Anlaşmalı boşanma sırasında eşlerden birine ev, arsa veya başka bir taşınmaz bırakılması oldukça yaygındır. Uyuşmazlık çoğu zaman yıllar sonra, taşınmazı devreden eşin ölümü üzerine ortaya çıkar. Özellikle eşlerin boşanmadan sonra yeniden birlikte yaşamaya başlaması veya birbirleriyle yeniden evlenmesi hâlinde diğer mirasçılar, boşanmanın ve taşınmaz devrinin gerçekte mirastan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürebilmektedir.
Ancak anlaşmalı boşanmada eşe bırakılan her taşınmaz muris muvazaası sayılmaz. Taşınmazın hangi hukuki sebeple devredildiği, anlaşmalı boşanma protokolünün içeriği, devrin mahkeme kararına dayanıp dayanmadığı, eşin gerçekten bir tazminat veya mal rejimi alacağının bulunup bulunmadığı ve kazandırmanın karşılıklı mı karşılıksız mı olduğu ayrı ayrı incelenmelidir.
Bu ayrım yalnız muris muvazaası bakımından değil; tenkis, mirasta denkleştirme ve tarafların daha sonra yeniden evlenmeleri hâlinde ikinci evlilikteki mal rejiminin tasfiyesi bakımından da belirleyicidir.
- Önce Evin Anlaşmalı Boşanmada Neden Devredildiğine Bakılmalıdır
- Anlaşmalı Boşanmayla Devredilen Ev Muris Muvazaası Sayılabilir mi?
- HGK Neden Muris Muvazaasını Kabul Etmedi?
- Tarafların Boşandıktan Sonra Yeniden Evlenmesi Muvazaayı Kanıtlar mı?
- HGK Kararındaki Karşı Oy Neden Önemlidir?
- Boşanmanın Göstermelik Olduğu İleri Sürülürse İlk Ev Devri Geri Alınabilir mi?
- Maddi veya Manevi Tazminat Karşılığı Verilen Ev Mirasçılar Tarafından Geri İstenebilir mi?
- Mal Rejimi Tasfiyesi Karşılığında Verilen Ev Geri İstenebilir mi?
- Protokolde Tazminat veya Mal Rejimi Yazıyor Ama Gerçekte Bağış Yapılmışsa Ne Olur?
- Muris Muvazaası Kabul Edilmese de Tenkis İstenebilir mi?
- Tazminat Karşılığı Verilen Ev Tenkise Tabi Olur mu?
- Mal Rejimi Alacağı Karşılığı Verilen Ev Tenkise Girer mi?
- Saklı Payı İhlal Etmek Amacıyla Yapılan Kazandırmalar Tenkise Girer mi?
- Anlaşmalı Boşanmada Eşe Verilen Ev Mirasta Denkleştirmeye Girer mi?
- Tazminat veya Mal Rejimi Karşılığı Verilen Ev Denkleştirmeye Girer mi?
- Tarafların Yeniden Evlenmesi İlk Boşanmadaki Mal Paylaşımını Ortadan Kaldırır mı?
- İkinci Evlilikte Koca Eve Para Harcamışsa Mirasçılar Hak İddia Edebilir mi?
- Muris Muvazaası Davasında Zamanaşımı Var mı?
- Tenkis Davasında Zamanaşımı Ne Kadardır?
- Mirasta Denkleştirme Talebinde Zamanaşımı Ne Kadardır?
- İkinci Evlilikteki Mal Rejimi Alacağında Zamanaşımı Ne Kadardır?
- Mirasbırakan Altı Yıl Önce Öldüyse Hangi Talepler Hâlâ İleri Sürülebilir?
- Anlaşmalı Boşanmada Eşe Verilen Ev Her Durumda Mirasçılardan Korunmuş mudur?
Önce Evin Anlaşmalı Boşanmada Neden Devredildiğine Bakılmalıdır
Anlaşmalı boşanma protokolünde “ev kadın eşe bırakılacaktır” denilmiş olması tek başına işlemin hukuki niteliğini açıklamaz. Taşınmazın hangi alacağın karşılığı olarak devredildiği önemlidir.
