Mehir senedi, evlilik nedeniyle kadına verilmesi kararlaştırılan para, altın veya başka bir malın yazılı olarak belgelendirildiği sözleşmedir. Türk Medeni Kanunu’nda mehir adıyla ayrı bir düzenleme bulunmaması, bu sözleşmeden doğan borcun geçersiz olduğu anlamına gelmez. Geçerli şekilde üstlenilmiş ve ödeme zamanı gelmiş bir mehir borcu, dava veya icra takibi yoluyla tahsil edilir.
Mehir uyuşmazlığında önce senedin hangi hakkı belgelediği belirlenir. Henüz verilmemiş altının ileride teslim edilmesinin vaat edilmesi, kadına teslim edilmiş altının sonradan eş tarafından alınması ve bir taşınmazın devredileceğinin kararlaştırılması farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bu ayrım; görevli mahkemeyi, ispat yükünü, talep edilecek bedeli ve borçlunun hangi savunmalara dayanacağını etkiler.
Senedin başlığından önce içeriği önem taşır. Borcu kimin üstlendiği, hangi malın verileceği, teslimin gerçekleşip gerçekleşmediği ve ödeme zamanı açıkça belirlenmeden tahsil yoluna başvurulması, haklı bir alacağın yanlış kişiden veya yanlış zamanda istenmesine yol açar.
Mehir Senedinin Geçerli Olması İçin Noterde Yapılması Gerekir mi?
Altın, para veya taşınır eşyanın ileride verilmesine ilişkin mehir taahhüdü, bağışlama sözü verme niteliğindeyse Türk Borçlar Kanunu’nun 288. maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılmalıdır. Borç altına giren kişinin imzasını taşıyan ve üstlenilen edimi belirleyen adi yazılı sözleşme bu şekil şartını karşılar. Noterde düzenleme veya imza onayı zorunlu değildir.
Bu nedenle, erkeğin imzaladığı senette belirli miktarda ve ayarda altını eşine vermeyi üstlenmesi, noter işlemi bulunmasa da geçerli bir borç doğurur. Noter onayı, belgenin ve imzanın ispatını kolaylaştırır; fakat kanunen gerekli olmayan noter işleminin yapılmaması borcu ortadan kaldırmaz.
Sözlü vaat bakımından sonuç farklıdır. Henüz yerine getirilmemiş bir bağışlama sözünde yazılı şekil, yalnız ispat kolaylığı sağlayan bir araç değildir; sözleşmenin geçerlilik şartıdır. Aile üyelerinin mehir konuşmasına tanıklık etmesi, yazılı şekil eksikliğini kendiliğinden gidermez.
Taşınır mal gerçekten teslim edilmişse TBK m. 288 ve 289’daki elden bağışlama hükümleri uygulanır. Örneğin sözlü olarak kararlaştırılan altın kadına teslim edilmişse, yazılı mehir senedi bulunmaması teslim edilmiş altının kadına ait olmasını engellemez. Bundan sonra altının geri alınması veya harcanması ayrı bir uyuşmazlık oluşturur.
Senette İmza Yoksa veya Senedin Aslı Kaybolmuşsa Geçerli Olur mu?
İleride yerine getirilecek bağışlama sözünü içeren belgenin borçlu tarafından imzalanması gerekir. Yalnız imamın, muhtarın veya şahitlerin imzaladığı bir belge, bu kişilerin borçlu adına sözleşme yapma yetkisi yoksa borçlunun imzası yerine geçmez. Böyle bir belgede önce geçerli bir taahhüdün kurulup kurulmadığı araştırılır.
İmzalı senedin aslının kaybolması ise farklıdır. Burada sözleşmenin hiç kurulmadığı değil, kurulmuş sözleşmenin hangi delillerle kanıtlanacağı tartışılır. Fotokopi, telefon fotoğrafı, karşı tarafın yazışmaları ve borcu kabul eden beyanları dosyada incelenir. HMK m. 203’te düzenlenen, senedin beklenmeyen olay veya zorlayıcı nedenle kaybolmasına ilişkin istisnanın şartları da ayrıca önem taşır. Aslın kaybolduğu iddiası somutlaştırılmadan fotokopinin imzalı asıl belgeyle aynı ispat gücüne sahip olduğu kabul edilmez.
Borçlu imzayı inkâr ederse mahkeme, HMK m. 208-211 çerçevesinde imzanın aidiyetini inceler. Karşılaştırmaya elverişli imzalar getirtilir ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılır. İmzanın borçluya ait olduğu belirlenmeden, inkâr edilmiş adi senet kesin delil gibi kullanılamaz.
Belgede imzanın bulunmaması, daha önce teslim edilmiş bir malın geri alınmasına ilişkin bütün hakları ortadan kaldırmaz. Ancak henüz yerine getirilmemiş sözlü bağışlama vaadi ile teslim edilmiş kişisel malın iadesi aynı dava sebebi değildir.
Mehir Ne Zaman İstenir? Boşanmanın Kesinleşmesi Şart mı?
Mehir borcunun talep edilebilmesi için ödeme zamanının gelmesi gerekir. Hukukta bu durum borcun “muaccel olması” olarak adlandırılır. Peşin verilmesi kararlaştırılan mehir, mehri muaccel; ödemesi ileriye bırakılan mehir ise mehri müeccel olarak ifade edilir.
Senette belirli bir ödeme tarihi varsa o tarih esas alınır. Ödeme zamanı kararlaştırılmamış ve sözleşmenin niteliğinden de bir erteleme anlaşılmıyorsa TBK m. 90 uygulanır. Mehir adı kullanılması, borcun mutlaka boşanmaya kadar ertelendiğini göstermez.
Ödeme açıkça boşanmaya bağlanmışsa, boşanma davasının açılması borcu talep etmek için yeterli değildir. Boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir. Eşlerin ayrı evlerde yaşamaya başlaması da boşanma şartının gerçekleştiği anlamına gelmez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.12.2013 tarihli, 2013/14868 E., 2013/17437 K. sayılı kararında, bir kilogram altın taahhüdüne dayanan mehir alacağı için evlilik devam ederken başlatılan ilamsız icra takibi incelenmiştir. Senetteki borcun boşanmayla istenebilir hâle geleceği kabul edilmiş; takip ve itirazın iptali davası tarihinde boşanma kesinleşmediğinden muaccel alacak bulunmadığı belirtilmiştir. Kararın sonucu, senedin geçersizliği değil, tahsil işlemine borcun ödeme zamanı gelmeden başlanmış olmasıdır.
