Akıl Hastası veya Madde Bağımlısı Kişi Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi? Zorunlu Tedavi ve AMATEM Şartları

📅 20 Ağustos 2026 🔄 Son güncelleme: 23 Ağustos 2026

Psikiyatrik hastalığı bulunan bir kişinin tedaviyi kabul etmemesi, ilaçlarını kullanmayı bırakması, kendisine veya çevresindekilere zarar verme tehlikesi göstermesi hâlinde yakınlarının en çok merak ettiği konulardan biri, bu kişinin rızası dışında hastaneye yatırılıp yatırılamayacağıdır. Özellikle ağır psikiyatrik hastalığı bulunan eş, anne, baba veya çocuk bakımından aile üyelerinin hastayı kendi kararıyla hastaneye yatırıp yatıramayacağı, hastanede ne kadar tutulabileceği ve zorunlu tedavinin hangi şartlarda mümkün olduğu önem taşır.

Türk hukukunda kişinin istemediği hâlde bir psikiyatri kurumuna yerleştirilmesi mümkündür. Ancak psikiyatrik hastalık tanısı bulunması tek başına kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasına yeterli değildir. Konu, Türk Medeni Kanunu’nun 432 ve devamı maddelerinde “koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması” adı altında düzenlenmiştir. Kanun, bir yandan kendisini veya toplumu tehlikeye sokabilecek kişinin korunmasını amaçlarken diğer yandan son derece ağır bir müdahale olan özgürlükten yoksun bırakmanın keyfî biçimde uygulanmasını önlemeye çalışmaktadır.

Bu sebeple “akıl hastası olduğu için hastaneye kapatılabilir” şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır. Hastalığın niteliği, kişinin davranışları, oluşturduğu tehlike, kişisel korunmasının hastaneye yatırılmadan sağlanıp sağlanamayacağı ve resmî sağlık kurulu değerlendirmesi birlikte önem taşır.

İçindekiler
  1. 1. Akıl Hastası Kişi Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  2. 2. Akıl Hastanesine Zorla Yatırılma Şartları Nelerdir?
  3. 3. Her Akıl Hastalığı Zorunlu Hastane Yatışı İçin Yeterli midir?
  4. 4. Akıl Hastası Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  5. 5. Eş veya Aile Kendi Kararıyla Kişiyi Akıl Hastanesine Kapatabilir mi?
  6. 6. Akıl Hastası Kişi Kendisine veya Başkalarına Zarar Veriyorsa Ne Yapılabilir?
  7. 7. Akıl Hastanesine Yatırma Kararını Hangi Mahkeme Verir?
  8. 8. Sağlık Kurulu Raporu Olmadan Akıl Hastanesine Zorla Yatırma Kararı Verilebilir mi?
  9. 9. Sağlık Kurulu Raporu İçin 20 Gün Hastanede Tutulmak Ne Demektir?
  10. 10. Akıl Hastası Kişi Polis veya Ambulansla Zorla Hastaneye Götürülebilir mi?
  11. 11. Akıl Hastası Kişi Tedaviyi Reddederse Ne Olur?
  12. 12. Akıl Hastası Kişi İlaç Kullanmaya Zorlanabilir mi?
  13. 13. Zorunlu Yatış ile Zorunlu Tedavi Aynı Şey midir?
  14. 14. Tedaviyi Sürekli Reddeden Akıl Hastası Eşe Ne Yapılabilir?
  15. 15. Akıl Hastanesinde Ne Kadar Kalınır?
  16. 16. Akıl Hastanesinde Aylarca veya Yıllarca Kalmak Mümkün müdür?
  17. 17. Akıl Hastanesinde Ömür Boyu Tutulmak Mümkün müdür?
  18. 18. Hasta İyileştiğinde Kim Taburcu Eder?
  19. 19. Hastaneden Çıkmak İsteyen Kişi Ne Yapabilir?
  20. 20. Akıl Hastanesinden Çıkarılma Talebi Reddedilirse İtiraz Edilebilir mi?
  21. 21. Zorunlu Yatış Kararına Nasıl İtiraz Edilir?
  22. 22. Mahkeme Akıl Hastası Kişiyi Dinlemek Zorunda mıdır?
  23. 23. Yakınları Hastanın Taburcu Olmasına Engel Olabilir mi?
  24. 24. Vesayet Altına Alınmak ile Akıl Hastanesine Yatırılmak Aynı Şey midir?
  25. 25. Suç İşleyen Akıl Hastasının Hastaneye Yatırılması Aynı Hukuki Süreç midir?
  26. 26. TCK m. 57'ye Göre Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbiri Nedir?
  27. 27. Suç İşleyen Akıl Hastası Yüksek Güvenlikli Hastanede Ne Kadar Kalır?
  28. 28. Suç İşleyen Akıl Hastası Ömür Boyu Hastanede Tutulabilir mi?
  29. 29. 2025 Yılında Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirlerinde Ne Değişti?
  30. 30. Akıl Hastası Eşin Hastaneye Yatırılması Boşanma Davasını Etkiler mi?
  31. 31. Akıl Hastalığı Nedeniyle Zorunlu Tedavi Görmek Boşanma Sebebi midir?
  32. 32. Eşin Psikiyatri Hastanesinde Tedavi Görmesi Tek Başına Boşanmak İçin Yeterli midir?
  33. 33. Akıl Hastası Eşin Davranışları Boşanmada Kusur Sayılır mı?
  34. 34. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Tazminat İstenebilir mi?
  35. 35. Akıl Hastası Eşten Boşanırken Nafaka İstenebilir mi?
  36. 36. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Hastane Kayıtları Kullanılabilir mi?
  37. 37. Eşim Tedaviyi Reddediyor, Boşanmak Zorunda mıyım?
  38. 38. Psikoloğum Eşimin Narsist Olduğunu Söylüyor, Eşimi Akıl Hastanesine Yatırabilir miyim?
  39. 39. Narsist Eş Tedaviyi Reddederse Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?
  40. 40. Uyuşturucu Kullanan Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  41. 41. Madde Bağımlısı Eş Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?
  42. 42. Uyuşturucu Kullanan Eş AMATEM'e Zorla Yatırılabilir mi?
  43. 43. Alkol Bağımlısı Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  44. 44. Eşim Uyuşturucu Kullanıyor ve Bize Saldırıyor, Ne Yapabilirim?
  45. 45. Madde Bağımlısı Kişi Tedaviyi Reddederse Ne Olur?
  46. 46. Madde Bağımlısı Eş Vesayet Altına Alınabilir mi?
  47. 47. İntihar Etmekle Tehdit Eden Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  48. 48. Psikoz Geçiren ve Hastaneye Gitmeyi Reddeden Kişi Zorla Yatırılabilir mi?
  49. 49. Alzheimer veya Demans Hastası Kişi Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?
  50. 50. Kumar Bağımlısı Eş Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?
  51. 51. Ailesi Kişinin Uyuşturucu Bağımlısı Olduğunu Söylerse Bu Yeterli midir?
  52. 52. Uyuşturucu veya Alkol Bağımlılığı ile Tek Seferlik Madde Kullanımı Aynı Şey midir?
  53. Sık Sorulan Sorular
  54. Kaynakça

1. Akıl Hastası Kişi Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 432. maddesi, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ergin bir kişinin tedavisi amacıyla elverişli bir kuruma yerleştirilmesine veya bulunduğu kurumda alıkonulmasına izin vermektedir.

Kanunda akıl hastalığı yanında akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık ve serserilik de sayılmıştır. Bununla birlikte maddede sayılan durumlardan birinin bulunması tek başına yeterli görülmemiştir. Kişinin bu sebeplerden biri dolayısıyla toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması da aranmaktadır.

Bu düzenleme özellikle psikiyatrik hastalıklar bakımından önemlidir. Bir kişinin geçmişte psikiyatri servisinde tedavi görmüş olması, düzenli psikiyatri ilacı kullanması, şizofreni veya bipolar bozukluk gibi bir tanısının bulunması yahut zaman zaman olağan dışı davranışlar göstermesi, her durumda zorunlu hastane yatışını haklı kılmaz.

Özgürlükten yoksun bırakma, kişinin temel haklarına yapılan çok ağır bir müdahaledir. Bu nedenle müdahalenin yalnız hastalığın adına değil, hastalığın somut olayda doğurduğu sonuçlara dayanması gerekir.

Örneğin ağır bir psikiyatrik hastalığı bulunmasına rağmen tedavisini sürdüren, günlük hayatını devam ettiren ve kendisi veya çevresindekiler bakımından bir tehlike oluşturmayan kişinin sırf tanısı nedeniyle hastaneye yatırılması TMK m. 432’nin öngördüğü sisteme uygun değildir. Buna karşılık hastalığının ağırlaşması nedeniyle gerçeklikle bağını kaybeden, saldırgan davranışlarda bulunan, ağır biçimde kendisine zarar verme tehlikesi gösteren veya kişisel bakımını sağlayamayacak hâle gelen kişinin durumu farklı değerlendirilebilir.

Kanunun amacı psikiyatrik hastalığı bulunan kişilerin toplumdan uzaklaştırılması değildir. Kuruma yerleştirme, hastanın ve gerektiğinde toplumun korunması için başka bir yöntemin yeterli olmadığı hâllerde başvurulabilecek bir koruma tedbiridir.

2. Akıl Hastanesine Zorla Yatırılma Şartları Nelerdir?

Akıl hastalığı nedeniyle kişinin rızası dışında bir sağlık kuruluşuna yerleştirilmesinde birden fazla şart birlikte değerlendirilir.

Öncelikle kişide Türk Medeni Kanunu’nun 432. maddesinin kapsamına giren bir akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bulunması gerekir. Bunun ardından hastalığın kişinin davranışları üzerindeki etkisi ve ortaya çıkardığı tehlike incelenir.

Kanun özellikle toplum için tehlike oluşturma şartına yer vermektedir. Bu tehlikenin yalnız kişinin çevresindekilere fiziksel saldırıda bulunması şeklinde anlaşılması doğru değildir. Somut olayın özelliklerine göre ciddi saldırganlık, kontrolsüz davranışlar, ağır şekilde kendine zarar verme riski veya hastalığın kişinin ve çevresindekilerin güvenliğini ciddi biçimde tehdit eden sonuçları değerlendirme konusu olabilir.

Bunun yanında kişinin kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir. Bu şart, zorunlu hastane yatışının son çare niteliğini ortaya koymaktadır. Ayakta tedavinin, aile desteğinin veya daha hafif koruyucu tedbirlerin kişinin korunması bakımından yeterli olduğu bir durumda doğrudan özgürlüğün kısıtlanmasına gidilmesi kanunun sistemine uygun değildir.

Türk Medeni Kanunu m. 432, değerlendirme sırasında kişinin çevresine getirdiği külfetin de göz önünde tutulmasını öngörmektedir. Bununla birlikte aile fertlerinin hastanın davranışlarından rahatsız olması veya birlikte yaşamanın zorlaşması tek başına özgürlüğün kısıtlanmasının gerekçesi sayılamaz. Çevreye getirilen külfet, maddede aranan diğer koşullarla birlikte değerlendirilir.

Kişinin hastalığı, tehlikelilik durumu ve korunma ihtiyacı tıbbi değerlendirme gerektirdiğinden, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle esas yerleştirme kararının resmî sağlık kurulu raporu alınmadan verilmesi mümkün değildir.

Kuruma yerleştirmenin amacı cezalandırma değildir. Kanun bu nedenle kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılmasını da açıkça emretmektedir.

3. Her Akıl Hastalığı Zorunlu Hastane Yatışı İçin Yeterli midir?

Psikiyatrik hastalığın bulunması ile zorunlu hastane yatışının gerekli olması birbirinden farklı hukuki ve tıbbi meselelerdir.

Şizofreni, bipolar bozukluk, ağır depresyon veya başka bir psikiyatrik hastalığın teşhis edilmiş olması, kişinin otomatik olarak hastaneye yatırılabileceği anlamına gelmez. Aynı hastalık farklı kişilerde çok farklı ağırlıkta seyredebilir. Hastalık tedavi altında olabilir, kişinin günlük yaşamını sürdürmesine engel olmayabilir veya zaman zaman ciddi krizlere yol açabilir.

Bu sebeple mahkemenin önündeki mesele yalnızca “kişide psikiyatrik hastalık var mı?” sorusundan ibaret değildir. Hastalığın kişinin korunması bakımından kuruma yerleştirmeyi gerektirip gerektirmediğinin de ortaya konulması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.09.2009 tarihli, 2009/4720 E., 2009/15333 K. sayılı kararında bu ayrım açık biçimde görülmektedir. Karara konu olayda sağlık kurulu raporunda kişiye “Bipolar Affektif Bozukluk” tanısı konulduğu belirtilmiştir. Ancak söz konusu rapor, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin olarak düzenlenmiştir ve rahatsızlığın TMK m. 405 kapsamında kişinin kısıtlanmasını gerektirip gerektirmediğine ilişkin yeterli açıklama içermediğinden Yargıtay, gerekli nitelikte yeni sağlık kurulu raporu alınmadan karar verilmesini eksik inceleme kabul etmiştir.

Karar aynı zamanda vesayet altına alma ile koruma amacıyla hastaneye yerleştirmenin birbirinden farklı kurumlar olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bir kişinin belirli bir amaçla düzenlenmiş psikiyatri raporunda hastalık tanısının bulunması, başka bir hukuki tedbir için gerekli değerlendirmeyi kendiliğinden karşılamaz.

Aynı ayrım zorunlu hastane yatışı bakımından da geçerlidir. Tanının varlığı başlangıç noktası olabilir; fakat kişinin özgürlüğünü kısıtlayacak bir tedbir için hastalığın somut sonuçlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

4. Akıl Hastası Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

Eşlerden birinin ağır psikiyatrik hastalık yaşaması, özellikle tedaviyi reddettiği dönemlerde diğer eş bakımından çok zor durumlar ortaya çıkarabilir. Hastanın saldırgan davranışlarda bulunması, kendisine zarar verme girişimleri, ağır psikotik belirtiler göstermesi veya ev içinde ciddi güvenlik sorunu yaratması hâlinde diğer eş hastaneye yatırma yolunun bulunup bulunmadığını araştırabilir.

Evlilik, eşlerden birine diğer eşin özgürlüğü üzerinde karar verme yetkisi vermez. Bir kişi yalnızca eşi istediği için psikiyatri hastanesine kapatılamaz. Eşin hastanın tedavi görmesi gerektiğini düşünmesi de tek başına zorunlu yatış için yeterli değildir.

Bununla birlikte eş, hastanın durumunu sağlık kuruluşlarına ve yetkili makamlara bildirebilir; TMK m. 432 şartlarının oluştuğunu düşünüyorsa koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin sürecin başlatılmasını isteyebilir. Nihai değerlendirme aile içindeki güç ilişkilerine değil, kanunda belirtilen koşullara ve tıbbi bulgulara göre yapılır.

