Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, uygulamada özellikle anne veya babanın bir taşınmazını çocuklarından birine ya da eşine devretmesinden sonra mirasçılar arasında uyuşmazlığa yol açmaktadır. Mirasbırakanın ölümünden sonra diğer mirasçılar, bakım borcunun hiç yerine getirilmediğini, sözleşmenin mirastan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını, mirasbırakanın sözleşme tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığını veya saklı paylarının ihlal edildiğini ileri sürebilmektedir.

Bu iddiaların tamamı aynı hukuki sebebe dayanmaz. Bakım borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmenin feshi ile muris muvazaası nedeniyle tapu iptali, ehliyetsizlik nedeniyle işlemin geçersizliği ve tenkis birbirinden farklıdır. Hangi davanın açılabileceği, davayı kimin açabileceği ve taşınmazın geri alınıp alınamayacağı da dayanılan hukuki sebebe göre değişir.

Özellikle bakım alacaklısının ölümünden sonra bu ayrım önem kazanır. Yargıtay, bakımın yapılmamasına dayanan fesih hakkını bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olarak kabul etmektedir. Buna karşılık mirasçılar, koşulları varsa muris muvazaası, ehliyetsizlik, şekle aykırılık ve tenkis gibi bağımsız hukuki sebeplere dayanabilirler. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2023/2967 E., 2024/2503 K. sayılı kararında da bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasına dayalı fesih hakkı ile mirasçılar tarafından ileri sürülebilecek diğer hukuki sebepler birbirinden ayrılmıştır.

İçindekiler
  1. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?
  2. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Hangi Nedenlerle İptal veya Feshedilebilir?
  3. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesini Mirasçılar İptal Ettirebilir mi?
  4. Bakım Alacaklısı Sağlığında Davayı Açmışsa Mirasçıları Davaya Devam Edebilir mi?
  5. Bakım Borcu Yerine Getirilmezse Taşınmaz Geri Alınabilir mi?
  6. Ölünceye Kadar Bakma Borcunun Kapsamı Nedir?
  7. Taraflar Farklı İllerde veya Ülkelerde Yaşıyorsa Sözleşme İptal Edilebilir mi?
  8. Bakım Borçlusu, Bakım Alacaklısından Önce Ölürse Ne Olur?
  9. Bakım Borçlusunun Mirasçıları Bakım Yükümlülüğünü Yerine Getirmezse Davayı Kim Açar?
  10. Bakım Borcu Yerine Getirilmişse Mirasçılar Yine Dava Açabilir mi?
  11. Akıl Sağlığı Yerinde Olmayan Kişinin Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Geçerli midir?
  12. İleri Yaşta Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Geçersiz midir?
  13. Alzheimer veya Demans Hastasının Yaptığı Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi İptal Edilir mi?
  14. Daha Sonra Vasi Atanması Önceki Bakım Sözleşmesini Geçersiz Kılar mı?
  15. Sözleşme Tarihindeki Ayırt Etme Gücü Nasıl İspatlanır?
  16. Sözleşme Yapılırken Sağlık Raporu Alınmamışsa Sözleşme Geçersiz Olur mu?
  17. Adli Tıp Kurumu Hangi Tarihteki Durumu İnceler?
  18. Bakım Borçlusu İyiniyetliyse Ehliyetsiz Sözleşme Geçerli Olur mu?
  19. Bakım Yapılmış Olması Ehliyetsizlik Davasında Hiç mi Önem Taşımaz?
  20. Ehliyetsizlik Nedeniyle Davayı Her Mirasçı Kendi Payı İçin Açabilir mi?
  21. Bakım Alacaklısı Ehliyetliyse Mirasçılar Artık Dava Açamaz mı?
  22. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Muris Muvazaası Nedeniyle İptal Edilebilir mi?
  23. Mirasbırakanın Bakıma Muhtaç Olması Şart mıdır?
  24. Mirasbırakan Sözleşmeden Kısa Süre Sonra Ölürse Sözleşme Geçersiz Olur mu?
  25. Bütün Malvarlığının Bir Çocuğa Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Devredilmesi Geçerli midir?
  26. Daha Önce Bakım Sözleşmesi Yapılmışken İkinci Bir Taşınmazın Devredilmesi Geçerli midir?
  27. Mirasbırakanın Diğer Çocuklarıyla Küs Olması Muris Muvazaasını Gösterir mi?
  28. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Muris Muvazaası Nasıl İspatlanır?
  29. Eşler Arasında Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Muvazaalı Sayılır mı?
  30. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Tenkise Tabi midir?
  31. TBK m.615 Mirasçıların Tenkis Hakkını Neden Saklı Tutmaktadır?
  32. Muris Muvazaası İspatlanamazsa Tenkis Kararı Verilir mi?
  33. Saklı Payın Tamamen Ortadan Kalkması Tenkis İçin Yeterli midir?
  34. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Tenkis Davası Ne Kadar Sürede Açılır?
  35. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Şekil Şartı Nedir?
  36. Şekle Aykırı Sözleşme Yıllarca Uygulanmışsa Sonradan Geçersizlik İleri Sürülebilir mi?
  37. Huzurevi veya Bakım Kurumuyla Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Şekil Şartı Nedir?
  38. Bakım Kurumuna Mal Devredilmişse Mirasçılar İptal Davası Açabilir mi?
  39. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nafaka Hakkını İhlal Ederse İptal Edilebilir mi?
  40. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Alınan Taşınmaz Başkasına Devredilirse Ne Olur?
  41. Devir Ölümden Sonraya Bırakılmışsa Bakım Alacaklısı Taşınmazı Sağlığında Satabilir mi?
  42. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Vasiyetname Gibi Açılır mı, Tenfiz Davası Gerekir mi?
  43. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Tapuya Tedbir Konulabilir mi?
  44. Dava Açılmadan Önce Tapuya Tedbir Konulabilir mi?
  45. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
  46. Mirasçılar Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Karşı Hangi Davayı Açabilir?
  47. Bakım Alacaklısının Mirasçıları Hangi Durumlarda Sözleşmeyi İptal Ettirebilir?
  48. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Hangi Deliller Önemlidir?
  49. Mirasçılar Muris Muvazaasını Tanıkla İspatlayabilir mi?
  50. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Dayalı Davada Tapu Kaydı Neden Önemlidir?

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesine göre ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusu, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi; bakım alacaklısı ise bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini bakım borçlusuna devretmeyi üstlenir. Bu nedenle sözleşme kural olarak karşılıksız bir kazandırma değil, iki tarafa borç yükleyen ivazlı bir sözleşmedir.

Bakım alacaklısının edimi çoğu zaman bir taşınmazın devridir. Buna karşılık bakım borçlusunun yükümlülüğü yalnızca bakım alacaklısına yemek vermek veya belli giderlerini karşılamak değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2024 tarihli, 2023/507 E., 2024/93 K. sayılı kararında bakım borcunun; uygun konut ve gıda sağlanması, hastalık hâlinde özen gösterilmesi ve tedavinin sağlanmasının yanında manevi yardım ve desteği de kapsadığı kabul edilmiştir.

Sözleşme kural olarak TBK m.612 gereğince miras sözleşmesi şeklinde yapılmalıdır. Devletçe tanınmış bakım kurumları için kanunda ayrıca yazılı şeklin yeterli olduğu özel bir düzenleme bulunmaktadır. Şekle aykırılığın sonuçları ise ayrıca değerlendirilmelidir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Hangi Nedenlerle İptal veya Feshedilebilir?

Uygulamada “ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali” denilmekle birlikte her uyuşmazlık teknik anlamda bir iptal davası değildir.

Bakım borçlusunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi hâlinde TBK m.617 kapsamında fesih gündeme gelir. Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık varsa TBK m.616’daki fesih hükümleri uygulanabilir. Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücü bulunmuyorsa işlem ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olabilir. Sözleşmenin gerçek amacı bakım sağlamak değil de diğer mirasçılardan mal kaçırmak ise muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil istenebilir. Kanunun aradığı şekil şartlarına uyulmaması ayrıca geçersizlik sebebi oluşturabilir. Saklı payın ihlal edildiği durumlarda ise koşulları varsa tenkis gündeme gelir. TBK m.615’te de ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü özel bir iptal sebebi düzenlenmiştir.

Bu nedenle “bakım yapılmadı”, “mirasbırakan akıl sağlığı yerinde değilken sözleşme yaptı” ve “sözleşmenin asıl amacı diğer mirasçılardan mal kaçırmaktı” iddiaları birbirinin yerine geçmez. Dava hakkı ve davanın sonucu da bu hukuki sebeplerin hangisine dayanıldığına göre belirlenir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesini Mirasçılar İptal Ettirebilir mi?

Bakım alacaklısının mirasçıları ölünceye kadar bakma sözleşmesine karşı dava açabilirler; ancak mirasçı olmaları, bakım alacaklısına ait bütün fesih haklarının ölümden sonra kendilerine geçtiği anlamına gelmez.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre bakım borcunun yerine getirilmemesine dayanarak sözleşmenin feshini isteme hakkı, bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir haktır. Bakım alacaklısı bu hakkını kullanmadan ölmüşse mirasçıları ölümden sonra yalnızca “annemize veya babamıza gereği gibi bakılmadı” diyerek onun yerine TBK m.617 kapsamında fesih talebinde bulunamazlar.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.05.2024 tarihli, 2023/2967 E., 2024/2503 K. sayılı kararında bu husus açıkça ifade edilmiştir. Daire, bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla fesih isteme hakkının bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğunu, bakım alacaklısının mirasçılarının sonradan bu nedene dayanamayacağını kabul etmiştir.

Aynı yaklaşım daha eski tarihli Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2010/4796 E., 2010/5748 K. sayılı kararında ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2022/7050 E., 2023/718 K. ile 2022/59 E., 2023/1542 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Bu durum mirasçıların hiçbir dava açamayacağı anlamına gelmez. Bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçılar, sözleşmenin baştan itibaren muris muvazaasıyla yapıldığını, bakım alacaklısının işlem tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığını, işlemin şekle aykırı olduğunu veya koşulları gerçekleşmişse kazandırmanın tenkise tabi olduğunu ileri sürebilirler.

Dolayısıyla mirasçı bakımından belirleyici olan, “sözleşmeyi iptal ettirmek istiyorum” demek değil, sözleşmeye karşı hangi hukuki sebebe dayanıldığıdır.

Mirasçılar “Anneme veya Babama Bakılmadı” Diyerek Tapuyu Geri Alabilir mi?

Bakım alacaklısı sağlığında herhangi bir fesih talebinde bulunmamışsa, mirasçılar yalnız bakımın gereği gibi yapılmadığı iddiasıyla tapunun terekeye dönmesini sağlayamazlar.

Örneğin anne evini oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiş, oğul annesiyle yeterince ilgilenmemiş fakat anne hayattayken sözleşmenin feshini istememiş olabilir. Anne öldükten sonra diğer çocukların yalnızca kardeşlerinin anneye iyi bakmadığını ileri sürmeleri, annenin sağlığında kullanmadığı kişisel fesih hakkını onlar bakımından yeniden doğurmaz.

Bununla birlikte bakımın hiç yapılmamış veya son derece sınırlı kalmış olması başka bir hukuki iddianın delili olabilir. Görünürde bakım karşılığı yapılmış bir temlikte, bakım borçlusunun fiilen hiçbir bakım hizmeti vermemesi; devrin büyüklüğü, tarafların ilişkileri ve diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin gerçekte bakım amacı taşımadığı ve muris muvazaası bulunduğu iddiasını destekleyebilir. Bu durumda dava artık bakım borcunun ihlaline değil, mirasbırakanın sözleşmeyi yaparken gerçek iradesinin ne olduğuna dayanır.

Bakım Alacaklısı Sağlığında Davayı Açmışsa Mirasçıları Davaya Devam Edebilir mi?

Bakım alacaklısının hiç dava açmadan ölmesi ile sağlığında fesih hakkını kullanarak dava açtıktan sonra yargılama sırasında ölmesi aynı değildir.

Bakım alacaklısı, bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürerek sözleşmenin feshi ve taşınmazın geri verilmesi için sağlığında dava açmışsa kişisel hakkını kullanmış olur. Yargılama devam ederken ölmesi hâlinde mirasçılar, açılmış davaya taraf olarak devam edebilirler.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/3534 E., 2019/5206 K. sayılı kararına konu olayda bakım alacaklısı iki taşınmazını oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiş, daha sonra bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil davasını sağlığında açmıştır. Davacı yargılama sırasında ölmüş, mirasçıları davayı sürdürmüştür. Yargıtay uyuşmazlığın esasını incelemiş; bakımın aksamasının bakım borçlusunun kusurundan kaynaklanmadığı sonucuna ulaşarak TBK m.617/2 kapsamında ömür boyu gelir seçeneğini değerlendirmiştir.

Aynı şekilde Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/8103 E., 2021/5615 K. sayılı kararında bakım alacaklısının yargılama sırasında ölümü üzerine mirasçılarının belirlenerek davaya dahil edilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması gerektiği kabul edilmiştir.

Buradaki ayrım, bakım alacaklısının mirasçılarının yeni bir fesih hakkı kullanması değil, bakım alacaklısının sağlığında kullandığı hakkın konusu olan davanın devam ettirilmesidir.

