Mirasbırakan Malını Satıp Parasıyla Başkası Adına Mal Alırsa Ne Olur?

Mirasbırakanın sağlığında mallarını çocuklarından birine, eşine, torununa veya başka bir yakınına aktarması mirasçılar arasında ciddi uyuşmazlıklara yol açabilir. Özellikle “Babam evini sattı, parasıyla kardeşime ev aldı”, “Annem arsasını sattı, yeni eşi adına daire aldı”, “Babam kendi parasını ödedi ama tapuyu başka birinin üzerine yaptı” gibi durumlarda mirasçılar ölümden sonra bu mallar üzerinde hak iddia edip edemeyeceklerini merak etmektedir.

Burada ilk bakılması gereken şey, malın bugün kimin üzerinde olduğundan önce mirasbırakanın işlemi nasıl yaptığıdır. Çünkü mirasbırakan kendi adına kayıtlı taşınmazı başkasına devretmişse uygulanabilecek hükümler ile kendi parasını kullanarak başkası adına sıfırdan yeni bir taşınmaz satın almışsa uygulanabilecek hükümler aynı değildir.

Birinci durumda muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, ikinci durumda ise çoğu kez gizli bağış ve tenkis davası gündeme gelir.

Yargıtay kararlarında da bu iki işlem açık biçimde birbirinden ayrılmaktadır.

Muris Muvazaası Nedir?

Muris muvazaası, halk arasında genellikle mirastan mal kaçırma olarak bilinir. En sık rastlanan örneği, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği kendi taşınmazını tapuda satış yapılmış gibi göstererek bir mirasçısına veya başka bir kişiye devretmesidir.

Örneğin baba kendi adına kayıtlı dairesini oğluna tapuda 2 milyon TL’ye satmış gibi göstermiş fakat gerçekte oğlundan hiçbir para almamış olabilir. Baba aslında evi bağışlamak istemekte, ancak tapuda yapılan işlem satış olarak görünmektedir.

1 Nisan 1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da muris muvazaasının klasik hali bu şekilde ele alınmıştır. Karar, mirasbırakanın mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla kendi adına tapuda kayıtlı taşınmazını gerçekte bağışlamak istediği hâlde görünürde satış yoluyla devretmesi üzerinde kuruludur. Böyle bir durumda yalnızca saklı paylı mirasçılar değil, miras hakkı ihlal edilen diğer mirasçılar da muvazaaya dayanarak dava açabilir.

Dolayısıyla klasik muris muvazaasında önemli olan üç nokta vardır: Mirasbırakanın devredilen taşınmazın maliki olması, tapuda görünürde satış gibi bir işlem yapılması ve tarafların gerçek iradesinin satış değil bağış olması.

Ancak her mirastan mal kaçırma iddiası muris muvazaası değildir. Özellikle mirasbırakanın parasını verip taşınmazı daha ilk günden başka birinin adına alması farklı değerlendirilir.

mirastan mal kaçırma

Mirasbırakan Kendi Parasını Verip Başkası Adına Ev Alırsa Muris Muvazaası Olur mu?

Örneğin baba kendi adına kayıtlı arsasını gerçek bir üçüncü kişiye gerçekten satmış ve satış bedelini almış olsun. Daha sonra bu parayla başka bir daire satın alınmış ancak yeni dairenin tapusu doğrudan oğlunun, kızının, yeni eşinin veya başka bir kişinin adına çıkarılmış olsun.

Burada yeni daire hiçbir zaman babanın adına kayıtlı değildir. Baba kendi adına kayıtlı bu yeni daireyi oğluna veya eşine satış göstererek devretmemiştir. Tam tersine taşınmaz üçüncü kişiden satın alınmış ve daha ilk tescilde yararlandırılmak istenen kişinin adına kaydedilmiştir.

Bu nedenle 1 Nisan 1974 tarihli muris muvazaası İçtihadı Birleştirme Kararı bu işlem bakımından kural olarak uygulanmaz. Yargıtay bu tür işlemleri “elden bağış” veya “bedeli ödenerek gizli bağış” olarak değerlendirmektedir.

Bu ayrım yalnızca hukuki bir isim farklılığı değildir. Açılacak davayı doğrudan değiştirir.

Muris muvazaasında koşulları varsa taşınmazın tapusunun iptali ve miras payı oranında tescili istenebilir. Bedeli mirasbırakan tarafından ödenerek gerçekleştirilen gizli bağışta ise 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına dayanarak aynı şekilde tapu iptali istenmesi kural olarak mümkün değildir. Bunun yerine, saklı pay ihlal edilmiş ve diğer koşullar da oluşmuşsa tenkis davası gündeme gelir.

Yargıtay: Parayı Mirasbırakan Ödeyip Tapuyu Başkası Adına Almışsa Gizli Bağış Vardır

Bu ayrımı çok net gösteren kararlardan biri Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.06.2009 tarihli, 2009/3989 E., 2009/7600 K. sayılı kararıdır.

Karara konu olayda mirasbırakan, bir taşınmazın bedelini kendi emekli ikramiyesiyle karşılamış; taşınmazın bir yarısı kendi adına, diğer yarısı ise ikinci eşi adına tescil edilmiştir. Daha sonra mirasbırakan kendi adına kayıtlı 1/2 payı da ikinci eşine satış yoluyla devretmiştir.

Yargıtay aynı taşınmaz üzerindeki bu iki işlemi birbirinden ayırmıştır.

Mirasbırakanın kendi adına kayıtlı 1/2 payı ikinci eşine satış göstererek devretmesi muris muvazaası bakımından incelenmiştir. Buna karşılık taşınmaz satın alınırken bedeli mirasbırakan tarafından ödendiği hâlde daha başlangıçta ikinci eş adına tescil edilen diğer 1/2 pay, Yargıtay tarafından “elden bağış (gizli bağış)” olarak değerlendirilmiştir. Bu ikinci kısım yönünden 1 Nisan 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı; ancak bedelin mirasbırakan tarafından ödendiğinin kanıtlanması hâlinde TMK’nın 560 ila 571. maddelerinde düzenlenen tenkis hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.

Bu karar uygulamada çok önemlidir. Çünkü aynı taşınmazın içinde bile iki farklı hukuki sonuç ortaya çıkabileceğini göstermektedir.

Babanın kendi adına bulunan payı sonradan eşine devretmesi muris muvazaası olabilirken, babanın parasını ödeyip taşınmazı daha ilk günden eşinin adına alması gizli bağış olabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/18525 E., 2020/218 K.: Bedeli Ödenerek Gizli Bağışta 1974 Tarihli Karar Uygulanmaz

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.01.2020 tarihli, 2016/18525 E., 2020/218 K. sayılı kararında da benzer bir uyuşmazlık incelenmiştir.

Davacılar, taşınmaz bedelinin mirasbırakan babaları tarafından ödendiğini ancak taşınmazın babalarının ikinci eşi adına tescil edildiğini, daha sonra da bu kişi tarafından kendi kardeşlerine aktarıldığını ileri sürmüşlerdir.

Yargıtay, 1 Nisan 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının mirasbırakanın kendi adına kayıtlı tapulu taşınmazlar üzerinde yaptığı temlikler bakımından bağlayıcı olduğunu özellikle vurgulamıştır.

Buna karşılık mirasbırakanın bedelini kendisinin ödeyerek üçüncü kişiden aldığı taşınmazı yarar sağlamak istediği kişi adına tescil ettirmesini “bedeli ödenerek gizli bağış” olarak nitelendirmiş ve 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının bu işlemlere yorum yoluyla genişletilemeyeceğini belirtmiştir.

Bu nedenle yalnızca “Taşınmazın parasını babam ödedi” demek, muris muvazaasına dayalı tapu iptali için tek başına yeterli değildir. Öncelikle taşınmazın babanın adına kayıtlı olup olmadığı ve babadan davalıya bir tapu devri gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir.