Bu nedenle örneğin eşler arasındaki boşanma uyuşmazlığının bulunması, eşlerden birinin diğerini “akıl hastası” olarak nitelendirmesi veya tarafların birbirleri hakkında ağır iddialarda bulunması zorunlu hastane yatışı için yeterli değildir.

Aksinin kabulü, psikiyatrik hastane yatışının aile içi uyuşmazlıklarda baskı aracına dönüşmesine yol açabilir. Kanunda mahkeme ve sağlık kurulu güvencelerinin bulunmasının önemli sebeplerinden biri de kişinin özgürlüğünün yakınlarının tek taraflı iradesine bırakılamamasıdır.

Bununla birlikte hastanın gerçekten ağır bir kriz içinde bulunduğu ve kendisine veya çevresine yönelik ciddi bir tehlikenin mevcut olduğu durumlarda, eşin “onay vermemesi” de tek başına müdahaleyi engellemez. Çünkü TMK m. 432’de düzenlenen koruma tedbiri eşler arasındaki özel hukuki yetkiye değil, kanunda gösterilen şartlara dayanır.

5. Eş veya Aile Kendi Kararıyla Kişiyi Akıl Hastanesine Kapatabilir mi?

Bir kişinin eşi, çocukları, anne ve babası veya diğer yakınları kendi aralarında karar alarak o kişiyi süresiz şekilde psikiyatri hastanesinde tutamaz.

Yakınlar hastanın durumunu bildirebilir, sağlık hizmetine başvurabilir ve gerekli hukuki sürecin başlatılmasını sağlayabilir. Ancak rızası bulunmayan bir erginin özgürlüğünün uzun süre kısıtlanması, özel kişilerin iradesine bırakılmış değildir.

Türk Medeni Kanunu’nun sisteminde esas yerleştirme veya alıkoyma kararı vesayet makamına aittir. TMK m. 397 uyarınca vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir. Kuruma yerleştirilen kişiye ayrıca karara karşı başvuru hakkı tanınmıştır.

Dolayısıyla filmlerde zaman zaman görülen, aile fertlerinin birkaç evrak imzalamasıyla kişinin yıllarca hastanede tutulması biçimindeki model Türk hukukundaki koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması sistemini yansıtmamaktadır.

Yakınların beyanları elbette önemsiz değildir. Hastanın kriz sırasında sergilediği davranışları en yakından gözlemleyen kişiler çoğu zaman aile fertleridir. Ancak bu beyanların hukuki değeri ile kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar verme yetkisi aynı şey değildir.

Özellikle boşanma, miras, malvarlığı veya aile içi çatışma bulunan durumlarda yalnız yakınların iddialarına dayanılarak kişinin özgürlüğünün kısıtlanması mümkün değildir. Tıbbi değerlendirme ve kanunun öngördüğü yargısal süreç işletilmelidir.

6. Akıl Hastası Kişi Kendisine veya Başkalarına Zarar Veriyorsa Ne Yapılabilir?

Psikiyatrik krizlerin tamamı mahkeme sürecinin olağan şekilde sonuçlanmasını bekleyebilecek nitelikte değildir. Kişinin kendisine zarar vermeye çalışması, başkalarına yönelik ciddi saldırganlık göstermesi veya kontrol edilemeyen bir kriz içinde bulunması hâlinde acil sağlık ve güvenlik müdahalesi gündeme gelebilir.

Bu durumlarda öncelikle olayın aciliyeti ile uzun süreli zorunlu yerleştirme birbirinden ayrılmalıdır. Acil müdahale, kişinin içinde bulunduğu ani tehlikeyi ortadan kaldırmaya yöneliktir. TMK m. 432 ve devamındaki süreç ise kişinin belirli şartlar altında koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesinin hukuki zeminini oluşturur.

Örneğin kişi psikiyatrik kriz sırasında aile bireylerine saldırıyor, ağır biçimde kendisini yaralamaya çalışıyor veya gerçeklikle bağının ciddi ölçüde bozulması nedeniyle kontrol edilemiyorsa yakınlarının olayın niteliğine göre sağlık ve kolluk birimlerinden yardım istemesi mümkündür. Bu ilk müdahalenin ardından kişinin hastanede rızası dışında tutulmaya devam edilmesinin hukuki şartları ayrıca değerlendirilir.

Kamu görevlileri de görevlerini yaparken TMK m. 432’de sayılan sebeplerden birinin varlığını öğrendiklerinde durumu yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır.

Burada özellikle “yakınları şikâyet etti, o hâlde hasta yatırılır” şeklinde otomatik bir sonuç bulunmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Yakınların veya kamu görevlilerinin bildirimi süreci harekete geçirebilir; zorunlu yerleştirmenin şartlarının bulunup bulunmadığı ise hukuki ve tıbbi değerlendirme sonunda belirlenir.

7. Akıl Hastanesine Yatırma Kararını Hangi Mahkeme Verir?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin yerleştirme veya alıkoyma kararını verme yetkisi vesayet makamına aittir. Türk Medeni Kanunu m. 397 gereğince vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir.

Yer bakımından temel kural TMK m. 433’te düzenlenmiştir. Buna göre yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisi kural olarak kişinin yerleşim yerindeki vesayet makamına aittir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kişinin fiilen bulunduğu yerdeki vesayet makamı da yetkilidir.

Bu istisna özellikle acil koruma gereken psikiyatrik vakalarda önem taşır. Kişinin yerleşim yerinden başka bir şehirde bulunması veya hastalık krizinin başka bir yerde ortaya çıkması hâlinde sırf yerleşim yeri mahkemesinin harekete geçmesinin beklenmesi, tedbirin amacını ortadan kaldırabilir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18.04.2022 tarihli, 2022/4595 E., 2022/6726 K. sayılı kararında da koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması işlerinde en seri şekilde karar verilmesinin önemi vurgulanmıştır. Kararda iki sulh hukuk mahkemesi arasında ortaya çıkan yetki uyuşmazlığı değerlendirilmiş ve TMK m. 432 ile 433 hükümleri çerçevesinde işin gecikmeden sonuçlandırılması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.03.2023 tarihli, 2022/15800 E., 2023/2653 K. sayılı kararında da TMK m. 432 kapsamındaki koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması talebi bakımından yerleşim yeri ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bulunulan yer esasları değerlendirilmiş; işin niteliği gereği seri karar verilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.

Yerleştirme veya alıkoyma kararını veren vesayet makamı, şartları ortadan kalktığında kurumdan çıkarma konusunda da yetkilidir.

8. Sağlık Kurulu Raporu Olmadan Akıl Hastanesine Zorla Yatırma Kararı Verilebilir mi?

Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı bakımından resmî sağlık kurulu raporu, esas yerleştirme kararının temel güvencelerinden biridir.

Türk Medeni Kanunu m. 436/5 uyarınca akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı ve ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalığı bulunan kişiler hakkında resmî sağlık kurulu raporu alındıktan sonra karar verilebilir.

Böylece kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını gerektiren tıbbi şartların yalnız aile fertlerinin, kolluğun veya mahkemenin kişisel değerlendirmesine bırakılması önlenmektedir.

Resmî sağlık kurulu raporunun bulunması da tek başına mahkemeyi otomatik olarak belirli bir sonuca götüren bir formalite olarak görülmemelidir. Raporun hangi hukuki ve tıbbi mesele için düzenlendiği önemlidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.09.2009 tarihli, 2009/4720 E., 2009/15333 K. sayılı kararında, bipolar affektif bozukluk tanısı içeren bir sağlık kurulu raporunun koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması için düzenlendiği; buna karşılık kişinin TMK m. 405 kapsamında vesayet altına alınmasını gerektirecek durumda olup olmadığına ilişkin yeterli değerlendirmeyi içermediği kabul edilmiştir.

Kararın işaret ettiği temel nokta, sağlık raporunun yalnız hastalık tanısını göstermekle sınırlı olmaması gerektiğidir. Hangi tedbirin uygulanmasının istendiğine göre gerekli tıbbi değerlendirme de buna uygun olmalıdır.

Zorunlu hastane yatışı bakımından da asıl mesele yalnız hastalığın adının konulması değil, hastalığın ve mevcut durumun koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirip gerektirmediğinin ortaya konulmasıdır.

9. Sağlık Kurulu Raporu İçin 20 Gün Hastanede Tutulmak Ne Demektir?

Türk Medeni Kanunu m. 436/6’da geçen yirmi günlük süre, zorunlu psikiyatri yatışlarında sıkça yanlış anlaşılmaktadır.

Kanundaki yirmi gün, akıl hastanesine zorunlu olarak yatırılan herkesin en fazla yirmi gün hastanede kalabileceği anlamına gelmez. Bu süre, resmî sağlık kurulu raporunun alınabilmesini sağlamak amacıyla yapılan geçici yerleştirmeye ilişkindir.

Resmî sağlık kurulu raporunun düzenlenmesi için kişinin belirli bir süre gözlem altında tutulması gerekebilir. TMK m. 436/6 uyarınca gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla yirmi gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilir.

Bu süreçte kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerin alınmasına, kıl, tükürük ve tırnak gibi örneklerin teminine ve gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmasına da kanunda açıkça yer verilmiştir. Buradaki amaç, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına esas olabilecek resmî sağlık kurulu raporunun sağlıklı biçimde hazırlanabilmesidir.

Bu düzenleme önemli bir anayasal denetim sürecinden geçmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 25.01.2023 tarihli, E.2020/30, K.2023/12 sayılı kararında, önceki düzenlemede kişinin hekim ön raporu üzerine yirmi güne kadar sağlık kuruluşunda tutulabilmesine karşı yeterli başvuru güvencesinin bulunmaması incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, özgürlükten yoksun bırakmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ağır bir müdahale oluşturduğunu; böyle bir müdahalede keyfîliği engelleyecek hukuki güvencelerin bulunması gerektiğini vurgulamıştır.

Mahkeme, sağlık kurulu raporunun hazırlanabilmesi için kişinin gerektiğinde gözlem altında tutulmasının meşru bir amaca sahip ve elverişli olabileceğini kabul etmekle birlikte, eski düzenlemede bu geçici yerleştirmeye karşı etkili bir başvuru yolunun bulunmamasını orantılılık bakımından yeterli görmemiş ve ilgili hükmü iptal etmiştir.

Bunun üzerine 7499 sayılı Kanunla TMK m. 436/6 yeniden düzenlenmiş ve değişiklik 12 Mart 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Güncel düzenlemeye göre hekim ön raporu üzerine verilen bu geçici yerleştirme kararı ilgili kişiye ve yakınlarına derhâl bildirilmelidir. İlgili veya yakınları, bildirimin yapılmasından itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir. İtiraz, kararın uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz ve denetim makamı itirazı ivedilikle karara bağlar.

Bu nedenle internette zaman zaman karşılaşılan “Türkiye’de bir kişi akıl hastanesinde en fazla yirmi gün tutulabilir” bilgisi hukuken doğru değildir. Yirmi günlük üst sınır, resmî sağlık kurulu raporunun alınması amacıyla hekim ön raporuna dayalı bu özel geçici yerleştirme aşamasına ilişkindir.

Esas koruma amacıyla yerleştirmenin ne kadar devam edebileceği ise farklı bir meseledir. Hastanede kalış süresinin uzaması, taburculuk ve “ömür boyu akıl hastanesinde tutulma” ihtimali ayrıca değerlendirilmelidir.

10. Akıl Hastası Kişi Polis veya Ambulansla Zorla Hastaneye Götürülebilir mi?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin kararların yalnız kâğıt üzerinde kalması her durumda mümkün değildir. Ağır psikiyatrik kriz içinde bulunan kişi hastaneye gitmeyi reddedebilir, bulunduğu yerden ayrılmak istemeyebilir veya müdahaleye fiziksel olarak karşı koyabilir.

Türk Medeni Kanunu m. 436/7, bu ihtimali açıkça düzenlemektedir. Madde kapsamında alınan kararların uygulanması için gerektiğinde ilgili kişi hakkında zor kullanılabilir ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınabilir.

Dolayısıyla kanuni şartları bulunan bir kararın uygulanmasında, kişinin rızasının bulunmaması tek başına işlemi imkânsız hâle getirmez.

Bununla birlikte bu hüküm, aile fertlerine hastayı kendi imkânlarıyla zor kullanarak hastaneye götürme konusunda sınırsız bir yetki vermez. Zor kullanma, kanuni sürecin uygulanması kapsamında yetkili kamu görevlileri ve sağlık personeli tarafından gerçekleştirilir.

Aynı şekilde “polis geldiği için zorunlu yatış şartları oluşmuştur” biçiminde bir değerlendirme de yapılamaz. Kolluğun müdahaleye katılması ile kişinin uzun süreli olarak psikiyatri kurumunda tutulmasının hukuki şartları farklıdır.

Örneğin akut psikiyatrik kriz sırasında saldırganlık gösteren bir kişinin güvenli biçimde sağlık kuruluşuna ulaştırılmasında kolluk ve sağlık görevlilerinin müdahalesi gerekli olabilir. Ancak bu kişinin sonrasında rızası dışında kurumda tutulmaya devam edilmesi için ilgili tıbbi ve hukuki koşullar ayrıca bulunmalıdır.

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasının temelinde, kişinin psikiyatrik hastalığının bulunmasından çok daha fazlası vardır. Tedbir ancak kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesi, gerekli tıbbi değerlendirmenin yapılması ve kişinin özgürlüğüne yapılan müdahaleye karşı öngörülen hukuki güvencelerin işletilmesiyle uygulanabilir. Eşin veya ailenin talebi süreci başlatabilir; fakat bir kişiyi psikiyatri hastanesine yerleştirme ve orada tutma yetkisi aile fertlerinin iradesine bırakılmamıştır.

11. Akıl Hastası Kişi Tedaviyi Reddederse Ne Olur?

Psikiyatrik hastalığı bulunan kişinin tedaviyi reddetmesi, aile açısından zorunlu tedavi talebini gündeme getirebilir. Özellikle kişi hastalığını kabul etmiyor, ilaçlarını bırakıyor veya hastaneye gitmeyi reddediyorsa yakınları onun yerine tedavi kararı verip veremeyeceklerini merak etmektedir.

Türk hukukunda temel kural, tıbbi müdahalenin hastanın rızasıyla yapılmasıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 22. maddesine göre kanunda gösterilen istisnalar dışında kimse rızası olmaksızın veya verdiği rızaya aykırı biçimde tıbbi müdahaleye tabi tutulamaz. Yönetmeliğin 25. maddesi de kanunen zorunlu hâller dışında hastaya uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetme ve durdurulmasını isteme hakkı tanımaktadır.

Psikiyatrik hastalık tanısının bulunması bu hakkı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bir kişinin şizofreni, bipolar bozukluk veya başka bir psikiyatrik hastalığının bulunması, her durumda kendi tedavisi hakkında karar veremediği anlamına gelmez. Hastanın belirli bir anda yapılacak müdahaleyi anlayabilecek, sonuçlarını değerlendirebilecek ve iradesini açıklayabilecek durumda olup olmadığı ayrıca önem taşır.

