Evlat Edinmenin İptali Davası

Evlat edinmenin iptali konusunda başvuru yapmak isteyen kişilerin önemli bir bölümü benzer cümlelerle durumu anlatmaktadır: “Hiçbir mecburiyetim olmadığı hâlde bugüne kadar büyüttüm, okuttum, her ihtiyacını karşıladım. Mirasımda da hakkı olmayıversin. Veya evlatlığım artık benimle ilgilenmiyor. Bu nedenle ona miras bırakmak istemiyorum ve evlatlık ilişkisini sona erdirmek istiyorum.”

Bu düşünce insani açıdan anlaşılabilir olsa da hukuk bakımından evlat edinmenin iptali ile miras bırakmak istememek aynı şey değildir. Evlatlık ilişkisi, taraflar arasındaki duygusal bağın zayıflaması, evlatlığın ilgisiz davranması veya evlat edinenin sonradan pişman olması nedeniyle kendiliğinden sona ermez. Aynı şekilde “Bugüne kadar baktım, kendisine verebileceğimi verdim, bundan sonra bana mirasçı olmasını istemiyorum” şeklindeki bir düşünce de tek başına evlatlık ilişkisinin kaldırılması için yeterli değildir.

Evlat edinme, mahkeme kararıyla kurulan ve soybağı, nüfus kaydı ve mirasçılık gibi sonuçlar doğuran ciddi bir hukuki ilişkidir. Bu nedenle evlatlık bağının kaldırılması için yalnızca taraflar arasındaki kırgınlık veya miras bırakmama isteği değil, kanunda öngörülen özel şartların bulunması gerekir. Mirasçılıktan çıkarma, vasiyetname düzenleme ve evlatlık ilişkisinin kaldırılması ise birbirinden farklı hukuki yollardır. Bu nedenle somut olayda kişinin asıl amacının evlatlık bağını sona erdirmek mi, yoksa yalnızca evlatlığın miras hakkını sınırlandırmak mı olduğu öncelikle doğru şekilde belirlenmelidir.

İçindekiler
  1. Evlat Edinmenin İptali Davası Nedir?
  2. Evlat Edinmenin İptali Ne Anlama Gelir?
  3. Evlatlıktan Reddetme Mümkün müdür?
  4. Evlatlık İlişkisi Hangi Durumlarda Kaldırılabilir?
  5. Gerekli Rızanın Alınmamış Olması
  6. Esasa İlişkin Eksiklik Ne Demektir?
  7. Sonradan Ortaya Çıkan Aile Sorunları İptal Sebebi Olur mu?
  8. Tarafların Anlaşması Yeterli midir?
  9. Evlat Edinmenin İptali Davasını Kim Açabilir?
  10. Cumhuriyet Savcısı Dava Açabilir mi?
  11. Evlat Edinmenin İptali Davasında Süre
  12. Görevli Mahkeme Hangisidir?
  13. Davalı Kim Olur?
  14. Çocuğun Üstün Yararı Neden Önemlidir?
  15. Mahkeme Nasıl Bir İnceleme Yapar?
  16. Davada Hangi Deliller Kullanılabilir?
  17. Evlatlık İlişkisinin Kaldırılmasının Sonuçları
  18. Karar Geçmişe Etkili midir?
  19. Evlat Edinme Kararına İtiraz ile İptal Davası Aynı Şey midir?
  20. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasıyla Evlatlık Bağı Sona Erer mi?
  21. Evlat Edinenin Ölümü İlişkiyi Sona Erdirir mi?
  22. Evlat Edinen Eşlerin Boşanması İlişkiyi Etkiler mi?
  23. Evlatlık Kendi İsteğiyle İlişkiyi Sona Erdirebilir mi?
  24. Biyolojik Anne Çocuğunu Geri Alabilir mi?
  25. Arabuluculuk Zorunlu mudur?
  26. Dava Ne Kadar Sürer?
  27. Dava Açarken Hangi Belgeler Gerekir?
  28. Yurttan Alınan Çocuk Geri Verilebilir mi?
  29. Bir çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ile evlat edinilmesi aynı şey değildir.
  30. Koruyucu aile çocuğu sonradan evlat edinebilir mi?
  31. Koruyucu aile yanındaki çocuk geri alınabilir mi?
  32. Evlatlığın Mirasta Saklı Payı Var mı?
  33. Evlatlık vasiyetnameyle tamamen mirastan çıkarılabilir mi?
  34. Evlatlık biyolojik ailesine de mirasçı olur mu?
  35. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması miras hakkını etkiler mi?
  36. Mülga 743 Sayılı Medeni Kanun’da Evlatlık İlişkisinin Sona Ermesi Nasıldı?
  37. Eski Kanun’da geçersizlik hâlleri de daha genişti
  38. Eski ve yeni Kanun arasındaki temel fark
  39. Sık Sorulan Sorular
  40. Mahkeme Kararı Olmadan Herhangi Bir Çocuğu Kendi Doğurmuş Gibi Nüfusa Kaydedilen Kişiler Sonradan Çocuğu Nüfustan Sildirebilir mi?
  41. Diğer mirasçılar dava açabilir mi?
  42. Çocukları kendi doğurmuş gibi kaydettiren kişiler sonradan kaydı sildirebilir mi?
  43. Mahkeme hangi delilleri inceler?
  44. Bu dava için bir süre var mı?
  45. Nüfus kaydı düzeltilirse miras hakkı ne olur?
  46. Çocuk yıllarca aile içinde büyütülmüşse sonuç değişir mi?
  47. Vasiyetname varsa çocuk yine miras alabilir mi?
  48. Çocuğu Kendi Çocuğu Gibi Nüfusa Kaydettirmenin Suç Tipi ve Zamanaşımı
  49. Dava zamanaşımı kaç yıldır?
  50. Eski tarihli kayıtlar bakımından hangi kanun uygulanır?
  51. Suç şikâyete bağlı mıdır?
  52. Nüfus kaydının düzeltilmesi ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Evlat Edinmenin İptali Davası Nedir?

Evlat edinme, yalnızca bir çocuğun bakımının üstlenilmesi anlamına gelmez. Mahkeme kararıyla evlat edinen kişi ile evlatlık arasında hukuki bir soybağı kurulur. Bu bağ; nüfus kaydından soyadına, velayetten mirasçılığa kadar pek çok önemli sonuç doğurur. Bu nedenle evlat edinme ilişkisi, taraflardan birinin sonradan pişman olması veya aile içindeki ilişkilerin bozulması üzerine kolayca sona erdirilemez.

Günlük dilde bu süreç çoğu zaman “evlat edinmenin iptali davası” olarak adlandırılır. Ancak Türk Medeni Kanunu’nda kullanılan hukuki ifade “evlatlık ilişkisinin kaldırılması”dır. Bu ayrım önemlidir. Çünkü söz konusu dava, evlat edinen ile evlatlığın artık görüşmek istememesi üzerine açılan sıradan bir ilişkiyi sona erdirme davası değildir. Davanın temelinde, evlat edinme kararı verilirken kanunda aranan şartlardan birinin bulunmaması veya gerekli bir rızanın alınmamış olması gerekir.

Başka bir ifadeyle evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası, çoğunlukla evlat edinme kararından sonra ortaya çıkan sorunlarla değil, kararın verildiği sırada mevcut olan hukuki eksikliklerle ilgilidir.

Evlat Edinmenin İptali Ne Anlama Gelir?

Evlat edinme, mahkemenin kurucu kararıyla gerçekleşir. Dolayısıyla evlatlık ilişkisi, tarafların kendi aralarında düzenleyecekleri bir protokolle, noter belgesiyle veya tek taraflı bir açıklamayla sona erdirilemez.

Evlat edinen kişi, “Artık onu evlatlıktan çıkarıyorum” diyerek evlatlığı nüfus kaydından sildiremez. Aynı şekilde evlatlık da “Bu aileyle hiçbir bağım kalmasını istemiyorum” şeklindeki bir beyanla hukuki ilişkiyi sona erdiremez. Tarafların bu konuda anlaşmış olması da tek başına yeterli değildir.

