Evli Kişinin Sevgilisini Aile Konutuna Alması Suç mudur?

📅 04 Mart 2021 🔄 Son güncelleme: 21 Temmuz 2026

Evli Sevgilisinin Evine Giden Kişi Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçunu İşler mi?

Evli bir kişinin sevgilisini, eşiyle birlikte yaşadığı aile konutuna alması yalnızca boşanma davasında kullanılabilecek bir sadakatsizlik delili değildir. Olayın şartlarına göre eve giren kişi bakımından konut dokunulmazlığının ihlali suçu da gündeme gelebilir.

Türk Ceza Kanunu’na göre bir kimsenin konutuna veya konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren ya da rızayla girdikten sonra çıkması istenmesine rağmen konutta kalmaya devam eden kişi cezalandırılır. Suçun temel şekli mağdurun şikâyetine bağlıdır ve cezası altı aydan iki yıla kadar hapistir.

Burada en çok tartışılan mesele şudur: Evde yaşayan eşlerden biri sevgilisini eve davet etmişse, bu davet diğer eş bakımından da geçerli bir rıza sayılır mı?

Eşlerden Birinin Sevgilisini Eve Alması Geçerli Rıza Sayılır mı?

Bir konut eşler tarafından ortak kullanılıyorsa, kural olarak konutta yaşayan eşlerden birinin verdiği izin, eve giren kişi bakımından hukuka uygunluk sağlayabilir. Ancak verilen rızanın meşru bir amaca dayanması gerekir.

Eşlerden birinin arkadaşını, akrabasını, tamirciyi veya olağan bir ziyaretçiyi eve kabul etmesi ile gizli ilişki yaşadığı kişiyi ortak aile konutuna alması aynı şekilde değerlendirilmez. Evli kişinin sevgilisini eşinden habersiz biçimde ortak konuta çağırması hâlinde verilen izin, diğer eş yönünden meşru kabul edilmeyebilir. Çünkü evliliğe dayalı hakları ihlal edilmektedir.

Yargıtay kararlarında, ortak konutta diğer eşin sevgilisiyle ilişki kurulmasına rıza göstermesinin beklenemeyeceği; bu nedenle ihanete uğrayan eş bakımından varsayılan rızasızlığın bulunduğu kabul edilmektedir. Bu durumda eve davet edilen sevgili, evli kişinin izniyle içeri girmiş olsa dahi konut dokunulmazlığının ihlali suçundan sorumlu tutulabilir.

Sevgilisinin Evli Olduğunu veya Evin Aile Konutu Olduğunu Bilmeyen Kişi Suçlu Olur mu?

Konut dokunulmazlığının ihlali, kasten işlenebilen bir suçtur. Eve giren kişinin yalnızca fiziksel olarak konuta girmiş olması cezalandırılması için yeterli değildir. Kişinin, o konut üzerinde başka birinin de yaşama ve kullanma hakkı bulunduğunu ve girişine bu kişinin rıza göstermediğini bilerek hareket etmesi gerekir. TCK’nın 116. maddesi, kişinin konuta veya eklentilerine rızaya aykırı olarak girmesini ya da rızayla girdikten sonra çıkmamasını suç olarak düzenlemektedir.

Bu nedenle sevgilisinin evli olduğunu gerçekten bilmeyen veya kendisine eşinden ayrıldığı ve yalnız yaşadığı söylenen kişi bakımından suç kastı oluşmayabilir. Aynı şekilde kişi, sevgilisinin evli olduğunu bilmekle birlikte girilen evin eşlerin birlikte kullandığı aile konutu olduğunu bilmiyorsa ve buranın yalnızca sevgilisi tarafından kullanılan bağımsız bir konut olduğunu düşünüyorsa, konut dokunulmazlığını ihlal ettiğini bilerek hareket ettiği söylenemeyebilir.

