Evlilik devam ederken araç bedeli eşlerden birinin çalışma geliri veya evlilik içerisinde biriktirdiği para ile ödenmiş, ancak ÖTV istisnasından yararlanılması amacıyla araç engelli anne, baba, dede veya başka bir yakın adına tescil edilmiş olabilir. Araç bedelini ödeyen eş aynı zamanda engelli kişinin vasisi olabilir; taşıtın kaskosunu, sigortasını ve bakım giderlerini karşılamış, aracı fiilen kullanmış ve noter aracılığıyla kullanım yetkisi almış da olabilir.
Boşanma gündeme geldiğinde ilk bakışta iki farklı görüş ileri sürülmektedir. Bir tarafta, araç engelli kişinin adına kayıtlı olduğu için eşlerin mal rejimiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı savunulur. Diğer tarafta ise satın alma bedelini eş ödediği için aracın gerçekte o eşe ait olduğu ve doğrudan mal paylaşımına girmesi gerektiği ileri sürülür.
Araç bakımından öncelikle mülkiyetin hukuki aidiyeti ile satın alma bedelinin kaynağını birbirinden ayırmak gerekir. Bedelin eş tarafından ödenmesi tek başına trafik sicilinde üçüncü kişi adına kayıtlı aracı eşin mülkiyetine geçirmez. Buna karşılık aracın engelli kişi adına tescilli bulunması da eşin bu araç için kendi malvarlığından yaptığı ödemenin mal rejimi bakımından hukuken yok sayılmasını gerektirmez.
Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde ilk soru “Ruhsatta kimin adı yazıyor?” değil, “Eş bu parayı hangi hukuki sebeple ödedi ve ödeme karşılığında hangi hakkı kazandı?” olmalıdır.
Güncel ÖTV mevzuatında engelli taşıt istisnası, kanunda belirtilen koşulları taşıyan araçların engelli kişi adına ilk iktisabına ilişkin özel bir vergi istisnasıdır. 2026 yılı bakımından Gelir İdaresi Başkanlığı, ilgili şartları taşıyan araçlarda istisnanın on yılda bir uygulanacağını ve binek araçlar yönünden güncel parasal sınırı 2.873.900 TL olarak açıklamaktadır.
Araç Bedelini Eş Ödediyse Araç Doğrudan Edinilmiş Mal Sayılır mı?
Satın alma bedelinin eş tarafından ödenmesi, tek başına aracın mülkiyetinin o eşe ait olduğunu göstermez.
Örneğin evlilik birliği içerisinde koca çalışma gelirinden 2.000.000 TL ödeyerek engelli babası adına bir araç satın almış olabilir. Araç faturası baba adına düzenlenmiş ve trafik siciline de baba malik olarak kaydedilmiş olsun.
Bu durumda 2.000.000 TL’nin kocanın hesabından çıkmış olması önemli bir delildir; ancak bundan doğrudan aracın kocaya ait olduğu sonucu çıkarılamaz.
Ödemenin hukuki sebebi belirlenmelidir.
Eş, engelli yakınına aracı gerçekten bağışlamış olabilir. Parayı daha sonra geri almak üzere vermiş olabilir. Araç gerçekte ödeme yapan eş hesabına edinilmiş, engelli kişi yalnızca geçici veya inançlı malik olarak kullanılmış olabilir. Bunların her biri farklı bir hukuki sonuç doğurur.
Bu ayrım mal rejimi açısından özellikle önemlidir. Eğer araç gerçekten engelli kişiye ait olmakla birlikte satın alma bedelini ödeyen eşin bu kişiden geri isteme hakkı varsa, mal rejiminde tasfiyeye konu olacak değer aracın kendisinden ziyade eşin üçüncü kişiden olan alacak hakkı olabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Engelli Kişi Adına Araç Alınması Ödemenin Kendiliğinden Bağış Olduğunu Göstermez
Bu konu bakımından en önemli kararlardan biri Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.02.2021 tarihli, 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı kararıdır.
Karara konu olayda davacı, dedesinin vasisi idi. Vesayet makamından izin alarak kısıtlı dedesi adına araç satın almış, araç bedelini ve aracın bütün masraflarını kendi malvarlığından karşılamıştı. Vesayet makamı da aracın bedelinin vasi tarafından ödenmesi ve kısıtlı bakımından borçlandırıcı işlem doğmaması koşuluyla kısıtlı adına satın alınmasına izin vermişti.
