Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Nafaka İstemedim: Sonradan Dava Açabilir miyim?

📅 19 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 05 Eylül 2026

Anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka istenmemiş olması, sonradan açılacak nafaka davasının her durumda reddedileceği anlamına gelmez. Davanın sonucu; protokolde kullanılan ifadeye, duruşmada verilen beyana, mahkeme kararının hüküm kısmına ve talep edilen nafakanın türüne göre değişir.

Eşin kendisi için isteyebileceği yoksulluk nafakası ile ortak çocuk için talep edilen iştirak nafakası aynı kurallara tabi değildir. Yoksulluk nafakasından açıkça vazgeçilmesi eş bakımından bağlayıcı olabilirken, anne veya babanın çocuğun gelecekteki iştirak nafakası hakkından kesin biçimde vazgeçmesi mümkün değildir.

Protokolde yalnızca nafaka miktarının yazılmamış olması ile “Taraflar birbirlerinden hiçbir şekilde nafaka talep etmeyeceklerdir” hükmünün bulunması da aynı sonucu doğurmaz. Sonradan dava açılmadan önce yalnız protokol değil, anlaşmalı boşanma dosyasının tamamı incelenmelidir.

Anlaşmalı Boşanmada Kendim İçin Nafaka İstemedim: Sonradan Yoksulluk Nafakası İsteyebilir miyim?

Anlaşmalı boşanma protokolünde kendi adınıza nafaka istemediğinizi kabul etmiş veya duruşmada eski eşinizden nafaka talep etmeyeceğinizi kayıtsız ve şartsız biçimde açıklamışsanız, boşanma kesinleştikten sonra kendi adınıza yoksulluk nafakası isteyemezsiniz. Sonradan işsiz kalmanız, gelirinizin azalması ya da ekonomik sıkıntıya düşmeniz de açıkça vazgeçtiğiniz yoksulluk nafakası hakkını yeniden doğurmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2013 tarihli, 2012/3-836 E., 2013/306 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma sırasında tarafların mali sonuçlar üzerinde nihai olarak anlaştıkları ve nafaka istemediklerini açıkladıkları kabul edilmiştir. Beyanda ayrıca “yoksulluk nafakası” ifadesi kullanılmamış olmasına rağmen, nafaka talebinin bulunmadığını açıklayan eşin bu beyanıyla bağlı olduğu ve boşanma kesinleştikten sonra kendi adına yoksulluk nafakası isteyemeyeceği benimsenmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.02.2015 tarihli, 2015/1220 E., 2015/3087 K. sayılı kararında da anlaşmalı boşanma sırasında hür ve serbest iradesiyle yoksulluk nafakası talep etmeyeceğini bildiren eşin daha sonra yoksulluk nafakası isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Kararda, tarafın boşanma davasında verdiği açık beyanın kendisini bağladığı belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.01.2016 tarihli, 2015/18910 E., 2016/301 K. sayılı kararında ise boşanma sırasında kendi adına nafaka talep etmeyeceğini kayıtsız ve şartsız biçimde açıklayan eşin bu beyanı yoksulluk nafakasından feragat olarak değerlendirilmiştir. Eşin boşanmanın ardından maddi zorluk yaşaması, önceki feragatin sonuçlarını ortadan kaldırmamıştır.

Protokolde “Tarafların birbirlerinden nafaka talebi yoktur”, “Eşler yoksulluk nafakası istemeyecektir” veya “Taraflar nafaka haklarından karşılıklı olarak feragat etmişlerdir” şeklinde bir hüküm bulunması ve bu düzenlemenin duruşmada kabul edilmesi hâlinde, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bir yıllık süre içinde dava açılması da sonucu değiştirmez. Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, mevcut bir hakkın kullanılabileceği süreyi düzenler; anlaşmalı boşanma sırasında açıkça vazgeçilerek sona erdirilen yoksulluk nafakası hakkını yeniden oluşturmaz.

Protokolde Nafaka Hakkında Hiçbir Hüküm Yoksa Dava Açılabilir mi?