Ancak yalnızca “evli olduğunu bilmiyordum” veya “bu evin aile konutu olduğunu bilmiyordum” demek ceza sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme, kişinin beyanının olayın şartlarıyla uyumlu olup olmadığını araştırır. Taraflar arasındaki mesajlar, ilişkinin süresi, sosyal medya paylaşımları, evde eşe ve çocuklara ait eşyaların bulunması, aile fotoğrafları, kişinin daha önce eşle karşılaşmış olması ve eve gizlice girip çıkması gibi hususlar, evlilikten ve konutun ortak kullanıldığından haberdar olduğunu gösterebilir.

konut dokunulmazlığının ihlali

Aldatılan Eş Evde Değilken de Suç Oluşur mu?

Evet. Konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi için ihanete uğrayan eşin olay sırasında mutlaka evde bulunması gerekmez.

Eş işteyken, şehir dışındayken veya geçici olarak başka bir yerdeyken sevgilinin ortak aile konutuna alınması hâlinde de suç oluşabilir. Önemli olan, evin diğer eşin de yaşam alanı olması ve sevgilinin eve girmesine onun rızasının bulunmamasıdır.

Yargıtay da ev sahibinin olay sırasında konutta bulunmadığı bazı olaylarda, ilişkinin niteliği gereği rıza gösterilmesinin düşünülemeyeceğini kabul ederek konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşabileceğine karar vermiştir.

Sevgili Eve Girmemiş, Apartman Girişinde veya Bahçede Kalmışsa Suç Oluşur mu?

Suç yalnızca konutun iç kısmında işlenmez. Konutun doğrudan kullanımına ayrılmış eklentileri de koruma kapsamındadır. Kapalı bahçe, garaj, depo, balkon veya konuta özgülenmiş diğer alanlar somut olayın şartlarına göre konutun eklentisi sayılabilir.

Ancak apartmanın herkes tarafından kullanılan merdiveni, asansörü veya bina girişinin her olayda konut eklentisi sayılması mümkün değildir. Sevgilinin yalnızca apartmanın ortak alanına girmesiyle doğrudan konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluştuğu söylenemez. Girilen alanın niteliği ayrıca incelenir.

Sevgili Eve Rızayla Girdikten Sonra Çıkmazsa Ne Olur?

Konut dokunulmazlığının ihlali yalnızca izinsiz girme biçiminde işlenmez. Kişi başlangıçta eve geçerli bir nedenle ve rızayla girmiş olsa bile, kendisinden çıkması istendikten sonra evde kalmaya devam ederse suç oluşabilir.

Örneğin aldatılan eş eve geldiğinde sevgiliden konutu terk etmesini ister ve kişi buna rağmen çıkmazsa, başlangıçtaki girişin hukuka uygun olup olmadığına bakılmaksızın konutta rızaya aykırı şekilde kalma gündeme gelir. Yargıtay uygulamasında da çıkması istendiği hâlde konutta kalmayı sürdüren kişinin bu suçtan sorumlu olabileceği kabul edilmektedir.

Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu Şikâyete Bağlı mıdır?

Suçun temel şekli şikâyete bağlıdır. İhanete uğrayan eş, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde savcılığa veya kolluk makamlarına şikâyette bulunmalıdır.

Şikâyet süresi, yalnızca eşin aldatıldığını öğrendiği tarihe göre değil, sevgilinin ortak konuta girdiğini ve bu kişinin kim olduğunu öğrendiği tarihe göre değerlendirilir. Failin kimliği bilinmiyorsa şikâyet süresinin başlangıcı ayrıca tartışılabilir.

Şikâyet süresi geçirilirse suçun temel şekli bakımından soruşturma yapılamaz. Bu nedenle olay öğrenildiğinde delillerin korunması ve şikâyetin geciktirilmemesi önemlidir.

Gece Vakti Eve Girilmesi Cezayı Etkiler mi?

Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun gece vakti işlenmesi daha ağır cezayı gerektirir. Gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp güneşin doğmasından bir saat öncesine kadar devam eden dönemdir.

Sevgilinin ortak konuta gece saatlerinde girdiği ispatlanırsa, suçun nitelikli hâli gündeme gelir. Bu durumda verilecek ceza temel şekle göre daha ağırdır.

