Eşin Evde Çektiği Video Boşanma Davasında Delil Olur mu?

Boşanma davalarında eşlerden birinin evde yaşanan tartışmayı telefonuyla kaydetmesi, diğer eşin davranışlarını videoya alması veya ortak konutta kamera kullanması hâlinde görüntünün mahkemede değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, yalnızca “çekim izinsiz miydi?” sorusuyla çözülemez. Görüntünün nerede çekildiği, çekilen kişinin kayıttan haberdar olup olmadığı, kayda itiraz edip etmediği, çekimin ne kadar sürdüğü ve hangi amaçla yapıldığı birlikte değerlendirilir.

Özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.11.2022 tarihli, 2020/26 E., 2022/1434 K. sayılı kararı, ev içindeki video kayıtları bakımından oldukça dikkat çekicidir. Karara konu olayda kadın, eşinin kendisini çektiğinin farkındadır ve görüntüler sırasında defalarca “beni çekme”, “neden çekiyorsun?”, “mahkemede delil olarak mı kullanacaksın?” şeklinde tepki göstermektedir. Buna rağmen Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, görüntülerin kadının bilgisi dışında gizlice elde edilmiş sayılamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Karşı oy ise çekimin bilinmesinin çekime rıza gösterildiği anlamına gelmeyeceğini, özellikle “beni çekme” şeklindeki açık itirazların dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.

Bu nedenle evde çekilen bir videonun delil değeri belirlenirken yalnız kameranın gizli olup olmadığına değil, çekimin nasıl yapıldığına ve görüntünün hangi şartlarda elde edildiğine bakmak gerekir.

Ortak Evde Video Çekmek Her Zaman Hukuka Aykırı Sayılmaz

Eşlerin birlikte yaşadığı konut, aile hayatının sürdürüldüğü ortak alan olmakla birlikte kişilerin özel hayatının da merkezidir. Eşlerden birinin o evde yaşıyor olması, diğer eşin bütün davranışlarını sürekli kaydetme hakkı vermez. Buna karşılık ortak konutta meydana gelen her olay da diğer eş bakımından dokunulmaz bir sır alanı olarak kabul edilemez.

Örneğin eşler arasında tartışma çıkmış, hakaret veya tehdit başlamış ve taraflardan biri telefonunu çıkararak devam eden olayı görüntülemiş olabilir. Böyle bir kayıt ile eş evde yokken yatak odasına kamera yerleştirilmesi, saatler boyunca diğer eşin konuşmalarının veya davranışlarının kaydedilmesi arasında önemli bir fark vardır.

Yargıtay’ın yakın tarihli yaklaşımında ortak konutta çekim yapılmış olması tek başına belirleyici değildir. Çekimin gizli olup olmadığı, özel hayatın hangi bölümüne müdahale edildiği, kaydın süreklilik gösterip göstermediği ve somut uyuşmazlığı ispatlamak için gerekli ölçüyü aşıp aşmadığı önem taşır.

HGK 2020/26 E., 2022/1434 K.: Evde Çekilen Videoların Tartışıldığı Dava

Karara konu olayda kadın; eşinin kendisine sürekli hakaret ettiğini, aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunduğunu ve psikolojik şiddet uyguladığını ileri sürerek boşanma talep etmiştir. Davalı erkek ise bu iddiaları kabul etmemiş; boşanma davası açıldıktan sonra da tarafların aynı konutta birlikte yaşamaya devam ettiklerini belirterek evlilik birliğinin çekilmez hâle geldiği iddiasına karşı çıkmıştır.

Erkek, bu hususu ispatlamak amacıyla ortak konutta alınmış görüntü ve konuşma kayıtlarını içeren CD’leri dosyaya sunmuştur. İlk derece mahkemesi, kayıtların içeriğini de dikkate alarak tarafların dava tarihinden sonra aynı evde birlikte yaşamalarının evlilik birliğinin devam ettiğini gösterdiği sonucuna ulaşmış ve boşanma davasını reddetmiştir.

Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi başlangıçta hükmü onamış; davacı kadının karar düzeltme talebi üzerine ise önceki onama kararını kaldırarak hükmü bozmuştur. Daire, erkek tarafından sunulan görüntü kayıtlarının kadının rızası dışında elde edildiğini, bu nedenle hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ve söz konusu kayıtların kadının eşinin önceki kusurlu davranışlarını affettiğinin veya hoşgörüyle karşıladığının ispatında kullanılamayacağını kabul etmiştir.

