Miras Paylaşım Sözleşmesi Nedir? Nasıl Yapılır, Geçerlilik Şartları Nelerdir?

📅 03 Kasım 2021 🔄 Son güncelleme: 03 Ağustos 2026

Miras paylaşım sözleşmesi, miras bırakanın ölümünden sonra tüm mirasçıların bir araya gelerek terekenin nasıl paylaşılacağı konusunda yaptıkları yazılı bir anlaşmadır. Uygulamada çoğu zaman mirasçılar arasında basit bir yazılı belge olarak düzenlenen bu sözleşme, kanundaki şartları taşıdığı sürece önemli hukuki sonuçlar doğurur. Mirasçılar, hangi taşınmazın veya tereke değerinin kime kalacağını kendi iradeleriyle belirleyebilir ve bu anlaşmaya göre tapu işlemlerini gerçekleştirebilirler.

Miras paylaşım sözleşmesinin en önemli özelliklerinden biri, mirasçıların tamamının anlaşması halinde ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaksızın uygulama imkânı sağlamasıdır. Örneğin vasiyetnamenin yerine getirilebilmesi için çoğu durumda tenfiz süreci gerekirken, tüm mirasçıların imzaladığı geçerli bir miras paylaşım sözleşmesi doğrudan mirasçıları bağlar ve bu sözleşmeye dayanılarak tapuda gerekli işlemler yapılabilir. Ancak bunun için sözleşmenin kanunda aranan şekil şartlarına uygun olması ve bütün mirasçıların özgür iradesiyle imzalamış olması gerekir.

İçindekiler
  1. Miras Paylaşım Sözleşmesi Nedir?
  2. Miras Paylaşım Sözleşmesi Ne Zaman Yapılır?
  3. Tüm Mirasçıların Katılması Zorunlu mudur?
  4. Miras Paylaşım Sözleşmesi Nasıl Yapılır?
  5. Miras Paylaşım Sözleşmesinde Tüm Mirasçıların İmzası Gerekir mi?
  6. Miras Paylaşım Sözleşmesi Noterde Yapılmak Zorunda mıdır?
  7. Miras Paylaşım Sözleşmesi Tapuda Geçerli Olur mu?
  8. Miras Paylaşım Sözleşmesi ile Miras Payının Devri Arasındaki Fark Nedir?
  9. Okuma Yazma Bilmeyen Kişinin Yaptığı Miras Paylaşım Sözleşmesi Geçerli midir?
  10. Miras Taksim Sözleşmesi Varsa Ortaklığın Giderilmesi Davası Açılabilir mi?
  11. Ortaklığın Giderilmesi Davası Sürerken Miras Taksim Sözleşmesi Ortaya Çıkarsa Ne Olur?
  12. Miras Taksim Sözleşmesine Dayanılarak Hangi Dava Açılır?
  13. Paylı Mülkiyete Geçildikten Sonra Miras Taksim Sözleşmesi Yapılabilir mi?
  14. Elbirliği Mülkiyeti ile Paylı Mülkiyet Arasındaki Fark Neden Önemlidir?
  15. Miras Paylaşım Sözleşmesi Diğer Miras Davalarını da Sona Erdirir mi?
  16. Miras Paylaşım Sözleşmesi Tapuya Nasıl İşletilir?
  17. Sözleşmeyi İmzalayan Mirasçı Tapuda Tescile Gelmezse Ne Olur?
  18. Miras Payının Devri, Açılmamış Miras Payının Devri ve Miras Sözleşmesi Arasındaki Farklar
  19. Miras Paylaşım Sözleşmesi Nasıl İptal Edilir?
  20. Miras Paylaşım Sözleşmesinde Bir Mirasçıya Hiçbir Şey Verilmemesi Mümkün müdür?
  21. Miras Paylaşım Sözleşmesinin Tapuya İşletilmesi İçin Zamanaşımı Var mıdır?
  22. Miras Paylaşım Sözleşmesi Bankadaki Para İçin Nasıl Uygulanır?
  23. İçtihatlar

Miras Paylaşım Sözleşmesi Nedir?

Miras paylaşım sözleşmesi, miras bırakan kişinin ölümünden sonra mirasçılar arasında kalan malvarlığının nasıl bölüştürüleceğini belirlemek amacıyla yapılan bir sözleşmedir. Miras bırakanın vefatıyla birlikte miras açılır ve mirasçılar, tereke üzerinde hak sahibi olur. Bu aşamadan sonra mirasçılar kendi aralarında anlaşarak mirasın hangi şekilde paylaşılacağını kararlaştırabilirler.

Miras paylaşım sözleşmesinin temel amacı, mirasçılar arasında ileride çıkabilecek uyuşmazlıkları önlemek ve miras mallarının kime bırakılacağını açık şekilde belirlemektir.

Örneğin miras bırakanın geride bir ev, bir tarla ve banka hesabı bıraktığı bir durumda mirasçılar, kanuni miras paylarına göre hareket etmek yerine kendi aralarında anlaşarak evin bir mirasçıya, tarlanın başka bir mirasçıya bırakılmasını kararlaştırabilirler. Böylece mirasın fiili olarak nasıl paylaşılacağı konusunda ortak bir irade ortaya konulmuş olur.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Ne Zaman Yapılır?

Miras paylaşım sözleşmesi ancak miras bırakanın ölümünden sonra yapılabilir. Çünkü miras bırakan hayattayken henüz açılmış bir miras bulunmaz. Miras açılmadan önce mirasçılar arasında yapılacak bir paylaşım anlaşması, kural olarak miras paylaşım sözleşmesi olarak geçerli değildir.

Türk Medeni Kanunu’nun 678. maddesinde de henüz açılmamış miras hakkında yapılan sözleşmeler düzenlenmiştir. Buna göre miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının diğer mirasçılarla ya da üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmeler geçerli kabul edilmez.

Bu nedenle anne veya babası hayatta olan bir kişinin, kardeşleriyle kendi aralarında “ileride kalacak mirası şimdiden paylaşma” amacıyla yaptığı anlaşma, miras paylaşım sözleşmesi niteliğinde değildir.

Tüm Mirasçıların Katılması Zorunlu mudur?

Miras paylaşım sözleşmesinin geçerli olabilmesi için terekeye dahil miras üzerinde hak sahibi olan tüm mirasçıların katılması gerekir. Mirasçılardan birinin miras açılmadan önce veya sonra vefat etmiş olması halinde ise durum değişir. Eğer mirasçı, miras bırakanın ölümünden sonra fakat paylaşım sözleşmesi yapılmadan önce ölmüşse, onun miras payı kendi mirasçılarına geçeceğinden, bu pay üzerinde hak sahibi olan kişiler sözleşmeye katılmalıdır. Örneğin üç kardeşten biri miras paylaşımı yapılmadan önce vefat etmişse, onun yerine kendi çocukları veya diğer mirasçıları sözleşmede taraf olarak yer alır.