Mahkemenin evlatlık ilişkisini kaldırabilmesi için Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen sebeplerden birinin bulunması gerekir. Bu sebepler temel olarak gerekli rızanın alınmamış olması ve evlat edinmenin esasa ilişkin önemli bir eksiklikle sakatlanmış bulunmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 317, 318 ve 319. maddeleri, evlatlık ilişkisinin hangi sebeplerle ve hangi süre içinde kaldırılabileceğini düzenlemektedir.

Evlatlıktan Reddetme Mümkün müdür?

Halk arasında sıkça kullanılan “evlatlıktan reddetme” ifadesi, hukuken doğru bir kavram değildir. Türk hukukunda, evlat edinenin tek taraflı irade açıklamasıyla evlatlığı aileden çıkarmasına imkân veren bağımsız bir evlatlıktan reddetme kurumu bulunmamaktadır.

Evlatlık, evlat edinenin beklentilerine uygun davranmamış olabilir. Taraflar uzun süredir görüşmüyor, ciddi tartışmalar yaşıyor veya birbirlerine tamamen yabancılaşmış olabilirler. Buna rağmen bu durumlar, tek başına evlatlık ilişkisinin kaldırılması için yeterli değildir.

Evlatlığın evlat edineni ziyaret etmemesi, yaşlılığında onunla ilgilenmemesi, evden ayrılması, başka bir şehirde yaşaması ya da aile ilişkilerinin tamamen kopması duygusal olarak önemli olsa da evlat edinme kararının hukuken sakat olduğunu göstermez.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması ile mirasçılıktan çıkarma da birbirinden farklıdır. Kanunda belirtilen ağır sebepler varsa bir kişinin mirasçılıktan çıkarılması gündeme gelebilir. Ancak mirasçılıktan çıkarma, evlatlık bağını ve nüfus kaydındaki ilişkiyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Evlatlık İlişkisi Hangi Durumlarda Kaldırılabilir?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılabilmesi için evlat edinme işleminin kuruluşunda hukuken önemli bir eksiklik bulunmalıdır. Kanun bu eksiklikleri iki ana başlık altında ele almaktadır.

Bunlardan ilki, evlat edinme sırasında rızası alınması gereken kişinin rızasının alınmamış olmasıdır. İkincisi ise yaş şartı, yaş farkı, birlikte evlat edinme zorunluluğu veya evlat edinmenin çocuğun yararına olması gibi temel şartlardan birinin bulunmamasıdır.

Mahkeme her eksikliği aynı şekilde değerlendirmez. Önemsiz veya yalnızca usule ilişkin bir hata ile evlat edinmenin temelini etkileyen ciddi bir eksiklik birbirinden ayrılır. Ayrıca evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının özellikle küçük yaştaki evlatlığın hayatında yaratacağı sonuçlar da dikkate alınır.

Gerekli Rızanın Alınmamış Olması

Evlat edinme sırasında kanunen rızası alınması gereken bir kişinin rızası alınmamışsa, bu kişi evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.

Küçüğün evlat edinilmesinde, kural olarak biyolojik anne ve babanın rızası aranır. Ayırt etme gücüne sahip olan küçüğün de evlat edinilmeye rıza göstermesi gerekir. Vesayet altında bulunan çocuklarda vesayet makamlarının kararı veya izni de gündeme gelebilir. Eşlerden birinin tek başına evlat edinmesi hâlinde diğer eşin rızasının aranması gereken durumlar da vardır.

Bununla birlikte biyolojik anne veya babanın rızası her olayda zorunlu değildir. Anne veya babanın kim olduğunun ya da uzun süredir nerede bulunduğunun bilinmemesi, sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması veya çocuğa karşı bakım yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi gibi kanunda öngörülen hâllerde rıza aranmaması mümkündür.

Dolayısıyla biyolojik anne veya babanın yalnızca “Benim rızam alınmadı” demesi, davanın kabul edilmesi için her zaman yeterli olmaz. Mahkeme öncelikle bu kişinin rızasının gerçekten zorunlu olup olmadığını ve rızanın aranmamasına ilişkin geçerli bir mahkeme kararı bulunup bulunmadığını inceler.

Rıza alınmamış olsa bile mahkeme yalnızca bu eksikliğe bakarak karar vermez. Özellikle küçük uzun yıllardır evlat edinen aileyle birlikte yaşıyorsa, bu kişileri anne ve babası olarak tanıyorsa ve ilişkinin kaldırılması çocuğun hayatını ağır biçimde sarsacaksa çocuğun üstün yararı ayrıca değerlendirilir.

Esasa İlişkin Eksiklik Ne Demektir?

Evlat edinme kararında rıza dışında başka temel bir şartın eksik olması hâlinde de evlatlık ilişkisinin kaldırılması istenebilir. Burada söz konusu olan eksiklik, evlat edinme işleminin özünü etkileyen ciddi bir hukuka aykırılıktır.

Örneğin evlat edinen kişinin kanunda aranan yaş şartını taşımaması veya evlat edinen ile evlatlık arasında bulunması gereken yaş farkının mevcut olmaması esasa ilişkin bir eksiklik oluşturabilir. Eşlerin birlikte evlat edinmesi gerekirken kanuni şartlara aykırı biçimde eşlerden yalnızca birinin evlat edinmesi de aynı kapsamda değerlendirilebilir.

Küçüğün evlat edinilmesinden önce kanunda öngörülen bakım ve eğitim sürecinin gerçekleştirilmemesi, evlat edinmenin çocuğun üstün yararına olup olmadığının gereği gibi araştırılmaması veya ergin bir kişinin evlat edinilmesinde aranan özel şartların bulunmaması da somut olayın özelliklerine göre önemli bir eksiklik sayılabilir.

Ancak her eksiklik doğrudan evlatlık ilişkisinin kaldırılması sonucunu doğurmaz. Eksiklik sonradan ortadan kalkmışsa veya hata yalnızca usule ilişkinse mahkeme ilişkiyi kaldırmayabilir. Özellikle usule ilişkin eksikliklerde, kaldırma kararının evlatlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyip zedelemeyeceği önem taşır.

Sonradan Ortaya Çıkan Aile Sorunları İptal Sebebi Olur mu?

Evlat edinme kararından sonra yaşanan anlaşmazlıklar kural olarak evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebi değildir.

Evlat edinen ile evlatlık arasında ciddi tartışmalar yaşanabilir. Evlatlık evden ayrılmış, uzun süredir evlat edinenle görüşmüyor veya onunla ilgilenmiyor olabilir. Taraflar birbirlerine karşı kırıcı davranmış ya da aile bağları tamamen kopmuş olabilir. Bunlar tek başına evlat edinme kararının verildiği tarihte hukuki bir eksiklik bulunduğunu göstermez.

Evlat edinen kişinin sonradan pişman olması da yeterli değildir. Evlat edinme, geçici bir bakım veya deneme ilişkisi değildir. Mahkeme kararıyla kalıcı bir aile hukuku statüsü kurulduğu için yalnızca duygusal bağın zayıflaması üzerine sona erdirilemez.

Bununla birlikte sonradan yaşanan olayların başka hukuki sonuçları olabilir. Ağır hakaret, şiddet, tehdit veya aile yükümlülüklerinin ciddi biçimde ihlal edilmesi hâlinde ceza hukuku, kişilik haklarının korunması, nafaka veya mirasçılıktan çıkarma gibi farklı kurumlar gündeme gelebilir. Fakat bunların her biri evlatlık ilişkisinin kaldırılmasından ayrı değerlendirilmelidir.

Tarafların Anlaşması Yeterli midir?

Evlat edinen ile evlatlık, aralarındaki ilişkiyi artık sürdürmek istemediklerini birlikte açıklasalar bile mahkeme yalnızca bu anlaşmaya dayanarak evlatlık ilişkisini sona erdiremez.

Çünkü evlat edinme, tarafların üzerinde tamamen serbestçe tasarruf edebilecekleri sıradan bir sözleşme değildir. Soybağı, nüfus kaydı, mirasçılık ve velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren sonuçları vardır.

Bu nedenle tarafların mahkemeye birlikte başvurarak “Karşılıklı olarak anlaştık, evlatlık ilişkisi sona ersin” demeleri yeterli olmaz. Mahkeme yine de kanunda belirtilen kaldırma sebeplerinden birinin bulunup bulunmadığını araştırır.