Yerel mahkeme bozma kararına direnmiş ve kayıtların hukuka aykırı sayılamayacağı gerekçesini korumuştur. Bunun üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Dosyadaki bilirkişi raporunda görüntü kayıtlarının çözümü de yapılmıştır. Kayıtlarda kadının eşine farklı zamanlarda “beni çekip durma”, “beni çekme”, “neden çekiyorsun?” ve “mahkemede delil olarak mı kullanacaksın?” şeklinde sözler söylediği tespit edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, bu ifadeler karşısında kadının görüntü kaydı yapıldığını bildiğinin açık olduğuna dikkat çekmiştir. Bu nedenle kayıtların, kadının bilgisi dışında gizlice elde edilmiş deliller olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. HGK’nın çoğunluk gerekçesi, kadının çekime rıza gösterdiği kabulüne değil; çekimin onun bilgisi dışında ve gizlice yapılmadığı tespitine dayanmaktadır.

Kararın tartışmalı yönü de buradadır. Bir kişinin görüntüsünün kaydedildiğini bilmesi ile bu kayda rıza göstermesi aynı hukuki olgu değildir. Nitekim karar oy çokluğuyla verilmiş; karşı oyda, kadının çekimi fark ettiği her anda “beni çekme” diyerek açıkça itiraz ettiği, buna rağmen erkeğin kayda devam ettiği ve bu nedenle yalnızca çekimden haberdar olmasından hareketle rıza bulunduğu sonucuna ulaşılamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca çekimlerin farklı zamanlarda ve parça parça yapılması nedeniyle kadının hangi anlarda gerçekten kayda alındığını bilmesinin mümkün olmadığı da karşı oy gerekçesinde özellikle vurgulanmıştır.

Çekildiğini Bilmek Çekime Rıza Göstermek midir?

Hukuk Genel Kurulu kararındaki karşı oy bu noktada çoğunluktan ayrılmıştır.

Karşı oyda videolardaki ifadeler daha ayrıntılı ele alınmış ve kadın çekimi fark ettiği her anda açık biçimde itiraz ederken erkeğin “çekmiyorum seni”, “aynadan çekiyorum”, “küpeni çekiyorum” gibi cevaplarla kayda devam ettiği belirtilmiştir. Karşı oy sahibi üyeye göre, kadının kameranın varlığını fark etmesi çekime rıza gösterdiğini kanıtlamamaktadır. Tam tersine, “beni çekme” şeklindeki ifadeler çekime izin verilmediğini göstermektedir.

Karşı oyda ayrıca çekimlerin sürekli olmadığı, parça parça yapıldığı ve kadının kameranın hangi anda gerçekten kayıt yaptığını bilemediği üzerinde durulmuştur. Bu nedenle görüntülerin rızaya dayalı kayıtlar olarak kabul edilemeyeceği savunulmuştur.

Dolayısıyla HGK’nın bu kararı, “Eşiniz telefonun kendisine doğrultulduğunu görüyorsa artık istediğiniz kadar çekim yapabilirsiniz” sonucuna dayanak oluşturmaz.

Karar oy çokluğuyla verilmiştir ve tam tersine, bilgi ile rıza arasındaki farkın ne kadar tartışmalı olduğunu göstermektedir.

“Beni Çekme” Denmesine Rağmen Çekime Devam Edilirse Video Mahkemede Kullanılabilir mi?

Bu durumda kaydın şartlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

HGK 2022/1434 sayılı kararında çoğunluk, kişinin kaydın varlığını bildiği olgusu üzerinden gizli kayıt değerlendirmesini reddetmiştir. Ancak başka bir olayda çekimin uzun süre devam etmesi, kişinin her seferinde açık biçimde kayda karşı çıkması, çekimin özel yaşamın daha mahrem bölümlerine yönelmesi veya kameranın sistematik gözetim aracı olarak kullanılması farklı bir sonuca yol açabilir.

Dolayısıyla tek başına “kamerayı gördü” veya “çekildiğini biliyordu” denilerek her video kaydının hukuka uygun olduğu söylenemez.