Bakım Borcu Yerine Getirilmezse Taşınmaz Geri Alınabilir mi?

TBK m.617’ye göre sözleşmeden doğan borçlara aykırılık nedeniyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse veya başka önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız yahut aşırı ölçüde güç hâle getirirse taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeden feshedebilir. Fesih hâlinde kusurlu taraf aldığı şeyi geri vermek ve kusursuz tarafın zararını uygun şekilde karşılamakla yükümlüdür. Hâkim ayrıca sözleşmeyi tamamen sona erdirmek yerine tarafların birlikte yaşamasına son verip bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlanmasına karar verebilir.

Bu nedenle taşınmazını bakım karşılığı devreden kişi bakım yükümlülüğünün ağır biçimde ihlal edilmesi hâlinde, koşulları varsa sözleşmenin feshiyle taşınmazın yeniden kendi adına tescilini talep edebilir.

Ancak her tartışma veya bakımda yaşanan her eksiklik tapu iptali için yeterli değildir. İhlalin ağırlığı, bakımın hangi ölçüde yerine getirildiği, tarafların birlikte yaşamalarının neden sona erdiği ve bu durumdan kimin sorumlu olduğu incelenir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023/507 E., 2024/93 K. sayılı kararında bakım borçlusu torunun bakım alacaklısıyla yeterince ilgilenmemesi, hastalık dönemlerinde yanında bulunmaması, arayıp sormaması ve manevi desteği sağlamaması değerlendirilmiş; bakım yükümlülüğünün yalnız maddi ihtiyaçlardan ibaret olmadığı belirtilmiştir.

Buna karşılık Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2017/5400 E., 2018/9483 K. sayılı kararında bakımın yürütülememesinin bakım borçlusunun kusurundan değil, bakım alacaklısının davranışlarından kaynaklandığı kabul edilmiş ve tapu iptalinin uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/3534 E., 2019/5206 K. sayılı kararında da bakım borçlusunun eşinin ağır kanser hastalığı nedeniyle bakımın son dönemde aksadığı, bu durumun bakım borçlusunun kusurundan doğmadığı kabul edilmiş ve fesih yerine irat bağlanması üzerinde durulmuştur.

Bu nedenle bakımın yapılmadığı ileri sürüldüğünde yalnız fiilî sonuca değil, bakımın neden yerine getirilemediğine ve bakım borçlusuna yüklenebilir bir ihlal bulunup bulunmadığına da bakılır.

Ölünceye Kadar Bakma Borcunun Kapsamı Nedir?

Bakım borcunun kapsamı bakım alacaklısının yaşı, sağlık durumu, sosyal koşulları ve devredilen malın değeriyle birlikte değerlendirilir. Uygun konut ve beslenmenin sağlanması, hastalık hâlinde tedavinin temin edilmesi, günlük yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli yardımın sağlanması bakım yükümlülüğünün temel unsurlarıdır. Manevi ilgi ve destek de özellikle Yargıtay’ın son dönem kararlarında bakım borcunun içinde değerlendirilmektedir.

Bu nedenle bakım alacaklısının kendi emekli maaşının bulunması veya temel ihtiyaçlarını ekonomik olarak karşılayabiliyor olması, bakım borçlusunu sözleşmeden doğan yükümlülüklerinden kurtarmaz. Sözleşmeyle üstlenilen edim yalnız para vermek değildir.

Buna karşılık bakımın mutlaka bakım borçlusunun kendi eliyle ve günün her saati yanında bulunarak yapılması gerektiği de söylenemez. Sözleşmenin içeriğine ve somut olayın koşullarına göre bakımın nasıl organize edildiği, hastalık ve ihtiyaç zamanlarında bakım borçlusunun sorumluluğunu yerine getirip getirmediği önem taşır.

Taraflar Farklı İllerde veya Ülkelerde Yaşıyorsa Sözleşme İptal Edilebilir mi?

Bakım alacaklısı ile bakım borçlusunun farklı şehirlerde veya farklı ülkelerde yaşamaları ölünceye kadar bakma sözleşmesini geçersiz hâle getirmez. Tarafların aynı konutta ikamet etmeleri de her durumda sözleşmenin geçerlilik şartı değildir. Önemli olan, aradaki mesafeye rağmen bakım borçlusunun sözleşmeden doğan maddi ve manevi yükümlülüklerini fiilen yerine getirip getirmediğidir. Gönderilen metinde bu mesele, bakımın kapsamı ve muris muvazaasıyla birlikte ele alınmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023/507 E., 2024/93 K. sayılı kararında bakım borçlusu torunun işi nedeniyle başka şehirde yaşaması uyuşmazlığın önemli unsurlarından biri olmuştur. Hukuk Genel Kurulu, tarafların aynı evde bulunmamasını fesih nedeni olarak kabul etmemiş; ancak bakım borçlusunun başka şehirde yaşamasıyla birlikte bakım alacaklısını arayıp sormaması, hastalığında ziyaret etmemesi ve beklenen manevi desteği sağlamaması olgularını birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta bakım borcunun yerine getirilmediği kabul edilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/2975 E., 2019/470 K. sayılı kararında ise bakım alacaklısı Almanya’da yaşamakta, yılın belirli dönemlerinde Türkiye’ye gelmekte; bakım borçlusu Türkiye’de bulunmaktayken bakım borçlusunun Türkiye’deki dönemlerde bakım alacaklısının kamu kurumlarındaki işlerini takip ettiği, evinin temizliği, ısınması ve tadilatıyla ilgilendiği, sağlık ve diğer ihtiyaçlarına yardım ettiği belirlenmiştir. Tarafların farklı ülkelerde yaşamaları başlı başına sözleşmeye aykırılık sayılmamıştır.

Dolayısıyla farklı şehir veya ülkelerde yaşama olgusu bakımından esas ölçüt mesafenin kendisi değil, bu mesafeye rağmen bakım yükümlülüğünün gerçekten yerine getirilip getirilmediğidir.

Bakım alacaklısı hayattayken bu nedenle bakım borcunun ihlal edildiğini ileri sürerek TBK m.617 kapsamında fesih talep edebilir. Buna karşılık bakım alacaklısı bu hakkını kullanmadan öldükten sonra mirasçıların yalnız “bakım borçlusu başka ülkede yaşıyordu” diyerek fesih talep etmeleri mümkün değildir.

Ancak örneğin bakım alacaklısı Türkiye’de yıllarca tek başına yaşamış, bakım borçlusu başka ülkede bulunmuş, hiç ziyaret etmemiş, sağlık ve günlük ihtiyaçlarıyla ilgilenmemiş ve fiilî bakım tamamen başka kişiler tarafından sağlanmışsa bu durum, mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası iddiasında gerçek bakım amacının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde delil oluşturabilir.

Bakım Borçlusu, Bakım Alacaklısından Önce Ölürse Ne Olur?

Bakım borçlusunun bakım alacaklısından önce ölmesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmez.

TBK m.618, bakım borçlusunun ölümü hâlinde bakım alacaklısına özel bir hak tanımıştır. Bakım alacaklısı, bakım borçlusunun ölümünden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Kanun bu durumda bakım alacaklısının, bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit paranın mirasçılardan ödenmesini isteyebileceğini düzenlemektedir.

Bakım alacaklısı bu bir yıllık hakkı kullanmaz ve sözleşmenin devamını benimserse bakım borcu, bakım borçlusunun mirasçılarına intikal eder. Burada yalnız bakım borçlusunun çocukları veya altsoyu değil, somut mirasçılık durumuna göre diğer mirasçıları da söz konusu olabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/3635 E., 2019/458 K. sayılı kararında, bakım borçlusunun ölümüyle sözleşmenin sona ermediği ve bakma-gözetme borcunun mirasçılara geçtiği açıkça kabul edilmiştir. Somut olayda bakım alacaklısı bakım borçlusunun ölümünden sonra bir yıllık süre içinde TBK m.618 kapsamında fesih hakkını kullanmamış ve sözleşmenin mirasçılarla devamını benimsemiştir. Yargıtay, bundan sonraki uyuşmazlığı bakım yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ve TBK m.617 kapsamında değerlendirmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2011/8339 E., 2011/9816 K. sayılı kararında da bakım borçlusunun ölümünden sonra bakım borcunun mirasçılarına geçtiği kabul edilmiştir. Bakım borçlusunun geride eşi ve çocukları bulunduğu olayda, bakımın yerine getirilmediği iddiasıyla açılan davada yalnız çocukların değil bütün mirasçıların taraf olması gerektiği belirtilmiştir.

Bakım Borçlusunun Mirasçıları Bakım Yükümlülüğünü Yerine Getirmezse Davayı Kim Açar?

Sözleşme bakım borçlusunun mirasçılarıyla devam ederken bakım yükümlülüğü yerine getirilmiyorsa, fesih hakkını kullanacak kişi bakım alacaklısıdır.

Örneğin anne taşınmazını oğluna ölünceye kadar bakım karşılığında devretmiş, oğul anneden önce ölmüş ve anne bir yıllık süre içinde TBK m.618’e göre fesih istemeyerek sözleşmenin oğlun mirasçılarıyla devamını kabul etmiş olabilir. Oğlun mirasçıları daha sonra anneye bakmazlarsa, koşulları oluştuğunda TBK m.617 kapsamında fesih ve tapu iptali talebini anne ileri sürer.

Bakım alacaklısı bu hakkını kullanmadan ölürse, onun mirasçıları daha sonra ilk defa “bakım borçlusunun mirasçıları murisimize bakmadı” diyerek TBK m.617’den doğan kişisel fesih hakkını kullanamazlar. Buna karşılık bakım alacaklısının sağlığında açtığı fesih davasına devam edebilir veya muris muvazaası, ehliyetsizlik, şekle aykırılık ve tenkis gibi kendi ileri sürebilecekleri bağımsız hukuki sebeplere dayanabilirler.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/249 E., 2021/2092 K. sayılı kararı da bakım borçlusunun ölümünden sonra sözleşmenin mirasçılarla sürdürülmesi hâlinde sonraki bakım ilişkisinin TBK m.617 kapsamında ayrıca değerlendirilebileceğini göstermektedir.

Bakım Borcu Yerine Getirilmişse Mirasçılar Yine Dava Açabilir mi?

Bakım borçlusunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olması, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin her durumda geçerli olduğu anlamına gelmez. Bakımın yapılması sözleşmenin ifasına, bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücüne sahip bulunması ise işlemin geçerliliğine ilişkindir.

Bu nedenle bakım borçlusu yıllarca bakım alacaklısıyla yaşamış, hastane ve tedavi süreçlerini takip etmiş, günlük ihtiyaçlarını karşılamış ve ölümüne kadar bakım sağlamış olsa dahi, bakım alacaklısının sözleşmenin yapıldığı tarihte ayırt etme gücünün bulunmadığı ispatlanırsa ehliyetsizlik iddiası ayrıca değerlendirilir. TMK m.13 ayırt etme gücünü, m.15 ise ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemlerinin, kanundaki istisnalar dışında hukuki sonuç doğurmayacağını düzenlemektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.03.2024 tarihli, 2023/227 E., 2024/1764 K. sayılı kararında mirasbırakanın taşınmaz payını kızına ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesi üzerine mirasçılar şekle aykırılık, ehliyetsizlik ve muris muvazaasına dayanarak tapu iptali ve tescil istemiştir. İlk yargılamada bakımın yerine getirildiği ve temlikin muvazaalı olmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen, Yargıtay ehliyetsizlik iddiası yeterince araştırılmadan uyuşmazlığın sonuçlandırılmasını doğru bulmamıştır. Bozma sonrasında Adli Tıp incelemesiyle mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu belirlendikten sonra davanın reddine karar verilmiştir.

Dolayısıyla bakım borcunun eksiksiz yerine getirilmiş olması, özellikle muris muvazaası iddiasına karşı önemli bir delil olabilir; fakat işlem tarihindeki ehliyetsizliği ortadan kaldırmaz.

Akıl Sağlığı Yerinde Olmayan Kişinin Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Geçerli midir?

Hukuki değerlendirme bakımından belirleyici kavram “akıl sağlığı” değil, ayırt etme gücüdür. Bir kişinin herhangi bir psikiyatrik veya nörolojik tanısının bulunması ile belirli bir hukuki işlemin anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip olup olmaması aynı şey değildir.

TMK m.13’e göre yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk veya benzeri sebepler nedeniyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan kişi ayırt etme gücüne sahiptir. TMK m.15 gereğince ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemleri ise kanundaki ayrık hâller dışında hukuki sonuç doğurmaz.

Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısı, taşınmazını devrettiğini, bunun karşılığında yaşamı boyunca bakım alma hakkı elde ettiğini ve yaptığı işlemin malvarlığı üzerindeki sonuçlarını kavrayabilecek durumda değilse ehliyetsizlik nedeniyle sözleşmenin geçerliliği tartışılabilir.

Burada kişinin ilerleyen tarihlerde hastalanıp hastalanmadığından çok sözleşmenin yapıldığı tarihteki durumu önem taşır.

Ehliyetsizlik İddiası Neden Önce İncelenir?

