Zina Yapan Eş Boşanmada Bütün Mallarını Kaybeder mi?

📅 23 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 04 Ağustos 2026

Kusurlu Eşin Mal Paylaşımındaki Hakkı Azaltılabilir mi?

Boşanma kararı zina veya hayata kast sebebine dayanılarak verilmişse, mal rejiminin tasfiyesinde kusursuz eş lehine önemli bir sonuç doğabilir. Eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanıyorsa, kural olarak her eş diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkime kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun şekilde azaltma veya tamamen kaldırma yetkisi vermektedir.

Bu düzenleme, kusurlu eşe ait bütün malların ceza olarak diğer eşe verilmesi anlamına gelmez. Öncelikle hangi malların edinilmiş mal olduğu belirlenir, malların tasfiye tarihindeki değerleri hesaplanır ve bu mallarla ilgili borçlar düşülerek artık değer bulunur. Normal şartlarda kusurlu eşin bu artık değerden alacağı pay yarı oranında hesaplanacakken hâkim, olayın ağırlığına ve hakkaniyete göre bu oranı düşürebilir veya tamamen kaldırabilir. Başka bir ifadeyle, zina ya da hayata kast mağduru eşin karşı tarafa ödeyeceği katılma alacağı azalabilir veya hiç doğmayabilir. Buna karşılık mağdur eşin kusurlu eşin artık değeri üzerindeki katılma alacağı, yalnızca bu hüküm sebebiyle kendiliğinden artırılmış olmaz.

Eşler paylaşmalı mal ayrılığı rejimini seçmişse benzer düzenleme Türk Medeni Kanunu’nun 252. maddesinde yer alır. Bu hükme göre de zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin paylaşım konusu mallardaki payını hakkaniyete uygun biçimde azaltabilir veya kaldırabilir. Dolayısıyla uygulanacak madde, eşlerin tabi olduğu mal rejimine göre belirlenir. Yasal rejim olan edinilmiş mallara katılmada esas hüküm TMK m.236/2, paylaşmalı mal ayrılığında ise TMK m.252’dir.

İçindekiler
  1. Kusurlu Eşin Mal Paylaşımındaki Hakkı Azaltılabilir mi?
  2. Zina veya Hayata Kastın Mal Paylaşımını Etkilemesi İçin Hangi Şartlar Aranır?
  3. Zina veya Hayata Kast Hâlinde Kusurlu Eşin Payı Hangi Oranda Azaltılır?
  4. Zina Yapan Eş Hangi Durumda Mal Paylaşımında Zarara Uğrar?
  5. Mallar Zina Yapan Eşin Üzerindeyse Mağdur Eş Yüzde 50’den Fazla Pay Alır mı?
  6. Ölüm Nedeniyle Mal Rejimi Tasfiyesinde Geçmişteki Zina Nedeniyle TMK 236/2 Uygulanabilir mi?
  7. Boşanma Kesinleştikten Sonra Ortaya Çıkan Zina, Mal Rejimi Davasında Payın Azaltılmasına Sebep Olabilir mi?
  8. “Zina Yapan Eşin Elinden Her Şeyi Alacağım” Sözü Ne Kadar Doğrudur?
  9. Zina Yapan Eş Sadece Mal Rejiminin Tasfiyesinde mi Zarara Uğrar?
  10. Mal Rejimi Davasında Eşine Daha Az Ödeme Yapmak İsteyen Kişi Ne Yapmalıdır?
  11. Zina veya Hayata Kast Dışında Çok Ağır Kusur Varsa Mal Paylaşımı Değişir mi?
  12. Zina Nasıl İspatlanır ve Boşanma Kararının Zina Nedeniyle Verilmesi Nasıl Sağlanır?
  13. Hayata Kast Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır ve Nasıl Karara Bağlanır?
  14. Hayata Kast Sonucunda Mağdur Eş Boşanamadan Ölürse Miras ve Mal Rejimi Nasıl Tasfiye Edilir?
  15. Mağdur Eşin Mirasçıları Mal Rejimi Davası Açabilir mi?
  16. Mağdur Boşanamadan Öldüğünde TMK 236/2 Uygulanabilir mi?
  17. Ölümden Önce Boşanma Davası Açılmışsa Sonuç Değişir mi?
  18. Fail Eşin Katılma Alacağına Karşı Hakkın Kötüye Kullanılması Savunması Yapılabilir mi?
  19. Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleşmeden Mağdur Eş Ölürse Protokoldeki Feragatler Geçerli Olur mu?
  20. Zina Yapan Sağ Kalan Eş Mirasçı Olur mu?

Zina veya Hayata Kastın Mal Paylaşımını Etkilemesi İçin Hangi Şartlar Aranır?

Zinanın veya hayata kast teşkil eden davranışın yaşanmış olması tek başına kusurlu eşin mal paylaşımındaki hakkının azaltılması için yeterli değildir. Boşanma davasının bu özel sebeplerden birine dayanılarak açılması ve boşanma kararının da zina veya hayata kast nedeniyle verilmesi gerekir. Taraflar zina yaşandıktan sonra anlaşmalı boşanmışsa veya mahkeme boşanmaya evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle karar vermişse, mal rejimi davasında zina ya da hayata kast gerekçesiyle TMK m.236/2 veya TMK m.252 uygulanamaz.

Aynı şekilde evlilik boşanmayla değil, eşlerden birinin ölümüyle sona ermişse geçmişte yaşanan zina olayları bu hükümlere dayanılarak sağ kalan eşin mal rejiminden doğan hakkının azaltılmasını sağlamaz. Kanun açıkça zina veya hayata kast nedeniyle boşanma şartını aradığından, ölüm üzerine yapılan tasfiyede bu özel yaptırım uygulanmaz. Ancak mal rejiminin genel hükümleri çerçevesinde malların niteliği, borçlar, karşılıksız kazandırmalar ve mal kaçırmaya yönelik işlemler ayrıca değerlendirilir.

Hâkim, şartlar gerçekleşse bile kusurlu eşin payını otomatik olarak tamamen ortadan kaldırmak zorunda değildir. Kanunda “azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir” denildiği için hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. Zinanın veya hayata kast eyleminin ağırlığı, evliliğe etkisi, tarafların ekonomik durumları ve somut olayın bütün özellikleri değerlendirilerek kusurlu eşin payının ne ölçüde azaltılacağı belirlenir. Bu nedenle zina veya hayata kast nedeniyle verilen her boşanma kararında kusurlu eşin mal paylaşımından hiçbir hak alamayacağı söylenemez; ancak normalde sahip olacağı katılma veya paylaşma hakkının azaltılması, hatta tamamen kaldırılması mümkündür.

Zina veya Hayata Kast Hâlinde Kusurlu Eşin Payı Hangi Oranda Azaltılır?