Evlat Edinmenin İptali Davasını Kim Açabilir?

Davayı kimin açabileceği, hangi kaldırma sebebine dayanıldığına göre değişir.

Dava, gerekli rızanın alınmamış olmasına dayanıyorsa öncelikle rızası alınması gereken kişi dava hakkına sahiptir. Bu kişi somut olaya göre biyolojik anne, biyolojik baba, evlat edinilen kişi veya rızası alınması gereken eş olabilir.

Evlat edinmenin esasa ilişkin başka bir eksiklikle sakatlanmış olması hâlinde ise Cumhuriyet savcısı veya hukuki menfaati bulunan ilgili kişiler davayı açabilir. Evlat edinen, evlatlık ya da biyolojik anne ve baba somut olayın özelliklerine göre ilgili kişi sayılabilir.

Ancak bir kişinin yalnızca evlatlığın akrabası olması, her zaman dava açma hakkına sahip olduğu anlamına gelmez. Davacının evlatlık ilişkisinin kaldırılmasında güncel, somut ve hukuken korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekir.

Cumhuriyet Savcısı Dava Açabilir mi?

Evlat edinmenin esasa ilişkin önemli bir eksiklikle sakatlanmış olması hâlinde Cumhuriyet savcısı da evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.

Bunun nedeni, evlat edinmenin yalnızca evlat edinen ile evlatlık arasında sonuç doğuran özel bir işlem olmamasıdır. Evlat edinme kararı; soybağı, nüfus kayıtları, velayet, bakım yükümlülüğü ve mirasçılık gibi kamu düzenini ilgilendiren sonuçlar meydana getirir.

Savcının dava açma yetkisi özellikle kanunun emredici hükümlerine aykırı şekilde kurulmuş evlatlık ilişkilerinde önem taşır.

Evlat Edinmenin İptali Davasında Süre

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası süresiz olarak açılamaz. Türk Medeni Kanunu’nun 319. maddesine göre dava hakkı, kaldırma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkeme, taraflar ileri sürmese bile sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden dikkate alabilir. Dava bir yıllık süreden sonra açılmışsa, ileri sürülen sebep haklı olsa dahi dava süre yönünden reddedilebilir.

Bir yıllık süre, kişinin yalnızca evlat edinme kararını öğrendiği tarihte değil, kaldırma sebebini oluşturan hukuki eksikliği öğrendiği tarihte başlar.

Örneğin biyolojik anne çocuğunun yıllar önce evlat edinildiğini öğrenmiş olabilir. Ancak kendi rızası alınmadan evlat edinme kararı verildiğini daha sonraki bir tarihte öğrenmişse, bir yıllık sürenin hangi tarihte başladığı bu öğrenme anına göre değerlendirilebilir.

Öğrenme tarihinin ispatında tebligatlar, mahkeme dosyasının incelendiği tarih, dilekçeler, yazışmalar, nüfus kayıtları ve tanık anlatımları önem taşıyabilir.

Kanunun ilk düzenlemesinde, öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık sürenin yanında evlat edinme işleminin üzerinden her durumda beş yıl geçmesiyle dava hakkının sona ereceği de belirtilmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 319. maddesindeki “ve her hâlde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl” ibaresini iptal etmiştir. Bu nedenle bugün esas alınan süre, kaldırma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıldır.

Görevli Mahkeme Hangisidir?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinde görülür. Aile mahkemeleri, Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukundan doğan dava ve işlerine bakmakla görevlidir.

Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise davanın tarafları, yerleşim yerleri, evlat edinme kararını veren mahkeme ve talebin niteliği birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle görevli mahkeme genel olarak belli olsa da yetki konusunda somut dosya incelenmeden kesin bir yer adı verilmesi doğru olmaz.

Özellikle bir yıllık hak düşürücü süre bulunduğundan, davanın yanlış mahkemede açılması ciddi zaman kaybına yol açabilir.

Davalı Kim Olur?

Davalının kim olacağı, davayı kimin açtığına göre değişir.

Biyolojik anne veya baba gerekli rızasının alınmadığını ileri sürerek dava açıyorsa evlat edinen kişi veya kişiler ile evlatlığın davada yer alması gerekebilir. Evlat edinen dava açıyorsa evlatlık; evlatlık dava açıyorsa evlat edinen kişi veya kişiler davalı olarak gösterilir.

Dava Cumhuriyet savcısı tarafından açılmışsa evlatlık ilişkisinin taraflarının davaya dâhil edilmesi gerekir.

Evlat edinilen kişinin küçük olması durumunda temsil konusu ayrıca önemlidir. Çocuğun yasal temsilcisi ile çocuk arasında menfaat çatışması varsa çocuğun davada bağımsız şekilde temsil edilmesi için kayyım atanması gerekir.

Tarafların eksik gösterilmesi veya çocuğun uygun biçimde temsil edilmemesi, yargılamanın uzamasına ve verilen kararın kanun yolunda kaldırılmasına neden olabilir.

Çocuğun Üstün Yararı Neden Önemlidir?

Evlat edinmeye ilişkin uyuşmazlıklarda yalnızca yetişkinlerin talepleri dikkate alınmaz. Özellikle evlatlık küçükse mahkemenin temel ölçütlerinden biri çocuğun üstün yararıdır.

Mahkeme, geçmişte hukuki bir eksiklik bulunup bulunmadığını araştırırken ilişkinin kaldırılması hâlinde çocuğun ne yaşayacağını da değerlendirir. Çocuğun evlat edinen aileyle ne kadar süredir yaşadığı, bu kişileri anne ve baba olarak kabul edip etmediği, eğitim ve bakım düzeni, kardeşleriyle ilişkisi, biyolojik ailesiyle mevcut bağı ve kararın psikolojik gelişimi üzerindeki etkisi göz önünde bulundurulabilir.

Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi uygunsa görüşü de alınabilir. Ancak çocuğun açıklaması tek başına kararın sonucunu belirlemez. Mahkeme, çocuğun görüşünü sosyal inceleme raporları ve diğer delillerle birlikte değerlendirir.

Evlat edinme sırasında bir eksiklik bulunduğunun anlaşılması, her durumda ilişkinin kaldırılacağı anlamına gelmez. Kanunda öngörülen bazı hâllerde, kaldırma kararının evlatlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyeceği sonucuna varılırsa dava reddedilebilir.

Mahkeme Nasıl Bir İnceleme Yapar?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası yalnızca tarafların beyanları üzerinden sonuçlandırılmaz. Mahkeme, evlat edinme kararının verildiği önceki dava dosyasını getirterek o tarihte hangi işlemlerin yapıldığını inceler.

Evlat edinme kararının kesinleşme tarihi, anne ve babanın rıza belgeleri, vesayet makamlarının kararları, sosyal inceleme raporları ve tebligatlar araştırılabilir. Nüfus kayıtları ile sosyal hizmet kurumlarının kayıtları da dosyaya getirilebilir.

Mahkeme gerekli görürse tarafları, tanıkları ve ayırt etme gücüne sahip çocuğu dinleyebilir. Psikolog, pedagog veya sosyal çalışmacı tarafından sosyal inceleme raporu hazırlanması istenebilir. Aile mahkemelerinin aile uyuşmazlıklarında psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıların uzmanlığından yararlanabilmesine ilişkin düzenleme 4787 sayılı Kanun’da yer almaktadır.

Yargılama sırasında yalnızca evlat edinme kararında eksiklik bulunup bulunmadığı değil, bu eksikliğin sonradan giderilip giderilmediği ve evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının bugün doğuracağı sonuçlar da değerlendirilir.

Davada Hangi Deliller Kullanılabilir?

Bu davalarda en önemli delillerden biri önceki evlat edinme dosyasıdır. Evlat edinme kararının hangi belgeler ve hangi rızalar alınarak verildiği büyük ölçüde bu dosyadan anlaşılır.

Gerekçeli karar, kesinleşme şerhi, nüfus kayıtları, rıza belgeleri, vesayet makamı kararları, tebligat evrakı, sosyal inceleme raporları ve sağlık raporları delil olarak kullanılabilir.

Kaldırma sebebinin ne zaman öğrenildiği konusunda uyuşmazlık varsa yazışmalar, mesajlar, dava dosyasının incelendiğine ilişkin kayıtlar, resmî başvurular ve tanık anlatımları da önem kazanabilir.