Hangi Deliller Kullanılabilir?

Şikâyetçinin, sevgilinin eve girdiğini ve konutun eşler tarafından ortak kullanıldığını ortaya koyması gerekir. Apartman kamera görüntüleri, site giriş kayıtları, güvenlik görevlisinin beyanı, komşu tanıkları, mesajlaşmalar, fotoğraflar, otopark kayıtları ve kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar delil olarak kullanılabilir.

Ancak delil elde etmek amacıyla kişinin özel hayatını hukuka aykırı biçimde kaydetmek, telefonuna gizlice program yüklemek, hesabına izinsiz girmek veya konuta hukuka aykırı kamera yerleştirmek ayrıca suç oluşturabilir. Delilin elde ediliş şekli de en az içeriği kadar önemlidir.

Sadece sevgililer arasındaki mesajların bulunması, kişinin mutlaka ortak konuta girdiğini ispatlamaz. Ceza soruşturmasında eve girişe ilişkin somut delillerin bulunması gerekir.

Polis Konut Dokunulmazlığının İhlali Şikâyeti Üzerine Eve Gelir mi?

Evet, polis olay yerine gelebilir. Özellikle aldatılan eş, sevgilinin o sırada ortak aile konutunda bulunduğunu bildirerek ihbarda bulunursa polis adrese gelerek olayı kontrol edebilir, tarafların kimliklerini belirleyebilir, beyanlarını alabilir ve tutanak düzenleyebilir.

Ancak polisinkarı koca arasındaki meselelere karışmayız diye eve gitmek istemeyebilir. bu durumda konut dokunulmazlığı ihlalinden bildirim yapılıp ihanet detayına pek girilmemesi uygun olacaktır.

Suçüstü Hâlinde Polis Eve Girebilir mi?

Sevgilinin o anda ortak aile konutunda bulunduğu, konuttan çıkmayı reddettiği, içeride kavga yaşandığı veya yardım çağrısı geldiği yönünde güncel ve ciddi bir ihbar varsa polis müdahale edebilir. Özellikle yaşam, beden bütünlüğü veya güvenlik bakımından acil tehlike bulunması hâlinde kolluğun müdahale yetkisi doğabilir.

Bununla birlikte yalnızca “eşim beni aldatıyor” şeklindeki ihbarda polis harekete gçemeyecektir.

Aldatan Eş de Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçundan Ceza Alır mı?

Konutun ortak kullanıcısı olan aldatan eş, kendi yaşadığı konuta girdiği için kural olarak bu suçun faili olmaz.

Bunun yanında aldatan eşin davranışı boşanma davasında sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali olarak değerlendirilir. Ortak konuta sevgili alınması, sıradan bir mesajlaşma veya buluşmadan daha ağır bir kusur kabul edilebilir ve boşanma, maddi-manevi tazminat ile velayet değerlendirmesinde etkili olabilir.

Bu Olay Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Kullanılabilir mi?

Evet. Eşin sevgilisini ortak konuta alması zina bakımından önemli bir delildir.

Ancak konut dokunulmazlığının ihlali soruşturması ile boşanma davası birbirinden farklıdır. Ceza davasında sevgilinin ortak konuta rızaya aykırı biçimde girip girmediği incelenirken, boşanma davasında eşin sadakatsiz davranışı ve evlilik birliğine etkisi değerlendirilir.

Ceza soruşturmasında beraat kararı verilmesi, boşanma davasında sadakatsizliğin ispatlanamadığı anlamına gelmez.

Şikâyet Nereye Yapılır?

İhanete uğrayan eş, olayın gerçekleştiği yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilir veya polis ya da jandarmaya başvurabilir.

Şikâyet dilekçesinde ortak konutun adresi, şüphelinin kimliği biliniyorsa adı, eve giriş tarihi, olayın nasıl öğrenildiği ve mevcut deliller açıkça belirtilmelidir. Kamera kayıtları kısa sürede silinebileceğinden bu kayıtların gecikmeden istenmesi gerekir.