Ehliyetsizlik, Yargıtay uygulamasında kamu düzeniyle ilgili kabul edilmektedir. Bu nedenle aynı davada ehliyetsizlik ile muris muvazaası birlikte ileri sürülmüşse öncelikle bakım alacaklısının işlem tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı araştırılır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.02.2018 tarihli, 2015/5223 E., 2018/1035 K. sayılı kararında 94 yaşındaki mirasbırakanın ileri derecede unutkanlık ve bunama belirtileri bulunduğu ileri sürülmüş, aynı zamanda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaasıyla yapıldığı iddia edilmiştir. Daire, ehliyetsizliğin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle önce bu iddianın araştırılması gerektiğini; gerekli sağlık kayıtlarının toplanarak Adli Tıp Kurumundan işlem tarihine ilişkin rapor alınmadan muvazaa yönünden sonuca gidilemeyeceğini kabul etmiştir.

Aynı yaklaşım 1. Hukuk Dairesinin 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararında da görülmektedir. Daire, sağlık kurulu raporları, hasta müşahede belgeleri, reçeteler ve diğer tıbbi kayıtların toplanmasını; dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek temlik tarihindeki fiil ehliyetinin belirlenmesini istemiştir. Ehliyetsizlik bulunması hâlinde buna göre karar verilmesi, ehliyet bulunduğunun tespiti hâlinde ise muris muvazaası iddiasının ayrıca incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Ehliyetsizlik ile muris muvazaası arasındaki inceleme sırası da buradan kaynaklanmaktadır. Muris muvazaasında mirasbırakanın gerçek iradesinin bağış mı yoksa bakım sözleşmesi mi olduğu araştırılır. Ayırt etme gücü bulunmayan bir kişinin hukuken geçerli iradesinden söz edilemeyeceği için öncelikle işlem ehliyeti belirlenir.

İleri Yaşta Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Geçersiz midir?

İleri yaş tek başına ehliyetsizlik sebebi değildir. Kişinin 80, 90 veya daha ileri yaşta olması, yaptığı işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayamadığını kendiliğinden göstermez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/788 E., 2024/1521 K. sayılı kararına konu olayda mirasbırakan 88 yaşında vefat etmiş, ölümünden kısa süre önce taşınmazlarını ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle kızına devretmişti. Mirasçılar ehliyetsizlik ve muris muvazaasına dayanmış; Adli Tıp Kurumunun işlem tarihi itibarıyla fiil ehliyetinin bulunduğuna ilişkin raporu karşısında ehliyetsizlik iddiası kabul edilmemiştir. Yargıtay, davanın reddine ilişkin kararı onamıştır.

Benzer biçimde 2023/227 E., 2024/1764 K. sayılı kararda da ileri yaş olgusu tek başına yeterli görülmemiş, mirasbırakanın sözleşme tarihindeki fiil ehliyeti tıbbi incelemeyle belirlenmiştir.

Bu nedenle dava yalnızca “mirasbırakan çok yaşlıydı” iddiasına dayandırılamaz. Yaş; unutkanlık, demans, Alzheimer, serebrovasküler hastalıklar, ağır ilaç kullanımı, hastane kayıtları ve işlem tarihine yakın davranış değişiklikleriyle birlikte değerlendirilebilir.

Ayrıca bakım alacaklısının sözleşme tarihinde hasta veya yatalak olması da ölünceye kadar bakma sözleşmesinin genel geçerlilik şartı değildir. Yargıtay, kişinin ileride doğabilecek bakım ihtiyacını güvence altına almak amacıyla da sözleşme yapabileceğini kabul etmektedir.

Alzheimer veya Demans Hastasının Yaptığı Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi İptal Edilir mi?

Alzheimer veya demans tanısının bulunması önemli bir delildir; ancak tanı tek başına sözleşmenin geçersizliğini kesin olarak göstermez. Hastalığın hangi evrede bulunduğu ve kişinin işlem tarihinde ayırt etme gücünü ortadan kaldırıp kaldırmadığı belirlenmelidir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/115 E., 2024/1376 K. sayılı kararında mirasçılar, murisin Alzheimer ve nörolojik rahatsızlıkları bulunduğunu ileri sürerek ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı temlikin iptalini istemiştir. Dosyada alınan Adli Tıp raporuyla mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu belirlenmiş; bakımın da yerine getirildiği kabul edilerek davanın reddine ilişkin karar onanmıştır.

Buna karşılık hastalık veya bilişsel bozuklukla ilgili ciddi emareler bulunduğu hâlde yalnız noter işleminin yapılmış olması, kişinin çevresiyle konuşabilmesi veya günlük işlerinin bir bölümünü yerine getirmesi ehliyetsizlik iddiasının araştırılmasına engel değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/673 E., 2022/1414 K. sayılı kararında da ehliyetsizlik iddiası bakımından ayırt etme gücünün kişiye, olaya ve hukuki işleme göre değişebilen nispi bir kavram olduğu üzerinde durulmuştur.

Bu nedenle Alzheimer veya demans bulunan bir kişi bakımından asıl soru hastalığın adından ziyade, sözleşmenin kurulduğu tarihte bu hastalığın kişinin karar verme ve sonuçlarını değerlendirme yeteneğine ne ölçüde etki ettiğidir.

Daha Sonra Vasi Atanması Önceki Bakım Sözleşmesini Geçersiz Kılar mı?

Bir kişinin ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaptıktan sonra vesayet altına alınması, önceki işlemin otomatik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/1789 E., 2022/768 K. sayılı kararında mirasbırakanın 2003 yılında felç geçirdiği, Alzheimer başlangıcı teşhisi aldığı ve ilerleyen yıllarda vesayet altına alındığı ileri sürülmüştür. Daire, sonradan ortaya çıkan veya sonradan belgelendirilen sağlık durumundan doğrudan hareket etmek yerine uyuşmazlık konusu hukuki işlemin yapıldığı tarihteki fiil ehliyetinin belirlenmesini esas almıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2014/31677 E., 2015/37270 K. sayılı kararında da işlem tarihinden sonra düzenlenen sağlık kurulu raporları ve sonradan verilen vesayet kararının önceki işlem tarihindeki ehliyetsizliğin doğrudan kanıtı olarak kabul edilemeyeceği; kişinin bizzat uyuşmazlık konusu işlem tarihinde hukuki işlem ehliyetine sahip olup olmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir.

Sonraki vesayet dosyasının önemsiz olduğu da söylenemez. Özellikle ilerleyici hastalıklarda vesayet dosyasındaki tıbbi geçmiş, hastalık öyküsü ve önceki muayene kayıtları sözleşme tarihindeki bilişsel durumun geriye dönük olarak belirlenmesinde kullanılabilir.

Sözleşme Tarihindeki Ayırt Etme Gücü Nasıl İspatlanır?

Ehliyetsizlik incelemesinde yalnız tanık anlatımlarıyla veya tek bir sağlık belgesiyle yetinilmez. Yargıtay, işlem tarihine ilişkin tıbbi ve sosyal verilerin birlikte değerlendirilmesini istemektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/7336 E., 2019/2407 K. sayılı kararında, ehliyetsizliği ileri sürülen kişiye ait doktor raporlarının, hasta müşahede belgelerinin ve diğer tıbbi kayıtların getirtilmesi; tanıklardan somut ve açıklayıcı bilgiler alınması ve dosyanın Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kuruluna gönderilerek akit tarihindeki ehliyetin belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Aynı esaslar 2015/5223 E., 2018/1035 K. sayılı kararda da benimsenmiştir. Yargıtay, ayırt etme gücünün yalnız biyolojik nedenlere değil; bilinç, idrak ve irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olması nedeniyle teknik tıbbi değerlendirmeye ihtiyaç bulunduğunu belirtmiştir.

Bu kapsamda özellikle sözleşme tarihine yakın:

  • nöroloji ve psikiyatri kayıtları,
  • hastane yatış ve gözlem dosyaları,
  • reçete ve düzenli kullanılan ilaçlar,
  • demans ve Alzheimer takip kayıtları,
  • vesayet dosyasında bulunan sağlık belgeleri,
  • aile hekimi ve hastane kayıtları,
  • tanıkların kişinin günlük yaşamındaki davranışlarına ilişkin somut anlatımları incelenir.

Tanıkların “Aklı Yerindeydi” Demesi Yeterli midir?

Tanık beyanları ehliyet incelemesinin bir parçasıdır; ancak ciddi bir ehliyetsizlik iddiası ve tıbbi emareler bulunan dosyalarda tek başına belirleyici değildir.

Bir tanığın kişinin çevresini tanıdığını, sohbet ettiğini veya günlük ihtiyaçlarını yerine getirdiğini söylemesi önemlidir. Bununla birlikte kişinin bir taşınmazı bakım karşılığında devretmenin ekonomik ve hukuki sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.

Yargıtay’ın 2015/5223 E., 2018/1035 K. ve 2016/7336 E., 2019/2407 K. sayılı kararlarında da tanık beyanlarının yanında tıbbi kayıtların toplanması ve uzman sağlık kurulundan rapor alınması gerektiği belirtilmiştir.

Aynı nedenle “kimseyi tanımıyordu”, “çok unutkandı” veya “gayet normal konuşuyordu” gibi soyut anlatımların, işlem tarihindeki ehliyeti tek başına ispatladığı kabul edilemez.

Sözleşme Yapılırken Sağlık Raporu Alınmamışsa Sözleşme Geçersiz Olur mu?

Sözleşmenin düzenlendiği tarihte ayrıca akıl sağlığı veya fiil ehliyeti raporu alınmamış olması, işlemi kendiliğinden geçersiz hâle getirmez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararında davacı, temlik sırasında sağlık raporu alınmadığını da ileri sürmüştür. Önceki bozma üzerine mirasbırakanın sağlık kayıtları toplanmış ve Adli Tıp Kurumu tarafından işlem tarihindeki ehliyeti incelenmiştir. Ehliyetli olduğunun belirlenmesinden sonra uyuşmazlık muris muvazaası yönünden değerlendirilmiştir.

Bu nedenle sağlık raporunun bulunmaması ehliyetsizliğin kanıtı değildir.

Aynı şekilde işlem sırasında alınmış bir sağlık raporunun bulunması da, dosyada aksini gösteren ciddi tıbbi kayıtlar mevcutsa ehliyetsizlik iddiasının hiçbir şekilde araştırılamayacağı anlamına gelmez. Yargıtay’ın esas aldığı husus bir belgenin varlığından ziyade, kişinin belirli işlem tarihindeki gerçek fiil ehliyetidir.

Adli Tıp Kurumu Hangi Tarihteki Durumu İnceler?

Ehliyet incelemesinde esas tarih ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ve buna bağlı temlikin yapıldığı tarihtir.

Kişinin işlemden yıllar sonra ağır demans hastası olması, işlem tarihinde de mutlaka ehliyetsiz olduğunu göstermez. Tersine, işlemden önce çeşitli sağlık problemleri yaşamış olması da sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün kesinlikle bulunmadığı anlamına gelmez.

Bu nedenle Adli Tıp incelemesinde hastalığın seyri ve geçmiş tıbbi kayıtlar kullanılarak geriye dönük bir değerlendirme yapılır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararında 18.04.2003 tarihindeki temlik yönünden özellikle o tarihteki hukuki işlem ehliyeti araştırılmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/1624 E., 2024/2830 K. sayılı kararında ise Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kurulunun uyuşmazlık konusu taşınmaz satışının yapıldığı tarihte kişinin fiil ehliyetinin bulunmadığını belirlemesi üzerine tapu iptaline ilişkin karar onanmıştır. Daire, ayırt etme gücünün kişiye ve yapılan işleme göre değişebilen nispi bir kavram olduğunu ve bu nedenle uzman sağlık kurulu değerlendirmesinin önem taşıdığını vurgulamıştır.

Bakım Borçlusu İyiniyetliyse Ehliyetsiz Sözleşme Geçerli Olur mu?

Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin yaptığı işlem bakımından karşı tarafın iyiniyeti işleme geçerlilik kazandırmaz.

TMK m.15’te ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemlerinin hukuki sonuç doğurmayacağı düzenlenmiştir. Yargıtay da 11.06.1941 tarihli 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda karşı tarafın iyiniyetinin ehliyetsiz kişinin işlemini geçerli hâle getirmeyeceğini kabul etmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/1624 E., 2024/2830 K. sayılı kararında da bu ilke açıkça uygulanmıştır. İşlem tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığı Adli Tıp raporuyla tespit edilen kişinin yaptığı taşınmaz devrinde, karşı tarafın iyiniyetli olması geçerlilik sonucunu doğurmamıştır.

Aynı esas Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/673 E., 2022/1414 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

Bu nedenle bakım borçlusunun gerçekten bakım yapmış olması veya bakım alacaklısının ehliyetsizliğini bilmemesi, işlem tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığı tespit edilmişse başlangıçtaki geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Bakım Yapılmış Olması Ehliyetsizlik Davasında Hiç mi Önem Taşımaz?

Bakımın gerçekleştirilmiş olması ehliyetsizlik yönünden sözleşmeye geçerlilik kazandırmaz; ancak aynı davada ileri sürülen muris muvazaası bakımından önem taşıyabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/115 E., 2024/1376 K. sayılı kararında önce Adli Tıp raporuyla mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu kabul edilmiş; ardından bakımın gerçekten yapılması ve somut olayın diğer özellikleri birlikte değerlendirilerek muris muvazaasının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır.