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma kararı verilmesi, kusurlu eşin mal paylaşımından doğan hakkının kesin olarak tamamen kaldırılacağı anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi hâkime, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun biçimde azaltma veya kaldırma yetkisi vermiştir. Kanunda yüzde 10, yüzde 20 ya da yüzde 50 gibi önceden belirlenmiş bir indirim tarifesi bulunmamaktadır. Bu nedenle oran, her dosyanın özelliklerine göre hâkim tarafından belirlenir. Anayasa Mahkemesi de hükmün, zina veya hayata kast konusunda kusurlu olan ve aynı zamanda karşı tarafın artık değeri üzerinde katılma alacağı isteyen eş bakımından uygulanacağını belirtmektedir.

Burada azaltılan şey kusurlu eşin kendi malvarlığı değil, diğer eşin artık değeri üzerindeki kanuni katılma oranıdır. Normal şartlarda eş, diğer eşin artık değerinin yüzde 50’si üzerinde hak sahibidir. Hâkim örneğin bu yüzde 50’lik paydan yüzde 20 oranında indirim yaparsa kusurlu eşin katılma oranı yüzde 40’a düşer. “Yüzde 20 indirim” ile “payın 20 puan azaltılması” aynı şey değildir. Yüzde 50 oranından yüzde 20 indirim yapılması sonucunda yüzde 40 kalır; doğrudan 20 puan indirilirse oran yüzde 30 olur. Mahkeme kararında hangi yöntemin uygulandığı açıkça gösterilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/3434 E., 2024/4923 K. sayılı kararına konu olayda taraflar yaklaşık 27-28 yıldır fiilen ayrı yaşamış, boşanma erkeğin zinası nedeniyle gerçekleşmişti. Bölge Adliye Mahkemesi, kusurlu erkeğin normalde yüzde 50 olan katılma payından yüzde 20 indirim yapılmasını uygun görmüş; böylece erkeğin oranını yüzde 40, kadının tasfiye konusu değer üzerindeki oranını yüzde 60 olarak hesaplamıştı. Yargıtay bu değerlendirmeyi yerinde buldu. Bu karar, zina hâlinde tam kaldırmanın zorunlu olmadığını ve somut olaya göre sınırlı bir azaltma yapılabileceğini gösteren açık bir örnektir.

Daha yeni tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/4305 E., 2025/2817 K. sayılı kararında ise zina yapan eşin artık değerdeki payının tamamının kaldırılması ölçüsüz bulunmuştur. Yargıtay; evlilik süresinin, zinanın gerçekleşme biçiminin, boşanma dosyasının içeriğinin ve tanık anlatımlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, dosyanın özellikleriyle bağdaşmayan tam kaldırma yerine hukuk ve hakkaniyete uygun daha düşük bir azaltma yapılması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla yalnızca “zina sabit oldu” denilerek kusurlu eşin yüzde 50’lik katılma payının sıfıra indirilmesi doğru değildir.

Yargıtayın 2026 tarihli bir başka kararında da kusurlu eşin payının otomatik olarak tamamen kaldırılmaması; tarafların kusur dereceleri, evliliğin süresi, ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyet kuralları değerlendirilerek uygun bir azaltma yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, güncel içtihat eğiliminin tam kaldırmayı istisnai gördüğünü göstermektedir.

Tam kaldırma hukuken mümkündür; ancak kanundaki “azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir” ifadesi, bunun zorunlu olmadığını açıkça göstermektedir. Tam kaldırmanın uygulanabilmesi için eylemin ağırlığının ve dosyanın diğer özelliklerinin bu derece ağır bir sonuca elverişli olması gerekir.

Hâkim oranı belirlerken evliliğin ne kadar sürdüğünü, tarafların fiilen ne kadar süre birlikte yaşadığını, zinanın tek seferlik mi yoksa süreklilik gösteren bir ilişki mi olduğunu, eylemin gerçekleşme biçimini, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, kusurun ağırlığını ve mal rejiminin oluşmasına ilişkin somut koşulları birlikte değerlendirir. Yargıtay, bu değerlendirmede Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine ve Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51. maddelerindeki takdir ölçülerine de başvurmaktadır.

Sonuç olarak zina nedeniyle boşanma kararı verildiğinde kusurlu eşin payı otomatik olarak sıfırlanmaz. Uygulamada yüzde 50’lik kanuni payın yüzde 40’a indirilmesi gibi oranlarla karşılaşılabilmekte, ancak sabit bir yüzde uygulanmamaktadır. Son dönem Yargıtay kararları, olayın özellikleri yeterince ağır değilse payın tamamen kaldırılması yerine gerekçeli ve ölçülü bir azaltma yapılması gerektiği yönündedir. Hayata kast bakımından da aynı kanun hükmü uygulanır; ancak eylemin ağırlığı nedeniyle tam kaldırmaya daha elverişli bir değerlendirme yapılması mümkün olsa da yine otomatik bir sonuçtan söz edilemez.

Zina Yapan Eş Hangi Durumda Mal Paylaşımında Zarara Uğrar?

Zina yapan eş, malın kendi adına kayıtlı olması nedeniyle doğrudan bir “ceza” ile karşılaşmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesinde azaltılabilecek veya tamamen kaldırılabilecek hak, zina yapan eşin diğer eşin artık değeri üzerindeki katılma alacağıdır. Başka bir anlatımla yaptırım, kusurlu eşin kendi malı üzerinde değil, diğer eşin edinilmiş mallarından isteyebileceği pay üzerinde uygulanır.

Örneğin zina yapan kocanın adına kayıtlı, evlilik içinde edinilmiş net değeri 4 milyon TL olan bir taşınmaz; kadının adına da net değeri 2 milyon TL olan edinilmiş mal bulunsun. Normal tasfiyede kadın, kocanın 4 milyon TL’lik artık değerinin yarısı olan 2 milyon TL’yi talep edebilir. Koca da kadının 2 milyon TL’lik artık değerinin yarısı olan 1 milyon TL üzerinde katılma alacağına sahip olur.

Boşanma kararı zina nedeniyle verilmişse hâkim, zina yapan kocanın kadının mallarından isteyeceği 1 milyon TL’lik katılma alacağını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Buna karşılık zina yapmayan kadının, kocanın adına kayıtlı edinilmiş mallardan doğan 2 milyon TL’lik katılma alacağı kural olarak devam eder. Dolayısıyla zina yapan eşin adına çok sayıda mal kayıtlıysa, diğer eş bu mallar üzerinden normal katılma alacağını talep eder; zina yapan eş ise diğer eşin mallarından aynı oranda pay alamayabilir.

