Anlaşmalı boşanmada eşlerin yalnız boşanmak istemeleri yeterli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesine göre evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi, hâkimin eşleri bizzat dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması gerekir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma davası, tarafların imzaladığı protokolün mahkeme tarafından hiçbir inceleme yapılmadan onaylandığı bir işlem değildir. Hâkim tarafların gerçekten boşanmak isteyip istemediğini, protokolü kabul edip etmediklerini ve özellikle çocuklara ilişkin düzenlemelerin uygun olup olmadığını denetler. Ancak bu denetim, çekişmeli boşanmadaki gibi eşlerin geçmişte yaşadığı bütün olayların ve kusurlarının araştırılması anlamına gelmez.
Anayasa Mahkemesi de 30.05.2024 tarihli, E.2023/109, K.2024/113 sayılı kararında, TMK m. 166/3’teki bir yıllık evlilik şartını Anayasa’ya uygun bulmuş ve anlaşmalı boşanmanın kanunda belirlenen özel koşullara bağlı bir boşanma yöntemi olduğunu kabul etmiştir.
- Anlaşmalı Boşanma Duruşmasında Ne Olur?
- Anlaşmalı Boşanma Davasında Hâkim Evlilikte Gerçekte Ne Yaşandığını Sorar mı?
- Anlaşmalı Boşanmada Hâkim Duruşmada Ne Sorar?
- Hâkim “Boşanma Sebebiniz Nedir?” Diye Sorabilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Duruşmasına Eşlerin İkisinin de Katılması Zorunlu mu?
- Taraf Protokolü İmzalamışsa Duruşmada “Boşanmak İstemiyorum” Diyebilir mi?
- Hâkim Anlaşmalı Boşanmayı Reddedebilir mi?
- Hâkim Tarafların Anlaşmasını Beğenmezse Boşanmayı Reddedebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma İçin Evliliğin Bir Yıl Sürmesi Zorunlu mu?
- Evlilik Bir Yılını Doldurmadan Anlaşmalı Boşanma Davası Açılırsa, Duruşmaya Kadar Bir Yıl Dolması Yeterli mi?
- Bir Yıl Dolmadan Açılan Boşanma Davasında İki Taraf da Boşanmayı İstiyorsa Ne Olur?
- Anlaşmalı Boşanma Protokolü Duruşmadan Önce Değiştirilebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Protokolü Duruşmada Değiştirilebilir mi?
- Duruşmada Söylenen Söz mü, Yazılı Protokol mü Geçerlidir?
- Hâkim Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Değiştirebilir mi?
- Hâkim Protokolde Yazmayan Bir Şeye Karar Verebilir mi?
- Hâkim Velayet Konusunda Tarafların Anlaşmasıyla Bağlı mı?
- Protokolde “Çocuk İçin Nafaka İstemiyorum” Yazılırsa Hâkim Bunu Kabul Eder mi?
- Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Çocuğun Eğitim Masrafları Nasıl Yazılmalı?
- Protokolde Yüksek Miktarda İştirak Nafakası Kararlaştırılırsa Sonradan Değiştirilebilir mi?
- Protokolde Taşınmaz Devri Kararlaştırılabilir mi?
- Protokolde Yazdığı Hâlde Mahkeme Kararında Yazmayan Bir Hak Kaybolur mu?
- “Birbirimizden Malvarlığı Talebimiz Yoktur” Yazılması Mal Paylaşımından Feragat Anlamına Gelir mi?
- Protokoldeki Bir Hüküm Belirsizse Hâkim Yine de Onaylayabilir mi?
- Hâkim Protokolün Bir Maddesini Geçersiz Bulursa Bütün Protokol Geçersiz mi Olur?
- Hâkim Hukuken Geçersiz Maddeler Olsa da Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Onaylar mı?
- Hâkimin Protokolde Yaptığı Değişiklik Taraflar Kabul Etmeden Kesinleşebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Duruşması Bitince Taraflar Boşanmış Sayılır mı?
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Sadakat Yükümlülüğü Devam Eder mi?
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleşmeden Başka Biriyle Birlikte Olunursa Ne Olur?
- Anlaşmalı Boşanma Duruşmasında Verilen Kısa Karar Nedir?
- Anlaşmalı Boşanmanın Gerekçeli Kararı Ne Zaman Yazılır?
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Ne Zaman Kesinleşir?
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Aynı Gün Kesinleştirilebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Taraflardan Biri Vazgeçebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Kararına İstinaf Edilirse Ne Olur?
- Anlaşmalı Boşanmadan Vazgeçilirse Dava Tamamen Reddedilir mi?
- Taraflar Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Barışırsa Ne Olur?
- Taraflar Karar Verildikten Sonra Yeniden Anlaşırsa Ne Olur?
- Anlaşmalı Boşanma Kesinleştikten Sonra “Vazgeçtim” Denilebilir mi?
- Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma Protokolü Sonradan Değiştirilebilir mi?
- Kesinleşmiş Protokol Hile, Tehdit veya Yanılma Nedeniyle İptal Edilebilir mi?
- Eşin Aldattığı Sonradan Öğrenilirse Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma İptal Edilebilir mi?
- Protokol Kesinleştikten Sonra Muvazaa Nedeniyle İptal Edilebilir mi?
- Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma Kararı Tavzihle Değiştirilebilir mi?
- Kesinleşmiş Protokolde Velayet Sonradan Değiştirilebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanmada Belirlenen Kişisel İlişki Sonradan Değiştirilebilir mi?
- Protokoldeki İştirak Nafakası Kesinleştikten Sonra Artırılabilir veya Azaltılabilir mi?
- Kesinleşmiş Protokol Tarafların Yeni Anlaşmasıyla Değiştirilebilir mi?
- Anlaşmalı Boşanmada Aynı Avukat İki Eşin de Avukatı Olabilir mi?
- Almanya'da Yaşayan Türkler Bir Yıl Ayrı Yaşamadan Türkiye'de Anlaşmalı Boşanabilir mi?
- Eşlerden Biri Türk, Diğeri Alman ise Aynı Kural Geçerli mi?
- Almanya'da Boşanma Davası Açılmışken Türkiye'de de Anlaşmalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Anlaşmalı Boşanma Protokolü Noterden Yapılmak Zorunda mı?
- Anlaşmalı Boşanmada Tanık Dinlenir mi?
- Anlaşmalı Boşanmada Protokol Hazırlandıktan Sonra En Çok Neye Dikkat Edilmelidir?
- Kaynakça
Anlaşmalı Boşanma Duruşmasında Ne Olur?
Anlaşmalı boşanma duruşmasının temel amacı, tarafların sundukları protokolün altındaki imzaları tekrar kontrol etmekten ibaret değildir. Hâkimin esas olarak belirlemesi gereken husus, eşlerin boşanma ve protokol konusunda serbest ve gerçek bir iradeye sahip olup olmadığıdır.
Tarafların kimlik tespitleri yapılır ve eşler bizzat dinlenir. Hâkim boşanmak isteyip istemediklerini, protokoldeki düzenlemeleri kabul edip etmediklerini sorar. Ortak çocuk bulunuyorsa velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakasına ilişkin hükümler de ayrıca değerlendirilir. Taraflardan birinin duruşmada protokoldeki bir maddeyi kabul etmediğini söylemesi hâlinde, sırf daha önce protokolün altına imza atmış olması anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.03.2015 tarihli, 2014/20325 E., 2015/4097 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmada diğer eşin davayı kabul etmesinin tek başına yeterli olmadığı; hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığı kanaatine ulaşması ve mali sonuçlarla çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu nedenle avukat tarafından hazırlanmış kusursuz bir protokol bulunması dahi tarafların duruşmadaki irade açıklamasının yerini tutmaz.
Anlaşmalı Boşanma Davasında Hâkim Evlilikte Gerçekte Ne Yaşandığını Sorar mı?
Anlaşmalı boşanmanın çekişmeli boşanmadan önemli farklarından biri burada ortaya çıkar. Hâkim kural olarak eşlerin neden geçinemediğini, hangi eşin kusurlu olduğunu, aldatma yaşanıp yaşanmadığını, kimin evi terk ettiğini veya tarafların hangi olaylardan sonra boşanmaya karar verdiğini ispatlatmak zorunda değildir.
TMK m. 166/3, gerekli şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu kanunen kabul etmektedir. Bu nedenle tarafların ayrıca bir boşanma sebebini ispatlamaları gerekmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.02.2014 tarihli, 2013/11644 E., 2014/1866 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmak isteyen eşlerin herhangi bir boşanma sebebi ileri sürmelerinin zorunlu olmadığı, bir sebep ileri sürülmüş olsa bile bu sebebin gerçekten var olup olmadığının araştırılmasının gerekmediği kabul edilmiştir.
Örneğin eşlerin boşanma sebebinin aldatma olduğunu düşünelim. Anlaşmalı boşanma duruşmasında hâkimin telefon kayıtlarını inceleyip aldatmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemesi veya hangi eşin daha kusurlu olduğunu tespit etmesi gerekmez. Taraflar boşanma konusunda ve kanunun aradığı sonuçlar üzerinde anlaşmışlarsa kusur araştırması yapılmaksızın anlaşmalı boşanma kararı verilebilir.
Buna karşılık hâkim, boşanma iradesinin serbest olup olmadığını araştırabilir. Eşlerden birinin baskı, tehdit veya iradesini etkileyen başka bir durum altında olduğu izlenimi oluşursa, hâkim yalnız protokolde imza bulunduğu gerekçesiyle boşanma kararı vermek zorunda değildir.
Anlaşmalı Boşanmada Hâkim Duruşmada Ne Sorar?
Kanunda hâkimin taraflara yönelteceği sorular tek tek sayılmamıştır. Hâkimin sorduğu sorular protokolün içeriğine, çocuk bulunup bulunmamasına ve duruşmada ortaya çıkan duruma göre değişebilir.
Uygulamada hâkim öncelikle tarafların boşanmak isteyip istemediklerini ve protokolün kendi özgür iradelerini yansıtıp yansıtmadığını belirlemeye çalışır. Protokoldeki imzanın kendilerine ait olup olmadığı, protokolü okuyup anlamış olup olmadıkları, hükümleri kabul edip etmedikleri sorulabilir. Nafaka, tazminat, velayet, çocukla kişisel ilişki veya malvarlığına ilişkin özel bir hüküm bulunuyorsa hâkim bu hükümlerin kabul edilip edilmediğini ayrıca teyit edebilir.
Özellikle taraflardan birinin duruşmadaki beyanı protokol metniyle çelişiyorsa hâkimin bunu açıklığa kavuşturması gerekir. “Protokolü kabul ediyorum ama evin devrine ilişkin maddeyi kabul etmiyorum” şeklindeki bir beyan karşısında artık protokol üzerinde tam bir anlaşmadan söz edilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.02.2024 tarihli, 2024/192 E., 2024/1148 K. sayılı kararında, temyiz aşamasında sunulan anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların imza ve kimlik tespitlerinin yapılmamış olması nedeniyle tarafların mahkemeye çağrılarak bizzat beyanlarının alınması, kimlik ve imza tespitlerinin yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Karar, tarafların gerçek iradelerinin mahkeme tarafından bizzat tespit edilmesinin şekli bir işlem olmadığını göstermektedir.
Hâkim “Boşanma Sebebiniz Nedir?” Diye Sorabilir mi?
Sorabilir; ancak anlaşmalı boşanmanın kabul edilebilmesi için eşlerden birinin diğer eşin kusurunu ispatlaması gerekmez.
Hâkim taraflarla konuşurken evliliğin devam edip etmediğini veya kararlarının kesin olup olmadığını anlamak amacıyla “Neden boşanmak istiyorsunuz?” şeklinde bir soru yöneltebilir. Bu sorunun sorulması, çekişmeli boşanmadaki gibi kusur incelemesine geçildiği anlamına gelmez.