Benzer biçimde 2023/788 E., 2024/1521 K. sayılı kararda da mirasbırakanın işlem tarihinde fiil ehliyetine sahip bulunduğu Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenmiş, bakım ilişkisinin varlığı ve diğer olaylar birlikte değerlendirilerek davanın reddi onanmıştır.

Bu nedenle aynı delilin farklı dava sebepleri bakımından farklı hukuki değeri olabilir. Yıllarca bakım yapılması, “mirasbırakan işlem tarihinde ehliyetliydi” sonucunu doğurmaz; fakat mirasbırakanın gerçekten bakım karşılığı temlik yapmak istediğini gösterebilecek önemli bir olgu olabilir.

Ehliyetsizlik Nedeniyle Davayı Her Mirasçı Kendi Payı İçin Açabilir mi?

Ehliyetsizliğe dayanan dava ile muris muvazaasına dayanan dava arasında taraf ve talep sonucu bakımından önemli bir fark bulunmaktadır.

Ehliyetsizlik nedeniyle yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülerek taşınmazın geri dönmesi istendiğinde talep, kural olarak terekeye iade niteliğindedir. Mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı açılan böyle bir davada elbirliği mülkiyeti hükümleri nedeniyle bütün mirasçıların birlikte hareket etmesi veya terekeye temsilci atanması gerekebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/4965 E., 2024/1419 K. sayılı kararında da ehliyetsizliğe dayalı terekeye iade talebi ile mirasçıların kendi payları oranındaki talepleri arasındaki usulî ayrım üzerinde durulmuştur.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında ise mirasçı, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamındaki koşullar bulunduğunda kendi miras payı oranında tescil talep edebilir. Bu nedenle aynı dava dilekçesinde ehliyetsizlik nedeniyle terekeye iade ile muris muvazaası nedeniyle miras payı oranında tescil taleplerinin hukuki niteliğinin birbirinden ayrılması gerekir.

Bakım Alacaklısı Ehliyetliyse Mirasçılar Artık Dava Açamaz mı?

Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücüne sahip olduğunun belirlenmesi yalnız ehliyetsizlik iddiasını ortadan kaldırır. Sözleşmenin diğer yönlerden geçerli veya mirasçılara karşı tamamen korunmuş olduğu anlamına gelmez.

Ehliyetli bir kişi tarafından yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi;

  • gerçek bakım amacı taşımıyor ve mirasçılardan mal kaçırmak için kullanılıyorsa muris muvazaası,
  • kanunun aradığı şekle uygun değilse şekle aykırılık,
  • saklı pay bakımından tenkise tabi bir karşılıksız kazandırma niteliği taşıyorsa tenkis yönünden ayrıca incelenebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararı bunun açık örneğidir. Mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu belirlendikten sonra dava sona ermemiş; bu kez tüm malvarlığının evlendikten kısa süre sonra dördüncü eşe ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devredilmiş olması muris muvazaası yönünden incelenmiş ve gerçek amacın diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin uyuşmazlıklarda ehliyet, sözleşmenin gerçek amacı ve bakımın ifası birbirinden ayrı hukuki inceleme alanlarıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Muris Muvazaası Nedeniyle İptal Edilebilir mi?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak ivazlı bir sözleşmedir. Bakım alacaklısı bir malvarlığı değerini devretmekte, bakım borçlusu ise bunun karşılığında yaşamı boyunca bakım ve gözetim yükümlülüğü üstlenmektedir. Bununla birlikte sözleşmenin resmî senette “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” olarak adlandırılmış olması, yapılan temlikin her durumda gerçek bir bakım ilişkisine dayandığını göstermez.

Mirasbırakan gerçekte bakım karşılığında bir devir yapmak istemediği hâlde, diğer mirasçıların miras haklarını bertaraf etmek amacıyla bağışı görünürde bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde gerçekleştirmiş olabilir. Bu durumda sözleşmenin görünürdeki hukuki niteliği ile tarafların gerçek iradesi birbirinden ayrılır ve muris muvazaası gündeme gelir.

Muris muvazaası araştırılırken yalnızca bakım borçlusunun mirasbırakana bakıp bakmadığına bakılmaz. Mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu, bakım ihtiyacının derecesi, bakımın süresi ve ağırlığı, devredilen malların tüm malvarlığı içindeki oranı, taraflar arasındaki aile ilişkileri, diğer mirasçılarla ilişkiler ve temlik için haklı ve makul bir neden bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilir.

Mirasbırakanın Bakıma Muhtaç Olması Şart mıdır?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bakım alacaklısının sözleşmenin yapıldığı tarihte mutlaka hasta, yatalak veya başkasının yardımına muhtaç olması gerekmez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1211 E., 2019/377 K. ve 2022/865 E., 2024/293 K. sayılı kararlarında, bakım ihtiyacının sözleşmeden sonra ortaya çıkmasının veya ölüm tarihine kadar yalnız kısa bir süre devam etmesinin sözleşmenin geçerliliğini kendiliğinden etkilemeyeceği kabul edilmiştir. Sağlıklı bir kişi de ileride doğabilecek bakım ihtiyacını güvence altına almak amacıyla ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapabilir.

Ancak bakım alacaklısının sağlık durumu, muris muvazaası incelemesinde önemini tamamen kaybetmez. Örneğin günlük yaşamını bağımsız biçimde sürdüren, ekonomik olarak kendine yeten ve yakın gelecekte belirgin bir bakım ihtiyacı bulunmayan kişinin malvarlığının tamamını tek bir mirasçısına devretmesi; buna rağmen sözleşmeden sonra gerçek bir bakım ilişkisinin de kurulmaması hâlinde bu hususlar sözleşmenin gerçek amacının belirlenmesinde dikkate alınabilir.

Bu durumda bakıma muhtaç olmamak tek başına iptal sebebi değildir. Araştırılması gereken, yapılan temlikin gerçekten bakım karşılığında açıklanabilir olup olmadığıdır.

Çocuğun Anne veya Babasına Zaten Bakmak Zorunda Olması Sözleşmeyi Muvazaalı Yapar mı?

Hayır. Çocuğun anne veya babasına yardım etmesinin aile ilişkilerinden doğan ahlaki bir yönü bulunması, anne veya baba ile çocuk arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmasına engel değildir.

Hukuk Genel Kurulunun 2017/1211 E., 2019/377 K. sayılı kararında da çocuğun imkânları ölçüsünde anne ve babasına yardım etmesinin ahlaki bir görev olduğu kabul edilmiş; bununla birlikte olağan aile yardımı sınırını aşan, sürekli ve yoğun bakım gerektiren durumlarda bu hizmetin bir malvarlığı karşılığında üstlenilebileceği belirtilmiştir.

Bu nedenle çocuğun anne veya babasına bakmış olması “Zaten bunu yapmak zorundaydı, dolayısıyla verilen ev bağıştır.” sonucunu doğurmaz.

Buna karşılık günlük hayattaki sınırlı yardım ile yıllarca süren ağır bakım aynı değerde değildir. Ara sıra alışveriş yapmak veya belirli zamanlarda ziyaret etmekle; yatalak bir kişinin kişisel bakımını, tedavisini ve günlük yaşamını sürekli biçimde üstlenmek arasında önemli fark vardır. Yapılan temlik ile üstlenilen bakım arasındaki ilişki somut olayın koşullarına göre belirlenir.

Mirasbırakan Sözleşmeden Kısa Süre Sonra Ölürse Sözleşme Geçersiz Olur mu?

Mirasbırakanın ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapılmasından kısa süre sonra ölmesi, sözleşmenin geçersiz veya muvazaalı olduğunu göstermez.

Yargıtay, bakım alacaklısının ne kadar yaşayacağının sözleşme yapılırken kesin olarak bilinemeyeceğini kabul etmektedir. Bu nedenle bakım borçlusunun beklenenden kısa süre bakım yapmış olması ve buna karşılık değerli bir taşınmaz kazanması tek başına sözleşmenin iptal edilmesi için yeterli değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11024 E., 2019/4021 K. sayılı kararında da bakım ihtiyacının sözleşmeden sonra ortaya çıkmasının veya ölüm tarihine kadar kısa bir dönem devam etmesinin sözleşmenin geçerliliğini etkilemeyeceği belirtilmiştir.

Ancak kısa süre içinde gerçekleşen ölüm başka olgularla birleşebilir. Mirasbırakanın ölümünün çok yakın olduğunun bilindiği, bakım ilişkisinin fiilen hiç kurulmadığı, tüm malvarlığının tek kişiye devredildiği ve diğer delillerin de gerçek amacın bağış olduğunu gösterdiği olaylarda kısa yaşam süresi muris muvazaasının değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.

Dolayısıyla sözleşmeden kısa süre sonra ölüm bağımsız bir iptal sebebi değildir; gerçek iradenin araştırılmasında diğer delillerle birlikte değerlendirilebilecek bir olgudur.

Bütün Malvarlığının Bir Çocuğa Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Devredilmesi Geçerli midir?

Mirasbırakanın bütün malvarlığını veya büyük bölümünü kendisine bakacak kişiye devretmesi, sözleşmeyi kendiliğinden geçersiz hâle getirmez. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında temlik edilen malvarlığının büyüklüğü, muris muvazaasının belirlenmesinde başlıca ölçütlerden biridir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/3047 E., 2021/2046 K. sayılı kararında mirasbırakan, tek malvarlığını oluşturan ve birden fazla bağımsız bölüm içeren taşınmazın tamamını oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiştir. Daire, bakımın taşınmazın daha sınırlı bir kısmının devriyle de sağlanabileceğini, tek malvarlığının tamamının aktarılmasının makul sınırı aştığını ve diğer olgularla birlikte temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığını kabul etmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11024 E., 2019/4021 K. sayılı kararında da bir veya iki taşınmazın devriyle bakımın karşılanabilmesi mümkünken oğul ve toruna çok sayıda taşınmaz devredilmiş olması makul sınırı aşan bir temlik olarak değerlendirilmiştir.

Aynı kararın dikkat çekici yönü, dosyadaki diğer mirasbırakan bakımından farklı sonuca ulaşılmış olmasıdır. İkinci mirasbırakanın son döneminde yatalak olduğu, bakımın gerçekten davalı tarafından yerine getirildiği ve temlikin gerçek bakım amacıyla açıklanabildiği kabul edilmiştir. Böylece aynı aile içindeki farklı devirler dahi her bir bakım ilişkisi yönünden ayrı değerlendirilmiştir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde “Makul Oran” Ne Kadardır?

Yargıtay içtihatlarında devredilebilecek malvarlığı bakımından sabit bir yüzde bulunmamaktadır. Malvarlığının belirli bir oranının aşılması hâlinde otomatik olarak muvazaa kabul edildiği söylenemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11216 E., 2019/4139 K. sayılı kararında, devredilen ve mirasbırakanın üzerinde kalan taşınmazların değerleri belirlenmeden temlikin makul sınırlar içinde kalıp kalmadığının tespit edilemeyeceği kabul edilmiş ve eksik inceleme bozma sebebi yapılmıştır.

Bu nedenle makul oran belirlenirken yalnız taşınmazların parasal değerleri değil; bakımın süresi, bakım alacaklısının hastalıklarının ağırlığı, bakım borçlusunun üstlendiği fiilî yük, tarafların ilişkileri ve bakımın başka yollarla güvence altına alınıp alınamayacağı da önem taşır.

Bütün Malların Devredilmesi Her Zaman Muris Muvazaası Sayılır mı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/865 E., 2024/293 K. sayılı kararındaki olay bu konuda önemli bir karşı örnektir. Mirasbırakan 76 yaşında, tekerlekli sandalyeye bağımlı, ağır bakım ihtiyacı bulunan, dul ve çocuksuz bir kişiydi. Davalı mirasçı dahi değildi; mirasbırakan onu manevi kızı gibi görmekte, sözleşmeden önce de onunla birlikte yaşamakta ve bakımını ondan almaktaydı.

Hukuk Genel Kurulu, ağır ve sürekli bakım ihtiyacı ile taraflar arasındaki gerçek bakım ilişkisinin yoğunluğunu dikkate alarak, mirasbırakanın tüm taşınmazlarını devretmiş olmasına rağmen temlikin somut olayda makul bakım amacıyla açıklanabileceği sonucuna ulaşmıştır.

Bu karar, tüm malvarlığının devredilmesinin tek başına muris muvazaası karinesi oluşturmadığını göstermektedir. Devredilen malın miktarı önemli olmakla birlikte, bunun karşılığında üstlenilen bakımın niteliği ve mirasbırakanın içinde bulunduğu koşullar birlikte incelenir.

Malvarlığının Yarısına Yakınının Devredilmesi Muris Muvazaası Sayılabilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2019 tarihli, 2017/1211 E., 2019/377 K. sayılı kararında ise farklı bir sonuca ulaşılmıştır.

Mirasbırakan üç değerli taşınmazını oğluna ölünceye kadar bakım karşılığında devretmiş, oğul da gerçekten bakım hizmeti vermiştir. Mirasbırakan yaşlı ve sağlık sorunları bulunan bir kişi olmakla birlikte başka taşınmazlara da sahipti.