Bu nedenle “Mal kimin adına kayıtlıysa o zarar görür” şeklinde bir kural yoktur. Asıl sonuç şudur: Zina yapan eş, diğer eşin adına kayıtlı edinilmiş mallardan talep edeceği katılma alacağı bakımından zarara uğrar. Kendi adına kayıtlı edinilmiş mallar ise yine tasfiyeye girer ve kusursuz eş bunların artık değerinin yarısını kural olarak isteyebilir.

TMK m.236/2, kusurlu eşin kendi adına kayıtlı malının tamamının diğer eşe verilmesine imkân tanımaz. Önce her eşin edinilmiş malları ayrı ayrı hesaplanır, bu mallara ilişkin borçlar düşülür ve her eş bakımından artık değer bulunur. Daha sonra eşlerin karşılıklı katılma alacakları belirlenir. Zina nedeniyle azaltma, yalnızca zina yapan eş lehine doğan katılma alacağına uygulanır. Kanun, “zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir” demektedir.

Bununla birlikte kişisel mallar tasfiye dışında kalır. Zina yapan eşin evlilikten önce aldığı, miras yoluyla edindiği veya kendisine bağışlanan bir mal sırf zina nedeniyle paylaşılmaz. Ayrıca TMK m.236/2’deki yaptırım doğrudan artık değere katılma alacağına ilişkindir; katkı payı veya değer artış payı gibi farklı hukuki taleplerin sırf zina nedeniyle otomatik olarak kaldırıldığı söylenemez.

Kısacası, zina yapan eşin üzerine kayıtlı mallar varsa mağdur eş bunlardan normal payını talep edebilir. Zina yapan eşin esas kaybı ise mağdur eşin adına kayıtlı edinilmiş mallardan isteyebileceği payın azaltılması veya tamamen kaldırılmasıdır. Bu yüzden sonuç bazen tek taraflı işler: mağdur eş tam katılma alacağı alırken zina yapan eş karşı taraftan daha az alabilir veya hiç alamayabilir.

zina yapan eş bütün mallarını kaybeder m

Mallar Zina Yapan Eşin Üzerindeyse Mağdur Eş Yüzde 50’den Fazla Pay Alır mı?

Kural olarak hayır. Malların zina yapan eş adına kayıtlı olması, mağdur eşin bu malların artık değerinden otomatik olarak yüzde 50’den fazla pay almasını sağlamaz. Edinilmiş mallara katılma rejiminde mağdur eş, zina yapan eşe ait edinilmiş malların borçları çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin yarısı üzerinde katılma alacağına sahip olur.

Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesindeki yaptırım, zina yapan eşin kendi mallarından mağdur eşe daha fazla verilmesi şeklinde uygulanmaz. Hüküm, zina yapan eşin mağdur eşe ait artık değer üzerindeki katılma payının azaltılmasını veya tamamen kaldırılmasını düzenler. Anayasa Mahkemesi de bu hükmün, kusurlu eşin katılma alacaklısı olduğu durumda uygulanabileceğini; kusurlu eş katılma alacağı borçlusu konumundaysa hükmün uygulanamayacağını açıkça belirtmiştir.

Örneğin zina yapan eşin adına kayıtlı edinilmiş malların net artık değeri 6 milyon TL, mağdur eşin adına kayıtlı edinilmiş mal ise hiç yoksa mağdur eşin katılma alacağı kural olarak 3 milyon TL olur. Zina nedeniyle bu tutar 4 milyon veya 5 milyon TL’ye çıkarılmaz. Çünkü kusurlu eşin mağdur eşten isteyebileceği bir katılma alacağı bulunmadığından, TMK m.236/2 kapsamında azaltılacak veya kaldırılacak bir hakkı da yoktur.

Buna karşılık mağdur eşin adına 2 milyon TL net edinilmiş mal bulunuyorsa zina yapan eş normalde bunun yarısı olan 1 milyon TL katılma alacağı isteyebilir. Mahkeme işte bu 1 milyon TL’lik hakkı hakkaniyete göre azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Mağdur eş ise zina yapan eşin 6 milyon TL’lik artık değerinden normal yüzde 50 payını, yani 3 milyon TL’yi istemeye devam eder. Sonuçta karşılıklı alacakların takası yapılacağından mağdur eşin eline geçen net miktar artabilir; ancak bu, zina yapan eşin malları üzerindeki oranının yüzde 50’nin üzerine çıkarıldığı anlamına gelmez.

Dolayısıyla önceki açıklamadaki “mağdur eşin payı çoğaltılabilir” ifadesi teknik olarak doğru değildir. Doğru ifade şudur: Mağdur eşin zina yapan eşin artık değerindeki yüzde 50’lik hakkı korunur; zina yapan eşin mağdur eşin artık değerinden alacağı pay ise azaltılabilir veya kaldırılabilir. Zina yapan eş bütün edinilmiş malları kendi üzerinde toplamışsa TMK m.236/2, mevcut düzenleme uyarınca mağdur eşe bu mallardan yüzde 50’den fazla katılma alacağı sağlamaz.

Ölüm Nedeniyle Mal Rejimi Tasfiyesinde Geçmişteki Zina Nedeniyle TMK 236/2 Uygulanabilir mi?

Hayır. Evlilik, boşanmayla değil eşlerden birinin ölümüyle sona ermişse, eşler hayattayken gerçekleşmiş zina nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi uygulanamaz. Sağ kalan eşin katılma alacağı, sırf evlilik sırasında eşini aldattığı gerekçesiyle azaltılamaz veya kaldırılamaz.

TMK m.236/2 açıkça, “zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde” hâkimin kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını azaltabileceğini veya kaldırabileceğini düzenlemektedir. Dolayısıyla bu özel yaptırımın uygulanabilmesi için yalnızca zinanın gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Evliliğin zina veya hayata kast sebebiyle verilmiş bir boşanma kararıyla sona ermesi gerekir. Anayasa Mahkemesi de hükmün uygulanma alanını, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde kusurlu eşin katılma alacaklısı olmasıyla sınırlı değerlendirmektedir.

Ölüm hâlinde ise mal rejimi, TMK m.225/1 uyarınca ölüm tarihinde sona erer. Tasfiye yapılırken her eşin veya onun mirasçılarının diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerindeki hakkı hesaplanır. Yargıtay’ın ölüme bağlı mal rejimi tasfiyesine ilişkin kararlarında da ölüm tarihinde sona eren rejimin normal tasfiye hükümlerine göre çözümlendiği görülmektedir.

Örneğin zina yaptığı ileri sürülen eş ölmüşse, onun mirasçıları ölen eşin sağ kalan eşten olan mal rejimi alacağını tereke adına isteyebilir. Sağ kalan eş zina yapmışsa da ölen eşin mirasçıları, “Sağ kalan eş murisi aldattı; bu nedenle katılma alacağı kaldırılsın” diyerek TMK m.236/2’ye dayanamaz. Zina ispatlansa bile ölümle sona eren evlilik bakımından maddede aranan zina nedeniyle boşanma kararı bulunmamaktadır.