Bu nedenle psikiyatrik hastalığı bulunan fakat tedavinin anlamını ve sonuçlarını değerlendirebilen bir erginin “ilaç kullanmak istemiyorum” demesi ile ağır bir psikoz sırasında gerçeklikle bağını kaybeden ve iradesini sağlıklı biçimde açıklayamayan kişinin tedaviyi reddetmesi aynı hukuki zeminde değerlendirilemez.

Hasta Hakları Yönetmeliği de bu ayrımı gözetmektedir. Hastanın ifade gücünün bulunmadığı bazı durumlarda rıza şartının aranmayabileceği, yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda ise hastadan yeterli olduğu dönemde ileride yeterliğini kaybettiği dönemlerde yapılabilecek müdahaleler konusunda rıza alınabileceği düzenlenmiştir.

Acil durumlarda da farklı bir rejim vardır. Hastanın rızasının alınamadığı, hayati tehlikenin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu durumlarda veya müdahale edilmemesinin bir organın kaybına yahut fonksiyonunu yerine getirememesine yol açacağı hâllerde gerekli tıbbi müdahale rızaya bağlı değildir.

Psikiyatri hastasının tedaviyi reddetmesi bakımından ise yalnız “hasta ilacı istemiyor” bilgisinden hareket edilerek zorunlu tedavi sonucu çıkarılamaz. Hastanın karar verme yeterliği, mevcut tehlike, acil durum bulunup bulunmadığı, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin kararın kapsamı ve uygulanacak müdahalenin hukuki dayanağı birlikte değerlendirilmelidir.

12. Akıl Hastası Kişi İlaç Kullanmaya Zorlanabilir mi?

Akıl hastanesine zorla yatırılan kişinin her türlü ilacı zorla kullanmak zorunda olduğu düşüncesi doğru değildir. Zorunlu hastane yatışı ile hastanın vücuduna yapılacak her tıbbi müdahaleye rızasının gerekmemesi aynı anlama gelmez.

Türk Medeni Kanunu m. 432, şartları oluştuğunda kişinin tedavisi amacıyla elverişli bir kuruma yerleştirilmesine veya orada alıkonulmasına imkân tanımaktadır. Bununla birlikte yerleştirme kararının verilmiş olması, sağlık personeline hastaya uygulanabilecek bütün tedaviler bakımından sınırsız bir zor kullanma yetkisi vermez.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nde tıbbi müdahalelerde rıza temel kural olarak korunmuştur. Buna karşılık kanunen zorunlu olan hâller ile kişinin iradesini açıklayamadığı ve acil tıbbi müdahalenin gerektiği durumlar bu genel kuralın dışında kalabilir.

Türk Medeni Kanunu m. 436’da da zor kullanmaya ilişkin hükümler bulunmaktadır. Resmî sağlık kurulu raporunun alınmasını sağlamak amacıyla gerekli bazı tıbbi müdahalelerin yapılabileceği açıkça düzenlenmiş, ayrıca bu madde kapsamında alınan kararların icrası için gerektiğinde ilgili kişi hakkında zor kullanılabileceği ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınabileceği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 25.01.2023 tarihli, E.2020/30, K.2023/12 sayılı kararında TMK m. 436 kapsamında zor kullanılması ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınmasına imkân veren düzenlemeyi de incelemiştir. Mahkeme, toplum için tehlike oluşturan ve mahkeme kararının uygulanmasına rıza göstermeyen kişinin sağlık kuruluşuna yerleştirilmesinin sağlanmasında zor kullanmanın kamu düzeni ve kişilerin korunması amaçları bakımından gerekli olabileceğini kabul etmiştir.

Bununla birlikte buradan “mahkeme zorunlu yatış kararı verdiği anda hastanın bütün ilaçları zorla verilebilir” sonucu çıkarılamaz. Uygulanacak tıbbi müdahalenin ayrıca tıbben gerekli olması, kanuni dayanağının bulunması ve müdahalenin ölçülü gerçekleştirilmesi gerekir.

Örneğin hasta ayırt etme ve karar verme yeterliğini koruyor, acil bir durum bulunmuyor ve kanunun zorunlu müdahaleye izin verdiği özel bir hâl mevcut değilse tıbbi müdahalede rıza kuralı önemini korur. Buna karşılık ağır psikiyatrik kriz içindeki kişinin iradesini açıklayamadığı veya kanunen zorunlu müdahale şartlarının gerçekleştiği durumlarda aynı değerlendirme yapılamaz.

Bu yüzden zorunlu psikiyatrik yatışlarda ilaç tedavisine ilişkin mesele, yalnız “hasta hastaneye zorla yatırıldı mı?” sorusuyla çözülemez. Hastanın karar verme yeterliği ve müdahalenin hukuki dayanağı ayrıca belirlenmelidir.

13. Zorunlu Yatış ile Zorunlu Tedavi Aynı Şey midir?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin uygulamada en fazla karıştırılan kavramlardan ikisi zorunlu yatış ve zorunlu tedavidir.

Zorunlu yatış, kişinin iradesine rağmen belirli bir sağlık kuruluşuna yerleştirilmesi veya kurumda alıkonulmasıyla ilgilidir. Burada doğrudan kişinin hareket özgürlüğü kısıtlanmaktadır.

Zorunlu tıbbi müdahale ise kişinin vücuduna yönelik teşhis veya tedavi işlemleriyle ilgilidir. İlaç verilmesi, enjeksiyon yapılması veya başka bir tedavi yönteminin uygulanması kişinin vücut bütünlüğü ve tıbbi özerkliği ile ilgilidir.

Bu iki hak alanı birbirine yakın olmakla birlikte aynı değildir.

Bir kişinin psikiyatri servisinden çıkmasına izin verilmemesi, o kişiye yapılabilecek bütün tıbbi müdahaleleri otomatik olarak rızadan bağımsız hâle getirmez. Aynı şekilde belirli bir acil tıbbi müdahalenin rıza aranmaksızın yapılabilmesi de kişinin belirsiz bir süre psikiyatri kurumunda tutulmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin 19. maddesi ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin 17. maddesi burada ayrı ayrı önem taşımaktadır. Özgürlükten yoksun bırakma ile bedensel müdahale, her biri kendi hukuki güvenceleri bulunan müdahalelerdir.

Bu ayrım özellikle “Mahkeme eşimi hastaneye yatırdı, artık doktor istediği tedaviyi uygulayabilir mi?” sorusunda önemlidir. Yerleştirme kararının kapsamı ile uygulanacak tıbbi işlemin hukuki şartları ayrıca incelenmelidir.

14. Tedaviyi Sürekli Reddeden Akıl Hastası Eşe Ne Yapılabilir?

Psikiyatrik hastalık yaşayan eşin tedaviyi sürekli reddetmesi, diğer eş bakımından son derece ağır bir aile hayatına yol açabilir. Hastanın ilaçlarını bırakması sonrasında ağır ataklar geçirmesi, gerçeklikle bağının bozulması, saldırganlık göstermesi veya kendisine zarar verme riski ortaya çıkması hâlinde diğer eş çoğu zaman hukuken ne yapabileceğini bilememektedir.

Eşin hukuki konumu, hastanın tedavisini bizzat yönetmek değildir. Evlilik, bir eşe diğer eş adına sınırsız tıbbi karar verme veya ona zorla ilaç kullandırma yetkisi tanımaz.

Buna karşılık tedavinin reddi sonucunda TMK m. 432’de aranan koşulların gerçekleşmesi hâlinde koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması süreci gündeme gelebilir. Hastalık nedeniyle toplum için tehlike oluşmuş ve kişinin korunmasının daha hafif yöntemlerle sağlanması mümkün olmaktan çıkmışsa eş veya diğer yakınlar durumu yetkili makamlara bildirebilir.

Acil kriz hâlinde ise önce mahkeme dilekçesi hazırlanmasını beklemek her zaman mümkün olmayabilir. Kendisine veya başkalarına yönelik ciddi ve yakın tehlike bulunan olaylarda sağlık ve kolluk birimlerinden yardım istenmesi gerekebilir. Akut tehlike ortadan kaldırıldıktan sonra hastanın rızası dışında hastanede tutulmasının devam edip etmeyeceği ayrı hukuki sürece tabidir.

Tedaviyi reddetmenin tek başına hastaneye yatırılma sebebi olmadığının da altı çizilmelidir. Kişi tedaviyi reddediyor olsa dahi TMK m. 432’de belirtilen diğer şartlar ortaya çıkmamışsa sırf yakınları tedaviyi gerekli gördüğü için koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına karar verilmemelidir.

15. Akıl Hastanesinde Ne Kadar Kalınır?

Akıl hastanesinde zorunlu olarak kalınabilecek süre konusunda Türk Medeni Kanunu’nda bütün vakalar için geçerli “en fazla otuz gün”, “en fazla altı ay” veya “en fazla bir yıl” biçiminde genel bir üst sınır bulunmamaktadır.

Bu noktada ilk olarak sağlık kurulu raporunun alınması için düzenlenen yirmi günlük geçici yerleştirme süresi ile esas yerleştirme kararı birbirinden ayrılmalıdır.

TMK m. 436/6’daki yirmi günlük süre yalnız resmî sağlık kurulu raporunun alınabilmesini sağlamak amacıyla hekim ön raporu üzerine gerçekleştirilen geçici yerleştirmeye ilişkindir. Esas koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararının azami süresi yirmi gün değildir.

Asıl yerleştirme bakımından kanunun kullandığı ölçüt süre değil, yerleştirme şartlarının devam edip etmediğidir.

TMK m. 432’nin son cümlesi son derece açıktır: ilgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.

Bu düzenleme, hastane yatışının belirli bir takvim süresini doldurmaya değil, kişinin mevcut durumuna bağlı olduğunu göstermektedir. Hastanın artık toplum için tehlike oluşturmadığı, kişisel korunmasının kurum dışında sağlanabileceği ve yatışın sürdürülmesini gerektiren koşulların ortadan kalktığı durumda sırf önceki mahkeme kararı nedeniyle kurumda tutulmaya devam edilmesi doğru değildir.

Buna karşılık hastanın yirmi gün veya bir ay geçmesine rağmen ağır psikiyatrik tablosunun devam etmesi ve TMK m. 432 koşullarının hâlen bulunması hâlinde “süre bitti” denilerek otomatik taburculuk da söz konusu değildir.

Bu nedenle zorunlu yatış bakımından en önemli soru “kaç gün geçti?” değil, özgürlüğün kısıtlanmasını haklı gösteren şartlar hâlen mevcut mu? sorusudur.

16. Akıl Hastanesinde Aylarca veya Yıllarca Kalmak Mümkün müdür?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararının kanunda belirlenmiş kısa bir mutlak üst süresi bulunmadığından, ağır ve süreğen vakalarda kişinin hastanede kalması aylarca, istisnai durumlarda daha uzun süre devam edebilir.

Ancak burada çok önemli bir hukuki sınır vardır. Kurumda kalışın uzun sürmesinin dayanağı, kişinin geçmişte akıl hastalığı tanısı almış olması veya bir zamanlar tehlikeli davranış göstermiş bulunması değildir. Yerleştirme şartlarının güncel olarak devam etmesi gerekir.

Örneğin ağır psikiyatrik kriz nedeniyle hastaneye yerleştirilen bir kişinin tedavi sonucunda durumu düzelmiş, tehlikelilik hâli ortadan kalkmış ve kurum dışında korunması mümkün hâle gelmişse, geçmişteki kriz tek başına kurumda tutulmaya devam edilmesini haklı göstermez.

Buna karşılık hastalık belirtilerinin ve koruma ihtiyacının uzun süre devam ettiği vakalarda daha uzun hastane yatışı mümkün olabilir.

Kişinin hastanede kalışının uzaması “artık bu karar kesinleşti, bir daha çıkamaz” anlamına da gelmez. Kurumdan çıkarılma talep edilebilir ve bu talebin reddedilmesine karşı kanunda itiraz yolu bulunmaktadır.

Dolayısıyla uzun süreli yatış mümkündür; fakat hukuki açıdan süresiz ve denetimsiz bir kapatılma sistemi kabul edilmiş değildir.

17. Akıl Hastanesinde Ömür Boyu Tutulmak Mümkün müdür?

Türk Medeni Kanunu m. 432 kapsamında bir kişiye “ömür boyu akıl hastanesinde tutulmasına” şeklinde bir medeni hukuk cezası verilmez.

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması bir ceza değildir. Kişinin işlediği bir davranışın karşılığı olarak belirli bir süre kurumda kalmasına hükmedilmez. Tedbirin hukuki sebebi kişinin korunması ve kanunda belirtilen tehlikenin giderilmesidir.

Bu nedenle TMK m. 432 açıkça kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılmasını öngörmektedir.

Bununla birlikte bazı ağır ve kronik psikiyatrik hastalıklarda kişinin korunma ihtiyacının çok uzun süre devam etmesi teorik olarak mümkündür. Bu durumda kurumda kalış da uzun sürebilir. Fakat bu, baştan verilmiş “ömür boyu yatış” kararından farklıdır. Her aşamada tedbirin devamını haklı gösteren koşulların bulunması gerekir.

Filmlerde görülen “suç işledi, akıl hastası olduğu için ömür boyu yüksek güvenlikli hastanede kaldı” örneği ise çoğu zaman TMK m. 432’den değil, ceza hukukundaki akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinden kaynaklanan bambaşka bir hukuki rejimdir. TCK m. 57 kapsamındaki güvenlik tedbirleri ile eşinin veya yakınının psikiyatrik hastalığı nedeniyle TMK m. 432 uyarınca hastaneye yerleştirilmesi birbirine karıştırılmamalıdır.

18. Hasta İyileştiğinde Kim Taburcu Eder?

Koruma amacıyla hastaneye yerleştirilen kişinin kurumda kalması, tedbirin şartlarının devamına bağlıdır. TMK m. 432 uyarınca kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılması gerekir.

Yerleştirme veya alıkoymaya karar veren vesayet makamı, TMK m. 433 uyarınca kurumdan çıkarma konusunda da yetkilidir. Sağlık kuruluşunun hastanın güncel psikiyatrik durumu hakkındaki tıbbi değerlendirmesi ise bu karar bakımından doğal olarak büyük önem taşır.

Hastanın iyileşmesi burada yalnız “psikiyatrik hastalığın tamamen ortadan kalkması” anlamına gelmez. Bazı psikiyatrik hastalıklar kronik nitelikte olabilir. Hastalığın tanı olarak devam etmesi ile kişinin hastanede tutulmasını gerektiren koşulların devam etmesi farklıdır.