İçtihatlar


YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
2018/578
2020/363
Karar Tarihi: 09.07.2020

Konut dokunulmazlığı ihlali suçundan sanık …’in beraatine ilişkin Antalya 5. Asliye Ceza
Mahkemesince verilen 23.01.2013 tarihli ve 1063-32 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından
temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 03.11.2015 tarih ve 16208-
9956 sayı ile;
“Konutun aile bireylerinden ya da birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması durumunda, birlikte
oturanlardan birinin konuta girme konusunda geçerli rızasından söz edebilmek için bu kişinin rızasına
dayanarak giren failin konutta oturan diğerlerinin haklarını ihlal etmemesi gerekir. Başka bir anlatımla,
konutu birlikte kullananların failin konuta girmesine ilişkin rızasının geçerli olması için, rıza
açıklamasının meşru bir amaca yönelik, hukuka uygun olması yanında eylemin konutu kullanan diğer
kişilerin haklarını ihlal edici nitelikte olmaması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda, sanığın, katılanın eşi ile yaşadığı konutuna, katılanın eşinin
rıza göstermesi üzerine girdiği, katılanın durumdan haberdar olmadığı ve evine anahtarla girmek
istediği sırasında kapının içeriden zincirlenmiş ve sanığı evinde bulduğu, sanığın eve cam balkon
ölçüsü almak için girdiğine ilişkin savunmasının suç saatinin gece sayılan zaman dilimi içinde olması
nedeniyle hayatın olağan akışına aykırı olduğu bu halde, katılanın eşinin rıza açıklamasının meşru bir
amaca yönelik olmadığı, konut dokunulmazlığını ihlal suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden
sanığın beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 06.04.2016 tarih ve 1900-469 sayı ile; “…Birden fazla kişinin birlikte yaşaması
durumda bunların hepsinin rızası gerekir, çünkü konut dokunulmazlığını ihlal suçunu öngören
normlarla konut huzuru denilen menfaat korunmaktadır ve bu menfaati konutta yaşayan birine
özgülenmesi, rıza gösterme yetkisinin birine özgülenmesi, rıza gösterme yetkisinin bunlardan birine
tanınması mümkün değildir.
Aralarındaki ilişki ne olursa olsun kanun hepsinin menfaatlerini eşit derecede korur.
Öte yandan, birlikte yaşayanlardan hiç biri rıza konusundaki yetkisini diğerinin meşru menfaatlerine
veya konutuna girildiğini kabul etme hakkına zarar verecek şekilde kullanamaz,
Dolayısıyla, içlerinden birinin rıza gösterdiği, birinin girmek ya da çıkmamak fiiline diğerinin rıza
göstermemesi halinde bu fiilin suç teşkil edebilmesi için bu rızasızlığın ya da makul bir nedene
dayanması gerekir.
Kuşkusuz, her birinin konut dokunulmazlığı hakkı bulunmaktadır, ve dolayısıyla hepsi, iradelerini
açıklamakta yetkilidirler.
Hiç biri haklı bir neden olmaksızın o yere başka kişileri kabul etmesine engel olamaz.
Yani buradaki rızasızlık haklı görülebilir, mazur sayılabilir bir rızasızlık olmadıkça içlerinden birinin
rızası ile konuta girer, veya çıkmayan kimsenin fiili konut dokunmazlığını ihlal suçunu oluşturmaz.
Türk Medeni Kanunu uyarınca evlilik birliğinin reisi artık koca olmadığından evlilik birliğinin reisi olmak,
konuta girme konusunda münasıran rıza açıklama yetkisi vermez, ne koca açıklama konusunda
münasıran yetkilidir, ne de rıza konusunda müşterek yetkisini kadının meşru menfaatlerini zarar
verecek şekilde kullanabilir.
Rıza ile aile bireylerinin birinin haklı bir neden olmaksızın diğerine rıza gösterdiği, birinin konuta
girmesine rıza göstermemesi halinde suç oluşmaz.” gerekçesiyle önceki hükümde direnerek sanığın
beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2018 tarihli ve 231316 sayılı “Bozma” istekli
tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca
kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza
Dairesince 31.10.2018 tarih ve 5129-14029 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine
Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan
gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken
uyuşmazlık; sanığa atılı konut dokunulmazlığının ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluşup
oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
17.10.2012 tarihli yakalama tutanağına göre; 16.10.2012 tarihinde saat 23.00 sıralarında haber
merkezine kavga olduğunun anons edilmesi üzerine görevli polis memurlarınca bildirilen adrese intikal
edildiği, burada bulunan katılan … ile ilk yapılan görüşmede katılanın, ikamet etmekte olduğu daire
kapısını kendi anahtarı ile açmaya çalıştığını, ancak arka kapı mandalının kapalı olduğunu, eşi …
tarafından mandalın açılması ile içeriye girdiğinde önceden hiç görmediği ve tanımadığı sanık …’i
içeride gördüğünü, hem eşinden hem de sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … aşamalarda; eşi … ve dört yaşındaki kızıyla birlikte yaşadığını, diş teknisyeni olarak
çalıştığını, olay tarihinde saat 22.30 sıralarında işten çıkıp evine geldiğini, kapıyı anahtarıyla açtığını,
ancak kapı arkadaki zincir sürgü ile kapatıldığı için eve giremediğini,
kapı yaklaşık 5 cm kadar açılmışken tanık …’in kapıya geldiğini, tanığa neden kapının zincir
sürgüsünün takılı olduğunu sorduğunu, tanığın bir şey demeden sürgüyü çıkardığını ve kendisinin de
içeri girdiğini, daha önceden tanımadığı sanığı evde görünce şok yaşadığını, sanığa kim olduğunu, bu
saatte evinde ne işi olduğunu sorduğunu, sanığın “Mehmet dur, sakin ol, yanlış düşünüyorsun.”
dediğini, kendisinin ise hiç tanımadığı bir insanı evinde görmesini nasıl yanlış anlamaması gerektiğini
ifade ettiğini, ardından polis imdat hattını aramak istediğini, ancak sanık ile tanık …’in kendisini
engellemeye çalıştıklarını, sanığın “Sakın polisi arama, ben biterim, ailem biter, çoluğum çocuğum
var, işim kariyerim biter!” şeklinde sözler söyleyip elindeki telefonu almaya kalkıştığını, kendisinin ise
bu saatte eşinin yanında ne yaptığını, kendisinin de bir ailesi olduğunu, o andan itibaren sanığın
hayatının bitip bitmemesinin bir önemi olmadığını söylediğini, sanığın “Kafama sıkarım, buradan
kendimi atarım!” şeklinde karşılık verdiğini, ancak yine de polise haber verdiğini ve yaklaşık 10 dakika
sonra görevlilerin geldiğini,
Tanık … soruşturma aşamasında kollukta; yaklaşık beş ay kadar önce internetten evin balkonuna cam
balkon sistemi yaptırmak üzere araştırma yaptığında sanık ile telefondan fiyat almak suretiyle
tanıştığını, sanığa adresini verdiğini ve dört beş ay kadar önce eve gelerek ölçü aldığını, sanığın
1000TL’ye işi yapabileceğini, ancak Eylül-Ekim ayı gibi haber vereceğini söylediğini, sonrasında hiç
görüşmediklerini, olay günü saat 22.00 sıralarında evin kapı zilinin çaldığını, kapıyı açtığında sanığın
“Müsaitsen konuşmak istiyorum.” demesi üzerine kendisinin müsait olduğunu söyleyip içeriye kahve
içmeye buyur ettiğini, kızının o sırada uyumakta olduğunu, sanıkla bir süre mutfakta oturduklarını, dış
kapının anahtarla açıldığını fark etmesi üzerine kapıya yöneldiğini, ancak sürgüsü içeriden kilitli olan
kapının açılmadığını, katılanı kapı aralığından görmesi üzerine sürgüyü açtığını ve katılanın içeriye
girdiğini, o sırada katılanın, arkasından gelmekte olan sanığı görmesi üzerine “Tanımadığım bir
erkeğin evimde ne işim var?” diyerek bağırıp çağırdığını, kendisine sakin olmasını, her şeyi
anlatacağını söylemesine rağmen katılanın kendisine “Kahpe, konuşma!” dediğini, sanıkla katılanın
