Analık Davası Nedir? Gerçek Annenin Tespiti ve Yumurta Donasyonunda Anne Kimdir?

📅 17 Ağustos 2026 🔄 Son güncelleme: 24 Ağustos 2026

Bir kişinin nüfus kaydında anne olarak görünen kadın ile kendisini dünyaya getiren kadın her zaman aynı kişi olmayabilir. Özellikle geçmiş yıllarda çocuğun anneanne, teyze veya başka bir akrabanın çocuğu olarak nüfusa kaydedilmesi, evlilik dışı doğumun gizlenmesi ya da doğum sırasında gerçeğe aykırı bildirim yapılması nedeniyle bu tür kayıtlarla karşılaşılmaktadır.

Bu durumda halk arasında çoğu kez “analık davası” veya “anneliğin tespiti davası” denilen dava gündeme gelir. Ancak analık bakımından babalık davasından farklı bir sistem vardır. Türk hukukunda anne ile çocuk arasındaki soybağının kurulması için kural olarak mahkeme kararına ihtiyaç yoktur. Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesine göre çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Baba yönünden ise evlilik, tanıma veya hâkim kararı gibi ayrıca soybağı kuran hukuki sebepler bulunmaktadır.

Bu ayrım yalnız teorik değildir. Açılacak davanın türünü, görevli mahkemeyi ve mahkemenin vereceği kararı doğrudan etkiler.

İçindekiler
  1. Analık Davası Nedir?
  2. Hukuken Anne Kimdir?
  3. Nüfusta Başka Bir Kadın Anne Olarak Görünüyorsa Ne Yapılır?
  4. Analık Davası ile Babalık Davası Arasındaki Fark Nedir?
  5. Analık Davasını Kim Açabilir?
  6. Analık Davası Hangi Mahkemede Açılır?
  7. Analık Davası Nerede Açılır?
  8. Analık Davasında Süre Var mı?
  9. Nüfus Kaydı Neden Bu Kadar Önemlidir?
  10. Analık Davasında Gerçek Anne Nasıl İspatlanır?
  11. Tanıklarla Gerçek Anne İspatlanabilir mi?
  12. Doğum Belgesi Varsa Yine DNA Testi Yapılır mı?
  13. Nüfusta Anne Görünen Kadının Çocuğu Doğurmadığı DNA İncelemesi ile Anlaşılırsa Ne Olur?
  14. Gerçek Anne Bilinmiyorsa Mahkeme Ne Karar Verir?
  15. Gerçek Anne Bulunamazsa Çocuğun Nüfusunda Anne Hanesi Ne Olur?
  16. Gerçek Anne Daha Sonra Ortaya Çıkarsa Nüfusa Yazılabilir mi?
  17. Gerçek Anne Belli İse Mahkeme Sadece Yanlış Kaydı Siler mi?
  18. Gerçek Anne Ölmüşse Analık Nasıl Tespit Edilir?
  19. Analık Davasında Mezar Açılabilir mi?
  20. Çocuk Ölmüşse Gerçek Anne Yine Tespit Edilebilir mi?
  21. DNA Testi Yaptırılmadan Analık Davasına Karar Verilebilir mi?
  22. DNA Sonucunda Nüfustaki Anne ile Genetik Bağ Çıkmazsa Her Zaman Anne Kaydı Silinir mi?
  23. Genetik Anne ile Hukuki Anne Aynı Kişi midir?
  24. Kıbrıs'ta Yumurta Donasyonu Yaptıran Kadın Hukuken Anne midir?
  25. Donör Yumurta Kullanılmışsa DNA Testinde Annelik Çıkmazsa Ne Olur?
  26. Yumurta Donörü Çocuğun Gerçek Annesi Sayılır mı?
  27. Yumurta Donörünün Kimliği Bilinmiyorsa Çocuğun Annesi Bilinmiyor mu?
  28. Yumurta Donörü DNA Testi ile Annelik İddiasında Bulunabilir mi?
  29. Taşıyıcı Annelik ile Yumurta Donasyonu Aynı Şey midir?
  30. Türkiye'de Yumurta Donasyonu Yasak mı?
  31. İşlem Kıbrıs'ta Yapılmışsa Sonuç Değişir mi?
  32. Genetik Baba Donör Yumurta Kullanıldığını Söyleyerek Velayeti Alabilir mi?
  33. Analık Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
  34. Kaynakça

Analık Davası Nedir?

“Analık davası” ifadesi uygulamada kullanılsa da, Türk Medeni Kanunu’nda babalık davasına karşılık gelecek şekilde düzenlenmiş ayrı bir analığın kurulması davası bulunmamaktadır.

Bunun nedeni oldukça açıktır. Çocuğu doğuran kadın ile çocuk arasındaki hukuki soybağı doğum anında kendiliğinden kurulur. Anne olmak için çocuğu tanımak, ayrıca bir irade açıklamasında bulunmak veya mahkemeden analık kararı almak gerekmez. TMK m. 282’nin sistemi doğum olgusunu esas alır.

Sorun çoğunlukla hukuki analığın hiç kurulmamış olması değil, nüfus kaydının gerçeği yansıtmamasıdır.

Örneğin çocuğu Ayşe doğurmuş ancak çocuk doğumdan sonra Ayşe’nin ablası Fatma’nın çocuğu olarak nüfusa kaydedilmişse, Fatma’nın nüfus kaydında anne olarak görünmesi onun çocuğu doğurduğu anlamına gelmez. Açılacak davada da mahkemeden sıfırdan bir anne-çocuk soybağı oluşturması istenmez. Gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi ve çocuğu doğuran kadının doğru şekilde kayda geçirilmesi istenir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.03.2021 tarihli, 2020/269 E., 2021/228 K. sayılı kararında da anne yönünden uyuşmazlığın bu özelliği ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Kararda, anne ile soybağının doğumla kurulması nedeniyle doğuran kadının tespiti ile baştan itibaren gerçeğe aykırı oluşturulmuş nüfus kaydının düzeltilmesi arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Aynı yaklaşım Yargıtay’ın sonraki kararlarında da devam etmektedir.

Yani esasında analık davası anneliğin tespiti ile nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır.

Hukuken Anne Kimdir?

Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi anne yönünden son derece kısa bir hüküm koymuştur:

Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.

Bu nedenle klasik bir analık uyuşmazlığında mahkemenin araştırdığı temel soru şudur:

Bu çocuğu hangi kadın doğurdu?

Nüfus kaydında kimin anne göründüğü önemli bir delildir ancak kayıt, biyolojik ve hukuki gerçeğe aykırı oluşturulmuşsa değiştirilemez bir sonuç meydana getirmez. Nüfus kayıtlarında yapılacak değişiklikler mahkeme kararı ile gerçekleştirilebilir ve Nüfus Hizmetleri Kanunu bu konuda özel bir dava usulü öngörmektedir.

