Düğünde Takılan Altınlar Mehir Borcuna Sayılır mı? Mehir Senedindeki Altınlar Tekrar İstenebilir mi?

Düğünden önce veya evlenme sırasında düzenlenen mehir senedinde belirli miktarda altın verilmesi kararlaştırılmış, düğünde de kadına aynı miktara yakın ziynet takılmışsa, boşanma sırasında en önemli tartışmalardan biri düğünde takılan bu altınların mehir borcunu ortadan kaldırıp kaldırmadığıdır. Özellikle mehir senedinde 200 gram altın yazılı olduğu ve düğünde de toplam ağırlığı yaklaşık 200 grama ulaşan bilezikler takıldığı durumlarda, mehir borcunun zaten yerine getirildiği ileri sürülebilmektedir. Ancak Yargıtay uygulamasında yalnız miktarların birbirine denk gelmesi, mehir borcunun ödendiğinin kabulü için yeterli görülmemektedir.

Burada öncelikle mehir senedinden doğan borç ile düğün sırasında takılan ziynetlerin hukuki olarak aynı edimi ifade edip etmediğine bakılması gerekir. Düğünde kadına takılan bileziklerin toplam ağırlığının mehir senedinde yazılı gram miktarına ulaşması mümkündür. Buna rağmen bu bilezikler aile büyükleri veya yakınlar tarafından düğün hediyesi olarak takılmışsa, salt ağırlıklarının mehir senedindeki miktarla örtüşmesi nedeniyle mehir borcunun ifa edildiği sonucuna varılamaz. Mehir borcunun sona erdiğinin kabul edilebilmesi için düğünde verilen altınların mehir senedindeki borcun karşılığı olarak verildiğinin de ortaya konulması gerekir.

Bu konuya ilişkin oldukça açık bir örnek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K., 11.10.2023 tarihli kararında görülmektedir. Karara konu olayda taraflar arasında düzenlenen mehir senedinde kadın lehine 200 gram 22 ayar altın taahhüt edilmişti. Kadın, mehir senedindeki altınların kendisine verilmediğini ileri sürerken, erkek düğünde kadına 20’şer gram ağırlığında 10 adet 22 ayar bilezik takıldığını ve bu şekilde senetteki 200 gramlık mehir borcunun yerine getirildiğini savundu.

İlk derece mahkemesi, düğünde takılan bileziklerle mehir senedindeki miktarı ilişkilendirerek mehir alacağı talebini reddetti. Dosya Bölge Adliye Mahkemesine taşındığında ise farklı bir değerlendirme yapıldı. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, düğünde toplam 200 gram ağırlığında bilezik takılmış olmasının tek başına mehir senedindeki borcun ödendiğini göstermediğini kabul etti. Dosyadaki tanık anlatımlarından söz konusu bileziklerin yalnız erkek tarafından değil, erkeğin amcaları da dâhil olmak üzere aile çevresindeki kişiler tarafından düğün hediyesi olarak takıldığı anlaşılıyordu. Bunun yanında mehir senedinden doğan 200 gramlık borcun bu bileziklerle yerine getirildiğini gösteren, senedin hukuki etkisini ortadan kaldırabilecek nitelikte bir delil de sunulamamıştı.

Bölge Adliye Mahkemesi bu nedenle düğünde takılan ziynetlerle mehir senedinden doğan alacağı birbirinden ayırdı ve kadının mehir alacağına ayrıca hükmetti. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onadı.

Bu karar özellikle mehir senedindeki miktarla düğünde takılan altınların miktarının aynı olduğu dosyalar bakımından önemlidir. Somut olayda mehir senedinde 200 gram altın bulunmakta, düğünde takılan 10 bileziğin toplamı da 200 grama ulaşmaktadır. Buna rağmen rakamsal eşitlik mehir borcunun ödendiğinin kabulü için yeterli olmamıştır. Mahkemeler, bileziklerin neden ve hangi sıfatla verildiğini araştırmış; düğün hediyesi olarak verilen ziynetlerle senetten doğan ayrı bir mehir borcunun yalnız miktarları aynı olduğu için özdeşleştirilemeyeceğini kabul etmiştir.

Dolayısıyla mehir senedinde 200 gram altın yazılı olup düğünde de 200 gram altın takılmışsa, sonuca yalnız bu iki rakam karşılaştırılarak gidilemez. Düğündeki altınların olağan düğün ziyneti olup olmadığı, kimler tarafından takıldığı, mehir senedinde borcun ne zaman ve ne şekilde yerine getirileceğinin yazılı olup olmadığı ve düğünde verilen altınların özellikle mehir borcunun karşılığı olarak teslim edildiğini gösteren bir kayıt bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

İçindekiler
  1. Düğün Altınları Mehir Senedindeki Borcun Ödemesi Sayılabilir mi?
  2. Erkek Tarafının Taktığı Bilezikler Mehir Borcunun Ödenmesi Sayılabilir mi?
  3. Hem Mehir Altını Hem Düğün Ziynetleri Ayrı Ayrı İstenebilir mi?
  4. Mehir Senedi Yazılı Değilse Mehir İstenebilir mi?
  5. Mehir Senedindeki Altın Dava Tarihindeki Değerden mi, İcra Tarihindeki Değerden mi İstenir?
  6. Mehir Senedinde “Verilmiştir” Yazması ile “Verilecektir” Yazması Neden Önemlidir?
  7. Erkek “Mehir Altınlarını Zaten Ödedim” Derse Kim İspatlamak Zorunda?
  8. Mehir Borcunun Düğünde Ödendiği Tanıkla İspatlanabilir mi?
  9. Mehir Senedindeki Altının Bir Kısmı Verilmişse Ne Olur?
  10. Mehir Senedinde “Altınları Aldım” Yazıyorsa İspat Yükü Değişir mi?
  11. Mehir Ne Zaman İstenebilir Hâle Gelir?
  12. Boşanma Davası Açılmışsa Mehir İcraya Konulabilir mi?
  13. Mehir Senediyle Doğrudan İcra Takibi Başlatılabilir mi?
  14. Mehir Senedinde Gram Altın Yazıyorsa İcrada Altının Kendisi mi, TL Karşılığı mı İstenir?
  15. Noterde Düzenlenen Mehir Senedi Doğrudan İlamlı İcraya Konulabilir mi?
  16. Kayınpeder Mehir Senedini İmzalamışsa Ondan da Mehir İstenebilir mi?
  17. Mehir Senedi Zamanaşımına Uğrar mı?
  18. Mehir Senedi Nasıl Düzenlenirse Sonradan Tahsili Rahat Olur?
  19. Mehir Senedi Düğünde veya Nikâhta mı Düzenlenmelidir? Tanıkların İmzası Gerekir mi?
  20. Mehir Senedi Hakkında Sık Sorulan Sorular
  21. Kaynakça – Yargıtay Kararları

Düğün Altınları Mehir Senedindeki Borcun Ödemesi Sayılabilir mi?

Düğünde takılan altınların hiçbir durumda mehir borcunun ödemesi sayılamayacağı şeklinde bir kural da yoktur. Taraflar mehir senedindeki altınların düğünde verileceğini kararlaştırmış olabilir veya düğünde verilen belirli ziynetlerin senetteki borcun yerine getirilmesi amacıyla teslim edildiği ispatlanabilir. Böyle bir durumda aynı mehir borcunun sonradan ikinci kez talep edilmesi mümkün değildir. Sorun, altının düğünde verilmiş olmasından değil, hangi borcun karşılığı olarak verildiğinin belirlenmesinden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle bir dosyada düğün videosunun veya fotoğraflarının incelenmesi, yalnız kadına kaç bilezik takıldığını belirlemek bakımından yeterli olmayabilir. Görüntüler altınların takıldığını gösterebilir; fakat her durumda bu altınların mehir borcunun ifası amacıyla verildiğini göstermez. Özellikle ziynetlerin farklı aile bireyleri tarafından düğün hediyesi olarak takıldığı durumlarda, bunların erkeğin mehir senedinden doğan kişisel borcunun ifası olduğunun ayrıca ortaya konulması gerekir.

Aynı yaklaşım Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/21864 E., 2018/9144 K., 26.09.2018 tarihli kararında da görülmektedir. Bu dosyada mehir senedinde boşanma hâlinde kadına 150 gram altın ödeneceği açıkça kararlaştırılmıştır. İlk derece mahkemesi, düğünde takılan altınları dikkate alarak mehir senedindeki 150 gramın ayrıca ödenecek bir borç olmadığı sonucuna varmıştır. Yargıtay ise senette boşanma hâlinde 150 gram altının ayrıca ödenmesinin açık biçimde taahhüt edildiğini dikkate alarak bu yaklaşımı doğru bulmamıştır.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, mehir senedinin içeriğinin belirleyici olduğu görülmektedir. Senette boşanma veya ayrılık hâlinde ayrıca verilmesi kararlaştırılan bir altın borcu varsa, düğünde ziynet takılmış olması bu borcu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Buna karşılık düğünde verilen altınların senetteki mehir borcunun ifası olduğu usulüne uygun şekilde ortaya konulursa, aynı değer ikinci defa mehir adı altında tahsil edilemez.

Erkek Tarafının Taktığı Bilezikler Mehir Borcunun Ödenmesi Sayılabilir mi?

Erkek tarafının düğünde taktığı bileziklerin mehir borcuna sayılması hukuken mümkündür; ancak bileziklerin erkek tarafınca takılmış olması tek başına bunun için yeterli değildir. Belirleyici olan, söz konusu bileziklerin düğün hediyesi olarak mı verildiği, yoksa mehir senedindeki borcun yerine getirilmesi amacıyla mı teslim edildiğidir.

Bu ayrım özellikle önemlidir; çünkü borcun mutlaka borçlu tarafından şahsen yerine getirilmesi gerekmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 83. maddesine göre, borcun bizzat borçlu tarafından ifasında alacaklının özel bir menfaati bulunmadıkça borçlu borcunu şahsen ifa etmek zorunda değildir. Dolayısıyla mehir borcunun niteliği buna elveriyorsa, erkeğin babası, annesi veya başka bir yakını tarafından verilen altınların da erkek adına mehir borcunun ifası amacıyla verilmesi mümkündür. Ancak bunun için altını takan kişinin erkek tarafında bulunması değil, yapılan kazandırmanın hangi borcu sona erdirmek amacıyla gerçekleştirildiği önem taşır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K., 11.10.2023 tarihli kararı bu ayrımı çok açık biçimde göstermektedir. Dosyada mehir senedinde 200 gram 22 ayar altın bulunmakta, düğünde de toplam 200 grama karşılık gelen 10 bilezik takılmıştır. Erkek, bu bileziklerin mehir senedindeki borcu yerine getirmek amacıyla takıldığını ileri sürmüştür. Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesi, tanık anlatımlarından 10 bileziğin erkeğin amcalarının da içinde bulunduğu geniş aile tarafından düğün vesilesiyle hediye olarak takıldığını belirlemiş; erkeğin mehir senedindeki 200 gramlık borcu bu bileziklerle ödediğini senet kuvvetindeki yazılı delille kanıtlayamadığını kabul etmiştir. Mehir senedindeki 200 gram altına ayrıca hükmedilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bu kararın sonucu, “erkek tarafının taktığı altın hiçbir zaman mehir sayılmaz” değildir. Karardan çıkan asıl sonuç, erkek tarafının taktığı düğün hediyesi ile erkek adına yapılan mehir ödemesinin birbirinden ayrılması gerektiğidir. Örneğin mehir senedinde 200 gram altının düğünde 10 adet 20 gramlık bilezik olarak verileceği açıkça kararlaştırılmış ve düğünde bu bilezikler bu taahhüdün yerine getirilmesi amacıyla teslim edilmişse, aynı 200 gramlık mehir borcunun daha sonra yeniden istenmesi mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde kadının mehir borcunun bu bileziklerle ödendiğini açıkça kabul ettiği veya bunu gösteren yazılı bir teslim ya da ibra kaydı bulunduğu durumda da değerlendirme farklı olacaktır. Buna karşılık mehir senedinde ayrı bir borç bulunurken aile fertlerinin gelenek gereği taktıkları bileziklerin toplamının tesadüfen aynı gramaja ulaşması, senetteki borcu kendiliğinden sona erdirmez.

Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/21864 E., 2018/9144 K., 26.09.2018 tarihli kararında da mehir senedinde boşanma hâlinde 150 gram altının ayrıca ödenmesi açıkça taahhüt edilmiş olmasına rağmen yerel mahkeme, yöresel uygulamadan ve düğünde takılmış altınlardan hareketle senetteki 150 gramın da bunların içinde olduğunu kabul etmiştir. Yargıtay ise senette boşanma hâlinde 150 gram altın ödeme taahhüdünün açık olduğunu belirterek bu borca ayrıca hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu karar da düğünde erkek tarafınca altın takılmasının, senetteki ayrı mehir borcunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir.

İspat bakımından da önemli bir sonuç vardır. Mehir borcu yazılı bir senetle sabitse ve erkek bu borcun düğünde takılan bileziklerle ödendiğini ileri sürüyorsa, ödemenin gerçekleştiğini ispat yükü kural olarak borçluya düşer. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2010/13554 E., 2011/6261 K., 11.05.2011 tarihli kararında erkek, mehir senedindeki 800 gram altının düğünde takıldığını savunmuş; Yargıtay, kadın alacağını senetle ortaya koyduğundan senetten doğan borcun ifa edildiğini ispat yükünün davalı borçluda olduğunu açıkça kabul etmiştir.

Üstelik yazılı mehir senedindeki borcu sona erdirecek bir ödeme iddiasında delilin niteliği de önemlidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2013/1347 E., 2013/12385 K., 16.09.2013 tarihli kararında, mehir senedindeki 200 gram altının teslim edildiğini ileri süren borçlunun bu savunmasının HMK m. 201 kapsamında olduğu; senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak ödeme iddiasının kural olarak tanıkla değil, senetle aynı güçte bir belgeyle kanıtlanması gerektiği belirtilmiştir.

Bu nedenle erkeğin veya erkek ailesinin düğünde bilezik takmış olması tek başına mehir borcunun ödendiği anlamına gelmez. Ancak bu bileziklerin mehir senedindeki borcun karşılığı olarak verildiği hukuken ortaya konulabiliyorsa mehir borcuna mahsup edilir ve aynı miktar ikinci kez talep edilemez. Buna karşılık bileziklerin erkek ailesi tarafından olağan düğün hediyesi olarak takıldığı anlaşılıyorsa, yalnız “bizim taraf taktı” denilerek bunların mehir borcuna sayılması mümkün değildir.

Hem Mehir Altını Hem Düğün Ziynetleri Ayrı Ayrı İstenebilir mi?

Mehir alacağı ile düğün ziynetlerinden doğan alacağın ayrı hukuki sebeplere dayanması mümkündür. Mehir senedinde gelecekte veya belirli bir şartın gerçekleşmesi hâlinde verilmesi kararlaştırılan altın, senetten kaynaklanan bir borçtur. Düğünde kadına takılan bilezik, çeyrek altın, Cumhuriyet altını veya diğer ziynetler ise somut olayın özelliklerine göre bundan ayrı bir malvarlığı değeri oluşturabilir.

Bu nedenle kadının mehir senedindeki altınları istemesi, düğünde kendisine ait olduğu kabul edilen ziynetleri ayrıca talep etmesine tek başına engel değildir. Ancak aynı altının iki farklı isim altında iki defa tahsil edilmesine de izin verilmez. Düğünde verilen belirli 200 gram altının mehir senedindeki 200 gramlık borcun ifası olduğu ispatlanmışsa, bu değer hem düğün ziyneti hem de ödenmemiş mehir olarak iki kez hüküm altına alınamaz. Buna karşılık düğünde takılan ziynetlerin düğün hediyesi olduğu ve mehir senedindeki 200 gramın bundan bağımsız bir borç olarak kararlaştırıldığı anlaşılıyorsa, iki talebin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K. sayılı kararının uygulamadaki asıl önemi de buradadır. Kararda 200 gramlık mehir borcu ile toplam 200 grama ulaşan düğün bilezikleri yalnız miktarları aynı olduğu için tek bir alacak kabul edilmemiş; düğün ziynetlerinin hangi amaçla verildiği ve mehir borcunun gerçekten yerine getirilip getirilmediği ayrıca incelenmiştir.

Bir başka ifadeyle, böyle bir uyuşmazlıkta belirleyici olan yalnız düğünde kaç gram altın bulunduğu değildir. Mehir senedinin içeriği, altınların kim tarafından ve hangi amaçla verildiği, senetteki borcun ödeme zamanı ve borcun yerine getirildiğine ilişkin deliller birlikte değerlendirilmeden mehir borcunun ödendiği sonucuna varılması doğru olmayacaktır.

Mehir Senedi Yazılı Değilse Mehir İstenebilir mi?

Mehir konusunda uyuşmazlık yalnız düğünde takılan altınların mehir borcunu karşılayıp karşılamadığı noktasında çıkmaz. Tarafların veya ailelerin evlilikten önce mehir üzerinde anlaştığı, ancak bu anlaşmanın herhangi bir belgeye bağlanmadığı durumlarla da sık karşılaşılır. Düğünden önce “boşanma olursa 200 gram altın verilecek”, “on bilezik mehir olacak” ya da “evlilik sona ererse şu kadar altın ödenecek” şeklinde bir konuşma yapılmış olabilir. Böyle bir sözün aile içinde verilmiş ve birçok kişi tarafından duyulmuş olması, gelecekte ödenmesi kararlaştırılan mehir bakımından tek başına yeterli değildir.

Yargıtay, evlilik sırasında hemen teslim edilmeyip boşanma, ölüm veya başka bir tarihe bırakılan mehri müecceli, ileriye yönelik bir bağışlama sözü olarak değerlendirmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 288. maddesi ise bağışlama sözü vermenin geçerliliğini yazılı şekle bağlamıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2009/4577 E., 2009/6090 K., 27.05.2009 tarihli kararında da mehri müeccelin evliliğin boşanma veya ölümle sona ermesine kadar ertelenen bir bağışlama vaadi olduğu ve bu vaadin geçerliliği için yazılı şeklin gerektiği belirtilmiştir. Aynı hukuki nitelendirme Yargıtay’ın sonraki kararlarında da sürdürülmüştür.

Bunun sonucu özellikle sözlü mehir anlaşmaları bakımından önemlidir. Erkek evlenmeden önce eşine boşanma hâlinde 200 gram altın vereceğini sözlü olarak söylemiş, fakat bu taahhüt yazılı hâle getirilmemiş ve altın da teslim edilmemişse, ortada yalnız ispatı güç bir alacak değil, şekil şartını taşımayan bir bağışlama sözü bulunmaktadır. Bu nedenle böyle bir taahhüdün yapıldığını düğünde bulunan kişilerin doğrulaması, kural olarak yazılı şekil eksikliğini ortadan kaldırmaz. Sorun tanıkların söylenen sözü hatırlayıp hatırlamadığından önce, kanunun geleceğe yönelik bu borçlandırıcı işlemin kurulması için aradığı şeklin yerine getirilip getirilmediğidir. TBK m. 288 bağışlama sözünü açıkça yazılı şekle bağlamaktadır.

Bu noktada, “mehir senedi yoksa hiçbir mehir hakkı yoktur” şeklinde daha geniş bir sonuca gitmek de doğru olmaz. Yazılı şekil meselesi özellikle henüz yerine getirilmemiş ve gelecekte yerine getirileceği vaat edilmiş mehir bakımından önem taşır. Sözlü olarak kararlaştırılan altın daha sonra gerçekten kadına teslim edilmişse artık yalnız yerine getirilmemiş bir bağışlama sözünden söz edilmez. TBK m. 288, şekle uyulmaması nedeniyle geçersiz olan bağışlama sözünün bağışlayan tarafından yerine getirilmesi hâlinde elden bağışlama hükümlerinin uygulanacağını ayrıca düzenlemektedir. Bu nedenle hiç verilmeyen 200 gram altının yıllar sonra sözlü bir mehir vaadine dayanılarak istenmesi ile, mehir olarak kararlaştırıldıktan sonra gerçekten teslim edilmiş altının hukuki durumu birbirinden farklıdır.

Yazılı şekil bakımından ayrıca noter senedi aranması da kural değildir. Mehir konusu para, altın veya başka bir taşınır ise, bağışlama sözü verme bakımından TBK m. 288’in aradığı temel şart yazılı şekildir. Dolayısıyla tarafların kendi aralarında düzenledikleri ve borç altına giren kişinin imzasını taşıyan adi yazılı bir mehir senedi, sırf noter tarafından düzenlenmediği için geçersiz hâle gelmez. Noter senedinin gerekli olup olmadığı ve belgenin icra bakımından sağlayacağı sonuç ise bundan farklı bir meseledir; bunu mehir senedinin icraya konulmasına ilişkin bölümde ayrıca değerlendirmek gerekir.

Mehir Senedindeki Altın Dava Tarihindeki Değerden mi, İcra Tarihindeki Değerden mi İstenir?

Mehir senedinde “200 gram 22 ayar altın” gibi belirli miktarda altın taahhüt edilmişse, dava açılırken doğrudan bu altınların Türk Lirası karşılığının istenmesi ile altının aynen iadesinin istenmesi aynı sonucu doğurmaz. Özellikle davanın birkaç yıl sürmesi ve bu sırada altın fiyatının yükselmesi hâlinde, talebin nasıl kurulduğu ciddi önem kazanır.

Davacı mehir senedindeki 200 gram altının dava tarihindeki Türk Lirası karşılığını talep etmişse, dava konusu artık belirlenen bu para alacağı üzerinden yürür. Mahkeme de taleple bağlı olduğundan, sonradan altın fiyatının yükselmiş olması tek başına hükmedilecek ana paranın güncel altın fiyatına çıkarılması sonucunu doğurmaz. Para alacağına şartları varsa faiz yürütülmesi ayrı bir meseledir. Bu nedenle yalnız dava tarihindeki bedelin istenmesi, uzun süren bir davada altının değer artışının tamamının alacağa yansımaması sonucunu doğurabilir.