Davacı yalnızca evlat edinme işleminde bir eksiklik bulunduğunu değil, bu eksikliği hangi tarihte öğrendiğini ve davayı bir yıllık süre içinde açtığını da ortaya koymalıdır.

Evlatlık İlişkisinin Kaldırılmasının Sonuçları

Mahkemenin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına karar vermesi tek başına yeterli değildir. Kararın kesinleşmesiyle birlikte evlat edinen ile evlatlık arasındaki hukuki bağ sona erer.

Kesinleşen karar nüfus müdürlüğüne gönderilir ve nüfus kayıtlarında gerekli değişiklikler yapılır.

Evlatlık küçükse velayetin ve bakım sorumluluğunun kime ait olacağı ayrıca belirlenmelidir. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması, çocuğun hiçbir inceleme yapılmadan doğrudan biyolojik anne veya babaya teslim edileceği anlamına gelmez. Çocuğun nerede yaşayacağı, bakımının kim tarafından sağlanacağı ve korunması için hangi tedbirlerin alınacağı üstün yararına göre kararlaştırılır.

Evlatlık ile evlat edinen arasındaki yasal mirasçılık ilişkisi de kaldırma kararından etkilenir. Ancak karar verilmeden önce gerçekleşmiş miras geçişleri veya tamamlanmış hukuki işlemler bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekebilir.

Aynı şekilde geçmişte yapılmış nafaka ödemeleri, bakım giderleri veya evlatlık adına yapılan harcamalar, ilişki kaldırıldı diye kendiliğinden geçersiz hâle gelmez.

Karar Geçmişe Etkili midir?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması kararı kural olarak kararın kesinleşmesiyle birlikte hukuki sonuç doğurur. Bu nedenle geçmişte evlatlık ilişkisine dayanılarak yapılan bütün işlemlerin otomatik olarak yok sayılması söz konusu değildir.

Örneğin geçmişte alınmış nafakaların, yapılmış bakım ve eğitim giderlerinin veya tamamlanmış malvarlığı işlemlerinin hukuki durumu ayrı ayrı incelenmelidir.

Evlat Edinme Kararına İtiraz ile İptal Davası Aynı Şey midir?

Evlat edinme kararına karşı kanun yoluna başvurulması ile evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası birbirinden farklıdır.

Evlat edinme kararı henüz kesinleşmemişse veya kanun yolu süresi devam ediyorsa kararın istinaf veya şartları varsa temyiz yoluyla incelenmesi gündeme gelebilir.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası ise kesinleşmiş bir evlat edinme kararıyla kurulmuş olan hukuki ilişkinin, kanunda belirtilen eksiklikler nedeniyle sona erdirilmesini amaçlar.

Yargılamanın yenilenmesi, nüfus kaydının düzeltilmesi ve evlatlık ilişkisinin kaldırılması da birbirinden farklı hukuki yollardır.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasıyla Evlatlık Bağı Sona Erer mi?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, nüfus sicilinde gerçeğe aykırı veya hatalı bir kayıt bulunduğunda açılır. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasında ise mahkeme kararıyla kurulmuş bir aile hukuku statüsünün sona erdirilmesi istenir.

Bu nedenle yalnızca nüfus müdürlüğüne başvurularak veya nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılarak evlatlık ilişkisi ortadan kaldırılamaz. Evlat edinme kararıyla kurulmuş bağın sona ermesi için öncelikle yetkili mahkemeden evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin karar alınması gerekir.

Evlat Edinenin Ölümü İlişkiyi Sona Erdirir mi?

Evlat edinen kişinin ölmesi, evlatlık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Evlatlık, kanundaki şartlar çerçevesinde evlat edinenin yasal mirasçısı olmaya devam eder.

Aynı şekilde evlatlığın ölümü de daha önce kurulmuş olan evlatlık ilişkisinin hiç kurulmamış sayılmasına neden olmaz.

Ölüm, evlatlık bağını kendiliğinden sona erdiren bir iptal sebebi değildir.

Evlat Edinen Eşlerin Boşanması İlişkiyi Etkiler mi?

Eşlerin birlikte evlat edindikten sonra boşanması, evlatlık ilişkisini kendiliğinden sona erdirmez.

Çocuk hukuken her iki eşin de evlatlığı olmaya devam eder. Boşanma sırasında velayet, çocukla kişisel ilişki, iştirak nafakası ve çocuğun bakım giderleri biyolojik çocuklarda olduğu gibi çocuğun üstün yararı gözetilerek düzenlenir.

Eşlerin birbirlerinden boşanması, evlatlık ilişkisinin kaldırılması için yeterli bir sebep değildir.

Evlatlık Kendi İsteğiyle İlişkiyi Sona Erdirebilir mi?

Evlatlığın ergin olması ve evlat edinenle artık hiçbir bağının kalmasını istememesi tek başına yeterli değildir.

Evlatlık da ancak evlat edinme sırasında gerekli rızanın alınmadığını veya evlat edinme işleminin esasa ilişkin önemli bir eksiklik taşıdığını ileri sürerek dava açabilir.

Evlatlığın biyolojik ailesiyle yeniden yakınlaşması, evlat edinenle görüşmemesi veya soyadını taşımak istememesi, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını sağlamaz.

Soyadının değiştirilmesi talebi ile evlatlık ilişkisinin kaldırılması da farklı hukuki konulardır. Bir kişinin yalnızca soyadını değiştirmek istemesi, evlatlık bağının mutlaka sona erdirilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Biyolojik Anne Çocuğunu Geri Alabilir mi?

Biyolojik annenin sonradan fikrini değiştirmesi, evlat edinilmiş çocuğu geri alabilmesi için yeterli değildir.

Evlat edinme kararı kesinleştikten sonra biyolojik anne, yalnızca çocuğunu özlediğini veya evlat edinmeye artık razı olmadığını ileri sürerek evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını sağlayamaz.

Ancak rızası alınması zorunlu olduğu hâlde rızası alınmamışsa, rızası hukuken geçersiz şekilde alınmışsa veya evlat edinme işleminde esasa ilişkin başka ciddi bir eksiklik bulunuyorsa dava açması mümkün olabilir.

Bu durumda da bir yıllık hak düşürücü süre ve çocuğun üstün yararı dikkate alınır.

Arabuluculuk Zorunlu mudur?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması, tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri bir alana ilişkin değildir. Bu nedenle dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekmez.

Tarafların arabuluculuk görüşmesinde evlatlık ilişkisinin sona ermesi konusunda anlaşmaları da tek başına hukuki sonuç doğurmaz. Evlatlık bağının kaldırılması için mutlaka mahkeme kararı gerekir.

Dava Ne Kadar Sürer?

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması davalarının ne kadar süreceği konusunda kesin bir süre vermek mümkün değildir.

Önceki evlat edinme dosyasının arşivden getirtilmesi, tarafların adreslerinin bulunması, tebligatların yapılması, çocuğun dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması ve tanıkların dinlenmesi süreci etkileyebilir.

Taraflardan birinin yurt dışında yaşaması, evlat edinme kararının çok eski tarihli olması veya biyolojik anne ve babanın adreslerinin bilinmemesi hâlinde yargılama daha uzun sürebilir.

İlk derece mahkemesinin kararından sonra istinaf başvurusu yapılması da kararın kesinleşme süresini uzatır.

Dava Açarken Hangi Belgeler Gerekir?

Dava açılmadan önce evlat edinme kararının ve mümkünse evlat edinme dosyasının incelenmesi büyük önem taşır.

Gerekçeli kararın örneği, kesinleşme şerhi, vukuatlı nüfus kayıt örneği, rıza beyanları, tebligatlar ve kaldırma sebebinin ne zaman öğrenildiğini gösteren belgeler dosyaya sunulabilir.

Davacı, dilekçesinde yalnızca “Evlat edinme hukuka aykırıdır” şeklinde genel bir açıklama yapmakla yetinmemelidir. Hangi kanuni şartın eksik olduğu, bu eksikliğin ne zaman ve nasıl öğrenildiği ile davanın neden süresinde açıldığı açık biçimde anlatılmalıdır.