Örneğin hastanın ömür boyu ilaç kullanması gerekebilir; buna rağmen hastane dışında güvenli şekilde yaşayabilecek, ayakta tedavisini sürdürebilecek ve kendisi veya toplum bakımından TMK m. 432 anlamında tehlike oluşturmayacak duruma gelebilir. Böyle bir durumda yalnız hastalığın tamamen iyileşmemiş olması zorunlu yatışın sürdürülmesinin gerekçesi olamaz.

19. Hastaneden Çıkmak İsteyen Kişi Ne Yapabilir?

Zorunlu olarak hastaneye yerleştirilen kişi, kurumda tutulmasına karşı hukuki yollara başvurabilir. Kişinin psikiyatrik hastalığının bulunması onun hak arama imkânını ortadan kaldırmaz.

Türk Medeni Kanunu m. 435, kuruma yerleştirilen kişiye verilen yerleştirme kararına karşı itiraz hakkı tanımaktadır. Aynı hak kişinin yakınlarına da verilmiştir.

Bunun yanında kişi sonradan durumunun düzeldiğini ve hastanede tutulmasını gerektiren şartların ortadan kalktığını ileri sürerek kurumdan çıkarılmasını isteyebilir.

Kurumdan çıkma talebi yalnız ilk yerleştirme kararının yanlış olduğu iddiasına dayanmak zorunda değildir. İlk karar verildiği tarihte hastanın gerçekten ağır kriz içinde bulunması ve yatış şartlarının mevcut olması mümkün olduğu hâlde daha sonra tedavi sonucunda koşullar değişebilir.

Bu durumda ilk kararın hukuka uygun olması, kişinin koşullar ortadan kalktıktan sonra da hastanede tutulmasına tek başına dayanak oluşturmaz.

20. Akıl Hastanesinden Çıkarılma Talebi Reddedilirse İtiraz Edilebilir mi?

Türk Medeni Kanunu, yalnız ilk yerleştirme kararına karşı değil, kurumdan çıkarılma isteminin reddine karşı da itiraz hakkı tanımaktadır.

TMK m. 435’e göre kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen karara karşı kendilerine bildirilmesinden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir. Maddenin ikinci fıkrasında aynı hakkın kurumdan çıkarılma isteminin reddedilmesi hâlinde de kullanılabileceği açıkça düzenlenmiştir.

Bu güvence önemlidir. Aksi durumda ilk yerleştirme kararı verildikten sonra kişinin sağlık durumu tamamen değişse bile hastaneden çıkış konusunda etkili bir yargısal denetim bulunmamış olurdu.

TMK m. 436 da bir kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına veya kurumdan çıkarılma isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceğinin derhâl yazılı olarak bildirilmesini zorunlu tutmaktadır.

Böylece hastanın yalnız teorik olarak bir başvuru hakkına sahip olması yeterli görülmemiş; bu hakkın kendisine bildirilmesi de kanuni güvence hâline getirilmiştir.

21. Zorunlu Yatış Kararına Nasıl İtiraz Edilir?

Kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, karar kendilerine bildirildikten sonra on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir.

Vesayet hukukunda vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle sulh hukuk mahkemesince verilen koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararının denetimi asliye hukuk mahkemesi önünde gündeme gelir.

Kanun, kişinin kararın nedenleri hakkında bilgilendirilmesini ve denetim makamına itiraz hakkı bulunduğunun yazılı olarak kendisine bildirilmesini zorunlu tutmaktadır.

İtiraz yalnız “ben akıl hastası değilim” iddiasıyla sınırlı değildir. Hastalığın zorunlu yatışı gerektirecek ağırlıkta olmadığı, toplum için tehlike koşulunun bulunmadığı, kişinin kurum dışında korunmasının mümkün olduğu, sağlık kurulu değerlendirmesinin yetersiz olduğu veya tedbirin artık devam etmesini gerektiren şartların ortadan kalktığı gibi hususlar somut olayın özelliklerine göre değerlendirme konusu olabilir.

Kişinin özgürlüğünün kısıtlanması söz konusu olduğundan kanun yargılamanın hızlı yürütülmesini de öngörmektedir. TMK m. 437 uyarınca hâkim basit yargılama usulüne göre hareket eder; ilgili kişiyi dinler, tahkikatı tamamlar ve gecikmeksizin, en geç iki gün içinde karar verir.

22. Mahkeme Akıl Hastası Kişiyi Dinlemek Zorunda mıdır?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararında kişinin psikiyatrik hastalığının bulunması, hâkimin yalnız doktor raporunu okuyarak karar verebileceği anlamına gelmez.

Türk Medeni Kanunu m. 437 açık biçimde hâkimin ilgili kişiyi dinlemesini zorunlu tutmaktadır.

Bu kural 2025 yılında Anayasa Mahkemesinin önüne de gelmiştir. Başvuru yapan mahkeme, akıl hastalığı nedeniyle özgürlüğü kısıtlanması istenen kişinin bazı durumlarda anlamlı şekilde dinlenemeyebileceğini, kişiyi dinleme zorunluluğunun yargılamayı geciktirebileceğini ve tehlikeli kişiler bakımından uygulamada sorun yaratabileceğini ileri sürerek düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığını tartışmaya açmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 10.07.2025 tarihli, E.2025/119, K.2025/155 sayılı kararında bu talep kabul edilmemiştir.

Anayasa Mahkemesi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ağır bir müdahale oluşturduğunu gözetmiş; hâkimin ilgili kişiyi dinlemesini özgürlüğün keyfî biçimde sınırlandırılmasına karşı önemli bir hukuki güvence olarak değerlendirmiştir.

Bu yaklaşımın pratik önemi büyüktür. Bir kişi hakkında ayrıntılı psikiyatri raporu düzenlenmiş olması, hâkimin kişiyi görmesini ve dinlemesini gereksiz hâle getirmez. Sağlık kurulu raporu tıbbi değerlendirmeyi ortaya koyarken kişinin hâkim önünde dinlenmesi, özgürlükten yoksun bırakma kararına ilişkin ayrı bir usul güvencesidir.

Anayasa Mahkemesi böylece kişinin ciddi bir psikiyatrik rahatsızlığının bulunmasının onun yargısal süreçte tamamen görünmez hâle getirilmesini haklı göstermediğini kabul etmiştir.

Kişinin söylediklerinin tıbbi açıdan gerçeklikle uyumlu bulunmaması da dinleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hâkim tıbbi raporu, dosyadaki diğer delilleri ve kişinin beyanlarını birlikte değerlendirecektir.

Bu karar, zorunlu psikiyatri yatışının yalnız doktor raporundan ibaret bir işlem olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

23. Yakınları Hastanın Taburcu Olmasına Engel Olabilir mi?

Psikiyatri hastasının ailesi veya eşi, hastanın taburcu olmasının tehlikeli olduğunu düşünebilir. Özellikle daha önce saldırganlık, ağır psikotik atak veya kendine zarar verme davranışları yaşamış bir hastanın ailesi, “eve gelmesini istemiyoruz, hastanede kalmaya devam etsin” diyebilir.

Yakınların görüşü hastanın geçmiş davranışlarını ve ev ortamındaki riskleri ortaya koyması bakımından değerlendirmeye alınabilir. Ancak yakınlara kişinin özgürlüğü üzerinde bir veto hakkı tanınmış değildir.

TMK m. 432’nin ölçütü ailenin hastayı eve almak isteyip istememesi değil, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını gerektiren şartların devam edip etmediğidir.

Kişinin durumu artık kurumda tutulmasını gerektirmiyorsa, yalnız eşi veya ailesi taburcu olmasını istemediği için süresiz şekilde hastanede bırakılması mümkün değildir.

Bunun karşısında hastanın kurum dışında hiçbir koruma imkânının bulunmaması, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanıp sağlanamayacağı değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Kanunun “kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması” şartı nedeniyle kişinin yaşayacağı ortam ve ulaşabileceği destekler tamamen önemsiz değildir.

Ancak bu husus ile aile fertlerine taburculuk konusunda nihai karar yetkisi vermek birbirinden ayrılmalıdır.

Aynı şekilde eşin boşanmak istemesi veya artık hasta eşle birlikte yaşamak istememesi de kendi başına hastane yatışını uzatan bir hukuki sebep değildir. Kurumda kalmanın dayanağı aile ilişkisinin devam edip etmemesi değil, TMK m. 432’deki şartlardır.

24. Vesayet Altına Alınmak ile Akıl Hastanesine Yatırılmak Aynı Şey midir?

Akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınma ile akıl hastalığı nedeniyle hastaneye zorunlu olarak yerleştirilme uygulamada sıkça birbirine karıştırılmaktadır. Oysa Türk Medeni Kanunu’nda bunlar ayrı şartlara ve ayrı sonuçlara bağlanmış iki farklı hukuki kurumdur.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlama, TMK m. 405’te düzenlenmiştir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen, korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan ergin kişi bu şartlar altında kısıtlanabilir.

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ise TMK m. 432 ve devamında düzenlenmiştir. Burada kişinin belirli şartlarda bir kuruma yerleştirilmesi veya kurumda alıkonulması söz konusudur.

Dolayısıyla bir kişinin psikiyatri hastanesine zorunlu olarak yatırılması, onun otomatik biçimde vesayet altına alındığı anlamına gelmez. Aynı şekilde akıl hastalığı nedeniyle hakkında kısıtlama kararı verilen ve kendisine vasi atanan kişinin mutlaka psikiyatri hastanesinde yatması da gerekmez.

Bu ayrım hukuki sonuçları bakımından önemlidir.

Vesayet kişinin hukuki işlemleri, malvarlığının yönetimi ve korunmasıyla bağlantılı geniş sonuçlar doğurabilir. Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ise belirli şartlar altında kişinin bir kurumda tutulmasına yöneliktir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.09.2009 tarihli, 2009/4720 E., 2009/15333 K. sayılı kararında bu fark somut biçimde ortaya çıkmıştır. Kişi hakkında bipolar affektif bozukluk tanısı içeren sağlık kurulu raporu bulunmasına rağmen, raporun koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin olarak düzenlendiği; kişinin TMK m. 405 kapsamında kısıtlanmasının gerekip gerekmediğini yeterince ortaya koymadığı kabul edilmiştir. Yargıtay, kısıtlama bakımından gerekli değerlendirmeyi içeren yeni bir sağlık kurulu raporu alınması gerektiğine karar vermiştir.

Bu nedenle psikiyatri hastanesinde yatış öyküsü bulunan bir kişinin “artık hukuken ehliyetsiz olduğu” veya bütün hukuki işlemlerinin geçersiz hâle geldiği düşünülemez. Psikiyatrik tedavi görmek, zorunlu yatış kararı bulunması, vesayet altına alınmak ve ayırt etme gücünden yoksun olmak birbirinden ayrı hukuki kavramlardır.

Aynı ayrım eşler bakımından da önemlidir. Bir eşin psikiyatri hastanesine yatırılması, diğer eşi onun vasisi hâline getirmez. Evlilik de eşe diğer eşin malvarlığını yönetme veya onun adına bütün hukuki kararları alma yetkisi sağlamaz.

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kişinin sağlığı ve güvenliği için gerekli olduğu ölçüde uygulanabilir. Vesayet ise kişinin hukuki ve ekonomik menfaatlerinin korunmasına yönelik ayrı bir kurumdur. Her iki tedbirin aynı kişide birlikte uygulanması mümkün olmakla birlikte, birinin varlığı diğerini kendiliğinden doğurmaz.

25. Suç İşleyen Akıl Hastasının Hastaneye Yatırılması Aynı Hukuki Süreç midir?

Akıl hastalığı bulunan bir kişinin ailesinin talebi üzerine koruma amacıyla psikiyatri hastanesine yerleştirilmesi ile suç teşkil eden bir fiili işleyen akıl hastasının yüksek güvenlikli sağlık kurumunda tutulması aynı hukuki süreç değildir.

Birinci durumda Türk Medeni Kanunu’nun 432 ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, ikinci durumda ise Türk Ceza Kanunu’nun 32 ve 57. maddelerinde düzenlenen akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri gündeme gelir.

Bu ayrım, özellikle “Akıl hastanesinde ömür boyu tutulmak mümkün mü?” sorusunun doğru cevaplanabilmesi bakımından önem taşır. Sinema filmleri veya haberlerde görülen, suç işledikten sonra cezaevine değil yüksek güvenlikli psikiyatri kurumuna gönderilen kişiler çoğunlukla TMK m. 432 kapsamında değildir.

TCK m. 32/1’e göre kişi, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamıyor veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış bulunuyorsa cezalandırılmaz. Ancak ceza verilmemesi kişinin herhangi bir tedbir uygulanmadan serbest bırakılması anlamına gelmez. Bu kişiler hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilir.

TCK m. 57 uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen kişi yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır.

Buradaki hastane yatışının sebebi, kişinin ailesinin tedavi talebi veya medeni hukuk anlamında korunma ihtiyacı değil; işlenen suç teşkil eden fiil ile kişinin akıl hastalığı ve toplum açısından tehlikeliliğinin birlikte değerlendirilmesidir.

26. TCK m. 57’ye Göre Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbiri Nedir?

Akıl hastalığının ceza sorumluluğunu ortadan kaldırdığı hâllerde kişiye ceza verilmemesi, işlediği fiilin görmezden gelindiği anlamına gelmez. Ceza hukukunda bu durum için farklı bir yaptırım sistemi kabul edilmiştir.

TCK m. 57’ye göre fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında koruma ve tedavi amacıyla güvenlik tedbirine hükmedilir ve kişi yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır.

Güvenlik tedbirinin sona ermesi de normal bir hapis cezasındaki gibi baştan belirlenmiş tahliye tarihine bağlı değildir. Kişinin yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca, toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığı veya önemli ölçüde azaldığı yönünde rapor düzenlenmesi gerekir. Bu rapor üzerine mahkeme veya hâkim serbest bırakmaya karar verebilir.

Serbest bırakılan kişinin psikiyatrik takibinin tamamen sona ermesi de zorunlu değildir. Sağlık kurulu raporunda akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre tıbbi kontrol ve takibin gerekli olduğu belirtilmişse, kontrolün süresi ve hangi aralıklarla yapılacağı da gösterilir.

Bu kontroller Cumhuriyet savcılığı aracılığıyla gerçekleştirilir. Sonraki tıbbi takip sırasında kişinin toplum açısından tehlikeliliğinin yeniden arttığının anlaşılması hâlinde, hazırlanan rapora dayanılarak tekrar koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilmesi mümkündür.

Dolayısıyla TCK m. 57’deki sistem yalnız hastaneye yatırılma anından ibaret değildir. Yüksek güvenlikli sağlık kurumunda tedavi, mahkeme kararıyla serbest bırakılma ve gerektiğinde sonrasında devam eden tıbbi kontrol birlikte düşünülmelidir.

27. Suç İşleyen Akıl Hastası Yüksek Güvenlikli Hastanede Ne Kadar Kalır?

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinde uzun yıllar boyunca temel ölçüt, kişinin toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması olmuştur. Güvenlik tedbirinin normal hapis cezasında olduğu gibi suçun karşılığında belirlenmiş kesin bir bitiş tarihi bulunmamaktadır.