Kısıtlının ölümünden sonra araç mirasçılarına geçti. Araç bedelini ödeyen vasi ise ödediği tutarın kendisine geri verilmesini istedi.
İlk derece mahkemesi, aracın kısıtlı adına alınmış olmasından hareketle ödemenin bağış niteliğinde olduğunu kabul etti. Yargıtay bu değerlendirmeyi doğru bulmadı. Davalıların bağış sözleşmesine dayanmadığı ve dosyada bağış iradesini gösteren bir delil de bulunmadığı belirtilerek, araç bedelinin davacı tarafından ödendiği sabit olduğuna göre mirasçıların bu tutar kadar sebepsiz zenginleştiğinin değerlendirilmesi gerektiği kabul edildi.
Kararın mal rejimi bakımından önemi büyüktür.
Araç bedelinin eş tarafından ödenmesi aracın otomatik olarak eşe ait olduğunu göstermediği gibi, aracın engelli kişi adına alınmış olması da yapılan ödemenin otomatik olarak bağış sayılmasını gerektirmez.
Ödeme mülkiyeti tek başına ispatlamaz; fakat ödeme yapan kişinin bir alacak hakkı doğurabilir.
Araç Gerçekten Engelli Yakına Bağışlandıysa Mal Paylaşımında Ne Olur?
Eşin gerçekten engelli yakınına araç bağışlamış olması mümkündür.
Örneğin eş engelli annesine ulaşım imkânı sağlamak amacıyla araç satın almış, bedeli tamamen kendisi ödemiş ve hiçbir zaman geri istemeyi düşünmemiş olabilir. Araç annenin kullanımına bırakılmış ve taraflar da aracın annenin malı olması konusunda irade birliği içinde bulunmuş olabilir.
Bu durumda araç gerçek anlamda üçüncü kişinin malvarlığına girmiştir.
Ancak araç bedelinin eşin edinilmiş malından karşılanmış olması hâlinde mal rejimi incelemesi burada sona ermez.
Eşin edinilmiş malvarlığından üçüncü kişi lehine yaptığı karşılıksız kazandırmanın TMK m.229 kapsamında eklenecek değer sayılıp sayılmayacağı ayrıca değerlendirilir. Özellikle mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içerisinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirler bu kapsamda önem taşır.
Dolayısıyla: “Aracı babama bağışladım.” savunması mülkiyet tartışmasını çözebilir; fakat mal rejimi tartışmasını her zaman sona erdirmez.
Araç üçüncü kişinin olabilir, ancak araç için eşin edinilmiş malından çıkan ekonomik değerin tasfiye hesabına geri eklenmesi mümkün olabilir.
Araç Engelli Kişinin Malıysa Fakat Bedeli Geri Ödenecekse Ne Olur?
Bu ihtimalde mal rejiminin konusu doğrudan araç değildir.
Araç engelli kişinin mülkiyetinde olabilir, fakat satın alma bedelini karşılayan eşin üçüncü kişiden bir alacak hakkı doğmuş olabilir.
Örneğin eş evlilik devam ederken kendi çalışma gelirinden 1.800.000 TL ödeyerek engelli babası adına araç almış ve taraflar bu bedelin daha sonra eşe geri verilmesi konusunda anlaşmış olabilir.
Bu durumda eşin malvarlığından 1.800.000 TL para çıkmış fakat ekonomik değer tamamen ortadan kalkmamıştır. Para, üçüncü kişiden olan bir alacak hakkına dönüşmüştür.
Mal rejiminin tasfiyesinde yalnız taşınır ve taşınmaz mallar değil, eşlerin ekonomik değer taşıyan alacak hakları da dikkate alınır.
Bu nedenle sırf trafik kayıtlarında eş adına araç bulunmadığı gerekçesiyle: “Eşin malvarlığında tasfiye edilecek hiçbir değer yoktur.” sonucuna ulaşılamaz.
Asıl araştırılması gereken, boşanma davasının açıldığı tarihte eşin engelli kişiden araç bedeli nedeniyle mevcut bir alacağının bulunup bulunmadığıdır.