Ev, boşanma nedeniyle hükmedilecek maddi veya manevi tazminatın karşılığı olarak verilmiş olabilir. Eşlerden birinin mevcut bir tazminat alacağı karşılığında taşınmaz devralması, kural olarak karşılıksız kazandırma niteliğinde değildir.
Taşınmaz mal rejiminin tasfiyesi kapsamında da devredilmiş olabilir. Bir eşin katılma alacağı, değer artış payı veya başka bir mal rejimi alacağı karşılığında taşınmazı alması hâlinde de ortada doğrudan bağış bulunduğu söylenemez.
Buna karşılık protokolde tazminat veya mal rejimi tasfiyesinden söz edilmesine rağmen gerçekte böyle bir alacak bulunmuyorsa ya da taşınmazın değeri ile gerçek alacak arasında açıklanamayacak ölçüde büyük fark varsa, işlemin karşılıksız kalan kısmının miras hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Dolayısıyla mirasçı bakımından ilk soru “ev neden kadına verildi?” olmalıdır. Muvazaa, tenkis ve denkleştirme ancak bu hukuki sebep belirlendikten sonra sağlıklı biçimde tartışılabilir.
Anlaşmalı Boşanmayla Devredilen Ev Muris Muvazaası Sayılabilir mi?
Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.11.2022 tarihli, 2020/570 E., 2022/1472 K. sayılı kararı son derece önemlidir. Karara konu olay, anlaşmalı boşanmada eşe devredilen taşınmazın ölümden sonra diğer mirasçılar tarafından geri istenip istenemeyeceği bakımından oldukça çarpıcıdır.
Taraflar uzun yıllar evli kaldıktan sonra anlaşmalı olarak boşanmış, boşanma protokolünde erkeğe ait taşınmazın manevi tazminat karşılığında kadın eşe verilmesi kararlaştırılmıştır. Protokol mahkemece uygun bulunmuş, boşanma kararı kesinleşmiş ve taşınmaz daha sonra kesinleşmiş mahkeme kararına dayanılarak kadın adına tescil edilmiştir.
Ancak tarafların ilişkisi boşanmayla tamamen sona ermemiştir. Boşandıktan sonra birlikte yaşamaya devam etmişler ve erkek ölümünden kısa süre önce aynı kadınla yeniden evlenmiştir. Erkeğin ölümünün ardından diğer mirasçı, boşanmanın ve taşınmaz devrinin gerçekte kendisinden mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.
İlk derece mahkemesi tarafların boşanmadan sonra birlikte yaşamaya devam etmelerini, yeniden evlenmelerini ve diğer olguları dikkate alarak muvazaa bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ise kararı bozmuş; Hukuk Genel Kurulu da çoğunluk görüşüyle klasik muris muvazaası hükümlerinin uygulanamayacağını kabul etmiştir.
HGK Neden Muris Muvazaasını Kabul Etmedi?
Muris muvazaası uygulamasının temelinde 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı bulunmaktadır. Klasik olayda mirasbırakan, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi başka bir işlem görünümü altında devretmektedir.
Anlaşmalı boşanma protokolündeki taşınmaz devrinde ise farklı bir hukuki yapı bulunmaktadır. HGK’nın incelediği olayda taşınmaz tapu memuru önünde yapılmış görünürdeki bir satış sözleşmesiyle değil, tarafların hâkim huzurunda kabul ettikleri anlaşmalı boşanma protokolünün mahkeme kararına geçirilmesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine devredilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, bu nedenle 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararındaki klasik muris muvazaası modelinin somut olaya uygulanamayacağını kabul etmiştir.
Kararın önemli yanı, tarafların boşandıktan sonra birlikte yaşamaya devam etmelerinin ve daha sonra yeniden evlenmelerinin dahi tek başına bu sonucu değiştirmemiş olmasıdır.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolüne dayanılarak ve kesinleşmiş mahkeme kararı gereğince eşe devredilen bir taşınmaz bakımından, yalnızca “boşanma göstermelikti, sonra yeniden evlendiler” iddiasıyla klasik muris muvazaası hükümlerine dayanılması oldukça güçtür.
Tarafların Boşandıktan Sonra Yeniden Evlenmesi Muvazaayı Kanıtlar mı?