Mehir senedinde belirli miktarda altın yazıyorsa farklı bir yol, “200 gram 22 ayar altının aynen iadesi” şeklinde talepte bulunmaktır. Mahkeme de altının aynen iadesine karar verirse hükmedilen şey belirli bir TL miktarı değil, senette yazılı miktar ve nitelikteki altındır. Örneğin 200 gram 22 ayar altına hükmedilmişse, dava sırasında altının gram fiyatının 3.000 TL veya karar tarihinde 6.000 TL olması aynen iade borcunun miktarını değiştirmez; borç hâlen 200 gram 22 ayar altındır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/11458 E., 2023/2847 K. sayılı kararında bu ayrım özellikle önemsenmiştir. Davacı ziynetlerin aynen iadesini, bu mümkün olmadığı takdirde ödeme günündeki bedelini istemiştir. Yargıtay, aynen iadeye karar verildiği takdirde aynen iadenin gerçekleştirilememesi hâlinde zaten İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesinin uygulanacağını belirterek mahkemenin dava tarihindeki bedele ayrıca hükmetmesini doğru bulmamıştır. Daireye göre somut talep karşısında ziynetlerin aynen iadesine karar verilmesiyle yetinilmesi gerekir.

Aynen İade Kararı Verilirse Altının Bedeli Hangi Tarihe Göre Hesaplanır?

Burada “kesinleşme tarihindeki altın kuru” veya doğrudan “ödeme tarihindeki altın kuru” şeklinde genel bir kural söylemek teknik olarak doğru değildir. Aynen iadeye ilişkin ilamın icrasında İİK m. 24 uygulanır. Borçlu hükmedilen taşınırı veya mislini teslim edebiliyorsa öncelikle aynen teslim yapılır. Aynen teslim gerçekleştirilemiyorsa iş, taşınırın parasal değerinin tahsiline dönüşür. İİK m. 24’e göre taşınırın değeri hüküm fıkrasında bedel olarak belirlenmemiş veya değer konusunda uyuşmazlık bulunuyorsa, icra müdürü değeri haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirler. Kanun, değer tespitinde borsa veya ticaret odalarından, gerektiğinde bilirkişiden yararlanılmasını öngörmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1678 E., 2021/757 K., 15.06.2021 tarihli kararı da bu noktayı ayrıntılı biçimde açıklamaktadır. Hukuk Genel Kurulu, yalnız aynen teslim hükmünün bulunduğu ve malın alternatif TL bedelinin hüküm fıkrasında belirlenmediği durumda, mal bulunamaz ve taraflar değer konusunda anlaşamazsa İİK m. 24 uyarınca icra müdürünün haciz tarihindeki rayici esas alacağını belirtmiştir. Dava sırasında harca esas olmak üzere gösterilmiş bir değer, tek başına İİK m. 24 anlamında hükmedilmiş alternatif bedel sayılmaz.

Bu nedenle örneğin 2026 yılında açılan bir mehir davasında 200 gram altının dava tarihindeki değeri 1.500.000 TL olarak belirlenmiş olsun. Dava birkaç yıl sürmüş ve sonuçta mahkeme yalnızca “200 gram 22 ayar altının aynen iadesine” karar vermişse, sırf dava dosyasında 1.500.000 TL değer gösterildiği için icra aşamasında borcun mutlaka bu rakamla sınırlı olduğu söylenemez. Aynen teslim gerçekleştirilemez ve ilamda ayrıca alternatif bir TL bedeline hükmedilmemişse, İİK m. 24’teki değer tespiti devreye girer. Hukuk Genel Kurulunun kararında da harca esas gösterilen değer ile hüküm altına alınmış bedel birbirinden açıkça ayrılmıştır.

Mahkeme “Aynen İade, Olmazsa 1.500.000 TL” Diye Karar Verirse Ne Olur?

Sonuç burada değişir. Mahkeme hüküm fıkrasında belirli bir alternatif bedeli açıkça hüküm altına almışsa, örneğin “200 gram 22 ayar altının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde 1.500.000 TL’nin tahsiline” karar vermişse, İİK m. 24 bakımından artık ilamda yazılı bir bedel bulunmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun açıklamasına göre taşınır bulunamazsa hüküm fıkrasında alternatif olarak belirlenmiş bu değer esas alınır.

Bu sebeple dava dilekçesinde doğrudan dava tarihindeki TL bedelinin alternatif talep olarak sabitlenmesi ile yalnız altının aynen iadesinin istenmesi arasında önemli bir fark vardır. Özellikle altın gibi değeri dava süresince ciddi biçimde değişebilen bir mal bakımından, dava tarihindeki bedeli sabitleyen bir talep uzun süren yargılamalarda alacaklının aleyhine sonuç doğurabilir.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/11458 E., 2023/2847 K. sayılı güncel kararında, davacının “aynen iade, olmazsa ödeme günündeki bedel” talebi karşısında mahkemenin dava tarihindeki parasal bedeli hüküm altına alması doğru bulunmamış; aynen iadeye hükmedilmesi ve bunun gerçekleştirilememesi hâlinde infazın İİK m. 24 çerçevesinde yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

Dolayısıyla mehir senedinde 200 gram altın yazılıysa, “hangi tarihteki kurdan hesaplanacak?” sorusundan önce dava talebinin nasıl kurulduğuna bakmak gerekir. Dava yalnız dava tarihindeki TL bedeli üzerinden açılmışsa o parasal talep esas alınır. Altının aynen iadesine karar verilmiş ve ilamda aynen iadenin alternatifi olarak belirli bir TL bedeli hüküm altına alınmamışsa, aynen teslim mümkün olmadığında İİK m. 24 gereğince icra aşamasındaki değer tespiti gündeme gelir ve kanunun öngördüğü ölçüt haciz tarihindeki rayiçtir. Bu nedenle teknik olarak “kesinleşme tarihindeki altın kuru” demek de “her hâlükârda fiilî ödeme tarihindeki kur” demek de doğru değildir.

Mehir gibi gram altın üzerinden kurulmuş borçlarda bu ayrım dava dilekçesi hazırlanırken özellikle önemlidir. Çünkü bir tarafta dava tarihinde TL’ye çevrilerek sabitlenmiş bir alacak, diğer tarafta ise belirli miktar ve ayardaki altının aynen teslimine ilişkin bir borç bulunmaktadır. Altın fiyatının dava süresince yükselmesi hâlinde bu iki talep biçiminin ekonomik sonucu birbirinden oldukça farklı olabilir.

Mehir Senedinde Ev veya Arsa Yazıyorsa Tapu İptal ve Tescil Davası Açılabilir mi?

Mehir senedinde altının yanında bir ev, arsa veya başka bir taşınmazın da kadına verileceği yazılmış olabilir. Ancak altın için düzenlenen adi yazılı mehir senedi ile tapulu bir taşınmazın devrini içeren mehir taahhüdünün geçerlilik şartı aynı değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 288. maddesi taşınmaz bağışlama sözünün resmî şekilde yapılmasını arıyor. Türk Medeni Kanunu’nun 706. maddesi de taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler bakımından resmî şekli zorunlu tutuyor. Bu nedenle eşlerin veya ailelerin kendi aralarında hazırlayıp imzaladıkları bir kâğıda “şu ev mehir olarak verilecek” yazılması, tek başına o evin tapusunun kadın adına geçirilmesini istemeye yeterli değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004/13-292 E., 2004/275 K., 12.05.2004 tarihli kararına konu olayda, 1984 yılında düzenlenen mehir senedine bazı ev ve ziynet eşyalarının yanında 500 metrekarelik bir tarla ile 15 metrekarelik bir göz oda da yazılmıştır. Koca bu taşınmazları devretmeden ölmüş, kadın da mehir senedine dayanarak malların aynen verilmesini, bu mümkün olmazsa bedellerinin ödenmesini istemiştir. Uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulunun önüne geldiğinde özellikle tapulu taşınmaz üzerindeki 15 metrekarelik oda üzerinde yoğunlaşılmıştır. Kurul, taşınmazın devrine ilişkin taahhüdün adi yazılı mehir senediyle yapılmış olması nedeniyle geçersiz olduğuna ve kadının bu belgeye dayanarak mülkiyetin kendi adına geçirilmesini isteyemeyeceğine karar vermiştir.

Kararın daha önemli tarafı ise tazminat talebine ilişkindir. Yerel mahkeme, tapu devrinin mümkün olmadığını kabul etmiş fakat odanın bilirkişi tarafından belirlenen bedelinin kadına ödenmesine karar vermiştir. Hukuk Genel Kurulu bunu da doğru bulmayıp resmî şekle uyulmadığı için geçersiz olan taşınmaz bağışlama vaadinin hak ve borç doğurmayacağını, bu nedenle yalnız taşınmazın devrinin değil, “taşınmazı vermedin, o hâlde değerini öde” şeklindeki talebin de sırf bu geçersiz taahhüde dayanılarak ileri sürülemeyeceğini kabul etmiştir.

Bu nedenle adi yazılı bir mehir senedinde yalnızca “eşime şu ev verilecektir” yazıyorsa, resmî şekil yerine getirilmemişse bu belgeye dayanarak tapu iptal ve tescil davası kazanılamayacağı gibi, evin rayiç değeri de otomatik olarak tazminat adı altında istenemez.

Ancak mehir senedinde taşınmazın devredilmemesi hâli için ayrıca ve açıkça belirli bir para ödeme borcu yazılmışsa durum değişebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/1270 E., 2018/11727 K., 19.11.2018 tarihli kararında tam olarak böyle bir senet dava konusu edilmiştir.Taraflar 1992 yılında düzenledikleri belgede bir taşınmazın kadına devredileceğini, tapuda devir yapılmazsa ayrıca 20.000.000 TL “teminat tazminatı” ödeneceğini yazmışlardır. İlk derece mahkemesi taşınmaz vaadi resmî şekilde yapılmadığı için senedin bu bölümünü ve buna bağlı para talebini reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise taşınmazın bağışlanmasına ilişkin vaadin şekil nedeniyle geçersiz olduğunu kabul etmekle birlikte, senette ayrıca üstlenilen 20.000.000 TL’lik para ödeme taahhüdünü geçerli sayıp bu bedel yönünden inceleme yapılması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Bu iki karar arasındaki fark önemlidir. Mehir senedinde sadece “bu ev verilecek” yazıyorsa, ev devredilmediğinde mahkemenin kendiliğinden evin değerini tazminata çevirmesi mümkün değildir. Buna karşılık senette daha baştan “bu taşınmaz devredilecek, devredilmezse şu kadar para ödenecek” şeklinde ayrıca kurulmuş bir para ödeme taahhüdü varsa, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2018 tarihli kararına göre bu para borcu ayrıca ileri sürülebilir.

Dolayısıyla mehir senedinde ev veya arsa bulunan bir dosyada yalnız taşınmazın yazılı olup olmadığına değil, belgenin nasıl düzenlendiğine bakmak gerekir. Resmî şekilde yapılmış geçerli bir taşınmaz bağışlama sözü varsa taşınmazın devri talep edilebilir. Yalnız adi yazılı mehir senedi varsa tapu iptal ve tescil talebi şekil engeliyle karşılaşır. Senette taşınmazın verilmemesi hâlinde ayrıca ödenecek belirli bir para açıkça yazılmışsa, o para taahhüdü de ayrıca değerlendirilir.

Mehir Senedinde Hac veya Umre Yazıyorsa Boşandıktan Sonra Bedeli İstenebilir mi?

Hac ve umreyi ev veya arsayla aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir. Burada tapulu bir taşınmazın devri söz konusu olmadığı için taşınmazlara özgü resmî şekil şartı uygulanmaz. Bununla birlikte mehir senedinde “hacca götürülecek” yazması ile “hac masrafları karşılanacaktır” yazması da aynı hukuki içeriğe sahip değildir.