Bu nokta ileride yumurta donasyonu bakımından da son derece önemlidir. Çünkü modern üreme yöntemleri sonucunda yumurtanın genetik olarak ait olduğu kadın ile gebeliği taşıyan ve çocuğu doğuran kadın farklı kişiler olabilir.

Ancak o meseleye geçmeden önce klasik analık uyuşmazlığının nasıl çözüldüğünü anlamak gerekir. Yargıtay’ın “gerçek anne” kavramını kullandığı nüfus davalarında esas aldığı olgu, yalnız DNA’da genetik bağlantı bulunması değil, çocuğun doğumuna ve nüfus kaydının nasıl oluşturulduğuna ilişkin hukuki durumdur. Donör yumurta meselesinin bu eski kararlarla birebir aynı kabul edilmemesi gerekir.

Nüfusta Başka Bir Kadın Anne Olarak Görünüyorsa Ne Yapılır?

Bir kadın çocuğu doğurmuştur ancak çeşitli nedenlerle çocuk başka bir kadının nüfusuna kaydedilmiştir. Özellikle eski nüfus kayıtlarında çocuğun anneanne üzerine kaydedilmesi, teyzenin çocuğu gibi gösterilmesi, evlilik dışı doğumun saklanması amacıyla başka bir çiftin çocuğu olarak bildirilmesi veya nüfusa baştan gerçeğe aykırı beyanda bulunulması gibi durumlarla karşılaşılmaktadır.

Bu durumda mevcut anne kaydının kaldırılması ve gerçeğe uygun nüfus kaydının oluşturulması istenebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.10.2023 tarihli, 2022/2-762 E., 2023/883 K. sayılı kararında da nüfusta anne ve baba olarak görünen kişilerin gerçekte çocuğun anne ve babası olmadıkları iddiası incelenmiştir. Hukuk Genel Kurulu, baştan gerçeğe aykırı oluşturulduğu ileri sürülen anne ve baba kayıtlarının düzeltilmesine yönelik talebin niteliği üzerinde durmuş ve bu tür uyuşmazlıklarda nüfus kaydının düzeltilmesi davasının esaslarını açıklamıştır.

Dolayısıyla nüfus kaydında başka bir kadının anne olarak görünmesi, o kaydın hiçbir koşulda değiştirilemeyeceği anlamına gelmez.

Analık Davası ile Babalık Davası Arasındaki Fark Nedir?

İki dava arasındaki en önemli fark soybağının nasıl kurulduğudur. Anne bakımından soybağı doğumla kendiliğinden oluşur. Baba bakımından ise durum farklıdır. Çocuk ile baba arasındaki soybağı; annenin baba ile evli olması, babanın çocuğu tanıması veya babalık hakkında mahkeme kararı verilmesi gibi yollarla kurulabilir.

Bu nedenle aynı kişinin nüfus kaydında hem anne hem baba yanlışsa tek bir hukuki kavramla bütün sorunu çözmek her zaman mümkün olmaz.

Örneğin bir kişi: “Beni A isimli kadın doğurdu ancak nüfusta B isimli kadın annem görünüyor. Gerçek babam da C’dir.” diyorsa anne ve baba yönünden taleplerin hukuki niteliği ayrı ayrı incelenmelidir.

Anne yönünden baştan yanlış oluşturulan kaydın düzeltilmesi gündeme gelirken, baba yönünden mevcut soybağı durumuna göre babalık davası, soybağının reddi veya başka bir soybağı uyuşmazlığı ortaya çıkabilir.

Yargıtay’ın yakın tarihli kararlarında da bu ayrım korunmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli, 2024/474 E., 2024/1242 K. sayılı kararında anne olduğu ileri sürülen kişi yönünden DNA incelemesi yapılmış ve nüfus kaydının düzeltilmesi talebi değerlendirilirken, baba yönünden talebin hukuki niteliğinin ayrıca belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu ayrım görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından da önem taşır.

Analık Davasını Kim Açabilir?

Nüfus kaydının gerçeğe uygun hâle getirilmesini isteyen kişinin dava açabilmesi mümkündür. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesi, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davaların düzeltmeyi isteyen kişiler tarafından açılabileceğini düzenlemektedir. İlgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcısının da dava açması mümkündür.

Bu nedenle somut olayın özelliğine göre çocuğun kendisi veya nüfus kaydının düzeltilmesinde hukuki yararı bulunan kişi davacı olabilir.

Örneğin kişi ergin olduktan yıllar sonra nüfusta annesi olarak kayıtlı kadının kendisini doğurmadığını öğrenmişse yalnız kayıt yıllardır böyle olduğu için gerçeğe aykırı anne kaydına katlanmak zorunda değildir.

Aynı şekilde çocuğu doğuran ancak çocuğu başka bir kadının üzerine kaydedilmiş olan kişinin de nüfus kaydının gerçeğe uygun hâle getirilmesinde doğrudan hukuki menfaati bulunabilir.

Bununla birlikte davanın kime karşı yöneltileceği somut olaya göre önemlidir. Özellikle yalnız mevcut anne kaydının silinmesi değil, aynı zamanda başka bir kadının gerçek anne olduğunun tespiti isteniyorsa o kişinin; ölmüş olması hâlinde ise davanın taraf teşkili bakımından mirasçılarının durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay, nüfus kayıtlarının soybağı ve mirasçılık üzerinde doğrudan sonuç doğurması nedeniyle taraf teşkilinin eksiksiz sağlanmasına önem vermektedir.

Analık Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Bu konuda en sık yapılan hata, içerisinde “soybağı” geçtiği için davanın otomatik olarak aile mahkemesinde açılması gerektiğini düşünmektir.

Baştan itibaren gerçeğe aykırı oluşturulmuş anne kaydının düzeltilmesi isteniyorsa dava, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır ve görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 36 da kayıt düzeltme davalarının yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağını açıkça düzenlemektedir. Dava, nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus görevlisinin katılımıyla görülür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da hem 2021 hem de 2023 tarihli kararlarında baştan gerçeğe aykırı oluşturulan anne kaydına ilişkin uyuşmazlıkların niteliğini nüfus kaydının düzeltilmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirmiştir.

Ancak aynı davada gerçek babanın belirlenmesine ilişkin bir talep de bulunuyorsa baba yönünden uyuşmazlığın ayrıca nitelendirilmesi gerekir. Babalık davasının şartları oluşmuşsa bu talep aile mahkemesinin görev alanına girebilir. Bu nedenle “hem annem hem babam nüfusta yanlış” şeklindeki bir olayda anne ve baba yönünden taleplerin aynı hukuki esasa tabi olduğunu düşünmek doğru değildir.