Yeniden evlenme güçlü bir olgu olabilir; fakat tek başına muris muvazaasının kesin delili değildir.
Hukuk Genel Kurulunun 2020/570 E., 2022/1472 K. sayılı kararına konu olayda eşler boşandıktan sonra dahi fiilen birlikteliklerini sürdürmüş ve ölümden kısa süre önce yeniden evlenmiştir. Buna rağmen HGK çoğunluğu taşınmaz devrini klasik muris muvazaası kapsamında değerlendirmemiştir.
Bu durum, yeniden evliliğin hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yeniden evlilik, tarafların boşanma sırasındaki gerçek iradelerinin araştırılması, saklı payı etkisiz kılma amacı ve işlemin ekonomik niteliği bakımından başka taleplerde önem taşıyabilir.
Ancak sırf yeniden evlilik olgusundan hareketle mahkeme kararına dayanan önceki taşınmaz devrinin otomatik olarak hükümsüz hâle geldiği kabul edilemez.
HGK Kararındaki Karşı Oy Neden Önemlidir?
Hukuk Genel Kurulunun kararı oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla verilmiştir.
Karşı görüşte olan üyeler, anlaşmalı boşanmada malvarlığı düzenlemelerinin hâkim tarafından belirlenmediğini, esasen tarafların kendi iradeleriyle oluşturdukları protokolün mahkemece uygun bulunarak hükme geçirildiğini vurgulamıştır. Bu nedenle gerçek iradenin mirasçıdan mal kaçırmak olduğu ispatlanabiliyorsa muris muvazaasının tümüyle devre dışı bırakılmaması gerektiği savunulmuştur.
Ancak bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Dolayısıyla uygulamada esas alınması gereken çoğunluk görüşü, anlaşmalı boşanma protokolüne ve kesinleşmiş mahkeme kararına dayanan devrin klasik muris muvazaası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı yönündedir.
Boşanmanın Göstermelik Olduğu İleri Sürülürse İlk Ev Devri Geri Alınabilir mi?
Tarafların anlaşmalı boşanmayı gerçekte başka amaçla gerçekleştirdiklerini daha sonra ileri sürmeleri de tek başına ilk boşanma sırasında yapılan taşınmaz devrini ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 yılında onadığı bir başka uyuşmazlıkta taraflar ilk boşanmalarının gerçekte muvazaalı olduğunu, daha sonra tekrar birlikte yaşamaya başladıklarını ve yeniden evlendiklerini ileri sürmüşlerdir. İlk anlaşmalı boşanma protokolünde taşınmaz kadın eşe bırakılmıştır. İkinci evliliğin sona ermesi üzerine erkek, ilk boşanmanın göstermelik olduğunu ileri sürerek taşınmazı yeniden mal rejimi tasfiyesine dahil etmeye çalışmıştır.
Yargılama sonucunda ilk boşanmadaki kesinleşmiş malvarlığı düzenlemesi geçerli kabul edilmiş ve taşınmazın ikinci evlilik başladığı tarihte kadının kişisel malı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu yaklaşım, aynı kişiler arasında yeniden evlilik yapılmasının ilk boşanma sırasında kesinleşmiş malvarlığı sonuçlarını geriye dönük olarak ortadan kaldırmadığını göstermektedir.
Maddi veya Manevi Tazminat Karşılığı Verilen Ev Mirasçılar Tarafından Geri İstenebilir mi?
Gerçek bir tazminat borcunun ifası karşılığında taşınmaz devredilmişse ortada karşılıksız kazandırma bulunmaz.
Örneğin anlaşmalı boşanmada taraflardan biri diğerine 3.000.000 TL manevi tazminat ödemeyi kabul etmiş ve bu borcun para yerine belirli bir taşınmazın devriyle ifa edilmesi kararlaştırılmışsa, ekonomik anlamda bağıştan değil borcun ifasından söz edilir.
Bu durumda taşınmazın devri nedeniyle murisin malvarlığının azalması, işlemi kendiliğinden mirasçılardan mal kaçırma hâline getirmez.