Araç Gerçekte Eş İçin Alınmış Ancak Engelli Yakını Adına Tescil Edilmişse Ne Olur?
Araç baştan itibaren ödeme yapan eşin yararlanması için satın alınmış, engelli kişi yalnızca kayıt maliki olarak kullanılmış ve aracın daha sonra ödeme yapan eşe devredileceği kararlaştırılmış olabilir.
Böyle bir iddia ileri sürüldüğünde yalnızca:
- araç bedelini kimin ödediğine,
- aracı kimin kullandığına,
- kasko ve bakım giderlerini kimin karşıladığına bakmak yeterli değildir.
Çünkü burada ileri sürülen hukuki ilişki artık yalnızca bir para ödemesi değil, mülkiyetin gerçek aidiyetine veya inançlı işleme ilişkin bir iddiadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.09.2016 tarihli, 2016/6467 E., 2016/8912 K. sayılı kararı bu ayrımı oldukça açık göstermektedir.
Karara konu olayda araç başka bir kişi adına tescil edilmiş, araç bedelinin davacının ailesi tarafından ödendiği ve aracın aile tarafından kullanıldığı ileri sürülmüştü. İlk derece mahkemesi ödeme ve tanık anlatımlarını esas alarak davayı kabul etmişti.
Yargıtay ise uyuşmazlığın inançlı işleme dayandığını belirledi. Aracın başka kişi adına geçici olarak tescil edildiği ve daha sonra gerçek hak sahibine devredileceği ileri sürülüyorsa, inanç ilişkisinin 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda yazılı delille veya karşı taraftan sadır olmuş yazılı delil başlangıcıyla kanıtlanması gerektiğini belirtti. Dosyada bu nitelikte delil bulunmadığından sırf ödeme belgeleri ve tanık anlatımları yeterli görülmedi.
Bu karar ÖTV istisnalı engelli araç uyuşmazlıkları bakımından son derece önemlidir.
Araç bedelini ödemek başka, aracı kullanmak başka, aracın gerçekte ödeme yapan eşe ait olduğunu ispatlamak başka bir meseledir.
Vasilik Kararı, Kasko ve Noter Kullanım Yetkisi Aracın Eşe Ait Olduğunu İspatlar mı?
Bu konuda Yargıtay kararları ödeme olgusu ile mülkiyetin hukuki sebebi arasındaki farkı açık biçimde ortaya koymaktadır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.02.2021 tarihli, 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı kararı, araç bedelinin üçüncü kişi adına yapılan tescilden bağımsız olarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Karara konu olayda davacı, kısıtlının vasisi sıfatıyla vesayet makamından izin alarak araç satın almış; araç kısıtlı adına tescil edilmiş olmakla birlikte satın alma bedeli ile araca ilişkin masraflar davacı tarafından karşılanmıştır. Vesayet makamının kararında da bedelin vasi tarafından ödeneceği açıkça belirtilmiştir.
Kısıtlının ölümünden sonra araç mirasçılara intikal etmiş, davacı ise yaptığı ödemenin iadesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi ödemeyi bağış olarak nitelendirmiş; ancak Yargıtay, bağış iradesinin dosya kapsamında ortaya konulamadığını belirterek bu değerlendirmeyi isabetli bulmamıştır. Daire, araç bedelinin davacı tarafından ödendiğinin sabit olduğu durumda, mirasçıların bu ödeme ölçüsünde sebepsiz zenginleşip zenginleşmediklerinin incelenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Kararın asıl önemi de buradadır. Yargıtay, araç bedelinin vasi tarafından karşılanmış olmasını tek başına araç mülkiyetinin vasiye ait olduğunun kabulü için yeterli görmemiş; buna karşılık bu ödemenin hukuki sebebinin ayrıca belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Böylece mülkiyetin aidiyeti ile araç bedelinin kim tarafından ve hangi hukuki sebeple ödendiği birbirinden ayrılmıştır.
Bu yaklaşım ÖTV istisnasıyla engelli yakını adına alınan araçlar bakımından da yol göstericidir. Araç bedelinin eş tarafından karşılanmış olması, aracın kendiliğinden eşe ait olduğunu göstermediği gibi, yapılan ödemenin de otomatik olarak bağış sayılmasına imkân vermez. Ödemenin bağış, borç, sebepsiz zenginleşme veya başka bir hukuki ilişkiye dayanıp dayanmadığı somut olayın özelliklerine göre ayrıca belirlenmelidir.