Hukuk Genel Kurulu, devredilen üç taşınmazın değerinin mirasbırakanın toplam malvarlığının yaklaşık yarısını oluşturmasını ve bakımın daha sınırlı bir kazandırmayla da sağlanabilmesini dikkate alarak, işlemin bakım amacını aşan bir kazandırma niteliğinde olduğunu ve mirasçılardan mal kaçırma amacının bulunduğunu kabul etmiştir.

Bu karar, bakımın gerçekten yapılmış olmasının muris muvazaasını her durumda ortadan kaldırmadığını da göstermektedir. Bakım hizmeti fiilen verilmiş olsa dahi temlikin büyüklüğü bakım edimiyle açıklanamayacak ölçüye ulaşmışsa ve diğer olgular da bağış iradesini destekliyorsa muvazaa kabul edilebilir.

Daha Önce Bakım Sözleşmesi Yapılmışken İkinci Bir Taşınmazın Devredilmesi Geçerli midir?

Aynı bakım ilişkisi kapsamında birden fazla ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılması kendiliğinden yasak değildir. Bakım ihtiyacının ağırlaşması veya ilk kazandırmanın artık üstlenilen bakımın karşılığını oluşturamaması hâlinde yeni bir temlikin haklı nedeni bulunabilir.

Ancak ilk sözleşmeyle bakım zaten güvence altına alınmışken aynı kişilere veya aynı aile çevresine çok daha yüksek değerde ikinci bir malvarlığı aktarılması, ikinci temlikin gerçek sebebinin ayrıca araştırılmasını gerektirir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/6631 E., 2024/2061 K. sayılı kararında mirasbırakan 1995 yılında bir taşınmazını oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiştir. Oğlu ve gelini mirasbırakanla birlikte yaşamaktayken mirasbırakan 2009 yılında ise en değerli ve terekesinin neredeyse tamamına yakın bölümünü oluşturan başka bir taşınmazdaki payını gelinine yine ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiştir.

Yargıtay, ilk sözleşmeyle bakımın zaten güvenceye alınmış olması karşısında ikinci ve çok daha büyük temlik için haklı ve makul bir neden bulunmadığını belirterek ikinci devir bakımından muris muvazaasını kabul etmiştir. İlk temlik yönünden ise ret sonucu korunmuştur.

Bu nedenle birden fazla bakım sözleşmesinin bulunduğu uyuşmazlıklarda sözleşmeler birlikte fakat her temlik kendi koşulları içerisinde değerlendirilir.

Mirasbırakanın Diğer Çocuklarıyla Küs Olması Muris Muvazaasını Gösterir mi?

Mirasbırakanın diğer çocuklarıyla veya mirasçılarıyla ilişkilerinin bozuk olması muris muvazaasının kanıtı değildir.

Mirasbırakanın bazı çocuklarıyla uzun yıllardır görüşmemesi, bu kişilerden yardım görmemesi ve bakımını fiilen başka bir kişinin üstlenmiş olması, bakım sözleşmesinin neden o kişiyle yapıldığını açıklayan haklı bir sebep oluşturabilir.

Hukuk Genel Kurulunun 2022/865 E., 2024/293 K. sayılı kararında mirasbırakanın kardeş ve yeğenleriyle ilişkisinin bulunmaması; buna karşılık davalıyı manevi kızı gibi görmesi ve sözleşmeden önce de ondan bakım alması, gerçek bakım amacının kabul edilmesinde dikkate alınmıştır.

Bunun tersine aile içindeki husumetin amacı diğer mirasçıları mirastan uzaklaştırmak ve bakım sözleşmesi yalnız bu sonucu sağlamak için kullanılmak ise aynı olgu muris muvazaası yönünden önem kazanabilir. Aile içi küslük tek başına değil, yapılan temlikin amacı üzerindeki etkisi itibarıyla değerlendirilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Muris Muvazaası Nasıl İspatlanır?

Muris muvazaasını ileri süren mirasçı, görünürde bakım sözleşmesi yapılmış olmasına rağmen mirasbırakanın gerçek iradesinin bakım sağlamak değil, mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.

Mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadıkları için iddialarını yalnız yazılı delille kanıtlamak zorunda değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/865 E., 2024/293 K. sayılı kararında da mirasçıların tanık dâhil her türlü delille muvazaa iddiasını ispatlayabilecekleri kabul edilmiştir.

Bu kapsamda sözleşme öncesi ve sonrasındaki aile ilişkileri, bakımın fiilen kim tarafından yapıldığı, tarafların birlikte yaşayıp yaşamadıkları, hastane ve tedavi süreçleriyle kimin ilgilendiği, mirasbırakanın toplam malvarlığı, temlik edilen malların değeri, diğer mirasçılara yapılan kazandırmalar ve bakım sözleşmesinin yapılmasını açıklayabilecek somut nedenler araştırılır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2021/7993 E., 2023/1113 K. sayılı kararında mirasbırakanın yaşlı ve ağır hasta olduğu, davalıyla birlikte yaşadığı, bakımın ölümüne kadar gerçekten yerine getirildiği ve tarafların karşılıklı edimlerinin makul olduğu belirlenmiştir. Mal kaçırma iradesini gösteren yeterli delil bulunmadığından muris muvazaası iddiası reddedilmiş; gerçek ivazlı sözleşme bulunduğu için tenkis talebi de kabul edilmemiştir.

Buna karşılık Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/3047 E., 2021/2046 K., 2016/11024 E., 2019/4021 K. ve 2023/6631 E., 2024/2061 K. sayılı kararlarında temlikin kapsamı, bakımın daha sınırlı bir mal devriyle güvence altına alınabilecek olması, önceki bakım sözleşmeleri ve terekenin büyük bölümünün tek kişiye aktarılması birlikte değerlendirilerek muris muvazaası kabul edilmiştir.

Eşler Arasında Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Muvazaalı Sayılır mı?

Eşler arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmasına hukuken engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte eşlerin birbirlerine yardım etme ve destek olma yükümlülüğü zaten evlilik birliğinin doğal ve kanuni sonuçlarından biri olduğundan, eşler arasındaki bakım sözleşmelerinde bakım ediminin gerçekten bağımsız bir ekonomik karşılık oluşturup oluşturmadığı ayrıca önem taşır.

TMK m.185 uyarınca eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdür. Bu nedenle olağan evlilik yaşamı içinde yemek hazırlamak, aynı evde yaşamak, hastalık sırasında eşe refakat etmek veya günlük işlerinde yardımcı olmak tek başına her durumda ölünceye kadar bakım sözleşmesinin karşılığını oluşturan özel bir bakım hizmeti olarak değerlendirilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.01.1974 tarihli, 1973/8154 E., 1974/180 K. sayılı kararında eşlerin esasen birbirlerini bakıp gözetmekle yükümlü oldukları kabul edilmiş; buna karşılık olağan bakım yükümlülüğünü aşacak ölçüde özel bakıma muhtaç hâle gelen eşin bakım karşılığında mal devretmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Karara konu olayda bakım alacaklısı eş yatalak olup diğer eş yaklaşık on yıl boyunca bakım sağlamış ve sözleşme geçerli kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1988 tarihli, 1987/1-371 E., 1988/51 K. sayılı kararında da eşlerin birbirlerini bakıp gözetmesinin evlilik birliğinden doğan asli yükümlülüklerden olduğu belirtilerek, eşler arasındaki ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde özel bakım ihtiyacının önemi vurgulanmıştır. Aynı ölçütün çocuk ile anne veya baba arasındaki bakım sözleşmesine aynen uygulanamayacağı da belirtilmiştir.

Eşin Mutlaka Yatalak Olması Gerekir mi?

Hayır. Yatalaklık, eşler arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin mutlak geçerlilik şartı değildir.

Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2023 tarihli, 2021/1-234 E., 2023/259 K. sayılı kararında, bakım borçlusunun mirasbırakanın eşi olmasının sözleşmeye engel olmadığı kabul edilmiştir. Kurul, eşlerin birbirlerine yardım yükümlülüğü bulunduğunu belirtmekle birlikte, olağan eş desteğinin sınırlarını aşan özel bakım ve ihtimamın ekonomik bir karşılık oluşturabileceğini benimsemiştir.

Karara konu olayda taraflar 2006 yılında evlenmiş, bakım alacaklısı daha sonra kanser hastalığına yakalanmış ve hastalığının son evresine kadar eşi tarafından bakılmıştır. Mirasbırakanın hastalığının ağırlığı, bakım ihtiyacı, eşin birlikte yaşayarak bütün ihtiyaçlarını karşılaması ve fiilî bakımın yoğunluğu dikkate alınarak yapılan hizmetin olağan evlilik yardımını aştığı ve gerçek bir ivaz oluşturduğu kabul edilmiştir. Muris muvazaası iddiası bu nedenle reddedilmiştir.

Bu nedenle eşler arasındaki sözleşmede ölçüt yalnız “yatalak olup olmadığı” değildir. Ağır veya uzun süreli hastalık, sürekli gözetim ihtiyacı, günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayamama, tedavi ve kişisel bakımın ağırlığı gibi olguların olağan eş desteğini aşıp aşmadığı değerlendirilir.

Eş Sağlıklıysa Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Kesin Olarak Muvazaalı mıdır?

Hayır. Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde sağlıklı olması genel olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesini geçersiz hâle getirmez. Bakım ihtiyacı daha sonra doğabilir.

Ancak sözleşme eşler arasında yapılmışsa ve bakım alacaklısının herhangi bir özel bakım ihtiyacı bulunmuyorsa, eşin üstlendiği edimin zaten evlilik birliğinden doğan olağan yardım yükümlülüğünden farklı olup olmadığı daha dikkatli değerlendirilir. Mirasbırakanın sağlık durumu, evliliğin süresi, sözleşmenin evlilikten ne kadar sonra yapıldığı, devredilen malın toplam terekeye oranı ve diğer mirasçılarla ilişkiler bu değerlendirmede önem taşır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararında mirasbırakan, dördüncü eşiyle evlendikten yaklaşık üç ay sonra tüm malvarlığını aynı gün ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle eşine devretmiştir. Daire, bakım yapılmış olduğu yönündeki savunmaya rağmen bütün malvarlığının eşe aktarılmasını, evliliğin ve temlikin zamanlamasını ve diğer olguları birlikte değerlendirerek yapılan devri makul bakım amacıyla açıklanabilir bulmamış ve mirasçılardan mal kaçırma amacını kabul etmiştir.

Bu nedenle eşe gerçekten bakım yapılmış olması da tek başına muris muvazaasını ortadan kaldırmaz. Yapılan bakımın olağan evlilik yükümlülüğünün ötesinde olup olmadığı ve devredilen malvarlığının bu bakımın karşılığıyla açıklanıp açıklanamadığı birlikte incelenir.

İkinci Eşe Mal Devredilmesi Her Zaman Mirasçılardan Mal Kaçırma Sayılır mı?

İkinci veya sonraki eşe yapılan her kazandırma muris muvazaası olarak kabul edilemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarihli, 2022/5801 E., 2022/8337 K. sayılı kararında mirasbırakanın ikinci eşini ölümünden sonra konutsuz bırakmamak ve ekonomik güvence sağlamak amacıyla yaptığı temlikte muris muvazaası bulunmadığı kabul edilmiştir. Karar doğrudan ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin olmamakla birlikte, eşe yapılan bir kazandırmanın gerçek amacının her zaman diğer mirasçıları mirastan uzaklaştırmak olmayabileceğini göstermektedir.

Eşler arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bu nedenle iki ayrı uçtan kaçınılmalıdır. Eşlerin birbirlerine yardım yükümlülüğü bulunması sözleşmeyi kendiliğinden muvazaalı hâle getirmediği gibi, eşin belirli ölçüde bakım yapmış olması da sözleşmeyi her durumda muris muvazaası iddiasından korumaz.

Belirleyici olan; bakımın olağan evlilik ilişkisini aşan bir nitelik taşıyıp taşımadığı, mirasbırakanın özel bakım ihtiyacı, yapılan temlikin büyüklüğü, evlilik süresi ve işlemin gerçek amacıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Tenkise Tabi midir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ivazlı bir sözleşmedir. Bakım alacaklısı taşınmazını veya başka bir malvarlığı değerini karşılıksız olarak devretmemekte; bakım borçlusu da bunun karşılığında bakım alacaklısını yaşamı boyunca bakıp gözetme yükümlülüğü üstlenmektedir. Bu nedenle gerçek bir bakım ilişkisine dayanan ve ivazlı niteliğini koruyan ölünceye kadar bakma sözleşmesi, sırf saklı paylı mirasçıya daha az mal kaldığı gerekçesiyle tenkise tabi tutulamaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.04.2021 tarihli, 2020/1527 E., 2021/2449 K. sayılı kararında mirasbırakan taşınmazını oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiş; davacı, sözleşmenin bağış niteliğinde olduğunu ve saklı payının zedelendiğini ileri sürmüştür. Muvazaa ve mal kaçırma iradesinin kanıtlanamaması, sözleşmenin gerçek ve ivazlı olduğunun anlaşılması üzerine tenkis talebi reddedilmiş ve karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

Aynı ilke Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/3877 E., 2019/872 K. sayılı kararında da uygulanmıştır. Bakım borcunun yerine getirildiği ve sözleşmenin gerçek bir ivaza dayandığı kabul edilerek mirasçıların tenkis talebi reddedilmiştir. Dairenin 2016/13380 E., 2019/5415 K. ve 2016/15791 E., 2020/1367 K. sayılı kararlarında da gerçek ölünceye kadar bakma sözleşmesinin karşılıksız kazandırma niteliğinde olmadığı ve bu nedenle kural olarak tenkis edilemeyeceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle mirasçının saklı payının azalması hatta terekenin önemli bölümünün bakım borçlusuna geçmiş olması, tek başına tenkis için yeterli değildir. Önce yapılan temlikin gerçekten bakım karşılığında olup olmadığı belirlenmelidir.