Senet boşanma dışında fiilî ayrılığı da açıkça ödeme sebebi olarak düzenliyorsa sözleşmenin bu hükmü ayrıca uygulanır. “Boşanma” ile “ayrılık” kelimeleri, belgenin diğer hükümlerinden koparılarak aynı anlama getirilmez. Tarafların fiilî ayrılığı mı, mahkemece verilen ayrılık kararını mı yoksa evliliğin sona ermesini mi kastettiği sözleşmenin tamamından belirlenir.
Mehir Alacağı Davası Aile Mahkemesinde mi, Asliye Hukuk Mahkemesinde mi Açılır?
Görevli mahkeme, talebin hangi hukuki ilişkiden doğduğuna göre belirlenir. Henüz yerine getirilmemiş bir bağışlama sözünün ifası isteniyorsa uyuşmazlık borçlar hukukuna dayanır. Bu nitelikteki bağımsız mehir alacağı için asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.04.2019 tarihli, 2019/482 E., 2019/3079 K. sayılı kararında, evlilikten önce düzenlenen senette taşınmaz devrinin, bunun yerine getirilmemesi hâlinde ise 650 gram altının verilmesinin üstlenildiği uyuşmazlık incelenmiştir. Talebin daha önce ödenmiş mehrin geri alınmasına değil, ileriye yönelik bağışlama vaadinin yerine getirilmesine ilişkin olduğu belirtilmiştir. Uyuşmazlığın TBK’nın bağışlama hükümlerinden kaynaklanması nedeniyle asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmiştir.
Kadına teslim edilmiş ve onun kişisel malı hâline gelmiş ziynetlerin eş tarafından sonradan alınması veya harcanması nedeniyle iade isteniyorsa, eşler arasındaki kişisel mal uyuşmazlığı aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerde, aile mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi yargılama yapar.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.04.2024 tarihli, 2023/4858 E., 2024/2971 K. sayılı kararında da daha önce teslim edilmiş ziynetlerin sonradan alınarak harcanmasına ilişkin talep incelenmiştir. Ziynetlerin aile ihtiyaçları için kadının rızasıyla kullanılması, geri istenmemek üzere verildikleri kanıtlanmadıkça iade yükümlülüğünü kaldırmamıştır. Karar, henüz ifa edilmemiş mehir vaadi ile teslim edilmiş kişisel malların geri alınması arasındaki farkı göstermektedir.
Kayınpeder veya başka bir üçüncü kişinin kendi adına üstlendiği bağışlama borcuna karşı açılan dava da bu sözleşmesel borç esas alınarak asliye hukuk mahkemesinde görülür. Davalının aile üyesi olması, borçlar hukukundan doğan bir davayı kendiliğinden aile mahkemesinin görevine sokmaz.
Mehir talebinin boşanma dilekçesinde ileri sürülmesi de görev sorununu çözmez. Boşanma tazminatından farklı olarak bağımsız alacak niteliği taşıyan mehir talebinin dava değeri ve harcı bulunur; talep, görevli mahkeme ve usul şartları gözetilerek ileri sürülmelidir.
Mehir Davası Hangi Yerde Açılır?
HMK m. 6 uyarınca dava, davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Sözleşmeden doğan alacaklarda HMK m. 10, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde dava açılmasına da imkân tanır.
İfa yeri öncelikle sözleşmedeki düzenlemeye göre belirlenir. Sözleşmede yer gösterilmemişse TBK m. 89 uygulanır. Para borcunda alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri; belirli bir eşyanın tesliminde sözleşme kurulurken eşyanın bulunduğu yer; diğer borçlarda ise borcun doğduğu sıradaki borçlu yerleşim yeri esas alınır.
Bu nedenle para ödemesi istenen bir mehir borcu ile belirli gram altının aynen tesliminin istendiği dava bakımından ifa yeri aynı kabul edilmez. Dava dilekçesinde altın yerine bedel istenmesi de sözleşmenin ve talebin niteliği açıklanmadan yetki hesabı yapılmasını haklı kılmaz.
Taşınmazın tapusunun devri için açılan tapu iptali ve tescil davasında ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi gözetilir. Boşanma davasındaki yetki kuralları, ayrı açılan mehir alacağı davasına doğrudan aktarılmaz.
Mehir Davasının Kabulü İçin Nelerin İspatlanması Gerekir?
Alacaklı, borcun hukuki dayanağını, kendisine vaat edilen edimi ve ödeme zamanının geldiğini ortaya koymalıdır. Yazılı senede dayanılıyorsa belgenin içeriği ve borçlunun imzası belirleyicidir. Birden fazla borçlu varsa her birinin hangi yükümlülüğü üstlendiği gösterilmelidir.
Geçerli senetle borç ortaya konulduktan sonra borçlunun “ödedim”, “teslim ettim” veya “ibra edildim” savunması, borcu sona erdiren ayrı bir olguya dayanır. Bu savunmanın ispatı borçluya aittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2020 tarihli, 2017/1538 E., 2020/485 K. sayılı kararında, evlilikten altı gün önce düzenlenen mehir senedindeki ziynetlerin düğünde teslim edildiği savunması ele alınmıştır. Kurul, senede bağlanan borcun yerine getirildiğinin borçlu tarafından kanıtlanması gerektiğini kabul etmiştir. Tarafların evlilik amacıyla sözleşme yapması veya yakın aile ilişkisi içinde bulunması, yazılı senedin aksinin tanıkla ispatını kendiliğinden mümkün kılmamıştır. Tanık dinlenmesine açık muvafakat ve diğer kanuni istisnalar bulunmadan, ödeme savunmasının yalnız tanık anlatımlarına dayandırılması yeterli görülmemiştir.