Protokolün tamamen sessiz kaldığı durumlarda açık bir feragatin varlığından söz etmek daha güçtür. Bununla birlikte anlaşmalı boşanmada mali sonuçların taraflarca kararlaştırılması gerektiğinden, yalnız protokol maddelerine bakılarak dava sonucunun önceden belirlenmesi mümkün olmaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 31.01.2013 tarihli, 2012/22724 E., 2013/1404 K. sayılı kararında, önceki boşanma yargılamasında tarafın kendisiyle ilgili nafaka ve tazminat talebi olmadığını bildirmesi, somut dosyanın özellikleri içinde yoksulluk nafakasından açık feragat olarak kabul edilmemiştir. Mahkeme kararında yoksulluk nafakası talebinin reddine ilişkin bir hüküm de bulunmadığından, sonradan açılan davada nafaka koşullarının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.06.2013 tarihli, 2012/3-1706 E., 2013/814 K. sayılı kararında da önceki boşanma davasında yoksulluk nafakası istenmemiş olmasının tek başına feragat anlamına gelmediği kabul edilmiştir. Nafaka talebinden vazgeçmemiş olan eşin, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde bağımsız dava açabileceği benimsenmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.12.2016 tarihli, 2016/19261 E., 2016/14178 K. sayılı kararında, önceki boşanma davasında yoksulluk nafakasının talep edilmemesi ve mahkemece bu konuda hüküm kurulmaması hâlinde kesin hükümden söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Sonradan açılan davanın kesin hüküm gerekçesiyle reddedilmesi yerine tarafların delilleri toplanarak nafakanın kanuni şartlarının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu kararların bir kısmı çekişmeli boşanma dosyalarına ilişkindir. Anlaşmalı boşanma bakımından ayrıca tarafların mali sonuçlar üzerinde anlaşmış olmaları aranır. Protokol sessiz olsa bile duruşmada “Birbirimizden nafaka ve tazminat talebimiz yoktur” denilmişse veya mahkeme hükmünde bu beyana dayanılmışsa, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/306 sayılı kararındaki yaklaşım gündeme gelebilir.

Protokolde hüküm bulunmaması tek başına yeterli değildir. Duruşma tutanağında yer alan birkaç kelimelik bir beyan dahi davanın sonucunu değiştirebilir.

Nafaka Hakkı Saklı Tutulmuşsa Sonradan Dava Açılabilir mi?

Boşanma sırasında nafaka hakkının açıkça saklı tutulması, nafaka istenmediğine ilişkin kesin bir feragat beyanından farklıdır. Feragatin kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Hakkın ileride kullanılacağının açıklanması, vazgeçme iradesiyle bağdaşmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.06.2013 tarihli, 2012/3-1626 E., 2013/813 K. sayılı kararında, boşanma davasında geçici olarak çalıştığını, işten ayrılması hâlinde daha sonra yoksulluk nafakası davası açacağını bildiren tarafın nafaka hakkını saklı tuttuğu kabul edilmiştir. Feragat şarta bağlı yapılamayacağından, bu beyan yoksulluk nafakasından feragat olarak değerlendirilmemiştir.

Bununla birlikte anlaşmalı boşanmada “Yoksulluk nafakası hakkımı saklı tutuyorum” şeklindeki bir madde uygulamada başka bir sorun doğurabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi, tarafların boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşmış olmalarını aramaktadır. Nafaka meselesinin tamamen geleceğe bırakılması, hâkim tarafından mali sonuçlarda anlaşma sağlanmadığı şeklinde değerlendirilebilir. Böyle bir durumda hâkim protokolün düzeltilmesini isteyebilir veya dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlanmayabilir.

Nafaka hakkını saklı tutan bir cümlenin protokole yazılmış olması, sonradan açılacak davanın mutlaka kabul edileceğini de göstermez. Feragat engeli aşılmış olsa bile yoksulluk nafakasının Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki maddi şartlarının ispatlanması gerekir.

Sonradan Yoksulluk Nafakası Davası Açma Süresi Ne Kadardır?

Boşanmadan kaynaklanan yoksulluk nafakası talebi, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmelidir. Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesinde düzenlenen bu süre zamanaşımı süresidir.

Bir yıllık süre, anlaşmalı boşanma protokolünün imzalandığı veya duruşmanın yapıldığı tarihte değil, boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlar. Karar taraflara tebliğ edilmiş ve kanun yolu süresi dolmuşsa kesinleşme bu sürecin sonunda gerçekleşir. Tarafların kanun yolundan feragat etmeleri veya diğer kesinleştirme işlemleri, kesinleşme tarihini değiştirebilir. Süre hesabında kararın üzerindeki kesinleşme şerhi incelenmelidir.

Bir yıllık süre, daha önce yapılmış açık feragati ortadan kaldırmaz. Protokolde ve duruşmada yoksulluk nafakasından geçerli biçimde vazgeçilmişse, boşanmanın kesinleşmesinden hemen sonra dava açılması dahi feragat engelini ortadan kaldırmaz.

Açık bir feragat bulunmuyorsa ve önceki kararda yoksulluk nafakası hakkında hüküm kurulmamışsa, bir yıllık süre içerisinde bağımsız nafaka davası açılması gündeme gelebilir. Dava açıldıktan sonra mahkeme, talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmediğini, kusurunun diğer eşten daha ağır olup olmadığını ve karşı tarafın mali gücünü değerlendirir.