Önceki evlat edinme dosyasına ulaşılamıyorsa ilgili mahkemeden dosyanın getirtilmesi talep edilebilir.

Yurttan Alınan Çocuk Geri Verilebilir mi?

Bu konuda öncelikle çocuğun aile yanına hangi hukuki statüyle yerleştirildiğine bakmak gerekir. Halk arasında “yurttan çocuk almak” şeklinde ifade edilse de çocuk, aile yanına koruyucu aile hizmeti kapsamında yerleştirilmiş olabileceği gibi evlat edinme öncesi geçici bakım sözleşmesiyle de teslim edilmiş olabilir. Mahkeme tarafından evlat edinme kararı verilmişse artık tamamen farklı bir hukuki durum söz konusudur.

Evlat edinme henüz gerçekleşmemişse çocuk geri verilebilir mi?

Çocuk, evlat edinme işlemleri tamamlanmadan önce aile yanına Evlat Edinme Öncesi Geçici Bakım Sözleşmesi ile yerleştirilir. Bu süreçte çocuk henüz hukuken ailenin evlatlığı değildir. Evlat edinme, ancak aile mahkemesinin vereceği karar ile gerçekleşir.

Geçici bakım süreci, evlat edinmek isteyen aile ile çocuğun birbirine uyum sağlayıp sağlayamadığının gözlemlendiği bir dönemdir. Aile, çocuğun bakımını ve eğitimini Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünün denetimi altında üstlenir. Çocuk ile aile bu süreçte sosyal çalışma görevlileri tarafından izlenir ve yapılan görüşmeler rapor hâline getirilir. Bakanlığın açıklamasına göre geçici bakım sözleşmesi ve izleme süreci, evlat edinme işlemleri tamamlanıncaya kadar devam eder.

Ailenin bu süreçte evlat edinmekten vazgeçmesi veya çocukla sağlıklı bir aile ilişkisinin kurulamayacağının anlaşılması mümkündür. Bu durumda çocuk, kişisel bir kararla kuruma bırakılmamalı veya başka bir kişiye teslim edilmemelidir. Aile, durumu vakit geçirmeden kendisini izleyen sosyal çalışma görevlisine ve Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bildirmelidir. Çocuğun güvenli biçimde teslim alınması, yeniden kuruma yerleştirilmesi veya çocuğun yararına başka bir bakım modeline yönlendirilmesi kurum tarafından planlanır.

Dolayısıyla evlat edinme kararı henüz verilmemişse aile evlat edinme sürecinden vazgeçebilir. Ancak bu durum bir eşyanın “iade edilmesi” gibi değerlendirilmemelidir. Süreç, çocuğun psikolojik durumu ve üstün yararı gözetilerek sosyal hizmet uzmanlarının gözetiminde yürütülmelidir.

Evlat edinme gerçekleşmişse çocuk geri verilebilir mi?

Mahkeme evlat edinme kararı vermiş ve karar kesinleşmişse çocuk artık hukuken evlat edinen kişinin çocuğu hâline gelir. Evlat edinme, evlatlık ile evlat edinen arasında mahkeme kararıyla soybağı kurulmasını sağlayan bir kişisel hâl işlemidir.

Bu aşamadan sonra çocuğun “yurda iade edilmesi” şeklinde tek taraflı bir hak bulunmaz. Evlat edinen kişi, İl Müdürlüğüne veya çocuk bakım kuruluşuna giderek “Artık bakmak istemiyorum” demek suretiyle evlatlık bağını sona erdiremez. Noterde düzenlenen bir belge, feragatname veya tarafların kendi aralarında yaptığı anlaşma da evlatlık ilişkisini ortadan kaldırmaz.

Evlat edinme gerçekleştikten sonra taraflar arasında anlaşmazlık çıkması, çocuğun davranış sorunları göstermesi, evlat edinenin pişman olması veya aile bağının beklenildiği şekilde kurulamaması tek başına evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebi değildir.

Bununla birlikte çocuğun aile yanında kalmasının artık güvenli olmadığı veya evlat edinenlerin bakım görevini yerine getiremediği durumlarda Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü devreye girebilir. Çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirler alınması, gerektiğinde çocuğun geçici olarak kurum bakımına veya başka bir bakım modeline yerleştirilmesi mümkün olabilir. Ancak çocuğun kurum bakımına alınması, evlatlık bağını kendiliğinden sona erdirmez. Evlat edinen kişinin hukuki anne veya baba sıfatı, mahkeme tarafından farklı bir karar verilmedikçe devam eder.

Bu nedenle mahkeme kararıyla evlat edinilmiş bir çocuk bakımından doğru ifade “çocuğu iade etmek” değil, çocuğun korunması için sosyal hizmet müdahalesi talep etmektir.

Bir çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ile evlat edinilmesi aynı şey değildir.

Koruyucu ailelikte soybağı kurulmaz

Koruyucu aile, çocuğun bakımını, yetiştirilmesini ve eğitimini devletle birlikte üstlenir. Ancak çocuk ile koruyucu aile arasında hukuki soybağı kurulmaz. Çocuk koruyucu ailenin nüfusuna öz çocuk veya evlatlık olarak geçmez; koruyucu ailenin soyadını kendiliğinden almaz ve koruyucu ailenin yasal mirasçısı olmaz.

Koruyucu aile, çocuğun hukuki anne ve babası hâline gelmez. Velayet de kendiliğinden koruyucu aileye geçmez. Bakanlığın açıklamasına göre koruyucu ailelikte bakım, yetiştirme ve eğitim sorumluluğu devletle paylaşılırken çocuğun velayeti biyolojik ailesinde kalabilir; bazı dosyalarda ise çocuk vesayet altında bulunabilir.

Koruyucu ailelik, esas olarak bir çocuk koruma ve bakım hizmetidir. Geçici, süreli veya çocuğun durumuna göre daha uzun süreli olabilir. Çocuğun biyolojik ailesine döndürülmesi mümkün hâle gelirse, koruyucu aile yanındaki bakım sona erdirilebilir. Koruyucu aile ile çocuk arasında güçlü bir duygusal bağ kurulmuş olması, tek başına evlatlık ilişkisi meydana getirmez.

Evlat edinmede hukuki soybağı kurulur

Evlat edinmede ise mahkeme kararıyla evlat edinen ile çocuk arasında hukuki soybağı kurulur. Evlat edinen kişi, çocuk bakımından anne veya baba statüsünü kazanır. Velayete ilişkin hak ve yükümlülükler evlat edinene geçer ve çocuk evlat edinenin yasal mirasçısı olur.

Koruyucu aile çocuğu sonradan evlat edinebilir mi?

Koruyucu aile yanında bulunan çocuğun hukuki durumu evlat edinmeye uygun hâle gelirse, koruyucu ailenin de evlat edinme talebinde bulunması mümkün olabilir. Ancak koruyucu aile olarak çocuğa bakılmış olması, aileye kendiliğinden bir evlat edinme hakkı vermez.

Evlat edinmenin şartları ayrıca incelenir. Çocuğun hukuki durumu, gerekli rızalar, çocuğun üstün yararı, koruyucu ailenin evlat edinme şartlarını taşıyıp taşımadığı ve çocukla kurulan ilişkinin niteliği değerlendirilir. Sonuçta evlat edinme ancak mahkeme kararıyla gerçekleşir.

Bu süreç tamamlanıncaya kadar aile, hukuken koruyucu aile olmaya devam eder. Çocuk uzun yıllardır aynı aileyle yaşıyor olsa bile mahkeme kararı verilmeden evlatlık sıfatı ve buna bağlı mirasçılık doğmaz.

Koruyucu aile yanındaki çocuk geri alınabilir mi?

Koruyucu aile hizmeti çeşitli sebeplerle sona erdirilebilir ve çocuk İl Müdürlüğü tarafından aileden alınabilir.

Evlatlığın Mirasta Saklı Payı Var mı?

Evlat edinme mahkeme kararıyla kesinleştiğinde evlatlık, evlat edinenin altsoyu gibi mirasçı olur. Bu nedenle evlatlık yalnızca yasal mirasçı değildir; aynı zamanda saklı paylı mirasçıdır.