Senedin “teslim aldım” kaydı içermesiyle, yalnız borç üstlenildiğini göstermesi farklıdır. Alacaklının açık teslim beyanı bulunan bir belgede, malın sonradan borçluya verildiği veya geri alındığı iddia ediliyorsa bu sonraki olayın da ispatlanması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.03.2025 tarihli, 2023/8876 E., 2025/3113 K. sayılı kararında, eşya ve ziynetlerin verildiğini belirten, mehir veren ve alanın yanında muhtar ile şahitlerin de imzaladığı belge incelenmiştir. Teslimin gerçekleşip gerçekleşmediği açıklığa kavuşturulmadan karar verilmesi yeterli bulunmamış; senette isimleri bulunan kişilerin usulüne uygun dinlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu karar, belgenin içeriğindeki teslim kaydının somut uyuşmazlıkta araştırılmasını gerektirir; bütün mehir borçlarının her türlü tanık beyanıyla sona erdirilebileceği anlamına gelmez.
Mehir Senedi Doğrudan İcraya Verilir mi?
Ödeme zamanı gelmiş para alacağı için genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılır. Bunun için önceden mahkeme kararı alınması zorunlu değildir. Adi yazılı mehir senedi ise mahkeme ilamı yerine geçmez; yalnız bu belgeye dayanılarak ilamlı takip yapılamaz.
Senedin üzerinde “mehir senedi” yazması onu bono hâline getirmez. Kambiyo senetlerine özgü takip ancak belgenin ilgili senet türünün kanuni şartlarını taşıması hâlinde uygulanır.
Genel haciz yoluyla takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz ederse takip durur. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açarak takibin devamını ister. Bu süre geçirilirse alacağın genel zamanaşımı süresi içinde ayrı alacak davası açılması hakkı devam eder; fakat önceki takibi itirazın iptali yoluyla sürdürme imkânı kaybedilir.
İİK m. 68’de aranan belge şartları varsa, altı aylık süre içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılması da istenir. Her mehir senedi bu şartları taşımaz. İmzanın kabul edilip edilmediği, borç ikrarının içeriği ve ödeme şartının belgeyle ortaya konulması bu yolun kullanılmasını belirler.
Borçlunun itirazı haksızsa ve alacak miktarı objektif biçimde belirlenebilecek nitelikteyse, talep üzerine icra inkâr tazminatına hükmedilir. Senette belirli bir tutar bulunması yanında alacağın takip tarihinde muaccel olması da gerekir. Borç miktarının ancak yargılamayla belirlenebildiği uyuşmazlıklarda likitlik şartı ayrıca incelenir.
Mehir Alacağı Likit midir, İcra İnkâr Tazminatı İstenebilir mi?
Mehir alacağı için icra inkâr tazminatına hükmedilebilir. Bunun için takip konusu borcun ödeme zamanının gelmiş olması ve miktarının borçlu tarafından belirlenebilmesi gerekir. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunu mevcut bilgilerle hesaplayabildiği alacak, “likit alacak” olarak adlandırılır. Mehir alacağının bu niteliği taşıyıp taşımadığı, senetteki miktara ve takipte istenen bedelin nasıl hesaplandığına bağlıdır.
Örneğin senette ödenmesi gereken para tutarı açıkça yazılıysa, bu tutarın tahsiline yönelik takipte likitlik şartı karşılanır. Altın borcunda ise gram, ayar ve türün belirli olması, takipte istenen Türk lirası karşılığının da objektif fiyat verileriyle hesaplanabilmesi gerekir. Altının miktarı veya niteliği belirsizse ve borç tutarı ancak tanık anlatımları, değer takdiri ya da diğer delillerle ortaya çıkarılabiliyorsa, alacağın kabul edilmesi icra inkâr tazminatına da hükmedileceği anlamına gelmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, 2022/1019 E., 2023/267 K. sayılı kararında, borçlunun hesaplayabileceği bir alacak için bilirkişi raporu alınmasının likitliği ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir. Fatura alacağına ilişkin bu karardaki ölçüt, mehir alacağının parasal karşılığının hesaplanmasında da önem taşır: Bilirkişi yalnız belirli miktarı mevcut fiyat verileriyle hesaplıyorsa, rapor alınmış olması tazminatın reddi için yeterli gerekçe değildir.
Mehir alacağı bakımından Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.07.2021 tarihli, 2021/4195 E., 2021/5838 K. sayılı kararında, senette taahhüt edilen bir kilogram altının ödenmediği ileri sürülen 900 gramlık kısmı için başlatılan takibe itiraz incelenmiştir. Karar metninde, bölge adliye mahkemesince borçlular aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedildiği belirtilmektedir. Ancak Yargıtay, ödeme savunmasına ilişkin yemin delilinin değerlendirilmemesi nedeniyle hükmü bozmuş ve diğer temyiz itirazlarını incelememiştir. Bu karar, mehir alacağında tazminata hükmedilen bir uygulamayı göstermektedir; Yargıtayın alacağı kesin olarak likit bulup tazminatı onadığı bir karar değildir.
İİK’nin 67. maddesi uyarınca tazminat için usulüne uygun ilamsız takip yapılması, borçlunun itiraz etmesi, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açılması ve tazminatın talep edilmesi gerekir. Likit alacağa yönelik itiraz haksız bulunursa, kabul edilen ve tazminata esas alınan asıl alacağın yüzde 20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilir. Borçlunun ayrıca kötü niyetli olduğunun kanıtlanması aranmaz; itiraz edenin veli, vasi veya mirasçı olması hâlinde kanundaki kötü niyet şartı uygulanır.
Henüz ödeme zamanı gelmemiş mehri müeccel için başlatılan takipte ise borçlunun itirazı haklıdır. Böyle bir takip nedeniyle icra inkâr tazminatı alınamaz. İcra takibi yapılmadan doğrudan mehir alacağı davası açılması da bu tazminata hak kazandırmaz.
Mehir Altını Aynen mi, Bedeliyle mi İstenir?
Senette gramı, ayarı ve türü belirtilen altın taahhüt edilmişse dava, bu altının teslimi istemiyle açılır. Aynen teslimin gerçekleşmemesi ihtimaline karşı parasal karşılığın tahsili de talep edilir. Dilekçede altınların cinsi, miktarı ve ayarı açıkça gösterilmelidir.