Ödeme belgesi, paranın kimden çıktığını gösterir; mülkiyetin kime ait olduğunu tek başına göstermez.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2016/6467 E., 2016/8912 K. sayılı kararında da benzer şekilde araç bedelinin davacı tarafça karşılandığı, aracın aile tarafından kullanıldığı ve giderlerin ailece ödendiği ileri sürülmüş olmasına rağmen inançlı mülkiyet ilişkisinin ayrıca ispatlanması aranmıştır.
Bu nedenle kasko poliçesinin eş tarafından yaptırılması, trafik sigortası ve bakım giderlerinin eş tarafından karşılanması, aracın yıllarca eş tarafından kullanılması veya noter aracılığıyla kullanım yetkisi verilmesi yardımcı delil niteliğindedir.
Bunlar araç üzerindeki fiilî ve ekonomik hâkimiyeti gösterebilir; ancak mülkiyetin hukuki sebebinin yerini tutmaz.
Noter kullanım yetkisi bakımından durum daha da açıktır. Araç maliki engelli kişi tarafından eşe aracı kullanma yetkisi verilmişse bu belge eşin aracı kullandığını kanıtlar; fakat aynı belge, tarafların engelli kişiyi malik ve eşi onun izniyle aracı kullanan kişi olarak gördükleri şeklinde de değerlendirilebilir.
Dolayısıyla aracın gerçekte eşe ait olduğu iddia edilecekse, asıl güçlü delil aracı kullanmış olmak değil; engelli kişinin yalnızca geçici veya inançlı malik olduğunu ve daha sonra mülkiyeti devretmeyi kabul ettiğini gösteren hukuki ilişkidir.
Araç İçin Ödenen Eski Para Bugünkü Araç Değerine Göre mi İstenir?
Burada araç mülkiyeti talebi ile para alacağı talebini yine ayırmak gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin engelli araç kararında, araç bedelinin davacı tarafından ödendiği ve mirasçıların ödenen araç bedeli kadar sebepsiz zenginleştiğinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda, alacağın mutlaka aracın bugünkü rayiç değerine yükseltileceğine ilişkin açık bir kabul bulunmamaktadır.
Bu nedenle: “Araç 2018 yılında 300.000 TL’ye alındı ama bugün 2.000.000 TL; o hâlde mutlaka 2.000.000 TL istenir.” şeklinde kesin bir sonuç kurulamaz.
Bununla birlikte Yargıtay’ın bazı sebepsiz zenginleşme ve geçersiz sözleşme uyuşmazlıklarında eski tarihli ödemenin nominal tutarla geri verilmesini yeterli görmeyerek denkleştirici adalet yaklaşımını kullandığı bilinmektedir. Bu nedenle araç bedeli bakımından da paranın güncel alım gücüne uyarlanması talep olarak ileri sürülebilir; ancak doğrudan 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı engelli araç kararından “mutlaka denkleştirici adalet uygulanır” sonucu çıkarılmamalıdır.
Araç Bedeline Faiz Hangi Tarihten İşler?
Faiz başlangıcı, ileri sürülen talebin hukuki sebebine göre değişir.
Araç bedeli doğrudan üçüncü kişiden veya mirasçılardan sebepsiz zenginleşme alacağı olarak isteniyorsa temerrüt hükümleri önem kazanır. Borçlu daha önce noter ihtarıyla temerrüde düşürülmüşse ihtarın tebliği veya verilen ödeme süresinin sonu dikkate alınabilir. Önceden temerrüt yoksa dava veya icra takip tarihi önem taşır.
Bu nedenle araç 2018 yılında satın alınmış diye her durumda faizin de 2018 yılında başlayacağı söylenemez.
Mal rejimi tasfiyesinde hesaplanan katılma alacağının faizi ise farklı bir hukuki rejime tabidir. Bu durumda TMK m.239 çerçevesinde tasfiyenin sona erdiği tarih esas alınır.