Analık Davası Nerede Açılır?

Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesindeki özel düzenlemeye göre kayıt düzeltme davası, düzeltmeyi isteyen kişinin yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.

Bu nedenle yalnız nüfusa kayıtlı olunan il veya gerçek annenin yaşadığı yer esas alınmaz. Davayı açacak kişinin güncel yerleşim yeri yetki bakımından önem taşır.

Yurt dışında yaşayan kişiler bakımından ise milletlerarası yetki, yerleşim yeri kayıtları ve Türkiye ile bağlantı ayrıca değerlendirilmelidir. Bu konu özellikle yabancı doğum belgeleri veya yurt dışında gerçekleştirilen üremeye yardımcı tedavilerin bulunduğu dosyalarda ayrıca önem kazanır.

Analık Davasında Süre Var mı?

Baştan itibaren gerçeğe aykırı oluşturulmuş bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası, hak düşürücü süreye bağlı değildir.

Yargıtay’ın nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin yerleşik ayrımında bu davalar, nüfus sicilinin baştan beri gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayanan davalar olarak kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin kararlarında da bu dava türünün soybağını sonradan ortadan kaldıran davalardan farklı olduğu vurgulanmaktadır.

Bu nedenle kişinin kırk veya elli yıl boyunca nüfusta başka bir kadının çocuğu olarak görünmüş olması tek başına yanlış kaydın artık düzeltilemeyeceği anlamına gelmez.

Ancak aradan uzun zaman geçmesi ispatı zorlaştırabilir. Doğum hastane dışında gerçekleşmiş olabilir, doğum kayıtlarına ulaşılamayabilir, anne olduğu iddia edilen kişi ölmüş olabilir veya DNA incelemesi için başka aile bireylerinden örnek alınması gerekebilir. Sürenin geçmesiyle dava hakkının ortadan kalkması başka, yıllar sonra delile ulaşmanın zorlaşması başka bir meseledir.

Nüfus Kaydı Neden Bu Kadar Önemlidir?

Anne kaydının değiştirilmesi yalnız kimlik belgesindeki bir ismin değiştirilmesi değildir.

Annelik kaydı; mirasçılık, kardeşlik ve diğer hısımlık ilişkileri, vatandaşlık, aile kütüğü ve kişinin medeni durumuna bağlı pek çok hukuki sonucu etkileyebilir. Bu nedenle Yargıtay nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun olmasını yalnız tarafların kendi aralarındaki özel bir mesele olarak değerlendirmemektedir.

Mahkemenin “nüfusta böyle yazıyor, böyle kalsın” şeklinde hareket etmesi mümkün değildir. Gerçeğe aykırı bir kayıt ileri sürülmüşse doğru nüfus sicilinin oluşturulması için gerekli delillerin toplanması gerekir.

Analık Davasında Gerçek Anne Nasıl İspatlanır?

Nüfusta anne olarak görünen kadının gerçekte çocuğu doğurmadığı ileri sürüldüğünde yalnız nüfus kayıtlarına bakılarak karar verilmez. Doğum kayıtları, hastane belgeleri, tarafların yaşları, aile nüfus kayıtları, tanık anlatımları ve olayın gerçekleştiği döneme ilişkin diğer belgeler birlikte değerlendirilir. Ancak uyuşmazlık soybağını ve özellikle mirasçılığı etkiliyorsa Yargıtay bilimsel incelemeye çok daha fazla önem vermektedir.

Bu konuda en önemli yakın tarihli kararlardan biri Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli, 2022/2-683 E., 2023/832 K. sayılı kararıdır.

Davada bir kişi, nüfusta bir kadının çocuğu olarak görünürken davacılar,gerçekte babalarının başka bir kadınla ilişkisinden doğduğunu, buna rağmen kendi annelerinin üzerine kaydedildiğini ileri sürmüşlerdir. Nüfusta anne görünen kadın ile çocuk arasındaki yaş farkı da oldukça dikkat çekici olup; kayıtlara göre kadın yaklaşık on üç yaşındayken doğum yapmış görünmektedir. Tanıklar da çocuğun başka bir kadından doğduğunu söylemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi bu delilleri yeterli bularak yanlış anne kaydının kaldırılmasına karar vermüştir. Yargıtay ise yalnız tanık anlatımları ve hayatın olağan akışına ilişkin değerlendirmelerle yetinilmesini doğru bulmamıştır.

Hukuk Genel Kurulu, nüfus kayıtlarının kamu düzeniyle ilgili olduğunu ve mahkemenin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde doğru sicili oluşturması gerektiğini belirterek, soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren nüfus davalarında DNA incelemesinin yapılması gerektiğini kabul etmiştirç

Bu nedenle analık uyuşmazlığında herkes aynı şeyi söylüyor olsa dahi, dava miras ve soybağı sonuçları doğuruyorsa mahkemenin bilimsel inceleme yapmadan yalnız tanıklarla sonuca gitmesi yeterli olmayabilir.

Tanıklarla Gerçek Anne İspatlanabilir mi?

Tanık anlatımları analık davalarında önemsiz değildir. Özellikle yıllar önce evde gerçekleşen doğumlarda, hastane kaydı bulunmadığında veya çocuğun bilerek başka bir kadının nüfusuna geçirildiği eski tarihli olaylarda tanıklar uyuşmazlığın nasıl ortaya çıktığını açıklayabilir.

Ancak tanık anlatımının bulunması DNA incelemesini gereksiz hâle getirmez.

HGK’nın 2023/832 sayılı kararındaki olay bunun oldukça iyi bir örneğidir. Dosyada hem tanık anlatımları hem de nüfusta anne görünen kadının çocuk doğurduğu tarihte yaklaşık on üç yaşında olduğu görüldüğü halde Yargıtay, bu verilerin tek başına yeterli olmadığına ve DNA incelemesi yapılması gerektiğine karar vermiştir.

Doğum Belgesi Varsa Yine DNA Testi Yapılır mı?

Doğum belgesi, hastane kaydı ve benzeri belgeler analığın tespitinde önemli delillerdir. Bununla birlikte nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda mahkemenin amacı yalnız sunulan belgelerden birini üstün tutmak değil, gerçeğe uygun nüfus sicilini oluşturmaktır.

Hukuk Genel Kurulu, kamu düzenini ilgilendiren bu davalarda hâkimin kendiliğinden araştırma yapması ve bilimsel imkânlardan yararlanması gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Soybağı ve miras hukukunu etkileyen uyuşmazlıklarda dosyadaki diğer deliller güçlü olsa dahi DNA incelemesine başvurulması yönündeki yaklaşım buradan kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle bir doğum belgesinin bulunması DNA incelemesinin hiçbir durumda yapılamayacağı anlamına gelmediği gibi, yalnız DNA sonucu da bütün dosyadan bağımsız değerlendirilmez. Mahkeme nüfus kayıtları, doğuma ilişkin belgeler ve bilimsel inceleme sonucunu birlikte değerlendirir.