Evlat edinen kişi vasiyetname düzenleyerek malvarlığının tamamını başka bir kişiye bırakmış olsa bile evlatlığın saklı payını ortadan kaldıramaz. Evlatlığın saklı payı, çocuklar için geçerli olan oran üzerinden hesaplanır ve kural olarak evlatlığın yasal miras payının yarısıdır.

Örneğin evlat edinen kişi öldüğünde geride yalnızca bir evlatlık bırakmış ve sağ kalan eşi bulunmuyorsa evlatlığın yasal miras payı terekenin tamamıdır. Bu durumda saklı payı terekenin yarısı olur. Mirasbırakan vasiyetnameyle malvarlığının tamamını başka birine bırakmış olsa bile evlatlık, saklı payına yapılan müdahale nedeniyle tenkis davası açabilir.

Mirasbırakanın sağ kalan eşi de varsa oranlar değişir. Evlatlık, biyolojik çocuk gibi eşle birlikte mirasçı olur. Öncelikle evlatlığın yasal miras payı hesaplanır, ardından bu payın yarısı saklı pay olarak belirlenir.

Evlat edinenin hem biyolojik çocuğu hem de evlatlığı varsa bunlar miras paylaşımında altsoy olarak aynı zümrede yer alır. Evlatlık, sırf biyolojik çocuk olmadığı gerekçesiyle daha düşük bir miras veya saklı pay alamaz.

Evlatlık vasiyetnameyle tamamen mirastan çıkarılabilir mi?

Evlatlık, yalnızca vasiyetnameye “Evlatlığıma hiçbir şey bırakmıyorum” yazılmasıyla saklı payından mahrum bırakılamaz. Böyle bir vasiyetname geçersiz sayılmaz; ancak evlatlığın saklı payını aşan kısmı tenkise tabi olabilir.

Evlatlığın saklı payının da ortadan kaldırılabilmesi için Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen mirasçılıktan çıkarma sebeplerinden birinin bulunması gerekir. Evlatlığın mirasbırakana veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi buna örnek olabilir. Mirasçılıktan çıkarma sebebinin vasiyetnamede veya miras sözleşmesinde açıkça gösterilmesi gerekir.

Sadece evlatlığın evlat edinenle görüşmemesi, aralarının bozuk olması, evlat edinenin kendisini yeterince aramadığını düşünmesi veya “Onu hiçbir mecburiyetim yokken büyüttüm” şeklindeki kırgınlığı her olayda mirasçılıktan çıkarma için yeterli kabul edilmez. İleri sürülen davranışın kanunda aranan ağırlığa ulaşması gerekir.

Mirasçılıktan çıkarma sebebi ispatlanamazsa evlatlık saklı payını talep edebilir.

Evlatlık biyolojik ailesine de mirasçı olur mu?

Evlat edinilmiş çocuk, evlat edinene mirasçı olurken biyolojik ailesindeki mirasçılığını da kural olarak korur. Buna karşılık evlat edinen ve evlat edinenin akrabaları, evlatlığa mirasçı olmazlar.

Bu nedenle evlatlık, şartları varsa hem biyolojik anne ve babasından hem de evlat edinenden miras alabilir. Ancak evlat edinen kişi, evlatlığın mirasçısı olarak biyolojik anne veya babanın yerine geçmez.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması miras hakkını etkiler mi?

Evlatlık ilişkisi mahkeme kararıyla kaldırılır ve karar evlat edinenin ölümünden önce kesinleşirse, evlatlığın evlat edinenden doğan yasal mirasçılığı ve saklı pay hakkı da sona erer.

Buna karşılık evlat edinen öldüğü anda evlatlık ilişkisi hâlen devam ediyorsa miras hakkı ölüm anında doğar. Daha sonra meydana gelen olayların önceden kazanılmış miras hakkına etkisi, olayın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Mülga 743 Sayılı Medeni Kanun’da Evlatlık İlişkisinin Sona Ermesi Nasıldı?

Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde evlat edinme, bugünkü sistemden farklı olarak yalnızca mahkeme kararıyla kurulan bir soybağı statüsü şeklinde değil, hâkimin izninden sonra düzenlenen resmî bir sözleşme olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle kanunda “evlatlık mukavelesi” ve “evlatlık rabıtası” ifadeleri kullanılmıştı. Eski Kanun’un 256. maddesine göre evlat edinme, sulh hâkiminin izninden sonra yapılacak resmî senetle kuruluyor ve nüfus kütüğüne işleniyordu.

Bu sözleşmesel yapı nedeniyle, geçerli olarak kurulmuş evlatlık ilişkisinin sonradan sona erdirilmesi de mümkündü. Mülga Kanun’un 258. maddesi bu durumu “ref”, yani evlatlık bağının kaldırılması olarak düzenlemişti.

Taraflar anlaşarak evlatlık ilişkisini sona erdirebiliyordu

Eski Kanun’un 258. maddesine göre evlat edinen ile evlatlık, evlat edinme sözleşmesinin kurulmasına ilişkin şekil kurallarına uyarak karşılıklı rızalarıyla evlatlık bağını her zaman kaldırabiliyordu. Dolayısıyla evlat edinme başlangıçta tamamen geçerli olsa bile, tarafların daha sonra anlaşmaları hâlinde bağın sona erdirilmesi mümkündü.

Bu yönüyle eski sistem, günümüzdeki düzenlemeden belirgin biçimde ayrılıyordu. Bugün evlat edinen ile evlatlığın birlikte mahkemeye başvurup “İlişkiyi artık sürdürmek istemiyoruz” demeleri tek başına yeterli değildir. Mülga Kanun döneminde ise karşılıklı irade, gerekli şekle uyulması şartıyla başlı başına sona erme sebebiydi.

Evlatlık, haklı sebepler varsa kaldırma talebinde bulunabiliyordu

Eski Kanun, evlatlığın da haklı sebeplere dayanarak hâkimden evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını istemesine izin veriyordu.

Kanunda “haklı sebep” tek tek sayılmamıştı. Bu nedenle taraflar arasındaki ilişkinin devamını dürüstlük ve hakkaniyet bakımından çekilmez hâle getiren olayların somut duruma göre değerlendirilmesi gerekiyordu. Ağır kötü muamele, bakım ve koruma yükümlülüğünün ciddi biçimde ihlal edilmesi veya evlatlığın aile içinde katlanması beklenemeyecek bir durumla karşılaşması bu kapsamda değerlendirilebilirdi.

Evlat edinen de belirli ağır sebeplerle ilişkiyi sona erdirebiliyordu

Evlat edinen kişinin tek taraflı dava hakkı daha sınırlıydı. Mülga Kanun’un 258. maddesine göre evlat edinen, evlatlığın mirastan mahrum bırakılmasını gerektiren bir davranışta bulunması hâlinde evlatlık bağının kaldırılmasını isteyebiliyordu.

Bu ifade, eski Kanun’daki mirasçılıktan çıkarma sebeplerine gönderme yapıyordu. Örneğin evlatlığın evlat edinene veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi ya da aile hukukundan doğan görevlerini ağır biçimde ihlal etmesi bu kapsamda gündeme gelebiliyordu.

Dolayısıyla eski sistemde evlatlığın sonradan ortaya çıkan ağır davranışları yalnızca miras hakkını değil, doğrudan evlatlık ilişkisinin kendisini de sona erdirebiliyordu.

Kaldırma kararı geçmişe değil, geleceğe etkiliydi

Mülga Kanun’un 258. maddesinde, evlatlık bağının kaldırılmasının geleceğe ait bütün sonuçları ortadan kaldıracağı ve kesin olduğu belirtilmişti.

Bu nedenle evlat edinme geçmişte hiç yapılmamış sayılmıyordu. İlişki, kaldırma tarihine kadar geçerli kabul ediliyor; soyadı, bakım yükümlülüğü ve mirasçılık gibi geleceğe yönelik sonuçlar ise kaldırmayla birlikte sona eriyordu.

Eski Kanun’da geçersizlik hâlleri de daha genişti

Mülga Kanun döneminde yalnızca geçerli evlatlık ilişkisinin sonradan kaldırılması değil, evlat edinmenin başlangıçtan itibaren sakat olması hâlinde yokluk, butlan ve iptal ayrımları da kabul ediliyordu.