Mirasçıların sözleşmeyi aynı anda ve aynı yerde imzalaması zorunlu değildir. Önemli olan, bütün mirasçıların aynı paylaşım iradesini ortaya koyması ve sözleşmenin yazılı şekilde tamamlanmasıdır. Bu nedenle farklı şehirlerde bulunan mirasçılar, aynı metni farklı zamanlarda imzalayabilirler. Ancak imzaların gerçekten ilgili mirasçılara ait olduğunun ve sözleşmenin tüm mirasçıların ortak iradesini yansıttığının ispat edilebilir olması önemlidir.

miras paylaşım sözleşmesi kimler arasında yapılır

Miras Paylaşım Sözleşmesi Nasıl Yapılır?

Miras paylaşım sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesi uyarınca mirasçılar arasında yapılacak paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.

Miras paylaşım sözleşmesinin mutlaka noter huzurunda yapılması şart değildir. Mirasçıların tamamının katıldığı ve imzaladığı yazılı bir sözleşme, kanuni şartları taşıdığı sürece geçerli olabilir.

Ancak uygulamada özellikle taşınmazların bulunduğu miraslarda sözleşmenin dikkatli hazırlanması büyük önem taşır. Hangi malın hangi mirasçıya bırakıldığı, mirasçıların birbirlerinden başka bir talepte bulunup bulunmadığı, tapu işlemlerinin nasıl yapılacağı gibi konular açık şekilde belirtilmelidir. Aksi halde ilerleyen dönemde sözleşmenin kapsamı konusunda yeni uyuşmazlıklar yaşanabilir.

Miras Paylaşım Sözleşmesinde Tüm Mirasçıların İmzası Gerekir mi?

Evet. Miras paylaşım sözleşmesi bütün mirasçıları ilgilendiren bir hukuki işlemdir. Bu nedenle tüm mirasçıların sözleşmeye katılması gerekir.

Mirasçılardan yalnızca bazılarının kendi arasında yaptığı bir anlaşma, diğer mirasçıları bağlayan bir paylaşım sözleşmesi oluşturmaz. Örneğin üç kardeş mirasçı ise iki kardeşin kendi aralarında yaptığı paylaşım, üçüncü kardeş açısından sonuç doğurmaz.

Bu nedenle miras paylaşımında bütün mirasçıların iradesinin bulunması, sözleşmenin geçerliliği açısından temel şartlardan biridir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Noterde Yapılmak Zorunda mıdır?

Mirasçılar arasında yapılan miras paylaşım sözleşmesi için noter zorunluluğu bulunmamaktadır. Kanun, bu sözleşmenin geçerliliği için yazılı şekli yeterli görmektedir.

Bununla birlikte miras konusu taşınmazların fazla olması, mirasçı sayısının çokluğu veya ileride uyuşmazlık çıkma ihtimalinin bulunması halinde sözleşmenin hukuki destek alınarak hazırlanması önemlidir.

Çünkü miras paylaşım sözleşmesinde yapılacak küçük bir hata, ileride tapu işlemlerinde veya mirasçılar arasında yeni davalara neden olabilir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Tapuda Geçerli Olur mu?

Geçerli şekilde yapılmış bir miras paylaşım sözleşmesi, mirasçılar arasındaki paylaşımın belirlenmesi açısından hukuki sonuç doğurur. Bu sözleşmeye dayanılarak miras mallarının mirasçılar arasında devri mümkündür.

Özellikle taşınmazların bulunduğu durumlarda mirasçılar, paylaşım sözleşmesine göre tapu işlemlerinin yapılmasını sağlayabilirler. Ancak tapu müdürlüğü tarafından mirasçılık belgesi, taşınmaz kayıtları ve gerekli diğer belgeler ayrıca incelenir.

Miras paylaşım sözleşmesi, tek başına her durumda otomatik tapu devri anlamına gelmez; ancak tapu işlemlerinin dayanağını oluşturabilir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi ile Miras Payının Devri Arasındaki Fark Nedir?

Miras paylaşım sözleşmesi ile miras payının devri uygulamada birbirine karıştırılmaktadır.

Miras paylaşım sözleşmesinde mirasçılar, terekenin nasıl bölüştürüleceği konusunda kendi aralarında anlaşırlar. Amaç, miras mallarının mirasçılar arasında paylaşılmasıdır.

Miras payının devrinde ise bir mirasçı, sahip olduğu miras hakkını başka bir kişiye devreder. Türk Medeni Kanunu’nun 677. maddesine göre mirasçılar arasında yapılan miras payı devri sözleşmeleri yazılı şekilde yapılabilir. Ancak üçüncü kişiyle yapılan miras payı devri sözleşmelerinde noterlikçe düzenleme şartı bulunmaktadır.

Okuma Yazma Bilmeyen Kişinin Yaptığı Miras Paylaşım Sözleşmesi Geçerli midir?

Okuma yazma bilmeyen kişinin imzaladığı miras taksim sözleşmesi tapuya işlenirken 2 şahit bulundurulursa sözleşme ve tapu işlemi geçerli olur. 2 şahit yoksa durum sıkıntılı olur. Açılacak davada okuma yazma bilmediği iddia edilen kişinin ilkokul diploması ve diğer yeterlilikleri araştırılır.

Miras Taksim Sözleşmesi Varsa Ortaklığın Giderilmesi Davası Açılabilir mi?

Mirasçılar arasında geçerli bir miras taksim sözleşmesi yapılmışsa, mirasın nasıl paylaşılacağı artık sözleşmeyle belirlenmiş olur. Bu durumda mirasçılardan biri, paylaşım sözleşmesini yok sayarak aynı tereke malları hakkında ortaklığın giderilmesi davası açamaz. Çünkü ortaklığın giderilmesi davası, paylaşımın henüz yapılmadığı ve ortaklığın devam ettiği hâllerde başvurulan bir yoldur. Mirasçılar bütün terekeyi veya belirli tereke mallarını geçerli bir sözleşmeyle paylaşmışlarsa, artık paylaşımın satış yoluyla yapılması değil, mevcut sözleşmenin uygulanması gerekir.

Bu nedenle geçerli bir miras taksim sözleşmesinin bulunduğu bir durumda açılan ortaklığın giderilmesi davasının reddi gerekir. Mirasçılar sözleşmede kararlaştırılan paylaşımı tapuda kendiliğinden gerçekleştirmiyorsa, çözüm ortaklığın giderilmesi davası açmak değil, miras taksim sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmaktır.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Sürerken Miras Taksim Sözleşmesi Ortaya Çıkarsa Ne Olur?

Ortaklığın giderilmesi davası devam ederken geçerli bir miras taksim sözleşmesinin bulunduğu ileri sürülürse, bu sözleşmenin uygulanması için tapu iptali ve tescil davası açılması gerekir. Mahkeme, sözleşmeye dayanan tarafa tescil davası açması için uygun süre vermelidir.

Tescil davası açıldığında, bu davanın sonucu ortaklığın giderilmesi davasını doğrudan etkileyeceğinden tescil davası bekletici mesele yapılır. Tescil davasında miras taksim sözleşmesinin geçerli olduğu ve taşınmazların sözleşmeye göre tescili gerektiği kabul edilirse, paylaşım sözleşmeyle gerçekleştirilmiş olacağından ortaklığın giderilmesi davasının konusu kalmaz ve dava reddedilir.