Yargıtay 2021/7341 E., 2022/6171 K.: Tapu İptali Olmasa da Tenkis İstenebilir

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27.09.2022 tarihli, 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararı ise bu ayrımın ikinci aşamasını göstermesi bakımından önemlidir.

Davada mirasbırakanın bedelini ödediği ileri sürülen bazı taşınmazların üçüncü kişiler tarafından doğrudan mirasbırakanın eşi ve oğlu adına tescil edildiği, ayrıca çeşitli para aktarımları yapıldığı ileri sürülmüştür. Taşınmazların bir bölümünde mirasbırakan hiçbir zaman tapu maliki olmamıştır.

Yargıtay, mirasbırakanın kendi adına kayıtlı olmayan ve üçüncü kişiden doğrudan davalılar adına alınan taşınmazlar bakımından muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil talebinin reddedilmesini doğru bulmuştur. Çünkü 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın kendi üzerindeki tapulu taşınmazlara ilişkin temlikler için uygulanmaktadır.

Ancak Yargıtay burada dosyayı kapatmamıştır.

Davacı aynı zamanda tenkis talebinde bulunduğu için, mirasbırakanın üçüncü kişiye parasını ödeyerek yaptığı kazandırmaların koşulları varsa TMK m.560 ila 571 kapsamında tenkise konu olabileceğini açıkça belirtmiştir.

Hatta dava konusu taşınmazlardan biri bakımından taşınmazın adına tescil edildiği kişinin işlem tarihinde 19 yaşında olması, taşınmazı kendi ekonomik gücüyle satın alabilecek durumda bulunmaması ve taşınmaz üzerinde mirasbırakan lehine intifa hakkı kurulmuş olması Yargıtay tarafından önemli görülmüş; bu olayda gizli bağışın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı sonucuna varılmıştır.

Bu karar özellikle şunu göstermektedir: Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali istenememesi, mirasçının hiçbir hakkı olmadığı anlamına gelmez.

İşlem klasik muris muvazaası kapsamına girmese bile, mirasbırakanın parasının karşılıksız biçimde başka bir kişiye aktarıldığı ve bu kazandırmanın saklı payı ihlal ettiği kanıtlanırsa tenkis davası ile hak talep edilmesi mümkün olabilir.

Muris Muvazaası ile Gizli Bağış Arasındaki Fark Nedir?

İki işlem arasındaki farkı en basit şekilde şöyle ayırabiliriz:

Yapılan işlemHukuki değerlendirme
Baba kendi adına kayıtlı evi oğluna tapuda satış göstererek devrediyor, gerçekte para almıyorMuris muvazaası gündeme gelebilir
Baba kendi adına kayıtlı evi yeni eşine satış göstererek devrediyor, gerçekte bağışlıyorMuris muvazaası gündeme gelebilir
Baba üçüncü kişiden alınan evin parasını ödüyor, tapu doğrudan oğlunun adına çıkıyorBedeli ödenerek gizli bağış; koşulları varsa tenkis
Baba üçüncü kişiden alınan evin parasını ödüyor, tapu doğrudan yeni eşinin adına çıkıyorBedeli ödenerek gizli bağış; koşulları varsa tenkis
Baba kendi evini gerçek bir alıcıya satıyor, satış parasını çocuğuna veriyor ve çocuk bu parayla ev alıyorKural olarak para bağışı/dolaylı kazandırma; koşullarına göre tenkis veya denkleştirme değerlendirilebilir

Yargıtay’ın 2009/3989 E., 2009/7600 K.; 2016/18525 E., 2020/218 K. ve 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararlarında benimsenen temel ayrım da budur: Mirasbırakanın kendi tapulu taşınmazını muvazaalı olarak devretmesi ile parasını ödeyip taşınmazı daha baştan başka bir kişinin adına edindirmesi aynı hukuki işlem değildir.

Bu nedenle mirastan mal kaçırma iddiası bulunan bir dosyada ilk sorulması gereken soru “Mal bugün kimin üzerinde?” değil, “Bu taşınmaz ilk olarak kimin adına alındı ve satın alma bedelini gerçekte kim ödedi?” sorusudur.

Babam Yeni Bir Kadınla Evlendi, Mallarını Satıp Yeni Eşine veya Onun Çocuklarına Mal Alıyor. Ölümünden Sonra Hak Talep Edebilir miyim?

Evet, koşulları varsa babanızın ölümünden sonra hak talep etmeniz mümkün olabilir. Ancak “Babam mallarını yeni eşine verdi” demek tek başına hangi davanın açılacağını belirlemeye yetmez. Öncelikle malların yeni eşe veya onun yakınlarına nasıl aktarıldığının tespit edilmesi gerekir.

Örneğin babanız kendi adına kayıtlı evi veya arsayı yeni eşine tapuda satış yapılmış gibi devretmiş fakat gerçekte satış bedeli almamışsa muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası gündeme gelebilir.

Buna karşılık babanız kendi taşınmazını gerçekten üçüncü bir kişiye satmış ve aldığı parayla yeni eşinin, eşinin çocuğunun, kardeşinin veya başka bir yakınının adına sıfırdan daire, arsa ya da başka bir mal satın almışsa durum farklıdır. Yeni alınan taşınmaz hiçbir zaman babanızın adına kayıtlı olmadığı için bu işlem kural olarak klasik muris muvazaası sayılmaz. Birinci bölümde açıkladığımız üzere Yargıtay, mirasbırakanın bedelini ödediği hâlde taşınmazın doğrudan başka bir kişi adına tescil edilmesini bedeli ödenerek gizli bağış olarak değerlendirmektedir.

Bu durumda saklı payınız ihlal edilmişse babanızın ölümünden sonra tenkis davası gündeme gelebilir.

Babam Kendi Evini Yeni Eşine Satış Gibi Göstererek Devrettiyse

Babanızın kendi adına kayıtlı taşınmazı yeni eşine tapuda satış göstererek devretmesi ile kendi parasını kullanıp yeni eşinin adına başka bir taşınmaz satın alması birbirinden ayrılmalıdır.

İlk ihtimalde taşınmaz zaten babanızın üzerindedir. Yeni eşe bir tapu devri yapılmış ancak görünürdeki satışın gerçekte bağış olduğu ileri sürülmektedir. Mirasçılardan mal kaçırma amacı da kanıtlanırsa klasik muris muvazaası gündeme gelebilir.

İkinci ihtimalde ise yeni taşınmaz doğrudan yeni eş adına alınmıştır. Babanız hiçbir zaman o taşınmazın tapu maliki olmamıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararında bu ayrım açık biçimde yapılmış; üçüncü kişiden doğrudan davalı adına alınan taşınmaz yönünden muris muvazaasına dayalı tapu iptalinin mümkün olmadığı, buna karşılık mirasbırakanın parasını ödemek suretiyle yaptığı kazandırmanın koşulları varsa tenkis davasına konu olabileceği kabul edilmiştir.

Dolayısıyla yeni eşin adına tapu bulunması tek başına yeterli değildir. Taşınmaz önce babanızın üzerine mi kayıtlıydı, yoksa daha ilk günden yeni eş adına mı alındı? sorusunun cevabı açılacak davayı değiştirebilir.

Babam Kendi Malını Satıp Parasıyla Yeni Eşine Ev Aldıysa Ne Olur?

Örneğin babanızın kendi adına 6 milyon TL değerinde bir dairesi olsun. Bu daireyi gerçek bir alıcıya gerçekten satmış ve satıştan aldığı parayla birkaç ay sonra yeni eşi adına başka bir daire satın almış olsun.

Burada babanızın sattığı ilk daire bakımından gerçek bir satış vardır. Yeni daire ise hiçbir zaman babanızın adına tescil edilmemiştir.

Bu nedenle yeni daire için sırf “Parası babamın eski evinden geldi” denilerek klasik muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi kural olarak doğru hukuki yol değildir.