Nüfusta Anne Görünen Kadının Çocuğu Doğurmadığı DNA İncelemesi ile Anlaşılırsa Ne Olur?

Türk Medeni Kanunu’nun anne bakımından kabul ettiği sistem doğuma dayanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da nüfusta anne olarak görünen kişinin çocuğu gerçekte doğurmamış olması hâlinde, yalnız kayıt nedeniyle bu kadın ile çocuk arasında anne-çocuk soybağı kurulmuş sayılamayacağını açıkça kabul etmektedir.

Dolayısıyla nüfusta anne olarak görünen kadının gerçekte çocuğu doğurmadığı yeterli ve güvenilir delillerle belirlenirse yanlış anne kaydının düzeltilmesi mümkündür.

Gerçek Anne Bilinmiyorsa Mahkeme Ne Karar Verir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/2-683 E., 2023/832 K. sayılı kararında, nüfusta anne olarak görünen kişinin gerçekte çocuğu doğurmadığı iddiası ile gerçek annenin kim olduğunun bilinmemesi birbirinden ayrılmıştır.

Karara konu uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, davacılardan gerçek annenin kim olduğunu belirlemelerini ve bu kişiyi de davaya dahil etmelerini istemiş, bunun gerçekleştirilememesi üzerine davayı usulden reddetmiştir. Hukuk Genel Kurulu ise böyle bir şartın aranamayacağını kabul etmiştir.

Nüfusta anne olarak kayıtlı bulunan kadının çocuğu doğurmadığı ileri sürülüyorsa, davacının aynı zamanda gerçek annenin kim olduğunu da ortaya çıkarması zorunlu değildir. Gerçek annenin bilinmemesi, mevcut anne kaydının gerçeğe aykırı olup olmadığının araştırılmasına engel olmaz.

Bu nedenle kişi, nüfusta annesi olarak görünen kadının kendisini doğurmadığını ispatlayabiliyor ancak gerçek annesinin kim olduğunu bilmiyorsa, yalnız bu nedenle yanlış kaydın korunmasına karar verilemez. Mahkeme önce mevcut anne kaydının doğru olup olmadığını araştırır. Nüfusta anne olarak görünen kadının çocuğu doğurmadığı belirlenirse, gerçek anne henüz tespit edilememiş olsa dahi gerçeğe aykırı kayıt kaldırılabilir.

Kararın önemi de buradadır. Yanlış anne kaydının düzeltilmesi ile gerçek annenin kim olduğunun belirlenmesi aynı anda sonuçlandırılması zorunlu iki talep değildir. Gerçek anne daha sonra tespit edilirse, nüfus kaydının buna göre yeniden düzeltilmesi ayrıca istenebilir.

Gerçek Anne Bulunamazsa Çocuğun Nüfusunda Anne Hanesi Ne Olur?

HGK 2023/832 sayılı karar bu konuda da çok açık bir sonuç ortaya koymaktadır.

Mahkeme, nüfusta anne görünen kadının gerçekte çocuğu doğurmadığını tespit eder ancak gerçek annenin kim olduğunu belirleyemezse, yanlış anne kaydı nüfus sicilinden çıkarılır. Kişinin kaydı baba hanesinde, anne bağı kurulmadan devam edebilir.

Dolayısıyla hukuk düzeni “Gerçek anne bulunamadığına göre yanlış olduğunu bildiğimiz anne kaydını koruyalım.” şeklinde bir çözüm benimsememektedir.

Yanlış kayıt ile gerçek annenin belirlenmesi iki ayrı mesele olabilir.

Bu nedenle nüfusta yanlış anne kaydının silinmesi için her dosyada aynı anda başka bir kadının gerçek anne olarak nüfusa yazılması zorunlu değildir.

Gerçek Anne Daha Sonra Ortaya Çıkarsa Nüfusa Yazılabilir mi?

Evet. Hukuk Genel Kurulunun aynı kararında gerçek annenin kimliğinin daha sonra ayrıca belirlenebileceği de belirtilmektedir.

Mevcut davada yalnız yanlış anne kaydının kaldırılması istenmiş ve gerçek anne bilinmiyorsa mahkeme bu uyuşmazlığı çözer. Gerçek annenin kim olduğunun tespiti ise daha sonra çocuğun veya gerçek annenin açacağı ayrı bir dava sonucunda yapılabilir.

Gerçek Anne Belli İse Mahkeme Sadece Yanlış Kaydı Siler mi?

Gerçek annenin kim olduğu da biliniyor ve davada onun anne olduğunun tespiti ile nüfusa kaydedilmesi isteniyorsa durum farklıdır.

Bu kez mahkeme yalnız eski anne kaydının yanlış olup olmadığını değil, anne olduğu ileri sürülen kadının gerçekten çocuğu doğurup doğurmadığını da araştırmalıdır.

Yargıtay’ın yaklaşımına göre gerçek annenin tespiti de istenmişse, gerçek anne hayattaysa kendisinin; ölmüşse mirasçılarının davada taraf olması gerekir. Aynı şekilde nüfusta kayıtlı anne ölmüşse onun mirasçılarının da kararın mirasçılık sonuçlarından etkilenmesi nedeniyle davada yer alması gerekir.

Bu nokta özellikle miras nedeniyle yıllar sonra açılan analık davalarında önemlidir. Anne kaydının değişmesi yalnız nüfus cüzdanındaki bir ismi değiştirmez; kimlerin kimden mirasçı olacağını da etkileyebilir.

Gerçek Anne Ölmüşse Analık Nasıl Tespit Edilir?

Anne olduğu ileri sürülen kişinin ölmüş olması, analığın tespit edilmesine engel değildir. Böyle bir durumda genetik inceleme için ölen kişiden örnek alınması gerekebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.03.2024 tarihli, 2024/1865 E., 2024/2119 K. sayılı kararında da bu yöntem uygulanmıştır. Davacı, gerçek annesinin nüfusta kayıtlı olduğu kadın değil, daha önce vefat etmiş başka bir kadın olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece feth-i kabir işlemi yapılarak mezardan kemik örneği alınmış, bu örnek davacıdan alınan kan örneğiyle karşılaştırılmıştır.

Adli Tıp incelemesinde, ölen kadının %99,99 ihtimalle davacının biyolojik annesi olabileceği sonucuna ulaşılmış; mahkeme de bu bilimsel incelemeyi diğer delillerle birlikte değerlendirerek davayı kabul etmiştir. Karar istinaf incelemesinden geçtikten sonra Yargıtay 2. Hukuk Dairesince de onanmıştır.