Özellikle kaydın nasıl başladığı, ne kadar sürdüğü ve boşanma davasında ispat edilmek istenen olayla ne derece bağlantılı olduğu önem taşır.

Telefonla Yaşanan Tartışmayı Çekmek ile Eve Gizli Kamera Yerleştirmek Aynı Değildir

Eşler arasında tartışma başlamışken taraflardan birinin telefonunu çıkarıp birkaç dakikalık olayı kaydetmesi ile önceden eve kamera yerleştirilerek diğer eşin uzun süre gözetlenmesi birbirinden ayrılmalıdır.

İlk durumda çekim zaten yaşanmakta olan olay sırasında başlamaktadır. Diğer eş telefonun çıkarıldığını görebilir ve kayda konu olan şey, belirli bir tartışma veya olay olabilir.

Gizli kamera kullanımında ise görüntüyü alan eş çoğu zaman ortamda dahi değildir. Diğer eş kim tarafından ve ne zaman izlendiğini bilmemektedir. Kayıt yalnız uyuşmazlığa konu birkaç dakikayı değil, kişinin gündelik hayatını, konuşmalarını ve üçüncü kişilerle ilişkilerini de kapsayabilir.

Bu hâlde özel hayatın gizliliğine yapılan müdahalenin ağırlığı önemli ölçüde artar.

Yatak Odasına Gizli Kamera Konulması ile Salondaki Tartışmanın Kaydedilmesi Aynı Değildir

Özel hayatın korunması bakımından evin her bölümü ve her davranış aynı yoğunlukta değerlendirilemez.

Aile bireylerinin bulunduğu ortak alanda başlayan bir tartışmanın görüntülenmesi ile kişinin mahremiyet beklentisinin çok daha yüksek olduğu yatak odası, banyo veya benzeri bir yere gizli kamera yerleştirilmesi arasında ciddi fark vardır.

Boşanma davasında delil toplama amacı, eşin özel hayatının her alanını sürekli izleme yetkisi vermez. Özellikle uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan mahrem görüntülerin kaydedilmesi hâlinde hem delilin kullanılabilirliği hem de ceza ve kişilik hakları bakımından önemli sorunlar ortaya çıkabilir.

Eski Yargıtay Kararında Ortak Konutta Alınan Gizli Kayıt Neden Hukuka Aykırı Sayılmamıştır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.10.2008 tarihli, 2007/17220 E., 2008/13614 K. sayılı kararında, davacı erkek eşinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürmüş ve bu iddiasını ispatlamak amacıyla tarafların birlikte yaşadıkları konuta, kadının bilgisi dışında ses kayıt sistemi yerleştirmiştir.

Dosyaya sunulan CD üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış; kayıtların orijinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti veya kopyalama bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı kadın da kayıttaki seslerin kendisine ait olmadığını ileri sürmemiş, kaydın özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek delile itiraz etmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, somut olayda eşlerin birlikte yaşadığı konut ile evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğünü birlikte değerlendirmiştir. Daireye göre, evlilik birliğinin yasal yükümlülüklerini ilgilendiren davranışlar diğer eş bakımından bütünüyle dokunulmaz bir özel yaşam alanı oluşturmaz. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı, evlilik birliğini ve diğer eşi doğrudan ilgilendiren bir husustur.

Bu gerekçeyle ortak konutta elde edilen ses kayıtları somut olay bakımından hukuka aykırı delil sayılmamış; kayıtların, kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının ve boşanmaya esas alınan vakıaların ispatında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Ancak kararın 2008 yılında verilmiş olması önemlidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesiyle hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin hukuk yargılamasında dikkate alınamayacağı açıkça düzenlenmiş; sonraki Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında da kaydın elde edilme şekli, gizlilik derecesi, kayıt için önceden hazırlık yapılıp yapılmadığı, kişinin özel hayatına müdahalenin kapsamı ve delilin özellikle dava amacıyla oluşturulup oluşturulmadığı daha ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

Bu nedenle Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2007/17220 E., 2008/13614 K. sayılı kararı, eşlerden birinin ortak konuta dilediği şekilde gizli kamera veya kayıt cihazı yerleştirebileceği yönünde genel bir kural olarak değerlendirilemez. Karar, kendi somut olayının özellikleri ve verildiği dönemin hukuki çerçevesi içinde ele alınmalıdır.