Buna karşılık verilen süre içerisinde tescil davası açılmazsa, yalnızca sözleşmenin varlığının ileri sürülmesi ortaklığın giderilmesi davasının süresiz şekilde bekletilmesini sağlamaz. Bu durumda mahkeme ortaklığın giderilmesi davasına devam eder.

Miras Taksim Sözleşmesine Dayanılarak Hangi Dava Açılır?

Geçerli bir miras taksim sözleşmesi yapılmasına rağmen mirasçılardan biri tapuda devir vermiyor veya sözleşmedeki paylaşımın uygulanmasına yanaşmıyorsa, sözleşmeden yararlanan mirasçı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Bu davada talep, taşınmazın satış yoluyla paylaştırılması değil, mirasçıların önceden yaptıkları sözleşmedeki paylaşımın tapuya geçirilmesidir.

Mahkeme sözleşmenin yazılı olup olmadığını, miras açıldıktan sonra düzenlenip düzenlenmediğini, sözleşme tarihinde tereke üzerinde hak sahibi olan bütün mirasçıların katılıp katılmadığını ve taşınmazların sözleşmede yeterince belirli gösterilip gösterilmediğini inceler. Sözleşme geçerliyse taşınmazların kararlaştırılan mirasçılar adına tesciline karar verilebilir.

Paylı Mülkiyete Geçildikten Sonra Miras Taksim Sözleşmesi Yapılabilir mi?

Taşınmaz henüz miras bırakan adına kayıtlıysa veya mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti hâlinde bulunuyorsa, bütün mirasçıların katılımıyla yazılı miras taksim sözleşmesi yapılabilir. Ancak taşınmaz mirasçılar adına belirli paylar gösterilerek paylı mülkiyet şeklinde tescil edilmişse artık taşınmaz terekenin elbirliği mülkiyetine tabi bir malı olmaktan çıkmıştır.

Paylı mülkiyete geçildikten sonra mirasçılar, adi yazılı bir miras taksim sözleşmesi düzenleyerek tapudaki paylarını birbirlerine devredemezler. Bu aşamada yapılacak işlem artık mirasın paylaşılması değil, tapuda kayıtlı taşınmaz payının devridir. Taşınmaz payının devri ise tapu müdürlüğünde resmî şekilde yapılmalıdır.

Bu nedenle bütün paydaşların imzaladığı yazılı bir belge bulunsa dahi, paylı mülkiyete geçmiş taşınmaz bakımından bu belgeye miras taksim sözleşmesi olarak değer verilmez. Yazılı sözleşme tek başına tapu paylarının devrini sağlamaz ve buna dayanılarak miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil kararı verilemez.

Elbirliği Mülkiyeti ile Paylı Mülkiyet Arasındaki Fark Neden Önemlidir?

Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar, terekeye kural olarak elbirliği mülkiyetiyle sahip olur. Bu aşamada her mirasçının tek tek mallar üzerinde belirlenmiş bir payı bulunmaz; hak sahipliği terekenin tamamı üzerindedir. Miras taksim sözleşmesinin konusu da bu ortaklığın sona erdirilmesi ve tereke mallarının mirasçılara özgülenmesidir.

Tapuda mirasçılar adına belirli paylar gösterilerek paylı mülkiyete geçildiğinde ise her mirasçının taşınmaz üzerindeki payı bağımsız bir mülkiyet hakkına dönüşür. Bundan sonra paydaşlardan birinin payını diğerine bırakması, miras paylaşımı değil taşınmaz payının devri sayılır. Bu sebeple yazılı şekil yeterli olmaz ve tapuda resmî devir yapılması gerekir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Diğer Miras Davalarını da Sona Erdirir mi?

Miras paylaşım sözleşmesi, esas olarak sözleşme kapsamındaki tereke mallarının paylaşılmasına ilişkin uyuşmazlığı sona erdirir. Geçerli bir taksim sözleşmesi varsa aynı malların yeniden ortaklığın giderilmesi yoluyla paylaştırılması istenemez. Ancak sözleşme, bütün miras uyuşmazlıklarını kendiliğinden sona erdiren bir belge değildir.

Sözleşmenin hata, hile, korkutma, ehliyetsizlik, imza sahteliği veya şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülebilir. Sözleşmede yer almayan başka tereke malları bakımından ayrıca paylaşım veya ortaklığın giderilmesi talep edilebilir. Aynı şekilde sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması konusunda çıkan uyuşmazlıklar da ayrı bir davaya konu olabilir.

Sonuç olarak, elbirliği mülkiyeti devam ederken bütün mirasçıların katılımıyla yapılmış geçerli bir miras taksim sözleşmesi varsa ortaklığın giderilmesi yoluna gidilemez; sözleşme uygulanmıyorsa tapu iptali ve tescil davası açılır. Ortaklığın giderilmesi davası sırasında tescil davası açılırsa bunun sonucu beklenir ve sözleşmenin uygulanmasına karar verilmesi hâlinde ortaklığın giderilmesi davası reddedilir. Taşınmaz daha önce paylı mülkiyete geçirilmişse ise artık adi yazılı miras taksim sözleşmesi yapılamaz; tapu paylarının devri resmî şekilde gerçekleştirilmelidir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Tapuya Nasıl İşletilir?

Miras paylaşım sözleşmesinin tapuda uygulanma biçimi, sözleşmenin nasıl düzenlendiğine bağlıdır. Sözleşme noter tarafından tescil yetkisini de içerecek şekilde düzenlenmişse, tapu müdürlüğü bu belgeye dayanarak tescil işlemini gerçekleştirebilir. Buna karşılık mirasçılar sözleşmeyi kendi aralarında adi yazılı şekilde yapmış ve imzalar noter tarafından onaylanmamışsa, tapuda işlem yapılabilmesi için bütün mirasçıların tapu müdürlüğüne başvurarak sözleşmedeki paylaşımı kabul etmeleri gerekir. İmzaların yalnızca bir kısmı noter tarafından onaylanmışsa, tapu müdürlüğünde bulunması gerekenler imzası onaylanmamış mirasçılardır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 20. maddesi bu ayrımı açıkça düzenlemektedir.

Mirasçıların tamamının aynı tapu müdürlüğünde bizzat bulunması zorunlu değildir. Tapuya gelemeyen mirasçı, miras taksimi ve tescil işlemlerini yapma yetkisini açıkça içeren noter düzenlemeli vekâletnameyle başka bir mirasçıyı, avukatı veya üçüncü kişiyi temsilci olarak görevlendirebilir. Ancak yalnızca sözleşmenin altındaki imzanın noter tarafından onaylanması ile tescil yetkisini içeren noter düzenlemeli sözleşme veya özel vekâletname aynı şey değildir. Tapu müdürlüğü, ibraz edilen belgenin doğrudan tescil isteminde bulunmaya yeterli yetki içerip içermediğini ayrıca inceler.

Sözleşmeyi İmzalayan Mirasçı Tapuda Tescile Gelmezse Ne Olur?