Ancak para babanızdan çıkmış, yeni eş herhangi bir karşılık vermemiş ve taşınmaz onun adına alınmışsa yeni eş lehine önemli bir karşılıksız kazandırma yapılmış olabilir. Böyle bir kazandırmanın saklı payınızı ihlal etmesi hâlinde TMK m.560 ve devamındaki tenkis hükümleri gündeme gelebilir. TMK m.560, saklı payının karşılığını alamayan mirasçının mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini isteyebileceğini düzenlemektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararında da mirasbırakanın üçüncü kişilere parasını ödemek suretiyle yaptığı kazandırmaların şartları varsa TMK m.560 ila 571 kapsamında tenkis davasına konu edilebileceği açıkça kabul edilmiştir.

Bu nedenle önemli olan yalnızca yeni eşin tapuda malik olması değil, satın alma parasının gerçekte kimden çıktığıdır.

Babam Yeni Eşinin Çocuğu Adına Ev Alırsa Hak Talep Edebilir miyim?

Evet, malın yeni eşin değil de onun çocuğu adına alınmış olması tek başına hak talep etmenize engel değildir.

Örneğin babanız kendi taşınmazını satmış ve satış bedelinin tamamını kullanarak yeni eşinin önceki evliliğinden olan oğlu adına bir daire satın almış olabilir. Yeni eşin çocuğunun babanızın yasal mirasçısı olmaması, yapılan karşılıksız kazandırmanın hiçbir zaman tenkise tabi olmayacağı anlamına gelmez.

TMK m.565, yalnızca mirasçılara yapılan kazandırmaları düzenlememektedir. Kanunda sayılan koşullar gerçekleştiğinde üçüncü kişilere yapılan karşılıksız kazandırmalar da tenkise tabi olabilir. Özellikle mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar TMK m.565/4 kapsamında tenkise tabidir.

Dolayısıyla malın;

  • yeni eşin çocuğu,
  • yeni eşin kardeşi,
  • sevgili,
  • arkadaş,
  • başka bir akraba,
  • hatta mirasbırakanla hiçbir hısımlığı bulunmayan bir kişi adına alınmış olması tek başına tenkis talebini ortadan kaldırmaz.

Burada asıl araştırılması gereken; paranın babanızdan çıkıp çıkmadığı, karşılığında gerçek bir bedel alınıp alınmadığı, kazandırmanın ne zaman ve hangi amaçla yapıldığı ve ölüm tarihinde saklı payınızın gerçekten ihlal edilip edilmediğidir.

Yeni Eş veya Onun Çocuğu Evi Kendi Parasıyla Aldığını Söylerse Ne Olur?

Bu tür davaların önemli tartışmalarından biri budur.

Tapuda yeni eş veya onun çocuğu malik görünüyorsa, mirasçının yalnızca “Bu evi aslında babam aldı” demesi yeterli olmayacaktır. Paranın kaynağını gösteren deliller önem kazanır.

Örneğin babanızın eski taşınmazını 10 Mart’ta sattığı, satış bedelinin banka hesabına geçtiği ve yeni eş adına 25 Mart’ta benzer bedelle başka bir taşınmaz satın alındığı ortaya çıkıyorsa iki işlem arasında güçlü bir ekonomik bağlantı kurulabilir.

Buna karşılık yeni eşin yıllardır çalışan, yüksek gelirli ve kendi malvarlığı bulunan bir kişi olması hâlinde taşınmazın onun kendi parasıyla alınmış olması da mümkündür. Her olay kendi delilleriyle değerlendirilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararında taşınmazlardan birinin adına kayıtlı olduğu kişinin edinim sırasında 19 yaşında olması ve taşınmazı kendi ekonomik gücüyle satın alabilecek durumda bulunmaması önemli görülmüştür. Aynı taşınmaz üzerinde mirasbırakan lehine intifa hakkının bulunması da değerlendirmeye alınmış ve somut olay bakımından gizli bağış ile saklı payı etkisiz kılma amacı yönünden inceleme yapılmıştır.

Bu nedenle bu davalarda şu soru son derece önemlidir:

“Tapuda malik görünen kişi, bu taşınmazı gerçekten kendi ekonomik gücüyle satın alabilecek durumda mıydı?”

Babamın Yaptığı Her Bağış Ölümünden Sonra Geri Alınabilir mi?

Çocukların saklı pay sahibi olması, anne veya babanın sağlığında hiçbir malını bağışlayamayacağı anlamına gelmez.

TMK m.560’a göre tenkis ancak mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan ve saklı payı ihlal eden tasarruflar bakımından gündeme gelir. Başka bir ifadeyle önce ölüm tarihindeki tereke ve tenkise tabi kazandırmalar belirlenmeli, ardından mirasçının saklı payının gerçekten zedelenip zedelenmediği hesaplanmalıdır.

Örneğin babanızın ölüm tarihinde oldukça yüksek bir malvarlığı kalmış ve yeni eşine daha önce yaptığı bağışa rağmen sizin saklı payınız tamamen karşılanabiliyorsa sırf yeni eşe mal bağışlanmış olması tenkis için yeterli olmayabilir.

Buna karşılık babanız malvarlığının büyük bölümünü sağlığında yeni eşine veya onun yakınlarına karşılıksız şekilde aktarmış ve ölüm tarihinde çocukların saklı paylarını karşılayacak mal bırakmamışsa tenkis tartışması çok daha önemli hâle gelir.

Tenkis davasının amacı babanızın yaptığı bütün bağışları geri almak değil, ihlal edilen saklı payı tamamlamaktır. TMK m.560’ın sistemi de saklı payı karşılanmayan mirasçıya, tasarruf edilebilir kısmı aşan tasarrufların azaltılmasını isteme hakkı verir.

Babam Malları Yıllar Önce Yeni Eşine Verdiyse Tenkis Davası Açılamaz mı?

“Bağış ölümden bir yıldan daha önce yapılmışsa hiçbir şekilde tenkis edilemez.” şeklindeki düşünce doğru değildir.

TMK m.565’in üçüncü bendinde, mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı ve olağan hediye niteliğinde olmayan bağışlamalar ayrıca tenkise tabi kazandırmalar arasında sayılmıştır. Ancak kanun bununla yetinmemiştir.

Aynı maddenin dördüncü bendinde ayrıca mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmaların tenkise tabi olduğu düzenlenmiştir.

Bu nedenle örneğin babanın ölümünden beş yıl önce yeni eşine önemli bir malvarlığı aktarmış olması yalnızca aradan beş yıl geçtiği gerekçesiyle TMK m.565/4 incelemesini ortadan kaldırmaz. Ancak bu durumda kazandırmanın gerçekten saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacı taşıdığının somut olayın özellikleriyle ortaya konulması gerekir. Yargıtay uygulamasında da mirasbırakanın amacı değerlendirilirken kazandırmanın miktarı, kalan malvarlığı, tarafların ekonomik durumları ve işlem süreci gibi olgular önem taşır.

Burada bağışın yapıldığı tarihle dava açma süresi de birbirine karıştırılmamalıdır. Tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve sağlararası tasarruflarda her hâlde mirasın açılmasından itibaren on yıllık hak düşürücü sürelere tabidir. Kanun ayrıca tenkis iddiasının def’i yoluyla her zaman ileri sürülebileceğini düzenlemektedir.

Yeni Eşe Yapılan Bağışın Tamamı Geri Alınır mı?

Tenkis davası ile bağışlanan malın tamamı otomatik olarak terekeye dönmez. Öncelikle mirasbırakanın ölüm tarihindeki malvarlığı, borçları ve hesaba katılması gereken kazandırmaları belirlenir. Daha sonra saklı paylar ve mirasbırakanın tasarruf edebileceği bölüm hesaplanır.

TMK m.560 gereğince yalnızca tasarruf edilebilir kısmı aşarak saklı payı ihlal eden miktarın tenkisi istenebilir.

Bu nedenle babanızın yeni eşine 5 milyon TL değerinde bir taşınmaz almış olması, sizin otomatik olarak bu taşınmazın tamamını isteyebileceğiniz anlamına gelmez. Tenkis hesabının sonucuna göre kazandırmanın yalnızca belirli bir bölümü tenkise tabi olabilir.