Bu karar, analığın tespiti bakımından ölümün araştırmayı sona erdirmediğini göstermektedir. Gerekli hâllerde mezardan alınan kemik veya diğer biyolojik örnekler üzerinde DNA incelemesi yapılarak anne ile çocuk arasındaki genetik ilişkinin ortaya konulması mümkündür.

Analık Davasında Mezar Açılabilir mi?

Mahkemenin doğru nüfus sicilini oluşturabilmesi için genetik incelemeye ihtiyaç varsa ve incelemeye esas alınacak kişi ölmüşse feth-i kabir gündeme gelir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli, 2022/10263 E., 2023/1175 K. sayılı kararında da nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davalarında yalnız taraf ve tanık anlatımlarıyla yetinilmemesi gerektiği; gerekli olması hâlinde ilgili kişilerin mezarlarının açılarak örnek alınabileceği belirtilmiştir. Daire ayrıca mezardan örnek alınması mümkün olmazsa, tıbben uyuşmazlığı çözebilecek ve temini mümkün diğer veriler kullanılarak DNA incelemesinin yapılmasını istemiştir.

Çocuk Ölmüşse Gerçek Anne Yine Tespit Edilebilir mi?

Çocuğun ölmüş olması da analığın tespit edilmesini imkânsız hâle getirmez. Genetik inceleme için doğrudan çocuktan örnek alınamıyorsa, gerekli görülmesi hâlinde mezarın açılması yoluna gidilebilir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06.11.2019 tarihli, 2018/90 E., 2019/9933 K. sayılı kararında anne olduğu ileri sürülen kadın hayattaydı, ancak anneliğinin tespiti istenen kişi vefat etmişti. Dosyada bazı DNA incelemeleri yapılmasına rağmen, ölen kişi ile anne olduğu ileri sürülen kadın arasında doğrudan genetik karşılaştırma gerçekleştirilmemişti.

Yargıtay bu incelemeyi yeterli bulmadı. Ölen kişinin mezarının açılarak genetik incelemeye elverişli örnek alınması ve bu örneğin anne olduğu ileri sürülen kadınla karşılaştırılması gerektiğini kabul etti.

Bu karar, analığın tespitinde taraflardan birinin hayatta olmamasının tek başına engel oluşturmadığını göstermektedir. Uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve mümkünse, feth-i kabir yoluyla alınacak örnekler kullanılarak anne ile çocuk arasındaki biyolojik bağ bilimsel olarak araştırılabilir.

DNA Testi Yaptırılmadan Analık Davasına Karar Verilebilir mi?

Hukuk Genel Kurulu 2023/832 sayılı kararında Yargıtay uygulamasını ikiye ayırmaktadır.

Soybağını ve miras hukukunu etkilemeyen sıradan nüfus kaydı düzeltmelerinde önce diğer deliller toplanabilir; gerekli olması hâlinde DNA incelemesine başvurulabilir.

Buna karşılık soybağını ve miras hukukunu etkileyen nüfus davalarında, davanın ispatı için sunulan diğer delillerle yetinilmeyerek kimliklendirme amacıyla DNA incelemesi yapılması gerektiği kabul edilmektedir.

Anne kaydının değiştirilmesi çoğu kez doğrudan mirasçılık ve hısımlık sonuçları doğurduğundan, uygulamada DNA incelemesi mecburidir.

DNA Sonucunda Nüfustaki Anne ile Genetik Bağ Çıkmazsa Her Zaman Anne Kaydı Silinir mi?

Klasik nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında DNA sonucunun diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ancak burada önemli bir sınır vardır.

Bu bölümde ele aldığımız Yargıtay kararları, bir kadının çocuğu doğurmadığı hâlde onun annesi olarak nüfusa kaydedildiği klasik olaylara ilişkindir.

Başkasına ait yumurta kullanılarak gerçekleşen gebelikte ise farklı bir hukuk sorunu ortaya çıkar. Böyle bir durumda çocuğu doğuran kadın ile çocuk arasında genetik yumurta bağı bulunmayabilir. Bu nedenle donör yumurta kullanılan bir olayda sırf DNA incelemesinde doğuran kadınla genetik bağ çıkmamasından hareketle yukarıdaki klasik nüfus kararlarının aynen uygulanması doğru değildir.

Yumurta donasyonunda genetik kadın ile çocuğu doğuran kadının farklı kişiler olması, Türk Medeni Kanunu’nun “çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur” kuralının nasıl uygulanacağı sorununu doğurur. Doğrudan bu olayı çözen yerleşik bir Yargıtay kararı bulunmadığından, donasyon meselesini klasik “yanlış anne kaydı” kararlarından ayrı değerlendirmek gerekir.

Genetik Anne ile Hukuki Anne Aynı Kişi midir?

Doğal yollarla gerçekleşen gebeliklerde yumurta hücresinin sahibi olan kadın ile çocuğu dünyaya getiren kadın aynı kişi olduğundan “genetik anne” ile “doğuran anne” arasındaki ayrım çoğu zaman görünmez. Yumurta donasyonu ise bu iki kavramı birbirinden ayırmaktadır.

Başka bir kadına ait yumurta kullanılarak oluşturulan embriyo, çocuğu isteyen kadının rahmine transfer edilmiş ve gebeliği bu kadın tamamlayarak çocuğu kendisi doğurmuşsa iki ayrı kadın söz konusu olur. Yumurtanın sahibi olan kadın çocukla genetik bağ taşırken, gebeliği geçiren ve doğumu yapan kadın başka kişidir.

Türk Medeni Kanunu’nun mevcut düzenlemesi ise anne ile çocuk arasındaki hukuki soybağını genetik bağ üzerinden değil doğum üzerinden kurmaktadır. TMK m. 282’ye göre çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün soybağına ilişkin resmî açıklamasında da aynı kural benimsenmektedir.

Bu nedenle yumurtanın kime ait olduğu ile Türk Medeni Kanunu anlamında anne sıfatının kime ait olduğu aynı soru değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.05.2023 tarihli, 2023/962 E., 2023/2192 K. sayılı kararında da biyolojik veya doğal soybağı ile hukuki soybağı birbirinden ayrılmıştır. Kararda kişinin genetik olarak türediği kişilerle arasındaki bağın doğal soybağı olduğu; hukuk düzeninin öngördüğü şartlarla kurulan ilişkinin ise hukuki soybağı olduğu açıklandıktan sonra, çocuk ile anne arasındaki hukuki soybağının doğumla kurulduğu kabul edilmiştir.

Kıbrıs’ta Yumurta Donasyonu Yaptıran Kadın Hukuken Anne midir?