Senette “hac masrafları karşılanacaktır”, “umre masrafları ödenecektir” veya belirli bir hac/umre bedelinin verileceği yazıyorsa, ortada ekonomik değeri bulunan ve para ile belirlenebilir bir edim vardır. Gelecekte yerine getirilecek bu tür bir mehir taahhüdü, Yargıtay’ın mehir konusundaki genel yaklaşımı uyarınca bağışlama sözü verme hükümleri içerisinde değerlendirilir. TBK m. 288 bakımından taşınmaz dışındaki bağışlama sözlerinde yazılı şekil yeterlidir. Bu nedenle borçlu tarafından imzalanmış ve neyin üstlenildiği yeterince belirli olan bir mehir senedindeki hac veya umre masrafı taahhüdünün, sırf konusu hac veya umre olduğu için geçersiz olduğunu söylemek doğru olmaz.

Böyle bir senette taahhüt yerine getirilmeden taraflar boşanmışsa, açılacak davayı da doğrudan “tazminat davası” diye nitelendirmek yerine öncelikle mehir senedinden doğan ifa veya alacak davası olarak kurmak daha doğru olur. Çünkü kadın burada uğradığı başka bir zararın karşılanmasını değil, senette kendisine vaat edilen ekonomik edimin yerine getirilmesini istemektedir. Senette “umre masrafları karşılanacaktır” yazıyorsa tartışılan alacak da esasen vaat edilmiş masrafın ödenmesidir.

Buna karşılık senette yalnız “eşimi hacca götüreceğim” veya “umreye götürülecektir” şeklinde bir ifade varsa konu biraz daha dikkatli ele alınmalıdır. Burada doğrudan belirli bir para borcu değil, bir yapma edimi yazılmıştır. Seyahatin kimin masraflarını kapsadığı, ulaşım ve konaklamanın niteliği, hangi tarihte yerine getirileceği ve borcun parasal karşılığının nasıl belirleneceği senetten açıkça anlaşılmıyorsa, mahkemenin önce taahhüdün kapsamını belirlemesi gerekir.

Mehir senedindeki geçerli bir borcun hiç yerine getirilmemesi hâlinde genel olarak TBK m. 112’deki ifa etmeme hükümleri de gündeme gelebilir. Ancak mehir taahhüdünün Yargıtay tarafından bağışlama sözü olarak değerlendirilmesi nedeniyle, senetteki asıl edimin talep edilmesi ile bunun dışında ayrıca uğranıldığı ileri sürülen zararın “tazminat” olarak istenmesi birbirinden ayrılmalıdır. TBK m. 294, bağışlayanın bağışlamadan doğan zarara ilişkin sorumluluğunu ağır kusur şartına bağlamaktadır.

Mehir Senedinde “Verilmiştir” Yazması ile “Verilecektir” Yazması Neden Önemlidir?

Bir mehir senedinin geçerli olarak yazılı şekilde düzenlenmiş olması, uyuşmazlığın sona erdiği anlamına gelmez. Bundan sonraki aşamada senedin neyi belgelediğine bakmak gerekir. Uygulamada bazı mehir belgeleri yalnız ileride yerine getirilecek bir borcu gösterirken, bazı belgelerde altının daha önce verildiğini düşündüren ifadeler kullanılmaktadır. Bu nedenle senetteki “verilecektir”, “verilmiştir”, “teslim edilmiştir”, “teslim aldım” veya “mehri muaccel” gibi ibareler özellikle ödeme konusunda önem kazanır.

Örneğin boşanma hâlinde 200 gram altın “verileceğinin” yazılması, henüz yerine getirilmemiş ve ileride ifa edilmesi kararlaştırılmış bir borca işaret eder. Buna karşılık kadının imzasının bulunduğu bir belgede 200 gram altını “teslim aldığı” açıkça yazılıysa, belge yalnız borcun kaynağı bakımından değil, teslimin gerçekleştiği iddiası bakımından da sonuç doğurabilir. Bu durumda altınların gerçekte teslim edilmediğini ileri süren tarafın belgedeki teslim kaydının aksini nasıl ispatlayacağı ayrıca tartışılır.

Bununla birlikte senette kullanılan her geleneksel ifade, altının teslim edildiği anlamına gelmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K., 27.09.2023 tarihli kararında bu ayrım açık biçimde görülmektedir. Dosyadaki mehir belgesinde “mehri muaccel” ifadesinin bulunmasına dayanılarak altınların kadına teslim edilmiş olduğu kabul edilmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi belgenin içeriğinde altınların gerçekten teslim edildiğine ilişkin bir kayıt bulunmadığını ve kadının da senedi teslim alan sıfatıyla imzalamadığını dikkate almıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu değerlendirmeyi onamıştır. Karar, mehir senedinde kullanılan “muaccel” ibaresinin tek başına fiilî teslim anlamına getirilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bu ayrım, düğünde takılan altınlarla ilgili ilk bölümde ele aldığımız soruna da doğrudan etki eder. Senette “boşanma hâlinde 200 gram altın verilecektir” denilmişse, düğünde 200 gram ziynet takılmış olması ile senette “200 gram mehir teslim edilmiştir” şeklinde bir kayıt bulunması aynı hukuki tabloyu ortaya çıkarmaz. İlk durumda düğündeki ziynetlerin ayrıca mehir borcunun ifası olduğunun ortaya konulması gerekirken, ikinci durumda senedin teslimi de belgeleyip belgelemediği ve varsa teslim kaydının aksinin ispat edilip edilemeyeceği önem kazanır.

Bu nedenle mehir uyuşmazlığında yalnız senedin bulunup bulunmadığına veya senette kaç gram altın yazdığına bakılması yeterli değildir. Önce geleceğe yönelik taahhüdün geçerli şekilde kurulup kurulmadığı, ardından belgenin yalnız borç doğuran bir vaat mi içerdiği yoksa altının daha önce teslim edildiğine ilişkin bir kayıt da taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir. Ödeme ve ispat yükü de ancak bu tespitten sonra doğru şekilde değerlendirilebilir.

Erkek “Mehir Altınlarını Zaten Ödedim” Derse Kim İspatlamak Zorunda?

Mehir senedi mevcutsa ve senette belirli miktarda altın verilmesi taahhüt edilmişse, uyuşmazlığın önemli kısmı çoğu zaman borcun kurulup kurulmadığından çok, sonradan yerine getirilip getirilmediği üzerinde çıkar. Erkek, senetteki imzasını ve mehir borcunu kabul etmekle birlikte altınların düğünde veya evlilik sırasında kadına verildiğini ileri sürebilir. Böyle bir durumda kural olarak, senetten doğan borcun sonradan ifa edildiğini ileri süren tarafın bu ödemeyi ispatlaması gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2010/13554 E., 2011/6261 K., 11.05.2011 tarihli kararında taraflar arasında düzenlenen mehir senediyle kadına 800 gram altın verilmesi taahhüt edilmiş, erkek ise bu altınların düğünde takıldığını savunmuştur. Yargıtay, kadın mehir alacağının varlığını yazılı senetle ortaya koyduğuna göre, senetteki borcun ödendiği iddiasının davalı tarafından ispatlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu nedenle mehir senedinin varlığı karşısında yalnız düğünde altın takıldığının söylenmesi, senetten doğan borcun sona erdiğinin kabulü için yeterli görülmemiştir.
Bu yaklaşım daha yeni tarihli Yargıtay kararlarında da görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9641 E., 2023/4236 K., 27.09.2023 tarihli kararına konu olayda mehir senedinde 750 gram altın yer almakta, ancak senedin içeriğinde bu altınların kadına teslim edildiğine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamaktayken Erkek senetteki imzayı inkâr etmemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, böyle bir durumda mehir senedinden doğan edimin yerine getirildiğini ispat yükünün erkek üzerinde olduğunu, bu ödemenin senet kuvvetinde bir belge veya yemin gibi kesin delillerle ortaya konulması gerektiğini kabul etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de bu değerlendirmeyi yerinde bulmuştur.

Bu nedenle mehir senedi bulunan bir dosyada ispat yükünü belirlerken önce belgenin içeriğine bakılmalıdır. Senet yalnız “200 gram altın verilecektir” şeklinde bir borç içeriyor ve teslim konusunda herhangi bir kayıt taşımıyorsa, kadının ayrıca bu altının kendisine verilmediğini ispat etmesi beklenmez. Senetteki borcun sonradan ödendiğini ileri süren taraf, ifayı ortaya koymak durumundadır. Buna karşılık belgede kadının altını teslim aldığına ilişkin açık bir beyan bulunması hâlinde uyuşmazlık farklılaşır; bu kez imzalı belgedeki teslim kaydının aksinin ispatı gündeme gelir.

Mehir Borcunun Düğünde Ödendiği Tanıkla İspatlanabilir mi?

Mehir senediyle yazılı hâle getirilmiş bir borcun daha sonra ödendiği ileri sürüldüğünde, yalnız ispat yükünün kimde olduğu değil, ödemenin hangi delille ispatlanabileceği de önem taşır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201. maddesi, senede bağlanmış bir iddiaya karşı senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikteki hukuki işlemlerin kural olarak tanıkla ispatlanamayacağını düzenlemektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2013/1347 E., 2013/12385 K., 16.09.2013 tarihli kararında bu kural doğrudan mehir alacağı bakımından uygulanmıştır. Mehir senedinde kadına 200 gram 22 ayar altın verilmesi taahhüt edilmiş, erkek ise bu altının kadına teslim edildiğini savunmuştur. Yargıtay, senede bağlanan borcun ödendiği yönündeki savunmanın senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu belirterek HMK m. 201 çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmiştir.
Bu karar nedeniyle düğünde altın takıldığını gören kişilerin bulunması ile mehir senedindeki borcun ödendiğinin hukuken ispatlanması aynı mesele değildir. Tanıklar düğünde kadına on bilezik takıldığını söyleyebilir, düğün videosu da bu bileziklerin gerçekten takıldığını gösterebilir. Fakat mehir senedinde ayrıca 200 gram altın taahhüt edilmişse, esas uyuşmazlık bu bileziklerin varlığından çok, bunların senetteki 200 gramlık borcun karşılığı olarak verilip verilmediğidir. Yazılı senetten doğan borcu sona erdiren bir ödeme iddiasında HMK m. 201’in getirdiği ispat sınırlaması bu noktada önem kazanır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K., 27.09.2023 tarihli kararı da aynı çizgiyi devam ettirmektedir. Dosyada ilk derece mahkemesi, mehir senedinin “mehri muaccel” olarak düzenlenmiş olmasından hareketle altınların kadına verilmiş olduğu sonucuna ulaşmıştı. Bölge Adliye Mahkemesi ise senette altınların kadına teslim edildiğine ilişkin açık bir kayıt bulunmadığını, kadının da belgeyi teslim alan sıfatıyla imzalamadığını belirterek ispat yükünün erkekte olduğuna karar verdi. Mehir ediminin yerine getirildiğinin senet kuvvetinde belge veya yemin gibi kesin delillerle ispatlanması gerektiği kabul edildi ve bu değerlendirme Yargıtay tarafından onandı.