Dava değerinin düşük gösterilmesi veya yalnız bir kısmı için harç yatırılması, bütün altınların aynen tesliminin istendiği gerçeğini değiştirmez. Aynen teslim talep edilen malın değeri üzerinden gerekli harç tamamlanmalıdır. Talep miktarının artırılması ise harç tamamlamadan ayrı bir usul işlemidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.01.2025 tarihli, 2024/4970 E., 2025/349 K. sayılı kararında, 250 gram 24 ayar altına ilişkin mehir talebinde aynen teslim ve bedel isteminin nasıl ele alınacağı incelenmiştir. Dava tarihindeki bedel talebinden vazgeçilmediği hâlde, sonradan fiilî ödeme günündeki bedelin istenmesi gerekçe gösterilerek yalnız aynen teslim kararı verilmesi doğru bulunmamıştır. Mahkemenin dava tarihindeki bedele ilişkin talebi de incelemesi gerektiği belirtilmiştir. Gelecekteki ödeme gününe bırakılan belirsiz bedel hükmü ile dava sırasında belirlenmiş parasal talep birbirinden ayrılmıştır.
Altının aynen teslimine ilişkin hükmün icrasında İİK m. 24 uygulanır. Mal teslim edilmez veya borçlunun elinde bulunmazsa bedel üzerinden icra sürdürülür. Hükümde bedelin bulunması, bulunmaması veya değer üzerinde uyuşmazlık çıkması bu aşamada önem taşır. İcra müdürlüğü, mahkemenin kesin hükmünü değiştirerek yeni bir alacak oluşturamaz.
Altının Hangi Tarihteki Değeri Hesaplanır?
Değerleme tarihinde önce sözleşmenin açık hükmü incelenir. Taraflar altının veya dövizin belirli tarihteki karşılığını kararlaştırmışsa, mahkeme bu düzenlemeyi göz ardı ederek farklı bir tarih seçemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.04.2026 tarihli, 2025/9231 E., 2026/3883 K. sayılı kararında, mehir senedindeki ziynetler ile 250.000 İsveç kronunun boşanma veya ayrılık günündeki ekonomik değeri üzerinden ödenmesi kararlaştırılmıştır. Davacının senetteki değerlerin yarısına ilişkin talebi bakımından, tarafların ayrılık veya boşanma tarihinin belirlenmesi ve sözleşmede gösterilen tarihteki değerlerin esas alınması gerektiği kabul edilmiştir. Farklı tarihe göre hesap yapılması, sözleşmeye aykırı bulunmuştur.
Sözleşmede özel değerleme hükmü yoksa talebin aynen teslim, dava tarihindeki bedel veya başka bir hukuki sebebe dayanan tazminat olarak kurulması sonucu etkiler. Bu nedenle bütün mehir davaları için “bugünkü altın fiyatı ödenir” veya “senedin düzenlendiği günkü fiyat geçerlidir” denilemez.
Senedin altın borcu doğurduğu durumda, altının yıllar içinde pahalanması gram borcunu azaltmaz. Buna karşılık sözleşmede belirli bir TL tutarı kararlaştırılmışsa, bu tutar kendiliğinden altın borcuna dönüşmez.
Mehir Alacağına Hangi Tarihten İtibaren Faiz İşler?
Faiz başlangıcı belirlenirken borcun ödeme zamanı ile borçlunun temerrüdü ayrılmalıdır. Temerrüt, ödeme zamanı gelmiş borcun kanunen gerekli şartlara rağmen yerine getirilmemesidir. TBK m. 117’ye göre ihtar gereken borçlarda, borçluya ulaşan ödeme istemi önem taşır. Kesin ödeme günü kararlaştırılmışsa ayrıca ihtar aranmayan hâller bulunur.
Doğrudan bir miktar paranın bağışlanması taahhüt edilmişse TBK m. 121 özel hüküm getirir. Bu para borcunda temerrüt faizi, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı tarihten itibaren işler. Mehir senedinin imzalandığı tarihten otomatik faiz hesaplanmaz.
Altının aynen teslimi yerine bedelinin istendiği davada ise alacağın hukuki niteliği, önceki ihtar ve dava sırasında artırılan miktar dikkate alınır. Daha önce bütün alacak için temerrüt gerçekleşmemişse, dava edilen ve sonradan artırılan bölümler bakımından farklı faiz başlangıçları ortaya çıkar. En yüksek banka mevduat faizi, mehir alacağına sırf talep edildiği için uygulanmaz; bu faiz türünün hukuki veya sözleşmesel dayanağı bulunmalıdır.
Senette Ev veya Arsa Yazıyorsa Tapu Alınır mı?
Taşınmaz bağışlama sözü, TBK m. 288 ve TMK m. 706 gereğince resmî şekle bağlıdır. Aile arasında hazırlanan ve imzalanan adi mehir senedine ev veya arsa yazılması, bu şekil şartını karşılamaz. Belgedeki imzaların noter tarafından onaylanması da işlemin kanunen gereken resmî biçimde kurulup kurulmadığı sorununu ortadan kaldırmaz.
Geçerli resmî sözleşme varsa ve devir borcu yerine getirilmemişse, taşınmazın bulunduğu yerde tapu iptali ve tescil talebi ileri sürülür. Geçersiz adi bağışlama vaadine dayanılarak taşınmazın devri zorlanamaz. Aynı geçersiz vaat, yalnız talebin adı değiştirilerek evin güncel rayiç bedelini ödeme borcuna da dönüştürülemez.
Senette taşınmazın devrinden ayrı bir para ödeme taahhüdü bulunması ise farklıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2018 tarihli, 2017/1270 E., 2018/11727 K. sayılı kararında, taşınmaz devredilmezse belirli tutarda teminat tazminatı ödenmesini düzenleyen mehir sözleşmesi incelenmiştir. Resmî şekle uygun olmayan taşınmaz bağışlama vaadi geçersiz kabul edilmiş, fakat sözleşmedeki para ödeme taahhüdü geçerli bulunmuştur. Ödenecek tutarın belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu karar, geçersiz taşınmaz sözleşmesine eklenen her ceza şartının geçerli olduğu anlamına gelmez. Talep edilen paranın bağımsız borç mu yoksa geçersiz asıl borca bağlı ceza koşulu mu olduğu sözleşmeden belirlenir. Tapu devri gerçekleşmedi diye taşınmazın güncel değerinin tamamına kendiliğinden hak kazanılmaz.
Hac veya Umre Mehir Olarak Kararlaştırılmışsa Nasıl Talep Edilir?
Hac veya umre masraflarının karşılanmasına ilişkin yazılı taahhüt, kapsamı belirlenebildiği ölçüde sözleşmesel borç doğurur. Yolculuğun kimin için kararlaştırıldığı, ulaşım ve konaklama giderlerinin kim tarafından üstlenildiği ve ifa zamanı senetten belirlenir.