Evlat edinme için aranan temel şartların bulunmaması hâlinde butlan söz konusu olabiliyordu. Örneğin evlat edinenin kanunda aranan yaş şartını taşımaması, ayırt etme gücünün bulunmaması veya o dönemde evlat edinmeye engel sayılan öz altsoyunun bulunması işlemin geçersizliğine yol açabiliyordu. Rızası alınması gereken kişinin rızasının hiç alınmaması ya da rızanın hata, hile veya korkutma sonucunda verilmesi ise iptal sebebi olarak değerlendiriliyordu.

Eski ve yeni Kanun arasındaki temel fark

Mülga 743 sayılı Kanun4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
Evlat edinme, hâkim izninden sonra yapılan resmî sözleşmeydi.Evlat edinme doğrudan mahkeme kararıyla kurulur.
Taraflar karşılıklı rızayla ilişkiyi sona erdirebilirdi.Tarafların anlaşması tek başına yeterli değildir.
Evlatlık, haklı sebeple kaldırma isteyebilirdi.Sonradan ortaya çıkan genel geçimsizlik kural olarak kaldırma sebebi değildir.
Evlat edinen, mirastan çıkarma sebebi varsa ilişkiyi kaldırabilirdi.Ağır davranışlar tek başına evlatlık bağını kaldırmaz; mirasçılıktan çıkarma ayrıca değerlendirilebilir.
Geçerli ilişki sonradan “ref” yoluyla sona erdirilebilirdi.Geçerli kurulmuş ilişki kural olarak çözülmez; yalnızca kuruluş aşamasındaki kanuni eksiklikler nedeniyle kaldırılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Evlat edinen kişi sonradan pişman olursa evlatlığı iptal ettirebilir mi?

Yalnızca pişmanlık yeterli değildir. Evlat edinme sırasında kanunda aranan bir şartın eksik olması veya gerekli rızanın alınmamış bulunması gerekir.

Evlatlık evlat edinene bakmazsa ilişki kaldırılabilir mi?

Evlatlığın ilgisiz davranması, ziyaret etmemesi veya yaşlılığında evlat edinenle ilgilenmemesi kural olarak tek başına kaldırma sebebi değildir.

Evlatlık ve evlat edinen birlikte dava açarsa ilişki sona erer mi?

Tarafların anlaşması tek başına yeterli olmaz. Mahkeme kanunda belirtilen kaldırma sebeplerinden birinin bulunup bulunmadığını araştırır.

Evlatlık ilişkisi noterden kaldırılabilir mi?

Hayır. Noter belgesi, feragatname veya tarafların düzenlediği protokol evlatlık ilişkisini sona erdirmez.

Evlat edinmenin üzerinden beş yıldan fazla geçmişse dava açılamaz mı?

Beş yıllık üst süre Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ancak kaldırma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre devam etmektedir.

Mahkeme çocuğu dinler mi?

Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi uygunsa görüşü alınabilir. Ancak çocuğun açıklaması diğer deliller ve üstün yararıyla birlikte değerlendirilir.

Evlat edinen öldüğünde evlatlık mirasçı olur mu?

Evlat edinme ilişkisi ölümle kendiliğinden sona ermediği için evlatlık, kanuni şartlar çerçevesinde evlat edinenin mirasçısı olabilir.

Mahkeme Kararı Olmadan Herhangi Bir Çocuğu Kendi Doğurmuş Gibi Nüfusa Kaydedilen Kişiler Sonradan Çocuğu Nüfustan Sildirebilir mi?

Bazı kişiler, evlat edinme davası açmak yerine bir çocuğu kendi evlerinde doğmuş gibi nüfusa kaydettirebilmektedir. Bu durumda çocuk, resmî kayıtlarda biyolojik çocuk olarak görünse de gerçekte mahkeme kararıyla kurulmuş bir evlatlık ilişkisi bulunmaz. Bu nedenle uyuşmazlık, teknik olarak evlat edinmenin iptali değil, gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi konusudur.

Özellikle miras bırakanın ölümünden sonra diğer mirasçılar, nüfusta çocuk olarak görünen kişinin gerçekte biyolojik çocuk olmadığını ileri sürerek bu kaydın düzeltilmesini isteyebilir. Çünkü söz konusu kayıt, diğer mirasçıların paylarını doğrudan azaltmaktadır.

Diğer mirasçılar dava açabilir mi?

Miras bırakanın kardeşleri, biyolojik çocukları veya diğer yasal mirasçıları, gerçeğe aykırı çocuk kaydı nedeniyle miras payları azalıyorsa dava açmakta hukuki menfaat sahibidirler.

Burada açılacak dava, evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası değildir. Çünkü geçerli bir evlat edinme kararı yoktur. Davada asıl araştırılan konu, nüfusta anne ve baba olarak görünen kişilerin çocuğun gerçek anne ve babası olup olmadığıdır.

Örneğin bir kadın, doğurmadığı iki çocuğu kendi doğurmuş gibi nüfusa kaydettirmişse ve bu çocuklar daha sonra onun mirasçısı olmuşsa, diğer mirasçılar kaydın gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürebilir. Mahkeme, çocukların gerçekten bu kadından doğup doğmadığını ve nüfus kaydının hangi şekilde oluşturulduğunu araştırır.

Nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalar kamu düzeniyle bağlantılıdır. Bu nedenle tarafların yalnızca “Evet, kayıt yanlıştır” şeklindeki beyanlarıyla karar verilmez. Mahkemenin gerçeği araştırması ve iddiayı delillerle doğrulaması gerekir.

Çocukları kendi doğurmuş gibi kaydettiren kişiler sonradan kaydı sildirebilir mi?

Çocukları kendi doğurmuş gibi nüfusa kaydettiren kişiler, daha sonra nüfus müdürlüğüne giderek bu kaydı tek taraflı olarak sildiremez.

“Artık çocuklarımız olarak görünmelerini istemiyoruz” veya “Mirasçı olmalarını istemiyoruz” şeklindeki bir açıklama, nüfus kaydının değiştirilmesi için yeterli değildir. Aile kütüğüne işlenmiş anne ve baba kayıtları, kural olarak ancak mahkeme kararıyla düzeltilebilir.

Bununla birlikte kaydı yaptıran kişiler, nüfus kaydının baştan itibaren gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürerek dava açabilirler. Ancak mahkeme, bu kişilerin çocuklarla aralarının bozulmasına veya sonradan pişman olmalarına göre karar vermez. İncelenen temel mesele, kayıt tarihinde bildirilen doğumun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Bu nedenle:

“Bugüne kadar çocuklarımız gibi büyüttük, ancak artık mirasçı olmalarını istemiyoruz.”

şeklindeki bir gerekçeyeterli değildir. Miras bırakmak istememek ayrı, nüfus kaydının gerçeğe aykırı olması ayrı bir hukuki konudur.

Mahkeme hangi delilleri inceler?

Mahkeme, nüfus kaydının nasıl oluşturulduğunu belirlemek için geniş bir inceleme yapabilir. Doğum tutanakları, hastane kayıtları, eski nüfus belgeleri, tanık anlatımları, tarafların beyanları ve çocuğun gerçek anne ve babasına ilişkin bilgiler araştırılabilir.

Gerekli görülürse DNA incelemesine de başvurulabilir. Özellikle doğumun hastane dışında gerçekleştiği iddia ediliyorsa, kaydın hangi belgelere veya tanık beyanlarına dayanılarak yapıldığı önem kazanır.

Mahkeme yalnızca mevcut anne kaydını değil, çocukların gerçek anne ve babalarının kim olduğunu da araştırabilir. Çünkü yalnızca mevcut kaydın silinmesi, çocukların nüfus durumunun belirsiz bırakılması sonucunu doğurmamalıdır.

Bu dava için bir süre var mı?

Gerçekte doğurmadığı bir çocuğun anne hanesine kaydedilmesi hâlinde açılan dava, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak değerlendirilir. Bu tür davalar bakımından genel olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süre uygulanmadığı kabul edilmektedir.

Ancak baba kaydı yönünden durum her zaman aynı değildir. Çocuk evlilik devam ederken doğmuş gibi gösterilmişse, babalık karinesi ve soybağının reddine ilişkin özel hükümler gündeme gelebilir. Bu durumda dava türü ve süreler değişebilir.