Burada özellikle düğün videosunun delil değeri konusunda dikkatli olmak gerekir. Video, düğünde hangi ziynetlerin takıldığının ve bunları kimlerin taktığının belirlenmesinde son derece önemli olabilir. Ancak görüntünün mehir senedinden doğan borcun ifasını da gösterip göstermediği, görüntüde veya onunla birlikte değerlendirilen diğer delillerde bu yönde bir açıklamanın bulunup bulunmadığına bağlıdır. Sadece kadının kolunda 200 gram ağırlığında bilezik görülmesi, senetteki 200 gram mehir borcunun ödendiğini kendiliğinden ortaya koymaz. İlk kısımda ele aldığımız Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K. sayılı kararında da zaten düğünde gerçekten 200 gramlık bilezik bulunduğu hâlde, bunların aile fertlerince düğün hediyesi olarak takıldığı ve mehir borcunun ödemesi olduğunun ispatlanamadığı kabul edilmiştir.

Mehir Senedindeki Altının Bir Kısmı Verilmişse Ne Olur?

Mehir borcunun tamamının ödenmiş veya tamamen ödenmemiş olması zorunlu değildir. Uygulamada senette yazan altının bir bölümünün düğünde teslim edildiği, kalan bölümünün ise hiç verilmediği dosyalar da vardır. Mahkemenin bu durumda mehir senedindeki toplam miktarı tek bir bütün olarak ele alması yerine hangi bölümün ifa edildiğini, hangi bölümün hâlen borç olarak kaldığını belirlemesi gerekir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/13784 E., 2018/3681 K., 09.04.2018 tarihli kararında mehir senedinde 200 gram altın bulunmakta olup kadın, bu miktarın 100 gramının kendisine takıldığını ancak sonradan elinden alındığını, diğer 100 gramın ise hiç verilmediğini ileri sürmüştür. Böyle bir olayda hiç teslim edilmeyen bölüm ile teslim edildikten sonra geri alındığı ileri sürülen bölüm aynı ispat sorununa tabi değildir. Birinci bölüm senetten doğan borcun hiç ifa edilmemesine, ikinci bölüm ise teslim edilmiş ziynetlerin daha sonra kim tarafından alındığına ilişkindir.

Bu ayrım özellikle dava dilekçesinin kurulması bakımından önemlidir. Kadın mehir senedinde yazan 200 gramın 100 gramını gerçekten aldığını kabul ediyorsa, bu 100 gram bakımından “hiç verilmedi” iddiasında bulunmak yerine, altının daha sonra elinden alındığını ileri sürüyorsa bu olayı ayrıca açıklaması gerekir. Kalan 100 gramın hiç teslim edilmediği iddiası ise doğrudan mehir borcunun ifa edilmemesine ilişkindir. Her iki miktarın aynı senetten kaynaklanması, ispat konularının da aynı olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde erkek de senetteki 200 gramın tamamını ödediğini ispatlayamıyor, ancak örneğin 50 gramlık bölümün mehir borcunun karşılığı olarak teslim edildiğini usulüne uygun biçimde ortaya koyabiliyorsa, bu kısım borçtan düşülür ve uyuşmazlık kalan miktar üzerinden devam eder. Burada amaç, gerçekten yerine getirilmiş bir edimi ikinci kez tahsil ettirmemek; buna karşılık sırf düğünde birtakım ziynetler bulunduğu için ödenmemiş mehir borcunu da ortadan kaldırmamaktır.

Mehir Senedinde “Altınları Aldım” Yazıyorsa İspat Yükü Değişir mi?

Mehir senedinde teslim konusunda açık bir kayıt bulunması hâlinde ispat meselesi daha farklı değerlendirilir. Senedin yalnız “200 gram altın verilecektir” şeklinde düzenlenmesiyle, kadının imzası altında “200 gram altını teslim aldım” şeklinde açık bir teslim beyanının bulunması aynı değildir. İkinci durumda senet, yalnız mehir borcunun varlığını değil, borcun yerine getirildiğine ilişkin yazılı bir açıklamayı da içerir.

Bu nedenle imzalı belgede gerçekten açık bir teslim kaydı varsa, kadının sonradan altının hiç verilmediğini ileri sürmesi hâlinde artık belgedeki beyanın aksinin ispatı sorunu ortaya çıkar. Buna karşılık “mehri muaccel” gibi geleneksel bir ibareyi doğrudan “teslim aldım” anlamına getirmek doğru değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K. sayılı kararında da senette açık teslim kaydı bulunmadığı için, “mehri muaccel” ifadesi altının fiilen verilmiş olduğunu göstermek için yeterli kabul edilmemiştir.

Bu yüzden mehir alacağına ilişkin bir dosyada “senet var mı?” sorusundan hemen sonra belgenin tam metnine bakılması gerekir. Senet yalnız bir borç taahhüdü içeriyorsa ödeme savunmasını borçlu ispatlayacaktır. Senette teslimin gerçekleştiğine ilişkin ayrıca imzalı bir kayıt varsa, bu kez o kaydın hukuki ve ispat bakımından etkisi değerlendirilir. Mehir senedindeki birkaç kelime, özellikle “verilecektir”, “verilmiştir”, “teslim edilmiştir” ve “teslim aldım” ifadeleri, dosyadaki ispat yükünün yönünü tamamen değiştirebilecek nitelikte olabilir.

Bu aşamada mehir borcunun gerçekten ödenip ödenmediği belirlendikten sonra geriye bir başka önemli sorun kalmaktadır: senetteki altın borcu hangi tarihte istenebilir hâle gelir ve şartları oluştuğunda doğrudan icra takibine konu edilebilir mi? Bu mesele, mehir senedinde kullanılan “boşanma hâlinde”, “ayrılık hâlinde” veya herhangi bir vade belirtilmeksizin yapılan taahhütlere göre farklı sonuç doğurduğundan ayrıca ele alınmalıdır.

Mehir Ne Zaman İstenebilir Hâle Gelir?

Mehir senedinin geçerli olması, senette yazılı altının her zaman hemen talep edilebileceği anlamına gelmez. Özellikle mehri müeccelde borcun ne zaman yerine getirileceği taraflarca belirli bir tarihe veya boşanma, ayrılık ya da ölüm gibi gelecekte gerçekleşecek bir olaya bağlanmış olabilir. Böyle bir durumda öncelikle senette kullanılan ifadeye bakılır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K., 09.12.2013 tarihli kararında da mehri müeccelin belirli bir zamana veya olayın gerçekleşmesine bırakılabilen bir alacak olduğu, alacağın muaccel olabilmesi için kararlaştırılan vadenin gelmesi veya şartın gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu karara konu olayda erkek mehir senediyle bir kilogram altın vermeyi taahhüt etmiş, kadın ise evlilik devam ederken bu altının bedeli üzerinden ilamsız icra takibine başlamıştır. Yargıtay, takip tarihinde tarafların hâlen evli olduklarını ve senetteki şartın henüz gerçekleşmediğini belirterek alacağın istenebilir hâle gelmediği sonucuna varmıştır. Özellikle senetteki düzenlemeye göre altının istenebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu nedenle icra takibine başlanmış olması, henüz muaccel olmayan mehir borcunu kendiliğinden muaccel hâle getirmemiştir.

Benzer bir değerlendirme Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2012/14385 E., 2013/7833 K., 02.05.2013 tarihli kararında da görülmektedir. Bu dosyada mehir senedine, herhangi bir ayrılık hâlinde kadına 250 gram altın ödeneceği yazılmıştır. Tarafların boşanma kararı 1 Şubat 2011 tarihinde kesinleşince Yargıtay senette öngörülen şartın gerçekleştiğini ve mehir borcunun muaccel hâle geldiğini kabul etmiştir. Üstelik evlilik sırasında kadına takılan bileziklerin, boşanma hâlinde ödenecek bu 250 gramlık ayrı borcun yerine geçtiği yönündeki değerlendirmeyi de doğru bulmamıştır.

Bu kararlar nedeniyle “mehir ancak boşandıktan sonra istenir” şeklinde bütün mehir senetleri için geçerli bir kural koymak da doğru değildir. Boşanmanın kesinleşmesi ancak senette borcun doğumu veya muacceliyeti buna bağlanmışsa önem taşır. Senette altının “istediği zaman”, belirli bir tarihte veya herhangi bir şarta bağlı olmaksızın verileceği kararlaştırılmışsa değerlendirme senedin kendi hükmüne göre yapılır.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/4195 E., 2021/5838 K., 06.07.2021 tarihli kararına konu mehir senedinde bir kilogram altının kadına istediği zaman tahsil edilmek üzere verilmesi taahhüt edilmiştir. Davalılar tarafların evliliğinin devam ettiğini ve bu nedenle borcun muaccel olmadığını savunmuşlarsa da uyuşmazlığın sonraki aşamalarında asıl tartışma ödemenin yapılıp yapılmadığı üzerinde yürütülmüş, Yargıtay da kadının senetle kanıtladığı alacağa karşı ödeme savunmasının davalılar tarafından ispatlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu karar, evliliğin devam ediyor olmasının tek başına her mehir alacağını istenemez hâle getirmediğini; senette borcun hangi tarihte veya hangi şartla ödeneceğinin esas alınması gerektiğini göstermektedir.

Boşanma Davası Açılmışsa Mehir İcraya Konulabilir mi?

Mehir senedinde “boşanma hâlinde” veya buna benzer bir şart bulunuyorsa, yalnız boşanma davasının açılmış olması her zaman yeterli olmayabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K. sayılı kararında senetten doğan altın bedelinin talep edilebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu nedenle boşanma davası sürerken takip başlatılmış ve boşanma daha sonra gerçekleşmiş olsa bile, takibin başladığı tarihte muaccel bir alacak bulunup bulunmadığı ayrıca önem taşır.

Burada takip tarihinin önemi gözden kaçırılmamalıdır. İcra takibinin daha sonra meydana gelecek bir olayla geriye dönük olarak geçerli hâle geleceği varsayılamaz. Senet boşanmanın kesinleşmesini şart olarak kabul ediyorsa, takip de bu şart gerçekleştikten sonra başlatılmalıdır. Buna karşılık mehir senedinde borç herhangi bir boşanma şartına bağlanmamış veya alacaklının istediği anda talep edebileceği kararlaştırılmışsa, yalnız evlilik birliğinin devam etmesi takibe engel oluşturmaz. Eşler arasında cebrî icra yasağı eski Medeni Kanun dönemindeki biçimiyle artık bulunmadığından, asıl sorun tarafların evli olup olmaması değil, takip konusu alacağın muaccel olup olmadığıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K. sayılı kararı da bu ayrımı açıkça ortaya koymaktadır.

Mehir Senediyle Doğrudan İcra Takibi Başlatılabilir mi?

Mehir senedine dayanılarak icra takibi yapılabilmesi mümkündür; ancak burada “senedi icraya koymak” ifadesinin hangi takip yolunu anlattığı önemlidir. Tarafların kendi aralarında düzenledikleri adi yazılı bir mehir senedi, üzerinde “mehir senedi” yazdığı için mahkeme ilamına dönüşmez. Dolayısıyla böyle bir belgeye dayanılması ile bir mahkeme kararının ilamlı icraya konulması aynı şey değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/4195 E., 2021/5838 K. sayılı kararına konu olay bu açıdan açıklayıcıdır. Kadın, mehir senediyle taahhüt edilen bir kilogram altının 100 gramının ödendiğini, kalan 900 gramın ödenmediğini ileri sürmüş ve alacağının tahsili için icra takibi başlatmıştır. Borçluların itirazı üzerine takip durmuş ve daha sonra itirazın iptali davası açılmıştır. Yargıtay da alacak senetle ortaya konulduğu için borcun bulunmadığını veya ödendiğini ispat yükünün davalılarda olduğunu kabul etmiş, davalıların dayandığı yemin delili kullandırılmadan hüküm kurulmasını bozma sebebi yapmıştır.

