her zina dosyasında mutlaka tamamen kaldırmak zorunda değildir. Azaltım yapılıp yapılmayacağı ve oranı olayın koşullarına göre değerlendirilir.
Boşanma Davası Açıldıktan Sonra İmam Nikâhı Yapılması Ne Sonuç Doğurur?
Boşanma kararı kesinleşmeden yapılan dinî tören resmî evlilik oluşturmaz. Kişi hukuken ilk eşiyle evli olmaya devam eder.
Buna rağmen başka biriyle imam nikâhı kıyılması, düğün yapılması, aynı evde eş gibi yaşanması, çevreye yeni eş olarak tanıtılması veya bu birliktelikten çocuk sahibi olunması zinanın net bir delilidir.
“Dava Kaç Yıl Sürerse Sürsün Ben Artık Yeni Hayatımı Kurdum” Demek Sorumluluktan Kurtarır mı?
Hayır. Boşanma davasının uzun sürmesi sadakat yükümlülüğünü kendiliğinden kaldırmaz.
Yargılamanın yıllarca devam etmiş olması kişilerin özel hayatları bakımından ağır bir yük doğurabilir. Anayasa Mahkemesi de devletin boşanma davalarını makul sürede sonuçlandırması gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu durum, mevcut evlilik kesinleşmeden yeni bir evlilik düzeni kurulmasını hukuka uygun hâle getirmez.
Dolayısıyla “Zaten ayrı yaşıyorduk”, “Dava yıllardır devam ediyordu” veya “Evlilik fiilen bitmişti” savunmaları ilişkinin varlığını ortadan kaldırmaz. Bunlar olayın değerlendirilmesinde ileri sürülebilir; fakat sadakat yükümlülüğünün hukuken sona erdiği anlamına gelmez.
Dava Sürerken Başka Biriyle İlişki Yaşamak Suç mudur?
Zina, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç değildir. Bu nedenle yalnızca evli olduğu hâlde başka biriyle ilişki yaşayan kişi hakkında zina nedeniyle ceza davası açılamaz.
Ancak bu davranış aile hukuku bakımından sonuç doğurur. Zina veya sadakat yükümlülüğünün ihlali boşanma sebebi olabilir; kusur, tazminat ve yoksulluk nafakası değerlendirmesini etkileyebilir.
İlişki sırasında tehdit, şantaj, özel görüntülerin yayılması, konut dokunulmazlığının ihlali veya başka bir suç işlenmişse bunlar ayrıca ceza soruşturmasına konu olabilir.
Yeni İlişki Nasıl İspatlanabilir?
Mahkemeye sunulacak deliller hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmalıdır.
Tarafı olduğunuz mesajlar, herkesin görebildiği sosyal medya paylaşımları, düğün fotoğrafları, birlikte yaşandığını gösteren kayıtlar, tanık anlatımları, otel ve seyahat kayıtları ile çocuğun tanınmasına ilişkin nüfus bilgileri somut olayın özelliğine göre kullanılabilir.
Buna karşılık eşin telefonuna casus program yüklemek, hesabının şifresini kırmak, özel alanına gizlice kamera yerleştirmek veya sistemli biçimde hukuka aykırı takip yapmak hem delilin değerlendirme dışı bırakılmasına hem de cezai sorumluluğa yol açabilir.
Şüpheyi kanıtlamak adına yeni bir suç işlemek, boşanma dosyasındaki haklı konumu da zayıflatabilir.