Bir mirasçı geçerli miras paylaşım sözleşmesini imzaladığı hâlde tapu müdürlüğüne gelmez, vekâlet vermez veya sözleşmede kararlaştırılan devre yanaşmazsa, diğer mirasçılar onu tapuya gitmeye fiilen zorlayamaz. Ancak sözleşme tarafları bağladığı için, sözleşmeden hak kazanan mirasçı miras paylaşım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Mahkeme sözleşmenin geçerli olduğunu, bütün mirasçıların katıldığını ve taşınmazın sözleşmede yeterince belirli şekilde paylaştırıldığını tespit ederse, tescile yanaşmayan mirasçının iradesi yerine geçecek şekilde tescil kararı verebilir. Kesinleşen mahkeme kararı tapu müdürlüğüne gönderildiğinde, davalının ayrıca tapuya gelip imza atmasına gerek kalmadan kayıt mahkeme hükmüne göre oluşturulur. Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesine göre yazılı paylaşım sözleşmesi mirasçıları bağlar.

miras payinin devri acilmamis miras payinin devri ve miras paylasim sozlesmesi

Miras Payının Devri, Açılmamış Miras Payının Devri ve Miras Sözleşmesi Arasındaki Farklar

Miras hukukunda birbirine benzeyen ancak hukuki sonuçları farklı olan üç işlem bulunmaktadır: miras payının devri, açılmamış miras payının devri ve miras sözleşmesi. Uygulamada bu kavramlar sıkça karıştırılmaktadır. Özellikle kişinin henüz hayatta olan bir yakınının ileride kalacak mirası üzerinde işlem yapması ile mevcut bir miras hakkı üzerinde tasarrufta bulunması aynı hukuki sonuçları doğurmaz.

Miras payının devri, miras bırakanın ölümünden sonra, yani miras açıldıktan sonra bir mirasçının kendisine ait miras payını başka bir mirasçıya veya üçüncü bir kişiye devretmesidir. Bu durumda artık ortada doğmuş ve kazanılmış bir miras hakkı vardır. Mirasçı, kendi miras payı üzerinde tasarruf edebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 677. maddesine göre mirasçılar arasında yapılan miras payı devri sözleşmelerinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Eğer mirasçı, miras payını üçüncü bir kişiye devrediyorsa sözleşmenin noterlikçe düzenlenmesi gerekir. Ancak üçüncü kişi bu işlemle doğrudan miras ortaklığına dahil olmaz; yalnızca paylaşma sonunda mirasçıya bırakılacak payın kendisine verilmesini isteme hakkına sahip olur.

Açılmamış miras payının devri ise miras bırakan henüz hayattayken, ileride doğacak miras hakkının devredilmesidir. Burada önemli olan nokta, henüz miras hakkının doğmamış olmasıdır. Örneğin bir kişinin, babası hayattayken “babamdan kalacak miras payımı kardeşime devrettim” şeklinde yaptığı sözleşme kural olarak geçerli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 678. maddesine göre, miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın henüz açılmamış miras hakkında yapılan bu tür sözleşmeler hüküm doğurmaz. Ancak miras bırakanın da katıldığı veya izin verdiği durumlarda bu işlem geçerli hale gelebilir.

Miras sözleşmesi ise miras bırakanın hayattayken yaptığı ve ölümünden sonra sonuç doğuran bir işlemdir. Miras sözleşmesiyle kişi, bir kimseyi mirasçı atayabilir veya belirli bir mal bırakabilir. Bu yönüyle miras sözleşmesi, mevcut bir miras payının devrinden farklıdır. Çünkü miras sözleşmesinde henüz açılmamış bir miras hakkında işlem yapılmakla birlikte, işlemin tarafı doğrudan miras bırakandır ve amaç miras bırakanın ölümünden sonra ortaya çıkacak miras sonuçlarını düzenlemektir.

Miras Taksim-Paylaşım sözleşmesi de tüm mirasçıların murisin ölümünden sonra imzalayarak mirası paylaştığı sözleşmedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse; miras payının devri ölümden sonra doğmuş bir miras hakkı üzerinde yapılan tasarruftur, açılmamış miras payının devri ise miras bırakan hayattayken gelecekte doğacak miras hakkı üzerinde yapılan ve özel şartlara bağlı bir işlemdir. Miras sözleşmesi ise miras bırakanın kendi iradesiyle ölümünden sonrası için mirasçılık veya mal bırakma düzenlemesi yaptığı özel bir sözleşmedir. Miras Paylaşım-Taksim sözleşmesi de muris öldükten sonra mirasçıların yaptığı sözleşmesir.Bu üç işlem arasındaki en önemli fark, işlemin yapıldığı anda ortada mevcut bir miras hakkının bulunup bulunmadığı ve işlemin kimin iradesiyle gerçekleştirildiğidir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Nasıl İptal Edilir?

Miras paylaşım sözleşmesi, bütün mirasçıların serbest iradesiyle ve yazılı şekilde yapılmışsa tarafları bağlar. Bu nedenle mirasçılardan birinin sonradan paylaşımı beğenmemesi, daha az mal aldığını düşünmesi veya fikrini değiştirmesi tek başına sözleşmenin iptali için yeterli değildir. Ancak sözleşmenin kuruluşunda hukuki bir sakatlık varsa iptal veya geçersizlik davası açılması mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesi, paylaşma sözleşmesinin geçerliliğini yazılı şekle bağlamıştır. Sözleşme yazılı değilse, bütün mirasçıların katılımını taşımıyorsa veya mirasçılardan birinin imzası bulunmuyorsa geçerli bir miras paylaşımından söz edilemez.

Sözleşmeyi imzalayan mirasçının kandırılması, sözleşmenin içeriği hakkında esaslı bir yanılgıya düşürülmesi, tehdit veya baskı altında imza atması hâlinde irade sakatlığı nedeniyle sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürmesi mümkündür. Örneğin terekenin gerçek değeri gizlenmiş, bazı taşınmazların varlığı saklanmış veya mirasçıya gerçeğe aykırı bilgiler verilerek imza attırılmışsa aldatma iddiası gündeme gelebilir. Bu durumda yanılma veya aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ise etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olunmadığının bildirilmesi veya verilenlerin geri istenmesi gerekir. Bu süre içinde harekete geçilmezse sözleşme onanmış sayılabilir.

Mirasçılardan birinin sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmaması, imzanın kendisine ait olmaması, yetkisiz temsilci tarafından işlem yapılması veya sözleşmenin kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ya da kamu düzenine aykırı olması da geçersizlik sebebi olabilir. Kanuna aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Böyle bir durumda yalnızca iptal değil, sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğunun tespiti de talep edilebilir.

Bütün mirasçılar sözleşmeden dönmek konusunda yeniden anlaşırsa mahkemeye gitmeden önceki sözleşmeyi kaldıran veya değiştiren yeni bir yazılı sözleşme de yapabilirler. Ancak ilk sözleşmeye dayanılarak taşınmazlar tapuda devredilmişse yalnızca yeni bir kâğıt düzenlenmesi her zaman yeterli olmaz. Tapu kayıtlarının da yeni anlaşmaya uygun biçimde düzeltilmesi gerekir. Mirasçılardan biri buna yanaşmazsa, sözleşmenin geçersizliğinin veya iptalinin tespitiyle birlikte tapu iptali ve tescil talebi gündeme gelebilir.