Aynı araç uyuşmazlığında bu nedenle üç ayrı ekonomik mesele birbirine karıştırılmamalıdır:
Ödenen araç bedelinin iadesi, eski paranın güncel değerinin belirlenmesi ve mal rejimi sonunda hesaplanan katılma alacağına yürütülecek faiz birbirinden farklı hukuki sorunlardır.
ÖTV İstisnalı Engelli Araç Davasında Hangi Deliller Toplanmalıdır?
Bu davalarda en önemli delil, aracın yıllardır kim tarafından kullanıldığı değil, öncelikle satın alma işleminin nasıl finanse edildiğidir.
Araç faturası, ödeme dekontları, kredi sözleşmesi, taksitlerin ödendiği banka hesabı ve peşinatın kaynağı satın alma bedelinin kim tarafından karşılandığını gösterir.
Engelli kişi vesayet altında ise vesayet dosyasının tamamı özellikle önemlidir. Araç satın alma izninin hangi koşullarla verildiği, bedelin kimin tarafından karşılanacağının mahkeme kararında belirtilip belirtilmediği ve kısıtlının malvarlığından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.
Kasko, trafik sigortası, bakım faturaları, aracın fiilî kullanımı ve noter kullanım yetkileri ise yardımcı delillerdir. Bunlar ekonomik hâkimiyet ve kullanım bakımından anlam taşır fakat tek başına mülkiyetin hukuki sebebini kanıtlamaz.
Aracın gerçekte ödeme yapan eş hesabına alındığı ileri sürülüyorsa üçüncü kişinin elinden çıkmış yazışmalar, mesajlar, sözleşmeler veya geri devir yükümlülüğünü gösteren başka yazılı belgeler çok daha önemlidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2016/6467 E., 2016/8912 K. sayılı kararının ortaya koyduğu esas da budur: inançlı işlem iddiası yalnız ödeme ve kullanımla değil, ilişkinin kendisini ortaya koyan uygun delille ispatlanmalıdır. (İctihatlar)
Mal Rejimi Daha Önce Tasfiye Edilmişse Engelli Araç Sahibinden Sebepsiz Zenginleşme Nedeniyle Araç Bedeli İstenebilir mi?
Mal rejiminin eşler arasında daha önce tasfiye edilmiş olması, araç bedelini kendi malvarlığından ödeyen eşin engelli araç sahibine karşı sahip olabileceği sebepsiz zenginleşme alacağını ortadan kaldırmaz. Çünkü eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi ile üçüncü kişiye karşı ileri sürülen sebepsiz zenginleşme alacağı aynı hukuki ilişki değildir.
Bu ayrım özellikle ÖTV istisnasıyla kayınvalide, kayınpeder veya başka bir engelli yakın adına alınan araçlarda önem taşır. Örneğin araç bedeli evlilik devam ederken koca tarafından ödenmiş, araç ise engelli annesi adına tescil edilmiş olsun. Eşler daha sonra boşanmış ve aralarındaki mal rejimi davası kesin hükümle sonuçlanmış veya anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminden doğan haklarını tasfiye etmiş olabilirler.
Böyle bir durumda mal rejiminin tasfiye edilmiş olması, kocanın annesine karşı sahip olduğu bağımsız bir araç bedeli alacağını kendiliğinden sona erdirmez. Araç için yapılan ödeme bağış niteliğinde değilse ve Türk Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin şartları gerçekleşmişse, ödemeyi yapan kişi üçüncü kişiden bedelin iadesini talep edebilir. TBK m.77 uyarınca haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşen kişi bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı kararında da kısıtlı adına alınan aracın bedeli vasi tarafından ödenmiş; kısıtlının ölümünden sonra araç mirasçılara intikal etmiştir. Yargıtay, bağış iradesinin kanıtlanmadığını belirterek araç bedelini ödeyen kişinin mirasçılardan sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde talepte bulunabileceğini kabul etmiştir.
Mal Rejimi Davasının Bitmiş Olması Sebepsiz Zenginleşme Davasına Engel midir?
Yargıtay uygulamasında mal rejiminin tasfiyesine dayalı dava ile sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak davasının hukuki sebepleri ve tarafları farklı olabilir.