Bu nedenle anne kaydı ile baba kaydı ayrı ayrı incelenmelidir. Anne yönünden nüfus kaydının düzeltilmesi söz konusu olurken baba yönünden soybağının reddi veya başka bir soybağı davası gerekebilir.

Nüfus kaydı düzeltilirse miras hakkı ne olur?

Nüfus kaydı düzeltilmediği sürece çocuk, resmî kayıtlarda miras bırakanın altsoyu olarak görünür. Bu nedenle mirasçılık belgesinde mirasçı olarak yer alabilir ve terekenin paylaşımına katılabilir.

Ancak mahkeme, çocuğun gerçekte miras bırakanın biyolojik çocuğu olmadığına ve geçerli bir evlat edinme kararı da bulunmadığına karar verirse, yalnızca gerçeğe aykırı nüfus kaydına dayanan yasal mirasçılık sıfatı ortadan kalkabilir.

Miras henüz paylaşılmamışsa, düzeltilmiş nüfus kaydına göre yeni bir mirasçılık belgesi alınması gerekir. Daha önce düzenlenmiş mirasçılık belgesinin iptali veya değiştirilmesi istenebilir.

Miras paylaşılmış ve çocuk adına taşınmaz ya da para devri yapılmışsa ek davalar gündeme gelebilir. Çocuğun terekeden aldığı malların iadesi, tapu kayıtlarının düzeltilmesi veya miras sebebiyle istihkak talepleri somut olaya göre değerlendirilebilir.

Çocuk yıllarca aile içinde büyütülmüşse sonuç değişir mi?

Çocuğun uzun yıllar boyunca bu kişileri anne ve babası bilerek büyümesi, birlikte aile hayatı kurulmuş olması ve toplum içinde onların çocuğu olarak tanınması geçerli bir evlat edinme işleminin yerini tutmaz.

Evlat edinme ancak mahkeme kararıyla gerçekleşir. Çocuğun yıllarca aile içinde büyütülmüş olması, gerçeğe aykırı doğum kaydını kendiliğinden geçerli bir evlatlık ilişkisine dönüştürmez.

Vasiyetname varsa çocuk yine miras alabilir mi?

Nüfus kaydının düzeltilmesi, çocuğa vasiyetnameyle bırakılmış hakları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Kişi, biyolojik çocuğu veya evlatlığı olmayan bir kimseye de vasiyetnameyle mal bırakabilir ya da onu mirasçı atayabilir. Bu durumda çocuğun hakkı nüfus kaydından değil, vasiyetnameden kaynaklanır.

Ancak miras bırakanın saklı paylı mirasçıları varsa, vasiyetnameyle yapılan kazandırmalar onların saklı paylarını ihlal ettiği ölçüde tenkis davasına konu olabilir.

Dolayısıyla yasal mirasçılık ile vasiyetname yoluyla miras bırakılması birbirinden farklıdır. Nüfus kaydı düzeltilse bile geçerli bir vasiyetname varsa, çocuk bu vasiyetnameye dayanarak hak talep edebilir.

Çocuğu Kendi Çocuğu Gibi Nüfusa Kaydettirmenin Suç Tipi ve Zamanaşımı

Bir çocuğun evlat edinme usulü izlenmeden, gerçekte onu doğurmamış bir kadının çocuğuymuş gibi nüfusa kaydettirilmesi ceza hukuku bakımından öncelikle çocuğun soybağını değiştirme veya gizleme suçu kapsamında değerlendirilir.

Türk Ceza Kanunu’nun 231. maddesine göre bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun oluşabilmesi için kişinin gerçeği bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Çocuğun nüfus müdürlüğüne gerçeğe aykırı doğum bildirimiyle başka kişilerin biyolojik çocuğu olarak kaydettirilmesi bu suçun tipik örneklerinden biridir.

Burada önemli olan, çocuğun yalnızca aile yanında büyütülmesi değildir. Gerçek anne ve baba bilgileri gizlenerek veya değiştirilerek resmî nüfus kaydının buna göre oluşturulması gerekir. Çocuğun bakıma muhtaç olması, aile tarafından iyi niyetle büyütülmesi ya da sağlık hizmetlerinden yararlanmasının amaçlanması fiilin hukuki niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; ancak cezanın belirlenmesinde somut olayın koşulları değerlendirilebilir.

Gerçeğe aykırı beyanda bulunma veya sahtecilik suçu da oluşur mu?

Nüfus kaydı yalnızca nüfus memuruna verilen sözlü ve gerçeğe aykırı beyana dayanılarak oluşturulmuşsa, esas suç tipi çoğunlukla TCK’nin 231. maddesindeki çocuğun soybağını değiştirme suçudur.

Bununla birlikte kayıt sırasında sahte doğum raporu, sahte hastane belgesi, sahte imza veya sonradan düzenlenmiş başka bir resmî belge kullanılmışsa resmî belgede sahtecilik suçu da gündeme gelebilir.

Suç ne zaman tamamlanır?

Yargıtay kararlarında suç tarihi genel olarak çocuğun gerçeğe aykırı şekilde nüfusa tescil edildiği tarih olarak kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle çocuk nüfus kütüğüne yanlış anne ve baba bilgileriyle kaydedildiğinde suç tamamlanır. Yanlış kaydın uzun yıllar nüfus kütüğünde kalması, kural olarak suçu her gün yeniden işlenen kesintisiz bir suç hâline getirmez.

İki ayrı çocuk aynı yöntemle farklı tarihlerde nüfusa kaydettirilmişse, her çocuk yönünden ayrı bir fiil ve suç değerlendirmesi yapılabilir. Şartları bulunuyorsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da ayrıca incelenir.

Dava zamanaşımı kaç yıldır?

TCK’nin 231/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı üç yıl olduğundan, bu suç için genel dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

Zamanaşımını kesen bir işlem yapılmamışsa, kural olarak suç tarihinden itibaren sekiz yıl geçmesiyle kamu davası açılamaz; açılmış bir dava varsa düşme kararı verilmesi gündeme gelir. Zamanaşımını kesen işlemlerin bulunması hâlinde süre yeniden işlemeye başlar ve toplam süre en fazla yarısı kadar uzayabilir. Bu nedenle olağanüstü dava zamanaşımı süresi genel olarak on iki yıla kadar çıkabilir. Yargıtay da TCK 231 kapsamındaki davalarda sekiz yıllık olağan ve on iki yıllık uzamış dava zamanaşımı hükümlerini uygulamaktadır.

Eski tarihli kayıtlar bakımından hangi kanun uygulanır?

Gerçeğe aykırı nüfus kaydı 1 Haziran 2005’ten önce yapılmışsa, suç tarihinde yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 sayılı Kanun karşılaştırılır ve fail lehine olan kanun uygulanır.

Yargıtay, eski tarihli tescillerde mülga 765 sayılı Kanun’un 445. maddesi ile eski zamanaşımı hükümlerini dikkate alarak davaların zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verebilmektedir. Bu sebeple özellikle otuz veya kırk yıl önce yapılmış kayıtlar bakımından güncel TCK hükümlerinin doğrudan uygulanacağı varsayılmamalıdır.

Suç şikâyete bağlı mıdır?

Çocuğun soybağını değiştirme suçu şikâyete bağlı değildir. Savcılık, fiili öğrendiğinde resen soruşturma yapabilir. Çocuğun, biyolojik anne ve babanın veya diğer aile bireylerinin şikâyetten vazgeçmesi kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez.

Ancak dava zamanaşımı dolmuşsa savcılık veya mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır.

Nüfus kaydının düzeltilmesi ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Hayır. Kişilerin sonradan nüfus kaydının düzeltilmesi için dava açmaları veya gerçeği kendilerinin açıklamaları, daha önce tamamlanmış suçu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bununla birlikte gerçeğin kendiliğinden açıklanması, zararın giderilmesi, failin amacı ve olayın üzerinden geçen süre cezanın belirlenmesi sırasında değerlendirilebilir. Zamanaşımı dolmuşsa ceza davası açılamayabilir; ancak nüfus kaydının gerçeğe uygun hâle getirilmesine ilişkin hukuk davası bundan ayrı olarak devam edebilir.

5/5 - (1 vote)
İlginizi çekebilir:  Boşanma Rehberi

Yorum yapın