Dava açılırken iptal sebebi açıkça gösterilmeli ve bu sebep delillerle ispatlanmalıdır. Baskı veya tehdit iddiası tanık, mesaj, ses kaydı ya da ceza soruşturmasıyla; hile iddiası saklanan malvarlığı kayıtları, banka hareketleri veya yazışmalarla; imza inkârı ise imza incelemesiyle ortaya konulabilir. Taşınmazların devri yapılmışsa dava sonucunda yalnızca sözleşmenin iptali değil, tapu kayıtlarının eski hâle getirilmesi veya miras paylarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi de istenmelidir.

Alt mirasçının yalnızca ileride kendisine daha az miras kalacağı gerekçesiyle, üst mirasçının hayattayken kendi payı üzerinde yaptığı paylaşım sözleşmesini iptal ettirmesi ise kural olarak mümkün değildir. Çünkü alt mirasçı, üst mirasçı hayattayken onun malvarlığı üzerinde kazanılmış bir hakka sahip değildir. Ancak sözleşmeye katılması gereken gerçek bir mirasçı dışarıda bırakılmışsa, mirasçılık sıfatı gizlenmişse veya ölen mirasçının payı kendisine geçen kişiler sözleşmeye dahil edilmemişse, bu kişiler sözleşmenin kendilerini bağlamadığını ve yapılan işlemlerin düzeltilmesini ileri sürebilir.

Miras Paylaşım Sözleşmesinde Bir Mirasçıya Hiçbir Şey Verilmemesi Mümkün müdür?

Evet, tüm mirasçıların serbest iradeleriyle katıldığı ve yazılı olarak imzaladığı bir miras paylaşım sözleşmesinde mirasçılardan birine hiç mal verilmemesi mümkündür. Mirasçılar, terekeyi kanuni miras paylarına birebir bağlı kalarak paylaşmak zorunda değildir. Kendi aralarında anlaşarak bir taşınmazı tek bir mirasçıya bırakabilir, bazı mirasçılara daha fazla mal verebilir veya mirasçılardan birinin paylaşım sonunda tereke mallarından hiçbir şey almamasını kararlaştırabilirler. Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesi, mirasçıların yapacakları yazılı paylaşma sözleşmesinin onları bağlayacağını kabul etmektedir.

Ancak hiçbir şey almayan mirasçının da sözleşmeye katılması ve bu sonucu bilerek kabul etmesi gerekir. Bir mirasçı sözleşmenin dışında bırakılmışsa, imzası taklit edilmişse veya gerçek iradesi bulunmadan adına işlem yapılmışsa geçerli bir paylaşım sözleşmesinden söz edilemez. Aynı şekilde mirasçıya terekenin değeri veya kapsamı konusunda yanlış bilgi verilmiş, bazı mallar gizlenmiş, baskı ya da tehdit altında imza attırılmışsa sözleşmenin iptali gündeme gelebilir.

Mirasçının kanuni payından daha az alması veya hiç mal almaması tek başına sözleşmeyi geçersiz hâle getirmez. Mirasçılar arasındaki serbest paylaşımda kanuni paylardan farklı bir dağılım yapılabilir. Nitekim Yargıtay önüne gelen bir uyuşmazlıkta da bütün mirasçıların özgür iradeleriyle katıldığı paylaşım sözleşmesinden sonra, sırf miras paylarının sözleşmede eşit veya kanuni oranlarda gözetilmediği gerekçesiyle sözleşmenin ortadan kaldırılamayacağı kabul edilmiştir.

Bununla birlikte, mirasçıya hiçbir şey verilmemesi karşılığında onun miras payını diğer mirasçılara bıraktığı açıkça anlaşılıyorsa işlem, içeriğine göre miras paylaşım sözleşmesi yanında miras payının devri niteliği de taşıyabilir. Mirasçılar arasındaki miras payı devri de Türk Medeni Kanunu’nun 677. maddesi gereğince yazılı şekilde yapılmalıdır.

Hiçbir şey almayan mirasçının çocukları ise, anne veya babaları hayattayken yalnızca ileride kendilerine daha az miras kalacağı gerekçesiyle sözleşmeyi iptal ettiremezler. Çünkü bu çocuklar, sözleşme tarihinde doğrudan tereke mirasçısı değilse paylaşım üzerinde kazanılmış bir hakka sahip değildir. Ancak sözleşme yapılmadan önce ölen bir mirasçının payı kendi mirasçılarına geçmişse, onun çocukları artık tereke üzerinde doğrudan hak sahibi olacağından sözleşmeye katılmaları gerekir. Bu kişiler dışarıda bırakılarak yapılan paylaşım onları bağlamaz.

Miras Paylaşım Sözleşmesinin Tapuya İşletilmesi İçin Zamanaşımı Var mıdır?

Geçerli şekilde yapılmış bir miras paylaşım sözleşmesinin tapuya işletilmesi için kanunda özel olarak belirlenmiş bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Yani mirasçılar, miras paylaşım sözleşmesini yaptıktan hemen sonra tapu işlemlerini yapabilecekleri gibi, aradan uzun yıllar geçtikten sonra da sözleşmeye dayanarak tescil işlemi yapılmasını isteyebilirler.

Ancak burada önemli olan husus, sözleşmenin geçerliliğini koruyup korumadığı ve taşınmazların hukuki durumudur. Miras paylaşım sözleşmesi yapılmış olmasına rağmen tapuda gerekli işlemler gerçekleştirilmemişse, sözleşmeden doğan hakkın kullanılması mümkündür. Sözleşmeye rağmen mirasçılardan biri tapu işlemine yanaşmazsa, diğer mirasçı sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil davası açabilir.

Bununla birlikte aradan çok uzun süre geçmesi bazı ispat sorunlarına neden olabilir. Örneğin sözleşmenin aslı, imzaların gerçekliği, mirasçıların kimler olduğu veya terekeye dahil malların kapsamı konusunda uyuşmazlık çıkabilir. Bu nedenle hukuken belirli bir zamanaşımı olmasa da, uygulamada sözleşmenin yapılmasından sonra tapu işlemlerinin geciktirilmemesi hak kayıplarının önlenmesi açısından önemlidir.

Ayrıca taşınmazların daha sonra üçüncü kişilere devredilmiş olması, tapu kaydında değişiklikler yapılması veya paylı mülkiyete geçilmiş olması gibi durumlarda ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.

Miras Paylaşım Sözleşmesi Bankadaki Para İçin Nasıl Uygulanır?

Miras paylaşım sözleşmesi yalnızca taşınmazlar için değil, terekeye dahil olan banka hesaplarındaki para, mevduat, yatırım hesapları ve diğer malvarlığı değerleri için de yapılabilir. Mirasçılar, sözleşmede banka hesabındaki paranın hangi mirasçıya veya hangi oranda bırakılacağını kararlaştırabilirler.

Ancak banka, miras paylaşım sözleşmesini tek başına mirasçılık belgesi yerine kabul ederek işlem yapmaz. Öncelikle bankanın, hesap sahibinin vefat ettiğini ve kimlerin mirasçı olduğunu görmesi gerekir. Bu nedenle uygulamada banka genellikle veraset ilamı (mirasçılık belgesi), kimlik bilgileri ve gerekli diğer belgeleri talep eder.