TBK m.615 Mirasçıların Tenkis Hakkını Neden Saklı Tutmaktadır?

Türk Borçlar Kanunu’nun 615. maddesinde mirasçıların tenkis davası açma haklarının saklı olduğu açıkça belirtilmektedir. Bu hüküm, bütün ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin tenkise tabi olduğu anlamına gelmez.

TBK m.615 ile Yargıtay’ın gerçek ve ivazlı bakım sözleşmelerinin tenkis edilemeyeceğine ilişkin içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, tenkis bakımından belirleyici olan sözleşmenin adı değil, kazandırmanın gerçek hukuki niteliğidir. Gerçek bakım karşılığında yapılmış bir temlikte karşılıksız kazandırma bulunmadığından tenkis uygulanmaz. Buna karşılık görünürde bakım sözleşmesi yapılmış olsa bile kazandırmanın tamamının veya bir bölümünün gerçekte bağış niteliğinde olduğu ortaya çıkarsa tenkis hükümleri ayrıca gündeme gelebilir.

TBK m.616 da tarafların edimleri arasında önemli bir oransızlık bulunması hâlini düzenlerken, fazla kazandırmanın bağış amacıyla yapılmış olabileceğini kabul etmektedir. Bu düzenleme de ölünceye kadar bakma sözleşmesinin her olayda ekonomik bakımdan bütünüyle karşılıklı bir işlem olmayabileceğini göstermektedir.

Dolayısıyla gerçek ve ivazlı ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak tenkise tabi değildir. Ancak görünürdeki bakım sözleşmesinin içinde karşılıksız bir kazandırma bulunması veya işlemin esasen bağış niteliği taşıması hâlinde tenkis hükümlerinin uygulanması mümkündür.

Muris Muvazaası İspatlanamazsa Tenkis Kararı Verilir mi?

Muris muvazaasının ispatlanamaması, kendiliğinden tenkis kararı verilmesini gerektirmez.

Muris muvazaasında görünürdeki bakım sözleşmesinin gerçekte mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılmış bir bağışı gizlediği ileri sürülür. Tenkiste ise hukuken geçerli bir kazandırmanın saklı payı ihlal eden karşılıksız kısmının kanuni sınırlara çekilmesi söz konusudur. Bu nedenle iki talebin şartları birbirinden farklıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2022/3941 E., 2023/461 K. sayılı kararında mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu, bakımın yerine getirildiği ve mirasçılardan mal kaçırma iradesinin kanıtlanamadığı belirlenmiştir. Gerçek bir ivazlı sözleşme bulunduğundan tenkis talebi de reddedilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/4069 E., 2024/4312 K. sayılı kararında da muris muvazaası ile tenkis talepleri ayrı hukuki şartlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Muvazaanın kanıtlanamaması, tenkis talebinin ayrıca kendi koşulları ve süresi yönünden incelenmesine engel olmamıştır.

Bu nedenle muris muvazaasına dayalı talebin reddedilmesi hâlinde mahkemenin doğrudan tenkise karar vermesi mümkün değildir. Kazandırmanın tenkise tabi nitelikte olup olmadığı ayrıca belirlenmelidir.

Saklı Payın Tamamen Ortadan Kalkması Tenkis İçin Yeterli midir?

Saklı paylı mirasçıya hiç mal kalmaması veya çok az mal kalması, gerçek ve ivazlı bir ölünceye kadar bakma sözleşmesini kendiliğinden tenkise tabi hâle getirmez.

Bununla birlikte terekenin tamamının veya çok büyük bölümünün bakım borçlusuna devredilmiş olması, işlemin gerçek niteliğinin araştırılmasında önemlidir. Özellikle devredilen malvarlığının bakım karşılığıyla açıklanamayacak ölçüde yüksek olması hâlinde muris muvazaası veya karşılıksız kazandırma iddiası güçlenebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2024/3224 E., 2024/6405 K. sayılı kararında mirasbırakanın taşınmazlarının hemen tamamını oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesi, kendisinde çok düşük değerde bir taşınmaz kalması ve dosyadaki diğer olgular birlikte değerlendirilerek gerçek amacın bakım değil mirasçılardan mal kaçırmak olduğu kabul edilmiştir.

Bu nedenle saklı payın ihlal edilmiş olması tek başına işlemin sonucunu belirlemez. Ancak yapılan temlikin gerçek bakım sözleşmesi olup olmadığının araştırılmasında önemli bir gösterge oluşturabilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Tenkis Davası Ne Kadar Sürede Açılır?

Tenkis davasının süresi, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasından farklıdır.

TMK m.571’e göre tenkis davası, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılmasından itibaren on yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir. Tenkis iddiasının def’i yoluyla ileri sürülmesi ise ayrıca düzenlenmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/4069 E., 2024/4312 K. sayılı kararında mirasbırakan 2015 yılında ölmüş, davacı ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle yapılan devri en geç Ocak 2016 tarihinde öğrendiğini beyan etmiş, dava ise Aralık 2017 tarihinde açılmıştır. Yargıtay bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini kabul etmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2022/2210 E., 2023/3498 K. sayılı kararında da mirasçının ölünceye kadar bakma sözleşmesini ve bunun saklı payı üzerindeki etkisini başka bir dava nedeniyle öğrendiği tarih, bir yıllık sürenin başlangıcı bakımından dikkate alınmıştır.

Bu nedenle muris muvazaası ile tenkisin terditli olarak ileri sürüldüğü davalarda, muris muvazaası bakımından uygulanacak süre rejiminden hareketle tenkis talebinin de süresiz olduğu sonucuna varılamaz.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Şekil Şartı Nedir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak sıkı şekil şartına bağlıdır.

TBK m.612 uyarınca sözleşme, bakım borçlusunun mirasçı atanmasını içermese dahi miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Miras sözleşmesinin şekli ise TMK m.545’te düzenlenmiştir. Tarafların iradelerini resmî memur önünde açıklamaları ve kanunun öngördüğü tanıklı resmî şekle uyulması gerekir.

Bu nedenle tarafların kendi aralarında düzenledikleri adi yazılı bir belge, genel kural olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerliliği için yeterli değildir.

Taşınmaz devri söz konusu olduğunda sözleşmenin ve buna bağlı tescilin kanunun aradığı şekle uygun olup olmadığı, mirasçılar tarafından ileri sürülen geçersizlik iddiaları bakımından ayrıca incelenir.

Şekle Aykırı Sözleşme Yıllarca Uygulanmışsa Sonradan Geçersizlik İleri Sürülebilir mi?

Şekle aykırılığın uzun süreli ifadan sonra ileri sürülmesi bakımından Yargıtay kararlarının somut olay özellikleri dikkate alınmalıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/227 E., 2024/1764 K. sayılı kararına konu olayda mirasçılar sözleşmenin şekle aykırı olduğunu, mirasbırakanın ehliyetsiz olduğunu ve işlemin muvazaalı bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesi, bakım borcunun 2008 yılından mirasbırakanın 2014 yılındaki ölümüne kadar yerine getirilmiş olması karşısında şekil eksikliğinin sonradan ileri sürülmesini kabul etmemiştir. İlk Yargıtay bozması ise şekle aykırılık nedeniyle değil, ehliyetsizliğin yeterince araştırılmamış olması nedeniyle verilmiştir. Bozma sonrasında mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetli olduğu belirlenmiş ve davanın reddine ilişkin hüküm 2024 yılında onanmıştır.

Bu karar, şekle aykırı bütün ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin uzun süre ifa edilmeleri hâlinde geçerli hâle geleceği biçiminde yorumlanamaz. Nitekim 2024 tarihli onama kararında önceki bozma kararına uyulmasıyla oluşan usulî kazanılmış hak da etkili olmuştur. TBK m.612’deki şekil şartı genel geçerlilik kuralı olma özelliğini sürdürmektedir.

Huzurevi veya Bakım Kurumuyla Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Şekil Şartı Nedir?

TBK m.612, devletçe tanınmış bakım kurumları bakımından genel şekil kuralına istisna getirmektedir.

Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından ve yetkili makamların belirlediği koşullara uygun olarak yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinde yazılı şekil yeterlidir. Bu sözleşmelerin ayrıca miras sözleşmesinin resmî şekline göre düzenlenmesi zorunlu değildir.

TBK m.614’e göre de kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakmak amacıyla kurulmuş kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifa şekli, yetkili makamların onayladığı genel düzenlemelerle belirlenebilir ve bu düzenlemeler sözleşmenin içeriğinden sayılır.

Ancak her özel huzurevi veya bakım merkezinin bu istisnadan yararlanacağı kabul edilemez. Kanun özel olarak devletçe tanınmış bakım kurumu olmasını ve sözleşmenin yetkili makamlar tarafından belirlenen koşullara uygun düzenlenmesini aramaktadır.

Bakım Kurumuna Mal Devredilmişse Mirasçılar İptal Davası Açabilir mi?

Sözleşmenin tarafının bir bakım kurumu olması, işlemi ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekle aykırılık veya kanundaki diğer geçersizlik nedenlerinden bağışık hâle getirmez.

Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücü bulunmuyorsa, kurumla yapılan işlem de bu nedenle geçersizlik iddiasına konu olabilir. Aynı şekilde TBK m.612/2’deki özel koşulların bulunmadığı bir durumda yalnız kurumla yazılı sözleşme yapılmış olması şekil şartının yerine getirildiği anlamına gelmez.

Burada kuruma yapılan bağış ile kurumla yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Bir kişi herhangi bir bakım karşılığı olmadan huzurevine, vakfa veya başka bir kuruma mal bağışlamışsa hukuki işlem bağışlama niteliğindedir. Kurum ise kişinin yaşamı boyunca bakımını üstlenmiş ve malvarlığı bunun karşılığında devredilmişse TBK m.611 ve devamındaki ölünceye kadar bakma sözleşmesi hükümleri uygulanır.

Bu ayrım özellikle tenkis bakımından da önem taşır. Gerçek bakım karşılığında yapılmış ivazlı bir devir ile kuruma yapılan karşılıksız bağış aynı şekilde değerlendirilemez.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nafaka Hakkını İhlal Ederse İptal Edilebilir mi?

TBK m.615, ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü özel bir iptal sebebi düzenlemektedir.

Bakım alacaklısı yaptığı sözleşme nedeniyle, kanunen nafaka vermekle yükümlü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getiremeyecek hâle gelirse, nafakadan yoksun kalan kişiler sözleşmenin iptalini isteyebilirler.

Örneğin bakım alacaklısının bütün malvarlığını bakım borçlusuna devretmesi sonucunda kanunen nafaka ödemekle yükümlü bulunduğu kişinin geçimini sağlayamaz duruma düşmesi hâlinde TBK m.615 kapsamında dava gündeme gelebilir.

Ancak kanun, mahkemeye yalnız sözleşmeyi tamamen ortadan kaldırma imkânı tanımamıştır. Hâkim sözleşmeyi iptal etmek yerine, bakım borçlusunun sağlayacağı edimlerden mahsup edilmek üzere nafaka alacaklısına ödeme yapılmasına da karar verebilir.

TBK m.615 ayrıca mirasçıların tenkis davası ve alacaklıların iptal davası haklarını saklı tutmaktadır. Bu nedenle nafaka alacaklısının TBK m.615’ten doğan hakkı ile mirasçıların muris muvazaası veya tenkis iddiaları aynı hukuki sebebe dayanmaz.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Alınan Taşınmaz Başkasına Devredilirse Ne Olur?

Bakım borçlusu, ölünceye kadar bakma sözleşmesi karşılığında kazandığı taşınmazı daha sonra eşine, çocuğuna veya üçüncü bir kişiye devredebilir. Böyle bir durumda bakım sözleşmesinin feshi veya ilk tescilin geçersizliği yanında, taşınmazı sonradan edinen kişinin iyiniyetli olup olmadığı da incelenir.

TMK m.1023 uyarınca tapu sicilindeki tescile iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunabilir. Buna karşılık üçüncü kişi önceki tescilin hukuken sakat olduğunu biliyorsa veya somut olayın koşullarına göre bilmesi gerekiyorsa iyiniyet korumasından yararlanamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2023 tarihli, 2022/860 E., 2023/1041 K. sayılı kararı doğrudan ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin önemli bir örnektir. Bakım alacaklısı taşınmazlarını oğluna bakım karşılığında devretmiş, oğul bakım yükümlülüğünü yerine getirmemiş ve taşınmazlar daha sonra cebri icra ihalesinde oğlun eşi tarafından satın alınmıştır.