Bu sonuç, sağ kalan eşin her durumda hem mal rejimi hem de miras hakkını mutlaka koruyacağı anlamına gelmez. Ölümden önce açılmış bir boşanma davası varsa ve ölen eşin mirasçılarından biri TMK m.181/2 uyarınca davaya devam ederek sağ kalan eşin kusurunu ispatlarsa, sağ kalan eş mirasçılık hakkını kaybedebilir. Mirasçılıktan çıkma işlemi de ayrıca Asliye hukukta açılacak mirastan yoksunluk ilgili dava sonucunda olacaktır. Ancak bu düzenleme mirasçılık sıfatına ilişkindir; TMK m.236/2’deki zina nedeniyle katılma alacağını azaltma yaptırımıyla aynı şey değildir. Anayasa Mahkemesi de ölümden sonra sürdürülen boşanma davasında eşin kusurunun belirlenmesinin boşanma değil, sağ kalan eşin mirasçılığı üzerinde sonuç doğurduğunu açıklamaktadır.

Dolayısıyla doğru sonuç şudur: Eşler hayattayken zina gerçekleşmiş olsa bile evlilik ölümle sona ermişse, mirasçılarla görülen mal rejimi tasfiyesi davasında TMK m.236/2’ye dayanılarak sağ kalan eşin veya terekenin katılma alacağı azaltılamaz. Bu hüküm ancak boşanma kararının zina veya hayata kast nedenine dayanması hâlinde uygulanabilir.

Boşanma Kesinleştikten Sonra Ortaya Çıkan Zina, Mal Rejimi Davasında Payın Azaltılmasına Sebep Olabilir mi?

Kural olarak hayır. Zinanın boşanma kararı kesinleştikten sonra öğrenilmesi, mal rejiminin tasfiyesi davasında tek başına Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesinin uygulanmasını sağlamaz. Çünkü bu hüküm, yalnızca zina eyleminin evlilik sırasında gerçekleşmesini değil, boşanma kararının da zina veya hayata kast nedenine dayanılarak verilmiş olmasını aramaktadır.

TMK m.236/2’ye göre hâkim, “zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde” kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir. Kanunun açık ifadesi karşısında, boşanma kararı evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle verilmişse, sonradan ortaya çıkan delillerle mal rejimi mahkemesinin “Aslında zina da varmış” diyerek boşanma kararının hukuki sebebini değiştirmesi mümkün değildir. Mal rejimi mahkemesi, kesinleşmiş boşanma kararında belirlenen boşanma sebebiyle bağlıdır.

Anayasa Mahkemesi de TMK m.236/2’nin uygulanma şartını, tarafların zina veya hayata kast nedeniyle boşanmış olması ve kusurlu eşin katılma alacaklısı konumunda bulunması şeklinde açıklamıştır. İncelenen olayda boşanmanın TMK m.161 uyarınca zina sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş olması özellikle belirtilmiştir. Bu yaklaşım, salt zina olgusunun değil, zina sebebine dayanan kesinleşmiş boşanma hükmünün arandığını göstermektedir.

Örneğin taraflar anlaşmalı boşanmışsa veya çekişmeli dava sonunda TMK m.166 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmışsa, daha sonra telefon kayıtları, mesajlar, fotoğraflar ya da başka delillerle evlilik döneminde zina yapıldığı öğrenilse bile, devam eden mal rejimi davasında TMK m.236/2’ye dayanılarak kusurlu eşin katılma payı azaltılamaz veya kaldırılamaz. Mal rejimi davası, kesinleşen boşanmanın sebebini yeniden inceleyen ikinci bir boşanma yargılaması değildir.

Boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan delil, boşanma dosyası bakımından yargılamanın yenilenmesi şartlarını taşıyorsa ayrı bir değerlendirme yapılabilir. Ancak yalnızca zinanın sonradan öğrenilmesi otomatik olarak kesinleşmiş boşanma kararının zina sebebine dönüştürülmesini sağlamaz. HMK’daki sınırlı yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden birinin gerçekleşmesi, kanuni sürelere uyulması ve bunun sonucunda boşanma hükmünün hukuki dayanağını etkileyen yeni bir karar verilmesi gerekir. Böyle istisnai bir sonuç ortaya çıkmadıkça TMK m.236/2 uygulanamaz.

Dolayısıyla zina boşanma kesinleştikten sonra ortaya çıkmışsa, boşanma kararı zina nedeniyle verilmediği sürece mal rejimi tasfiyesinde zina indirimi talep edilemez. Zina delilleri başka hukuki uyuşmazlıklarda önem taşıyabilse de kesinleşmiş boşanma sebebi değiştirilmeden kusurlu eşin katılma alacağını TMK m.236/2 uyarınca azaltmaya yeterli değildir.

“Zina Yapan Eşin Elinden Her Şeyi Alacağım” Sözü Ne Kadar Doğrudur?

“Zina yapan eşin elinden bütün malları alırım” düşüncesi hukuken doğru değildir. Zina, eşin malvarlığının tamamına el konulmasını sağlamaz ve kusurlu eşin kişisel mallarını ceza olarak diğer eşe geçirmez. Evlilikten önce edinilen mallar, miras yoluyla gelen değerler ve kişisel mal niteliğindeki diğer varlıklar sırf zina nedeniyle paylaşmaya dâhil olmaz.

Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi çok daha sınırlı bir sonuç öngörür. Boşanma kararının zina nedeniyle verilmiş olması hâlinde hâkim, zina yapan eşin diğer eşe ait artık değer üzerindeki katılma payını hakkaniyete göre azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Bu yaptırım otomatik değildir; hâkim olayın özelliklerine göre karar verir. Ayrıca azaltma, zina yapan eşin kendi adına kayıtlı mallarından kusursuz eşe yüzde 50’den fazla pay verilmesi anlamına gelmez.

Örneğin zina yapan eşin üzerinde evlilik içinde edinilmiş 4 milyon TL net değerinde mal varsa ve mağdur eşin üzerinde edinilmiş mal bulunmuyorsa mağdur eşin katılma alacağı kural olarak 2 milyon TL’dir. Zina nedeniyle bu oran kendiliğinden yüzde 60’a, yüzde 80’e veya malın tamamına çıkarılmaz. Çünkü zina yapan eş bu örnekte katılma alacağı borçlusudur. Anayasa Mahkemesi de TMK m.236/2’nin kusurlu eşin katılma alacaklısı olduğu durumda uygulanabileceğini; kusurlu eş katılma alacağı borçlusu ise bu maddeye dayanılarak onun mallarından mağdur eşe daha fazla pay verilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.