Mirasçılar arasında geçerli bir miras paylaşım sözleşmesi varsa, bankalar uygulamada tüm mirasçıların birlikte başvurmasını veya işlem yapacak kişiye verilmiş uygun bir vekâletname sunulmasını ister.

İçtihatlar

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 1984/5995 Karar Numarası: 1985/5856 Karar Tarihi: 27.05.1985

DURUŞMADA TUTANAK TUTULMASI VE TUTANAKTA YER ALACAK HUSUSLAR

MÜHÜR VEYA BİR ALET ARACILIĞIYLA KONULAN İMZA

MİRASI PAYLAŞMA SÖZLEŞMESİ

MİRASÇILARA RÜCU

DAVA: Hüseyin Yıldız vekili Avukat Rıfat Kadri İnceoğlu ile Fatma Yıldız ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Germencik Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 14.12.1984 gün ve 159/284 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı, 561, 562 ve 280 numaralı parsellerin ortak miras bırakan Hasan Yıldız’dan kaldığını, miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksim sonunda 561 ve 562 parsellerin tümünün ve 280 parselin de 5/6 sının kendisine isabet ettiğini ileri sürerek miras bırakan üzerindeki kaydın iptali ile açıklandığı şekilde adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılardan Yusuf Yıldız taksim senedinin HUMK nunun 297. maddesine uygun olmadığını savunmuştur. Bir kısım davalılardan Gülsüm Yapan ile Emine Karabıyık’ın davayı kabul ettikleri mahkemece öne sürülmüş ve buna göre davanın reddine karar verilmiştir. Miras bırakan Hasan Yıldız’ın ölüm tarihine göre, terekesi iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi bulunmaktadır. Mirasçılardan Mehmet davada taraf durumunu almamıştır. Bunun yerine davalı olarak gösterilen Mustafa, Yusuf Muammer ve Zeynep’in davadaki sıfatlarının neye dayandığı açıklanmamıştır. Davaya katılmayan Mehmet ölmüş ise, buna açık mirasçılık belgesi alınması ve tüm mirasçıların davaya katılmaları gerekir. Ayrıca, adları geçen Mustafa, Yusuf Muammer ve Zeynep’in hangi miras bırakanın mirasçısı olduklarının araştırılması icabeder. Dosya arasındaki 22.12.1968 tarihli taksim senedine gelince: Bu taksim senedinde tüm mirasçıların isimleri bulunmaktadır. Ancak, senet HUMK nunun 297. maddesine uygun sekilde düzenlenmemiştir. Muhtarın onayı olmadığı gibi mirasçı oldukları belirlenen bazı kişilerin imzalarıda bulunmamaktadır. Oysa, M.K. nunun 617. maddesi hükmüne göre, tapulu bir taşınmaza ait taksimin bütün mirasçıların katılmaları ile yazılı şekilde yapılması gerekir. Medenî Kanunun 611. maddesindeki bu şekil şartı yerine getirilmemiştir. Bu bakımdan taksimin geçerli olduğu kabul edilemez. Sadece üzerinde durulması gereken husus, mirasçılardan Gülsüm ile Emine’nin kabullerinin hukuki bakımdan bir sonuç doğurup doğurmıyacağıdır. 24.5.1985 günü alınan içtihadı Birleştirme Kararına göre bir mirasçının miras hissesini diğer bir miraçıya devri geçerli bulunmaktadır Davayı kabul ve suçu da aynı hükme tabidir. Yani, bir mirasçı miras payına ilişkin olarak açılan bu davayı kabul edebilir. O itibarla, kabulün HUMK.’nunun 151/son maddesi hükmüne göre tutanağa geçirilip kabul eden kimseye okunması ve onaylattırılması haliyle ancak kabul geçerli sonuç doğurur. Oysa, tutanakta mirasçılardan hangisinin kabul ettiği, imza veya parmak işaretinin hangisine ait olduğu anlaşılamamaktadır.

SONUÇ: Mahkemece bunun açıkça tutanağa geçirilmesi ve inceleme sırasında görülebilmesi gerekir. Davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunmaktadır. kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/11112 Karar Numarası: 2017/2695 Karar Tarihi: 24.04.2017

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Yargıtay bozma ilamında özetle; “dava konusu taşınmazlardan 109 ada 32, 34, 37, 39, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 87, 103; 119 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların Kadastro Mahkemesinin 2005/451 Esas sayılı dosyasına konu olmadığı, dolayısıyla kesin hükmün varlığından bahsedilemeyeceği belirtilerek tarafların delillerinin toplanarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, dava konusu 109 ada 32, 34, 37, 39, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 87, 103; 119 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptaline, taşınmazlar … …. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2006/637 Esas, 2006/722 Karar sayılı mirasçılık belgesi uyarınca 2016 pay kabul edilerek, 288/2016’şar payının ayrı ayrı davacılar adına tesciline, kalan payların tapu kayıt malikleri adına tesciline karar verilmiş; hüküm, bir kısım davalılar … … ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar … …, … … ve … …, dava konusu 109 ada 32, 34, 37, 39, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 87, 103; 119 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların davalılar ile ortak murisleri olan … …’dan geldiğini, … …’ın terekesinin taksim edilmediğini ileri sürerek miras payları oranında tapu iptali ve tescil istemiyle, birleşen dosya davacısı …. … ise, dava konusu taşınmazlardan 109 ada 44 parsel sayılı taşınmazın babası …’den geldiğini, babasının ölümü ile terekesinin taksim edildiğini, taşınmazın taksimle kendisine düştüğünü ileri sürerek taşınmazın adına tescili istemiyle ayrı ayrı dava açmışlardır. Bir kısım davalılar … …, … … ve … oğulları …. … ile … …, … …’ın terekesinin taksim edildiğini, kaldı ki davacıların miras paylarının tümünü dosya arasında bulunan 30.10.1973, 16.10.1979 ve 18.10.1979 tarihli senetlerle kendilerine devrettiklerini öne sürmüşler, bunun üzerine davacılar, söz konusu senetlerin resmi şekil şartlarını taşımadığı için geçerli olmadığını savunmuşlardır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda dava konusu taşınmazların tarafların ortak murisi olan … …’dan geldiği, … …’ın terekesinin taksim edilmediği, dosya arasında bulunan ve tarafların ortak murisi olan … … adına kayıtlı bulunan tapu kaydının dava konusu taşınmazları kapsadığı, taksim ve pay satın alma iddiasının kanıtlanamadığı kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hüküm vermeye elverişli bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazların tarafların kök murisi … …’a ait iken, ölümüyle mirasçılarına intikal ettiği dosya kapsamından anlaşılmış olup, bu husus tarafların da kabulündedir. Yine Mahkemece yapılan keşifte dinlenen, yerel bilirkişi, taraf tanıkları ve tarafların ortak tanığı olan … … kızı … …’ın beyanlarından, dava konusu taşınmazların davalı tarafın dayandığı senetler düzenlendikten sonra, … …’ın oğulları olan …, … ve … tarafından taksim edildiği de sabittir. İhtilaf; … …’ın kızları olan davacılar … …, … … ve … …’ın miras paylarını satıp satmadığı konusunda olup bu hususta Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma yeterli değildir. HMK’nın 31. maddesindeki “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir” şeklindeki düzenleme gereğince hakimin davayı aydınlatma ödevinin bulunduğu ve taşınmazların öncesi tapuda kayıtlı olsa dahi pay satışlarının yazılı delillerle ispatının mümkün olduğu nazara alınarak, Mahkemece dosyada mevcut 30.10.1973, 16.10.1979 ve 18.10.1979 tarihli yazılı delil niteliğinde olan senetler ve varsa davalı tarafın sunacağı başkaca delilleri varsa toplanıp değerlendirilmemiş, senetlerde tanık, muhtar ve aza olarak imzası bulunan kişilerin hayatta olup olmadıkları araştırılmak suretiyle sağ olan ve senetlerde imzası bulunan kişiler keşifte dinlenilmemiştir. O halde; doğru sonuca ulaşılabilmesi için; öncelikle senetlerde tanık, muhtar ve aza olarak imzası bulunan kişilerin hayatta olup olmadıkları araştırılmalı, davalı tarafın pay satın almaya ilişkin başkaca delilleri varsa sorulup toplanmalı, daha sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi kurulu, aynı yöntemle seçilecek taraf tanıkları, senet tanıkları ve teknik bilirkişi huzuru ile keşif yapılarak, söz konusu senetlerin içeriği okunmak suretiyle dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı, davacıların miras paylarını davalılara satıp satmadığı açıklığa kavuşturulmalı, beyanlar arasında çıkabilecek çelişkiler yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı, teknik bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davalılara iadesine,