Bununla birlikte “manevi tazminat” ibaresinin yalnız görünüşte kullanıldığı ileri sürülüyorsa boşanma dosyasındaki olaylar, tarafların kusur iddiaları, protokolün tamamı, taşınmazın değeri ve diğer ekonomik düzenlemeler birlikte incelenebilir.
Gerçek tazminat alacağı ile taşınmaz değeri arasında açıklanamayacak derecede büyük fark bulunması hâlinde işlemin karşılıksız kalan kısmı yönünden tenkis tartışması doğabilir.
Mal Rejimi Tasfiyesi Karşılığında Verilen Ev Geri İstenebilir mi?
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan gerçek bir alacağın taşınmaz devriyle ödenmesi de kural olarak ivazlı işlemdir.
Örneğin kadın eşin 5.000.000 TL katılma alacağı bulunuyor ve bu alacağa karşılık değeri yaklaşık aynı olan taşınmaz kendisine bırakılıyorsa, kadın eş karşılıksız kazandırma elde etmiş değildir.
Burada anlaşmalı boşanma protokolünün gerçekten mal rejimini tasfiye edip etmediğinin açıkça anlaşılması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/335 E., 2022/850 K. sayılı kararında, mal rejimi tasfiyesinin boşanmanın zorunlu fer’î sonucu olmadığı; tarafların bunu anlaşmalı boşanma protokolünde düzenleyebileceği, ancak tasfiye iradesinin açık ve tereddütsüz olması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu nedenle protokolde yalnız “tarafların birbirlerinden başkaca maddi talepleri yoktur” şeklinde genel bir ifade bulunması ile “taraflar mal rejimini tamamen tasfiye etmiş olup şu taşınmaz bu kapsamda kadın eşe bırakılmıştır” şeklinde açık bir düzenleme aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.
Protokolde Tazminat veya Mal Rejimi Yazıyor Ama Gerçekte Bağış Yapılmışsa Ne Olur?
Mirasçılar bakımından asıl tartışma bu durumda ortaya çıkar.
Protokolde taşınmazın “tazminat” veya “mal rejimi tasfiyesi” karşılığı verildiği yazmasına rağmen gerçekte eşin böyle bir alacağı bulunmadığı veya taşınmazın değerinin gerçek alacaktan çok daha fazla olduğu ileri sürülebilir.
Bu durumda işlemin gerçek ekonomik içeriği araştırılır.
Örneğin gerçek mal rejimi alacağı 1.000.000 TL iken 15.000.000 TL değerindeki tek taşınmazın eşe bırakılmış olması, aradaki farkın hangi hukuki sebebe dayandığı sorusunu doğurabilir.
Burada her değer farkının otomatik olarak bağış olduğu söylenemez. Tarafların boşanma protokolündeki tüm karşılıklı edimleri, nafaka ve tazminat düzenlemeleri, başka malların kime bırakıldığı ve tarafların ekonomik durumları birlikte değerlendirilmelidir.
Ancak işlemde gerçek bir karşılıksız kazandırma bulunduğu ortaya çıkarsa muris muvazaası dışında tenkis ve şartları varsa denkleştirme gündeme gelebilir.
Muris Muvazaası Kabul Edilmese de Tenkis İstenebilir mi?
Evet. Muris muvazaası ile tenkis birbirinden farklı hukuki kurumlardır.
Muris muvazaasında gerçek iradeye aykırı muvazaalı işlem nedeniyle tapunun iptali gündeme gelir. Tenkiste ise geçerli bir kazandırmanın saklı payları ihlal eden kısmı azaltılır.
Bu nedenle bir işlem muris muvazaası kapsamında bulunmasa bile, karşılıksız nitelikteyse ve saklı payı ihlal ediyorsa tenkis hükümlerinin uygulanması mümkün olabilir.
Nitekim HGK’nın 2020/570 E., 2022/1472 K. sayılı kararına konu dava da muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemiyle terditli olarak açılmıştır.
Burada önemli olan, HGK’nın “muris muvazaası yoksa tenkis mutlaka vardır” şeklinde bir sonuç kurmamış olmasıdır. Tenkisin kendi koşullarının ayrıca gerçekleşmesi gerekir.
Tazminat Karşılığı Verilen Ev Tenkise Tabi Olur mu?
Gerçek tazminat borcunun ödenmesi tenkise tabi karşılıksız kazandırma değildir.