Bu yönüyle tenkis davası, muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasından önemli ölçüde farklıdır.

Babam Kendi Çocuğuna Ev Aldıysa Tenkis mi, Mirasta Denkleştirme mi İstenir?

Kazandırma babanızın kendi çocuğuna yapılmışsa mirasta denkleştirme hükümleri de ayrıca gündeme gelebilir.

TMK m.669’a göre yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları denkleştirme amacıyla terekeye geri vermekle yükümlüdür. Kanun ayrıca mirasbırakanın altsoyuna karşılıksız olarak yaptığı malvarlığı devri, borçtan kurtarma, kuruluş sermayesi ve benzeri kazandırmaların, aksi açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeye tabi olduğunu düzenlemektedir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 18.04.2019 tarihli, 2016/9041 E., 2019/3588 K. sayılı kararında da mirasbırakanın bedelini ödeyerek mirasçısı lehine aldığı taşınmazlar denkleştirme hükümleri bakımından değerlendirilmiştir. Kararda denkleştirme talebinin ancak yasal mirasçıya karşı ileri sürülebileceği; kazandırmanın sağlararası, karşılıksız ve miras payına mahsuben yapılmış olması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu nedenle şu ayrım önemlidir:

Kazandırma yapılan kişiDenkleştirme bakımından durum
Babanın kendi oğlu veya kızıKoşulları varsa mirasta denkleştirme gündeme gelebilir
Babanın evlatlığıYasal mirasçı olduğundan koşullarına göre denkleştirme değerlendirilebilir
Yeni eşYasal mirasçı olmakla birlikte kazandırmanın niteliği ayrıca incelenir; tenkis de gündeme gelebilir
Yeni eşin önceki evliliğinden olan ve baba tarafından evlat edinilmeyen çocuğuBaba yönünden yasal mirasçı olmadığından mirasta denkleştirme uygulanmaz; koşulları varsa tenkis gündeme gelebilir
Yeni eşin kardeşi veya başka bir üçüncü kişiYasal mirasçı değilse denkleştirme uygulanmaz; koşulları varsa tenkis değerlendirilebilir

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/9041 E., 2019/3588 K. sayılı kararında da yasal mirasçı olmayan kişiye karşı mirasta denkleştirme talebinde bulunulamayacağı özellikle belirtilmektedir.

Dolayısıyla babanızın kendi çocuğuna yaptığı kazandırma ile yeni eşinin çocuğuna yaptığı kazandırmanın miras hukuku bakımından sonucu aynı olmayabilir.

Babam Malı Önce Başka Birine, Sonra Yeni Eşine veya Çocuğuna Devrettiyse Ne Olur?

Mirasbırakan bazen taşınmazı doğrudan kayırmak istediği kişiye devretmez. Önce güvendiği başka bir kişiye satış yapılmış gibi gösterilir, daha sonra taşınmaz yeni eşe, oğula, kıza veya başka bir yakına geçirilir.

Arada başka bir malik bulunması, muris muvazaası iddiasını tek başına ortadan kaldırmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/1-661 E., 2020/385 K. sayılı kararında taşınmaz önce üçüncü kişiye, yaklaşık beş ay sonra mirasbırakanın kızına devredilmiştir. Hukuk Genel Kurulu olayın tamamını değerlendirerek ara malikin gerçek bir alıcı olmadığı ve ara malik kullanılarak muvazaalı işlem gerçekleştirildiği sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle örneğin babanızın evi önce arkadaşına satılmış gibi gösterilmiş, birkaç ay sonra aynı ev yeni eşinin veya çocuğunun üzerine geçirilmişse yalnızca ilk tapu kaydına bakılmaz. Devir zincirinin tamamı, ödenen bedeller, ara malikin ekonomik gücü, taşınmazı fiilen kimin kullandığı ve işlemlerin birbirine ne kadar yakın tarihlerde gerçekleştirildiği araştırılmalıdır.

Buna karşılık ilk satış gerçekten yapılmış, satış bedeli babanıza ödenmiş ve daha sonra babanız bu parayı kullanarak başka bir taşınmazı yeni eşine almışsa artık birinci bölümde açıkladığımız gizli bağış ve tenkis ayrımı gündeme gelir.

Bu nedenle birbirine benzeyen iki olayın hukuki sonucu tamamen farklı olabilir:

Babamın Parasını Kullanarak Başkası Adına Ev Alındığını Nasıl İspatlarım?

Mirasbırakanın kendi malını satıp satış parasıyla başka biri adına taşınmaz aldığı iddiasında en önemli konulardan biri paranın izini sürebilmektir.

Tapunun yeni eş, çocuk veya başka bir üçüncü kişi adına olması tek başına babanızın o taşınmazın bedelini ödediğini göstermez. Aynı şekilde satın alma bedelinin elden ödenmiş olması da iddiayı kendiliğinden imkânsız hâle getirmez. Mahkeme işlemlerin tamamını, tarafların ekonomik durumlarını ve olayların olağan akışını birlikte değerlendirebilir.

Örneğin babanızın 5 Mayıs’ta kendi dairesini sattığı, birkaç gün sonra hesabından yüksek miktarda para çıktığı ve 20 Mayıs’ta yeni eşinin adına yaklaşık aynı bedelle başka bir daire alındığı görülüyorsa bu işlemler arasında ekonomik bağlantı bulunup bulunmadığı araştırılabilir.

Bu tür davalarda özellikle;

  • mirasbırakanın sattığı taşınmazların tapu kayıtları ve satış tarihleri,
  • satış tarihinde taşınmazların gerçek değerleri,
  • satış bedelinin hangi hesaba geçtiği,
  • banka hesap hareketleri ve yüksek miktarlı para çekimleri,
  • yeni taşınmazın satın alma tarihi ve bedeli,
  • satış ile yeni taşınmazın alınması arasında geçen süre,
  • tapuda malik görünen kişinin gelir ve malvarlığı,
  • bu kişinin taşınmazı kendi ekonomik gücüyle satın alıp alamayacağı,
  • kredi kullanılıp kullanılmadığı ve kredi taksitlerini kimin ödediği,
  • taşınmazın vergi, aidat, bakım ve tadilat giderlerini kimin karşıladığı,
  • taşınmazdan kira geliri elde ediliyorsa kirayı kimin aldığı,
  • mirasbırakanın taşınmaz üzerinde intifa veya oturma hakkını üzerinde tutup tutmadığı,
  • taraflar arasındaki yazışmalar,
  • tanık anlatımları

önemli deliller hâline gelebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/1-127 E., 2023/796 K. sayılı kararında da muris muvazaasının araştırılmasında yalnızca tapudaki satış işlemine bakılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Hukuk Genel Kuruluna göre mirasbırakanın gerçek iradesinin belirlenmesinde işlemi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, malı alan kişinin alım gücü, gösterilen satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark, tarafların birbirleriyle ilişkileri ve olayların olağan akışı birlikte değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla “Tapuda satış görünüyor, yapılabilecek bir şey yok.” denilemeyeceği gibi, yalnızca “Parayı babam verdi.” şeklindeki soyut bir iddia da tek başına yeterli değildir.

Asıl amaç, para hareketleri ile mal edinimi arasında mümkün olduğunca somut bir bağlantı kurabilmektir.

Yeni Eş veya Çocuğunun Bu Evi Alacak Parası Yoksa Bu Önemli midir?

Evet, önemli bir delil olabilir; ancak tek başına davayı kazandırmaz.

Örneğin hiçbir düzenli geliri ve önemli bir malvarlığı bulunmayan 20 yaşındaki bir kişinin aynı tarihte milyonlarca liralık bir taşınmaz satın alması, bedelin gerçekte başka bir kişi tarafından karşılandığı iddiasını güçlendirebilir.

Bununla birlikte mahkeme yalnızca kişinin bordrodaki gelirine bakmaz. Önceden sahip olduğu malvarlığı, kendisine başka kişilerden yapılan para transferleri, kredi kullanıp kullanmadığı, kendi ailesinin ekonomik durumu ve taşınmazın gerçekte hangi bedelle alındığı da araştırılabilir.