24.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2015/19765 Karar Numarası: 2018/1260 Karar Tarihi: 26.02.2018

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

… sonucu … Köyü çalışma alanında bulunan temyize konu 204 ada 1 ve 6 parsel sayılı 134,71 ve 70,02 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan 204 ada 1 parsel sayılı taşınmaz irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle beyanlar hanesinde taşınmaz üzerinde bulunan kargir evin alt katının … mirasçılarına, üst katın ise …’a ait olduğu şerhi yazılmak suretiyle 1/2 paylı olarak … ile … ve müşterekleri … mirasçıları) adına, 204 ada 6 parsel sayılı taşınmaz ise irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle … adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacılar … ve …, çekişmeli taşınmazların müşterek muris ….’dan intikal ettiği ve mirasçılar arasında terekenin taksim edilmediği iddiasına dayanarak miras paylarına yönelik olarak tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, 204 ada 1 ve 6 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının kısmen iptali ile, 204 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 28/168’er hisse ile … ve … adlarına tapuya kayıt ve tesciline, geriye kalan 112/168 hissenin … üzerinde bırakılmasına, çekişmeli 204 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ise 140/840’er hisse ile … ve … adlarına tapuya kayıt ve tesciline, geriye kalan hisselerin 280/840 hisse ile …, 56/840’ar hisse ile …,… üzerinde bırakılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre çekişmeli 204 ada 6 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarının reddiyle bu taşınmaz hakkındaki usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA,

2- Çekişmeli 204 ada 1 parsel sayılı taşınmaza yönelik yapılan incelemede; Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı…’dan kaldığı, bu nedenle davacı tarafın miras payının bulunduğu ve davalı taraf satış senedine dayanmış ise de senet içeriğinde taşınmaz üzerinde iki katlı ev bulunduğu yazılmasına karşın taşınmaz üzerindeki 2 katlı evin senet tarihinden sonraki tarihte yapıldığının anlaşıldığı ve bu nedenle de satış senedinin geçersiz olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı taraf çekişmeli taşınmazların müşterek murisleri …’dan kaldığını ve taksim edilmediğini ileri sürerek dava açmış, davalı taraf ise taşınmazın muris …’dan kalmakla birlikte 15.10.1985 tarihli senet ile taşınmazın muris tarafından kendilerine satıldığını savunmuştur. Şu halde; çekişmeli taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı …’dan kaldığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf, çekişmeli taşınmazın davalı tarafa satılıp satılmadığı ve satılmış ise zilyetliğin devredilip devredilmediği noktasındadır. Ne var ki; davalı tarafın dayandığı senet keşifte uygulanıp kapsamı belirlenmediği gibi, davalı … tarafından senette imzası bulunan köy muhtarı …r tanık olarak gösterildiği halde yöntemince çağrılarak bilgisine başvurulmamıştır. Eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulamaz. Hal böyle olunca; mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve aynı yönteme göre tespit edilecek taraf tanıkları ile davalının tutunduğu senette imzası bulunan muhtar ve senet tanıklarının ve teknik bilirkişi huzuruyla yeniden keşif yapılmalı, yapılacak olan keşifte yerel bilirkişi ve tanıklara 15.10.1985 tarihli senet okunarak, senedin kapsamı duraksamaya yer vermeyecek şekilde tayin edilmeli, taşınmazın kimden kime ve nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri, ne şekilde ve ne sıfatla kullanıldığı, müşterek muris tarafından taşınmazın davalı tarafa satılıp satılmadığı, taşınmaz satılmış ise satışın ne zaman gerçekleştiği ve zilyetliğin devredilip devredilmediği, taşınmaz üzerinde bulunan evin hangi tarihte yapıldığı ve daha önce taşınmaz üzerinde iki katlı ev bulunup bulunmadığı hususlarında maddi olaylara dayalı bilgi alınmalı, bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki olduğu takdirde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeli, teknik bilirkişiden kayıt uygulamasını gösterir, keşfi takibe ve denetime elverişli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davalı …’ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 26.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi         2014/14944 E.  ,  2014/17379 K.

MAHKEMESİ : Elmalı Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17/01/2013
NUMARASI : 2011/126-2013/15