Belirli bir para tutarı vaat edilmişse bu tutarın tahsili istenir. Seyahat veya seyahat giderlerinin karşılanması kararlaştırılmışsa, talep sözleşmedeki edime uygun kurulmalıdır. Hiçbir hizmet standardı gösterilmeden en pahalı hac paketinin bedeli borç olarak ileri sürülemez. Giderlerin bilirkişiyle hesaplanması da sözleşmede bulunmayan yeni bir yükümlülük yaratmaz.
Seyahatin yapılmış olması kadar masrafın hangi amaçla karşılandığı da önemlidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.07.2023 tarihli, 2022/9480 E., 2023/3673 K. sayılı kararında, umre mehir olarak kararlaştırıldığı hâlde yolculuk için kullanılan ziynetlerin iadesi talep edilmiştir. Kadının masrafları özgür iradesiyle üstlenmesi, yakınlarını da altın bozdurarak umreye götürmeyi teklif etmesi ve geri ödeme anlaşmasının kanıtlanamaması, bağış iradesinin kabulünde etkili olmuştur. Bu harcamaya ayrılan ziynetler yönünden ret sonucu korunmuştur.
Kararın dayanağı yalnız harcamaya rıza gösterilmesi değildir; geri istenmeden masrafa katılma iradesini ortaya koyan somut olgulardır. Borç olarak verilen altın ile seyahat masrafına karşılıksız katkı aynı şekilde ele alınmaz.
Anne veya babanın giderleri de senette yer alıyorsa, sözleşmenin bu kişilere doğrudan istem hakkı verip vermediği TBK m. 129 kapsamında belirlenir. Kadının kendi adına talep ettiği alacak ile üçüncü kişilerin yararına üstlenilen edim birbirine karıştırılmaz.

Kayınpeder veya Başka Bir İmzacı Mehir Borcundan Sorumlu Olur mu?
Mehir borcu, sözleşmede borcu üstlenen kişiye yöneltilir. Kayınpeder belirli altını kendi adına vermeyi taahhüt etmişse, sorumluluğu kendi sözleşmesel borcundan doğar. Yalnız şahit sıfatıyla imza atmışsa altınları ödeme yükümlülüğü doğmaz.
Kişi, erkeğin borcunu ödememesine karşı güvence vermişse kefalet veya başka bir kişisel güvence sözleşmesi söz konusudur. Bu durumda belgenin başlığına değil, üstlenilen yükümlülüğün içeriğine bakılır. “Müşterek borçlu” yazılması, gerçekte güvence amacıyla verilen taahhüdü şekil denetiminden çıkarmaz.
TBK m. 583 uyarınca kefilin sorumlu olacağı azamî miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefalet varsa bu sıfatla sorumluluk iradesi kefilin el yazısıyla belirtilmelidir. Evli kefilde TBK m. 584’teki yazılı eş rızası şartı ve kanuni istisnalar incelenir. Rıza, sözleşmeden önce veya en geç kurulması sırasında verilmelidir.
TBK m. 603, gerçek kişilerin başka ad altında verdikleri kişisel güvencelerde de kefaletin şekil, ehliyet ve eş rızası hükümlerinin uygulanmasını öngörür. Bu şartların bulunmadığı bir güvence, yalnız aile büyüğünün imzasına dayanılarak geçerli kabul edilmez. Eski tarihli senetlerde ise işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan hükümler gözetilir.
Resmî Nikâh Olmadan İmam Nikâhı ve Düğün Yapılmışsa Mehir İstenebilir mi?
İmam nikâhı kıyılması ve düğün yapılması, resmî evlilik kurulması amacıyla verilen mehir taahhüdünün tahsili için yeterli değildir. Yargıtay, evlilik birliğinin kurulması amacıyla düzenlenen mehir senedinde resmî nikâhın gerçekleşmemesini, alacak talebinin reddini gerektiren bir neden olarak kabul etmiştir. Senetteki borcun mehri muaccel veya mehri müeccel olarak adlandırılması bu geçerlilik sorununu ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.02.2022 tarihli, 2021/8076 E., 2022/1622 K. sayılı kararında, resmî nikâh yapılmaksızın imam nikâhıyla başlayan birliktelikte düzenlenen, 500 gram 22 ayar altın verilmesini öngören mehir senedi incelenmiştir. Damat ve damadın babası sıfatıyla imzalanan belgede, mehrin gelecekte eş olacak kişiye verildiğini belirten bir ifade bulunmaktadır. Daire, belgenin evlilik birliğinin gerçekleşmesi amacıyla düzenlendiğini, resmî nikâh yapılmadığı için geçerli olmadığını ve senede dayanan alacak talebinin reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu içtihat bakımından, peşin ödenmesi kararlaştırılmış fakat hiç teslim edilmemiş mehri muaccelin, yalnız imam nikâhı ve düğün yapıldığı gerekçesiyle tahsiline karar verilemez. Ödemesi ertelenmiş mehri müeccelde de önce taahhüdün geçerliliği incelenir. Ayrıca ödeme resmî evliliğin boşanmayla sona ermesine bağlanmışsa, imam nikâhlı birlikteliğin bitmesi hukuken boşanma sayılmaz.
Resmî evlilik şartına bağlanmadan yapılmış bağımsız bir bağışlama taahhüdü ise farklıdır. Türk Borçlar Kanunu, bağışlama sözleşmesinin taraflarının evli olmasını aramaz. Böyle bir talepte altın veya para bağışlama sözünün yazılı olması, borç altına giren kişinin imzasını taşıması ve ödeme zamanının gelmesi gerekir. Ancak evlilik amacıyla verilmiş mehir senedini sonradan “bağımsız bağışlama” olarak adlandırmak yeterli değildir; belgenin içeriğinin gerçekten bu nitelikte bir borç doğurması gerekir.
Mehir olarak teslim edilmiş altının sonradan geri alınması da henüz yerine getirilmemiş mehir vaadinden ayrılır. Kadına ait olduğu ve karşı tarafta kaldığı veya iade edilmek üzere alındığı kanıtlanan altınlar için iade ya da bedel talebi ileri sürülebilir. Resmî nikâhın bulunmaması, kadının mülkiyetindeki altınları karşı tarafın malı hâline getirmez. Bu talep, ödenmemiş mehir vaadinin yerine getirilmesine değil, mevcut malın veya bedelinin geri alınmasına dayanır.