Ancak TCK m. 57 bakımından 2025 yılında önemli bir değişiklik yapılmıştır.

24 Aralık 2025 tarihinde kabul edilen 7571 sayılı Kanun ile TCK m. 57/2’ye bazı suçlar bakımından sağlık kurumunda geçirilmesi zorunlu asgari süreler eklenmiştir.

Güncel düzenlemeye göre TCK m. 32/1 kapsamında ceza sorumluluğu bulunmadığı için güvenlik tedbirine hükmedilen kişinin yüksek güvenlikli sağlık kurumunda geçireceği süre;

ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektiren bir suç söz konusuysa bir yıldan, suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırı on yıldan fazlaysa altı aydan az olamaz.

Bu süreler 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle getirilmiştir.

Buradaki bir yıl veya altı ay, hastanın bu sürelerin sonunda mutlaka serbest bırakılacağı anlamına gelmez. Bunlar yalnız asgari sürelerdir.

Örneğin müebbet hapis cezasını gerektiren bir fiili akıl hastalığı etkisi altında işleyen kişi bir yılın dolmasıyla kendiliğinden taburcu olmaz. Bir yıllık asgari sürenin yanında sağlık kurulunun toplum açısından tehlikeliliğin ortadan kalktığını veya önemli ölçüde azaldığını belirtmesi ve mahkeme veya hâkimin serbest bırakmaya karar vermesi gerekir.

Buna karşılık sağlık kurulu kişinin toplum açısından tehlikeliliğinin sürdüğünü bildiriyorsa, yalnız asgari sürenin tamamlanmış olması tahliye için yeterli değildir.

Bu sebeple TCK m. 57’deki süre sistemi “bir yıl yatıp çıkar” veya “altı ay yatıp çıkar” biçiminde anlaşılmamalıdır.

28. Suç İşleyen Akıl Hastası Ömür Boyu Hastanede Tutulabilir mi?

TCK m. 57 kapsamında güvenlik tedbirine hükmedilirken normal anlamda “ömür boyu psikiyatri hastanesinde tutulmasına” şeklinde belirli süreli bir ceza verilmez.

Bununla birlikte bu tedbir bakımından genel bir azami süre de öngörülmüş değildir.

Kişinin toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalkmadığı veya önemli ölçüde azalmadığı sürece güvenlik tedbirinin devam etmesi mümkündür. Ağır ve kalıcı psikiyatrik hastalıkların bulunduğu bazı vakalarda bu durum çok uzun yıllar sürebilir.

Bu yönüyle teorik olarak kişinin hayatının çok büyük bir bölümünü, hatta tehlikelilik durumu hiçbir zaman yeterince azalmıyorsa yaşamının sonuna kadar sağlık kurumunda geçirmesi ihtimali tamamen dışlanamaz. Ancak bunun hukuki niteliği “ömür boyu hapis” veya baştan verilmiş bir “ömür boyu hastanede kalma cezası” değildir.

Tedbirin devamının gerekçesi her aşamada kişinin toplum açısından tehlikeliliği ve tedavi ihtiyacıdır.

Bu nokta TMK m. 432 kapsamındaki sıradan koruma amacıyla yerleştirmeden de ayrılmalıdır. Eşi psikiyatrik hastalık yaşayan bir kişinin “Eşimi ömür boyu hastaneye kapattırabilir miyim?” sorusuna TCK m. 57 örnek gösterilerek cevap verilemez. TCK m. 57 ancak ceza hukukuna konu bir fiilin işlenmesi ve ceza sorumluluğunun akıl hastalığından etkilenmesi hâlinde gündeme gelir.

29. 2025 Yılında Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirlerinde Ne Değişti?

7571 sayılı Kanun yalnız TCK m. 57’ye asgari hastanede kalma süreleri eklememiş, kısmi ceza sorumluluğu bulunan kişiler bakımından da önemli bir değişiklik yapmıştır.

TCK m. 32/1, akıl hastalığı nedeniyle fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış kişileri düzenlemektedir. Bu kişilere ceza verilmez; akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri uygulanır.

TCK m. 32/2 ise akıl hastalığının kişinin davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen ortadan kaldırmadığı ancak azalttığı hâlleri düzenlemektedir. Bu kişiler ceza sorumluluğundan tamamen muaf değildir; kanunda öngörülen indirimli cezaya hükmedilir.

7571 sayılı Kanunun 14. maddesiyle TCK m. 32/2’nin üçüncü cümlesi değiştirilmiş ve bu kişiler hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedileceği kabul edilmiştir.

Aynı Kanunla TCK m. 57’nin eski altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır.

Böylece kısmi akıl hastalığı hâlinde yalnız cezanın belirli koşullarla güvenlik tedbirine dönüştürülmesi şeklindeki eski sistem yerine, ceza sorumluluğu azalmış kişi hakkında indirilmiş cezayla birlikte ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinin uygulanması yönünde değişiklik yapılmıştır.

Ayrıca TCK m. 32/1 kapsamında bulunan ve ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkmış kişiler bakımından, ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet gerektiren suçlarda en az bir yıl; üst sınırı on yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda ise en az altı ay yüksek güvenlikli sağlık kurumunda kalma zorunluluğu getirilmiştir.

Bu değişiklikler nedeniyle TCK m. 57 hakkında 25 Aralık 2025’ten önce hazırlanmış hukuk içeriklerinin önemli bir kısmı güncel düzenlemeyi yansıtmamaktadır.

30. Akıl Hastası Eşin Hastaneye Yatırılması Boşanma Davasını Etkiler mi?

Eşlerden birinin psikiyatri hastanesinde tedavi görmesi veya TMK m. 432 kapsamında hastaneye yerleştirilmesi, tek başına boşanma kararı verilmesine yeterli değildir.

Akıl hastalığı nedeniyle boşanma Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

TMK m. 165’e göre eşlerden biri akıl hastası olup bu nedenle ortak hayat diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmişse ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmişse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Bu nedenle zorunlu psikiyatri yatışı ile akıl hastalığı nedeniyle boşanma arasında kesişen noktalar bulunmakla birlikte iki kurumun şartları birbirinden farklıdır.

TMK m. 432’deki hastane yatışında esas olarak toplum için tehlikelilik ve kişinin başka şekilde korunamaması değerlendirilir. TMK m. 165’te ise hastalığın evlilik üzerindeki etkisi, ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelip gelmediği ve hastalığın iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı önem taşır.

Bir kişinin TMK m. 432 kapsamında hastaneye yatırılmış olması, bu kişinin hastalığının mutlaka iyileşmez nitelikte olduğunu göstermez.

Tersi de mümkündür. Hastalık TMK m. 165 anlamında iyileşmesine olanak bulunmayan ve ortak hayatı çekilmez hâle getiren bir hastalık olabilir; buna rağmen kişi o sırada toplum için tehlike oluşturmadığından TMK m. 432 kapsamında hastanede tutulmasını gerektiren şartlar bulunmayabilir.

Bu iki hukuki kurumun şartları ayrı ayrı ispatlanmalıdır.

31. Akıl Hastalığı Nedeniyle Zorunlu Tedavi Görmek Boşanma Sebebi midir?

Psikiyatri hastanesine zorunlu olarak yatırılmış olmak veya geçmişte zorunlu tedavi görmek, tek başına TMK m. 165 uyarınca boşanma sebebinin gerçekleştiğini göstermez.

Akıl hastalığı nedeniyle boşanabilmek için hastalığın varlığı yanında iki önemli şart daha bulunmaktadır.

Hastalığın ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi gerekir. Bunun yanında hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi zorunludur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2016 tarihli, 2016/3039 E., 2016/6752 K. sayılı kararında, akıl hastalığı nedeniyle boşanmada hastalığın iyileşmesine olanak bulunmamasının yanında ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle geldiğinin de ispatlanması gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda çekilmezlik şartı kanıtlanmadığından boşanmaya karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.10.2018 tarihli, 2016/24215 E., 2018/10308 K. sayılı kararında ise hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda resmî sağlık kurulu raporu alınmadan karar verilmesi eksik inceleme kabul edilmiştir.

Bu nedenle hastane yatış kayıtları, psikiyatri tedavileri ve kullanılan ilaçlar boşanma davasında önemli deliller oluşturabilir; ancak TMK m. 165’in kanuni şartlarının yerine geçmez.

32. Eşin Psikiyatri Hastanesinde Tedavi Görmesi Tek Başına Boşanmak İçin Yeterli midir?

Psikiyatri hastanesinde tedavi görmek son derece geniş bir durum yelpazesini kapsar. Kısa süreli ağır depresyon nedeniyle hastanede tedavi gören kişi ile uzun yıllardır devam eden ve ortak yaşamı ağır biçimde etkileyen kronik psikiyatrik hastalığı bulunan kişinin durumu aynı değildir.

Bu nedenle eşin psikiyatri hastanesinde yatmış olması tek başına TMK m. 165’e dayalı boşanmayı sağlamaz.

Hastalığın akıl hastalığı niteliği, ortak hayata etkisi ve iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı somut olayda değerlendirilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.09.2022 tarihli, 2022/4901 E., 2022/7235 K. sayılı kararında, davalı eşin evlilik birliğini çekilmez kılacak derecede ve geçmesine olanak bulunmayacak nitelikte akıl hastalığının bulunduğu kabul edilmiş ve TMK m. 165’teki özel boşanma sebebinin gerçekleştiği belirtilmiştir.

Kararda ayrıca akıl hastalığına dayanan özel boşanma sebebi ile kusura dayalı genel boşanma sebebi arasındaki fark üzerinde durulmuştur. Akıl hastası eşin hastalığın etkisi altında gerçekleştirdiği iradi olmayan davranışlar üzerinden genel boşanma davalarındaki biçimde kusur kıyaslaması yapılamaz.

Bu husus özellikle akıl hastalığının ağır belirtilerinin hakaret, saldırgan davranış veya başka olağan dışı hareketler şeklinde ortaya çıktığı davalarda önemlidir. Davranışın gerçekleşmiş olması ile o davranışın eşe hukuken kusur olarak yüklenebilmesi aynı mesele değildir.

33. Akıl Hastası Eşin Davranışları Boşanmada Kusur Sayılır mı?

Akıl hastalığı nedeniyle kişinin iradesine hâkim olamadığı davranışların ona kusur olarak yüklenmesi mümkün değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.11.2017 tarihli, 2016/7619 E., 2017/12970 K. sayılı kararında, akıl hastası olan eşin hareketlerinin iradi olmadığı ve bu nedenle kendisine kusur yüklenemeyeceği kabul edilmiştir. TMK m. 165’e dayalı bir dava bulunmadığı olayda, akıl hastası eşin iradi olmayan davranışlarına kusur yüklenerek TMK m. 166/1 uyarınca boşanmaya karar verilmesi hukuka uygun bulunmamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.09.2018 tarihli, 2016/21363 E., 2018/8795 K. sayılı kararında da akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan eşin iradi olmayan davranışlarının kusur olarak değerlendirilemeyeceği benimsenmiştir.

Ancak bu durum, psikiyatrik hastalığı bulunan kişinin hayatının hiçbir döneminde hiçbir davranışından sorumlu tutulamayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Önemli olan, somut davranış sırasında hastalığın kişinin iradesi üzerindeki etkisidir.

Psikiyatrik tanının varlığı ile ayırt etme gücünün veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin her zaman ortadan kalkmış olması aynı değildir.

34. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Tazminat İstenebilir mi?

Akıl hastalığına dayalı boşanmanın kusur hukukuyla ilişkisi, maddi ve manevi tazminat taleplerinde özellikle önem taşır.

TMK m. 174 uyarınca boşanma nedeniyle maddi veya manevi tazminata hükmedilmesinde kusur şartları bulunmaktadır. Akıl hastası eşin hastalığın etkisiyle gerçekleştirdiği ve iradi olmayan davranışları ona kusur olarak yüklenemeyeceğinden, sırf bu davranışlardan hareketle kusura dayalı tazminat sonucu çıkarılamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.09.2018 tarihli, 2016/21327 E., 2018/8948 K. sayılı kararında, TMK m. 165 uyarınca açılan boşanma davasında akıl hastası erkeğin hareketlerinin iradi olmaması nedeniyle kendisine kusur yüklenemeyeceği ve kusur yüklenemeyen eş aleyhine diğer eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.09.2022 tarihli, 2022/4901 E., 2022/7235 K. sayılı kararında da TMK m. 165’teki özel boşanma sebebinin gerçekleşmesi hâlinde, bu dava kapsamında genel boşanma sebebindeki biçimde kusur kıyaslaması yapılamayacağı; kusursuz eş aleyhine TMK m. 174 kapsamında tazminata hükmedilemeyeceği belirtilmiştir.

Buna karşılık eşin hastalıktan bağımsız ve iradi kusurlu davranışlarının ayrıca dava konusu edildiği farklı uyuşmazlıklarda somut olayın özelliklerine göre başka bir değerlendirme yapılması mümkündür.

35. Akıl Hastası Eşten Boşanırken Nafaka İstenebilir mi?

Akıl hastalığına dayalı boşanmada tazminat ile nafaka birbirine karıştırılmamalıdır.

Maddi ve manevi tazminatta kusur önemliyken yoksulluk nafakasında farklı şartlar uygulanır. TMK m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması şart değildir.

Bu nedenle akıl hastası eşe kusur yüklenememesi, onun hiçbir şekilde yoksulluk nafakası alamayacağı veya ödemeyeceği anlamına gelmez. Yoksulluğa düşme, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, talep ve kanundaki diğer şartlar ayrıca değerlendirilir.

Akıl hastalığı nedeniyle boşanmada “hasta eş kusursuz olduğuna göre nafaka da olmaz” biçiminde bir sonuca varılması bu nedenle doğru değildir.

36. Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Hastane Kayıtları Kullanılabilir mi?

Psikiyatri tedavisine ilişkin kayıtlar özel nitelikli kişisel sağlık verileridir. Bununla birlikte bir boşanma davasında uyuşmazlığın çözümü için zorunlu olan sağlık bilgilerinin mahkeme tarafından ilgili sağlık kuruluşlarından getirtilmesi mümkündür.

Özellikle TMK m. 165’te hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi açık bir kanuni şart olduğundan, mahkemenin tıbbi inceleme yaptırması gerekir.

Daha önceki hastane yatışları, tanılar, tedaviler ve sağlık kayıtları da sağlık kurulunun değerlendirmesinde ve uyuşmazlığın çözümünde önem taşıyabilir.

Bununla birlikte psikiyatrik sağlık kayıtlarının dava ile ilgisiz biçimde yayılması veya kişinin özel hayatına ilişkin gereksiz ayrıntıların açıklanması farklı bir hukuki mesele oluşturur. Sağlık verilerinin kullanılması uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve ölçülü olmalıdır.