Tenkis bakımından özellikle sağlararası kazandırmanın karşılıksız niteliği önem taşır. Mirasbırakan mevcut ve gerçek bir borcunu ödüyorsa malvarlığından bir değer çıkmış olsa bile bunu bağış olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Ancak tazminatın yalnız görünüşte olduğu veya taşınmaz değerinin gerçek tazminat borcunu çok büyük ölçüde aştığı ispatlanırsa işlemin karşılıksız kısmı yönünden farklı değerlendirme yapılabilir.
Mal Rejimi Alacağı Karşılığı Verilen Ev Tenkise Girer mi?
Aynı yaklaşım mal rejimi bakımından da geçerlidir.
Gerçek bir katılma alacağı veya değer artış payının karşılığı olan taşınmaz devri ivazlıdır. Eş, mirasbırakandan bağış almamakta; zaten mevcut olan alacağını tahsil etmektedir.
Bu nedenle tenkis davasında yalnız taşınmazın eşe devredilmiş olması değil, karşılığında gerçek bir alacak bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Saklı Payı İhlal Etmek Amacıyla Yapılan Kazandırmalar Tenkise Girer mi?
Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesi kapsamında mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan bazı sağlararası kazandırmalar tenkise tabi olabilir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünün gerçekte karşılıksız bir mal aktarımını gizlediği ileri sürülüyorsa murisin ekonomik durumu ve işlem tarihindeki koşullar önem kazanır.
Taşınmazın murisin malvarlığının ne kadarını oluşturduğu, diğer mirasçılara kalan terekenin miktarı, eşe bırakılan ev dışında başka malların bulunup bulunmadığı, gerçek bir tazminat veya mal rejimi alacağının olup olmadığı ve devirden sonra tarafların davranışları birlikte değerlendirilebilir.
Tarafların boşandıktan sonra aynı evde yaşamaya devam etmeleri ve ölümden kısa süre önce yeniden evlenmeleri, HGK çoğunluğuna göre klasik muris muvazaasını tek başına oluşturmasa da tenkis kapsamında saklı payı etkisiz kılma amacının ispatında diğer olgularla birlikte değerlendirmeye konu olabilir.
Anlaşmalı Boşanmada Eşe Verilen Ev Mirasta Denkleştirmeye Girer mi?
Denkleştirme tenkisten de farklıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi uyarınca denkleştirmede esasen yasal mirasçıya yapılan karşılıksız kazandırmanın miras payına mahsuben gerçekleştirilmiş olması aranır.
Burada önemli bir ayrım vardır: Sağ kalan eş altsoy değildir.
Altsoya yapılan bazı karşılıksız kazandırmalarda denkleştirme lehine kanuni karine bulunurken, altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalarda aynı karine uygulanmaz.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.03.2024 tarihli, 2023/1373 E., 2024/2383 K. sayılı kararında da altsoy dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmalarda bunun miras payına mahsuben yapıldığını ileri süren tarafın bu hususu ispatlaması gerektiği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla kadın eş ölüm tarihinde yeniden murisin eşi ve yasal mirasçısı olsa bile, yıllar önce boşanma protokolüyle kendisine verilen ev otomatik olarak denkleştirmeye girmez.
Tazminat veya Mal Rejimi Karşılığı Verilen Ev Denkleştirmeye Girer mi?
Kural olarak hayır; çünkü denkleştirme için de karşılıksız kazandırma aranır.
Kadın eşin gerçek bir tazminat veya mal rejimi alacağı karşılığında taşınmazı aldığı ispatlanıyorsa ortada bağış bulunmamaktadır.
Denkleştirme iddiasında bulunan mirasçının önce işlemin gerçekte karşılıksız olduğunu, ardından sağ kalan eş gibi altsoy dışındaki mirasçı bakımından bunun miras payına mahsuben verildiğini ortaya koyması gerekir.
Bu nedenle böyle bir olayda denkleştirme, tenkise göre genellikle daha zor bir hukuki yol oluşturur.
Tarafların Yeniden Evlenmesi İlk Boşanmadaki Mal Paylaşımını Ortadan Kaldırır mı?