Tarafların “anlaşamıyoruz, boşanmak istiyoruz” şeklindeki ortak iradeleri, diğer şartlar da mevcutsa anlaşmalı boşanma bakımından yeterli olabilir. Eşlerin geçmişte yaşadıkları özel olayları mahkeme önünde ayrıntılı biçimde anlatmaları anlaşmalı boşanmanın şartı değildir.
Yargıtay’ın 2013/11644 E., 2014/1866 K. sayılı kararında da anlaşmalı boşanmada bir boşanma sebebinin ileri sürülmesinin ve bunun doğruluğunun araştırılmasının gerekli olmadığı açıkça benimsenmiştir.
Anlaşmalı Boşanma Duruşmasına Eşlerin İkisinin de Katılması Zorunlu mu?
Anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinlemesi zorunludur. Bu nedenle taraflardan yalnız birinin duruşmaya gelmesi ve diğer eşin avukatının “müvekkilim de protokolü kabul ediyor” demesiyle TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilmesi mümkün değildir.
Tarafların avukatlarının bulunması bu zorunluluğu kaldırmaz. Avukat dava ve usul işlemlerini takip edebilir; ancak eşin boşanma iradesini bizzat açıklaması gereken aşamada vekilin beyanı eşin kişisel beyanının yerine geçmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2014/20325 E., 2015/4097 K. sayılı kararında da boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda anlaşmanın yanında tarafların hâkim tarafından bizzat dinlenmesi anlaşmalı boşanmanın zorunlu şartları arasında gösterilmiştir.
Bu nedenle taraflardan biri duruşmaya katılmazsa o duruşmada anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Dosyanın bundan sonraki hukuki durumu ise dava dilekçesinin içeriğine, tarafların taleplerine ve anlaşmalı boşanma iradesinin devam edip etmediğine göre ayrıca değerlendirilir.
Taraf Protokolü İmzalamışsa Duruşmada “Boşanmak İstemiyorum” Diyebilir mi?
Anlaşmalı boşanma protokolünü imzalamak, tarafın daha sonra boşanma iradesinden dönmesini kesin olarak engellemez. Hâkimin tarafları duruşmada bizzat dinlemesinin nedenlerinden biri de budur.
Duruşmada eşlerden biri artık boşanmak istemediğini söylerse, hâkim eski tarihli protokolü esas alarak “Daha önce imzaladınız, artık boşanmak zorundasınız” diyemez. Bu durumda anlaşmalı boşanma şartları ortadan kalkar.
Üstelik Yargıtay uygulamasında anlaşmalı boşanma iradesinden dönme imkânı yalnız duruşmaya kadar da kabul edilmemektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.03.2015 tarihli, 2014/20325 E., 2015/4097 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma kararı verilmiş olsa dahi hüküm kesinleşinceye kadar tarafın anlaşma iradesinden dönmesini engelleyen bir kanun hükmü bulunmadığı kabul edilmiştir.
Hâkim Anlaşmalı Boşanmayı Reddedebilir mi?
Tarafların ikisinin de boşanmak istemesi, mahkemeyi her durumda anlaşmalı boşanma kararı vermeye mecbur bırakmaz.
Hâkim TMK m. 166/3’te aranan şartlardan birinin bulunmadığını tespit ederse anlaşmalı boşanma kararı veremez. Özellikle evliliğin bir yılını doldurmamış olması, taraflardan birinin bizzat dinlenememesi, boşanma iradesinin serbest olduğuna kanaat getirilememesi veya boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda tam bir anlaşmanın bulunmaması hâllerinde TMK m. 166/3 uygulanamaz.
Protokolün içeriği de ayrıca denetime tabidir. Taraflar protokolde istedikleri her şeyi mahkemeye onaylatamazlar.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.02.2014 tarihli, 2013/11644 E., 2014/1866 K. sayılı kararında, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı hükümler içeren anlaşmalı boşanma protokolünün bu hâliyle onaylanamayacağı kabul edilmiştir. Aynı kararda hâkimin gerekli değişiklikleri taraflara bildirmesi, taraflar değişiklikleri kabul ederse anlaşmalı boşanma kararı vermesi; kabul etmezlerse davanın çekişmeli olarak sürdürülmesi gerektiği belirtilmiştir.
Örneğin anne veya babanın gelecekte velayetin değiştirilmesini hiçbir zaman talep edemeyeceğini öngören bir protokol hükmü, taraflar imzaladı diye hâkimi bağlamaz. Çocuğun gelecekte değişebilecek üstün yararı, tarafların bugünkü anlaşmasıyla tamamen ortadan kaldırılamaz.
Hâkim Tarafların Anlaşmasını Beğenmezse Boşanmayı Reddedebilir mi?
Burada “beğenmemek” ile hukuki denetim birbirinden ayrılmalıdır. Hâkim tarafların yerine geçerek kendi istediği boşanma sözleşmesini oluşturamaz. Buna karşılık TMK m. 166/3 hâkime, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapma yetkisi vermektedir.
Hâkim özellikle çocukların velayeti, kişisel ilişkinin kurulması ve çocuğun geçimine yapılacak katkı konusunda protokolü yalnız tarafların anlaşmış olmasına dayanarak onaylamak zorunda değildir.
Ancak hâkimin önerdiği değişiklik de tarafların kabulü olmadan anlaşmalı boşanmanın parçası hâline gelemez. Taraflar hâkimin değişiklik önerisini kabul etmezlerse, hâkim kendi hazırladığı şartlarla tarafları anlaşmalı olarak boşayamaz.
Yargıtay’ın 2013/11644 E., 2014/1866 K. sayılı kararında bu husus açık biçimde kabul edilmiş; hâkimin gerekli gördüğü değişikliklerin taraflarca da kabul edilmesi hâlinde anlaşmalı boşanma kararı verilebileceği belirtilmiştir.
Anlaşmalı Boşanma İçin Evliliğin Bir Yıl Sürmesi Zorunlu mu?
TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmanın uygulanabilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması zorunludur. Tarafların on yıldır birlikte yaşaması, evlilikten önce uzun süre nişanlı veya birlikte olmuş olmaları bu süreye eklenmez. Süre resmî nikah tarihinden itibaren değerlendirilir.
Anayasa Mahkemesi 30.05.2024 tarihli, E.2023/109, K.2024/113 sayılı kararında bu şartı Anayasa’ya uygun bulmuştur. Kararda, bir yıllık sürenin anlaşmalı boşanmaya özgü olduğu; bu sürenin dolmamış olmasının eşlerin kanundaki diğer boşanma sebeplerine dayanarak dava açmalarını engellemediği de vurgulanmıştır.
Dolayısıyla “bir yıl dolmadan hiçbir şekilde boşanma davası açılamaz” bilgisi yanlıştır. Bir yıl dolmadan anlaşmalı boşanma yapılamaz; şartları varsa çekişmeli boşanma davası açılabilir.
Evlilik Bir Yılını Doldurmadan Anlaşmalı Boşanma Davası Açılırsa, Duruşmaya Kadar Bir Yıl Dolması Yeterli mi?
Bir yıllık sürenin dava açıldığı tarihte tamamlanmış olması gerekir.
Bu konu uygulamada önemli bir yanılgıya yol açmaktadır. Örneğin eşler evliliklerinin on birinci ayında anlaşmalı boşanma davası açmış ve mahkeme iki ay sonrasına duruşma vermiş olabilir. Duruşma tarihinde evlilik artık on üç aylık olsa da bu durum davanın baştan itibaren TMK m. 166/3 kapsamında açılmış geçerli bir anlaşmalı boşanma davasına dönüşmesini sağlamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.03.2016 tarihli, 2015/14811 E., 2016/5467 K. sayılı kararında, bir yıllık sürenin dava şartı olmadığı, ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılmasına ilişkin TMK m. 166/3 karinesinin temel unsuru olduğu kabul edilmiştir. Dava tarihinde evlilik bir yılını doldurmamışsa anlaşmalı boşanma karinesine dayanılarak karar verilemeyeceği; tarafların boşanmayı istemesinin veya davalının davayı kabul etmesinin tek başına sonuç doğurmayacağı belirtilmiştir.
Bu ayrım önemlidir. Bir yıllık süre teknik anlamda “dava şartı” değildir; dolayısıyla mahkemenin yapacağı şey her durumda dosyayı hiçbir inceleme yapmadan reddetmek değildir. Ancak dava tarihinde bir yıl tamamlanmamışsa TMK m. 166/3’e göre anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının TMK m. 166/1 kapsamında ileri sürülen vakıa ve delillerle ispatlanması gerekir.
Başka bir ifadeyle, eşlerin duruşma gününü bekleyerek bir yıllık eksik süreyi tamamlamaları anlaşmalı boşanmadaki eksikliği sonradan iyileştirmez.
Bir Yıl Dolmadan Açılan Boşanma Davasında İki Taraf da Boşanmayı İstiyorsa Ne Olur?
Evlilik henüz bir yılını doldurmamışsa eşlerin ikisinin de boşanmayı istemesi, tek başına TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma kararı verilmesini sağlamaz.
Bunun nedeni boşanmada “davalının kabulü”nün normal hukuk davalarındaki kabulden farklı sonuç doğurmasıdır. TMK m. 184/3 gereğince boşanma davalarında tarafların ikrarı hâkimi bağlamaz. Anlaşmalı boşanma ise bu genel kurala kanunda açıkça düzenlenmiş özel bir istisna getirmektedir ve bu istisnadan yararlanmanın şartlarından biri bir yıllık evlilik süresidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.03.2014 tarihli, 2013/22231 E., 2014/4953 K. sayılı kararında, evliliğin bir yıl sürmüş olması şartının çekişmeli boşanma için aranmadığı kabul edilmiştir. Evlilik bir yılını doldurmamış olsa bile TMK m. 166/1 kapsamında ileri sürülen olayların ispatlanması hâlinde boşanma kararı verilebilir.
Bu nedenle eşler evliliklerinin örneğin altıncı ayında ayrılmış ve ikisi de boşanmak istiyor olabilir. Bunun hukuki sonucu “mahkemeye anlaşmalı protokol verirsek bizi mutlaka boşar” değildir. Bir yıllık süre dolmadan TMK m. 166/3 karinesi uygulanamaz; boşanma başka bir kanuni sebep üzerinden ve o sebebin şartları ispatlanarak gerçekleştirilmelidir.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü Duruşmadan Önce Değiştirilebilir mi?
Tarafların anlaşmalı boşanma iradesi devam ettiği sürece, mahkemeye daha önce sunulmuş protokolün duruşmadan önce değiştirilmesi mümkündür. İlk protokolün imzalanmış olması, tarafları duruşma gününe kadar o metne değişmez biçimde bağlamaz. Eşler ortak iradeleriyle yeni bir protokol hazırlayabilir, belirli maddeleri değiştirebilir veya ek protokol sunabilir.
Ancak mahkeme bakımından hangi metnin tarafların son ve ortak iradesini yansıttığının açık olması gerekir. Özellikle birden fazla protokol sunulmuşsa, duruşmada hangi protokolün geçerli olduğu taraflara açıkça sorulmalı ve beyanları tutanağa geçirilmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.09.2024 tarihli, 2024/6876 E., 2024/5973 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünden sonra tarafların iradelerinde değişiklik meydana gelmesinin mümkün olduğu; ancak bu değişikliğin mahkemeye açıkça bildirilmesi ve hâkim tarafından da onaylanması gerektiği kabul edilmiştir. Tarafların açıkça bildirmediği veya hâkimin açıkça onaylamadığı değişikliğin anlaşmalı boşanma hükmünün içeriğini değiştiremeyeceği benimsenmiştir.