E.. S.. ve İ.. S.. ile A.. G.. ve müşterekleri aralarındaki Miras taksim sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Elmalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 17.01.2013 gün ve 126/15 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacılar ve davalılardan A.. G.. tarafından süresinde olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar, muris babaları H. S.’in 28.06.2001 tarihinde vefat ettiğini mirasçılarının 25.08.2001 tarihinde miras mallarını paylaşmak için anlaştıklarını ve sözleşmeyi imzaladıklarını, davalıların tapuda akit yapmaya yanaşmadıklarını, bu anlaşmaya göre 01.11.2001 tarihinde davalı Rabia’ya 7.200 Amerikan Doları vermeleri gerektiğini; ancak, ödeme günü gelmeden davalı A.. G..’in anlaşmayı bozduğunu beyan ederek ödenecek parayı da kasıtlı olarak istemediğini, davalıların kendilerine düşen evde 92 ay fazladan oturduklarını bildirerek, sözleşme gereği 3 nolu parseldeki 2 katlı ev, 9 nolu parseldeki yolluk nitelikli taşınmazın tamamı ile 73, 239, 597 ve 646 parsel sayılı taşınmazların 2/8 hissesi ve 632 nolu parselin ise 6/256 hissesi ile 457 nolu parselin de 2/8 hissesinin adlarına eşit hisse ile tescil edilmesini ve R.. S..’e ödemede bulunmak için talimat verilmesini istemişler. Islah tarihi, dava konusu edimlerin gecikmiş ifası nedeni ile uğranılan 56.100-TL tutarındaki müspet zararın Borçlar Kanunu 106/2. maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar, ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde, özetle: Davalı R.. S..’in okuma yazma bilmediğini, sözleşmeye atılan imzanın tanıklarca tasdik edilmesi gerektiğinden, bu sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacıların sözleşmede belirlenen bedeli ödemediklerini, bu nedenle dava açamayacaklarını, sözleşmenin açık olmadığını, kime, neresinin verileceğinin belli olmadığını ve ıslah talebini de kabul etmediklerini, davacıların kendi edimlerini yerine getirmedikçe, davalıyı temerrüde düşüremeyeceklerini, ayrıca müspet zarar kavramı adı altında istenen bedelin ne olduğu açıkça belli olmadığını, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince istenilen alacağın zamanaşımına uğradığını bildirerek, davanın ve ıslah talebinin reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın hukuki niteliği itibari ile davacıların dayandığı 25.08.2001 tarihli sözleşmenin muris Hüsnü Serin’in tüm mirasçıları tarafından imzalandığını, sözleşmede muristen kalan taşınmazların mirasçılar tarafından ne şekilde paylaşılacağının kararlaştırıldığını, her ne kadar davalılar mirasçı R.. S..’in okuma yazma bilmediğinden sözleşmedeki imzanın tanıklar huzurunda atılmadığından geçersiz olduğunu bildirmiş iseler de, davalı R.. S..’in mahkemenin 2011/127 ve 2004/124 esas sayılı dava dosyalarında taraf olup kendisine gönderilen davetiyeyi bizzat imza karşılığı tebellüğ ettiği, yine R.. S..’in, emekli maaşını aldığı bankada ve Vergi Dairesine verilen beyannamelerde kendi imzasını kullandığı göz önüne alındığında davalının okuma yazma bilmeyip imzasının geçersiz olduğu yönündeki savunmanın doğru bulunmadığı, dayanak sözleşmenin bu nedenle geçerli olduğunu, ancak sözleşmede “E. G. Mahallesi, Y. F. Caddesindeki evin arsası ve ortak yolun davacılara eşit hisse ile kaldığı,” ve “davacıların eşit değerde 7.200 Amerikan Doları 01 Kasım 2001 tarihinde R.. S..’e ödemede bulunacakları… ödeme tarihinden itibaren 6 ay içerisinde R.. S..’in evi boşaltacağı” kararlaştırıldığı, davacılar tarafından ödenmesi kararlaştırılan bu paranın belirtilen tarihte ve halen ödenmediği davacıların da kabulünde olduğu, her ne kadar davacılar, davalı A.. G..’in anlaşmayı bozduklarını beyan etmesi üzerine ve davalı R.. S..’in parayı kasıtlı olarak kendilerinden istemediği, bu nedenle parayı ödemediklerini ileri sürmüş iseler de; edimini ifa etmek isteyen davacıların mahkemeden tevdi yeri tayini talep ederek vadesinde edimlerini yerine getirmeleri mümkün olup bu husus davalıların rızasına bağlı olmadığından, davacılar edimlerini yerine getirmediklerinden sözleşme tarihinde yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun 81. maddesi gereğince bir kimse kendi edimini ifa etmedikçe karşı taraftan edim ifası isteyemeyeceğinden, bu nedenle davacılar sözleşme gereği 01 Kasım 2001 tarihinde davalı R.. S..’e ödemeleri gereken parayı ödemediklerinden aynı sözleşmede kararlaştırılan karşı taraf ediminin yerine getirilmesini isteyemeyecekleri hükmü bulunduğundan bu nedenle miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil isteminin reddine ve davacılar ıslah dilekçelerinde dava dilekçesinde yer alan tescil taleplerinden vazgeçmeksizin ecrimisil talep ettiklerinden, ıslah ile talep sonucuna yeni bir talep eklemek mümkün olmadığından ıslah dilekçesindeki ecrimisil talebi dikkate alınmayarak davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davalılardan Aysel Serin Girgin ve davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Miras paylaşım sözleşmesi, borçlandırıcı nitelikte bir sözleşme olduğundan; tasarrufi işlemin yapılması için, taşınmazlar yönünden tapu iptal ve tescil davası açılması gerekir. Sözleşmenin yapıldığı 25.08.2011 tarihinde davalı taşınmaz miras ortaklığı kapsamında olarak elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. Dayanak miras paylaşım sözleşmesi, TMK’nun 676. maddesi uyarınca tüm mirasçıların katılımı ile usulüne uygun olarak düzenlenmiştir. Davacıların dayandığı sözleşmenin, murisleri Hüsnü Serin’in 28.06.2001 tarihinde vefatı sonrası tüm mirasçılarının katılımı ile oybirliğiyle düzenlenmiş olması sebebiyle TMK’nun 676. ve devamı maddeleri uyarınca miras paylaşım (taksim) sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu durumda davacılar tarafından dosyaya sunulan 25.08.2001 tarihli Harici Taksim Senedi başlıklı adi yazılı ve murisin tüm mirasçıları tarafından imzalanan miras paylaşım sözleşmesi geçerli olup, taraflarını bağlar. Mirasçılar söz konusu bu miras taksim sözleşmesinde yazılı hükümleri yerine getirmek zorundadır. İkiden fazla mirasçının bulunduğu miras ortaklığında, miras paylaşım sözleşmesi karşılıklı nitelikte olmakla birlikte; bir mirasçı karşı ifanın yapılmasını tek başına isteyemeyeceğinden; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ödemezlik def’ini düzenleyen BK. md. 81 (TBK. md. 97) uygulanamaz. Yazılı paylaşma (taksim) sözleşmesinden doğan borç ifa edilmediği takdirde, her bir mirasçı, paylaşma sözleşmesinden doğan borcu ifa etmekten kaçınan mirasçı aleyhine ifa davası açabilir.
Somut uyuşmazlıkta, ifa davası tapu iptal/tescil davası olarak açılmıştır. Dayanılan sözleşme bir ön sözleşme olmayıp, TMK. 676. maddesine uygun olarak düzenlenmiş bir miras paylaşım (taksim) sözleşmesidir. Mirasçılardan R.. S..’in okur-yazar olmadığı halde, sözleşmeyi imzaladığı iddia edilmiş ise de; bu mirasçının böyle bir iddiası olmadığı gibi; olsa bile böyle bir iddianın TMK. 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılmasını teşkil edeceği açıktır. Davalıların da davacılardan kendilerine düşen edimi talep ve dava hakları mevcuttur. Öyleyse, davacıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları haklıdır. Mahkemenin ret kararı hatalı olmuştur. Mahkemece, miras taksim sözleşmesinde, davacılara bırakılan taşınmazlar yerinde yapılacak keşif ile kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ayrıntılı olarak belirlenerek, miras taksim sözleşmesi dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde miras taksim sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı A. G.’in temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK 297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde davacılara, 148,80 TL peşin harcın da davalılardan A.. G..’e iadesine 29.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Boşanma Davasında Kusur Oranı Nedir Ne Şekilde Belirlenir?

Yorum yapın