İlgili İçtihatlar
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/1895
K. 2015/15882
T. 15.9.2015
* BOŞANMA DAVASININ SINIRLARINI ÖN İNCELEME AŞAMASINA KADAR BİLDİRİLMİŞ VAKIALARIN ÇİZDİĞİ (Mahkemece Ancak Bu Vakıalar Hakkında İnceleme ve Değerlendirme Yapılabileceği/Aksi Halde Talebin Dışına Çıkılması Sorununun Doğacağı – Boşanmada Yargılamanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Tabi Olması ve Sadakat Yükümlülüğüne İlişkin Bir İstisna 4721 Sayılı Medeni Kanun’da Bulunmadığından Dava Açıldıktan Sonra Gerçekleşen Olayın Hükme Esas Alınmaması Gerektiği)
* BOŞANMA DAVASI AÇILDIKTAN SONRA TARAFLARIN SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ (Eşlerin Birbirine Sadık Kalma Yükümlülüğü Sona Ermese de Bu Yükümlülüğün Ön İnceleme Aşaması Tamamlanıncaya Kadar Usulüne Uygun Şekilde Dayanılmayan Vakıalara Dayanma ve Bu Vakıalara İlişkin Delil Sunma Hakkını Vermeyeceği/Davacıya Kusur Olarak İsnat Edilen Sadakatsizlik Eylemi Dava Açılmasından Sonra Meydana Gelmiş Olduğundan Hükme Esas Alınamayacağı)
* SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNE AYKIRILIK (Boşanma Davası Açılmasının Eşlerin Sadakat Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırmayacağı – Sadece Ön İnceleme Aşaması Tamamlanana Kadar Usulüne Uygun Şekilde Bildirilmiş Olan Vakıaların Boşanma Davalarının Sınırını Çizdiği ve Mahkemece Ancak Bu Vakıalar Hakkında Değerlendirme Yapılabileceği/Davadan Sonra Oluşan Vakıaların Görülmekte Olan Boşanma Davasında Hükme Esas Alınamayacağı/Her Davanın Açıldığı Tarihteki Şartlara Tabi Olduğu)
* ÖN İNCELEME AŞAMASI TAMAMLANDIKTAN SONRA OLUŞAN VAKIALARIN YENİ BİR DAVANIN KONUSU YAPILMASI GEREĞİ (Her Ne Kadar Dava Açılmasına Rağmen Sadakat Yükümlülüğü Devam Etse de Usul Kuralları Emredici Olduğundan ve Medeni Kanun’da Tahkikat Aşamasında Meydana Gelen Cinsel Sadakatsizlik Dahil Bir İstisnaya Yer Verilmemiş Olduğundan Olayın Ancak Yeni Bir Davanın Konusu Yapılabileceği/Birleştirilerek Görülecek Yeni Davada Bu Sebeple Boşanma Kararı Verilebileceği)
* DAVADAN SONRA OLUŞAN VAKIALARIN GÖRÜLMEKTE OLAN BOŞANMA DAVASINDA HÜKME ESAS ALINAMAYACAĞI (Boşanma Davası Açılması Sadakat Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırmasa da Boşanmada Yargılama 6100 S.K.’na Göre Yapıldığından Tarafların Ön İnceleme Aşaması Tamamlanıncaya Kadar Usulüne Uygun Şekilde Dayanılmayan Vakıalara Dayanma ve Bu Vakıalara İlişkin Delil Sunma Hakkının Olmadığı – Olayın Ancak Yeni Açılacak Boşanma Davasında İleri Sürülebileceği)
4721/m. 184, 185/3
6100/m. 25/1, 33, 119, 137, 140/3, 141/1, 187
ÖZET : Boşanma davasının açılması durumunda eşlerin sadakat yükümlülüğü ortadan kalkmasa da boşanma davalarında uygulanacak yargılama usulü emredici olarak düzenlenmiş olduğundan eşlerin sadakat yükümlülüğünün evlilik süresince geçerli olmasına ilişkin maddi hukuk kuralı taraflara ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun şekilde dayanılmayan vakıalara dayanma ve bu vakıalara ilişkin delil sunma hakkını vermediğinden mahkeme ön inceleme sonuç tutanağında yer alan ve taraflarca imzalanarak kabul edilen çekişmeli vakıaları gösteren tutanak esas alınmak suretiyle yürütmek zorundadır. Başka yoldan gidilmesi ancak karşı tarafın açık muvafakati ile mümkündür. Somut olayda, mahkemece davalı karşı davacıya kusur olarak isnat edilen sadakatsizlik eylemi dava açılmasından sonra meydana gelmiştir. Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz, ancak yeni bir dava konusu yapılır ve ispat edilirse birleştirilerek görülecek yeni boşanma davasında bu sebeple boşanma kararı verilebilir.