Bu nedenle davalı tarafın ekonomik gücünün bulunmaması tek başına kesin delil değil, diğer delillerle birlikte değerlendirilecek önemli bir emaredir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da muris muvazaasının tespitinde davalı tarafın alım gücünün bulunup bulunmadığını araştırılması gereken temel olgulardan biri olarak kabul etmektedir.

Tapuda Satış Bedelinin Düşük Gösterilmesi Mal Kaçırmayı Kanıtlar mı?

Tek başına kanıtlamaz.

Mirasbırakanın taşınmazını gerçek değerinin çok altında bir bedelle çocuğuna veya eşine devretmiş görünmesi muris muvazaası bakımından önemli bir belirti olabilir. Ancak yalnızca tapudaki satış bedeli ile gerçek değer arasında fark bulunması, işlemin mutlaka muvazaalı olduğunu göstermeye yetmez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki farkı diğer bütün koşullarla birlikte değerlendirmektedir. Mirasbırakanın satış yapmasını gerektiren makul bir sebebinin bulunup bulunmadığı, parayı gerçekten alıp almadığı, malı alan kişinin ödeme gücü ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği de araştırılmalıdır.

Örneğin baba 8 milyon TL değerindeki taşınmazını tapuda 1 milyon TL bedelle oğluna satmış görünüyorsa bu önemli bir emare olabilir. Ancak dava yalnızca bu fark üzerinden kurulmaz. Gerçekte para ödenip ödenmediği ve mirasbırakanın gerçek iradesinin satış mı bağış mı olduğu belirlenmeye çalışılır.

Mirastan Mal Kaçırma Davasında İspat Yükü Kimdedir?

Kural olarak iddiasını ileri süren taraf bunu ispatlamak zorundadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi de kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlü olduğunu düzenlemektedir.

Bu konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun oldukça yeni tarihli 28.05.2025 tarihli, 2023/1-493 E., 2025/356 K. sayılı kararında da açıkça ele alınmıştır.

Hukuk Genel Kurulu, vekâlet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı davalarda ispat yükünün davacı tarafta olduğunu belirtmiş; uyuşmazlığın ispat hukukuna ilişkin kurallar çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Bu nedenle dava açmadan önce mümkün olduğu ölçüde tapu hareketlerinin, satışların, banka kayıtlarının ve tarafların ekonomik durumunun birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

Muris Muvazaası Davasında Zamanaşımı Var mı?

Klasik muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.

Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli, 2023/1-493 E., 2025/356 K. sayılı güncel kararında da açıkça belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, muris muvazaası ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenlerine dayalı davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı bulunmadığını kabul etmiştir.

Dolayısıyla örneğin mirasbırakanın ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olması, klasik muris muvazaası iddiasını sırf zaman geçtiği için kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Ancak bu durum bütün miras davalarının süresiz olduğu anlamına gelmez.

Özellikle tenkis davasında tamamen farklı süreler vardır.

Bu nedenle yazımızın başından beri yaptığımız muris muvazaası–gizli bağış ayrımı, dava süresi bakımından da son derece önemlidir.

Tenkis Davası Ne Kadar Sürede Açılmalıdır?

Tenkis davası muris muvazaası davasından farklı olarak hak düşürücü sürelere tabidir.

Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesine göre tenkis davası açma hakkı;

saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde sağlararası kazandırmalarda mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer.

Kanun ayrıca tenkis iddiasının def’i yoluyla her zaman ileri sürülebileceğini düzenlemektedir.

Bu nedenle şu iki durum birbirine karıştırılmamalıdır:

Baba kendi adına kayıtlı taşınmazı satış gibi göstererek muvazaalı biçimde devretmişse: Klasik muris muvazaası gündeme gelebilir ve kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süre yoktur. Yargıtay HGK’nın 2025/356 sayılı kararı da bu yaklaşımı sürdürmektedir.

Baba kendi taşınmazını gerçekten satmış, parasıyla yeni eş veya başka bir kişi adına yeni taşınmaz almışsa: İşlem gizli bağış niteliğinde değerlendirilebilir ve saklı pay ihlal edilmişse tenkis davası gündeme gelir. Tenkis bakımından TMK m.571’deki bir ve on yıllık hak düşürücü süreler önem taşır.

Bu fark, yanlış dava türü seçilmesinin neden ciddi sonuçlar doğurabileceğini de göstermektedir.

Tenkis Davasında Bir Yıllık Süre Babamın Malı Bağışladığı Tarihten mi Başlar?

Hayır.

TMK m.571’deki bir yıllık süre bağışın yapıldığı tarihten itibaren başlamaz. Kanun açıkça süreyi saklı paylı mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihe bağlamaktadır. Ayrıca sağlararası kazandırmalar bakımından her hâlde mirasın açılması tarihinden itibaren on yıllık üst süre öngörülmüştür.

Bu nedenle babanız hayattayken beş yıl önce yaptığı bir bağış nedeniyle “bir yıllık tenkis süresi zaten geçti” sonucuna varılmaz.

Çünkü miras henüz açılmamıştır.

Türk Medeni Kanunu’nun 575. maddesine göre miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. Kanun ayrıca mirasbırakanın sağlığında yaptığı mirasla ilgili kazandırmaların terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirileceğini düzenlemektedir.

Babam Hayattayken Muris Muvazaası veya Tenkis Davası Açabilir miyim?

Sırf ileride kalacak mirasın azalacağı gerekçesiyle kural olarak hayır.

Çocuğun, anne veya babası hayattayken “ileride mirasçıyım, benim mirasımı azaltıyor” diyerek muris muvazaası veya tenkis davası açması mümkün değildir.

Çünkü TMK m.575 uyarınca miras ancak mirasbırakanın ölümüyle açılır. Mirasbırakan hayattayken gelecekteki mirasçıların henüz açılmış bir tereke üzerinde miras hakkı bulunmaz.

Bu nedenle ayırt etme gücü bulunan bir baba sağlığında;

malını satabilir, parasını harcayabilir, yeni eşine hediye verebilir veya üçüncü kişilere bağış yapabilir.

Çocukların ileride mirasçı olacak olması, babanın bütün malvarlığı işlemlerinde çocuklarından izin almasını gerektirmez.

Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır.

Sorun “ileride benim mirasım azalacak” değil de babanın artık kendi malvarlığını sağlıklı biçimde yönetememesi, ayırt etme gücünün bulunmaması veya verilen vekâletnamenin kötüye kullanılması ise miras hukukundan bağımsız başka koruma yolları gündeme gelebilir.

Babamın Akıl Sağlığı Yerinde Değilse Mallarını Yeni Eşine Devretmesine Karşı Ne Yapılabilir?

İleri yaş tek başına kişinin malını satamayacağı veya bağışlayamayacağı anlamına gelmez.

Aynı şekilde unutkanlık, fiziksel hastalık veya başkasının bakımına muhtaç olmak da tek başına bütün işlemleri geçersiz hâle getirmez.

Burada önemli olan işlemin yapıldığı tarihte ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığıdır.

TMK m.13, ayırt etme gücünü kişinin akla uygun biçimde davranabilme yeteneği üzerinden tanımlamaktadır. TMK m.15 ise ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemlerinin, kanundaki istisnalar saklı kalmak üzere, hukuki sonuç doğurmayacağını düzenlemektedir.

Bu nedenle örneğin babanız demans tanısı almışsa yalnızca tanının mevcut olması değil, dava konusu satış veya bağış işleminin gerçekleştirildiği tarihte bu hastalığın ayırt etme gücünü ortadan kaldıracak düzeyde olup olmadığı araştırılır.

Yargıtay uygulamasında da ayırt etme gücünün kişiye, eyleme ve işleme göre değerlendirilmesi gerektiği; sağlık kayıtları toplandıktan sonra gerektiğinde uzman sağlık kurullarından rapor alınmasının önem taşıdığı kabul edilmektedir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/18514 E., 2018/13752 K. sayılı kararında da ayırt etme gücünün nispi niteliğine dikkat çekilmiş ve özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gereği vurgulanmıştır.