Boşanma Davası İçin Özellikle Video Üretilirse Delil Değeri Değişir

Yargıtay’ın ses ve görüntü kayıtlarında kullandığı en önemli ayrımlardan biri, hukuka aykırı biçimde elde edilen delil ile hukuka aykırı biçimde yaratılan delil arasındadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2012 tarihli, 2011/2-703 E., 2012/70 K. sayılı kararında, boşanma davasında kullanılmak amacıyla oluşturulan kayıtlar bu yönden değerlendirilmiştir.

Kurul, tarafın sırf dava dosyasında kullanmak amacıyla kurgu oluşturması ve kayıt üretmesi hâlinde bunun olağan bir delilin elde edilmesinden farklı olduğunu kabul etmiştir. Somut dosyadaki kayıt, özellikle boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla oluşturulduğundan hükme esas alınmamıştır.

Evde yapılan videolarda da aynı problem ortaya çıkabilir.

Eş zaten hakaret ederken veya saldırgan davranırken telefonun çıkarılıp olayın kaydedilmesi başka; eşin tepki vermesi için bilinçli biçimde olay çıkarılması, kamera önceden hazırlanarak kişinin belirli sözleri söylemeye zorlanması başka bir durumdur.

Delil Elde Etmek İçin Karşı Taraf Özellikle Konuşturulursa Kayıt Kullanılabilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli, 2013/4-1183 E., 2014/960 K. sayılı kararında, devam eden bir hukuk uyuşmazlığında kullanılmak üzere gizlice oluşturulan ses kayıtlarının hukuka uygunluğu incelenmiştir.

Somut olayda davalılardan biri, aralarında daha önceden uyuşmazlık bulunan doktorun muayenehanesine diğer davalıları hasta gibi göndermiş; görüşmeler sırasında doktorun konuşmaları bilgisi dışında kayda alınmıştır. Bilirkişi tarafından yapılan çözümde, kayıt yapan kişilerin doktoru belirli konularda konuşturmaya ve konuşmanın içeriğini yönlendirmeye çalıştıkları da tespit edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, olayın ani gelişmediğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın uzun süredir devam ettiğini ve kayıt yapan kişilerin gerektiğinde tanık olarak dinlenebileceklerini dikkate almıştır. Bu nedenle başka türlü delil elde etme imkânının bulunmadığı, kaybolmak üzere olan bir delilin korunmasının zorunlu olduğu bir durumun mevcut olmadığı sonucuna varmıştır.

Kurul, bir delilin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ile özellikle dava için hukuka aykırı şekilde yaratılmasını birbirinden ayırmış; karşı tarafı konuşturmak ve yönlendirmek suretiyle önceden planlanarak oluşturulan kaydın hukuka uygun delil sayılamayacağına karar vermiştir. Bu yöntem aynı zamanda davacının kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmiştir.

Kararın boşanma davaları bakımından önemi de buradadır. Eşler arasında zaten yaşanmakta olan bir tartışmanın veya ani gelişen bir olayın kayda alınması ile, boşanma dosyasına delil oluşturmak amacıyla eşin özellikle konuşturulması, tahrik edilmesi yahut belirli bir tepki vermesi için ortam hazırlanması aynı şekilde değerlendirilemez. Kayıt için olayın bizzat oluşturulduğu veya yönlendirildiği hâllerde, görüntü ya da ses kaydının içeriğinden önce delilin yaratılış biçimi sorun hâline gelir.

Ani Gelişen Şiddet veya Tehdit Video ile Kaydedilebilir mi?

Yargıtay’ın özellikle gizli ses kayıtlarıyla ilgili kararlarında ani gelişen olaylara ayrı önem verilmektedir. Bu yaklaşım video kayıtlarının değerlendirilmesinde de önem taşıyabilir.

Hukuk Genel Kurulunun 2014/960 K. sayılı kararında aktarılan Ceza Genel Kurulu içtihadına göre, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suç sırasında başka şekilde delil elde edemediği ve yetkili makamlara başvurma imkânının o anda bulunmadığı durumlarda kayıt yapılması farklı değerlendirilebilir. Buna karşılık olay sona erdikten ve yetkili mercilere başvurma imkânı doğduktan sonra planlı şekilde kayıt toplamaya devam edilmesi aynı korumadan yararlanmayabilir.