Buna karşılık mağdur eşin adına da edinilmiş mallar varsa zina yapan eş normalde bu malların artık değerinin yarısını talep edebilir. Hâkim işte bu talebi azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Böylece mağdur eş, zina yapan eşin mallarından normal katılma alacağını alırken kendi malları üzerinden karşı tarafa daha az ödeme yapabilir ya da hiç ödeme yapmayabilir. Sonuçta mağdur eşin ekonomik olarak daha avantajlı çıkması mümkündür; fakat bu durum “zina yapan eşin elindeki her şeyin alınması” şeklinde açıklanamaz.

Zina nedeniyle boşanma davasında maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve yargılama giderleri gibi başka talepler de gündeme gelebilir. Ancak bunların her biri ayrı koşullara bağlıdır ve zina yapan eşin bütün malvarlığını kaybetmesi sonucunu doğurmaz. Bu nedenle hukuken daha doğru ifade şudur: Zina yapan eşin tüm malları elinden alınmaz; şartları varsa diğer eşin mallarından doğan katılma alacağı azaltılabilir veya kaldırılabilir, ayrıca tazminat ve nafaka yükümlülüğü doğabilir.

Zina Yapan Eş Sadece Mal Rejiminin Tasfiyesinde mi Zarara Uğrar?

Hayır. Zina yapan eş bakımından mal rejiminin tasfiyesi ile boşanma davasındaki maddi ve manevi tazminat sonuçları birbirinden ayrı değerlendirilir. Boşanma kararının zina nedeniyle verilmesi hâlinde hâkim, Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi uyarınca zina yapan eşin diğer eşin artık değeri üzerindeki katılma alacağını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Ancak bu, zina yapan eşin karşılaşabileceği tek mali sonuç değildir. Kanun koyucu zinayı, boşanma davasındaki kusur ve tazminat sorumluluğunun yanında mal rejimindeki katılma payı bakımından da ayrıca sonuç bağlanan bir davranış olarak düzenlemiştir.

Zina nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, boşanma davasında Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesine dayanarak manevi tazminat isteyebilir. Aldatılan eşin mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zarar görmüşse ve zina yapan eşe göre kusursuz ya da daha az kusurluysa, TMK m.174/1 kapsamında maddi tazminata da hükmedilebilir. Tazminatın miktarı zina yapan eşin bütün malvarlığını kaybetmesine yol açacak biçimde otomatik olarak belirlenmez; tarafların kusur durumu, ekonomik ve sosyal koşulları, evliliğin süresi, olayın ağırlığı ve hakkaniyet birlikte değerlendirilir.

Dolayısıyla zina yapan eş, bir yandan boşanma dosyasında maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda kalabilir, diğer yandan şartları varsa mal rejiminin tasfiyesinde karşı eşin mallarından isteyebileceği katılma alacağının azaltılması veya kaldırılmasıyla karşılaşabilir. Bunlar aynı alacağın iki defa tahsili değil, hukuki dayanakları ve amaçları farklı olan ayrı sonuçlardır. Manevi tazminat kişilik hakkına yönelik saldırıyı, maddi tazminat boşanma nedeniyle zedelenen mevcut veya beklenen menfaatleri, TMK m.236/2 ise kusurlu eşin artık değere katılma hakkını konu alır.

Mal Rejimi Davasında Eşine Daha Az Ödeme Yapmak İsteyen Kişi Ne Yapmalıdır?

Mal rejiminin tasfiyesinde eşine ödeme yapmak istemeyen kişinin mallarını kaçırması, başkasına devretmesi veya gerçeğe aykırı işlemler yapması hukuken korunmaz. Yapılması gereken, tasfiyeye giren malın tamamen edinilmiş mal olmadığını ya da hesaplanan değerin bir bölümünün kişisel mal kaynaklarından karşılandığını somut delillerle ispatlamaktır.

Boşanma kararı zina nedeniyle verilmişse, zina yapan eşin diğer eşin artık değeri üzerindeki katılma alacağının Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi gereğince azaltılması veya tamamen kaldırılması talep edilebilir. Ancak bunun için yalnızca evlilik sırasında zina yaşandığını ileri sürmek yeterli değildir. Boşanma kararının zina sebebine dayanması ve zina yapan eşin mal rejimi tasfiyesinde katılma alacaklısı konumunda bulunması gerekir. Bu hüküm, zina yapan eşin kendi adına kayıtlı mallarından diğer eşe yüzde elliden fazla pay verilmesini sağlamaz; zina yapan eşin karşı tarafın mallarından isteyeceği katılma alacağını etkiler.

Malın alınmasında evlilikten önce biriktirilen para, aileden gelen bağış, miras yoluyla edinilen değer, kişisel ziynet eşyalarının bozdurulmasından elde edilen bedel veya başka bir kişisel mal kaynağı kullanılmışsa bunların da açıkça ispatlanması gerekir. Banka hesap hareketleri, para transferleri, bağışa ilişkin yazışmalar, miras belgeleri, ziynetlerin bozdurulduğunu gösteren kuyumcu kayıtları, satış makbuzları ve ödeme tarihleri bu konuda önem taşır. Kişisel maldan edinilmiş mala yapılan katkı kanıtlanırsa, bu katkı tasfiye hesabında kişisel mal lehine denkleştirme veya değer artış payı olarak dikkate alınabilir.

Örneğin evlilik içinde alınan bir evin bedelinin bir bölümü eşin bekârlıktan kalan birikimiyle, bir bölümü ailesinin yaptığı karşılıksız yardımla ve kalan kısmı evlilik dönemindeki gelirlerle ödenmişse, taşınmazın tamamının doğrudan kişisel mal olduğu söylenemez. Ancak kişisel kaynaklardan yapılan katkı ispatlandığı ölçüde tasfiye hesabından ayrılabilir. Belge bulunmadığında ise evlilik içinde edinilen malın edinilmiş mal olduğu yönündeki karine ağır basabilir.

Bu nedenle mal rejimi davasında sonucu belirleyen husus, malın yalnızca kimin adına kayıtlı olduğu değil; hangi tarihte alındığı, bedelinin hangi kaynaklardan karşılandığı, kredi borçlarının kim tarafından ödendiği ve kişisel mal katkılarının belgelenip belgelenemediğidir. Zina iddiası varsa bunun boşanma kararındaki hukuki sebebi, kişisel mal iddiası varsa bunun para kaynağı ayrı ayrı ispatlanmalıdır.

Zina veya Hayata Kast Dışında Çok Ağır Kusur Varsa Mal Paylaşımı Değişir mi?

Eşlerden birinin şiddet uygulaması, ağır hakaretlerde bulunması, ailesini ekonomik olarak ihmal etmesi, bağımlılıkları nedeniyle evliliği çekilmez hâle getirmesi veya başka şekilde çok ağır kusurlu olması, edinilmiş mallara katılma rejimindeki yüzde 50’lik katılma oranını tek başına değiştirmez. Türk Medeni Kanunu, kusurlu eşin artık değerdeki payının azaltılması veya kaldırılması imkânını yalnızca boşanmanın zina veya hayata kast nedeniyle gerçekleştiği hâller için düzenlemiştir.