Bu nedenle protokolde yapılan değişikliklerin yalnız taraflar arasında kalması yeterli değildir. Mahkemeye hangi metnin esas alınacağı açıkça bildirilmeli ve duruşmada taraflarca kabul edilmelidir.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü Duruşmada Değiştirilebilir mi?
Protokol duruşma sırasında da değiştirilebilir. Taraflardan biri protokoldeki belirli bir hükmü artık kabul etmediğini, ancak farklı bir düzenleme yapılması hâlinde boşanmayı kabul edeceğini açıklayabilir. Diğer eş de bu değişikliğe katılırsa anlaşma yeni şekliyle devam edebilir.
Örneğin protokolde aylık 10.000 TL yoksulluk nafakası yazılıyken duruşmada tarafların 15.000 TL üzerinde anlaşmaları veya çocukla kişisel ilişki günlerini değiştirmeleri mümkündür. Önemli olan değişiklik konusunda iki tarafın da açık ve serbest iradesinin bulunmasıdır.
Ancak duruşmada söylenen her söz protokolü kendiliğinden değiştirmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.09.2024 tarihli, 2024/6876 E., 2024/5973 K. sayılı kararında, tarafların duruşmadaki beyanlarının protokolde değişiklik meydana getirdiğinin kabul edilebilmesi için değişiklik iradesinin açıkça ortaya konulması ve hâkim tarafından da onaylanması gerektiği kabul edilmiştir. Mahkemece protokolün aynen tasdikine karar verilmişken, hâkim tarafından onaylanmayan duruşma beyanlarının sonradan protokolü değiştirdiği kabul edilmemiştir.
Dolayısıyla özellikle para, taşınmaz, nafaka veya çocukla ilgili önemli bir maddede değişiklik yapılacaksa bunun duruşma tutanağında tereddüt bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Duruşmada Söylenen Söz mü, Yazılı Protokol mü Geçerlidir?
Bu sorunun cevabı her durumda “yazılı protokol” veya her durumda “duruşmadaki söz” değildir.
Tarafların mahkemeye sundukları yazılı protokol anlaşmalı boşanmanın temelini oluşturabilir. Bununla birlikte duruşmada taraflar bu protokolün belirli bir maddesini açıkça değiştirir, değişikliğin içeriğinde anlaşır ve hâkim de bu yeni düzenlemeyi uygun bularak hükme geçirirse artık son iradeyi bu değişiklik oluşturur.
Buna karşılık duruşmada kullanılan belirsiz veya protokolle çelişen bir ifade, hâkim tarafından protokol değişikliği olarak kabul edilmemişse yazılı protokolün içeriğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/6876 E., 2024/5973 K. sayılı kararında, mahkemenin yazılı protokolü aynen tasdik etmesine rağmen tarafların duruşmadaki bazı beyanlarının sonradan protokolü değiştirmiş sayılması doğru bulunmamış; değişiklik iradesinin taraflarca açıkça bildirilmesi ve hâkim tarafından onaylanması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu nedenle önemli bir protokol değişikliğinin yalnız “duruşmada söylemiştik” şeklinde bırakılması ileride ciddi icra ve yorum sorunlarına yol açabilir.
Hâkim Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Değiştirebilir mi?
Hâkim protokolü incelemekle yükümlüdür ve TMK m. 166/3 kendisine tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilme yetkisi tanır.
Ancak burada “hâkim değiştirir” ifadesi yanıltıcı olabilir. Hâkim tarafların yerine geçerek yeni bir sözleşme hazırlayıp bunu zorla kabul ettiremez. Hâkimin gerekli gördüğü değişikliklerin eşler tarafından da kabul edilmesi gerekir.
Örneğin taraflar çocuğun babayla yalnız yılda bir gün görüşmesini kararlaştırmışsa hâkim bunun çocuğun üstün yararına uygun olmadığını değerlendirebilir ve daha geniş bir kişisel ilişki düzenlemesi önerebilir. Tarafların bu yeni düzenlemeyi kabul etmesi hâlinde anlaşmalı boşanma gerçekleştirilebilir. Taraflardan biri kabul etmezse hâkim kendi belirlediği şartlarla TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma kararı veremez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.04.2019 tarihli, 2017/2643 E., 2019/484 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmanın boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu üzerindeki ortak iradeye dayandığı, bu iradenin hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Hâkim Protokolde Yazmayan Bir Şeye Karar Verebilir mi?
Eşler arasındaki mali sonuçlar bakımından hâkimin tarafların anlaşmadığı yeni bir yükümlülüğü tek taraflı biçimde protokole ekleyip ardından anlaşmalı boşanma kararı vermesi mümkün değildir.
Örneğin tarafların birbirlerinden yoksulluk nafakası istemediklerini açıkça beyan ettikleri bir dosyada hâkim kendi takdiriyle eşlerden biri lehine yoksulluk nafakası belirleyip “bu şartla anlaşmalı boşanıyorsunuz” diyemez. Aynı şekilde tarafların kabul etmediği bir maddi veya manevi tazminat miktarını da anlaşmalı boşanmanın zorunlu sonucu hâline getiremez.
Çocuklarla ilgili konularda ise hâkimin rolü daha geniştir. Velayet, kişisel ilişki, çocuğun bakım ve eğitim giderleri ile iştirak nafakası yalnız anne ve babanın özel menfaatlerini ilgilendirmez. Hâkim çocuğun üstün yararını gözetmek zorundadır. Bu nedenle tarafların çocuk hakkında yaptığı düzenlemeyi uygun bulmazsa değiştirilmesini isteyebilir; ancak değişiklik taraflarca kabul edilmediği sürece TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma koşulları tamamlanmış sayılmaz.
Hâkim Velayet Konusunda Tarafların Anlaşmasıyla Bağlı mı?
Velayet konusunda belirleyici ölçüt anne ve babanın kendi aralarında ne istediğinden önce çocuğun üstün yararıdır.
Taraflar velayetin anneye veya babaya bırakılması konusunda anlaşmış olabilir. Ancak dosyadaki bilgiler bu düzenlemenin çocuk açısından açık biçimde sakıncalı olduğunu gösteriyorsa hâkim protokolü bu hâliyle onaylamak zorunda değildir.
Aynı durum kişisel ilişki bakımından da geçerlidir. Çocuğun diğer ebeveynle görüşmesinin tamamen kaldırılması, çok ağır biçimde sınırlandırılması veya gelecekte kişisel ilişkinin hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğinin kararlaştırılması tarafların bugünkü iradesiyle mutlak biçimde güvence altına alınamaz. Çocuğun yaşı, gelişimi ve gelecekte değişebilecek ihtiyaçları nedeniyle bu konular kamu düzeni ve çocuğun üstün yararıyla yakından ilgilidir.
Bu nedenle velayet ve kişisel ilişki hükümlerinin boşanmadan sonra da değişen koşullara göre yeniden düzenlenmesi mümkündür.
Protokolde “Çocuk İçin Nafaka İstemiyorum” Yazılırsa Hâkim Bunu Kabul Eder mi?
İştirak nafakası yoksulluk nafakasından farklıdır. Yoksulluk nafakası esas olarak eşin kendi hakkına ilişkinken iştirak nafakası çocuğun bakım ve geçimine katılma yükümlülüğünün bir sonucudur.
Bu nedenle velayeti alan ebeveynin anlaşmalı boşanma sırasında “çocuk için nafaka istemiyorum” demesi, çocuğun gelecekte iştirak nafakası isteme imkânını kesin olarak ortadan kaldırmaz. Çocuğun ihtiyaçlarının artması veya koşulların değişmesi hâlinde sonradan iştirak nafakası talep edilebilir.
Yargıtay’ın güncel uygulamasında da anlaşmalı boşanma protokolünde çocuk için kararlaştırılan giderlerin ve iştirak nafakasının, daha sonra çocuğun değişen ihtiyaçları ve tarafların ekonomik koşulları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.04.2024 tarihli, 2024/1044 E., 2024/2256 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde çocuğun eğitim giderlerini babanın karşılayacağına ilişkin düzenleme bulunmasına rağmen sonradan ortaya çıkan uyuşmazlıkta çocuğun eğitim giderleri, ihtiyaçları ve tarafların ekonomik güçlerinin yeniden araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla anne ve babanın anlaşması, çocuğun gelecekteki bakım ve eğitim hakkını tamamen ortadan kaldıran bir feragat olarak kullanılamaz.
Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Çocuğun Eğitim Masrafları Nasıl Yazılmalı?
“Baba çocuğun bütün eğitim giderlerini karşılayacaktır” şeklindeki hükümler ilk bakışta açık görünse de uygulamada ciddi uyuşmazlık çıkarabilir.
Özel okul ücreti, servis, yemek, kitap, kırtasiye, özel ders, yabancı dil kursu, yurt dışı eğitim programı ve üniversite giderlerinin tamamının “eğitim gideri” kapsamında olup olmadığı daha sonra tartışma konusu olabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.04.2024 tarihli, 2024/1044 E., 2024/2256 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde babanın ortak çocuğun eğitim giderlerini karşılamasının kararlaştırıldığı bir uyuşmazlıkta, eğitim gideri sayılacak kalemlerin açıklığa kavuşturulması, tarafların ekonomik durumlarının ve çocuğun gerçek eğitim giderlerinin araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu nedenle protokol hazırlanırken “tüm eğitim giderleri” gibi sınırsız ifadeler yerine hangi giderlerin kim tarafından ve hangi ölçüde karşılanacağının mümkün olduğunca belirli yazılması ileride doğabilecek icra uyuşmazlıklarını azaltır.
Protokolde Yüksek Miktarda İştirak Nafakası Kararlaştırılırsa Sonradan Değiştirilebilir mi?
Anlaşmalı boşanma sırasında tarafların serbest iradeleriyle belirlediği iştirak nafakası kesinleştiğinde tarafları bağlar. Ancak iştirak nafakasının niteliği gereği koşulların daha sonra önemli ölçüde değişmesi hâlinde artırılması veya azaltılması gündeme gelebilir.
Bu, taraflardan birinin sonradan anlaşmayı beğenmemesinin yeterli olduğu anlamına gelmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.04.2024 tarihli, 2023/362 E., 2024/2516 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde aylık 10.000 Amerikan doları iştirak nafakası kararlaştırılmış olması karşısında sonradan uyarlama talep edilmesinin, ancak protokol tarihinden sonra ortaya çıkan koşulların somut biçimde değerlendirilmesiyle mümkün olabileceği kabul edilmiştir. Somut olayda nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü olağanüstü şekilde değiştiren bir durum ispatlanmadığından nafakanın indirilmesi talebi kabul edilmemiştir.
Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünde kabul edilen mali yükümlülüklerin “nasıl olsa sonra düşürtürüm” düşüncesiyle üstlenilmemesi gerektiğini de göstermektedir.
Protokolde Taşınmaz Devri Kararlaştırılabilir mi?
Tarafların anlaşmalı boşanma protokolünde bir taşınmazın diğer eşe devredileceğini kararlaştırmaları mümkündür. Ancak böyle bir hükmün ileride nasıl uygulanacağı, protokolün mahkemece ne şekilde onaylandığı ve hükümde nasıl yer aldığı önemlidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli, 2023/9915 E., 2024/1607 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde erkeğin belirli taşınmazları kadına devretme yükümlülüğü açıkça yer aldığı, tarafların duruşmada protokolü kabul ettikleri ve karar gerekçesinde düzenlemenin uygun bulunduğu bir durumda, protokol hüküm fıkrasında tek tek tekrarlanmamış olsa bile taşınmazı devir yükümlülüğünün doğduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle protokolde taşınmaz devrine ilişkin hükmün “ev kadına bırakılacaktır” gibi belirsiz bir ifadeyle değil, taşınmazın açıkça belirlenmesi, devir zamanı ve gerekiyorsa masrafların kim tarafından karşılanacağının gösterilmesi daha güvenlidir.