Türk Medeni Kanunu anne ile çocuk arasındaki soybağını genetik bağdan hareketle değil, doğum olgusuna göre kurmuştur. TMK m. 282/I’de yer alan “çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur” hükmü, öğretide analık karinesi veya Roma hukukundan gelen ifadesiyle mater semper certa est ilkesi olarak açıklanmaktadır. Kanunun kabul ettiği bu sistemde, kural olarak çocuğu doğuran kadın anne kabul edilir.

Yumurta donasyonu bu klasik kuralı tartışmalı hâle getiren yardımcı üreme yöntemlerinden biridir. Örneğin Kıbrıs’ta başka bir kadına ait yumurta kullanılarak oluşturulan embriyo nikâhlı eşin rahmine transfer edilmiş, gebeliği bu kadın geçirmiş ve çocuğu da kendisi doğurmuşsa, yumurtayı veren kadın ile doğumu yapan kadın farklı kişilerdir. Donör çocukla genetik bağ taşırken, TMK m. 282/I’deki analık karinesi doğumu gerçekleştiren kadını esas almaktadır.

Bu nedenle yürürlükteki Medeni Kanun hükümleri esas alındığında, başka bir kadına ait yumurtayla hamile kalmış olsa dahi çocuğu bizzat doğuran kadın lehine TMK m. 282/I’deki analık karinesi bulunmaktadır. Sırf DNA incelemesinde çocukla genetik anne-çocuk bağlantısının çıkmaması, doğuran kadının nüfustaki anneliğinin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Nitekim Yargıtay’ın genel soybağı yaklaşımında da anne ile çocuk arasındaki hukuki bağın herhangi bir irade açıklamasına veya ayrıca mahkeme hükmüne ihtiyaç olmaksızın doğumla kurulduğu kabul edilmektedir.

Asıl tartışma, TMK m. 282/I’deki analık karinesinin modern yardımcı üreme yöntemleri karşısında tek başına yeterli olup olmadığı noktasındadır. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’nde 2025 yılında yayımlanan “Heterolog Yapay Döllenmede Annenin Tespitine İlişkin Bir Değerlendirme” başlıklı çalışmada da Türk hukukunda doğuran kadının anne olduğu yönündeki analık karinesinin TMK m. 282/I’de yer aldığı, ancak hükmün heterolog yapay döllenme düşünülerek hazırlanmadığı ve genetik anne ile doğuran kadının ayrıldığı durumlarda mevcut düzenlemenin yetersiz kaldığı savunulmaktadır. Bu değerlendirme bir Yargıtay içtihadı değil, mevcut kanun boşluğuna ilişkin akademik görüştür.

Dolayısıyla Kıbrıs’ta donör yumurtayla hamile kalan ve çocuğu kendi rahminde taşıyarak doğuran kadın bakımından başlangıç noktası TMK m. 282/I’deki analık karinesidir. Donörün genetik anne olması ile doğuran kadının Türk hukuku bakımından anne sıfatını taşıması aynı mesele değildir.

Donör Yumurta Kullanılmışsa DNA Testinde Annelik Çıkmazsa Ne Olur?

Yumurta donasyonu kullanılan bir gebelikte DNA sonucunu, klasik nüfus kaydının düzeltilmesi davalarındaki DNA incelemesiyle aynı şekilde değerlendirmek doğru olmaz.

Klasik analık uyuşmazlıklarında tartışılan mesele, nüfusta anne olarak görünen kadının çocuğu gerçekten doğurup doğurmadığıdır. Çocuk başka bir kadın tarafından dünyaya getirilmiş ancak nüfusa farklı bir kadın anne olarak yazılmışsa; doğum kayıtları, tanık anlatımları ve gerektiğinde DNA incelemesiyle bu kaydın gerçeği yansıtıp yansıtmadığı araştırılır.

Donör yumurta kullanılan gebelikte ise doğum konusunda bir uyuşmazlık yoktur. Kadın gebeliği kendisi taşımış ve çocuğu kendisi dünyaya getirmiştir. Farklı olan, embriyonun oluşumunda kullanılan yumurtanın başka bir kadına ait olmasıdır. Bu nedenle DNA incelemesinde çocuk ile doğuran kadın arasında genetik annelik bağının bulunmaması, o kadının çocuğu doğurmadığını veya nüfus kaydının baştan yanlış tutulduğunu göstermez.

Bu noktada genetik annelik ile TMK m. 282’de doğuma bağlanan hukuki analığı birbirinden ayırmak gerekir. Yumurta donasyonunda DNA testi yumurtanın kime ait olduğunu gösterebilir; ancak doğumu kimin gerçekleştirdiği ayrı bir olgudur.

Nitekim HGK 2022/2-683 E., 2023/832 K. sayılı karar gibi klasik nüfus kaydı uyuşmazlıklarında, nüfusta anne olarak görünen kadının çocuğu gerçekte doğurmadığı ileri sürülmektedir. Donör yumurtayla gebe kalan kadında ise tam tersine doğum olgusu tartışmasızdır. Bu nedenle, hiç doğum yapmamış bir kadının yanlışlıkla anne olarak kaydedildiği dosyalarda benimsenen yaklaşımın, başka bir kadına ait yumurtayla gebe kalıp çocuğu bizzat doğuran kadına doğrudan uygulanması mümkün değildir.

Yumurta Donörü Çocuğun Gerçek Annesi Sayılır mı?

Analık davalarında kullanılan “gerçek anne” ifadesi, yumurta donasyonundaki genetik anne kavramıyla aynı anlamda değildir. Yargıtay’ın nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin kararlarında gerçek anne denildiğinde, çoğunlukla çocuğu fiilen dünyaya getiren kadın kastedilmektedir.

Yumurta donasyonunda ise yumurtayı veren kadın çocuğun genetik kökeninde yer almakla birlikte doğumu gerçekleştiren kişi değildir. Bu nedenle, klasik nüfus davalarında kullanılan “gerçek anne” kavramından hareketle donörün hukuken anne olduğu sonucuna varılamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/962 E., 2023/2192 K. sayılı kararında da biyolojik soybağı ile hukuki soybağının aynı kavram olmadığı kabul edilmiştir. Bir kişiyle genetik bağ bulunması, hukuk düzeninin o kişiyi kendiliğinden anne veya baba olarak tanıdığı anlamına gelmez.

Yumurta donasyonu bakımından da bu ayrım korunmalıdır. Donör kadın genetik bağlantının kaynağıdır; doğuran kadının hukuki anneliği ise TMK m. 282’deki doğum esasına göre değerlendirilir. Bu nedenle yalnız DNA bağına dayanılarak donör kadının “gerçek anne”, doğuran kadının ise anne olmadığı söylenemez.