Bu davalarda özellikle işlem tarihine yakın;

hastane kayıtları, psikiyatri ve nöroloji muayeneleri, reçeteler, kullanılan ilaçlar, epikrizler, sağlık kurulu raporları ve diğer tıbbi belgeler önemlidir.

Babam Hayattayken Ekonomik Olarak İstismar Ediliyorsa Vasi Atanabilir mi?

Koşulları varsa vesayet hükümleri gündeme gelebilir.

TMK m.405’e göre akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için sürekli yardıma ihtiyaç duyan ergin kişi kısıtlanabilir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı verilebilmesi için resmî sağlık kurulu raporu alınması gerekir.

Ayrıca vesayet işleri zorunlu kılıyorsa mahkemenin vasi atanmadan önce de gerekli geçici önlemleri alabilmesine TMK m.420 imkân vermektedir. Kanuna göre vesayet makamı gerekli hâllerde kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve temsilci atayabilir.

Ancak vasi atanması talebinin amacı çocukların gelecekteki mirasını korumak değildir.

Vesayetin amacı, kendi işlerini sağlıklı biçimde yönetemeyen kişinin kendisini ve malvarlığını korumaktır.

Bu nedenle “Babam yeni eşine çok para harcıyor ve bizim mirasımız azalıyor.” şeklindeki bir iddia tek başına vesayet sebebi değildir.

Buna karşılık kişinin ciddi bilişsel bozukluğu bulunuyor, banka hesapları başkaları tarafından yönetiliyor, yapılan işlemlerin anlam ve sonuçlarını kavrayamıyor ve malvarlığı sistematik biçimde elinden çıkarılıyorsa konu miras beklentisinden farklı bir hukuki boyut kazanabilir.

Babam Vekâletname Verdi, Yeni Eşi veya Çocuğu Bu Vekâletle Malları Üzerine Aldıysa Ne Olur?

Bu durumda vekâlet görevinin kötüye kullanılması ayrıca değerlendirilmelidir.

Örneğin baba oğluna veya yeni eşine taşınmazlarını satabilmesi için geniş yetkili vekâletname vermiş olabilir. Ancak vekâletnamede “dilediği kişiye dilediği bedelle satabilir” şeklinde geniş yetkilerin bulunması dahi vekile, vekâlet verenin menfaatlerini tamamen göz ardı etme hakkı vermez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/1-127 E., 2023/796 K. sayılı kararında bu husus açık biçimde belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, vekilin geniş satış yetkisine sahip olmasının sadakat ve özen borcunu ortadan kaldırmadığını; vekilin vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Örneğin vekil;

babanın 10 milyon TL değerindeki evini gerçek bir ödeme almadan kendisine devretmişse, çok düşük bedelle kardeşine satmışsa veya vekâlet yetkisini kullanarak malları kendi yakınlarının üzerine geçirmişse işlemlerin koşullarına göre vekâlet görevinin kötüye kullanılması gündeme gelebilir.

Burada taşınmazı alan üçüncü kişinin iyi veya kötü niyeti de önemlidir. Hukuk Genel Kurulu, vekil ile işlem yapan üçüncü kişi vekilin görevi kötüye kullandığını bilmiyor ve bilmesi de gerekmiyorsa kazanımının korunabileceğini; buna karşılık vekille çıkar ve işbirliği içinde olan veya kötüye kullanmayı bilen ya da bilmesi gereken kişinin bu korumadan yararlanamayacağını kabul etmektedir.

Muris Muvazaası ile Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması Aynı Davada İleri Sürülebilir mi?

Koşullarına göre evet.

Bu iki hukuki sebep aslında birbirinden farklıdır.

Muris muvazaasında mirasbırakan işlemi kendi iradesiyle yapmakta ancak gerçek bağış iradesini görünürdeki satış işleminin arkasında gizlemektedir.

Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında ise temel iddia, vekilin mirasbırakanın gerçek iradesine veya menfaatine aykırı hareket etmesidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.09.2023 tarihli, 2022/1-127 E., 2023/796 K. sayılı kararında bu hukuki sebeplerin aynı uyuşmazlıkta birlikte veya terditli biçimde ileri sürülebilmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Bu ayrım özellikle yaşlı anne veya babanın geniş vekâletname verdiği ve daha sonra taşınmazların çocuklardan biri, yeni eş veya yakınları üzerine geçirildiği dosyalarda önem taşır.

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Zamanaşımı Var mı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli, 2023/1-493 E., 2025/356 K. sayılı kararında vekâlet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı bulunmadığı açıkça belirtilmiştir.

Ancak Hukuk Genel Kurulunun aynı kararı başka bir açıdan da önemlidir: Süre bulunmaması, iddianın ispatlanmasına gerek olmadığı anlamına gelmez.

Kararda hem vekâlet görevinin kötüye kullanılması hem de muris muvazaası bakımından ispat yükünün davacı tarafta olduğu belirtilmiştir. Somut olayda iddiaların kanıtlanamaması nedeniyle dava kabul edilmemiştir.

Dolayısıyla “Bu dava süresizdir.” ile “Bu dava her zaman kazanılır.” tamamen farklı şeylerdir.

Aradan çok uzun süre geçmesi hukuken davayı doğrudan sona erdirmese bile delillerin kaybolmasına, banka kayıtlarına ulaşmanın güçleşmesine veya tanıkların olayı hatırlayamamasına yol açabilir.

Babam Ölmeden Önce Hangi Belgeleri Saklamalıyım?

Mirasbırakan hayattayken sırf gelecekte dava açılacak düşüncesiyle hukuka aykırı biçimde özel yazışmalara veya banka hesaplarına erişilmemelidir.

Bununla birlikte hukuka uygun şekilde elde bulunan belgelerin kaybolmaması önemlidir.

Örneğin aile üyelerinin elinde bulunan eski tapu bilgileri, satış tarihleri, bilinen taşınmazların ada-parsel bilgileri, aile içinde açıkça paylaşılmış satış belgeleri, kişinin kendisinin gönderdiği mesajlar veya para aktarımlarına ilişkin hukuka uygun şekilde elde edilmiş belgeler daha sonra olayların kronolojisini kurmaya yardımcı olabilir.

Ancak asıl önemli olan her belgenin kişinin elinde hazır bulunması değildir. Dava sırasında tapu kayıtları, resmi kurum kayıtları ve koşullarına göre banka kayıtlarının mahkeme aracılığıyla araştırılması mümkün olabilir.

Hangi Durumda Hangi Dava Açılarak Miras Kurtarılır?

Mirasbırakan kendi adına kayıtlı taşınmazını tapuda satış yapılmış gibi göstererek gerçekte bağışlamışsa, mirasçılardan mal kaçırma amacı da bulunması hâlinde muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası gündeme gelebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun güncel 2025/356 sayılı kararına göre bu dava kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.

Mirasbırakan kendi taşınmazını gerçek bir kişiye gerçekten satmış ve satıştan elde ettiği parayla başka biri adına yeni taşınmaz almışsa, yeni taşınmaz hiçbir zaman mirasbırakan adına kayıtlı olmadığından klasik muris muvazaası yerine bedeli ödenerek gizli bağış ve koşulları varsa tenkis hükümleri değerlendirilir.

Kazandırma mirasbırakanın kendi çocuğu gibi yasal mirasçısına yapılmışsa, olayın özelliklerine göre tenkis yanında mirasta denkleştirme de gündeme gelebilir.

Mal önce görünürde başka bir kişiye devredilmiş ve daha sonra asıl yararlandırılmak istenen kişiye geçirilmişse, devir zincirinin tamamı incelenerek ara malik kullanılmış bir muris muvazaası bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Mirasbırakanın ayırt etme gücü işlem tarihinde bulunmuyorsa, konu artık yalnızca mirastan mal kaçırma değildir; ehliyetsizlik nedeniyle işlemin geçerliliği ayrıca tartışılabilir. TMK m.15 ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemlerinin kural olarak hukuki sonuç doğurmayacağını düzenlemektedir.