Protokolde Yazdığı Hâlde Mahkeme Kararında Yazmayan Bir Hak Kaybolur mu?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli, 2023/9915 E., 2024/1607 K. sayılı kararında, taşınmaz devri yükümlülüğü protokolde açıkça yer aldığı ve taraflar duruşmada protokolü kabul ettikleri hâlde hüküm fıkrasında bu edim ayrıca yazılmamıştı. Yargıtay, gerekçeli kararda tarafların mali düzenlemesinin uygun bulunduğunun belirtilmiş olmasını da dikkate alarak protokoldeki devir yükümlülüğünün geçerli olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Ancak bu karar, “protokolde ne yazarsa yazsın mahkeme kararına geçmese de mutlaka uygulanır” şeklinde genellenmemelidir. Protokolün mahkemece onaylanıp onaylanmadığı, duruşmada tarafların hangi beyanlarda bulunduğu ve hükmün içeriği somut dosyada birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma kararında protokol hükümlerinin açık ve infaz edilebilir şekilde hükme geçirilmesi ileride yeni bir dava veya tavzih ihtiyacını önemli ölçüde azaltır.
“Birbirimizden Malvarlığı Talebimiz Yoktur” Yazılması Mal Paylaşımından Feragat Anlamına Gelir mi?
Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın zorunlu fer’ilerinden değildir. Bu nedenle protokolde kullanılan ifadenin içeriği, tarafların duruşmadaki beyanları ve mahkeme hükmünün kapsamı önemlidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.02.2024 tarihli, 2022/10451 E., 2024/1072 K. sayılı kararında, protokolde “malvarlığı talebimizin olmadığı” yazmasına rağmen kadının duruşmada mal rejiminden doğan haklarından feragat ettiğine ilişkin bir beyanının bulunmaması, hükümde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin karar verilmemesi ve protokolün bu yönüyle onaylanmamış olması karşısında mal rejimi tasfiye edilmiş kabul edilmemiştir.
Aynı şekilde tarafların mal paylaşımını anlaşmalı boşanma sırasında düzenlemek istememeleri de mümkündür. Protokolde mal rejimine hiç değinilmemesi, tek başına her durumda mal rejimi alacağından feragat edildiği anlamına gelmez.
Protokoldeki Bir Hüküm Belirsizse Hâkim Yine de Onaylayabilir mi?
Anlaşmalı boşanma protokolünün özellikle mali yükümlülükler yönünden infaz edilebilir ve tereddüt yaratmayacak açıklıkta hazırlanması gerekir.
“Çocuğun ihtiyaçlarının tamamını baba karşılayacaktır”, “ev eşe bırakılacaktır”, “gerektiğinde para yardımı yapılacaktır” gibi ifadeler tarafların o gün neyi kastettikleri konusunda anlaşma sağlıyor görünse bile, daha sonra icra aşamasında ciddi sorun oluşturabilir.
Hâkim açık olmayan hükümlerin netleştirilmesini isteyebilir. Taraflar bu konuda yeniden anlaşırsa protokol düzeltilerek boşanma kararı verilebilir. Tarafların farklı anlam yüklediği bir hüküm üzerinde gerçek bir ortak irade yoksa anlaşmalı boşanmanın mali sonuçlarında tam anlaşmadan söz edilmesi güçleşir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.04.2024 tarihli, 2024/1044 E., 2024/2256 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde ortak çocuğun eğitim giderlerinin baba tarafından karşılanacağının kararlaştırıldığı bir uyuşmazlıkta, “eğitim gideri” kapsamında hangi kalemlerin bulunduğunun somut olarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay; tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile gelirlerinin araştırılmasını, belgelendirilebilen eğitim masraflarının dosyaya getirtilmesini, belgelendirilemeyen giderler yönünden gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasını ve çocuğun yaşı ile eğitim dönemi dikkate alınarak yıllık eğitim giderlerinin belirlenmesini istemiştir. Bu inceleme yapılmadan eğitim giderleri ve iştirak nafakası hakkında karar verilmesini eksik inceleme saymıştır
Hâkim Protokolün Bir Maddesini Geçersiz Bulursa Bütün Protokol Geçersiz mi Olur?
Hatalı madde bütün anlaşmayı otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Hâkim sorunlu hükmü taraflara gösterebilir ve değiştirilmesini önerebilir. Taraflar gerekli düzeltme üzerinde anlaşır ve diğer şartlar da mevcutsa anlaşmalı boşanma gerçekleştirilebilir.
Ancak sorun boşanmanın zorunlu mali sonuçları veya çocukların durumu konusunda taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlığa dönüşürse artık TMK m. 166/3 anlamında tam bir anlaşma bulunmayabilir.
Örneğin eşler boşanmak ve velayet konusunda anlaşmış fakat biri 500.000 TL tazminat isterken diğeri hiçbir tazminat ödemeyeceğini söylüyorsa, yalnız “ikimiz de boşanmak istiyoruz” denilerek anlaşmalı boşanma tamamlanamaz. Mali sonuçlardaki uyuşmazlığın çözülmesi gerekir.
Hâkim Hukuken Geçersiz Maddeler Olsa da Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Onaylar mı?
Anlaşmalı boşanmada tarafların bir protokol imzalamış olması, hâkimin bu protokolde yazılı her hükmü aynen kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca hâkim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulmak zorundadır. Tarafların veya çocukların menfaatine aykırı gördüğü hükümleri değiştirebilir; ancak yapılan değişikliklerin taraflarca da kabul edilmesi gerekir. Bu sebeple aile mahkemesi, protokolü yalnızca imzaların taraflara ait olup olmadığı yönünden inceleyen bir makam değildir.
Örneğin protokole “anne boşandıktan sonra bir daha evlenmeyecektir” şeklinde bir hüküm konulması hukuken bağlayıcı değildir. TMK m. 23 uyarınca hiç kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya özgürlüklerini hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamaz. TBK m. 27 de kişilik haklarına, kamu düzenine veya emredici hükümlere aykırı sözleşme hükümlerinin kesin hükümsüz olduğunu düzenlemektedir. Eşlerden birinin gelecekte yeniden evlenme hakkını diğer eski eşin iznine bağlayan veya tamamen ortadan kaldıran bir protokol hükmü, boşanma sonrasında kişinin medeni durumuna ilişkin böyle bir yasak yaratamaz.
Benzer şekilde “anne yeniden evlenirse çocuğun velayeti kendiliğinden babaya geçecektir” şeklindeki bir hüküm de velayeti otomatik olarak değiştirmez. Türk Medeni Kanunu’nun 349. maddesi, velayete sahip anne veya babanın yeniden evlenmesinin tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmediğini açıkça kabul etmektedir. Yeni evlilik çocuğun menfaatini olumsuz etkiliyorsa velayetin değiştirilmesi istenebilir; fakat bunun için çocuğun o tarihteki yaşam koşulları, yaşı, görüşü, ebeveynlerin durumu, yeni aile ortamı ve diğer bütün şartlar değerlendirilerek mahkemece yeni bir karar verilmesi gerekir. Protokolde yıllar önce verilen bir taahhüt, ileride yapılması gereken bu yargısal değerlendirmeyi ortadan kaldıramaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.03.2021 tarihli, 2017/2410 E., 2021/346 K. sayılı kararında velayetin kamu düzenine ilişkin olduğunu, anne ve babanın istek ve beyanlarından çok çocuğun menfaatinin dikkate alınması gerektiğini kabul etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.05.2022 tarihli, 2022/2425 E., 2022/4163 K. sayılı kararında da velayet konusunda re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ve yargılama sırasında ortaya çıkan gelişmelerin dahi değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşım karşısında anne ve babanın “şu olay gerçekleşirse velayet otomatik değişsin” biçiminde geleceğe dönük kesin bir velayet düzenlemesi yapmaları mümkün değildir.
Hâkim protokolde böyle bir hüküm görürse hukuken uygun olan yol, aykırı hükmün çıkarılmasını veya kanuna uygun biçimde değiştirilmesini sağlamak ve tarafların bu değişikliğe ilişkin iradelerini duruşmada almaktır. Taraflar hâkimin yaptığı değişikliği kabul ederlerse anlaşmalı boşanmaya karar verilebilir. Buna karşılık değişiklik kabul edilmez ve uyuşmazlık boşanmanın mali sonuçları veya çocukların durumu konusunda tarafların anlaşmasını ortadan kaldıracak nitelikteyse, TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanmanın koşulları gerçekleşmiş sayılmaz.
Protokoldeki hukuka aykırı hükmün diğer maddelerden tamamen ayrılabilir olması da ayrıca önem taşır. TBK m. 27/2 uyarınca bir sözleşmenin yalnızca bazı hükümlerinin hükümsüz olması kural olarak diğer hükümlerin geçerliliğini ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte anlaşmalı boşanma protokolünün aile hukukuna özgü niteliği nedeniyle, hâkimin aykırı hükmü sessizce görmezden gelerek protokolün tamamını onaylaması yerine, hangi hükmün çıkarıldığını veya değiştirildiğini açıkça belirlemesi ve tarafların buna yönelik kabulünü tutanağa geçirmesi ileride çıkabilecek uyuşmazlıkları önler.
Mahkemece protokol genel bir ifadeyle onaylanmış olsa bile, “bir daha evlenemez” şeklindeki bir kayıt kişinin yeniden evlenmesini hukuken engellemez; “evlenirse velayet babaya geçer” kaydı da evlenme tarihinde velayeti kendiliğinden değiştirmez. Özellikle velayet bakımından yeni durum ortaya çıktığında yeniden mahkemeye başvurulması ve çocuğun o tarihteki üstün yararına göre karar verilmesi gerekir.
Hâkimin Protokolde Yaptığı Değişiklik Taraflar Kabul Etmeden Kesinleşebilir mi?
Anlaşmalı boşanmanın temelinde tarafların ortak iradesi vardır.
Bu noktada dava, koşulları mevcutsa çekişmeli boşanma olarak sürdürülebilir. Taraflar daha sonra yeniden anlaşırsa dava tekrar anlaşmalı biçimde sonuçlandırılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2643 E., 2019/484 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmaya ilişkin iradenin hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiği ve taraflardan birinin bu iradeden dönmesi hâlinde davanın çekişmeli boşanma hükümlerine göre yürütülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Anlaşmalı Boşanma Duruşması Bitince Taraflar Boşanmış Sayılır mı?
Anlaşmalı boşanma duruşmasında hâkimin tarafların boşanmasına karar vermesi, evliliğin o anda sona erdiği anlamına gelmez. Duruşmada açıklanan karar henüz kesinleşmemiştir. Evlilik, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle sona erer. Anayasa Mahkemesi de resmî evliliğin sona erme sebeplerinden birinin yetkili mahkeme tarafından verilen ve kesinleşen boşanma kararı olduğunu açıkça kabul etmektedir.
Bu nedenle hâkim duruşmada “tarafların boşanmalarına” şeklinde kısa kararı açıklamış olsa bile eşler hukuken hâlen evlidir. Kararın gerekçesinin yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve kanun yolu sürecinin tamamlanması veya kanun yoluna başvurma hakkından geçerli şekilde feragat edilmesi gerekir.
Uygulamada “tek celsede boşandık” denildiğinde aslında çoğu zaman boşanma kararının tek celsede verildiği kastedilmektedir. Tek celsede karar verilmesi ile evliliğin aynı gün hukuken sona ermesi aynı şey değildir.
Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Sadakat Yükümlülüğü Devam Eder mi?
Boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerin sadakat yükümlülüğü devam eder. Duruşmanın yapılmış, protokolün kabul edilmiş ve hâkimin boşanmaya karar vermiş olması bu sonucu değiştirmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2023 tarihli, 2022/765 E., 2023/974 K. sayılı kararında, TMK m. 185/3 gereğince eşlerin sadakat yükümlülüğünün boşanma kararının kesinleştiği ana kadar devam ettiği açıkça kabul edilmiştir. Boşanma davasının açılmış olması veya tarafların fiilen ayrı yaşaması sadakat yükümlülüğünü kendiliğinden sona erdirmez.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma duruşması bugün yapılmış, hâkim boşanma kararı vermiş fakat karar henüz kesinleşmemişse eşlerden birinin “Artık boşandık” düşüncesiyle başka bir ilişkiye başlaması bakımından evlilik hukuken hâlen devam etmektedir.
Bunun sonradan açılacak veya çekişmeli hâle gelecek bir boşanma davasında nasıl değerlendirileceği ise ayrı bir usul meselesidir. Sadakat yükümlülüğünün devam etmesi ile yeni olayın mevcut dosyada hangi yöntemle ileri sürülebileceği birbirinden ayrılmalıdır.
Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleşmeden Başka Biriyle Birlikte Olunursa Ne Olur?
Boşanma hükmü kesinleşmeden önce taraflar eş sıfatını taşımaya devam ettikleri için TMK m. 185 kapsamındaki sadakat yükümlülüğü de devam eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sadakat yükümlülüğünün yalnız cinsel ilişkiyle sınırlı olmadığını; eşe içten bağlılıkla bağdaşmayan bazı duygusal ve sosyal davranışların da somut olayın niteliğine göre sadakat yükümlülüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir.
Bu durum özellikle anlaşmalı boşanma kararının daha sonra kesinleşmemesi ve davanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesi hâlinde önem kazanabilir. Ancak karar tarihinden sonra gerçekleşen bir olayın mevcut davada kusur değerlendirmesine ne şekilde dâhil edilebileceği, davanın bulunduğu usul aşamasına göre ayrıca incelenmelidir.
Dolayısıyla güvenli hukuki ölçüt, duruşma tarihi değil boşanma hükmünün kesinleşme tarihidir.
Anlaşmalı Boşanma Duruşmasında Verilen Kısa Karar Nedir?
Mahkeme yargılamayı tamamladığında hükmün sonucunu duruşmada açıklar. Buna uygulamada kısa karar denilmektedir. Örneğin tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine ve protokolün onaylanmasına ilişkin temel sonuçlar duruşma tutanağına geçirilerek taraflara açıklanabilir.
HMK m. 294’e göre hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim edilir. Tefhim, en azından hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle yapılır.
Ancak kısa kararın açıklanması, gerekçeli kararın hazır olduğu veya kararın kesinleştiği anlamına gelmez. Kesinleşme bakımından gerekçeli kararın hazırlanması ve usulüne uygun tebliği ayrıca önem taşır.
Anlaşmalı Boşanmanın Gerekçeli Kararı Ne Zaman Yazılır?
Hâkim yalnız hüküm sonucunu duruşmada açıklamışsa HMK m. 294/4 gereğince gerekçeli kararın tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde yazılması gerekir. Bu, kanunda öngörülen süredir.
Dolayısıyla “anlaşmalı boşanma oldu, gerekçeli karar kesin üç gün sonra çıkar” veya “bir hafta içinde mutlaka yazılır” şeklinde genel bir kural yoktur. Mahkemelerin iş yoğunluğu ve dosyanın özellikleri nedeniyle uygulamadaki süre farklılaşabilir; ancak kanunun hâkime tanıdığı gerekçeli karar yazma süresi bir aydır.
Gerekçeli karar yazıldığında protokolün ve duruşmada yapılan değişikliklerin karara doğru geçirilip geçirilmediğinin kontrol edilmesi de önemlidir. Özellikle taşınmaz devri, nafaka, tazminat veya çocukla ilgili ayrıntılı hükümler bulunan dosyalarda yalnız boşanma sonucuna bakılması yeterli değildir.
Anlaşmalı Boşanma Kararı Ne Zaman Kesinleşir?
İlk derece aile mahkemesinin boşanma kararına karşı istinaf süresi, HMK m. 345 uyarınca gerekçeli kararın usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren iki haftadır. Süre her taraf yönünden kendi tebliğ tarihine göre işlemeye başlar.
Taraflardan hiçbiri süresinde istinafa başvurmazsa karar kanun yolu süresinin sonunda kesinleşir. Taraflardan biri istinafa başvurursa boşanma hükmü, kanun yolu incelemesi sonuçlanmadan sırf ilk derece mahkemesi karar verdiği için kesinleşmiş sayılmaz.
Aile hukukuna ilişkin kararların kesinleşmeden yerine getirilemeyeceği HMK m. 350/2’de ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle boşanma hükmünün nüfus kaydında sonuç doğurması bakımından da kesinleşme beklenir.
Anlaşmalı Boşanma Kararı Aynı Gün Kesinleştirilebilir mi?
Burada eski uygulama diliyle “duruşma biter bitmez istinaftan feragat ederiz ve aynı gün kesinleşir” şeklinde bir genelleme yapmak doğru değildir.
HMK m. 349/1 çok açıktır: Taraflar ilam kendilerine tebliğ edilmeden önce istinaf hakkından feragat edemezler. Bu nedenle önce gerekçeli kararın yazılması ve taraflara usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi gerekir. Tebliğden sonra taraflar istinaf hakkından feragat edebilir; böylece iki haftalık istinaf süresinin sonuna kadar beklenmeden kesinleşme işlemleri yapılabilir.
Dolayısıyla uygulamadaki hızlı kesinleşme yolu esasen şu sırayı izler: gerekçeli karar yazılır, taraflar kararı tebliğ alır, ardından istinaf kanun yolundan geçerli şekilde feragat eder ve mahkeme kesinleşme işlemini tamamlar.
Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Taraflardan Biri Vazgeçebilir mi?
Anlaşmalı boşanmada ortak iradenin yalnız duruşmada bulunması yeterli değildir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre anlaşmalı boşanma hükmü kesinleşinceye kadar taraflardan biri anlaşma iradesinden dönebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.04.2019 tarihli, 2017/2643 E., 2019/484 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerin boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumunu da kapsayan anlaşma iradesinden dönmelerini engelleyen bir kanun hükmünün bulunmadığı kabul edilmiştir. Anlaşmalı boşanma hükmünün kanun yoluna taşınarak anlaşma iradesinden dönülmesi hâlinde davanın çekişmeli boşanma olarak görülmesi gerektiği benimsenmiştir.
Bu yaklaşım yeni tarihli kararlarda da devam etmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.07.2024 tarihli, 2023/8858 E., 2024/5260 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma kararından sonra kadının anlaşma iradesinden dönmesi üzerine anlaşmalı boşanma hükmünün ortadan kaldırılması ve davanın çekişmeli boşanma hükümlerine göre sürdürülmesi gerektiğine ilişkin değerlendirme hukuka uygun bulunmuştur.
Bu nedenle protokolü imzalayıp duruşmada kabul etmiş olmak, boşanma hükmü kesinleşmeden önce tarafı mutlak biçimde anlaşmalı boşanmaya bağlamaz.
Anlaşmalı Boşanma Kararına İstinaf Edilirse Ne Olur?
Taraflardan biri boşanma veya protokol konusundaki anlaşma iradesinin artık devam etmediğini belirterek hükmü istinaf ederse, mesele yalnız protokoldeki tek bir rakamın yeniden incelenmesinden ibaret kalmayabilir. Anlaşmalı boşanmanın temeli, boşanma ve kanunda aranan sonuçlar üzerinde ortak iradedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2643 E., 2019/484 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma hükmüne karşı kanun yoluna başvurarak anlaşmadan dönülmesi hâlinde anlaşmalı boşanmanın hukuki temelinin ortadan kalkacağı ve davanın çekişmeli boşanma olarak görülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.07.2024 tarihli, 2023/8858 E., 2024/5260 K. sayılı kararında da anlaşmanın bozulması üzerine taraflara çekişmeli davaya ilişkin vakıalarını ve delillerini sunma imkânı verilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Bu nedenle “Önce anlaşmalı boşanalım, protokolde hoşumuza gitmeyen kısmı sonra istinafta değiştiririz” düşüncesi güvenli değildir. Anlaşmanın temel unsurlarından birinin artık kabul edilmemesi, anlaşmalı boşanmanın bütünü üzerinde sonuç doğurabilir.
Anlaşmalı Boşanmadan Vazgeçilirse Dava Tamamen Reddedilir mi?
Anlaşma iradesinden dönülmesi her durumda davanın doğrudan reddedileceği anlamına gelmez. Yargıtay uygulamasında anlaşmalı boşanma koşulları ortadan kalktığında davanın, usulüne uygun biçimde çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülmesi mümkündür.
Ancak bunun için taraflara çekişmeli davada dayanacakları vakıaları ve delilleri bildirme imkânı tanınması gerekir. Çünkü anlaşmalı boşanma açılırken eşler çoğu zaman “beni aldattı, evi terk etti, şiddet uyguladı” gibi kusur vakıalarını ve bunlara ilişkin delilleri dava dilekçesinde açıklamamış olabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.07.2024 tarihli, 2023/8858 E., 2024/5260 K. sayılı kararında, anlaşmanın bozulması sonrasında davanın çekişmeli olarak sürdürülebilmesi için taraflara iddia ve savunmalarının dayandığı vakıalar ile delillerini sunma imkânı verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Bu imkân verildikten sonra boşanmak isteyen taraf, çekişmeli boşanma sebebini ispatlamak zorundadır. Diğer eşin artık “Ben de boşanmak istiyorum” demesi tek başına TMK m. 166/3’teki anlaşmalı boşanma sisteminin devam ettiği anlamına gelmez.
Taraflar Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Barışırsa Ne Olur?
Karar henüz kesinleşmemişse eşler hukuken evli olmaya devam eder. Tarafların tekrar birlikte yaşamaya başlaması, anlaşmalı boşanma iradesinin devam edip etmediği konusunda da önem taşıyabilir.
Bu konuda dikkat çekici bir örnek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.04.2024 tarihli, 2024/2459 E., 2024/2711 K. sayılı kararıdır. Anlaşmalı boşanma kararının yaklaşık dokuz yıl boyunca tebliğe çıkarılmaması ve tarafların bu dönemde birlikte yaşamaya devam ettiklerinin ileri sürülmesi karşısında, boşanma iradesinin gerçekliği ile kararın yıllar sonra kesinleştirilmeye çalışılmasının dürüstlük kuralına uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anlaşmalı boşanma hükmünün bu koşullarda ayakta tutulması uygun görülmemiştir.
Bu karar her kısa süreli barışmanın boşanma dosyasını kendiliğinden ortadan kaldıracağı anlamına gelmez. Ancak tarafların karar sonrasında evlilik hayatını fiilen sürdürmeleri ve boşanma kararını uzun süre kesinleştirmemeleri, özellikle anlaşmalı boşanma iradesinin hâlen mevcut olup olmadığı bakımından önem kazanır.
Taraflar Karar Verildikten Sonra Yeniden Anlaşırsa Ne Olur?
Anlaşmalı boşanmadan vazgeçip davayı çekişmeli hâle getiren tarafların daha sonra yeniden anlaşmaları da mümkündür. Dava henüz kesin hükümle sona ermemişse taraflar boşanma ve sonuçları konusunda yeniden protokol oluşturabilir.