ağız münakaşası yaptığını, katılanın 155’i arayarak durumu haber verdiğini, katılanın kendisine
hakaret etmesi nedeniyle şikâyetçi olduğunu,
Cumhuriyet savcılığında; eşinden şikâyetçi olmadığını, kendisini zor durumda bıraktığı için sanıktan
şikâyetçi olduğunu, sanığın olay günü “Balkona bakalım, isterseniz içeride konuşuruz.” diyerek
emrivaki yapıp içeri girdiğini, mutfakta yaklaşık beş dakika oturduklarını, henüz kahve yapmamış
olduğunu, o sırada eşinin geldiğini, kapıyı başka zamanlarda da hırsızlık veya başka olaylardan
korkup sürekli tedirgin olduğu için içeriden kilitlediğini, sanığın içeri girmek için herhangi bir zorlaması
olmadığını,
Kovuşturma aşamasında ise sanığı daha önceden evin balkonuna ölçü alması için çağırdığını, saat
22.00 sıralarında geldiğini, o sırada çocuk uyuttuğunu, geleni eşi sandığı için kapıyı açtığını, sanığı
karşısında görünce “Hayırdır, niye geldiniz?” diye sorduğunu, sanığın hiç bir şey söylemeyip doğrudan
içeri girdiğini ve “Kahve yap!” dediğini, o sırada eşinin geldiğini, kapıyı alışkanlıktan dolayı arkadan
kilitlediğini, saat geç olduğundan sanığın gitmesini istediğini, önceki anlatımlarıyla çelişki nedeniyle
sorulduğunda; o an ağladığı için nasıl ifade verdiğini hatırlamadığını, Cumhuriyet savcılığında vermiş
olduğu ifadesinin doğru olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık soruşturma aşamasında; inşaat mühendisi olduğunu, aynı zamanda cam balkon sistemleri de
yaptığını, olay tarihinden yaklaşık beş ay önce tanık …’in cam balkon yaptırmak için fiyat ve ölçü
almak amacıyla telefonla aradığını, anlaşmaları üzerine evine davet ettiğini, bir komşusunun da aynı
fiyattan cam balkon yaptıracağını söylediğini, beş ay süreyle tamamı cam balkon işi ile alakalı olmak
üzere tanıkla bir kaç kere telefonla görüştüklerini, olay günü saat 22.00 sıralarında tanığın ikametinin
önünden geçerken tanığın bahsetmiş olduğu komşusunun balkon ölçüsünü almak için uğramaya
karar verdiğini, tanığın evine giderek kapıyı çaldığını, tanığa niye geldiğini açıkladığını, tanığın
da “Buyrun içeri geçin konuşalım.” demesi üzerine evin mutfak bölümüe geçtiklerini, tahminen beş on
dakika sonra anahtarla kapı açma sesini duyunca tanıkla birlikte kapıya yöneldiklerini, tanığın kapı
sürgüsünü açması üzerine katılanın içeri girdiğini, katılanın kendisini görünce bağırarak üzerine
yürüyüp, boğazını sıkarak yumruk attığını, durumu anlatmaya çalışmasına rağmen katılanın
“Tanımadığım bir erkeğin benim evimde ne işi var?” diyerek bağırıp çağırdığını ve 155’i arayarak
polise haber verdiğini, kesinlikle art niyetle eve gitmediğini, tanığın davet etmesi üzerine içeri girdiğini,
Kovuşturma aşamasında ise katılanın, eşi, tanık …’in cam balkon yaptırmak istemesi nedeniyle
evlerine gidip fiyat çıkardığı, fiyatın katılana uygun geldiğini, katılanla evinde tanışmış olduklarını,
hatta katılanın kendisinden telefon numarasını aldığını, tanık …’in kendisini çokça aradığını, cam
balkonu ne zaman yapacağını sorduğunu, tanıkla aralarında bir arkadaşlık, dostluk oluştuğunu, işi
yapma zamanı geldiğinde arayıp müsait olup olmadığını sorduğunu, tanığın müsait olduğunu ve gelip
ölçü alabileceğini söylediğini, bunun üzerine eve gittiğini, tanığın kendisini içeri davet ettiğini, kahve
ikram etmek istediğini, daha sonra da katılan eve gelince kendisini görmesi nedeniyle bağırıp
çağırdığını, talep üzerine eve gittiği için saatin kaç olduğunun önemli olmadığını,
Savunmuştur.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar”
bölümündeki 116. maddesinde;
“1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten
sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler
dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan
bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak
kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.
Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş,
Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasanın 21. maddesinde güvence altına alınan konut
dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin
kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var
olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir.
Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu
fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür.”
biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere konut dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik
hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler
bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması
amaçlanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun süregelen kararlarında “konut”; “kişilerin, devamlı veya geçici olarak
yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerlerdir” şeklinde tanımlanmıştır.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, başkasının konut
dokunulmazlığını bilerek ve isteyerek ihlal etme iradesi suçun manevi unsurudur. Bu suçun manevi
unsuru bakımından doğrudan ve genel kastın bulunması yeterli olup failin suçu işleme saikinin bir
önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu suçta özel kast aranmamaktadır.
Suçun maddi unsurunu ise failin, hak sahibinin rızası hilafına konuta veya eklentisine girmesi veya
girdikten sonra çıkmaması oluşturmaktadır. Rızaya aykırılık, failin hak sahibinin iradesine aykırı
hareket ettiğini, hak sahibinin girmeye izin vermediğini ya da bulunmasını istemediğini tasavvur
etmesi anlamına gelir. Rızanın olmaması fail açısından psikolojik bir engel olup sarih ya da zımni
olması mümkündür. Dolayısıyla hak sahibinin iradesini dış dünyaya gösteren bir takım maddi işaretler
bulunabileceği gibi (örneğin bahçe kapısına zil takmak, dış duvara bir tabela asılması) bazı
durumlarda o an ki hâl ve şartlara göre olayın niteliğinden de anlaşılabilir. Konuta veya eklentiye
mağdurun rıza göstermesinin düşünülemeyeceği hareketleri gerçekleştirmek için girilmesi veya rıza ile
girildikten sonra çıkılmaması durumunda rızanın varlığından söz edilemez. Ayrıca fail ile mağdur
arasındaki önceki ilişkiler de rızanın bulunup bulunmadığını belirlemede yardımcı olacaktır (Veli Özer
Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı,
Ankara, 2017, s. 437-438; Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik
Ceza Özel Hukuku, 13 Baskı, Ankara, 2016, s. 523; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, M. Emin Alşahin,
Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 16. Baskı, Ankara, 2017, s. 300.).
Öte yandan TCK’nın 116. maddesinin üçüncü fıkrasındaki hükme göre evlilik birliğinde aile
bireylerinden ya da konutun veya iş yerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda,
bu kişilerden birinin rızası varsa, konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz. Ancak bunun için rıza
açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. Öyleyse meşru bir amaç için gösterilmiş rıza
olması kaydıyla evlilik birliğindeki aile üyelerinden her biri tek başına rıza açıklamaya ehildir. Meşru
amacın, hukuka aykırı olmaması, diğer hak sahipleri tarafından kabul edilebilir nitelikte olması gerekir.
Aile üyelerinin açık veya örtülü bir rızasının olmadığı ya da böyle bir rızanın bulunmayacağının
varsayılması gereken hâllerde konut dokunulmazlığı ihlal edilmiş olacaktır (Durmuş Tezcan, Mustafa