Örneğin evde bir anda fiziksel saldırıya uğrayan kişinin telefonu açıp saldırının devam eden bölümünü görüntülemesi ile aylar boyunca eşin her konuşmasını kaydetmesi aynı değildir.

Burada önemli olan, kaydın başka türlü kaybolacak bir olayı koruma amacı mı taşıdığı, yoksa gelecekteki dava için sürekli delil toplama yöntemine mi dönüştüğüdür.

Evde Çekilen Video ile Sokakta Çekilen Video Aynı Değildir

Ev, kişinin özel hayat beklentisinin en yoğun olduğu alanlardan biridir. Kamuya açık sokak, otopark veya başka bir açık alan ise aynı mahremiyet düzeyine sahip değildir.

Bu nedenle bir eşin ortak evde uzun süre gizlice görüntülenmesi ile diğer eş tarafından kamuya açık yerde zaten görülebilir hâlde olan belirli bir olayın görüntülenmesi aynı şekilde değerlendirilmez.

Ancak kamuya açık yerde bulunmak da kişiyi sınırsız biçimde izleme ve takip etme hakkı vermez. Bir kişinin tesadüfen görülen bir davranışının kaydedilmesi ile günler veya haftalar süren sistematik takip arasında ayrıca fark vardır.

Özel Dedektifle Eşi Takip Ettirip Video Çektirmek Delil Toplama Hakkı Kapsamında mı?

Boşanma davasında delil ihtiyacı, diğer eşin yaşamının sürekli gözetlenmesi için genel bir yetki vermez.

Eşin nerelere gittiğini, kimlerle görüştüğünü ve günlük hayatını günler boyunca takip ettirmek; bu sırada görüntü ve ses kaydı almak, tek bir somut olayın kaydedilmesinden farklıdır. Böyle bir takip özel hayatın gizliliği bakımından çok daha ağır bir müdahale oluşturabilir.

Dolayısıyla “boşanma davasında kullanacağım” amacı tek başına her takip ve kayıt yöntemini hukuka uygun hâle getirmez.

Evin İçindeki Video Mahkemede Kullanılırsa Özel Hayat İhlali Suçu Ortadan Kalkar mı?

Görüntünün yalnızca mahkemeye verilmiş olması ile üçüncü kişilere dağıtılması arasında önemli fark bulunmakla birlikte, bir kaydın mahkemeye sunulması elde edilişindeki her türlü hukuka aykırılığı otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Önce görüntünün nasıl elde edildiği incelenir.

Mahkeme için gerekli ve hukuka uygun sınırlar içinde elde edilmiş bir görüntünün yalnız yargı makamına sunulması ile aynı görüntünün eşin ailesine, komşulara, işyerine veya sosyal medyaya gönderilmesi farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

Özellikle mahrem görüntünün uyuşmazlıkla ilgisi olmayan üçüncü kişilere yayılması, delil sunma ihtiyacının dışına çıkan ayrı bir eylemdir.

Video Kaydının Montaj Olduğu İddia Edilirse Ne Yapılır?

Dijital görüntülerde sık karşılaşılan başka bir uyuşmazlık, kaydın üzerinde oynama yapıldığı iddiasıdır.

Bir taraf videonun yalnız belirli bölümünün kesildiğini, konuşmanın öncesinin çıkarıldığını veya görüntü ve sesin birleştirildiğini ileri sürebilir. Bu durumda kayıt dosyasının orijinali ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi önem kazanır.

Bu nedenle elinde video bulunan kişinin kayıt üzerinde değişiklik yapmadan orijinal dosyayı koruması önemlidir. Videonun birkaç saniyesini keserek yeni bir dosya oluşturmak veya asıl dosyayı silmek, içeriğin güvenilirliği konusunda gereksiz tartışma yaratabilir.

2008 tarihli Yargıtay kararında dahi kayıtların orijinal olup olmadığı, ekleme veya çıkarma bulunup bulunmadığı bilirkişi tarafından incelenmiştir.