Dolayısıyla mehir senedinin bulunması, alacaklıya önce mutlaka ayrı bir alacak davası açıp kesinleşmiş karar alma zorunluluğu getiriyor değildir. Muaccel bir para alacağı söz konusuysa genel haciz yoluyla ilamsız takip gündeme gelebilir. Borçlu süresinde itiraz ederse takip durur; bundan sonraki yol ise senedin niteliğine ve itirazın içeriğine göre belirlenir.

Burada İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesi özellikle önemlidir. Kanun, imzası ikrar edilmiş veya noterlikçe tasdik edilmiş borç ikrarını içeren belirli belgeleri, itirazın kaldırılması bakımından özel bir delil gücüne sahip kabul etmektedir. Bununla birlikte her mehir senedinin yalnız adı nedeniyle otomatik olarak İİK m. 68 belgesi sayılması mümkün değildir. Senedin gerçekten borç ikrarı içerip içermediği, imzanın kabul edilip edilmediği, borcun belirli veya belirlenebilir olup olmadığı ve alacağın muaccel hâle gelip gelmediği birlikte incelenir.

Bu nedenle adi bir mehir senedinde borçlu imzayı ve senetteki borcu kabul ediyor fakat “ödedim” diyorsa başka, imzayı inkâr ediyorsa başka bir takip hukuku sorunu ortaya çıkar. İtirazın kaldırılması şartları bulunmuyorsa alacaklının genel mahkemede itirazın iptali davasına gitmesi gerekebilir. Yargıtay’ın mehir senedine ilişkin çok sayıda kararının “itirazın iptali” davasından çıkmasının sebebi de budur.

Mehir Senedinde Gram Altın Yazıyorsa İcrada Altının Kendisi mi, TL Karşılığı mı İstenir?

Bu noktada mehir alacağı ile icra hukukunun birbirinden ayrılması gerekir. Mehir senedinde “200 gram 22 ayar altın” yazması, alacağın esasını altın olarak belirler. Ancak genel haciz yoluyla yapılacak ilamsız icra takibinin konusu bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 42. maddesi devreye girer. Bu hükme göre genel haciz yoluyla ilamsız takip esas olarak bir paranın ödenmesine veya teminat verilmesine ilişkin alacaklar için öngörülmüştür.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2014/4346 E., 2014/7087 K., 12.03.2014 tarihli kararında altın alacağı bakımından bu ayrım açık şekilde yapılmıştır. Yargıtay, alacaklının genel haciz yoluyla ilamsız takipte altının aynen teslimini isteyemeyeceğini; çünkü bunun para değil, taşınır mal teslimine ilişkin bir talep olduğunu kabul etmiştir. Buna karşılık takipte altının karşılığı olan Türk Lirası açıkça gösterilmiş ve istenen şey para alacağı hâline getirilmişse genel haciz yoluyla ilamsız takip yapılabileceğini belirtmiştir.

Bu ayrım mehir senetleri bakımından doğrudan önemlidir. Mehir senedinde 200 gram altın yazıyor diye genel haciz yoluyla “200 gram altını getirip icra dairesine teslim et” şeklinde bir ödeme emri çıkarılması doğru takip biçimi değildir. İlamsız takip tercih ediliyorsa altın alacağının Türk Lirası karşılığının para alacağı olarak takip konusu yapılması gerekir. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K. sayılı mehir kararında da bir kilogram altın taahhüdünden kaynaklanan alacak için 93.000 TL asıl alacak üzerinden ilamsız takip başlatılmıştı. Yargıtay bu takipte sorun olarak altının TL karşılığı üzerinden talep edilmesini değil, takip tarihinde mehir borcunun henüz muaccel olmamasını görmüştür.

Bu nedenle mehir senedindeki altının dava yoluyla aynen istenmesi ile ilamsız icrada takip konusu yapılması birbirine karıştırılmamalıdır. Mehir davalarında altınların aynen iadesi, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili şeklinde talepler kurulabilir. İlamsız genel haciz yolunda ise altının fiziken aynen teslimi talebi İİK m. 42 bakımından farklı sonuç doğurur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/12-724 E., 2011/289 K., 11.05.2011 tarihli kararı ile 12. Hukuk Dairesinin 2014/4346 E., 2014/7087 K. sayılı kararı bu ayrımı yerleşik biçimde ortaya koymaktadır.

Noterde Düzenlenen Mehir Senedi Doğrudan İlamlı İcraya Konulabilir mi?

Mehir senedinin noterde düzenlenmiş olması her durumda doğrudan ilamlı icra yapılabileceği anlamına gelmez. İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesi, mahkeme ilamı olmamasına rağmen ilamların icrası hükümlerine tabi tutulan belgeleri sınırlı şekilde düzenlemiştir. Bunlardan biri, para borcu ikrarını içeren ve noter tarafından re’sen düzenlenen noter senedidir.

Bu nedenle noterde yalnız imzası onaylanmış bir mehir senediyle, noter tarafından düzenleme biçiminde hazırlanmış ve açık bir para borcu ikrarı içeren senedin icra hukuku bakımından sonucu aynı değildir. Belgenin üzerinde noter kaşesi bulunması tek başına İİK m. 38 kapsamında ilam niteliğinde belge sayılması için yeterli değildir. Noter işleminin türünün ve senette üstlenilen borcun içeriğinin ayrıca incelenmesi gerekir.

Özellikle senetteki borç “200 gram altının aynen verilmesi” şeklinde kurulmuşsa, bunu hiçbir inceleme yapmadan İİK m. 38 anlamında bir para borcu ikrarı olarak kabul etmek doğru olmaz. İİK m. 38’in metni para borcu ikrarını aramaktadır. Bu nedenle noter mehir senetlerinde “noterde yapıldı, doğrudan ilamlı icraya koyarım” şeklinde genel bir sonuca gitmek yerine, senedin düzenleme mi onaylama mı olduğu ve borcun para borcu olarak kurulup kurulmadığı somut belge üzerinden değerlendirilmelidir.

Kayınpeder Mehir Senedini İmzalamışsa Ondan da Mehir İstenebilir mi?

Mehir taahhüdünün mutlaka yalnız eş tarafından verilmesi gerekmez. Yargıtay, koca dışındaki üçüncü bir kişinin de kadın lehine bağışlama sözü verebileceğini kabul etmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2014/22932 E., 2016/4548 K., 14.03.2016 tarihli kararında, üçüncü kişinin mehir kapsamında yaptığı taahhüdün de bağışlama sözü verme hükümlerine tabi olduğu ve bunun geçerliliği bakımından yazılı şeklin gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte kayınpederin veya başka bir aile büyüğünün mehir senedinde imzasının bulunması, tek başına onun mutlaka borçlu olduğu anlamına gelmez. Senedin kimler tarafından ve hangi sıfatlarla imzalandığına bakılması gerekir. Kayınpederin bizzat “200 gram altını vereceğim” şeklinde borç altına girmesi ile senedin altında yalnız tanık olarak imzasının bulunması aynı sonucu doğurmaz. Borçlu, kefil veya bağışlama sözü veren üçüncü kişi sıfatıyla atılan imza ile olayın gerçekleştiğine tanıklık etmek amacıyla atılan imza birbirinden ayrılmalıdır.

Bu ayrım Yargıtay’ın mehir uyuşmazlıklarında da görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/1381 E., 2024/3494 K., 15.05.2024 tarihli kararına konu dosyada mehir senedindeki kalemler ile düğünde takılan diğer ziynetler ayrı ayrı değerlendirilmiş, sorumluluk belirlenirken davalıların hangi belgeyi hangi sıfatla imzaladıkları da dikkate alınmıştır. Bu nedenle bir mehir senedinde kayınpederin imzası görüldüğünde doğrudan ona karşı takip başlatmadan önce senette üstlendiği borcun kapsamının belirlenmesi gerekir.

Mehir Senedi Zamanaşımına Uğrar mı?

Mehir senedinden doğan alacak süresiz olarak ileri sürülebilecek bir alacak değildir. Kural olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Ancak bu sürenin mehir senedinin imzalandığı tarihten itibaren başladığını söylemek çoğu dosyada yanlış sonuca götürür. Zamanaşımının başlangıcında öncelikle mehir borcunun ne zaman istenebilir hâle geldiğine, yani senette belirlenen vadeye veya şarta bakmak gerekir. TBK m. 149 da zamanaşımını alacağın muaccel olduğu tarihe bağlamaktadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2017/1797 E., 2017/3010 K., 18.05.2017 tarihli kararı bu konuda oldukça açıklayıcıdır. Taraflar 25.05.1997 tarihinde evlenmiş, mehir senedini ise evlendikten birkaç ay sonra 23.09.1997 tarihinde düzenlemişlerdir. İlk derece mahkemesi senedin üzerinden on yıldan fazla zaman geçtiği gerekçesiyle davayı zamanaşımından reddetmiştir. Yargıtay bu hesabı doğru bulmayıp; somut olayda zamanaşımının senedin düzenlendiği tarihten değil, boşanma kararının kesinleştiği 08.07.2005 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. Dava 05.02.2015 tarihinde açıldığı için on yıllık sürenin henüz dolmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu nedenle mehir senedinde “boşanma hâlinde 200 gram altın verilecektir” yazıyorsa, sırf senet yirmi yıl önce düzenlendi diye alacağın zamanaşımına uğradığı söylenemez. Önce boşanma şartının ne zaman gerçekleştiği ve senetteki borcun hangi tarihte muaccel olduğu belirlenir. Senette “boşanma kararının kesinleşmesi hâlinde” denmişse kesinleşme tarihi özellikle önem taşır; “alacaklının talebi üzerine” veya belirli bir tarih yazılmışsa başlangıç hesabı buna göre değişir.

Eşler arasındaki mehir alacaklarında ayrıca TBK m. 153 gözden kaçırılmamalıdır. Kanun, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerinden olan alacaklarında zamanaşımının işlemeyeceğini düzenlemektedir. Bu nedenle evlilik devam ederken muaccel olmuş bir mehir borcunda dahi eşler arasındaki zamanaşımı hesabı doğrudan normal bir borç ilişkisi gibi yapılamaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 2017/1797 E., 2017/3010 K. sayılı kararında bu hükme açıkça dayanmıştır.

Bununla birlikte mehir senedini yalnız eş değil, kayınpeder veya başka bir üçüncü kişi de borçlu sıfatıyla imzalamış olabilir. Evlilik devam ederken zamanaşımının işlememesine ilişkin TBK m. 153 hükmü eşlerin birbirlerinden olan alacaklarına özgüdür. Bu nedenle üçüncü kişiye yöneltilecek mehir alacağında aynı durma sebebinin otomatik olarak uygulanacağı düşünülmemelidir. Böyle bir dosyada kimin ne zaman borçlandığı ve borcun hangi tarihte muaccel olduğu her borçlu yönünden ayrıca değerlendirilmelidir.

Mehir Senedi Nasıl Düzenlenirse Sonradan Tahsili Rahat Olur?

Altın üzerinden mehir kararlaştırılırken senedin yalnız “mehir olarak 200 gram altın verilecektir” şeklinde birkaç kelimeden oluşması ileride ciddi ispat sorunları yaratabilir. Mehir borcunun miktarı kadar, altının niteliğinin, ödeme zamanının, düğünde takılan ziynetlerle ilişkisinin ve henüz teslim edilip edilmediğinin de senetten anlaşılması gerekir. Yargıtay’ın son yıllardaki mehir kararlarında uyuşmazlıkların önemli bir bölümünün senette bu konuların açık bırakılmasından çıktığı görülmektedir.