Yargıtay uygulamasında tarafların istinaf veya temyiz aşamasında dahi yeniden anlaşmaları dikkate alınmaktadır. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.09.2024 tarihli, 2024/540 E., 2024/5558 K. sayılı kararında, temyiz aşamasında sunulan anlaşmalı boşanma protokolü üzerine tarafların bizzat dinlenmesi ve protokol doğrultusunda karar verilebilmesi için dosyanın yeniden değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla dava bir aşamada çekişmeli hâle geldikten sonra anlaşmalı boşanma yolu sonsuza kadar kapanmış olmaz. Evlilik en az bir yıl sürmüşse ve TMK m. 166/3’ün diğer şartları oluşmuşsa tarafların yeniden ortak iradeye ulaşması mümkündür.
Anlaşmalı Boşanma Kesinleştikten Sonra “Vazgeçtim” Denilebilir mi?
Boşanma hükmü kesinleştikten sonra durum tamamen değişir. Artık taraflardan birinin “Ben aslında boşanmak istemiyordum” veya “Protokolü sonradan beğenmedim” demesi, kesinleşmiş boşanmayı tek başına ortadan kaldırmaz.
Kesinleşme öncesindeki anlaşma iradesinden serbestçe dönme imkânı, kesinleşmeden sonra aynı şekilde devam etmez. Kesinleşmiş hükme karşı ancak kanunda öngörülen olağanüstü yollar veya somut olayın niteliğine göre irade sakatlığına ve protokol hükümlerine ilişkin özel hukuki yollar gündeme gelebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/7606 E., 2024/5727 K. sayılı kararında, tarafların kanun yoluna başvurmayarak anlaşmalı boşanma hükmünü kesinleştirmesinden sonra protokolün uygulanmaması veya protokol hükümlerinden memnun olunmamasının tek başına kesinleşmiş boşanma hükmünü ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir. Kesin hükmün ortadan kaldırılması için ileri sürülen sebebin kanunda öngörülen hukuki yollardan birine dayanması gerektiği benimsenmiştir.
Bu nedenle “kesinleşmeden önce protokolden dönmek” ile “kesinleşmiş anlaşmalı boşanmayı iptal ettirmek” tamamen farklı hukuki meselelerdir.
Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma Protokolü Sonradan Değiştirilebilir mi?
Boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar tarafların anlaşmalı boşanma iradesinden dönmeleri mümkündür. Hüküm kesinleştikten sonra ise protokoldeki bütün düzenlemelerin taraflardan birinin isteğiyle yeniden ele alınabileceği söylenemez. Kesinleşmiş boşanma hükmü ile protokolün malvarlığına ilişkin hükümleri, velayet ve iştirak nafakası gibi niteliği gereği değişen koşullara açık hükümlerden farklı değerlendirilir.
Taraflardan birinin sonradan protokolü ekonomik açıdan ağır bulması, daha iyi şartlarda anlaşabileceğini düşünmesi veya imzaladığı düzenlemeden pişman olması tek başına kesinleşmiş protokolün değiştirilmesini sağlamaz. Özellikle taşınmaz devri, toplu para ödemesi, mal rejiminin tasfiyesi veya tazminat gibi tarafların serbest iradeleriyle üstlendikleri malvarlığı yükümlülüklerinde sözleşmeye bağlılık ilkesi önem taşır.
Buna karşılık velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası gibi çocuğun üstün yararını ilgilendiren düzenlemeler, boşanma tarihinde sonsuza kadar değişmez hâle gelmez. Çocuğun yaşı, eğitimi, yaşam koşulları veya anne ve babanın durumunda meydana gelen değişiklikler nedeniyle bu konularda yeniden dava açılabilir.
Kesinleşmiş Protokol Hile, Tehdit veya Yanılma Nedeniyle İptal Edilebilir mi?
Anlaşmalı boşanma protokolünü imzalayan taraf, iradesinin hile, korkutma veya esaslı yanılma nedeniyle sakatlandığını ileri sürebilir. Ancak yalnız protokolün sonradan ağır bulunması veya boşanma sırasında psikolojik olarak zor bir dönemden geçilmiş olması, irade sakatlığının kabulü için yeterli değildir. İddia edilen hile, tehdit veya yanılmanın somut olarak ortaya konulması ve ispatlanması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.06.2023 tarihli, 2023/3385 E., 2023/3330 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünün yanılma, aldatma ve korkutma altında imzalandığı ileri sürülmüş; ancak bu iddiaların somut delillerle ispatlanamaması nedeniyle protokolün iptali kabul edilmemiştir. Kararda, “evi bana vermezsen boşanmam” biçimindeki sözün tek başına sözleşmeyi geçersiz kılacak korkutma niteliğinde olmadığı ve irade sakatlığı iddiaları bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesindeki sürenin de dikkate alınması gerektiği benimsenmiştir.
Bu nedenle boşanmanın gerçekleştirilebilmesi amacıyla yapılan pazarlık ile hukuken iradeyi sakatlayan tehdit birbirinden ayrılmalıdır. Bir eşin yüksek miktarda tazminat istemesi, taşınmaz devrini şart koşması veya belirli bir nafaka miktarı kabul edilmedikçe anlaşmalı boşanmayı kabul etmeyeceğini söylemesi, somut olayın diğer özellikleri bulunmadıkça tek başına korkutma anlamına gelmez.
“Evi bana vermezsen çekişmeli boşanma davası açarım” sözü tek başına genellikle korkutma sayılmaz; çünkü çekişmeli boşanma davası açmak kişinin kanundan doğan hakkıdır. Ancak TBK m. 38/2 bunun önemli bir istisnasını düzenlemektedir: Bir hakkın veya kanuni yetkinin kullanılacağı bildirilerek karşı tarafın zor durumundan aşırı bir menfaat sağlanıyorsa, hakkın kullanılacağı tehdidi de hukuken korkutma oluşturabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun korkutmaya ilişkin içtihadında da dava açma, icra takibi yapma veya şikâyet hakkını kullanma gibi hukuken mümkün davranışların, karşı tarafın zor durumundan aşırı menfaat elde etmek amacıyla kullanılması hâlinde irade sakatlığı doğurabileceği kabul edilmektedir. TBK m. 38/2 de aynı ölçütü açıkça benimsemektedir.
Bu yüzden örneğin eşlerden birinin, “Anlaşmalı boşanmazsan yıllarca dava sürer; bana tamamı sana ait olan şu evi verirsen anlaşmalı boşanırım” demesi otomatik olarak ikrah değildir. Fakat diğer eşin içinde bulunduğu özel durumdan yararlanılarak, normal bir boşanma ve mal rejimi tasfiyesinde elde edilmesi mümkün görünmeyen ölçüde yüksek bir malvarlığı avantajı sağlanmışsa, TBK m. 38/2 bakımından korkutma ile aşırı menfaat sağlanıp sağlanmadığının ayrıca incelenmesi gerekir.
“Evi bana vermezsen beni aldattığını herkese söylerim” sözü ise daha farklıdır. Burada tehdit edilen davranış, kişinin özel hayatı, şerefi ve itibarı üzerinde ağır bir zarar yaratabilecek nitelikteyse TBK m. 38/1 doğrudan gündeme gelebilir. Kanun, korkutmanın kişinin veya yakınlarının kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın zarar tehlikesi oluşturmasını aramaktadır; Yargıtay da tehdidin ağırlığını kişinin yaşı, sosyal ve ekonomik durumu, çevresi ve somut olayın koşulları içinde değerlendirmektedir. Bu nedenle “Evi devretmezsen ailene, işyerine ve çevrene seni aldattığını açıklayacağım” şeklindeki bir baskının, özellikle açıklamanın ciddi sosyal veya mesleki sonuç doğuracağı somut olarak ortaya konulabiliyorsa, “evi vermezsen boşanmam” sözünden çok daha güçlü bir ikrah iddiası oluşturması mümkündür.
Aldatma iddiasının gerçeğe aykırı olması durumu daha da ağırlaştırır. Buna karşılık sırf “Boşanma davasında zina yaptığını ileri süreceğim ve delillerimi mahkemeye sunacağım” deniliyorsa, burada yine esasen kanuni bir hakkın kullanılacağının bildirilmesi söz konusudur. Bu durumda TBK m. 38/2 çerçevesinde, bu hukuki imkânın karşı tarafı zor durumda bırakarak aşırı bir ekonomik menfaat elde etmek için kullanılıp kullanılmadığına bakılır.
Hile bakımından ise ayrıca aldatıcı bir davranış gerekir. TBK m. 36, karşı tarafın aldatılması sonucunda sözleşme yapılmasını düzenler. Örneğin eşin gerçekte açmadığı bir dava için sahte belge göstermesi, malvarlığının değeri veya hukuki durumu hakkında bilerek yanlış bilgi verip protokolü bu yanlış kanaat altında imzalatması hile tartışmasını doğurabilir. Yalnızca “şunu yapmazsan bunu yaparım” biçimindeki baskı ise teknik olarak hileden çok korkutma hükümlerine yakındır.
Bu noktada Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.06.2023 tarihli, 2023/3385 E., 2023/3330 K. sayılı kararını “evi vermezsen boşanmam sözü hiçbir zaman ikrah oluşturmaz” şeklinde genellememek gerekir. Somut olayda ilk derece mahkemesi bu sözü yeterli korkutma olarak görmemiş, ayrıca “kan çıkar” şeklindeki iddiaya ilişkin tanık anlatımını görgüye dayalı bulmamış ve irade sakatlığı iddialarının somut delillerle kanıtlanmadığını kabul etmiştir; BAM bu değerlendirmeyi uygun bulmuş, Yargıtay da kararı onamıştır. Yani kararın ağırlık merkezi yalnız kullanılan söz değil, korkutmanın ispatlanamaması ve TBK m. 39’daki bir yıllık sürenin geçirilmiş olmasıdır.
Eşin Aldattığı Sonradan Öğrenilirse Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma İptal Edilebilir mi?
Anlaşmalı boşanmadan sonra eşlerden birinin evlilik sırasında aldatıldığını öğrenmesi, boşanma kararını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Anlaşmalı boşanmanın özelliği gereği hâkim tarafların gerçek boşanma sebebini ve kusurlarını araştırmamıştır. Taraflar boşanma iradelerini serbestçe açıklamış ve hükmü kesinleştirmişlerse, sonradan öğrenilen her olay yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturmaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/4598 E., 2024/7827 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmadan sonra eşinin sadakatsizliğine ilişkin birtakım bilgi ve görüntülere ulaştığını belirten kadının, gerçekleri bilmiş olsaydı protokolü imzalamayacağı iddiası kesinleşmiş boşanma hükmünün yargılamanın iadesi yoluyla ortadan kaldırılması için yeterli görülmemiştir. Yargıtay, anlaşmalı boşanmada evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olayların ayrıca araştırılmadığını ve yargılamanın iadesinin ancak HMK’da sınırlı olarak düzenlenen sebeplerin gerçekleşmesi hâlinde mümkün olduğunu kabul etmiştir.
Dolayısıyla eşin geçmişteki kusurunun sonradan öğrenilmesi ile boşanma iradesinin doğrudan hileyle sakatlanması aynı hukuki mesele değildir. Kesinleşmiş bir anlaşmalı boşanmanın ortadan kaldırılması için yalnız “bunu bilseydim anlaşmazdım” şeklindeki bir iddia yeterli olmaz.
Protokol Kesinleştikten Sonra Muvazaa Nedeniyle İptal Edilebilir mi?