Yumurta Donörünün Kimliği Bilinmiyorsa Çocuğun Annesi Bilinmiyor mu?

Donör yumurta kullanılan tedavilerde yumurtayı veren kişinin kimliği çift tarafından bilinmeyebilir. Ancak çocuğu hangi kadının doğurduğu belli ise bu durum, klasik anlamda “annesi bilinmeyen çocuk” sorunuyla aynı değildir.

TMK m. 282 bakımından anne ile soybağının kurulmasını sağlayan olay doğumdur. Dolayısıyla çocuğu doğuran kadın belli olduğu sürece, yalnız genetik yumurtanın hangi kadından geldiğinin bilinmemesi nedeniyle hukuki annenin de bilinmediği sonucuna varılması mevcut kanun hükmüyle bağdaşmaz.

Bununla birlikte çocuğun genetik kökenini öğrenme hakkı ayrı bir hukuki tartışmadır. Genetik kökenin bilinmesi ile nüfus kaydında hukuki anne olarak kimin yer alacağı aynı sorun değildir. Doktrinde de bu iki mesele birbirinden ayrılmaktadır.

Yumurta Donörü DNA Testi ile Annelik İddiasında Bulunabilir mi?

Yalnız genetik bağlantının ortaya çıkması, mevcut Türk hukukunda kendiliğinden nüfus kaydında annelik kurulması sonucunu doğurmaz.

TMK m. 282 anne yönünden doğumu esas almaktadır. Çocuğu doğurmamış olan genetik kadın ile çocuk arasında soybağının nasıl kurulabileceği konusunda ise yumurta donasyonuna özgü açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. 2025 tarihli akademik çalışmada da bu sorun nedeniyle Türk hukukunda bir kanun boşluğu bulunduğu görüşü savunulmuştur.

Taşıyıcı Annelik ile Yumurta Donasyonu Aynı Şey midir?

Yumurta donasyonunda başka bir kadının yumurtası kullanılmasına rağmen embriyo çocuğu isteyen kadının rahmine yerleştirilebilir ve bu kadın gebeliği kendisi tamamlayıp çocuğu doğurabilir.

Taşıyıcı annelikte ise çocuk, onu büyütmek isteyen kadın dışında başka bir kadın tarafından taşınır ve doğurulur.

Bu fark TMK m. 282 bakımından belirleyicidir. Çünkü kanun anne ile soybağının kurulmasını doğum olayına bağlamaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/6068 E., 2022/3333 K. sayılı kararındaki olay ikinci gruptadır: doğumu Türkiye’de anne olarak kayıtlı kadın değil, Gürcistan’daki taşıyıcı kadın gerçekleştirmiştir.

Bu nedenle taşıyıcı annelik hakkında verilmiş bir kararın yumurta donasyonu yoluyla kendisi doğum yapan kadın hakkında doğrudan uygulanması yanıltıcı olur.

Türkiye’de Yumurta Donasyonu Yasak mı?

Türk hukukunda üremeye yardımcı tedavi bakımından üçüncü kişiye ait üreme hücrelerinin kullanılması yasaklanmıştır.

2238 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi, eşlerden biri veya her ikisinden alınan üreme hücreleri ve bunlardan elde edilen embriyonun başka kişilere uygulanması yoluyla çocuk sahibi olunmasını ve taşıyıcı anneliği yasakladığı gibi; başkasına ait üreme hücresi veya embriyo kullanılarak donasyon işlemi yapılmasını da yasaklamaktadır. Üreme hücresi veya embriyonun bu amaçla bağışlanması, satılması, bulundurulması, kullanılması, saklanması, taşınması, ithalatı ve ihracatı ile bu işlemlere aracılık edilmesi de kanunda yasak kapsamındadır.

Dolayısıyla Türkiye’de bir tedavi merkezinin başka bir kadına ait yumurtayı kullanarak bu işlemi gerçekleştirmesi hukuka uygun bir ÜYTE yöntemi değildir.

2238 sayılı Kanun donasyon işlemini yasaklamakta ve yaptırıma bağlamaktadır; ancak yumurta donasyonuyla doğmuş bir çocuğun anne yönünden soybağını ayrıntılı biçimde yeniden düzenleyen özel bir hüküm içermemektedir. 2025 tarihli Türkiye Adalet Akademisi Dergisi çalışmasında da heterolog yapay döllenmenin soybağı sonuçlarının açık bir kanuni düzenlemeye kavuşturulmadığı ve bu nedenle kanun boşluğu bulunduğu görüşü savunulmaktadır.

İşlem Kıbrıs’ta Yapılmışsa Sonuç Değişir mi?

Türkiye’deki yasak nedeniyle yumurta donasyonu için yurt dışındaki merkezlere başvurulması uygulamada karşılaşılabilen bir durumdur. Fakat tıbbi işlemin yurt dışında gerçekleştirilmesi, Türkiye’de ortaya çıkacak nüfus ve soybağı sorunlarını kendiliğinden çözmez.

Türk hukukunda anne yönünden temel kural hâlen TMK m. 282’deki doğumla soybağı kuralıdır. Bu nedenle özellikle donör yumurtayı alan kadının aynı zamanda gebeliği geçirip çocuğu kendisinin doğurduğu olay ile başka bir kadının taşıyıcı anne olarak kullanıldığı olay birbirinden ayrılmalıdır.

Yargıtay’ın önüne Gürcistan’da donör yumurta ve taşıyıcı anne kullanılan bir uyuşmazlık gelmiş olmasına rağmen, doğrulayabildiğimiz kararlar arasında KKTC veya başka bir ülkede donör yumurta kullanılarak kadının kendisinin doğurduğu olayda anneliğin kime ait olduğunu esastan çözen bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır.

Bu nedenle böyle bir dosyada mevcut hukuk bakımından yapılabilecek değerlendirme ile doğrudan emsal karar bulunduğu iddiası birbirinden ayrılmalıdır.

Genetik Baba Donör Yumurta Kullanıldığını Söyleyerek Velayeti Alabilir mi?

Babanın çocukla genetik bağının bulunması velayet davasında elbette dikkate alınabilecek unsurlardan biridir; ancak velayet yalnız kan bağı üzerinden belirlenmez. Boşanma sırasında mahkemenin temel ölçütü çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun doğumundan itibaren kim tarafından büyütüldüğü, bakımının nasıl sağlandığı, anne ve baba ile kurduğu duygusal ilişki, tarafların yaşam koşulları, çocuğun yaşı ve gelişimi ile gerektiğinde uzman raporları birlikte değerlendirilir.

Bu nedenle donör yumurtayla dünyaya gelmiş bir çocuk bakımından babanın “çocuk genetik olarak benden geliyor, eşim ise genetik anne değil” şeklindeki iddiası, velayetin kendisine verilmesini tek başına gerektiren bir neden değildir.