Resmî nikâh bulunmayan kişiler arasındaki bu sözleşme ve eşya alacağı uyuşmazlıkları asliye hukuk mahkemesinde görülür. Geçerli bir sözleşmeye dayanan alacak bakımından zamanaşımı ödeme zamanından itibaren işler; imam nikâhı ve fiilî birliktelik, TBK’nin 153. maddesindeki eşler arasında zamanaşımının durması sonucunu doğurmaz.
Boşanma Tazminatı veya Mal Paylaşımı Alınmışsa Mehir de İstenir mi?
Mehir alacağı, boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminattan farklı bir hukuki sebebe dayanır. TMK m. 174 kapsamındaki tazminatta boşanma kusuru, zarar ve kişilik hakkı ihlali incelenirken; mehirde sözleşmenin geçerliliği, ödeme zamanı ve borcun ifa edilip edilmediği araştırılır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.12.2018 tarihli, 2018/1864 E., 2018/14111 K. sayılı kararında, kadın lehine manevi tazminat şartlarının oluştuğu kabul edilirken mehir senedindeki bilezik ve çeyrek altın talebi de ayrı olarak incelenmiştir. Talebin dilekçede maddi tazminat şeklinde adlandırılması, mehir alacağı niteliğini değiştirmemiştir. Borçlunun senetteki altınları veya bedellerini verdiğini kanıtlayamaması nedeniyle mehir talebinin kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağı da mehirle aynı hak değildir. Bir kişinin hem geçerli mehir alacağına hem mal rejiminden doğan alacağa sahip olması mümkündür. Ancak aynı ekonomik değerin iki defa tahsili istenemez; protokolle tasfiye edilmiş haklar yeniden ileri sürülemez.
Düğünde takılan altınların mehir borcunu karşılayıp karşılamadığı ise teslimin amacına bağlıdır. Mehirin ifası olarak verilen altın borçtan düşülür; ayrı düğün hediyesi olarak verilen altın, sırf miktarı mehire yakın olduğu için ödeme sayılmaz. Bu ayrımın ayrıntıları, düğünde takılan altınların mehir borcuna sayılması konusundaki açıklamalarda ele alınmaktadır.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü Mehir Alacağını Sona Erdirir mi?
Taraflar mehir borcunu açık bir ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen sona erdirir. İbra, alacaklının borçluyu mevcut borçtan kurtarması konusunda yapılan anlaşmadır. TBK m. 132 bu imkânı düzenler.
Protokolde belirli tarihli mehir senedinden doğan altın veya para alacağının ödendiği, ibra edildiği ya da belirli ödeme karşılığında tasfiye edildiği açıkça belirtilmişse, geçerli tasfiye kapsamındaki alacak yeniden istenemez.
Yalnız maddi ve manevi tazminat talep edilmediğinin açıklanması ise bağımsız mehir borcunu kendiliğinden sona erdirmez. “Ziynet talebimiz yoktur” ifadesinde de hangi ziynetlerin ve hangi alacağın kastedildiği belirlenmelidir. İleride verilmesi vaat edilen mehir altını ile daha önce teslim edilmiş düğün ziynetleri farklı haklara dayanır.
“Birbirimizden hiçbir hak ve alacağımız yoktur” şeklindeki geniş kayıtlar bakımından, protokolün tamamı ve tasfiye edilen ilişkiler önem taşır. Böyle bir kayıt için mehir kesinlikle saklıdır veya kesinlikle sona ermiştir şeklinde içerikten bağımsız sonuç kurulmaz. Mehir alacağının açıkça kapsam dışında bırakılması, ödeme takvimine bağlanması veya sona erdirilmesi bu belirsizliği giderir.
Kadın Boşanma Davasını Açarsa veya Kusurlu Bulunursa Mehir Hakkını Kaybeder mi?
Kadının boşanma davası açması, geçerli mehir borcunu ortadan kaldırmaz. Boşanmanın hangi eş tarafından istendiği ile bağışlama sözünden dönme şartlarının oluşması farklı konulardır.
Mehirin geri alınması veya henüz verilmemiş mehirin ifasından kaçınılması için TBK m. 295 ve 296’daki sebeplerden birinin gerçekleşmesi gerekir. Bağışlananın bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır suç işlemesi, kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması veya yüklemeli bağışlamada yüklemeyi haklı sebep olmadan yerine getirmemesi bu sebepler arasındadır.
Sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali, kanuni yükümlülüğe önemli ölçüde aykırılık yönünden incelenir. Fakat boşanma kararında kadına herhangi bir kusur yüklenmesi, otomatik olarak mehirden dönme hakkı vermez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.03.2019 tarihli, 2017/16591 E., 2019/2713 K. sayılı kararında, mehir senedindeki ziynet ve eşyalar yönünden bağıştan dönme talebi incelenmiştir. Kadına güven sarsıcı görüşmeler yüklenmesine rağmen kesinleşmiş boşanma kararında tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Bu somut uyuşmazlıkta TBK m. 295/2’deki geri alma şartlarının gerçekleşmediği belirtilerek bağıştan dönme talebinin kabulü doğru bulunmamıştır.
Bu nedenle mehirden dönmek isteyen kişi, yalnız boşanma kararını veya kusur sonucunu sunmakla yetinemez. Hangi davranışın hangi geri alma sebebini oluşturduğunu ve bu davranışın ağırlığını ortaya koymalıdır.
Altın Pahalandığı, Gelir Azaldığı veya Yeniden Evlenildiği İçin Mehir Ödenmeyebilir mi?
Henüz yerine getirilmemiş bağışlama sözünde TBK m. 296, mali durumun sonradan ifayı olağanüstü ağırlaştıracak ölçüde değişmesini geri alma sebebi olarak düzenler. Bağışlama sözünden sonra yeni aile yükümlülüklerinin doğması veya mevcut yükümlülüklerin önemli ölçüde ağırlaşması da hükümde yer alır.