Yeniden evlenme önceki boşanma kararını ve onun kesinleşmiş malvarlığı sonuçlarını geriye dönük olarak ortadan kaldırmaz.
İlk evlilik boşanmayla sona erer. Taraflar daha sonra birbirleriyle yeniden evlendiklerinde hukuken ikinci bir evlilik ve yeni bir mal rejimi dönemi başlar.
İlk boşanmada kadın adına geçen ev, ikinci evlilik kurulurken zaten kadına aittir. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri kişisel maldır.
Dolayısıyla ilk boşanma sırasında kadına geçen ev, ikinci evlilikte kural olarak kadının kişisel malı olarak kalır.
Tarafların daha sonra birbirleriyle yeniden evlenmiş olması bu evi yeniden edinilmiş mal hâline getirmez.
İkinci Evlilikte Koca Eve Para Harcamışsa Mirasçılar Hak İddia Edebilir mi?
Evin mülkiyetinin kadına ait olması, ikinci evlilik dönemindeki bütün ekonomik ilişkilerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Muris ikinci evlilik sırasında kadının kişisel malı olan eve önemli miktarda para harcamış, evin değerini artıran tadilatlar yaptırmış veya taşınmazın borcunu kendi malvarlığından ödemiş olabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 227. maddesi kapsamında bir eşin diğer eşe ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız katkıda bulunması hâlinde şartları varsa değer artış payı alacağı doğabilir.
Muris öldüğünde kendisine ait böyle bir alacak mevcutsa bu alacak terekeye dahil olur ve mirasçılar tarafından ileri sürülebilir.
Bu durumda talep evin tapusunun geri alınması değil, murisin ikinci evlilik döneminde yaptığı katkının mal rejimi tasfiyesi kapsamında hesaplanmasıdır.
Muris Muvazaası Davasında Zamanaşımı Var mı?
Klasik muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları kural olarak zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi değildir.
Bu nedenle mirasbırakanın ölümünün üzerinden altı yıl veya daha uzun süre geçmiş olması tek başına muris muvazaası davasını engellemez.
Ancak anlaşmalı boşanma protokolüne ve kesinleşmiş mahkeme kararına dayanan taşınmaz devrinde esas sorun süre değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/570 E., 2022/1472 K. sayılı kararı karşısında işlemin klasik muris muvazaası kapsamına girip girmediği öncelikle çözülmelidir.
Tenkis Davasında Zamanaşımı Ne Kadardır?
Tenkis davasında Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesindeki hak düşürücü süreler uygulanır.
Saklı paylı mirasçı, saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tenkis talebinde bulunmalıdır.
Sağlararası kazandırmalar bakımından ise mirasın açılmasından, yani mirasbırakanın ölümünden itibaren on yıllık üst süre bulunmaktadır.
Bu süreler zamanaşımı değil hak düşürücü süre niteliğindedir.
Bu nedenle mirasbırakan altı yıl önce ölmüşse on yıllık üst süre henüz dolmamış olabilir; ancak mirasçının taşınmaz devrini ve saklı pay ihlalini ne zaman öğrendiği ayrıca belirlenmelidir.
Mirasçı devirden ve saklı payının zedelendiğinden yıllardır haberdarsa bir yıllık süre tenkis talebi bakımından ciddi engel oluşturabilir.
Mirasta Denkleştirme Talebinde Zamanaşımı Ne Kadardır?
Mirasta denkleştirme bakımından süre tenkisten farklıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.01.2014 tarihli, 2013/25017 E., 2014/573 K. sayılı kararında miras henüz paylaşılmamışsa denkleştirme talebinin zamanaşımına uğramayacağı; miras paylaşılmışsa taksim tarihinden itibaren on yıllık genel zamanaşımının uygulanacağı kabul edilmiştir.
Dolayısıyla murisin altı yıl önce ölmüş olması denkleştirme bakımından tek başına süre aşımı anlamına gelmez. Öncelikle terekenin paylaşılıp paylaşılmadığı belirlenmelidir.
İkinci Evlilikteki Mal Rejimi Alacağında Zamanaşımı Ne Kadardır?
Tarafların ikinci evliliği murisin ölümüyle sona ermişse mal rejimi de ölüm tarihinde sona erer.