37. Eşim Tedaviyi Reddediyor, Boşanmak Zorunda mıyım?

Türk hukukunda bir kişinin psikiyatrik hastalığı bulunan ve tedaviyi reddeden eşiyle evliliğini sürdürmek zorunda olduğunu öngören bir düzenleme olmadığı gibi, hastalık ortaya çıktığı anda boşanmak zorunda olduğuna ilişkin bir kural da bulunmamaktadır.

Tedavinin reddi aile hayatını ağır şekilde etkiliyorsa somut olayda farklı hukuki yollar gündeme gelebilir. TMK m. 432’nin şartları gerçekleşmişse koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, eşin veya aile bireylerinin güvenliği bakımından gerekli şartlar oluşmuşsa koruyucu ve önleyici tedbirler, TMK m. 165 şartları varsa akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası değerlendirilebilir.

Bu yollar birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Örneğin boşanma davası açılması, ağır psikiyatrik kriz içindeki eş bakımından gerekli sağlık ve koruma tedbirlerinin alınmasına engel değildir.

Aynı şekilde koruma amacıyla hastaneye yatırılmış olmak da evliliği kendiliğinden sona erdirmez.

Her hukuki yol kendi koşullarına göre değerlendirilir.

38. Psikoloğum Eşimin Narsist Olduğunu Söylüyor, Eşimi Akıl Hastanesine Yatırabilir miyim?

Eşlerden biri bireysel terapi sırasında eşinin davranışlarını anlattığında psikolog tarafından narsistik kişilik özelliklerinden söz edilmesi veya eşin “narsist” olduğu yönünde bir değerlendirme yapılması mümkündür. Ancak böyle bir değerlendirme, diğer eşin zorla psikiyatri hastanesine yatırılması için yeterli değildir.

Öncelikle günlük dilde kullanılan “narsist” ifadesi ile psikiyatrik bir tanı aynı şey değildir. Kişinin bencil davranması, sürekli kendisini haklı görmesi, empati kurmakta zorlanması, eşini küçümsemesi, manipülatif davranması veya evlilik ilişkisinde ağır psikolojik baskı oluşturması tek başına onun TMK m. 432 kapsamında bir kuruma yerleştirilmesini sağlamaz.

Bunun yanında eşle doğrudan görüşülmeden, yalnız diğer eşin terapi sırasında anlattıklarından hareketle yapılan değerlendirme de TMK m. 436’da zorunlu yerleştirme bakımından aranan resmî sağlık kurulu raporu değildir.

Narsistik kişilik bozukluğunun tıbben teşhis edilmiş olması hâlinde dahi aynı ayrım geçerlidir. Psikiyatrik tanının bulunması ile kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasını gerektiren şartların oluşması farklı meselelerdir. TMK m. 432 kapsamında kişinin ilgili hastalık veya durum nedeniyle toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir.

Bu sebeple eşin evlilik içinde son derece zor, incitici veya manipülatif davranışlar göstermesi boşanma hukukunda önem taşıyabilir; fakat diğer eşe onu psikiyatri hastanesine yatırma yetkisi vermez.

Psikiyatrik tablonun ağırlaşarak gerçeklikle bağın bozulmasına, ciddi saldırganlığa veya kişinin kendisini ya da çevresini ağır tehlikeye sokmasına yol açması hâlinde ise artık “narsist olup olmadığı” değil, TMK m. 432’deki şartların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilir.

39. Narsist Eş Tedaviyi Reddederse Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?

Eşin psikoterapiye gitmek istememesi, psikiyatrist muayenesini reddetmesi veya kendisinde herhangi bir sorun olmadığını düşünmesi tek başına zorunlu tedavi sebebi değildir.

Tıbbi müdahalelerde temel kural hastanın rızasıdır. Evlilik ilişkisi diğer eşe “tedavi olması gerektiğine karar verme” ve bu kararı zorla uygulatma yetkisi tanımaz.

Bu nedenle psikolog tarafından narsistik özelliklerinden söz edilen eşin terapiye gitmemesi, ilaç kullanmayı reddetmesi veya kişilik özelliklerinin evliliği ağır şekilde etkilemesi tek başına zorunlu psikiyatri yatışına dayanak olmaz.

Bununla birlikte narsistik kişilik özelliklerinden bağımsız olarak kişinin başka bir ağır psikiyatrik tablo içine girmesi, kanunda aranan tehlike ve korunma koşullarının ortaya çıkması hâlinde zorunlu yerleştirme gündeme gelebilir. Böyle bir durumda zorunlu müdahalenin hukuki sebebi “narsist eşin tedaviyi reddetmesi” değil, TMK m. 432 ve devamındaki koşulların gerçekleşmesidir.

40. Uyuşturucu Kullanan Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

Türk Medeni Kanunu m. 432, uyuşturucu madde bağımlılığını koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına yol açabilecek sebepler arasında açıkça saymaktadır. Ancak kanunun kullandığı kavram uyuşturucu madde “kullanımı” değil, uyuşturucu madde bağımlılığıdır.

Bu ayrım önemlidir. Eşin bir veya birkaç defa uyuşturucu kullandığının öğrenilmesi, zaman zaman madde kullanması veya diğer eşin onun uyuşturucu kullandığından şüphelenmesi tek başına zorunlu hastane yatışına yeterli değildir.

Uyuşturucu madde bağımlılığının bulunması hâlinde dahi yalnız bağımlılık tanısı üzerinden otomatik olarak hastaneye yatırma kararı verilmez. TMK m. 432 uyarınca kişinin bağımlılık nedeniyle toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir. Kişinin çevresine getirdiği külfet de değerlendirmede göz önünde tutulur.

Uyuşturucu madde bağımlılığı nedeniyle koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına karar verilebilmesi için TMK m. 436 gereğince resmî sağlık kurulu raporu alınması gerekir.

Bu nedenle “Eşim uyuşturucu kullanıyor, mahkemeye başvurursam hemen hastaneye yatırılır mı?” sorusunun her olay için olumlu cevaplanması mümkün değildir. Madde kullanımı, bağımlılık, tehlikelilik ve zorunlu kurumsal koruma ihtiyacı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

41. Madde Bağımlısı Eş Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?

Madde bağımlılığı, TMK m. 432’de açıkça sayıldığı için kanundaki diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde kişinin rızası dışında elverişli bir kuruma yerleştirilmesi veya bulunduğu kurumda alıkonulması mümkündür.

Ancak burada da zorunlu yerleştirme ile uygulanacak her tedavinin zorla yapılabilmesi birbirine karıştırılmamalıdır.

Kişinin kuruma yerleştirilmesi hareket özgürlüğünü, uygulanacak ilaç ve diğer tıbbi işlemler ise vücut bütünlüğü ve tıbbi özerkliği ilgilendirir. Hastanın karar verme yeterliği, içinde bulunduğu tıbbi durum, acil müdahale gerekip gerekmediği ve uygulanacak tedavinin kanuni dayanağı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bağımlılık tedavisinde kişinin tedaviye katılımı ve tedaviyi sürdürme isteği de tedavinin başarısı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle “mahkemeden karar alıp eşimi zorla tedavi ettiririm ve bağımlılık sona erer” şeklinde bir beklenti, zorunlu yerleştirmenin hem hukuki niteliğini hem de bağımlılık tedavisinin gerçekliğini tam olarak yansıtmaz.

Mahkemenin müdahalesinin amacı eşin diğer eş üzerindeki kontrolünü sağlamak değil, kanuni şartları bulunan kişinin korunmasıdır.

42. Uyuşturucu Kullanan Eş AMATEM’e Zorla Yatırılabilir mi?

Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı bulunan eşin tedaviyi kabul etmemesi hâlinde zorunlu tedavi yalnız Türk Medeni Kanunu’nun 432. maddesi kapsamında gündeme gelmez. Bağımlı eş aynı zamanda aile içi şiddet uyguluyor veya şiddet uygulama tehlikesi oluşturuyorsa, 6284 sayılı Kanun kapsamında da hastaneye yatmayı içeren bir tedavi tedbiri verilmesi mümkündür.

6284 sayılı Kanun m. 5/1-h uyarınca hâkim, şiddet uygulayan kişinin korunan kişilerin bulunduğu yerlerde alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmamasına ya da bu maddelerin etkisindeyken korunan kişilere ve bulundukları yerlere yaklaşmamasına karar verebilir. Aynı hüküm, şiddet uygulayan kişinin bağımlılığının bulunması hâlinde “hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması” yönünde tedbir kararı verilebilmesine de imkân tanımaktadır.

Dolayısıyla uyuşturucu bağımlısı eşin diğer eşe veya aile bireylerine yönelik şiddet uygulaması hâlinde yalnız uzaklaştırma ve yaklaşmama kararıyla yetinilmesi zorunlu değildir. Somut olayın özellikleri gerektiriyorsa Aile Mahkemesinden bağımlılığı nedeniyle hastaneye yatışını da içerecek şekilde muayene ve tedavi tedbiri talep edilebilir.

42.1. 6284 Sayılı Kanuna Göre AMATEM’e Yatış Kararı Verilebilir mi?

6284 sayılı Kanunun metninde doğrudan “AMATEM’e yatırılmasına karar verilir” şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Kanun, bağımlılığı bulunan şiddet uygulayan kişinin hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavisinin sağlanabileceğini düzenlemektedir.

AMATEM ise yetişkinlerde alkol ve madde kullanım bozukluklarının tanı, tedavi ve rehabilitasyonunun yürütüldüğü uzmanlaşmış sağlık birimlerinden biridir. Bu nedenle bağımlılık tedavisine ilişkin 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen kararın uygulanması sırasında kişinin tıbbi durumuna ve sağlık sistemi içindeki sevk düzenine göre AMATEM veya bağımlılık tedavisi veren başka uygun bir sağlık kuruluşu gündeme gelebilir.

Bu sebeple hukuken asıl önemli olan, mahkemenin “AMATEM” kelimesini kullanıp kullanmamasından çok, hastaneye yatışı da kapsayacak şekilde bağımlılık nedeniyle muayene ve tedavi tedbirine karar vermesidir.

Çocuk ve ergenler bakımından ise yetişkinlere hizmet veren AMATEM yerine yaş grubuna uygun bağımlılık tedavi birimleri, özellikle ÇEMATEM gibi merkezler gündeme gelebilir.

42.2. Uyuşturucu Bağımlısı Eşin 6284 Kapsamında Tedaviye Gönderilebilmesi İçin Şiddet Şart mıdır?

6284 sayılı Kanunun uygulanabilmesi için uyuşturucu bağımlılığının bulunması tek başına yeterli değildir. Kanunun amacı bağımlılık tedavisini genel olarak düzenlemek değil, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunmasını ve şiddetin önlenmesini sağlamaktır.

Bu nedenle uyuşturucu veya alkol bağımlısı kişinin yalnız bağımlı olması, fakat 6284 sayılı Kanun anlamında herhangi bir şiddet veya şiddet tehlikesinin bulunmaması hâlinde bu Kanundaki tedavi tedbirine başvurulması mümkün değildir.

Buna karşılık 6284 kapsamında şiddetin yalnız fiziksel saldırıdan ibaret olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Kanunda fiziksel şiddetin yanında cinsel, psikolojik, sözlü ve ekonomik şiddet ile tehdit ve baskı da şiddet kapsamında değerlendirilmiştir.

Bu nedenle uyuşturucu kullanan eşin diğer eşe fiziksel saldırıda bulunması kadar, öldürmekle veya yaralamakla tehdit etmesi, madde etkisi altındayken ağır psikolojik şiddet uygulaması ya da somut olayın özelliklerine göre diğer şiddet biçimlerinin bulunması da 6284 sayılı Kanunun uygulanmasını gündeme getirebilir.

Bağımlılık ile şiddet arasında bağlantı bulunması hâlinde hâkim, diğer önleyici tedbirlerin yanında bağımlılığa yönelik tedavi tedbirine de karar verebilir.

42.3. Eşim Uyuşturucu Kullanıyor ve Bize Saldırıyor, Hangi Mahkemeye Başvurulur?

Uyuşturucu bağımlısı eş aynı zamanda aile içi şiddet uyguluyorsa 6284 sayılı Kanun kapsamındaki hastaneye yatış dâhil muayene ve tedavi tedbiri Aile Mahkemesi hâkimi tarafından verilir.

Bu tedbir, şiddet mağdurunun korunmasına yönelik diğer kararlarla birlikte talep edilebilir. Somut olayın niteliğine göre şiddet uygulayan kişinin müşterek konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi, silahlarını teslim etmesi ve uyuşturucu veya alkol etkisindeyken korunan kişiye yaklaşmaması gibi başka önleyici tedbirler de aynı süreçte gündeme gelebilir.

Örneğin uyuşturucu bağımlılığı bulunan eş madde kullandıktan sonra diğer eşe saldırıyor ve tedaviyi reddediyorsa, yalnız “eşimin AMATEM’e yatırılmasını istiyorum” şeklinde bağımlılığa odaklanılması yerine, şiddetin bütünü ortaya konularak hem mağduru koruyacak tedbirlerin hem de bağımlılığa ilişkin hastaneye yatış dâhil tedavi tedbirinin değerlendirilmesi istenebilir.

Şiddetin devam ettiği veya yakın bir saldırı tehlikesinin bulunduğu hâllerde ise tedavi sürecinin başlamasını beklemek doğru değildir. Acil güvenlik ihtiyacı bakımından kolluk müdahalesi ve diğer 6284 tedbirleri ayrıca uygulanabilir.

42.4. 6284 Kapsamında Verilen Tedavi Kararı Nasıl Uygulanır?

6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği, bağımlılığı bulunan şiddet uygulayan hakkında verilen tedavi kararının uygulanmasını ayrıca düzenlemektedir.

Yönetmeliğin 27. maddesine göre hâkim tarafından, şiddet uygulayan kişinin bağımlılığının bulunması hâlinde hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavisinin sağlanmasına karar verilebilir.

Hakkında bu yönde önleyici tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasının sağlanması, tedavinin sonuçlarının ve tedbirin kişi üzerindeki etkilerinin izlenmesi Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) tarafından ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyon içerisinde yerine getirilir.

ŞÖNİM, olayın özellikleri gerektiriyorsa tedbir kararının uygulanması sırasında kolluktan yardım da isteyebilir.

Bu nedenle 6284 kapsamında verilen karar yalnızca “tedaviye gitmesi tavsiye edildi” niteliğinde bir karar değildir. Mahkeme tarafından verilmiş bir önleyici tedbir söz konusudur ve uygulanması ilgili kamu kurumları tarafından takip edilir.

42.5. Uyuşturucu Bağımlısı Eş Tedaviyi Reddederse Ne Olur?

Mahkemenin hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavi kararı vermesine rağmen şiddet uygulayan kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi ihtimali de mevzuatta dikkate alınmıştır.

6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği m. 27 uyarınca hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi hâlinde bu durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.