Gelecekte verilmesi taahhüt edilen altın mehirleri Yargıtay uygulamasında bağışlama sözü verme hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinden, taahhüdün yazılı olması önemlidir. TBK m. 288 bağışlama sözü vermenin geçerliliğini yazılı şekle bağlarken, TBK m. 14 yazılı sözleşmede borç altına giren kişinin imzasını aramaktadır. Altın bakımından noterde düzenleme yapılması geçerlilik şartı değildir; tarafların kendi aralarında hazırladığı yazılı ve borçlu tarafından imzalanmış bir belge de şekil şartını karşılayabilir. Bununla birlikte imzanın, düzenleme tarihinin veya senet üzerinde sonradan değişiklik yapıldığı iddiasının tartışılmasını mümkün olduğunca azaltmak isteniyorsa noter önünde düzenleme tercih edilebilir.

Senette mehir miktarı mümkün olduğunca tartışmaya kapalı yazılmalıdır. Yalnız “on bilezik” denilmesi yerine bileziklerin ayarı ve toplam gramı belirtilmelidir. Örneğin “200 gram 22 ayar altın” şeklindeki bir borç, yıllar sonra “bilezikler kaç gramdı, hangi ayardaydı?” tartışmasını önemli ölçüde azaltır. Belirli sayıda bilezik özellikle isteniyorsa adet, ayar ve gram bilgisi birlikte yazılabilir. İşçilikli bir model özellikle kararlaştırılmıyorsa yalnız model adı kullanılması da ileride değer hesabını zorlaştırabilir.

Ödeme zamanı da açık bırakılmamalıdır. “İleride verilecektir” yerine tarafların gerçekten ne istediği yazılmalıdır. Mehir boşanmaya bırakılıyorsa örneğin “boşanma hükmünün kesinleştiği tarihte muaccel olur” denilebilir. Ölüm hâli de ayrıca kararlaştırılacaksa bunun açıkça yazılması gerekir. Mehir evlilik devam ederken talep edilebilecekse “alacaklının yazılı talebi üzerine” şeklinde bir düzenleme yapılabilir. Senedin bu konuda açık olması yalnız davanın ne zaman açılabileceğini değil, zamanaşımının ve icra takibinin başlangıcını da doğrudan etkiler. Yargıtay’ın zamanaşımı ve muacceliyet kararlarının büyük bölümü senette kullanılan bu tür ifadelerin yorumlanması üzerinden çıkmaktadır.

En önemli düzenlemelerden biri, düğünde takılan altınlarla mehir borcunun ilişkisinin baştan açıklanmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K., 11.10.2023 tarihli kararında mehir senedinde 200 gram 22 ayar altın bulunduğu hâlde, düğünde erkek ailesi tarafından toplam 200 grama ulaşan 10 bilezik takılmıştır. Erkek bu bileziklerin mehir borcunu ödediğini savunmuş; ancak bileziklerin düğün hediyesi olarak takıldığı ve mehir borcunun bunlarla ödendiğinin senet kuvvetinde yazılı delille kanıtlanamadığı kabul edilmiştir. Yargıtay da bu sonucu onamıştır.

Bu nedenle düğünde takılacak ziynetlerin mehirden ayrı olması isteniyorsa bunu senette açıkça yazmak, yıllar sonra çıkabilecek en önemli uyuşmazlıklardan birini baştan önleyebilir. Örneğin senette, düğün, nişan veya kına sırasında eş, eşin ailesi ya da üçüncü kişiler tarafından takılan ziynetlerin mehir borcundan ayrı olduğu ve ancak tarafların daha sonra açık bir yazılı mahsup anlaşması yapmaları hâlinde mehir borcundan düşüleceği belirtilebilir. Tersine, düğünde takılacak belirli bileziklerin mehir olarak kabul edilmesi isteniyorsa da bunun açıkça belirtilmesi gerekir. Böylece düğün hediyesi ile mehir ödemesi birbirine karışmaz.

Senette teslim konusunda kullanılan ifadeler de özellikle dikkat gerektirir. Altın henüz verilmemişse belgeye “verilmiştir”, “teslim edilmiştir” veya “teslim aldım” şeklinde bir ifade yazılmamalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K., 27.09.2023 tarihli kararında ilk derece mahkemesi senette geçen “mehri muaccel” ifadesi ve kadının imzasından hareketle altının teslim edildiği sonucuna varmış, Bölge Adliye Mahkemesi ise senette açık bir teslim kaydı bulunmadığını ve kadının belgeyi “teslim alan” sıfatıyla imzalamadığını belirterek bu değerlendirmeyi değiştirmiştir. Yargıtay da bu sonucu onamıştır.

Bu karar, senedin hazırlanmasında küçük görünen bir ifadenin yıllar sonra ispat yükünü değiştirebileceğini göstermektedir. Altın gerçekten teslim edilmemişse mehir senedi yalnız borç taahhüdünü göstermeli; alacaklının imzası bulunacaksa bu imzanın altına “alacaklı” veya “sözleşme şartlarını kabul eden taraf” gibi açık bir sıfat yazılmalı, teslim gerçekleşmemişken teslim alındığı izlenimi veren bir ibare kullanılmamalıdır. Altın daha sonra kısmen veya tamamen verilirse bunun için ayrı tarihli bir teslim veya mahsup belgesi düzenlenmesi, senedin üzerine sonradan belirsiz notlar düşülmesinden daha güvenli olur.

Birden fazla kişinin mehir borcunu üstlenmesi hâlinde de imzaların yanına sıfat yazılması önemlidir. Eşin yanında kayınpeder de borç altına girecekse, kayınpederin senedin altında yalnız imzasının bulunması ileride onun tanık mı yoksa borçlu mu olduğu tartışmasını doğurabilir. Borcun tamamından birlikte sorumluluk üstlenmesi amaçlanıyorsa bu husus açıkça yazılmalı; yalnız tanık olacaksa imzasının yanında “tanık” ibaresi bulunmalıdır.

Altın üzerinden açık bir mehir senedi örneğinde esas içerik şu şekilde kurulabilir:

“Borçlu …, alacaklı … lehine mehir olarak 200 gram 22 ayar altın vermeyi kabul ve taahhüt eder. Bu borç, boşanma hükmünün kesinleştiği tarihte muaccel olur. Düğün, nişan ve kına merasimlerinde alacaklıya borçlu, borçlunun ailesi, akrabaları veya üçüncü kişiler tarafından takılan ziynetler bu mehir borcundan ayrıdır ve mehir borcunun ifası sayılmaz. Mehir borcunun kısmen veya tamamen ödendiğinin kabulü, hangi altının mehir borcuna mahsup edildiğini gösteren ayrıca düzenlenmiş yazılı bir belgeyle yapılır. İşbu senedin düzenlendiği tarihte mehir altını alacaklıya teslim edilmemiştir.”

Böyle bir hüküm her dosyanın ihtiyacını karşılayan hazır bir formül değildir; tarafların gerçekten üzerinde anlaştıkları ödeme zamanı ve düğün altınlarına ilişkin irade neyse metnin de onu yansıtması gerekir. Ancak Yargıtay kararlarında sık görülen “düğünde zaten verdim”, “mehri muaccel yazdığı için teslim edilmişti”, “kayınpeder borçlu muydu tanık mıydı?” tartışmalarının önemli bölümü, senette bu konuların açıkça düzenlenmesiyle önlenebilir.

Mehir Senedi Düğünde veya Nikâhta mı Düzenlenmelidir? Tanıkların İmzası Gerekir mi?

Mehir senedinin geçerliliği, mutlaka düğün günü veya nikâh sırasında düzenlenmiş olmasına bağlı değildir. Mehir taahhüdü evlilikten önce, nikâh sırasında veya evlilik devam ederken yazılı hâle getirilebilir. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2017/1797 E., 2017/3010 K. sayılı kararına konu senet, tarafların evlenmesinden yaklaşık dört ay sonra düzenlenmiş olmasına rağmen Yargıtay uyuşmazlığı senedin geçersizliği üzerinden değil, alacağın zamanaşımı üzerinden incelemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K. sayılı dosyasında ise mehir taahhüdü nikâh kıyılırken düzenlenen belgeye dayanmıştır.

Bu nedenle “mehir senedi yalnız imam nikâhında düzenlenirse geçerlidir” veya “resmî nikâh günü imzalanmadıysa geçersizdir” şeklinde bir kural bulunmamaktadır. Hukuken önemli olan, gelecekte yerine getirilecek altın taahhüdünün yazılı şekilde kurulması, borçlunun imzasının bulunması ve senet içeriğinin neyin borçlanıldığını yeterince açık göstermesidir.

Tanıkların imzası ise altın mehir senedinin geçerlilik şartı değildir. TBK m. 288 gelecekteki bağışlama taahhüdü için yazılı şekli, TBK m. 14 ise borç altına giren kişinin imzasını aramaktadır; iki tanığın senedi ayrıca imzalamasına ilişkin bir zorunluluk öngörülmemiştir. Bu nedenle borcu açıkça gösteren ve borçlu tarafından imzalanan bir mehir senedi sırf tanık imzası bulunmadığı için geçersiz olmaz.

Mehir Senedi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Mehirde 100 Gram Yazıyor, Düğünde de 100 Gram Altın Takıldı; Mehri Tekrar İsteyebilir miyim?

Mehir senedindeki miktarla düğünde takılan altınların miktarının aynı olması, tek başına mehir borcunun ödendiğini göstermez. Düğünde takılan altınların mehir senedindeki borcun karşılığı olarak mı verildiği, yoksa aile ve yakınlar tarafından olağan düğün hediyesi olarak mı takıldığı belirlenmelidir. Mehir senedinde ayrıca 100 gram altın verilmesi taahhüt edilmiş ve düğündeki ziynetlerin bu borcun ifası olduğuna ilişkin bir kayıt veya yeterli delil bulunmuyorsa, sırf gram miktarlarının eşit olmasına dayanılarak mehir borcunun sona erdiği kabul edilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6892 E., 2023/4682 K., 11.10.2023 tarihli kararında bunun neredeyse birebir örneği vardır. Mehir senedinde 200 gram 22 ayar altın yazılı olmasına karşılık düğünde 20’şer gramdan 10 bilezik takılmış, erkek bu bileziklerle mehir borcunu ödediğini savunmuştur. Buna rağmen bileziklerin aile fertleri tarafından düğün hediyesi olarak takıldığı ve senetteki borcun bu bileziklerle ödendiğinin gerekli nitelikte delille ispatlanamadığı kabul edilmiş; mehir alacağı ayrıca hüküm altına alınmıştır.

Düğün Videosunda Mehir Senedindeki Kadar Altın Takıldığı Görülüyorsa Bu Ödeme Sayılır mı?

Düğün videosu, hangi altının takıldığını, kaç bilezik bulunduğunu ve bunların kimler tarafından takıldığını belirlemek bakımından önemli bir delildir. Buna karşılık görüntülerde 200 gram altın takıldığının görülmesi, tek başına bu altınların mehir senedindeki 200 gramlık borcun karşılığı olarak verildiğini ortaya koymaz. Özellikle senetten kaynaklanan borcun daha sonra ödendiği ileri sürülüyorsa, ödeme savunmasının senedin hukuki etkisini ortadan kaldıran niteliği nedeniyle HMK m. 201 çerçevesindeki ispat kuralları da gündeme gelir.