Bu savunmada senedin düzenlendiği tarihteki durum ile sonradan ortaya çıkan durum karşılaştırılır. Gelir kaybı, malvarlığı, zorunlu giderler ve aile yükümlülükleri belgelenmelidir. Borç taahhüt edildiğinde zaten mevcut olan düşük gelir, sonradan meydana gelen değişiklik gibi ileri sürülemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.09.2023 tarihli, 2022/9641 E., 2023/4236 K. sayılı kararında, 750 gram altın içeren mehir senedine karşı ödeme, bağışlamadan dönme ve mali güçsüzlük savunmaları incelenmiştir. Erkek, yeni evliliğini ve küçük çocuğunun bulunmasını da ileri sürmüştür. Senette teslim kaydı bulunmaması, ödemenin kanıtlanamaması ve bağıştan dönme koşullarının gerçekleşmemesi karşısında, 654 gram altın yönünden kabul hükmü korunmuştur. İleri sürülen yeni evlilik ve ödeme güçlüğü, bu dosyada borcu ortadan kaldıran sonuç doğurmamıştır.
Altın üzerinden borçlanan kişi, altının TL karşılığının yükseldiğini söyleyerek gram miktarını kendiliğinden azaltamaz. TBK m. 296’daki mali değişiklik şartları gerçekleşmişse bunları kanıtlaması gerekir. Borçlunun ödeme güçsüzlüğünün belirlenmesi veya iflasına karar verilmesi hâlinde ise aynı maddenin son fıkrası ifa yükümlülüğünün ortadan kalkmasını düzenler.
TBK m. 138’e dayanan uyarlama talebi de yalnız “altın çok arttı” açıklamasına dayandırılamaz. Öngörülmeyen olağanüstü olayın borçludan kaynaklanmaması, ifanın dürüstlük kurallarına aykırı derecede ağırlaşması ve borcun henüz ifa edilmemiş veya haklar saklı tutularak ifa edilmiş olması gerekir. Bağışlama sözüne ilişkin özel TBK m. 296 düzenlemesinin etkisi açıklanmadan genel uyarlama hükmünden otomatik indirim sonucu çıkarılmaz.
Mehirden Dönmek İçin Hangi İşlem Yapılır ve Süre Ne Kadardır?
Henüz teslim edilmemiş mehirde, geri alma sebebi açıklanarak bağışlama sözünden dönme iradesi alacaklıya bildirilir. Noter ihtarnamesi bildirimin içeriğini ve tarihini ispatlamak için kullanılır. İhtarın gönderilmesi, kanuni geri alma sebebi yoksa borcu sona erdirmez.
Alacaklı mehir davası açmışsa geri alma ve ifadan kaçınma savunması o davada ileri sürülür. Bağımsız tespit ihtiyacı varsa hukuki yarar şartıyla borçlu olunmadığının tespiti istenir. İcra takibi başlamışsa İİK m. 72’deki menfi tespit yolu ve takibe etkisi ayrıca gözetilir. Menfi tespit davası açılması, başlamış icra takibini kendiliğinden durdurmaz.
Mehir daha önce teslim edilmişse, geri alma bildirimi sonrasında malın veya kanunen geri istenebilen değerin iadesi talep edilir. TBK m. 295’te iade, bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesiyle sınırlandırılmıştır.
TBK m. 297’deki geri alma hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Bu başlangıç tarihi otomatik olarak boşanmanın kesinleştiği gün değildir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 01.10.2013 tarihli, 2013/10083 E., 2013/13644 K. sayılı kararında, mehir senedinin iptali ve bağıştan dönme talebine karşı bir yıllık sürenin geçtiği ileri sürülmüştür. Dönme sebebinin öğrenilmesinden itibaren sürenin korunup korunmadığı karara bağlanmadan senedin iptal edilmesi doğru bulunmamıştır. Karar, borçlunun haklı bir dönme sebebi ileri sürmesinin yanında bu hakkı zamanında kullanmasının da gerekli olduğunu göstermektedir.
Mehri Muaccel ve Mehri Müeccelde Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?
Ödenmemiş mehir borcunun sözleşmeye dayanılarak tahsilinde zamanaşımı süresi 10 yıldır. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi gereğince süre, alacağın muaccel olduğu, yani ödenmesinin istenebileceği tarihte başlar. Ancak aynı Kanun’un 153. maddesi uyarınca resmî evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacaklarında zamanaşımı başlamaz; daha önce başlamışsa durur. Bu nedenle mehir alacağında süre hesabı yapılırken senedin düzenlenme tarihi, kararlaştırılan ödeme zamanı ve evliliğin sona erdiği tarih ayrılmalıdır.
Mehri muaccel, peşin ödenmesi kararlaştırılan mehirdir. Ödeme zamanı geldiği hâlde teslim edilmemişse evlilik devam ederken de tahsili için dava açılabilir. Alacağın istenebilmesi için boşanmak gerekmez. Buna karşılık eşe yöneltilen bu alacakta zamanaşımı evlilik boyunca işlemez. Ödeme zamanı resmî evlilik sırasında gelmiş ve evlilik boşanmayla sona ermişse, 10 yıllık süre boşanma kararının kesinleşmesi esas alınarak hesaplanır. Fiilen ayrı yaşamak veya boşanma davası açmak süreyi başlatmaz.
Mehir borcunun ödeme zamanı resmî nikâhtan önce gelmişse, nikâha kadar geçen süre de hesaba katılır. Evlilikle duran zamanaşımı, boşanmanın kesinleşmesinden sonra kalan süre üzerinden devam eder; yeniden 10 yıl başlamaz. Yalnız dinî nikâhla sürdürülen birliktelik, eşler arasındaki zamanaşımını durduran resmî evlilik hükmünden yararlanmaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.05.2017 tarihli, 2017/1797 E., 2017/3010 K. sayılı kararında, mehir senedine dayanan eşya bedeli isteminde zamanaşımının senedin düzenlendiği tarihten başlatılması hukuka aykırı bulunmuştur. Karara konu senet 23.09.1997 tarihinde düzenlenmiş, boşanma kararı 08.07.2005 tarihinde kesinleşmiş ve alacak davası 05.02.2015 tarihinde açılmıştır. Daire, evlilik sırasında eşler arasındaki alacaklarda zamanaşımının işlemeyeceğini belirterek boşanmanın kesinleşmesi ile dava tarihi arasında 10 yıl geçmediğini kabul etmiştir. Böylece senet tarihinden itibaren 10 yıl geçtiği gerekçesiyle davanın reddedilemeyeceği, alacağın esasının incelenmesi gerektiği açıklanmıştır.