Bunun yanında 6284 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca, hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayanın kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde zorlama hapsi gündeme gelebilir. İlk aykırılıkta ihlal edilen tedbirin niteliği ve aykırılığın ağırlığı dikkate alınarak üç günden on güne kadar zorlama hapsine karar verilebilir. Tedbir kararına aykırılığın tekrarı hâlinde süre on beş günden otuz güne kadar çıkabilir; zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

Tedaviyi reddeden kişinin derhâl ve otomatik olarak zorlama hapsine alınacağı şeklinde bir sonuç kurulamaz. Tedavi reddinin tutanak altına alınması, bildirim süreci ve somut tedbir kararının gereklerine aykırılığın bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir. Ancak mahkemece verilen tedavi kararının kişinin tercihine bağlı sıradan bir tavsiye olmadığı açıktır.

42.6. 6284 Sayılı Kanuna Göre Tedavi ile TMK m. 432’ye Göre Zorunlu Yatış Arasındaki Fark Nedir?

Uyuşturucu veya alkol bağımlısı kişinin zorunlu tedavisi bakımından iki farklı hukuki yolun birbirine karıştırılmaması gerekir.

TMK m. 432, kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkindir. Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı kanunda açıkça sayılmıştır. Ancak bağımlılık yanında kişinin bu nedenle toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir. Bu yoldaki görevli vesayet makamı Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bağımlılık nedeniyle esas yerleştirme kararından önce resmî sağlık kurulu raporu alınması gerekir.

6284 sayılı Kanun m. 5/1-h ise şiddetin önlenmesine yönelik özel bir önleyici tedbirdir. Burada kişi, uyuşturucu veya alkol bağımlılığının yanında 6284 sayılı Kanun anlamında şiddet uygulayan veya şiddet uygulama tehlikesi bulunan kişi konumundadır. Tedbir Aile Mahkemesi hâkimi tarafından verilir ve hastaneye yatmayı da kapsayabilir.

Dolayısıyla uyuşturucu bağımlısı kişi herhangi bir aile içi şiddet vakası olmaksızın ağır şekilde kendisini veya başkalarını tehlikeye sokuyor ve başka şekilde korunamıyorsa TMK m. 432 kapsamında Sulh Hukuk Mahkemesi yolu gündeme gelebilir.

Uyuşturucu bağımlısı eş aynı zamanda diğer eşe veya aile bireylerine şiddet uyguluyorsa, 6284 sayılı Kanun kapsamında Aile Mahkemesinden hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavi tedbiri istenebilir.

Somut olayın özelliklerine göre her iki kanunun uygulama alanına giren koşulların birlikte bulunması da mümkündür. Bu durumda düzenlemelerden birinin varlığı diğerinin uygulanmasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; her tedbir kendi amacı ve şartları bakımından değerlendirilir.

42.7. Eşim Hem Uyuşturucu Kullanıyor Hem Bana Şiddet Uyguluyor, İki Ayrı Karar Alınabilir mi?

Uyuşturucu bağımlılığının hem bağımlı kişinin korunmasını hem de diğer aile bireylerinin güvenliğini ciddi biçimde etkilediği vakalarda farklı hukuki tedbirler aynı olay içinde gündeme gelebilir.

Aile Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet mağdurunu korumak amacıyla uzaklaştırma, yaklaşmama ve iletişim kurmama gibi tedbirlerin yanında bağımlı eşin hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavisinin sağlanmasına karar verebilir.

Bunun yanında kişinin bağımlılığının TMK m. 432’deki koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması şartlarını da oluşturması hâlinde vesayet hukuku kapsamında ayrıca değerlendirme yapılabilir.

Bu iki süreç farklı amaçlara hizmet eder. 6284 sayılı Kanun öncelikle şiddetin sona erdirilmesi ve mağdurun korunmasını amaçlarken, TMK m. 432 kişinin kendisinin ve toplumun korunmasına yönelik bir özgürlük kısıtlaması kurumudur.

Uyuşturucu bağımlısı eşe yönelik hastane tedbirinin alınmış olması, şiddete uğrayan eşin uzaklaştırma veya yaklaşmama tedbirlerine artık ihtiyaç duymadığı anlamına da gelmez. Bağımlının tedavi edilmesi ile şiddet mağdurunun güvenliğinin sağlanması ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

42.8. 6284 Kapsamında Hastaneye Yatış Kararı İçin Fiziksel Şiddet Şart mıdır?

6284 sayılı Kanunun uygulanması fiziksel saldırının gerçekleşmesine bağlı değildir. Kanunda şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü ve ekonomik zarar doğuran veya doğurması muhtemel davranışları, tehdit ve baskıyı da kapsayacak genişlikte tanımlanmıştır.

Bu nedenle uyuşturucu bağımlısı eşin diğer eşi dövmesi kuşkusuz 6284 kapsamında değerlendirilirken, fiziksel saldırı henüz gerçekleşmemiş olsa bile ciddi tehditlerde bulunması veya somut olayın koşullarına göre diğer şiddet türlerini uygulaması da Kanunun uygulanmasını gündeme getirebilir.

Ancak uyuşturucu bağımlılığının kendisi şiddet değildir. Kişinin bağımlı olması ile şiddet uygulaması birbirinden ayrılmalıdır. 6284 kapsamında hastaneye yatmak dâhil tedavi kararı verilebilmesi bakımından bağımlılığın, Kanun kapsamındaki şiddet veya şiddet tehlikesi bulunan kişiyle bağlantılı olması gerekir.

Bu nedenle “eşim uyuşturucu bağımlısı” şeklindeki tek başına bir iddia ile “eşim uyuşturucu bağımlısı, madde kullandığında beni öldürmekle tehdit ediyor ve saldırıyor” şeklindeki olay aynı hukuki çerçevede değildir.

Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı bulunan eşin aynı zamanda aile içi şiddet uygulaması hâlinde 6284 sayılı Kanun, yalnız mağduru şiddet uygulayandan uzaklaştırmayı değil, şiddetin kaynağıyla bağlantılı bağımlılığa müdahale edilmesini de mümkün kılmaktadır. Bu yönüyle 6284 m. 5/1-h, TMK m. 432’deki genel koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması yolundan ayrı ve aile içi şiddet vakalarında özellikle önem taşıyan bir tedavi tedbiridir.

43. Alkol Bağımlısı Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

Alkol bağımlılığı da uyuşturucu madde bağımlılığı gibi TMK m. 432’de açıkça sayılmıştır. Bununla birlikte eşin alkol kullanması, sık sık sarhoş olması veya aile içinde alkol nedeniyle tartışmalar yaşanması tek başına zorunlu hastane yatışı için yeterli değildir.

Kanun “alkol kullanımı” değil, alkol bağımlılığı kavramını kullanmaktadır. Ayrıca bağımlılık nedeniyle kişinin toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir.

Örneğin kişinin yalnızca eşinin istemediği ölçüde alkol tüketmesi ile ağır bağımlılık nedeniyle kontrolünü kaybetmesi, ciddi güvenlik sorunları yaratması ve kendi temel ihtiyaçlarını dahi sağlıklı biçimde karşılayamayacak hâle gelmesi aynı hukuki durumda değildir.

Alkol bağımlılığı nedeniyle TMK m. 432 kapsamında esas yerleştirme kararı verilecekse resmî sağlık kurulu raporu alınması gerekir.

Alkol kullanımının aile hayatını bozması ise bundan ayrı olarak boşanma hukukunda değerlendirme konusu olabilir. Eşin alkol bağımlılığı nedeniyle zorunlu hastane yatışı şartlarının oluşmaması, bu davranışların evlilik hukukunda hiçbir sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez.

44. Eşim Uyuşturucu Kullanıyor ve Bize Saldırıyor, Ne Yapabilirim?

Uyuşturucu veya alkol etkisi altında eşe, çocuklara ya da diğer aile bireylerine yönelik saldırı ve tehdit bulunması hâlinde iki ayrı hukuki mesele ortaya çıkar.

Birincisi saldırıya uğrayan aile bireylerinin korunmasıdır. Şiddet, tehdit veya ciddi güvenlik riski bulunması hâlinde aile bireylerinin korunmasına yönelik tedbirler bağımlılık tedavisinden bağımsız olarak gündeme gelebilir. Şiddete uğrayan eşin korunabilmesi için bağımlının önce tedavi olmasını beklemek gerekmez.

İkinci mesele ise bağımlı kişinin korunması ve tedavisidir. Uyuşturucu madde bağımlılığı nedeniyle TMK m. 432’deki tehlikelilik ve başka şekilde korunamama şartlarının oluşması hâlinde koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması talep edilebilir.

Özellikle ağır kriz sırasında devam eden fiziksel saldırı, kendine zarar verme veya ciddi bir yakın tehlike söz konusuysa olağan mahkeme sürecinin sonuçlanmasını beklemek mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda öncelik acil sağlık ve güvenlik müdahalesidir. Kriz sonrasında kişinin rızası dışında hastanede tutulmaya devam edilmesinin şartları ise ayrıca değerlendirilir.

Uyuşturucu kullanılması, gerçekleştirilen aile içi şiddeti hukuken önemsiz hâle getirmez. Bağımlının tedavisi ile şiddete maruz kalan aile bireylerinin korunması birbirinden bağımsız olarak ele alınmalıdır.

45. Madde Bağımlısı Kişi Tedaviyi Reddederse Ne Olur?

Bağımlılık yaşayan kişinin “Ben bağımlı değilim” demesi veya tedaviyi reddetmesi uygulamada oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak tedavinin reddedilmesi tek başına mahkemenin zorunlu hastane yatışı kararı vermesine yeterli değildir.

TMK m. 432’nin diğer şartları da bulunmalıdır.

Buna karşılık tedavi reddi nedeniyle bağımlılığın ağırlaşması, kişinin toplum için ciddi tehlike oluşturmaya başlaması ve kişisel korunmasının ayaktan veya daha hafif yollarla sağlanamaz hâle gelmesi durumunda zorunlu yerleştirme koşulları oluşabilir.

Burada tedaviyi reddetmenin hukuki önemi, tek başına bir “cezalandırma sebebi” olmasından değil, kişinin başka şekilde korunup korunamayacağının değerlendirilmesinden kaynaklanır.

Kişi tedaviye katılmayı kabul ediyor, ayakta takip edilebiliyor ve gerekli koruma hastaneye kapatılmadan sağlanabiliyorsa zorunlu yatışın son çare niteliği dikkate alınmalıdır.

46. Madde Bağımlısı Eş Vesayet Altına Alınabilir mi?

Madde bağımlılığı nedeniyle psikiyatri hastanesine yatırılma ile kişinin vesayet altına alınması farklı hukuki kurumlardır.

Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı nedeniyle kısıtlama, Türk Medeni Kanunu’nun 406. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.

TMK m. 406’ya göre alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı nedeniyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden ergin kişinin kısıtlanması mümkündür.

Dolayısıyla yalnız “eşim madde bağımlısı” denilerek otomatik biçimde vasi atanmaz. Bağımlılığın kanunda belirtilen sonuçlardan birini doğurması gerekir.

Örneğin bağımlılık nedeniyle aile gelirinin sürekli uyuşturucuya harcanması, malvarlığının kontrolsüz şekilde tüketilmesi ve ailenin ciddi ekonomik tehlikeye sürüklenmesi TMK m. 406 bakımından önem taşıyabilir. Aynı şekilde bağımlılık nedeniyle kişinin sürekli korunma ve bakıma muhtaç hâle gelmesi veya başkalarının güvenliğini tehdit etmesi de değerlendirme konusudur.

TMK m. 409 uyarınca bir kimse alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı sebebiyle dinlenilmeden kısıtlanamaz.

Vesayet kararı verilmesi kişinin mutlaka psikiyatri hastanesine yatırılacağı anlamına gelmediği gibi, TMK m. 432 kapsamında hastaneye yerleştirilmesi de otomatik olarak kendisine vasi atanması sonucunu doğurmaz.

47. İntihar Etmekle Tehdit Eden Eş Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

İntihar edeceğini söyleyen veya kendisine zarar verme davranışları gösteren kişinin durumu, söylenen sözün bağlamına ve gerçek riskin bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmelidir.

Her tartışmada “kendimi öldürürüm” diyen kişinin otomatik olarak psikiyatri hastanesine yatırılacağı şeklinde bir kural yoktur. Bunun karşısında ciddi bir intihar planı bulunan, daha önce girişimde bulunmuş, kendisine zarar vermeye başlamış veya ağır psikiyatrik kriz içinde olan kişinin durumu acil tıbbi müdahale gerektirebilir.

TMK m. 432 yalnız çevredeki kişilerin korunmasına yönelik bir düzenleme değildir. Kişinin kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması da kanunun temel şartlarından biridir. Bu nedenle ağır ve gerçek kendine zarar verme riski kişinin korunma ihtiyacının değerlendirilmesinde önem taşır.

Yakın ve ciddi tehlike bulunan durumda öncelikle acil sağlık müdahalesinin sağlanması gerekir. Kişinin daha sonra rızası dışında kurumda tutulup tutulamayacağı ise tıbbi değerlendirme ve TMK m. 432 ve devamındaki güvenceler çerçevesinde belirlenir.

İntihar tehdidinin eşler arasındaki tartışmada baskı veya manipülasyon amacıyla kullanıldığı düşünülse dahi ciddi bir kendine zarar verme ihtimali varsa bunun yalnız aile içi tartışmanın bir parçası olarak görülmemesi gerekir.

48. Psikoz Geçiren ve Hastaneye Gitmeyi Reddeden Kişi Zorla Yatırılabilir mi?

Psikoz sırasında kişi gerçeklikle bağını önemli ölçüde kaybedebilir, olmayan şeyleri gördüğünü veya duyduğunu söyleyebilir, ağır kuşkular geliştirebilir ya da çevresindeki kişilerin kendisine zarar vereceğine inanabilir. Bu nedenle hasta tedaviye ihtiyacı olmadığını düşünerek hastaneye gitmeyi reddedebilir.

Psikozun bulunması tek başına her vakada zorunlu yatış anlamına gelmez. Ancak psikotik tablo nedeniyle kişinin toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde TMK m. 432 kapsamında kuruma yerleştirme gündeme gelebilir.

Özellikle kişi ağır psikotik tablo nedeniyle kendisini temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıyor, ciddi biçimde kendine zarar verme riski gösteriyor, çevresine saldırıyor veya güvenli biçimde ayakta takip edilmesi mümkün görünmüyorsa kurumsal koruma ihtiyacı daha güçlü şekilde ortaya çıkar.

Esas zorunlu yerleştirme bakımından resmî sağlık kurulu raporu ve kanunda düzenlenen yargısal güvenceler uygulanır.

Dolayısıyla kişinin “Ben hasta değilim ve hastaneye gitmiyorum” demesi her durumda süreci engellemez; ancak yakınlarının “psikoz geçiriyor” demesi de tek başına hastane yatışına yeterli değildir.