Boşandıktan Sonra İşsiz Kalmak Nafaka Hakkını Yeniden Doğurur mu?

Yoksulluk nafakası, boşanmayla ilgisi olmayan her ekonomik sıkıntının eski eşe yüklenmesini sağlayan genel bir geçim yardımı değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, talep eden eşin “boşanma yüzünden” yoksulluğa düşmesini aramaktadır.

Protokolde yoksulluk nafakasından açıkça vazgeçilmişse, boşanmanın ardından işsiz kalmak, gelir kaybetmek, kira giderinin artması veya sağlık sorunu yaşamak kural olarak vazgeçilen hakkı yeniden doğurmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/306 sayılı kararı ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2015/3087 ve 2016/301 sayılı kararları bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Açık feragat bulunmayan dosyalarda da yalnız “şu anda işsizim” demek yeterli değildir. Yoksulluğun boşanmayla bağlantısı, talep eden eşin gelirleri, çalışma imkânı, malvarlığı, kira ve zorunlu giderleri ile eski eşin ödeme gücü birlikte değerlendirilir. Boşanma sırasında ekonomik bakımdan geçimini sağlayabilen bir kişinin yıllar sonra tamamen başka bir sebeple işsiz kalması, tek başına yoksulluk nafakası hakkı yaratmaz.

Anlaşmalı Boşanmada Kusur Araştırılmadığı Hâlde Sonradan Nafaka Nasıl Değerlendirilir?

Anlaşmalı boşanma kararında tarafların boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri araştırılmaz. Buna karşılık sonradan açılan yoksulluk nafakası davasında Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki koşulların bulunması gerekir. Nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması şarttır.

Önceki boşanma kararında kusur belirlemesi yapılmamış olması, sonradan açılan nafaka davasının kendiliğinden kabulü anlamına gelmez. Mahkeme tarafların iddia ve delillerini, boşanma dosyasındaki beyanları ve nafaka koşullarını değerlendirir. Anlaşmalı boşanma sırasında tarafların birbirlerine kusur isnat etmemiş olması, ispat bakımından ayrıca güçlük yaratabilir.

Nafaka yükümlüsünün boşanmada kusurlu olması zorunlu değildir. Kanun, nafaka isteyen eşin daha ağır kusurlu olmamasını ararken nafaka istenen eşin mutlaka kusurlu bulunmasını şart koşmamaktadır.

Çocuk İçin Nafaka İstenmemişse Sonradan İştirak Nafakası Alınabilir mi?

Ortak çocuk için iştirak nafakası, eşlerin birbirlerine karşı sahip oldukları kişisel bir mali hak değildir. Nafakanın amacı çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve gelişim giderlerinin anne ve baba tarafından mali güçleri oranında karşılanmasıdır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde “Çocuk için nafaka talep edilmeyecektir” hükmünün bulunması, çocuğun gelecekteki iştirak nafakası hakkını kesin biçimde ortadan kaldırmaz. Velayeti alan anne veya babanın o tarihte nafaka istememesi de değişen ihtiyaçlar karşısında sonradan dava açılmasına engel değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2019 tarihli, 2017/2-2613 E., 2019/1191 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların birbirlerinden nafaka talep etmeyecekleri kararlaştırılmış ve çocuğun eğitim giderleri için belirli bir para bırakılmış olmasına rağmen, aradan geçen süre içinde çocuğun yaşı ve ihtiyaçları değiştiği için sonradan iştirak nafakası istenebileceği kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanma sırasında çocuk için nafaka istenmemesinin sonradan iştirak nafakası talep edilmesine engel olmadığını belirtmiştir. Çocuk için daha önce toplu bir ödeme veya başka bir malvarlığı kazandırması yapılmışsa bu durum nafaka hakkını tamamen ortadan kaldırmaz; ancak nafaka miktarı belirlenirken dikkate alınabilir.

İştirak nafakası bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz. Çocuk ergin oluncaya kadar velayeti fiilen kullanan anne veya baba çocuk adına dava açabilir. Çocuk ergin olduktan sonra eğitimi devam ediyor ve kendi geçimini sağlayamıyorsa, koşulları bulunduğunda kendi adına yardım nafakası talep edebilir.

Protokolde Nafaka Kararlaştırılmışsa Yeni Bir Nafaka Davası mı Açılır?

Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk veya iştirak nafakası zaten kararlaştırılmış ve mahkeme hükmüne geçirilmişse, sonradan açılacak dava ilk kez nafaka bağlanması talebine ilişkin olmaz. Koşulların değişmesine göre nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması istenir.