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar bakımından Yargıtay uygulamasında Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı esas alınmaktadır.
Bu nedenle murisin ikinci evlilik sırasında kadının kişisel malı olan eve yaptığı katkıdan doğan gerçek bir mal rejimi alacağı bulunuyorsa, ölümün üzerinden altı yıl geçmiş olması on yıllık süre bakımından henüz engel oluşturmayabilir.
Bu ihtimal, özellikle tenkis davasındaki bir yıllık öğrenme süresi geçirilmiş dosyalarda ayrıca incelenmeye değerdir.
Mirasbırakan Altı Yıl Önce Öldüyse Hangi Talepler Hâlâ İleri Sürülebilir?
Ölümün üzerinden altı yıl geçmiş olması bütün taleplerin sona erdiği anlamına gelmez. Ancak her hukuki yolun süresi ve maddi şartı farklıdır.
Klasik muris muvazaasında süre engeli bulunmamakla birlikte anlaşmalı boşanma protokolüne dayanan mahkeme kararlı devir bakımından HGK’nın 09.11.2022 tarihli, 2020/570 E., 2022/1472 K. sayılı kararı ciddi bir maddi hukuk engeli oluşturur.
Tenkiste on yıllık üst süre henüz dolmamış olabilir; ancak bir yıllık öğrenme süresi araştırılmalıdır.
Denkleştirmede tereke henüz paylaşılmamışsa süre farklı değerlendirilir; paylaşılmışsa paylaşım tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı gündeme gelir.
İkinci evlilik döneminden kaynaklanan mal rejimi alacağı bakımından da ölümden itibaren on yıllık zamanaşımı söz konusu olabilir.
Bu nedenle böyle bir dosyada yalnız tapu kaydına bakmak yeterli değildir. İlk anlaşmalı boşanma dosyası ve protokolü, mahkeme kararının hüküm fıkrası, taşınmazın devir tarihi ve değeri, eşlerin gerçek mal rejimi ve tazminat hakları, boşanma sonrası yaşam biçimleri, yeniden evlilik tarihi, murisin ikinci evlilik döneminde taşınmaza yaptığı katkılar, terekenin paylaşılmış olup olmadığı ve mirasçıların işlemi ne zaman öğrendiği birlikte incelenmelidir.
Anlaşmalı Boşanmada Eşe Verilen Ev Her Durumda Mirasçılardan Korunmuş mudur?
Anlaşmalı boşanma protokolünün mahkemece onaylanmış olması, taşınmazın bundan sonra hiçbir miras hukuku talebine konu olamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte hangi hukuki yolun kullanılabileceği işlemin gerçek niteliğine bağlıdır.
Gerçek bir tazminat veya mal rejimi alacağının karşılığı olan devirde karşılıksız kazandırmadan söz etmek güçtür. Böyle bir işlemde muris muvazaası, tenkis ve denkleştirme iddialarının dayanağı önemli ölçüde zayıflar.
Buna karşılık “tazminat” veya “mal rejimi tasfiyesi” görüntüsü altında gerçekte karşılıksız ve saklı payı etkisiz kılmayı amaçlayan bir kazandırma yapılmışsa tenkis hükümleri gündeme gelebilir. Sağ kalan eş bakımından denkleştirme de teorik olarak mümkündür; ancak eş altsoy olmadığı için kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığının ayrıca ispatlanması gerekir.
Tarafların boşandıktan sonra birlikte yaşamaya devam etmeleri ve yeniden evlenmeleri ilk boşanmadaki kesinleşmiş taşınmaz devrini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Buna karşılık ikinci evlilik süresince murisin taşınmaza yaptığı ispatlanabilir katkılar terekeye ait ayrı bir mal rejimi alacağı doğurabilir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanmada eşe devredilen bir taşınmazın ölümden sonra geri alınıp alınamayacağı tek bir “muvazaa var mı?” sorusuyla çözülemez. Devrin tazminat mı, gerçek bir mal rejimi tasfiyesi mi yoksa karşılıksız kazandırma mı olduğu belirlendikten sonra muris muvazaası, tenkis, denkleştirme ve ikinci evlilikteki mal rejimi birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.