Bu nedenle boşanma kararı evlilik birliğinin temelinden sarsılması, kötü muamele, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme veya terk gibi başka bir sebebe dayanıyorsa, kusur ne kadar ağır olursa olsun TMK m.236/2 uygulanamaz. Her eş, diğer eşin edinilmiş mallarının borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerinin kural olarak yarısı üzerinde katılma alacağına sahip olur. Hâkim, “Bu eş çok kusurlu” diyerek kanunda bulunmayan yeni bir istisna oluşturamaz veya yüzde 50’lik oranı hakkaniyet gerekçesiyle düşüremez.

Ancak ağır kusurun mal paylaşım oranını değiştirmemesi, hiçbir mali sonucunun bulunmadığı anlamına gelmez. Kusurlu eş, boşanma davasında şartları varsa maddi ve manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir, yoksulluk nafakası talebi kusur durumu nedeniyle reddedilebilir ve mal kaçırma amacıyla yaptığı devirler tasfiye hesabında ayrıca dikkate alınabilir. Bunlar mal rejimindeki katılma oranından farklı hukuki sonuçlardır.

Dolayısıyla kanundaki özel istisna dışında genel kural devam eder: Boşanmadaki ağır kusur malların paylaşım oranını değiştirmez; yüzde 50’lik katılma oranının azaltılması veya kaldırılması yalnızca zina ya da hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde mümkündür.

Zina Nasıl İspatlanır ve Boşanma Kararının Zina Nedeniyle Verilmesi Nasıl Sağlanır?

Zina nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için yalnızca eşin sadakatsiz davrandığının veya başka biriyle duygusal yakınlık kurduğunun ispatlanması yeterli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi anlamında zina, evli kişinin eşi dışında başka biriyle cinsel ilişki kurmasıdır. Cinsel ilişkinin doğrudan görüntüsü veya açık bir ikrarı çoğu dosyada bulunmadığından zina, olayların olağan akışına göre başka türlü açıklanamayacak güçlü ve birbirini tamamlayan delillerle de ispatlanabilir.

Otel kayıtları, aynı odada konaklamayı gösteren belgeler, kişinin üçüncü bir kişinin evinde geceyi geçirdiğini doğrulayan tanık anlatımları, birlikte yapılan seyahatler, fotoğraflar, mesajlaşmalar, sosyal medya içerikleri, güvenlik kamerası kayıtları ve hukuka uygun biçimde elde edilmiş diğer deliller birlikte değerlendirilir.

Sık telefon görüşmesi yapılması, samimi mesajlaşmalar, başka biriyle el ele görülme veya duygusal ilişki yaşandığının anlaşılması zina nedeniyle karara çıkılması için yeterli olmayabilir. Bu davranışlar sadakat yükümlülüğüne aykırılık ve güven sarsıcı davranış sayılarak TMK m.166 kapsamında boşanma sebebi oluşturabilse de cinsel ilişkinin gerçekleştiği yönünde yeterli kanaat oluşmazsa mahkeme boşanmayı zina sebebine dayandırılmaz.

Zinanın mal rejiminin tasfiyesinde sonuç doğurabilmesi için boşanma dilekçesinde zina sebebine açıkça dayanılması ve mahkemenin boşanma hükmünü TMK m.161’e göre kurması gerekir. Zina yaşanmış olsa bile dava yalnızca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılmış veya mahkeme boşanmaya yalnızca TMK m.166 uyarınca karar vermişse, sonradan mal rejimi davasında “aslında zina vardı” denilerek TMK m.236/2’nin uygulanması istenemez. Bu nedenle zina iddiası, hak düşürücü süreler de gözetilerek boşanma davasında açık, somut ve ispatlanabilir biçimde ileri sürülmelidir. Zinanın öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilden itibaren beş yıl geçmesiyle zina sebebine dayalı dava hakkı düşer. Affeden eşin de zina sebebiyle dava hakkı bulunmaz. Mal rejimi bakımından da yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle verilmiş boşanma kararı özel sonuç doğurur.

Hayata Kast Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır ve Nasıl Karara Bağlanır?

Hayata kast nedeniyle boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen özel ve kusura dayalı bir boşanma sebebidir. Hayata kasttan söz edilebilmesi için eşlerden birinin diğerini öldürmeye yönelik bilinçli ve ciddi bir davranışta bulunması gerekir. Eşi silahla vurmak, bıçaklamak, boğmaya çalışmak, zehir vermek, araçla ezmeye teşebbüs etmek veya öldürme amacı taşıyan benzer bir eylem hayata kast kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık her darp, yaralama veya tehdit doğrudan hayata kast sayılmaz. Eylemin gerçekleştirilme şekli, kullanılan araç, hedef alınan vücut bölgesi, söylenen sözler ve olayın bütün koşulları ölüm sonucunun istendiğini veya en azından bu yönde doğrudan bir irade bulunduğunu göstermelidir.

Hayata kast iddiası; ceza soruşturması ve kovuşturması dosyası, adli raporlar, hastane kayıtları, olay yeri inceleme belgeleri, silah veya diğer araçlara ilişkin deliller, kamera kayıtları, mesajlar, tehdit içerikleri ve tanık beyanlarıyla ispatlanabilir. Ceza mahkemesinden mahkûmiyet kararı verilmiş olması boşanma davasını güçlü biçimde destekler Aile hâkimi önündeki delilleri medeni yargılamanın ispat kurallarına göre değerlendirerek eylemin hayata kast oluşturup oluşturmadığına karar verir.

Davanın doğrudan hayata kast sebebiyle sonuçlanması için dava dilekçesinde TMK m.162’ye açıkça dayanılmalı, eylemin tarihi, gerçekleşme biçimi ve delilleri ayrıntılı şekilde gösterilmelidir. Mahkeme yalnızca eşler arasında ağır geçimsizlik veya şiddet bulunduğunu kabul ederek TMK m.166’dan boşanma kararı verirse, mal rejiminin tasfiyesinde TMK m.236/2’nin uygulanması bakımından aranan “hayata kast nedeniyle boşanma” şartı gerçekleşmiş olmaz. Bu nedenle hüküm fıkrası ve gerekçede boşanmanın hayata kast sebebine dayandığının açıkça ortaya konulması önemlidir. Kanun da katılma payının azaltılması veya kaldırılması imkânını yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâline özgülemiştir.