Hukuk Genel Kurulu, taşınmazı edinen gelinin bakım borçlusunun eşi olması, ölünceye kadar bakma sözleşmesinden ve eşinin bakım yükümlülüğünü yerine getirmediğinden haberdar olabilecek durumda bulunması karşısında TMK m.1023 kapsamında iyiniyetli sayılamayacağını kabul etmiş ve tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Taşınmazın eşe veya yakın akrabaya devredilmesi tek başına kötüniyeti ispatlamaz. Devir tarihi, tarafların yakınlığı, gerçek bir satış bedelinin ödenip ödenmediği, üçüncü kişinin bakım sözleşmesini veya uyuşmazlığı bilip bilmediği ve diğer somut olaylar birlikte değerlendirilir.

Buna karşılık taşınmaz uyuşmazlıktan habersiz ve tapu siciline güvenen gerçek anlamda iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmişse TMK m.1023 nedeniyle aynen geri alınması mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda sözleşmenin niteliğine ve ilk bakım borçlusunun sorumluluğuna göre bedel veya tazminat talepleri ayrıca gündeme gelebilir.

Devir Ölümden Sonraya Bırakılmışsa Bakım Alacaklısı Taşınmazı Sağlığında Satabilir mi?

Eğer ölünceye kadar bakma sözleşmesinde taşınmazın bakım borçlusuna devri bakım alacaklısının ölümüne bırakılmışsa, taşınmaz ölüm gerçekleşinceye kadar bakım alacaklısının mülkiyetinde kalır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2022/3 sayılı Genelgesinde de, mülkiyet devrinin bakım alacaklısının ölümüne bağlandığı sözleşmenin miras hukuku anlamında ölüme bağlı tasarruf niteliğinde olduğu ve bakım borçlusunun ölümden önce malik olmadığı açıkça belirtilmektedir.

Bu nedenle bakım alacaklısı tapuda malik olarak göründüğü sürece taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilir; taşınmazı sağlığında üçüncü kişiye satması mümkündür. TMK m.527 de miras sözleşmesiyle belirli bir malı bırakma yükümlülüğü altına giren mirasbırakanın, sağlığında malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebileceğini düzenlemektedir. Ancak sözleşmeyle bağdaşmayan bağışlamalara ve sonraki ölüme bağlı tasarruflara itiraz edilebilir.

Burada satışın gerçek olup olmadığı önemlidir. Bakım alacaklısı taşınmazı üçüncü kişiye gerçek bir satışla ve bedel karşılığında devretmişse, bakım borçlusunun ölümden sonra aynı taşınmazın kendi adına tescilini istemesi çoğu durumda mümkün olmayabilir. Çünkü onun sözleşmeden doğan hakkı henüz mülkiyet hakkı değil, taşınmazın ileride kendisine geçirilmesini istemeye yönelik bir kişisel haktır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2014/14206 E., 2015/1630 K. sayılı kararında da ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan ve tapuya şerh edilmemiş kişisel hakkın, taşınmazı sonradan kazanarak ayni hak sahibi olan kişiye karşı üstün tutulamayacağı kabul edilmiştir.

Buna karşılık görünürde “satış” yapılmasına rağmen gerçekte bedel ödenmemiş ve işlem bakım borçlusunu sözleşmeden doğan hakkından mahrum bırakmak amacıyla bağış veya muvazaalı devir şeklinde gerçekleştirilmişse durum değişebilir. TMK m.527/2 uyarınca miras sözleşmesindeki yükümlülükle bağdaşmayan bağışlamalara itiraz edilebilir. Bu durumda sonraki devrin gerçek niteliği, üçüncü kişinin iyiniyeti ve varsa tapu siciline verilmiş bir şerh ayrıca incelenir.

Örneğin anne, kızının kendisine ölünceye kadar bakması karşılığında evinin ölümünden sonra kızına geçeceğini noterlikte kararlaştırmış olsun. Kız yıllarca bakım borcunu yerine getirirken anne evi gerçekten piyasa bedeliyle üçüncü bir kişiye satarsa, kız ölümden sonra kural olarak artık o evi mirasçılardan isteyemez; taşınmaz terekeye de girmemiş olur. Buna karşılık anne evi gerçekte bedelsiz olarak diğer oğluna “satış” göstererek devretmişse, bu işlem sözleşmeyle bağdaşmayan bağış veya muvazaalı işlem niteliği yönünden ayrıca dava konusu yapılabilir. TMK m.527’nin satış ile bağışlama arasında yaptığı ayrım bu noktada önemlidir.

Bakım borçlusunun yıllarca bakım edimini yerine getirmiş olmasına rağmen taşınmazın geçerli bir satışla elden çıkarılması hâlinde ise taşınmazın aynen tescili ile bakım hizmetlerinin karşılığına ilişkin sözleşmesel alacak/tazminat talepleri aynı şey değildir. Taşınmaz üçüncü kişinin mülkiyetinde korunabilirken bakım borçlusunun verdiği bakım hizmetleri nedeniyle sözleşmenin içeriğine ve satışın koşullarına göre bakım alacaklısı veya ölümünden sonra terekeye karşı ileri sürebileceği parasal talepler ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay, ölümden sonra devredilmesi kararlaştırılmış taşınmazlarda bakım borçlusunun sözleşmeden doğan hakkını kişisel hak olarak nitelendirmekte ve mirasçılar devri yapmazsa tapu iptali ve tescil davası açılabileceğini kabul etmektedir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Vasiyetname Gibi Açılır mı, Tenfiz Davası Gerekir mi?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, miras sözleşmesi şeklinde düzenlenmesine rağmen kural olarak vasiyetname değildir; sağlararası ve iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle murisin ölümünden sonra vasiyetname gibi Sulh Hukuk Mahkemesinde açılıp okunması ve mirasçılara TMK m.596-597 kapsamında tebliğ edilmesi gerekmez. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2018/4988 E., 2018/9149 K. ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2022/4619 E., 2023/3838 K. sayılı kararlarında da ölünceye kadar bakma sözleşmesinin açılıp okunmasının ona vasiyetname niteliği kazandırmayacağı kabul edilmiştir. (Yargıtay Kararları)

Sözleşme yapılırken taşınmaz bakım borçlusuna zaten devredilmişse ayrıca tenfiz davası açılmasına gerek yoktur. Buna karşılık sözleşmede taşınmazın bakım alacaklısının ölümünden sonra devredilmesi kararlaştırılmış ve mirasçılar mülkiyeti devretmiyorsa, bakım borçlusu sözleşmeye dayanarak mirasçılara karşı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2021/6812 E., 2023/13 K. sayılı kararı da bu ayrımı açıkça ortaya koymaktadır. (Son Karar)

Mirasçılar sözleşmenin varlığını çoğu zaman murisin tapudaki taşınmazlarının azalmasından veya taşınmazın bakım borçlusu adına geçmiş olmasından fark ederler. Ancak yalnız “murisin tapu sayısı azalmış” olması ölünceye kadar bakma sözleşmesini ispatlamaz; tapu tedavülleri ve resmî akit incelendiğinde devrin satış, bağış veya ölünceye kadar bakma akdi nedeniyle yapılıp yapılmadığı anlaşılır. TBK m.611-612 uyarınca sözleşmenin kendisi de kanunun öngördüğü resmî şekilde düzenlenmiş olmalıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Tapuya Tedbir Konulabilir mi?

Tapu iptali ve tescil talebine konu taşınmazın dava sırasında üçüncü kişiye devredilmesi, uyuşmazlığın daha da karmaşık hâle gelmesine ve yeni maliklerin davaya dahil edilmesine neden olabilir. Bu nedenle şartları varsa taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması istenebilir.

HMK m.389 uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya imkânsız hâle gelmesi yahut gecikme nedeniyle ciddi zarar doğması ihtimali varsa uyuşmazlık konusu üzerinde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Tedbir isteyen taraf HMK m.390 kapsamında tedbir sebebini ve tedbir türünü göstermeli ve haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı olarak belirli bir taşınmazın tapusunun iptali isteniyorsa bu taşınmaz doğrudan uyuşmazlığın konusudur. Dava sırasında başkasına devredilmesini önlemek amacıyla tapu siciline devir ve temliki önleyici tedbir şerhi konulması talep edilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/860 E., 2023/1041 K. sayılı kararındaki taşınmazın sonradan üçüncü kişinin mülkiyetine geçmesi olayı, taşınmazın dava süresince korunmasının önemini de göstermektedir.

İhtiyati tedbir kararı davanın kabul edildiği anlamına gelmez. Mahkeme henüz sözleşmenin kesin olarak geçersiz veya muvazaalı olup olmadığını karara bağlamadan, dava sonucunda elde edilmek istenen hakkın korunması amacıyla geçici hukuki koruma sağlar.

Dava Açılmadan Önce Tapuya Tedbir Konulabilir mi?

HMK m.390 uyarınca ihtiyati tedbir, dava açılmadan önce de esas hakkında görevli ve yetkili mahkemeden istenebilir. Dava açıldıktan sonra ise tedbir talebi davaya bakan mahkemeye yöneltilir.

Özellikle taşınmazın kısa süre içinde üçüncü kişiye devredileceğine ilişkin somut bir tehlike bulunması hâlinde dava açılmasını beklemeden tedbir talep edilmesi mümkündür. Dava öncesinde verilen tedbir kararından sonra ise HMK’da öngörülen süre içinde esas davanın açılması gerekir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, sözleşmenin feshi, ehliyetsizlik veya muris muvazaasına dayalı malvarlığı uyuşmazlıklarında, aksine özel bir görev kuralı bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. HMK m.2, malvarlığı haklarına ilişkin davalarda genel görevli mahkemeyi Asliye Hukuk Mahkemesi olarak belirlemektedir.

Yetkili mahkeme ise ileri sürülen talebin niteliğine göre belirlenir. Dava doğrudan taşınmazın tapusunun iptali ve davacı ya da tereke adına tescili istemini içeriyorsa, HMK m.12 gereğince taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Birden fazla taşınmazın aynı davaya konu olması hâlinde kanundaki şartlar çerçevesinde taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğer taşınmazlar hakkında da dava açılabilir.

Tenkis davasında ise HMK m.11’de mirastan doğan davalar bakımından özel yetki düzenlenmiştir. Ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine ilişkin davalarda mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesine karşı açılacak davada “iptal”, “tapu iptali”, “muris muvazaası” ve “tenkis” ifadelerinin birbirinin yerine kullanılmaması, yetki bakımından da önem taşır.

Mirasçılar Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Karşı Hangi Davayı Açabilir?

Mirasçıların açacağı dava, sözleşmeye neden karşı çıkıldığına göre değişir.

Mirasbırakanın sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığı ileri sürülüyorsa ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali ve tescil gündeme gelir. Görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmış olmakla birlikte gerçek amacın diğer mirasçılardan mal kaçırarak bağış yapmak olduğu ileri sürülüyorsa uyuşmazlık muris muvazaasına dayanır.

Saklı payı ihlal eden karşılıksız bir kazandırma bulunduğu iddia ediliyorsa koşulları varsa tenkis talep edilebilir. Sözleşme kanunun öngördüğü resmî şekle uygun yapılmamışsa şekle aykırılık ileri sürülebilir.

Buna karşılık bakım borcunun yerine getirilmemesine dayanan TBK m.617 kapsamındaki fesih hakkının niteliği farklıdır. Bu hakkı kural olarak bakım alacaklısı sağlığında kullanmalıdır. Mirasçılar, bakım alacaklısının ölümünden sonra ilk defa yalnızca “murise bakılmadı” diyerek onun adına fesih isteyemezler. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2023/2967 E., 2024/2503 K., 2022/7050 E., 2023/718 K. ve 2022/4574 E., 2023/6313 K. sayılı kararlarında bu ayrım açık biçimde benimsenmiştir. Özellikle 2023/6313 sayılı kararda, bakım alacaklısının sağlığında sözleşmenin feshi için dava açmamış olması nedeniyle diğer mirasçının bakım borcunun yerine getirilmediği savunmasının dinlenemeyeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2023/2196 E., 2023/4736 K. sayılı kararında da bakım borcunun yerine getirilmemesine dayalı kişisel fesih hakkı ile mirasçıların ileri sürebileceği muris muvazaası gibi bağımsız dava sebepleri birbirinden ayrılmıştır.

Bakım Alacaklısının Mirasçıları Hangi Durumlarda Sözleşmeyi İptal Ettirebilir?

Bakım alacaklısının mirasçıları, murisin ölümünden sonra yalnızca bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürerek sözleşmenin feshini isteyemezler. Ancak sözleşmenin muris muvazaasıyla yapıldığını, bakım alacaklısının işlem tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığını, sözleşmenin şekle aykırı olduğunu veya koşulları varsa kazandırmanın tenkise tabi olduğunu ileri sürebilirler.

Bakım alacaklısı bakımın yapılmaması nedeniyle sağlığında fesih davasını açmış ve yargılama devam ederken ölmüşse durum farklıdır. Bu durumda mirasçılar yeni bir fesih hakkı kullanmış olmaz; murisin sağlığında açtığı davayı devam ettirirler. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/8103 E., 2021/5615 K. sayılı kararında da yargılama sırasında ölen bakım alacaklısının mirasçılarının davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerektiği kabul edilmiştir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Hangi Deliller Önemlidir?

Davada hangi delillerin önem taşıdığı, ileri sürülen hukuki sebebe göre değişir.