Taşınmaz vekâletname kullanılarak devredilmişse, vekilin babanın iradesine ve menfaatine uygun davranıp davranmadığı incelenmeli; koşulları varsa vekâlet görevinin kötüye kullanılması da ileri sürülmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu muris muvazaası ile vekâlet görevinin kötüye kullanılmasının aynı uyuşmazlıkta birlikte veya terditli biçimde ileri sürülebileceğini kabul etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Babam Kendi Mallarını Satıp Üvey Annemin Adına Ev Alırsa Miras Hakkım Kaybolur mu?

Hayır. Babanızın kendi taşınmazını gerçek bir alıcıya satıp satış parasını kullanarak yeni eşinin adına sıfırdan bir ev alması, sizin miras hakkınızı kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Ancak yeni alınan ev hiçbir zaman babanızın adına kayıtlı olmadığı için bu işlem kural olarak klasik muris muvazaası kapsamında değerlendirilmez. Yargıtay, bedel mirasbırakan tarafından ödendiği hâlde taşınmazın doğrudan başka biri adına alınmasını bedeli ödenerek gizli bağış olarak değerlendirmektedir. Saklı payınız ihlal edilmişse babanızın ölümünden sonra koşulları varsa tenkis davası açılabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2009/3989 E., 2009/7600 K. ve 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararları bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Babam Evini Satıp Parasıyla Sevgilisinin Adına Ev Alırsa Dava Açabilir miyim?

Koşulları varsa evet.

Örneğin babanız kendi evini üçüncü bir kişiye gerçekten 8 milyon TL’ye satmış ve kısa süre sonra aynı parayla sevgilisi adına başka bir daire satın almışsa yeni daire bakımından klasik muris muvazaası davası kural olarak doğru hukuki yol değildir.

Çünkü babanız yeni dairenin hiçbir zaman tapu maliki olmamıştır. Ancak sevgili lehine yapılmış karşılıksız bir kazandırma bulunabilir. Bu kazandırma saklı payınızı ihlal ediyor ve TMK m.565’teki koşulları taşıyorsa ölümden sonra tenkis talep edilebilir. Yargıtay da “bedeli mirasbırakan tarafından ödenen ancak başkası adına tescil edilen” taşınmazlarda muris muvazaası yerine koşulları varsa tenkis hükümlerinin değerlendirilmesini kabul etmektedir.

Babam Sevgilisinin Çocuğu Adına Ev Alırsa Bu Eve Karşı Hak Talep Edebilir miyim?

Evet, kazandırmanın sevgilinin çocuğuna yapılması tek başına dava açılmasına engel değildir.

Tenkis bakımından mal verilen kişinin mutlaka mirasbırakanın çocuğu veya mirasçısı olması gerekmez. Mirasbırakanın üçüncü kişilere yaptığı karşılıksız kazandırmalar da TMK m.565’teki koşulların gerçekleşmesi hâlinde tenkise tabi olabilir. Özellikle kazandırmanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığının açık olması önemlidir.

Dolayısıyla sevgilinin çocuğunun babanızla hiçbir soybağı bulunmaması, “Bu mala artık dokunulamaz.” anlamına gelmez.

Üvey Annemin Önceki Evliliğinden Olan Çocuğu Babamın Mirasçısı mıdır?

Babanızın yeni eşinin önceki evliliğinden olan çocuk, sırf annesi babanızla evlendiği için babanızın yasal mirasçısı hâline gelmez. Babanız tarafından evlat edinilmemişse veya babanızla başka bir şekilde soybağı kurulmamışsa babanızın altsoyu değildir.

Ancak mirasçı olmaması, babanızın sağlığında ona mal bağışlamasına engel değildir. Böyle bir bağış saklı payları ihlal ediyorsa koşulları varsa tenkis gündeme gelebilir.

Babanızın resmî nikâhlı eşi ise yasal mirasçıdır. Sağ kalan eş, mirasbırakanın çocuklarıyla birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payı dörtte birdir.

Babam Bütün Mallarını Satıp Yeni Eşinin Üzerine Mal Alabilir mi?

Babanız ayırt etme gücüne sahipse sağlığında malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabilir. Çocukların ileride mirasçı olacak olması, babanın sağlığında yaptığı her satış veya bağışı geçersiz hâle getirmez.

Ancak ölümden sonra yapılan karşılıksız kazandırmaların saklı payları ihlal edip etmediği ayrıca değerlendirilir. TMK m.560, saklı payının karşılığını alamayan mirasçıya mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini isteme hakkı vermektedir.

Bu nedenle “Babam sağlığında verdi, artık hiçbir hak isteyemem.” sonucu her zaman doğru değildir.

Babam Malını Gerçekten Satıp Parasını Sevgilisine Verirse Ne Olur?

Taşınmazın kendisi gerçekten üçüncü kişiye satılmışsa eski taşınmaz bakımından muvazaalı bir tapu devri bulunmayabilir.

Ancak satıştan elde edilen paranın tamamının veya bir bölümünün sevgiliye karşılıksız verilmesi para bağışı niteliğinde olabilir. Miras açıldıktan sonra bu kazandırmanın TMK m.565 kapsamında tenkise tabi olup olmadığı ve saklı payları ihlal edip etmediği araştırılabilir.

Bu nedenle mal kaçırma yalnızca tapunun başka bir kişinin adına geçirilmesi yoluyla gerçekleşmez. Paranın karşılıksız aktarılması da miras hukuku bakımından önem taşıyabilir.

Babamın Parasını Ödediğini Ama Tapunun Üvey Annem veya Sevgilisi Adına Olduğunu Nasıl İspatlarım?

Bu davalarda özellikle para ile yeni mal arasında bağlantı kurulması önemlidir.

Babanızın eski taşınmazını hangi tarihte sattığı, satıştan ne kadar para aldığı, yeni taşınmazın ne zaman satın alındığı, banka hesap hareketleri, yüksek miktarlı para çekimleri ve yeni taşınmazın bedeli birlikte değerlendirilebilir.

Tapuda malik görünen kişinin ekonomik gücü de önemlidir. Örneğin taşınmazı kendi gelir ve malvarlığıyla satın alması mümkün görünmeyen bir kişi adına yüksek değerli bir ev alınmış olması diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/7341 E., 2022/6171 K. sayılı kararında da taşınmaz adına tescil edilen kişinin ekonomik gücü ve işlemin diğer özellikleri gizli bağış ve tenkis yönünden değerlendirilmiştir.

Babam Evi Elden Parayla Aldıysa Hiçbir Şey İspatlanamaz mı?

Hayır. Banka havalesinin bulunması önemli bir delil olsa da her uyuşmazlık yalnızca banka kaydıyla ispatlanmaz.

Eski malın satış tarihi ile yeni malın edinim tarihinin yakınlığı, satış bedelleri, tapu kayıtları, tarafların ekonomik güçleri, tanık anlatımları, taşınmaz giderlerinin kim tarafından ödendiği, malı fiilen kimin kullandığı ve kira gelirini kimin aldığı gibi birçok olgu birlikte değerlendirilebilir.

Ancak nakit işlemlerde paranın izini sürmek daha zor olabileceğinden, somut delillerin önemi artar.

Üvey Annem “Evi Kendi Paramla Aldım” Derse Ne Olur?

Tapunun üvey anneniz veya başka bir kişi adına olması, satın alma bedelinin mutlaka o kişi tarafından ödendiğini tek başına göstermeyebilir. Aynı şekilde sizin “Parayı babam verdi.” demeniz de tek başına yeterli değildir.

Mahkeme tarafların ekonomik durumlarını ve para hareketlerini araştırabilir.