Yoksulluk nafakasında Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi, iştirak nafakasında ise 331. maddesi uygulanır. Tarafların mali durumunun değişmesi, çocuğun ihtiyaçlarının artması veya hakkaniyetin mevcut miktarın yeniden belirlenmesini gerektirmesi hâlinde mahkemeye başvurulabilir.

Protokolde yıllık artış oranı bulunması da değişen koşullara dayanan yeni bir artırım davasını mutlak biçimde engellemez. Ancak tarafların protokolü imzalarken kurdukları ekonomik denge gözetilir; kısa süre içinde hiçbir önemli değişiklik olmadan protokolün değiştirilmesi istenemez.

Nafaka Davasında Hangi Belgeler İncelenir?

Sonradan açılacak nafaka davasında yalnız anlaşmalı boşanma protokolüne bakılması yeterli değildir. Boşanma dava dilekçesi, protokol, duruşma tutanağı, tarafların hâkim huzurundaki sözlü beyanları, gerekçeli karar ve kesinleşme şerhi birlikte incelenir.

Özellikle duruşma tutanağı önemlidir. Protokolde nafaka hakkında hüküm bulunmasa bile tarafın duruşmada “Kendim için yoksulluk nafakası istemiyorum ve bu hakkımdan feragat ediyorum” demiş olması davanın sonucunu değiştirebilir. Protokolde genel bir ifade bulunmasına rağmen duruşmada yalnız çocuk nafakasından söz edilmişse, beyanın kapsamı ayrıca tartışılabilir.

Nafakanın maddi koşulları yönünden tarafların SGK kayıtları, banka hesapları, taşınmaz ve araç kayıtları, çalışma durumu, düzenli gelirleri, kira giderleri, sağlık ve eğitim masrafları ile diğer zorunlu giderleri araştırılır. Çocuk için nafaka isteniyorsa çocuğun yaşı, okul giderleri, sağlık ihtiyaçları ve yaşam koşulları belirlenir.

Sonradan Nafaka Davası Nerede Açılır?

Boşanmadan sonra ilk kez yoksulluk nafakası istenecekse dava aile mahkemesinde açılır. Türk Medeni Kanunu’nun 177. maddesi, boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesini yetkili kabul etmektedir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Yoksulluk nafakası davasında davalı eski eştir. Küçük çocuk için iştirak nafakası talep edilecekse velayeti kullanan veya çocuğa fiilen bakan anne ya da baba çocuk adına başvurabilir.

Dava açılmadan önce boşanma kararının kesinleşme tarihi, protokolün tam metni ve duruşma tutanağı temin edilmelidir. Yalnız kişinin elinde bulunan protokole bakılarak feragat bulunduğu veya bulunmadığı yönünde kesin sonuca ulaşılması, mahkeme dosyasında farklı bir beyan yer alması hâlinde ciddi hak kaybına yol açabilir.

Nafaka Maddesi Protokolde Nasıl Yazılmalıdır?

Protokolde yalnızca “Tarafların birbirlerinden nafaka talebi yoktur” biçiminde genel bir cümle kullanılması, hangi nafaka türünün kastedildiği konusunda uyuşmazlık çıkarabilir. Tedbir nafakası, eş için yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası ayrı ayrı düzenlenmelidir.

Eşler birbirlerinden yoksulluk nafakası istemiyorsa bunun açıkça belirtilmesi; çocuk için iştirak nafakası kararlaştırılıyorsa miktar, ödeme tarihi, banka hesabı ve gelecek yıllardaki artış şeklinin infazda tereddüt bırakmayacak biçimde yazılması gerekir. Çocuk için nafaka istenmemesi kararlaştırılmış olsa bile bu hükmün gelecekteki iştirak nafakası talebini kesin olarak ortadan kaldırmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Anlaşmalı boşanmanın hızlı sonuçlanması amacıyla kullanılan tek bir “karşılıklı hiçbir talebimiz yoktur” cümlesi, boşanma sonrasında nafaka, tazminat, ziynet ve mal rejimi alacakları bakımından beklenmeyen uyuşmazlıklar doğurabilir. Protokolün hangi hakkı sona erdirdiği ve hangi hakkı saklı bıraktığı açıkça anlaşılmalıdır.

5/5 - (1 vote)
İlginizi çekebilir:  Boşanmada Kusur Oranı Nasıl Belirlenir? Hangi Davranışlar Ağır Kusur Sayılır?

“Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Nafaka İstemedim: Sonradan Dava Açabilir miyim?” üzerine bir yorum

  1. ben ayrıldım ama ayrıldım insan çocuklara bakamadi için bnm evimde kalıyor ve her ay da nafakamie yatryirum beni tehdit ediyor nafaka yükseltme k için anlaşmalı boşandık ama yapabilirmi

Yorum yapın