49. Alzheimer veya Demans Hastası Kişi Zorla Hastaneye Yatırılabilir mi?

Alzheimer hastalığı veya başka bir demans tanısının bulunması, kişinin otomatik biçimde psikiyatri kurumuna kapatılabileceği anlamına gelmez.

Demansın ilerlemesiyle kişinin yönelim, hafıza, muhakeme ve günlük yaşam becerileri ciddi biçimde bozulabilir. Kişi evden çıkıp kaybolabilir, tehlikeli biçimde ocak veya elektrikli cihazları kullanabilir, ilaçlarını tamamen yanlış alabilir veya kendisini koruyamayacak duruma gelebilir.

Bu tür durumlarda kişinin vesayet altına alınması, bakım ihtiyacının düzenlenmesi ve gerektiğinde koruma amacıyla kuruma yerleştirilmesi farklı hukuki başlıklar altında gündeme gelebilir.

TMK m. 432, “akıl zayıflığı” kavramını da açıkça saymaktadır. Ancak Alzheimer veya demans tanısının kanundaki bu kavram kapsamında zorunlu yerleştirmeyi gerektirip gerektirmediği somut kişinin sağlık durumu üzerinden resmî sağlık kurulu tarafından değerlendirilmelidir.

Her demans hastasının hastanede tutulması gerekmez. Ailesiyle veya uygun bakım hizmetleriyle güvenli biçimde yaşamını sürdürebilen kişinin yalnız tanısı nedeniyle özgürlüğünün kısıtlanması mümkün değildir.

Buna karşılık ağır bilişsel kayıp nedeniyle kişinin kendisini koruması mümkün değilse ve korunması daha hafif yöntemlerle sağlanamıyorsa koruma tedbirleri değerlendirilebilir.

Ayrıca demans hastasının sürekli hastanede tutulması ile uygun bakım kurumuna yerleştirilmesi aynı şey değildir. Uygulanacak tedbir kişinin tıbbi ve sosyal bakım ihtiyacına uygun olmalıdır.

50. Kumar Bağımlısı Eş Zorla Tedavi Ettirilebilir mi?

Kumar bağımlılığı bakımından alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığından farklı bir hukuki durum bulunmaktadır.

TMK m. 432’de alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı açıkça sayılmışken kumar bağımlılığı bağımsız bir yerleştirme sebebi olarak sayılmamıştır.

Bu nedenle yalnız “eşim kumar bağımlısıdır” iddiasından hareketle, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığındaki hüküm doğrudan uygulanarak kişinin zorla psikiyatri hastanesine yatırılması mümkün görülmemelidir.

Kumar bağımlılığı sağlık hizmetleri bakımından davranışsal bağımlılıklar arasında değerlendirilmekte ve bazı bağımlılık merkezlerinde ayaktan veya yatarak tedavi hizmeti verilmektedir. Bununla birlikte bir hastalığın sağlık hizmetlerinde tedavi ediliyor olması ile TMK m. 432 uyarınca zorunlu yerleştirme sebepleri arasında açıkça sayılması aynı şey değildir.

Kumar bağımlılığına eşlik eden veya bununla bağlantılı başka bir psikiyatrik hastalık bulunuyorsa ve resmî sağlık kurulu bu hastalığın TMK m. 432 kapsamındaki koşulları oluşturduğunu değerlendiriyorsa mesele o psikiyatrik durum üzerinden ayrıca incelenebilir.

Kumar bağımlılığının aile ekonomisini ağır biçimde bozması ise vesayet bakımından farklı sonuçlar doğurabilir. TMK m. 406 yalnız alkol ve uyuşturucu bağımlılığını değil, savurganlığı ve malvarlığını kötü yönetmeyi de kısıtlama sebepleri arasında saymaktadır.

Bu nedenle sürekli kumar oynayarak aile malvarlığını tüketen, kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi yaratan ve bu nedenle sürekli korunmaya ihtiyaç duyan kişinin durumu, somut şartlarına göre vesayet hukuku bakımından değerlendirilebilir.

Kumar bağımlılığında “zorla hastaneye yatırma” ile “malvarlığının korunması için vesayet tedbirleri” bu sebeple özellikle birbirinden ayrılmalıdır.

51. Ailesi Kişinin Uyuşturucu Bağımlısı Olduğunu Söylerse Bu Yeterli midir?

Aile fertlerinin kişinin uzun süredir uyuşturucu kullandığını, tedaviyi reddettiğini veya davranışlarının tehlikeli hâle geldiğini bildirmesi sürecin başlatılması bakımından önem taşıyabilir. Ancak yakınların beyanı tek başına bağımlılığın ve zorunlu yerleştirme şartlarının kesin olarak gerçekleştiğini göstermez.

Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı nedeniyle TMK m. 432 kapsamında karar verilebilmesi için resmî sağlık kurulu raporu alınması gerekir.

Bu güvence özellikle aile içinde ağır çatışma, boşanma veya malvarlığı uyuşmazlığı bulunduğu durumlarda önemlidir. Eşlerden birinin diğerini “uyuşturucu bağımlısı”, “alkolik” veya “akıl hastası” olarak nitelendirmesi, kişinin özgürlüğünü kısıtlamak için yeterli kabul edilemez.

Ailenin vereceği bilgiler sağlık değerlendirmesinde dikkate alınabilir; kişinin evdeki davranışları, madde kullanımı sonrasındaki krizleri ve geçmiş tedavi öyküsü hakkında önemli veriler sağlayabilir. Nihai tıbbi değerlendirme ise bu anlatımların ötesinde objektif incelemeye dayanmalıdır.

52. Uyuşturucu veya Alkol Bağımlılığı ile Tek Seferlik Madde Kullanımı Aynı Şey midir?

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması bakımından bu ayrım özellikle önemlidir. TMK m. 432’nin lafzında “alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı” bulunmaktadır.

Bu nedenle bir kişinin bir defa uyuşturucu kullanmış olması, ara sıra alkol alması veya kanında madde tespit edilmesi her durumda hukuken bağımlı olduğu anlamına gelmez.

Bağımlılık tıbbi değerlendirme gerektiren bir durumdur. Zorunlu yerleştirme bakımından kişinin uyuşturucu kullandığının ispatlanmasının yanında, kanunda öngörülen bağımlılık ve diğer koruma şartlarının da bulunması gerekir.

Bu ayrım aile içi uyuşmazlıklarda ayrıca önemlidir. Eşin uyuşturucu kullandığına ilişkin mesaj, fotoğraf, tanık anlatımı veya test sonucu boşanma davasında başka açılardan delil niteliği taşıyabilir; ancak bu deliller tek başına TMK m. 432 kapsamında zorunlu hastane yatışı kararı verilmesini zorunlu kılmaz.

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, kişinin cezalandırılması için değil, ciddi ve başka şekilde giderilemeyen bir korunma ihtiyacının karşılanması için uygulanır.

Sık Sorulan Sorular

Psikiyatri hastası olduğunu söylemek bir kişiyi zorla hastaneye yatırmak için yeterli midir?

Yeterli değildir. TMK m. 432 kapsamında akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yanında kişinin bu nedenle toplum için tehlike oluşturması ve kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması gerekir. Akıl hastalığı bakımından esas yerleştirme kararı resmî sağlık kurulu raporuna dayanır.

Şizofreni hastası kişi zorla hastaneye yatırılabilir mi?

Şizofreni tanısı tek başına zorunlu yatış sebebi değildir. Hastalığın somut durumdaki etkileri ve TMK m. 432’deki diğer şartların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilir. Tedavisi düzenli devam eden ve zorunlu yatışı gerektiren tehlike veya korunma ihtiyacı bulunmayan kişi sırf şizofreni tanısı nedeniyle hastanede tutulamaz.

Bipolar bozukluğu bulunan kişi zorla yatırılabilir mi?

Bipolar bozukluk tanısı da tek başına yeterli değildir. Özellikle ağır manik veya psikotik atak sırasında kişinin davranışlarının oluşturduğu tehlike ve başka şekilde korunmasının mümkün olup olmadığı somut olarak değerlendirilir.

İntihar edeceğini söyleyen kişi zorla hastaneye yatırılabilir mi?

Ciddi ve yakın kendine zarar verme tehlikesi acil psikiyatrik müdahaleyi gerektirebilir. Her olayda tehdidin niteliği, kişinin mevcut ruhsal durumu ve tıbbi değerlendirme belirleyicidir. Uzun süreli zorunlu yatışın devamı için ayrıca ilgili hukuki koşulların bulunması gerekir.

Ailesine saldıran psikiyatri hastası için ne yapılabilir?

Acil saldırı ve güvenlik tehlikesinde kolluk ve sağlık ekiplerinden yardım istenebilir. Krizin ardından hastanın rızası dışında sağlık kurumunda tutulmaya devam edilmesi gerekiyorsa TMK m. 432 ve devamındaki koşullar değerlendirilir. Ailenin şikâyeti tek başına süresiz hastane yatışı sağlamaz.

Eş, diğer eşin akıl hastanesine yatırılması için başvurabilir mi?

Eş durumu yetkili makamlara bildirebilir ve gerekli sürecin başlatılmasını isteyebilir. Ancak eşin tek başına diğer eş hakkında zorunlu hastane yatışı kararı verme yetkisi yoktur.

Doktor tek başına bir kişiyi süresiz olarak akıl hastanesinde tutabilir mi?

TMK m. 432 kapsamındaki esas koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, kanunda düzenlenen yargısal ve tıbbi güvencelere tabidir. Resmî sağlık kurulu raporu ve vesayet makamının kararı önem taşır. Acil tıbbi müdahale ile uzun süreli zorunlu yerleştirme aynı şey değildir.

Akıl hastanesinde en fazla 20 gün mü kalınabilir?

Hayır. Yirmi günlük süre, resmî sağlık kurulu raporunun alınabilmesi amacıyla hekim ön raporu üzerine yapılabilecek geçici yerleştirmeye ilişkindir. Esas zorunlu yatışın genel azami süresi yirmi gün değildir.

Akıl hastanesinde yıllarca kalınabilir mi?

TMK m. 432 kapsamında yatış şartlarının uzun süre devam ettiği ağır vakalarda hastanede kalış uzun sürebilir. Ancak kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılması gerekir. Kurumda kalmanın devamı geçmişteki hastalık tanısına değil, güncel koşullara dayanmalıdır.

TCK m. 57 kapsamında suç işleyen akıl hastaları bakımından ise farklı bir güvenlik tedbiri rejimi uygulanır ve toplum açısından tehlikelilik devam ettiği müddetçe tedbir çok uzun süre devam edebilir.

Akıl hastanesine yatmak sabıka kaydı oluşturur mu?

TMK m. 432 uyarınca koruma amacıyla hastaneye yerleştirilme ceza mahkûmiyeti değildir ve tek başına adli sicil kaydı oluşturmaz. Psikiyatrik teşhis ve tedaviler sağlık kayıtları kapsamında değerlendirilir.

Buna karşılık ceza mahkemesince akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen TCK m. 57 kapsamındaki güvenlik tedbirleri farklıdır. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu, akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kararların adli sicile kaydedileceğini açıkça düzenlemektedir.

Bu nedenle medeni hukuk kapsamında hastaneye yatırılma ile suç nedeniyle verilen akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinin sicil bakımından da birbirinden ayrılması gerekir.

Zorunlu hastane yatışı kişiyi otomatik olarak vesayet altına sokar mı?

Hayır. TMK m. 432 uyarınca koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ile TMK m. 405 uyarınca akıl hastalığı nedeniyle kısıtlama farklı kurumlardır. Kişinin psikiyatri hastanesinde yatması, otomatik olarak kendisine vasi atanması sonucunu doğurmaz.

Akıl hastanesine yatırılan kişinin yaptığı bütün hukuki işlemler geçersiz midir?

Hayır. Psikiyatrik hastalık, hastanede yatış, vesayet ve ayırt etme gücü farklı kavramlardır. Bir hukuki işlemin geçerliliği bakımından kişinin özellikle işlemi yaptığı sıradaki ayırt etme gücü önem taşır. Geçmişte psikiyatri hastanesinde yatmış olmak tek başına bütün hukuki işlemleri geçersiz hâle getirmez.

Hasta taburcu olmak isterse mahkemeye başvurabilir mi?

Kuruma yerleştirilen kişi kurumdan çıkarılmasını isteyebilir. Çıkarılma isteminin reddedilmesi hâlinde kendisi veya yakınları, kararın bildirilmesinden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir.

Aile hastanın taburcu edilmesini istemezse hastane çıkarmayabilir mi?

Ailenin görüşü hastanın kurum dışında korunup korunamayacağının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir; ancak aileye hastayı süresiz biçimde hastanede tutma yetkisi vermez. TMK m. 432 uyarınca kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılması gerekir.

Hastaneden çıkan kişi yeniden zorla yatırılabilir mi?

İlk yatıştan sonra koşulların yeniden ortaya çıkması mümkündür. Hastalığın ağırlaşması nedeniyle TMK m. 432 şartları tekrar gerçekleşirse yeni bir koruma süreci gündeme gelebilir.

TCK m. 57 kapsamındaki kişiler bakımından da tıbbi takip sırasında toplum açısından tehlikeliliğin yeniden arttığının anlaşılması hâlinde rapora dayanılarak yeniden koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilebilir.

Akıl hastası olmak tek başına boşanma sebebi midir?

Tek başına hastalık tanısı yeterli değildir. TMK m. 165 uyarınca hastalığın ortak hayatı diğer eş bakımından çekilmez hâle getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekir.

Akıl hastası eşin kusuru nedeniyle boşanılabilir mi?

Hastalığın etkisi nedeniyle iradi olmayan davranışlar eşe kusur olarak yüklenemez. Bu nedenle akıl hastalığı sebebiyle boşanmanın TMK m. 165’te özel olarak düzenlenmiş olması önem taşır. Somut olayda davranışların iradi olup olmadığı ve dava sebebi ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaynakça

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 165, 397, 405, 432-437.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 32 ve m. 57.

5352 sayılı Adli Sicil Kanunu, m. 4.

7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul tarihi 24.12.2025, Resmî Gazete 25.12.2025, Sayı 33118.

7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

Hasta Hakları Yönetmeliği.

Anayasa Mahkemesi, 25.01.2023, E. 2020/30, K. 2023/12.

Anayasa Mahkemesi, 10.07.2025, E. 2025/119, K. 2025/155.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2016, 2016/3039 E., 2016/6752 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.11.2017, 2016/7619 E., 2017/12970 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.10.2018, 2016/24215 E., 2018/10308 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.09.2018, 2016/21363 E., 2018/8795 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.09.2018, 2016/21327 E., 2018/8948 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.09.2022, 2022/4901 E., 2022/7235 K.

5/5 - (2 votes)
İlginizi çekebilir:  Türkiye’de Eşcinsel Çiftlerin Hukuki Hakları: Evlilik, Miras, Evlat Edinme ve Yabancı Evlilikler

Yorum yapın