Ehliyetsizlik iddiasında sözleşme tarihine en yakın hastane kayıtları, nöroloji ve psikiyatri muayeneleri, reçeteler, hasta gözlem dosyaları, vesayet dosyası ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesi önem taşır. İncelenmesi gereken dönem genel olarak mirasbırakanın son yılları değil, özellikle sözleşmenin yapıldığı tarihteki fiil ehliyetidir.

Bakım borcunun yerine getirilmediği ileri sürülüyorsa bakım alacaklısının günlük ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, hastane ve tedavi süreçleriyle kimin ilgilendiği, tarafların birlikte veya ayrı yaşayıp yaşamadıkları, bakım masrafları, tanık beyanları ve bakım alacaklısına sağlanan maddi ve manevi destek değerlendirilir.

Muris muvazaasında ise inceleme daha geniştir. Mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu, sözleşme tarihindeki bakım ihtiyacı, bakımın fiilen yapılıp yapılmadığı, devredilen taşınmazların değeri, devredilen malların toplam malvarlığı içindeki oranı, mirasbırakanın üzerinde kalan malvarlığı, taraflar arasındaki ilişkiler, diğer mirasçılarla ilişkiler ve temliki açıklayan haklı ve makul bir neden bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilir. Gönderilen metinde de tek başına “Babam kardeşimi daha çok seviyordu” türündeki soyut ifadeler yerine somut ekonomik ve ailevi olguların araştırılması gerektiği esas alınmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.10.2025 tarihli, 2023/5184 E., 2025/4304 K. sayılı kararı bu inceleme yönteminin güncel uygulamada da sürdüğünü göstermektedir. Kararda mirasbırakanın ehliyetli olduğu kabul edildikten sonra muris muvazaası ayrıca incelenmiş; taşınmaz devrine duyulan ihtiyaç, temlik edilen malların tüm malvarlığına oranı, davalıların ekonomik durumu, taraflar arasındaki ilişkiler ve mirasbırakanın önceki tasarrufları birlikte değerlendirilerek işlemlerin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu yaklaşım, bakım sözleşmesinin yalnızca “bakıldı” veya “bakılmadı” şeklinde tek bir vakıaya indirgenemeyeceğini göstermektedir.

Mirasçılar Muris Muvazaasını Tanıkla İspatlayabilir mi?

Mirasçılar görünürdeki sözleşmenin tarafı olmadıkları için muris muvazaası iddiasını tanık dâhil her türlü delille ispatlayabilirler. Bununla birlikte yalnız aile içindeki küslük veya mirasbırakanın bir çocuğunu daha çok sevdiğine ilişkin soyut anlatımlar yeterli değildir.

Tanıkların, kimin fiilen bakım yaptığı, mirasbırakanın sağlık ve ekonomik durumu, tarafların ne sıklıkla görüştüğü, devrin hangi koşullarda gerçekleştiği ve mirasbırakanın temlikten önce veya sonra işlemle ilgili ne söylediği konusunda somut bilgi vermeleri delilin değerini artırır.

Bilirkişi incelemesinde ise yalnız dava konusu taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesi yeterli olmayabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11216 E., 2019/4139 K. sayılı kararında, devredilen ve mirasbırakanın üzerinde kalan bütün taşınmazların değerleri belirlenmeden temlikin makul sınır içerisinde kalıp kalmadığının tespit edilemeyeceği kabul edilmiştir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Dayalı Davada Tapu Kaydı Neden Önemlidir?

Dava açılmadan önce taşınmazın halen bakım borçlusu adına kayıtlı olup olmadığı belirlenmelidir. Taşınmaz başka bir kişiye devredilmişse yeni malikin kim olduğu, devir tarihi, devir şekli ve tapu tedavülleri davanın taraflarını ve sonucunu etkileyebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/860 E., 2023/1041 K. sayılı kararında bakım sözleşmesine konu taşınmaz bakım borçlusunun elinden çıkmış, daha sonra bakım borçlusunun eşi adına tescil edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu yeni malikin somut olayda önceki uyuşmazlığı bilebilecek durumda olduğunu kabul ederek TMK m.1023’teki iyiniyet korumasından yararlanamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle özellikle tapu iptali ve tescil talebinde yalnız ilk temlikin değil, taşınmazın sonraki bütün devirlerinin incelenmesi gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısının mirasçıları hangi durumlarda sözleşmeyi iptal ettirebilir?

Bakım alacaklısının mirasçıları murisin ölümünden sonra yalnızca “bakım yapılmadı” gerekçesiyle sözleşmenin feshini isteyemezler. Ancak sözleşmenin muris muvazaasıyla yapıldığını, bakım alacaklısının işlem tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığını, sözleşmenin şekle aykırı olduğunu veya koşulları varsa kazandırmanın tenkise tabi olduğunu ileri sürebilirler. Bakım alacaklısı sağlığında fesih davasını açmış ve dava devam ederken ölmüşse mirasçıları açılmış davaya devam edebilirler.

Mirasçılar “annemize veya babamıza bakılmadı” diyerek tapuyu geri alabilir mi?

Kural olarak hayır. Bakım borcunun yerine getirilmemesine dayanan fesih hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir haktır. Bununla birlikte bakımın hiç yapılmamış olması, görünürdeki bakım sözleşmesinin gerçekte bağış amacı taşıdığı yönündeki muris muvazaası iddiasında delil olarak değerlendirilebilir.

Bakım alacaklısı sağlığında dava açmışsa ölümünden sonra mirasçıları davaya devam edebilir mi?

Evet. Bakım alacaklısı fesih hakkını sağlığında dava yoluyla kullanmışsa yargılama sırasında ölmesi hâlinde mirasçıları davaya devam edebilirler. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2021/8103 E., 2021/5615 K. sayılı kararında da taraf teşkilinin mirasçılar dahil edilerek tamamlanması gerektiği kabul edilmiştir.

Bakım borçlusu bakım alacaklısından önce ölürse ne olur?

Bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez. Bakım alacaklısı TBK m.618 uyarınca bakım borçlusunun ölümünden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu hakkı kullanmaz ve sözleşmenin devamını kabul ederse bakım borcu bakım borçlusunun mirasçılarına geçer.

Bakım borçlusunun yalnız çocukları mı bakım yapmak zorundadır?

Hayır. Hukuken daha doğru ifade bakım borçlusunun mirasçılarıdır. Sözleşme bakım borçlusunun ölümünden sonra devam ediyorsa yükümlülük somut mirasçılık durumuna göre sağ kalan eş ve çocuklar gibi mirasçılara geçebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2011/8339 E., 2011/9816 K. sayılı kararında sağ kalan eşin de davada yer alması gerektiği kabul edilmiştir.

Bakım borçlusunun mirasçıları bakım yapmazsa davayı kim açar?

Bakım alacaklısı hayattaysa davayı bakım alacaklısı açar. Sözleşme bakım borçlusunun mirasçılarıyla devam ederken bakım yükümlülüğü yerine getirilmiyorsa TBK m.617 kapsamında fesih talep edilebilir. Bakım alacaklısı bu hakkı kullanmadan ölürse kendi mirasçıları sonradan yalnızca “bakılmadı” gerekçesiyle yeni bir fesih davası açamazlar.

Taraflar farklı şehirlerde veya ülkelerde yaşıyorsa sözleşme geçersiz olur mu?

Hayır. Tarafların aynı şehirde veya aynı ülkede yaşaması zorunlu değildir. Önemli olan mesafeye rağmen bakım borcunun fiilen yerine getirilmesidir. Hukuk Genel Kurulunun 2023/507 E., 2024/93 K. sayılı kararında başka şehirde yaşayan bakım borçlusunun maddi ve manevi bakım yükümlülüklerini yerine getirmemesi fesih bakımından değerlendirilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/2975 E., 2019/470 K. sayılı kararında ise Almanya ve Türkiye’de yaşayan taraflar bakımından farklı ülkelerde yaşamak tek başına sözleşmeye aykırılık sayılmamıştır.

Mirasbırakan bütün malvarlığını bir çocuğuna bakım karşılığı verebilir mi?

Bütün malvarlığının tek kişiye devredilmesi sözleşmeyi kendiliğinden geçersiz hâle getirmez. Ancak devredilen malın toplam malvarlığı içindeki oranı muris muvazaasının değerlendirilmesinde önemlidir. HGK 2022/865 E., 2024/293 K. sayılı kararda ağır bakım ihtiyacı nedeniyle tüm malların devri geçerli bulunurken, HGK 2017/1211 E., 2019/377 K. sayılı kararda malvarlığının yaklaşık yarısının devri somut olayda makul sınırı aşan bir temlik olarak değerlendirilmiştir.

Bakım gerçekten yapılmışsa mirasçılar yine dava açabilir mi?

Evet. Bakımın yapılmış olması muris muvazaasının değerlendirilmesinde önemli bir delildir; ancak ehliyetsizlik gibi işlemin geçerliliğine ilişkin başka bir sebebi ortadan kaldırmaz. İşlem tarihinde ayırt etme gücü bulunmayan kişinin daha sonra yıllarca iyi bakılmış olması başlangıçtaki ehliyetsizliği gidermez.

Alzheimer veya demans hastasının yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmesi geçersiz midir?

Alzheimer veya demans tanısı tek başına sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Belirleyici olan kişinin sözleşmenin yapıldığı tarihte yaptığı işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır. Bu nedenle sağlık kayıtları ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesi önem taşır.

İleri yaşta yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi iptal edilir mi?

Kişinin yalnızca ileri yaşta olması ehliyetsizlik anlamına gelmez. Yaş, sağlık durumu ve özellikle işlem tarihindeki ayırt etme gücüyle birlikte değerlendirilir.

Mirasbırakan sözleşmeden kısa süre sonra ölürse sözleşme geçersiz olur mu?

Hayır. Kısa süre sonra ölüm tek başına iptal veya muvazaa sebebi değildir. Bununla birlikte ölümün yakınlığı; bakımın fiilen hiç yapılmaması, tüm malvarlığının tek kişiye aktarılması ve diğer muvazaa emareleriyle birlikte gerçek iradenin araştırılmasında dikkate alınabilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tenkise tabi midir?

Gerçek ve ivazlı bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak tenkise tabi değildir. Ancak görünürde bakım sözleşmesi bulunmasına rağmen kazandırmanın gerçekte karşılıksız olduğu veya bir bölümünün bağış niteliği taşıdığı ortaya çıkarsa tenkis ayrıca gündeme gelebilir.

Saklı payım kalmadıysa sözleşmeyi iptal ettirebilir miyim?

Saklı payın azalması veya tamamen ortadan kalkması tek başına sözleşmenin iptal edilmesine yeterli değildir. Öncelikle işlemin gerçekten bakım karşılığı olup olmadığı, muris muvazaası bulunup bulunmadığı ve kazandırmanın tenkise tabi bir karşılıksız tasarruf niteliği taşıyıp taşımadığı belirlenir.

Eşler arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi geçerli midir?

Evet. Eşler arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmasına engel yoktur. Ancak eşlerin zaten birbirlerine yardım ve destek yükümlülüğü bulunduğundan, bakım borçlusu eşin yaptığı bakımın olağan evlilik içi yardımın ötesine geçip geçmediği özellikle değerlendirilir. Ağır hastalık veya özel bakım ihtiyacı bu yönden önem taşıyabilir.

Eşin yatalak olmaması eşler arasındaki bakım sözleşmesini muvazaalı hâle getirir mi?

Hayır. Yatalaklık mutlak bir geçerlilik şartı değildir. Ancak bakım alacaklısı eş tamamen sağlıklıysa ve bakım borçlusu eşin üstlendiği edimler olağan evlilik yükümlülüklerinden farklılaşmıyorsa, özellikle çok büyük bir malvarlığı devri yapılmış olması hâlinde işlemin gerçek bakım karşılığı olup olmadığı daha sıkı araştırılır. HGK 2021/1-234 E., 2023/259 K. ve 1. HD 2022/5249 E., 2022/7926 K. sayılı kararları bu ayrımın iki farklı görünümünü ortaya koymaktadır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle alınan ev başkasına satılırsa geri alınabilir mi?

Taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi davayı kendiliğinden sonuçsuz bırakmaz. Yeni malikin önceki işlemdeki sakatlığı veya uyuşmazlığı bilip bilmediği araştırılır. Kötüniyetli üçüncü kişiye karşı tapu iptali mümkün olabilir; tapu siciline güvenerek iyiniyetle ayni hak kazanan kişinin durumu ise TMK m.1023 kapsamında ayrıca değerlendirilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali davasında eve tedbir konulabilir mi?

Şartları varsa evet. Tapu iptali ve tescil davasına konu taşınmazın dava sırasında üçüncü kişiye devredilmesi nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşmesi tehlikesi varsa HMK m.389 ve devamı uyarınca devir ve temliki önleyici ihtiyati tedbir istenebilir.

Mirasbırakanın bakıma muhtaç olmaması sözleşmeyi geçersiz yapar mı?

Hayır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarihte bakım alacaklısının mutlaka hasta veya yatalak olması gerekmez. Gelecekte doğacak bakım ihtiyacını güvence altına almak amacıyla da sözleşme yapılabilir. Ancak kişinin sağlık durumu muris muvazaası incelemesinde diğer olgularla birlikte değerlendirilebilir.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Apartman ve Site Yönetiminde Avukatın Rolü Nedir?

Yorum yapın