Hayata kast sebebiyle dava açma hakkı, eylemin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Affeden eş de bu sebebe dayanarak boşanma davası açamaz. Ancak hayata kast derecesine ulaşmayan ağır şiddet, tehdit veya kötü muamele varsa bunlar TMK m.162’deki pek kötü davranış ya da TMK m.166’daki evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında ayrıca ileri sürülebilir. Mal rejimindeki özel azaltma ise kanunun açık düzenlemesi gereği yalnızca boşanmanın zina veya hayata kast sebebiyle verilmesi hâlinde gündeme gelir; başka bir ağır kusurun varlığı tek başına yeterli değildir.

Hayata Kast Sonucunda Mağdur Eş Boşanamadan Ölürse Miras ve Mal Rejimi Nasıl Tasfiye Edilir?

Eşini kasten ve hukuka aykırı şekilde öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden eş hakkında teknik olarak “mirastan çıkarma” değil, mirastan yoksunluk hükümleri uygulanır. Türk Medeni Kanunu’nun 578. maddesine göre mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren ya da öldürmeye teşebbüs eden kişi, kanun gereği mirasçı olamaz ve ölüme bağlı tasarrufla kendisine bırakılan hakları da edinemez. Bunun için mağdur eşin sağlığında ayrıca vasiyetname düzenlemesi veya mirastan çıkarma işlemi yapması gerekmez. Mirastan yoksunluk yalnızca fail eşi etkiler; failin altsoyu, şartları varsa mirasbırakandan önce ölen kişinin altsoyu gibi mirasçı olabilir. Ayrıca kanun, mağdurun affı hâlinde mirastan yoksunluğun ortadan kalkacağını düzenlemektedir.

Bu nedenle eşini öldüren kişi; mağdur eşin evine, parasına veya diğer tereke mallarına mirasçı sıfatıyla ortak olamaz. Fakat mirastan yoksunluk ile eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi aynı hukuki kurum değildir. Mirastan yoksunluk, failin mirasçılık hakkını ortadan kaldırırken; mal rejimi alacağı evlilik süresince edinilen mallardan kaynaklanan ayrı bir alacak hakkıdır.

Mağdur Eşin Mirasçıları Mal Rejimi Davası Açabilir mi?

Mağdur eşin ölümüyle evlilik ve eşler arasındaki mal rejimi ölüm tarihinde sona erer. TMK m.225/1’e göre mal rejimini sona erdiren neden burada boşanma değil, ölümdür. Bu nedenle mağdur eşin mirasçıları, murisin sağlığında doğmuş ve ölümle terekeye geçmiş bulunan değer artış payı, katkı payı veya katılma alacağını fail eşe karşı talep edebilir. TMK m.236/1 de her eşin veya mirasçılarının diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olduğunu açıkça düzenlemektedir.

Örneğin öldürülen eşin adına edinilmiş mal bulunmuyor, buna karşılık fail eşin adına evlilik içinde alınmış net 6 milyon TL değerinde edinilmiş mal bulunuyorsa mağdur eşin mirasçıları, murisin fail eşin artık değeri üzerindeki katılma alacağını tereke adına talep edebilir. Genel hesaba göre bu alacak 3 milyon TL olabilir. Bu tutar önce mağdur eşin terekesine girer ve daha sonra fail eş mirastan yoksun olduğu için fail dışındaki mirasçılar arasında paylaştırılır.

Tersi durumda, öldürülen eşin adına edinilmiş mallar bulunuyorsa fail eş de kural olarak bu malların artık değeri üzerinde mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağını ileri sürebilir. Burada ortaya çıkan en çarpıcı sonuç şudur: Fail eş mirasçı olamaz; ancak mirastan yoksunluk tek başına onun mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkını ortadan kaldırmaz. Çünkü katılma alacağı miras payı değil, mal rejiminin tasfiyesinden doğan bir alacaktır. Yargıtay da mal rejimi uyuşmazlığının miras hakkından farklı olduğunu ve ölümle sona eren mal rejiminin ayrıca tasfiye edilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Mağdur Boşanamadan Öldüğünde TMK 236/2 Uygulanabilir mi?

Kanunun mevcut lafzı ve Yargıtayın katı uygulaması dikkate alındığında kural olarak uygulanamaz. TMK m.236/2, kusurlu eşin payının azaltılması veya kaldırılması için açıkça “zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde” şartını aramaktadır. Mağdur eş öldüğü için evlilik boşanmayla değil ölümle sona ermişse, ortada hayata kast nedeniyle verilmiş bir boşanma kararı bulunmaz.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/15105 E., 2018/18680 K. sayılı kararında TMK m.236/2’nin uygulanabilmesi için boşanmanın özellikle TMK m.162/1 uyarınca hayata kast nedeniyle gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda ağır eylemler bulunmasına rağmen boşanma TMK m.166’ya dayandığı için katılma alacağının kaldırılması hukuka aykırı bulunmuştur. Bu yaklaşım, yalnızca hayata kast eyleminin ispatlanmasının yetmediğini; evliliğin de bu özel sebebe dayanan boşanma hükmüyle sona ermesi gerektiğini göstermektedir.

Bu nedenle mağdur eş boşanma kararı verilmeden ölürse, failin mirasçılığı TMK m.578 gereğince ortadan kalkar; fakat failin mal rejiminden doğan katılma alacağının TMK m.236/2 uyarınca azaltılması veya kaldırılması, maddenin açık şartı gerçekleşmediği için ciddi hukuki engelle karşılaşır.

Ölümden Önce Boşanma Davası Açılmışsa Sonuç Değişir mi?

Mağdur eş ölmeden önce boşanma davası açmışsa ölümle birlikte artık boşanmaya karar verilemez; çünkü evlilik zaten ölüm nedeniyle sona ermiştir. Bununla birlikte TMK m.181/2 uyarınca ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam ederek sağ kalan eşin kusurlu olduğunu ispatlayabilir. Bu yargılamanın temel sonucu, sağ kalan eşin mirasçılık hakkını kaybetmesidir.

Ancak mirasçıların boşanma dosyasına devam ederek hayata kast eylemini ispatlaması, teknik anlamda “hayata kast nedeniyle boşanma kararı” verilmesi sonucunu doğurmaz. Mahkeme yalnızca sağ kalan eşin kusurunu belirler; ölmüş kişiler hakkında boşanma hükmü kuramaz. Bu nedenle böyle bir kusur tespitinin TMK m.236/2 bakımından boşanma kararı yerine geçeceğini söylemek güvenli değildir.

Üstelik eşini kasten öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden kişi zaten TMK m.578 gereğince mirastan yoksun olduğundan, mirasçılığın ortadan kaldırılması bakımından TMK m.181/2’ye çoğu olayda ayrıca ihtiyaç kalmaz. Buna rağmen devam eden boşanma dosyasındaki deliller, hayata kastın ve olayın koşullarının belirlenmesi bakımından diğer davalarda önem taşıyabilir.