Dava Açıldıktan Sonra Çekilen Ev İçi Video da Delil Olabilir mi?

Boşanma davasının açılmasından sonra alınan bir video kaydı, yalnız bu nedenle delil niteliğini kaybetmez. Bu tür kayıtların değeri, hangi vakıanın ispatı amacıyla dosyaya sunulduğuna göre belirlenir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/26 E., 2022/1434 K. sayılı kararında erkek tarafından sunulan görüntülerin bir kısmı dava tarihinden sonraki döneme aitti. İlk derece mahkemesi, tarafların dava açıldıktan sonra da aynı konutta birlikte yaşamaya devam etmelerini ve görüntülerdeki birlikteliği, evlilik birliğinin sürdüğü ve önceki olayların affedildiği yönünde değerlendirmiş; bu gerekçeyle boşanma davasını reddetmiştir.

Hukuk Genel Kurulu ise dosyadaki tanık anlatımları ve diğer deliller karşısında, erkeğin eşine yönelik hakaret ve aşağılayıcı davranışlarının süreklilik gösterdiğini, kadının bu davranışları affettiği veya hoşgörüyle karşıladığı sonucuna ulaşmaya yeterli bir olgu bulunmadığını kabul etmiştir.

Bu nedenle dava tarihinden sonra çekilen görüntülerin dosyaya sunulması mümkündür; ancak bu kayıtların dava tarihinden önceki kusurlu davranışları affedilmiş hâle getirdiği veya evlilik birliğinin yeniden kurulduğunu tek başına gösterdiği söylenemez. Mahkeme, görüntünün tarihinden çok, kayıtla ispat edilmek istenen vakıayı ve bu vakıanın diğer delillerle birlikte ortaya çıkıp çıkmadığını değerlendirir.

HGK 2022/1434 Kararı “Gizli Video Serbesttir” Kararı Değildir

Hukuk Genel Kurulu, ortak ev içerisinde kişinin haberi olmaksızın her türlü görüntünün kaydedilebileceğini kabul etmemiştir.

Somut olayda görüntülerde kadının çekimden haberdar olduğunu gösteren açık ifadeler bulunması üzerinde durulmuştur. Çoğunluk bundan hareketle kayıtların kadının bilgisi dışında gizli şekilde alınmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Üstelik karşı oy, aynı görüntülerden tamamen farklı bir hukuki sonuç çıkarmış ve kadının sürekli “beni çekme” demesini rızanın bulunmadığının göstergesi olarak değerlendirmiştir.

Bu nedenle kararın anlamı daha sınırlıdır: Bir kişinin çekildiğini açıkça bildiği görüntü ile haberi olmadan gizlice kaydedilen görüntü aynı değildir. Ancak kişinin çekildiğini bilmesi ile çekime rıza göstermesi de mutlaka aynı şey değildir.

Evde Çekilen Videonun Boşanma Davasında Kullanılmasında Asıl Ayrım

Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde ev içinde video kaydı bakımından tek bir formülle sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Zaten başlamış bir tartışmada telefonun çıkarılıp birkaç dakikalık görüntü alınması, gizli kamera kurarak saatlerce kayıt yapılması, eşin haberi olduğu hâlde çekime devam edilmesi, eşin açıkça “beni çekme” demesi, olayın özellikle provoke edilerek videoya alınması ve kayıtların daha sonra üçüncü kişilere dağıtılması farklı hukuki durumlar yaratmaktadır.

HGK’nın 2022 tarihli kararının asıl önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Video kaydının değerlendirilmesinde “evde çekilmiş olması” tek başına yeterli değildir. Kameranın gizli olup olmadığı, çekilen kişinin görüntüden haberdar olup olmadığı, kayda karşı davranışı ve çekimin hangi amaçla yapıldığı dosyanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Boşanma davasında bir görüntünün çok değerli bir olayı ispatlıyor olması, kayıt yöntemini kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Aynı şekilde karşı tarafın görüntünün alındığını bilmesi de her durumda çekime izin verdiği anlamına gelmez. Mahkeme, görüntünün içeriği kadar o görüntünün nasıl meydana geldiğini de değerlendirir.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Boşandım, 300 Gün Beklemek İstemiyorum: İddet Müddeti Nasıl Kaldırılır?

Yorum yapın