Analık Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Analık Davası ile Annelik Mahkeme Kararıyla mı Kurulur?

Türk hukukunda anne ile çocuk arasındaki soybağının kurulması bakımından babalık davasına benzer bir sistem bulunmamaktadır. TMK m. 282 uyarınca çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Bu nedenle halk arasında “analık davası” denilen uyuşmazlıklarda çoğunlukla mahkemeden yeni bir annelik ilişkisi kurulması değil, çocuğu doğuran kadının belirlenmesi ve gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi istenir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün güncel açıklamasında da anne yönünden soybağının doğumla kurulduğu belirtilmektedir.

Analık Davasını Çocuk Yıllar Sonra Açabilir mi?

Nüfus kaydının baştan itibaren gerçeğe aykırı oluşturulduğu iddiasına dayanan kayıt düzeltme davasında, babalık davasında görülen türden özel bir bir yıllık hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Yıllar geçtikten sonra da nüfustaki anne kaydının gerçeği yansıtmadığı ileri sürülebilir. Bununla birlikte zaman geçtikçe doğum belgelerine, tanıklara veya DNA incelemesinde kullanılabilecek kişilere ulaşmak güçleşebilir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 36, nüfus kayıtlarının mahkeme kararıyla düzeltilmesine ilişkin usulü düzenlemektedir.

Analık Davasında DNA Testi Yapılması Gerekir mi?

Özellikle anne kaydının değiştirilmesinin soybağı ve mirasçılık üzerinde sonuç doğuracağı dosyalarda DNA incelemesi büyük önem taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli, 2022/2-683 E., 2023/832 K. sayılı kararında, nüfustaki anne kaydının gerçeği yansıtmadığı iddiası bakımından yalnız tanık anlatımları ve hayatın olağan akışına ilişkin değerlendirmelerle yetinilmemesi, kimliklendirmeye elverişli bilimsel incelemenin yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

Nüfustaki Annemin Beni Doğurmadığını Biliyorum Ama Gerçek Annemi Bilmiyorum. Dava Açabilir miyim?

Gerçek annenin kimliğinin bilinmemesi, yanlış olduğu ileri sürülen mevcut anne kaydının araştırılmasına engel değildir. HGK’nın 2022/2-683 E., 2023/832 K. sayılı kararında davacıya gerçek annenin kim olduğunu bulma ve onu davaya dahil etme yükümlülüğü yüklenmesi doğru bulunmamıştır. Mevcut anne kaydının gerçeğe aykırı olduğu ispatlanırsa, sırf yerine yazılacak başka bir kadın henüz belirlenemediği için yanlış kaydın korunması gerekmez.

Gerçek Anne Bulunamazsa Nüfustaki Yanlış Anne Kaydı Silinebilir mi?

Hukuk Genel Kurulunun aynı kararında, gerçek annenin bulunamamasının yanlış anne kaydının kaldırılmasını engellemeyeceği kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlığın özelliğine göre kişinin kaydı baba hanesinde anne bağı kurulmadan devam edebilir; gerçek annenin daha sonra belirlenmesi hâlinde nüfus kaydının yeniden düzeltilmesi mümkündür.

Gerçek Anne Ölmüşse Analık Nasıl İspatlanır?

Ölüm, analığın araştırılmasını imkânsız hâle getirmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.03.2024 tarihli, 2024/1865 E., 2024/2119 K. sayılı kararına konu dosyada anne olduğu ileri sürülen kişinin mezarından alınan kemik örneği ile davacının kan örneği üzerinde DNA incelemesi yapılmış ve genetik inceleme diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/10263 E., 2023/1175 K. sayılı kararında da nüfus kaydının düzeltilmesi uyuşmazlıklarında gerekli hâllerde mezarın açılması ve DNA incelemesinden yararlanılması gerektiği belirtilmiştir.

Yumurta Donasyonu ile Doğan Çocuğun Annesi Kimdir?

Başka bir kadına ait yumurta kullanılmış, embriyo nikâhlı kadının rahmine transfer edilmiş ve gebeliği bu kadın geçirerek çocuğu kendisi doğurmuşsa genetik anne ile doğuran kadın birbirinden ayrılmış olur.

Türk Medeni Kanunu’nun mevcut sistemi anne ile çocuk arasındaki hukuki soybağını doğuma bağlamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.05.2023 tarihli, 2023/962 E., 2023/2192 K. sayılı kararında da doğal-biyolojik soybağı ile hukuki soybağı ayrılmış ve çocuk ile anne arasındaki hukuki soybağının doğumla kurulduğu belirtilmiştir.

Kaynakça

  • Yargıtay HGK, 09.03.2021, 2020/269 E., 2021/228 K. — anne yönünden soybağının doğumla kurulması ve gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi uyuşmazlığının hukuki niteliği.
  • Yargıtay HGK, 20.09.2023, 2022/2-683 E., 2023/832 K. — soybağı ve mirasçılığı etkileyen nüfus uyuşmazlığında DNA incelemesi; gerçek annenin bilinmemesinin yanlış kaydın düzeltilmesine engel olmaması.
  • Yargıtay 2. HD, 21.03.2023, 2022/10263 E., 2023/1175 K. — nüfus kaydı uyuşmazlığında bilimsel inceleme ve gerektiğinde feth-i kabir yoluyla DNA örneği alınması.
  • Yargıtay 2. HD, 26.03.2024, 2024/1865 E., 2024/2119 K. — ölen anne olduğu ileri sürülen kişiden alınan kemik örneğiyle anneliğin genetik incelemeyle araştırılması.
  • Yargıtay 2. HD, 27.02.2024, 2024/474 E., 2024/1242 K. — anne ve baba yönünden ileri sürülen nüfus ve soybağı taleplerinin hukuki niteliğinin ayrılması.
  • Yargıtay 2. HD, 04.05.2023, 2023/962 E., 2023/2192 K. — doğal/biyolojik soybağı ile hukuki soybağının ayrılması ve anne yönünden hukuki soybağının doğumla kurulması.
  • Yargıtay 2. HD, 06.04.2022, 2021/6068 E., 2022/3333 K. — Gürcistan’da donör yumurta ve taşıyıcı annelik yöntemi kullanılan çocukla ilgili nüfus kaydı uyuşmazlığı; özellikle taraf teşkili yönünden inceleme.
  • Yargıtay 2. HD, 02.05.2023, 2023/1165 E., 2023/2056 K. — KKTC’de taşıyıcı annelikle dünyaya gelen çocuk bakımından genetik babanın kan bağı ve velayet iddialarının da bulunduğu boşanma kararının iptali uyuşmazlığı.
Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Boşanma Davasında Neler Delil Olarak Kullanılır?

Yorum yapın