Muvazaa konusunda protokolün kendisi ile protokolde tanınmış bir hakkı ortadan kaldırmak amacıyla sonradan yapılan işlemi ayırmak gerekir. Uygulamada daha sık karşılaşılan sorun, eşlerden birinin boşanma protokolünde diğer eşe tanınan hakkı etkisiz hâle getirmek amacıyla taşınmazını üçüncü kişiye görünüşte satmasıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.05.2024 tarihli, 2023/7856 E., 2024/3157 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolüyle kadın lehine oturma hakkı tanınan taşınmazın, bu hakkın kullanılmasını engellemek amacıyla boşanmanın hemen ardından erkeğin eniştesine muvazaalı biçimde devredildiği kabul edilmiş; tapu kaydının iptali ile protokoldeki oturma hakkının korunması yönündeki karar hukuka uygun bulunmuştur.
Bu karar protokolün muvazaa nedeniyle iptal edildiği bir örnek değildir. Aksine, kesinleşmiş protokolün uygulanmasını engellemek amacıyla yapılan sonraki muvazaalı işlem etkisiz hâle getirilmiştir. Protokolde taşınmaz, intifa veya oturma hakkı gibi bir edim kararlaştırılmışsa, borçlu eş bu hakkı ortadan kaldırmak amacıyla üçüncü kişilerle muvazaalı işlem yaptığında ayrıca tapu iptali ve tescil veya hakkın korunmasına yönelik dava gündeme gelebilir.
Kesinleşmiş Anlaşmalı Boşanma Kararı Tavzihle Değiştirilebilir mi?
Tavzih, mahkeme kararındaki belirsizliği veya infaz sırasında ortaya çıkabilecek tereddüdü açıklığa kavuşturmak için kullanılabilir. Tavzih yoluyla kesinleşmiş hükümde taraflara tanınan hakların genişletilmesi, daraltılması veya yeni bir borç yaratılması mümkün değildir. HMK m. 305/2 bu sınırı açıkça düzenlemektedir.
Anlaşmalı boşanma protokollerinde tavzih bakımından önemli olan, mahkemenin gerçekten onayladığı protokolün ne olduğunun belirlenmesidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.09.2024 tarihli, 2024/6876 E., 2024/5973 K. sayılı kararında, mahkemece aynen onaylanan yazılı protokol ile duruşmada açıklanan bazı beyanların farklılaşması karşısında, tarafların protokolü değiştirme iradesinin mahkemeye açıkça bildirilmesi ve değişikliğin hâkim tarafından açıkça onaylanması gerektiği kabul edilmiştir. Hâkim tarafından onaylanmamış duruşma beyanlarının kesinleşmiş protokolü değiştiremeyeceği benimsenmiş; tavzih, yeni bir hak yaratmak için değil mahkemece gerçekten onaylanmış protokole uygun şekilde hükmün açıklığa kavuşturulması amacıyla uygulanmıştır.
Bu nedenle tavzih, kesinleşmiş protokolü yeniden pazarlık konusu yapmak için kullanılabilecek ikinci bir duruşma değildir.
Kesinleşmiş Protokolde Velayet Sonradan Değiştirilebilir mi?
Anlaşmalı boşanmada velayetin anneye veya babaya verilmesine ilişkin düzenleme kesinleşmiş olsa da bu karar çocuğun geleceğini değişmez biçimde belirlemez. Velayette esas ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Boşanmadan sonra ortaya çıkan gelişmeler velayetin değiştirilmesini gerektiriyorsa ayrıca velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.
Bu nedenle protokole “velayeti alan eş hiçbir zaman değişiklik istemeyecektir” veya diğer ebeveynin gelecekte velayet talebinde bulunamayacağı şeklinde hükümler konulması, mahkemenin gelecekte çocuğun üstün yararını değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmaz.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.04.2024 tarihli, 2023/10193 E., 2024/2307 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma sırasında velayeti babaya bırakılan ve anne ile kişisel ilişkisi belirlenen çocuk bakımından daha sonra açılan velayetin değiştirilmesi, aksi hâlde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davası incelenmiştir. Velayetin değiştirilmesini gerektiren koşulların oluşmadığı kabul edilmekle birlikte, çocuğun yaşı, eğitim düzeni, anne ve babasıyla ilişkisi ile üstün yararı gözetilerek anneyle kişisel ilişki yeniden düzenlenmiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünde velayet ve kişisel ilişki konusunda yapılan düzenlemelerin gelecekte değiştirilemez nitelikte olmadığını; özellikle velayet ve kişisel ilişkinin, sonradan ortaya çıkan koşullar ve çocuğun güncel üstün yararı esas alınarak yeniden değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Anlaşmalı Boşanmada Belirlenen Kişisel İlişki Sonradan Değiştirilebilir mi?
Çocukla kişisel ilişki düzenlemesi de boşanma tarihindeki koşullara göre yapılır. Çocuğun büyümesi, okul düzeninin değişmesi, anne veya babanın başka şehre taşınması, görüşme düzeninin çocuk açısından yetersiz veya sakıncalı hâle gelmesi gibi gelişmeler kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini gerektirebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1454 E., 2024/2494 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolüyle daha önce belirlenen kişisel ilişki, çocuğun güncel durumu, uzman değerlendirmeleri ve üstün yararı dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Protokolün tarafların ortak iradesiyle hazırlanmış olması, çocuğun gelecekteki ihtiyaçları karşısında kişisel ilişkinin değiştirilmesine engel kabul edilmemiştir.
Bu nedenle velayet ve kişisel ilişki bakımından protokolün kesinleşmesi, mahkemenin çocukla ilgili gelecekteki değişiklikleri değerlendirmesini engelleyen mutlak bir kesin hüküm etkisi yaratmaz.
Protokoldeki İştirak Nafakası Kesinleştikten Sonra Artırılabilir veya Azaltılabilir mi?
İştirak nafakasının miktarı da çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın ekonomik gücüne bağlıdır. Protokolde belirlenmiş olması daha sonra hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği anlamına gelmez. Bununla birlikte anlaşmalı boşanma sırasında bilinçli biçimde üstlenilmiş yüksek bir nafaka borcunun kısa süre sonra yalnız ağır bulunduğu gerekçesiyle azaltılması da mümkün değildir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.04.2024 tarihli, 2023/362 E., 2024/2516 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolünde aylık 10.000 ABD doları olarak kabul edilen iştirak nafakasının azaltılması talebinde, protokol tarihinden sonra nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunu öngörülemeyecek ve katlanılamayacak ölçüde değiştiren somut bir gelişme ispatlanmadığı için indirim kabul edilmemiştir. Tarafların protokolü hazırlarken kur değişikliklerini de öngördükleri ayrıca dikkate alınmıştır.
Çocuğun ihtiyaçlarının artması, tarafların ekonomik koşullarının değişmesi veya aradan uzun süre geçmesi hâlinde ise iştirak nafakasının yeniden belirlenmesi mümkündür. Protokoldeki rakamın kesinleşmiş olması, çocuğun ileride değişecek ihtiyaçlarını dondurmaz.
Kesinleşmiş Protokol Tarafların Yeni Anlaşmasıyla Değiştirilebilir mi?
Boşanmış eşler, kesinleşmeden sonra kendi aralarındaki bazı malvarlığı ilişkileri hakkında yeni bir sözleşme yapabilirler. Ancak sonradan yapılan özel bir sözleşme ile kesinleşmiş mahkeme hükmünün metni geriye dönük olarak değiştirilmiş olmaz. Özellikle ilama bağlanmış bir edim bakımından yeni anlaşmanın kapsamı, geçerliliği ve icra takibine etkisi ayrıca değerlendirilir.
Çocuklarla ilgili velayet ve kişisel ilişki konularında ise anne ve babanın kendi aralarında sonradan farklı bir düzen kurmaları mahkeme kararını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Çocuğun üstün yararını ilgilendiren kalıcı değişikliklerin mahkeme kararıyla düzenlenmesi gerekir.
Bu ayrım, “protokol kesinleşti, artık hiçbir şey değişmez” düşüncesi kadar “iki taraf yeniden imza atarsa eski mahkeme kararı yok olur” düşüncesinin de hatalı olduğunu gösterir.
Anlaşmalı Boşanmada Aynı Avukat İki Eşin de Avukatı Olabilir mi?
Anlaşmalı boşanmada eşlerin birlikte hareket etmeleri, nafaka, tazminat, malvarlığı ve çocuklar bakımından menfaatlerinin her konuda aynı olduğu anlamına gelmez. Avukatlık Kanunu m. 38/b ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları m. 36, aynı işte menfaatleri çatışan taraflara hukuki yardım verilmesini ve her iki tarafın vekilliğinin üstlenilmesini sınırlandırmaktadır. Türkiye Barolar Birliği disiplin uygulamasında da tarafların buna rıza göstermesinin menfaat çatışması yasağını kendiliğinden ortadan kaldırmadığı kabul edilmektedir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanmada bir avukat taraflardan birinin vekili olarak hareket edebilir; diğer eş davayı bizzat takip edebilir veya ayrı bir avukatla temsil edilebilir. Protokolün iki tarafça kabul edilmesi ile aynı avukatın her iki eş adına vekillik üstlenmesi birbirinden farklı konulardır.
Taraflardan birinin avukatının hazırladığı protokolün diğer eş tarafından imzalanması da tek başına protokolü geçersiz kılmaz. Hâkimin duruşmada iki eşi de bizzat dinleyip protokolü serbest iradeleriyle kabul ettiklerini tespit etmesinin önemi burada yeniden ortaya çıkar.
Almanya’da Yaşayan Türkler Bir Yıl Ayrı Yaşamadan Türkiye’de Anlaşmalı Boşanabilir mi?
Alman hukuku ile Türk hukukundaki “bir yıl” şartı birbirinden tamamen farklıdır. Almanya’da BGB § 1566/1 uyarınca eşlerin bir yıldır ayrı yaşamaları ve ikisinin de boşanmayı istemesi veya diğer eşin boşanmaya rıza göstermesi hâlinde evliliğin sona erdiği kesin olarak kabul edilir. Bir yıllık ayrılık henüz tamamlanmamışsa BGB § 1565/2 gereğince boşanma ancak evliliğin sürdürülmesinin, diğer eşin şahsından kaynaklanan sebeplerle başvurucu açısından katlanılamaz bir ağır durum oluşturması hâlinde mümkündür. (Gesetze im Internet)
Alman hukukundaki ayrılık süresinin mutlaka iki ayrı evde geçirilmesi de gerekmez. BGB § 1567, ortak konut içindeki yaşam birliğinin fiilen sona ermesi hâlinde de eşlerin ayrı yaşıyor kabul edilebilmesine imkân tanımaktadır. Barışmayı denemek amacıyla kısa süreli birlikte yaşama ise kural olarak ayrılık süresini kesmez.
Türkiye’deki anlaşmalı boşanma şartı ise farklıdır. TMK m. 166/3 eşlerin bir yıl ayrı yaşamalarını değil, evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasını arar. Anayasa Mahkemesi de 30.05.2024 tarihli, E.2023/109 sayılı kararında bu bir yıllık evlilik süresi şartını Anayasa’ya uygun bulmuştur.
Almanya’da yaşayan iki eş de Türk vatandaşıysa MÖHUK m. 14 gereğince boşanma sebepleri ve hükümleri bakımından kural olarak eşlerin müşterek millî hukuku olan Türk hukuku uygulanır. Türk mahkemesinin milletlerarası yetkisinin bulunması ve Türkiye’de dava açılmasının diğer usul şartlarının gerçekleşmesi hâlinde, Alman hukukundaki bir yıllık ayrı yaşama süresi Türk hukukundaki anlaşmalı boşanmanın şartına dönüşmez. Böyle bir dosyada TMK m. 166/3 bakımından aranan süre evliliğin bir yıl sürmüş olmasıdır.