Nitekim 2023/4682 sayılı kararda düğünde 10 bileziğin gerçekten takılmış olması tartışma konusu değildi. Uyuşmazlık bu bileziklerin varlığı değil, mehir senedindeki borcun ifası olup olmadığı noktasında çıkmış ve bileziklerin düğün hediyesi niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle video kaydı son derece değerli olmakla birlikte, görüntünün neyi ispatladığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Mehir Senedinde “Aldım” Yazmasına Rağmen Altınlar Gerçekte Verilmediyse Ne Yapılabilir?

Burada senedin tam olarak ne söylediği önemlidir. Belgede yalnız “mehri muaccel”, “200 gram mehir” veya benzeri bir ifade bulunmasıyla, kadının imzasının altında açıkça “200 gram altını teslim aldım” yazması aynı sonucu doğurmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9656 E., 2023/4234 K., 27.09.2023 tarihli kararında “mehri muaccel” ibaresinin bulunmasına rağmen belgede altınların kadına teslim edildiğine dair açık bir kayıt olmadığı dikkate alınmış; bu ifade tek başına fiilî teslimin gerçekleştiğinin kanıtı sayılmamıştır.

Buna karşılık kadının imzasını taşıyan senette altını teslim aldığı açıkça yazıyorsa uyuşmazlık farklı bir noktaya taşınır. Bu kez yalnız mehir borcunun varlığı değil, teslimin gerçekleştiğine ilişkin yazılı beyan da dosyada bulunmaktadır. Altının gerçekte verilmediğini ileri süren tarafın bu yazılı kaydın aksini ispat etmesi gerekir. Bu nedenle senette kullanılan birkaç kelimeye bakmak yerine belgenin tamamının, imzaların ve “teslim alan” sıfatıyla verilmiş açık bir beyan bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir.

Boşanmadan Önce Mehir Senedi İcraya Konulabilir mi?

Bunun cevabı mehir senedindeki ödeme şartına göre değişir. Senette “boşanmanın gerçekleşmesi hâlinde”, “ayrılık hâlinde” veya buna benzer bir şartla ödeme kararlaştırılmışsa, alacak şart gerçekleşmeden istenemez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K., 09.12.2013 tarihli kararında, takip tarihinde evlilik devam ettiği ve somut senetteki şart henüz gerçekleşmediği için mehir alacağının muaccel olmadığı kabul edilmiştir.

Buna karşılık her mehir senedinde boşanmanın beklenmesi gerektiğini söylemek de doğru değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/4195 E., 2021/5838 K. sayılı kararına konu senette bir kilogram altının kadına “istediği zaman tahsil edilmek üzere” verileceği kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla evliliğin devam etmesi tek başına bütün mehir alacakları bakımından icra engeli değildir; önemli olan senette belirlenen vadenin veya şartın gelip gelmediğidir.

Eşim veya Mehir Borcunu Üstlenen Kişi Ölürse Mehir Mirasçılardan İstenebilir mi?

Geçerli olarak doğmuş bir mehir borcu, borçlunun ölmesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. Alacağın muaccel olup olmadığı ve borcu kimin üstlendiği belirlendikten sonra, ölen kişinin borçları bakımından miras ve terekeye ilişkin genel hükümler gündeme gelir. Mirasın reddedilmiş olması veya terekeye ilişkin başka özel durumlar varsa bunlar ayrıca dikkate alınır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/4195 E., 2021/5838 K. sayılı kararına konu olayda mehir senediyle bir kilogram altın taahhüt eden kişilerden biri vefat etmiş ve onun mirasçıları da alacağa ilişkin icra takibi ve itirazın iptali uyuşmazlığının tarafları arasında yer almıştır. Dolayısıyla mehir borçlusunun ölümü, senetten doğan alacağın hiçbir şekilde ileri sürülemeyeceği anlamına gelmez.

Mehir Senedinde Gram Altın Yazıyor; TL Olarak İcra Takibi Yapılabilir mi?

Mehir senedinde 200 gram altın yazması, borcun esasını altın olarak belirler. Ancak genel haciz yoluyla ilamsız takip bakımından altının aynen teslimiyle altının para karşılığının istenmesi birbirinden ayrılır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2014/4346 E., 2014/7087 K., 12.03.2014 tarihli kararında, takip doğrudan altının aynen teslimine yönelik değil de altın alacağının Türk Lirası karşılığının tahsiline ilişkinse, para alacağı üzerinden genel haciz yoluyla ilamsız takip yapılabileceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle mehir senedinde “200 gram 22 ayar altın” yazmasıyla takip talebinde ne istendiği birbirinden ayrılmalıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/14868 E., 2013/17437 K. sayılı mehir kararında da altın taahhüdünün Türk Lirası karşılığı üzerinden icra takibine konu edildiği görülmekte; Yargıtay takipteki esas problemi alacağın TL olarak gösterilmesinde değil, takip tarihinde henüz muaccel olmamasında görmektedir.

Mehir Senedini Kayınpeder de İmzalamışsa Ondan da Altın İstenebilir mi?

Senette kayınpederin imzasının bulunması önemli olmakla birlikte, yalnız imzayı görmek yeterli değildir. Kayınpederin belgeyi hangi sıfatla imzaladığı belirlenmelidir. Bizzat belirli miktarda altını vermeyi üstlenmiş bir kişi ile yalnız düğünde yapılan anlaşmaya tanıklık etmek amacıyla senedin altına imza atan kişinin hukuki durumu aynı değildir.

Yargıtay uygulamasında üçüncü kişinin de mehir kapsamında bağışlama taahhüdünde bulunabileceği kabul edilmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2014/22932 E., 2016/4548 K., 14.03.2016 tarihli kararında mehri müeccelden doğan talep bağışlama vaadi niteliğinde değerlendirilmiştir. Bu nedenle kayınpeder senette gerçekten borç altına girmişse onun taahhüdü ayrıca incelenebilir; fakat sırf tanık imzasından borçluluk sonucu çıkarılamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/1381 E., 2024/3494 K., 15.05.2024 tarihli kararında da mehir senedindeki kalemler ile düğünde ayrıca takılan ziynetler ayrılmış ve davalıların senetle bağlantıları ayrıca değerlendirilmiştir. Özellikle bazı kalemler bakımından kişinin senette imzasının bulunup bulunmaması görev ve sorumluluk değerlendirmesinde dikkate alınmıştır. Bu nedenle kayınpederin imzası bulunan bir senette imzanın yanındaki açıklamalar ve senedin bütünü görülmeden “kesin ondan da tahsil edilir” sonucuna varmak doğru değildir.

Mehir Senedi Yok Ama Düğünde Herkes Mehir Konuşulduğunu Duydu; Tanıklarla Mehir İstenebilir mi?

Henüz yerine getirilmemiş ve gelecekte verilmesi kararlaştırılmış mehri müeccel bakımından mesele yalnız mehir sözünün verildiğini ispatlamak değildir. Yargıtay mehri müecceli ileriye yönelik bağışlama sözü olarak nitelendirmekte; bağışlama sözü verme ise kanunda öngörülen yazılı şekle tabidir. Bu nedenle çok sayıda kişinin “200 gram mehir sözü verildiğini duyduk” demesi, yazılı şekil şartını kendiliğinden tamamlamaz. Yargıtay’ın mehri müeccele ilişkin kararlarında bu hukuki nitelendirme uzun süredir korunmaktadır.

Ancak mehir sözlü olarak kararlaştırıldıktan sonra altın gerçekten teslim edilmişse artık yalnız yerine getirilmemiş sözlü bir vaat tartışılmıyor olabilir. Bu nedenle “mehir senedi yok” denildiğinde önce talep edilen altının hiçbir zaman verilmemiş geleceğe yönelik bir vaat mi olduğu, yoksa daha önce fiilen teslim edilmiş bir kazandırmaya ilişkin başka bir uyuşmazlık mı bulunduğu belirlenmelidir.

Kaynakça – Yargıtay Kararları

  1. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/6892 E., 2023/4682 K., 11.10.2023 – Mehir senedindeki 200 gram altın ile düğünde takılan toplam 200 gramlık 10 bileziğin ayrı değerlendirilmesi; düğün hediyesinin kendiliğinden mehir borcunun ifası sayılamaması.
  2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2016/21864 E., 2018/9144 K., 26.09.2018 – Boşanma hâlinde ayrıca ödenmesi taahhüt edilen mehir altınının düğün ziynetleriyle kendiliğinden karşılanmış kabul edilememesi.
  3. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2010/13554 E., 2011/6261 K., 11.05.2011 – Mehir senedindeki borcun ödendiğini ileri süren tarafın ödeme iddiasını ispatlaması.
  4. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013/1347 E., 2013/12385 K., 16.09.2013 – Senede bağlanan mehir borcunun ödendiği savunmasının HMK m. 201 kapsamında değerlendirilmesi.
  5. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2016/13784 E., 2018/3681 K., 09.04.2018 – Mehrin bir bölümünün teslim edilmesi, diğer bölümünün hiç verilmemesi ve teslim edilen ziynetlerin sonradan geri alındığı iddialarının ayrılması.
  6. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2022/9656 E., 2023/4234 K., 27.09.2023 – “Mehri muaccel” ibaresinin tek başına altının fiilen teslim edildiğini göstermemesi.
  7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2022/9641 E., 2023/4236 K., 27.09.2023 – Senette teslim kaydı bulunmadığında mehir edimini yerine getirdiğini ispat yükünün borçluda olması.
  8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2013/14868 E., 2013/17437 K., 09.12.2013 – Şarta bağlı mehri müeccelin şart gerçekleşmeden muaccel olmaması ve erken başlatılan icra takibi.
  9. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2012/14385 E., 2013/7833 K., 02.05.2013 – Ayrılık şartına bağlı mehir borcunun boşanmayla muaccel olması ve evlilik sırasında verilen ziynetlerin bu borçla özdeşleştirilmemesi.
  10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2021/4195 E., 2021/5838 K., 06.07.2021 – Mehir senedine dayanılarak icra takibi yapılması, itirazın iptali, ödeme ispatı ve mehir borçlusunun ölümü üzerine mirasçıların uyuşmazlığa taraf olması.
  11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2014/4346 E., 2014/7087 K., 12.03.2014 – Altının aynen teslimi ile altın karşılığı Türk Lirası para alacağının genel haciz yoluyla takibi arasındaki ayrım.
  12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/12-724 E., 2011/289 K., 11.05.2011 – Menkul mal niteliğindeki altının aynen teslimine yönelik talebin genel haciz yoluyla ilamsız takibe konu edilmesi sorunu.
  13. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2014/22932 E., 2016/4548 K., 14.03.2016 – Mehri müeccelin bağışlama vaadi niteliği ve üçüncü kişinin mehir taahhüdünün hukuki değerlendirilmesi.
  14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/1381 E., 2024/3494 K., 15.05.2024 – Mehir senedindeki ziynetlerle düğünde ayrıca takılan ziynetlerin farklı kalemler olarak değerlendirilmesi ve senetteki imzaların sorumluluk bakımından önemi.
Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Eş Parasını Ödeyip Malı Baştan Başkasının Üzerine Alırsa Ne Olur?

Yorum yapın