Fail Eşin Katılma Alacağına Karşı Hakkın Kötüye Kullanılması Savunması Yapılabilir mi?

Failin eşini öldürerek hem evliliğin hayata kast nedeniyle boşanmayla sonuçlanmasını engellemesi hem de daha sonra mağdurun mallarından katılma alacağı istemesi ağır bir hakkaniyet sorunu doğurur. Mağdurun mirasçıları, böyle bir talebin TMK m.2’deki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savunabilir.

Ancak mevcut kanunda, ölüm hâlinde fail eşin katılma alacağını açıkça ortadan kaldıran, TMK m.578’e benzer özel bir mal rejimi hükmü bulunmamaktadır. TMK m.236/2’nin ölüm hâline kıyas yoluyla uygulanıp uygulanamayacağı öğretide tartışılabilecek olsa da Yargıtayın, bu maddeyi şimdiye kadar dar yorumladığı ve doğrudan zina veya hayata kast nedeniyle boşanma kararı aradığı görülmektedir. Bu nedenle failin katılma alacağının TMK m.2 yoluyla tamamen reddedileceği kesin bir sonuç olarak yazılmamalıdır; somut olayda ileri sürülebilecek güçlü fakat içtihatla kesinleşmemiş bir hukuki savunmadır.

Sonuç olarak eşini öldüren fail, mirasçı olamaz; ancak mağdur eşin mirasçılarıyla yapılacak mal rejimi tasfiyesi ayrıca yürütülür. Mağdurun failin edinilmiş malları üzerindeki katılma alacağı mirasçılar tarafından tereke adına istenebilir. Buna karşılık evlilik boşanmayla değil ölümle sona erdiğinden, fail eşin katılma payının TMK m.236/2’ye dayanılarak otomatik olarak azaltılması veya kaldırılması mevcut düzenlemeye göre mümkün görünmemektedir. Bu durum, mirastan yoksunluk ile mal rejimi tasfiyesinin birbirinden ayrılmasının en sert sonuçlarından biridir.

Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleşmeden Mağdur Eş Ölürse Protokoldeki Feragatler Geçerli Olur mu?

Anlaşmalı boşanma davasında mahkeme boşanmaya karar vermiş olsa bile karar kesinleşmeden eşlerden biri ölürse evlilik boşanmayla değil, ölümle sona erer. Artık boşanma hükmünün kesinleştirilmesi mümkün olmaz ve boşanma davası konusuz kalır. Bu nedenle zina yapan eşin anlaşmalı boşanma protokolünde “mal paylaşımı, nafaka, tazminat ve diğer bütün haklardan vazgeçtiğini” yazmış olması, protokoldeki sonuçların aynen uygulanacağı anlamına gelmez.

Anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların boşanmanın gerçekleşmesi şartıyla kurdukları bir düzenlemedir. Yargıtay, anlaşmalı boşanma yönündeki iradenin ve protokoldeki mali düzenlemelerin boşanma kararı kesinleşinceye kadar geri alınabileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla boşanma kesinleşmeden ölüm gerçekleşirse, boşanmaya bağlı nafaka ve boşanma tazminatı gibi hükümler kural olarak uygulanmaz. Çünkü artık boşanma gerçekleşmemiştir.

Ancak protokoldeki malvarlığı hükümleri bakımından metnin içeriği ayrıca incelenmelidir. “Boşanmanın kesinleşmesiyle birlikte taraflar birbirlerinden mal rejimi alacağı istemeyecektir” biçimindeki bir hüküm, boşanmanın kesinleşmesine bağlı olduğundan dava kesinleşmeden gerçekleşen ölüm hâlinde sonuç doğurmaz. Buna karşılık protokolde mevcut bir alacağın açıkça ibra edildiği, taşınırın teslim edildiği, paranın ödendiği anlaşılıyorsa farklı bir değerlendirme yapılabilir. Taşınmaz mülkiyetinin devri gibi resmî şekle bağlı işlemler ise yalnızca protokolde yazılmış olmakla tamamlanmış sayılmaz. Bu nedenle “bütün haklarımdan vazgeçtim” cümlesinin mal rejimi alacağını ölüm hâlinde de kesin olarak sona erdirdiği peşinen söylenemez.

Zina Yapan Sağ Kalan Eş Mirasçı Olur mu?

Boşanma kararı kesinleşmediği için taraflar ölüm tarihinde hâlen evlidir. Bu nedenle zina yapan eş, başlangıçta sağ kalan eş sıfatıyla yasal mirasçı görünür. Onun mirasçılığının ortadan kaldırılması için Türk Medeni Kanunu’nun 181/2. maddesindeki şartların oluşması gerekir. Buna göre ölen eşin mirasçılarından biri devam eden boşanma davasını kusur tespiti yönünden sürdürür ve sağ kalan eşin kusurunu ispatlarsa sağ kalan eş mirasçı olamaz. Bu davada artık boşanma kararı verilmez; yalnızca sağ kalan eşin boşanmaya sebep olan kusuru belirlenir.

Fakat dava salt anlaşmalı boşanma davası olarak açılmışsa önemli bir sorun ortaya çıkar. Anlaşmalı boşanmada taraflar birbirlerine kusur isnadında bulunmaz ve mahkeme de zina ya da başka bir kusur hakkında inceleme yapmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/769 E., 2021/2334 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma davasında ölen eşin dahi sağ kalan eşin kusurunu tartışmaya açmadığı, mirasçıların sonradan bu davada kusur ispatlamalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu yaklaşım kabul edildiğinde mirasçılar, anlaşmalı boşanma dosyasını sonradan zina davasına dönüştürerek sağ kalan eşin mirasçılığını ortadan kaldıramaz.

Yargıtayın başka bir kararında ise ölümden sonra mirasçıların devam talebi üzerine dosyada TMK m.181/2 yönünden açık bir hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir. Ancak bu karar da anlaşmalı davada başlangıçta herhangi bir kusur isnadı bulunmadığı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle somut dosyada protokolün içeriği, zina konusunda açık bir kabul bulunup bulunmadığı, dava daha önce çekişmeli olarak açılıp sonradan anlaşmalıya çevrilmişse önceki dilekçelerde zina vakıalarının ileri sürülüp sürülmediği önem taşır.

Zina yapan eşin protokolde “miras hakkımdan vazgeçiyorum” demesi de tek başına her zaman geçerli bir mirastan feragat sonucu doğurmaz. Miras hakkından feragat, Türk Medeni Kanunu’ndaki şekil şartlarına uygun bir miras sözleşmesiyle yapılmalıdır. Anlaşmalı boşanma protokolündeki genel feragat cümlesi, boşanma kesinleşmeden ölüm meydana geldiğinde otomatik olarak mirastan feragat sözleşmesi yerine geçmez.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Uzaklaştırma Kararı Nasıl Alınır?

Yorum yapın