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-karşı davacı tarafından, kocanın davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminat ve nafaka taleplerinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Eşler birbirine sadık kalmak zorundadırlar (TMK.md. 185/3). Bir boşanma davasının açılması durumunda eşlerin sadakat yükümlülüğü elbette ortadan kalkmaz. Bunun aksi de düşünülemez. Nitekim boşanma davasının açılmasıyla eşler arasındaki cinsel sadakat yükümlülüğünün “kalktığına” ve dava tarihinden sonra gerçekleşen sonraki cinsel sadakate aykırı davranışların “yeni bir dava” konusu yapılamayacağına ilişkin bugüne kadar alınmış hiçbir Yargıtay kararı da bulunmamakladır. Boşanma davalarında uygulanacak yargılama usulü Türk Medeni Kanununun 184 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile emredici olarak düzenlenmiş olduğundan eşlerin sadakat yükümlülüğünün evlilik süresince geçerli olmasına ilişkin “maddi hukuk kuralı” Taraflara ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun şekilde dayanılmayan vakıalara dayanma ve bu vakıalara ilişkin delil sunma hakkını vermez.
Boşanma davasına bakan mahkeme yargılamayı Türk Medeni Kanununun 184 ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. 119. 129. 137. 140/3 ve 187. hükümlerinde yer alan emredici düzenleme sebebiyle ön inceleme sonuç tutanağında yer alan ve taraflarca imzalanarak kabul edilen çekişmeli vakıaları gösteren tutanak esas alınmak suretiyle yürütmek zorundadır. Ön inceleme sonuç tutanağı boşanma davasının yol haritasıdır. Başka yoldan gidilmesi ancak karşı tarafın açık muvafakati ile mümkündür (HMK.md.141/1) Ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde ileri sürülmemiş olan vakıalar, mahkemece kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hakim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz (HMK.md.25/1). O halde, sadece ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde (HMK. md.141) bildirilmiş olan vakıalar boşanma davalarının sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmekledir. Aksinin kabulü: davacının dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dahil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde “boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş: anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir.” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının “genel yargılama usulüne” tabi olduğu belirtilmiştir. Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması özel usuller, Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, tarafların usulüne uygun şekilde dayanmadığı vakıaların ve özellikle tahkikat aşamasında meydana gelen boşanma sebebi oluşturan cinsel sadakatsizlik dahil her türlü vakıanın değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye bir başka deyişle istisnaya yer verilmemiştir.
Ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde (HMK. md. 141) dayanılmayan bir vakıanın, tahkikat aşamasında gerçekleştiğinden bahisle davalıya kusur olarak yüklenmesine, açıklanan “emredici usul kuralları” sebebiyle imkan bulunmamaktadır.
Davacı-karşı davalının açtığı boşanma davası, davalı karşı davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesi ile kabul edilmiştir. Ne var ki mahkemece davalı karşı davacıya kusur olarak isnat edilen sadakatsizlik eylemi dava açılmasından sonra meydana gelmiştir. Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz, ancak yeni bir dava konusu yapılır ve ispat edilirse birleştirilerek görülecek yeni boşanma davasında bu sebeple boşanma kararı verilebilir. Mahkemece davalı-karşı davacıya başka bir kusur da isnat edilmemiştir, gerçekleşen bu duruma göre, davacı-karşı davalının davasının kabulü ve tarafların eşit kusurlu kabul edilerek davalı-karşı davacı kadının tazminat taleplerinin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA. bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere (2.) bentteki bozma sebebinde oyçokluğuyla, diğer yönlerden oybirliğiyle 15.09.2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun ikinci bentteki bozma kararına katılmıyorum. 15.09.2015