Örneğin yeni eşin taşınmazı satın almaya yetecek geliri, birikimi veya daha önce sattığı başka bir malı bulunuyorsa bu durum dikkate alınır. Buna karşılık ekonomik gücü bulunmamasına rağmen babanızın büyük bir mal satışından hemen sonra onun adına benzer değerde taşınmaz alınmış olması farklı bir değerlendirmeye yol açabilir. Yargıtay’ın gizli bağış kararlarında da ödeme kaynağı ve kazandırma yapılan kişinin ekonomik durumu önem taşımaktadır.

Babam Üvey Annemin veya Sevgilisinin Evinin Sadece Bir Kısmının Parasını Ödediyse Ne Olur?

Bu durumda taşınmazın bütün bedelinin babanız tarafından karşılandığı varsayılamaz.

Örneğin 10 milyon TL’lik evin 6 milyon TL’si babanız, 4 milyon TL’si yeni eş tarafından ödenmişse yapılan karşılıksız kazandırmanın kapsamı ayrıca belirlenmelidir. Tenkis bakımından mirasbırakanın malvarlığından karşılıksız çıkan ekonomik değerin tespiti önem taşır.

Dolayısıyla “Baba bir miktar para verdi, o hâlde evin tamamı terekeye döner.” şeklinde otomatik bir sonuç yoktur.

Babam Bu Malları Ölümünden Beş veya On Yıl Önce Aldıysa Tenkis İstenemez mi?

Sırf kazandırmanın ölümden bir yıldan daha önce yapılmış olması, her durumda tenkis ihtimalini ortadan kaldırmaz.

TMK m.565, ölümden önceki bir yıl içindeki bazı bağışları ayrıca düzenlemekle birlikte, saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı açık olan kazandırmaları da tenkise tabi tutmaktadır. Bu nedenle somut olayda böyle bir amaç kanıtlanabiliyorsa kazandırmanın bir yıldan daha eski olması tek başına yeterli bir ret sebebi değildir.

Ancak tenkis davasının kendisi TMK m.571’de düzenlenen hak düşürücü sürelere tabidir. Dava hakkı saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl, diğer tasarruflarda ise her hâlde mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer.

Babam Hayattayken Üvey Anneme veya Sevgilisine Mal Kaçırıyor Diye Tenkis Davası Açabilir miyim?

Tenkis, miras açıldıktan ve saklı payın gerçekten zedelenip zedelenmediği belirlenebilir hâle geldikten sonra gündeme gelir. Bu nedenle sırf ileride alınacak mirasın azalacağı düşüncesiyle baba hayattayken tenkis davası açılamaz.

Ancak babanızın ayırt etme gücünün bulunmaması, baskı altında olması, verilen vekâletnamenin kötüye kullanılması veya malvarlığının başka kişiler tarafından hukuka aykırı biçimde yönetilmesi gibi farklı bir durum varsa miras hukukundan bağımsız başka hukuki yollar ayrıca değerlendirilebilir.

Babam Öldüğünde Üzerinde Hiç Mal Kalmamışsa Yine de Dava Açabilir miyim?

Evet, üzerinde mal kalmamış olması tek başına tenkis talebine engel değildir.

Zaten bazı tenkis uyuşmazlıklarında sorun, mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmalar nedeniyle ölüm tarihinde terekenin büyük ölçüde boşalmış olmasıdır. Önce tereke ve hesaba katılması gereken kazandırmalar belirlenir; ardından saklı payın ihlal edilip edilmediği hesaplanır. TMK m.560’ın amacı saklı payının karşılığını alamayan mirasçının korunmasıdır.

Babam Sevgilisine veya Sevgilisinin Çocuğuna Ev Aldıysa Evin Tamamını Geri Alabilir miyim?

Tenkis davası, yapılan bütün bağışları otomatik olarak ortadan kaldıran bir dava değildir. Amaç, mirasçının ihlal edilen saklı payını tamamlamaktır. Bu nedenle tereke, saklı paylar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği bölüm ve tenkise tabi kazandırmalar hesaplanır; kazandırma yalnızca gerekli olduğu ölçüde tenkis edilir.

Bu yönüyle tenkis davası, klasik muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasından farklıdır.

Babam Kendi Evini Doğrudan Üvey Anneme Devretmişse de Tenkis mi Açılır?

Her zaman değil. İşlemin nasıl yapıldığına bakılır.

Babanız kendi adına kayıtlı evi üvey annenize tapuda satış yapılmış gibi devretmiş ancak gerçekte para almamış ve amaç diğer mirasçılardan mal kaçırmaksa muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil gündeme gelebilir.

Babanız eski evini gerçek bir kişiye gerçekten satıp aldığı parayla üvey anneniz adına başka bir ev satın almışsa, yeni ev yönünden kural olarak bedeli ödenerek gizli bağış ve koşulları varsa tenkis gündeme gelir.

Yargıtay’ın 2009/3989 E., 2009/7600 K. sayılı kararı aynı dosya içerisinde dahi bu iki işlemi birbirinden ayırmıştır.

Babam Mallarını Sevgilisine veya Üvey Anneme Kaçırıyorsa En Önemli Şey Nedir?

En önemli konu malın ve paranın izini kurabilmektir.

Şu zincir mümkün olduğunca ortaya çıkarılmalıdır:

İncelenecek soruNeden önemli?Hangi deliller bakılır?
Babanız hangi malını sattı?Satıştan çıkan paranın kaynağını belirlemek için ilk adımdır.Tapu kayıtları, eski taşınmazın ada/parsel bilgileri, satış sözleşmesi, tapu senedi
Mal ne zaman satıldı?Satış tarihi ile yeni malın alınma tarihi arasındaki yakınlık önemlidir.Tapu devri tarihi, resmi senet, satış işlemi tarihleri
Ne kadar para aldı?Yeni alınan malın bedeliyle karşılaştırma yapılır.Tapudaki satış bedeli, banka kayıtları, ödeme dekontları, tanık anlatımları
Bu para nereye gitti?Satış bedelinin gerçekten yeni malın alımında kullanılıp kullanılmadığı araştırılır.Banka havaleleri, EFT kayıtları, hesap hareketleri, nakit çekim bilgileri
Yeni mal ne zaman alındı?Satıştan hemen sonra alındıysa ekonomik bağlantı güçlenebilir.Yeni taşınmazın tapu kayıtları, alım tarihi, resmi senet
Yeni mal kimin adına alındı?Dava türü burada değişebilir. Mirasbırakan adına mı, yoksa doğrudan üçüncü kişi adına mı alındığı önemlidir.Tapu kayıtları, ruhsat, araçsa trafik tescil kayıtları
Tapuda malik görünen kişinin bu malı kendi parasıyla alabilecek ekonomik gücü var mıydı?Gizli bağış veya dolaylı kazandırma iddiasını güçlendiren en önemli göstergelerden biridir.Maaş kayıtları, SGK dökümü, vergi kayıtları, banka hesapları, önceki malvarlığı, kredi bilgileri
Yeni malın giderlerini kim ödedi?Fiilî sahiplik ve gerçek ekonomik ilişkinin anlaşılmasına yardımcı olur.Aidat, vergi, sigorta, bakım-onarım faturaları, kredi taksitleri
Yeni malı kim kullandı veya gelirini kim aldı?Mal başkasının adına olsa bile gerçekte kimin yararlandığını gösterir.Kira sözleşmeleri, kira ödemeleri, tanıklar, kullanım durumu
İşlemler arasında olağan dışı bir durum var mı?Çok kısa aralıklarla satış ve alım yapılması, bedel farkları, görünürde alıcının ödeme gücünün olmaması önemlidir.Tüm dosya kapsamı, tanık beyanları, ekonomik durum araştırması

Çünkü babanızın kendi taşınmazını muvazaalı şekilde devretmesi ile taşınmazı gerçek kişiye satıp parasıyla sevgilisi, yeni eşi veya onların çocukları adına sıfırdan yeni mal satın alması aynı hukuki işlem değildir. Açılabilecek dava da buna göre değişir. Yargıtay’ın gizli bağış içtihatlarında temel ayrım budur.

Değerlendirme

Yorum yapın