Ruhan Erdem, Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 13. Baskı, Ankara, 2016, Seçkin
Yayıncılık, s.527.). Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 18.02.1942 tarihli ve 21-4 sayılı
kararında da; “… Men etmek hakkını haiz olan kimsenin ademi rızası ise beyana muhtaç olmaksızın
zımnen dahi tahakkuk eder. Müzakerenin mevzuu olan hadiselerde olduğu gibi karısiyle gayri meşru
münasebetlerde bulunmak üzere karının davetiyle bir kimsenin meskenine girmesine kocanın rızası
olmıyacağı aklen ve âdeten bedihîdir.
Binaenaleyh kocanın zımnî olan ademi rızasına karşı karının davetiyle gayri meşru münasebetlerde
bulunmak maksadiyle meskene girmek, anın masuniyetini ihlâl suçunu teşkil edeceği..” sonucuna
ulaşılmıştır. Bu ve benzeri örneklerde olduğu gibi, rıza açıklamaya ehil hak sahibinin gösterdiği
rızanın, diğer hak sahipleri tarafından zımnen ya da açıkça kabul edilmeyeceği anlaşılıyor yahut
varsayılan bir rızasızlık durumu söz konusu ise konut dokunulmazlığı suçu oluşacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde katılan ile tanığın evli oldukları ve dört yaşındaki ortak çocuklarıyla birlikte aynı evde
yaşadıkları, diş teknisyeni olarak çalıştığını söyleyen katılanın olay tarihinde gece saat 22.30
sıralarında işten çıkıp evine geldiği, anahtarı ile kilidi açıp içeri girmeye çalıştığı, ancak kapının
arkasındaki zincir sürgü çekildiği için içeriye giremediği, tanığın kapıya gelmesi üzerine katılanın
kapıya niçin zincir sürgü takıldığını sorduğu, tanığın bir şey demeden kapıyı açmasıyla katılanın daha
önceden tanımadığı sanığı içeride gördüğü, katılanın sanığa kim olduğunu, bu saatte evinde ne işi
olduğunu sorduğu ve polisi
aramak istediği, ancak sanıkla tanığın katılana durumu yanlış anladığını söyleyip katılanın polisi
aramasını engellemeye çalıştıkları anlaşılan olayda;
Katılanın, sanığı daha önceden tanımadığına ve gece vakti işten eve geldiğinde sanığı eşiyle birlikte
evinde görmesi üzerine polisi aradığına yönelik aşamalardaki istikrarlı beyanlarına karşın, katılanın eşi
olan tanığın, gece vakti sayılan bir zaman diliminde sanığı eve almasına ilişkin tutarlı ve makul
görülebilecek bir açıklama getirememiş oluşu, sanığın soruşturma aşamasında, tanığın komşusu olan
bir şahsın evine yapılacak olan cam balkon sistemi için ölçü almak amacıyla uğradığını, katılan aniden
eve gelince kendisini görmesi üzerine “Tanımadığım bir erkeğin benim evimde ne işi var?” diyerek
bağırıp çağırdığını ve polisi aradığını savunmasına rağmen, kovuşturma aşamasında daha önceden
katılanla tanıştıklarını, talep üzerine balkon ölçüsü almak için katılanın evine gittiği şeklindeki çelişki
gösteren savunmasına itibar edilemeyeceği ve gece vakti sayılan bir zaman diliminde, katılanın evde
ve haberi olmadığı bir sırada katılanın eşi tanık ile sanığın kahve içmelerinin hayatın olağan akışına
uygun düşmediği gözetildiğinde, sanığın, katılanın konutuna girmesi hususunda tanık eşinin göstermiş
olduğu rızanın meşru bir amaca yönelik olmadığının, dolayısıyla geçerli veya varsayılan bir rızası
bulunmadığından katılanın gece vakti konut dokunulmazlığının ihlal edildiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı suçun unsurlarıyla
oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.04.2016 tarihli ve 1900-469 sayılı direnme kararına konu
hükümünün, sanığa atılı gece vakti konut dokunulmazlığının ihlali suçunun unsurlarıyla oluştuğunun
gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE,
09.07.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Hakaret Davası Nasıl Açılır? Hangi Sözler Hakaret Sayılır?

Yorum yapın