Mehri müeccel ise ödenmesi sonraki bir tarihe veya belirli bir olayın gerçekleşmesine bırakılan mehirdir. Senette mehir borcunun boşanma hâlinde ödeneceği kararlaştırılmışsa borç, boşanma kararının kesinleşmesiyle muaccel olur ve 10 yıllık zamanaşımı bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Boşanma davasının açıldığı tarih veya henüz kesinleşmemiş kararın verildiği tarih başlangıç alınmaz.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 02.05.2013 tarihli, 2012/14385 E., 2013/7833 K. sayılı kararında, ayrılık hâlinde 250 gram altın ödenmesini öngören mehir senedi boşanma şartına bağlı bir borç belgesi olarak kabul edilmiştir. Boşanma kararının 01.02.2011 tarihinde kesinleşmesiyle senetteki şartın gerçekleştiği ve borcun muaccel olduğu belirtilmiştir. Karar, zamanaşımı itirazından ziyade borcun ödeme zamanını açıklamaktadır. Burada belirlenen muacceliyet tarihi, TBK’nin 149. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımının da başlangıcını oluşturur.
Mehri müeccelin mutlaka boşanmada ödeneceği kabul edilemez; senetteki ödeme şartı esas alınır. Belirli bir ödeme tarihi kararlaştırılmış ve bu tarih evlilik devam ederken gelmişse alacak istenebilir hâle gelir, fakat eşler arasında zamanaşımı işlemez. Ödeme tarihi boşanmanın kesinleşmesinden sonraya bırakılmışsa süre boşanmayla başlamaz; kararlaştırılan vadenin gelmesi beklenir. Evlilik nedeniyle zamanaşımının durması ise eşler arasındaki alacaklara ilişkindir; mehir borcunu kendi adına üstlenen üçüncü kişiye karşı aynı koruma otomatik olarak uygulanmaz.
Mehir Borçlusu Ölürse Alacak Mirasçılardan İstenir mi?
Sağlığında geçerli olarak kurulmuş ve devam eden mehir borcu, borçlunun ölümüyle kendiliğinden sona ermez. TMK m. 599 ve 641 uyarınca mirasın kazanılması ve tereke borçlarından sorumluluk hükümleri uygulanır. Mirası reddetmeyen mirasçıların tereke borcundan sorumluluğu, yalnız miras paylarına göre bölünmüş bir sorumluluk olarak kabul edilmez; kanundaki müteselsil sorumluluk gözetilir.
Mirasın reddi, resmî tasfiye veya başka bir sorumluluk sınırlaması varsa bunun sonuçları ayrıca uygulanır. Bu nedenle mirasçılık belgesindeki isimler belirlenmeden ve mirasın durumu araştırılmadan bütün mirasçılara aynı biçimde takip yöneltilmez.
Sözleşmede bağışlamanın yerine getirilmesi özellikle bağışlayanın ölümüne bağlanmışsa TBK m. 290/2 önem taşır. Bu tür bağışlamalarda vasiyete ilişkin hükümler uygulanır. Sağlıkta doğmuş borcun mirasçılara geçmesi ile ancak ölümde sonuç doğurması amaçlanan kazandırma aynı hukuki işlem değildir. Ölüm şartı içeren mehir belgesinde şekil incelemesi bu ayrım gözetilerek yapılmalıdır.
Mehir senedinin incelenmesi, dava ve icra takibi süreçleri hakkında ziynet ve mehir alacaklarına ilişkin hukuki hizmetler sayfasından; büro ve iletişim bilgilerine Avukat Ayşe Deniz Oral üzerinden ulaşılmaktadır.
Kaynakça
Yargı kararları
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 08.04.2019, 2019/482 E., 2019/3079 K.: Henüz ifa edilmemiş bağışlama vaadi niteliğindeki mehir alacağında asliye hukuk mahkemesinin görevi.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.04.2024, 2023/4858 E., 2024/2971 K.: Teslim edilmiş ziynetlerin sonradan harcanması ve geri verilmemek üzere verildiğinin ispatı.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.06.2020, 2017/1538 E., 2020/485 K.: Mehir senedindeki borcun ifasının ispatı ve senede karşı tanıkla ispatın sınırları.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.03.2025, 2023/8876 E., 2025/3113 K.: Mehir senedinde adı bulunan kişilerin teslim uyuşmazlığında dinlenmesi.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 09.12.2013, 2013/14868 E., 2013/17437 K.: Boşanmaya bağlı mehir alacağının kesinleşmeden icra takibine konu edilmesi.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.01.2025, 2024/4970 E., 2025/349 K.: Altının aynen teslimi, bedel talebi ve fiilî ödeme tarihine ilişkin hüküm kurulması.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.04.2026, 2025/9231 E., 2026/3883 K.: Mehir sözleşmesinde kararlaştırılan değerleme tarihinin bağlayıcılığı.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 19.11.2018, 2017/1270 E., 2018/11727 K.: Geçersiz taşınmaz bağışlama vaadinden ayrı para ödeme taahhüdü.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.07.2023, 2022/9480 E., 2023/3673 K.: Umre masrafları için kullanılan ziynetlerde bağış iradesi ve iade talebi.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.12.2018, 2018/1864 E., 2018/14111 K.: Manevi tazminat ile mehir alacağının ayrı hukuki talepler olması.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 28.03.2019, 2017/16591 E., 2019/2713 K.: Boşanmadaki kusur tespiti ile mehirden dönme şartlarının ilişkisi.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 27.09.2023, 2022/9641 E., 2023/4236 K.: Ödeme, bağıştan dönme, mali güçsüzlük ve yeni aile yükümlülükleri savunmaları.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 01.10.2013, 2013/10083 E., 2013/13644 K.: Bağışlamadan dönmede bir yıllık sürenin incelenmesi.
Mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: m. 12-15, 19, 89-90, 117, 121, 129, 132, 138, 146, 149, 153-154, 285, 288-290, 295-297, 583-584 ve 603.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu: m. 174, 185, 193, 220, 226, 599, 605 ve devamı, 641 ve 706.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: m. 2, 6, 10, 12, 26, 106, 190, 199-203 ve 208-211.
- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun: m. 2 ve 4.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu: m. 24, 38, 42, 62, 66-68 ve 72.
- 492 sayılı Harçlar Kanunu: m. 16 ve 30.