Bu konuda Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 19.04.2016 tarihli, 2016/199 E., 2016/7213 K. sayılı kararı özellikle dikkat çekicidir. Karara konu olayda daha önce mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava açılmış ve bu dava feragat nedeniyle kesinleşmişti. Daha sonra yapılan bazı ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsili için ayrı bir dava açılmıştır. Yerel mahkeme önceki mal rejimi davasını gerekçe göstererek ikinci davayı usulden reddetmiş; Yargıtay ise iki davanın taraflarının, dava konularının ve dava sebeplerinin aynı olmadığını belirterek bu yaklaşımı doğru bulmamıştır. Sebepsiz zenginleşme talebinin esasının ayrıca incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu karar, mal rejiminin tasfiyesinin üçüncü kişiyle mevcut bütün borç ilişkilerini ortadan kaldıran genel bir tasfiye olmadığını göstermektedir. Eşler arasındaki tasfiye, eşlerin birbirlerine karşı mal rejiminden doğan katılma, değer artış payı veya diğer tasfiye alacaklarını konu alır. Üçüncü kişinin malvarlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşmeden doğan geri verme borcu ise ayrı bir borç ilişkisidir.

Araç Bedeli Mal Rejimi Davasında Zaten Hesaba Katılmışsa Yine İstenebilir mi?
Mal rejimi davasında, ödeme yapan eşin engelli kişiden olan araç bedeli alacağı bir malvarlığı değeri olarak tasfiye hesabına dahil edilmiş olabilir. Örneğin mahkeme, eşin kayınvalideden 1.500.000 TL araç bedeli alacağı bulunduğunu kabul etmiş ve bu alacağı eşin edinilmiş malları içerisinde hesaba katmış olabilir.
Bu durumda daha sonra ödeme yapan eşin kayınvalideden 1.500.000 TL’yi tahsil etmesi, kural olarak ikinci kez bir mal rejimi kazanımı meydana getirmez. Eş yalnızca daha önce malvarlığında mevcut olduğu kabul edilen alacağını tahsil etmiş olur.
Diğer eş de: “Mal rejimi davası bittikten sonra eşim annesinden bu parayı aldı, şimdi bunun da yarısını istiyorum.” diyerek aynı ekonomik değer üzerinden ikinci kez katılma alacağı talep edemez. Çünkü söz konusu alacak daha önce tasfiye hesabına dahil edilmiş ve eşler arasındaki mal rejimi kesin olarak sonuçlandırılmıştır.
Başka bir ifadeyle, alacağın tasfiye sırasında hesaba katılmasıyla alacağın daha sonra fiilen tahsil edilmesi birbirinden farklıdır.
Anlaşmalı Boşanmayla Bütün Mallar Tasfiye Edilmişse Sonuç Değişir mi?
Bununla birlikte eşlerin kendi aralarında yaptıkları böyle bir tasfiye, ödeme yapan eşin üçüncü kişiden olan şahsi alacağını kendiliğinden üçüncü kişi lehine ortadan kaldırmaz.
Örneğin koca ile kadın anlaşmalı boşanma protokolünde: “Tarafların birbirlerinden mal rejiminden kaynaklanan herhangi bir alacakları kalmamıştır.” şeklinde anlaşmışlarsa bu hüküm esas itibarıyla eşlerin birbirlerine karşı taleplerini düzenler. Kocanın daha önce kendi parasını verdiği engelli annesine karşı TBK m.77 ve devamı hükümlerinden doğan bağımsız alacağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Elbette protokolde üçüncü kişiden olan bu alacak özel olarak tasfiye edilmiş, devredilmiş veya bu alacak hakkında açık bir düzenleme yapılmışsa sonuç protokol hükmüne göre değişebilir.
Sebepsiz Zenginleşme Davasında Zamanaşımına da Dikkat Edilmelidir
Mal rejimi davasının sona ermiş olması sebepsiz zenginleşme talebinin kendine özgü zamanaşımını durdurmaz veya yeniden başlatmaz.
TBK m.82 uyarınca sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Bu nedenle örneğin araç 2016 yılında alınmış, boşanma ve mal rejimi davası 2025 yılında sonuçlanmışsa, “Mal rejimi davası şimdi bitti, sebepsiz zenginleşme süresi de şimdi başlar.” şeklinde genel bir kabul doğru değildir. Araç bedeline ilişkin bağımsız alacağın zamanaşımı ayrıca değerlendirilmelidir.