Örneğin iki Türk vatandaşı beş yıldır evli ancak yalnız üç aydır ayrı yaşıyorsa, Alman hukukundaki bir yıllık ayrılık süresinin tamamlanmamış olması, Türk hukukunun uygulanacağı bir Türkiye davasında tek başına anlaşmalı boşanmaya engel değildir.
Eşlerden Biri Türk, Diğeri Alman ise Aynı Kural Geçerli mi?
Eşlerin vatandaşlıklarının farklı olması hâlinde sonuç otomatik olarak aynı değildir. MÖHUK m. 14, boşanma sebepleri ve hükümleri bakımından öncelikle müşterek millî hukuku esas almakta; müşterek millî hukuk bulunmadığında eşlerin müşterek mutad mesken hukukuna başvurmaktadır. Eşlerden biri Türk, diğeri Alman ve her ikisinin de müşterek mutad meskeni Almanya ise Alman hukukunun uygulanması gündeme gelebilir. Türk hâkimi uygulanacak hukuku tarafların talebine bağlı olmaksızın kanunlar ihtilafı kurallarına göre belirlemek zorundadır. Yargıtay da yabancılık unsuru bulunan boşanma davalarında uygulanacak hukukun MÖHUK m. 14 uyarınca belirlenmeden doğrudan Türk hukukuna göre karar verilmesini hukuka uygun bulmamaktadır.
Bu nedenle “Almanya’da yaşayan herkes Türkiye’ye gelir ve Alman hukukundaki bir yıllık ayrılık süresinden kurtulur” şeklinde bir genelleme yapılamaz. Vatandaşlıklar, müşterek mutad mesken, Türkiye’deki mahkemenin yetkisi ve yabancı ülkede devam eden bir boşanma davası bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Almanya’da Boşanma Davası Açılmışken Türkiye’de de Anlaşmalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının boşanma davalarında yalnız uygulanacak hukuk değil, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ve yabancı ülkede devam eden davanın etkisi de ayrıca incelenir. MÖHUK m. 41, Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davalarında yabancı ülkede dava açılmış olmasını özel olarak dikkate almaktadır. Bu nedenle Almanya’da hâlen devam eden bir boşanma davası varken Türkiye’de ikinci bir dava açılması, Almanya’da hiç dava bulunmayan durumla aynı şekilde değerlendirilemez.
Almanya’daki bir yıllık ayrılık şartından kaçınmak amacıyla hangi durumda Türkiye’de anlaşmalı boşanma yapılabileceği değerlendirilirken önce tarafların vatandaşlığı, uygulanacak hukuk ve Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi belirlenmelidir.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü Noterden Yapılmak Zorunda mı?
Anlaşmalı boşanmanın geçerliliği için protokolün noter tarafından düzenlenmesi zorunlu değildir. Esas olan boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda tarafların anlaşması ve hâkimin bu düzenlemeyi uygun bulmasıdır. Tarafların yazılı protokolü mahkemeye sunmaları uygulamada ispat ve hükmün açıklığı bakımından büyük önem taşır; ancak noter onayı TMK m. 166/3’ün genel şartlarından biri değildir.
Protokolde taşınmaz devri, intifa hakkı veya başka bir işlem bulunması hâlinde ise edimin niteliği ve daha sonra nasıl yerine getirileceği ayrıca değerlendirilmelidir. Mahkemece onaylanan protokolün taraflar bakımından borç doğurması ile tapudaki tescilin hangi işlemle gerçekleştirileceği aynı mesele değildir.
Anlaşmalı Boşanmada Tanık Dinlenir mi?
Anlaşmalı boşanmada eşlerin boşanmaya neden olan olayları tanıkla ispatlamaları gerekmez. Hâkim kusur araştırması yapmak yerine tarafları bizzat dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeye ve protokolün kanuna uygunluğunu denetlemeye çalışır.
Tarafların protokolü kabul etmesi ve TMK m. 166/3’teki diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde “evlilik neden bitti?” sorusunun tanıklarla ispatlanması anlaşmalı boşanmanın koşulu değildir. Buna karşılık anlaşma ortadan kalkar ve dava çekişmeli olarak devam ederse boşanma sebebine ilişkin vakıaların ve bunları ispatlayacak delillerin sunulması yeniden önem kazanır.
Anlaşmalı Boşanmada Protokol Hazırlandıktan Sonra En Çok Neye Dikkat Edilmelidir?
Protokol yalnız boşanma gününü geçirmek için hazırlanmış bir belge olarak görülmemelidir. Tarafların boşanmadan sonraki ekonomik ilişkilerinin önemli bir bölümü ve ortak çocukların yaşam düzeni bu metne göre şekillenebilir. Özellikle mal rejiminden feragat, taşınmaz veya araç devri, yüksek tutarlı nafaka, toplu tazminat, eğitim giderleri ve kişisel ilişki hükümlerinin ileride doğuracağı sonuçlar protokol imzalanmadan önce değerlendirilmelidir.
Kesinleşmeden önce tarafların anlaşmadan dönme imkânının bulunması, kesinleşmiş protokoldeki malvarlığı hükümlerinin daha sonra kolaylıkla değiştirilebileceği anlamına gelmez. Çocuğu ilgilendiren hükümler ise çocuğun üstün yararı nedeniyle değişen koşullara açık kalır. Anlaşmalı boşanmanın kısa sürmesi, protokolün hukuki etkilerinin de kısa süreli olduğu anlamına gelmez.
Kaynakça
Mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu: m. 23; m. 166/1 ve 166/3; m. 184/3; m. 185 ve 185/3; m. 349. Anlaşmalı boşanmanın şartları, tarafların bizzat dinlenmesi ve hâkim denetimi, boşanma davalarında ikrarın etkisi, sadakat yükümlülüğü, kişilik haklarının korunması ve yeniden evlenmenin velayete etkisi bakımından esas alınmıştır.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: m. 27 ve 27/2; m. 36; m. 38; m. 39. Protokolde hukuka, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı hükümler; hile, korkutma ve irade sakatlığı ile bunların ileri sürülme süresi bakımından kullanılmıştır.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: m. 294 ve 294/4; m. 305/2; m. 345; m. 349/1; m. 350/2 ve yargılamanın iadesine ilişkin hükümler. Kısa karar, gerekçeli kararın yazılması, tavzih, istinaf süresi, kanun yolundan feragat, aile hukukuna ilişkin kararların kesinleşmesi ve kesinleşmiş boşanma hükmüne karşı yargılamanın iadesi bakımından esas alınmıştır.
- 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun: m. 14 ve m. 41. Yabancılık unsuru bulunan boşanmalarda uygulanacak hukuk ile Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bakımından kullanılmıştır.
- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu: m. 38/b. Menfaatleri çatışan tarafların aynı avukat tarafından temsil edilmesine ilişkin yasak bakımından kullanılmıştır.
- Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları: m. 36. Bir avukatın menfaatleri çatışan iki tarafın vekilliğini üstlenmesi bakımından değerlendirilmiştir.
- Alman Medeni Kanunu (Bürgerliches Gesetzbuch – BGB): § 1565/2, § 1566/1 ve § 1567. Almanya’daki bir yıllık ayrı yaşama koşulu, ağır durum istisnası ve eşlerin aynı konut içerisinde ayrı yaşayabilmesi bakımından karşılaştırmalı hukuk bölümünde kullanılmıştır.
Anayasa Mahkemesi Kararı
- Anayasa Mahkemesi, 30.05.2024, E.2023/109, K.2024/113: TMK m. 166/3’te anlaşmalı boşanma için öngörülen evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartının Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Bir yıllık şartın yalnız anlaşmalı boşanmaya ilişkin olduğu; koşulları varsa bu süre dolmadan başka boşanma sebeplerine dayanılabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.04.2019, 2017/2643 E., 2019/484 K.: Anlaşmalı boşanmanın tarafların ortak iradesine dayandığı ve bu iradenin hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiği; taraflardan birinin anlaşmadan dönmesi hâlinde davanın çekişmeli boşanma hükümlerine göre sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.03.2021, 2017/2410 E., 2021/346 K.: Velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu, anne ve babanın anlaşması veya isteklerinden önce çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.10.2023, 2022/765 E., 2023/974 K.: Eşlerin sadakat yükümlülüğünün boşanma davasının açılması veya boşanma kararının verilmesiyle değil, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle sona ereceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararları
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.02.2014, 2013/11644 E., 2014/1866 K.: Anlaşmalı boşanmada ayrıca bir boşanma sebebinin ileri sürülüp ispatlanmasının gerekmediği; hâkimin mali sonuçlar ve çocukların durumuna ilişkin anlaşmayı denetlemesi ve gerekli gördüğü değişikliklerin taraflarca da kabul edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 06.03.2014, 2013/22231 E., 2014/4953 K.: Evliliğin bir yıl sürmüş olması şartının çekişmeli boşanma bakımından aranmadığı; bir yıl dolmadan da kanuni boşanma sebebi ispatlanarak boşanma kararı verilebileceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.03.2015, 2014/20325 E., 2015/4097 K.: Anlaşmalı boşanmada tarafların hâkim tarafından bizzat dinlenmesinin zorunlu olduğu ve anlaşma iradesinden hüküm kesinleşinceye kadar dönülebileceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.03.2016, 2015/14811 E., 2016/5467 K.: TMK m. 166/3’teki bir yıllık sürenin teknik anlamda dava şartı olmadığı; ancak anlaşmalı boşanmaya ilişkin kanuni karinenin uygulanabilmesi için dava tarihinde tamamlanmış olması gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.05.2022, 2022/2425 E., 2022/4163 K.: Velayet uyuşmazlıklarında re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ve yargılama sırasında ortaya çıkan güncel gelişmelerin de çocuğun üstün yararı bakımından değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.06.2023, 2023/3385 E., 2023/3330 K.: Anlaşmalı boşanma protokolünün yanılma, aldatma ve korkutma altında imzalandığı iddialarının somut olarak ispatlanması gerektiği; somut olayda “evi bana vermezsen boşanmam” biçimindeki sözün tek başına protokolü geçersiz kılacak korkutma olarak kabul edilemeyeceği ve TBK m. 39’daki sürenin de gözetilmesi gerektiği benimsenmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.02.2024, 2024/192 E., 2024/1148 K.: Kanun yolu aşamasında sunulan anlaşmalı boşanma protokolü üzerine tarafların mahkemede bizzat dinlenmeleri, kimlik ve imza tespitlerinin yapılması ve gerçek iradelerinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.02.2024, 2022/10451 E., 2024/1072 K.: Protokolde genel olarak “malvarlığı talebimiz yoktur” denilmesinin, somut protokol ve duruşma beyanları bu sonucu göstermiyorsa mal rejiminden doğan bütün haklardan feragat anlamına gelmeyeceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.03.2024, 2023/9915 E., 2024/1607 K.: Anlaşmalı boşanma protokolünde açıkça kararlaştırılan taşınmaz devri yükümlülüğünün, protokolün mahkemece uygun bulunması ve taraflarca kabul edilmesi hâlinde bağlayıcı olabileceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.04.2024, 2024/1044 E., 2024/2256 K.: Protokolde çocuğun “eğitim giderlerinin” karşılanacağına ilişkin genel düzenleme bulunduğunda, uyuşmazlık çıkması hâlinde gider kalemlerinin, çocuğun gerçek ihtiyaçlarının ve tarafların ekonomik durumlarının somut olarak araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02.04.2024, 2023/10193 E., 2024/2307 K.: Anlaşmalı boşanmada belirlenen velayet ve kişisel ilişkinin değişmez olmadığı; sonradan açılan davada çocuğun güncel yaşam ve eğitim koşulları ile üstün yararının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.04.2024, 2024/1454 E., 2024/2494 K.: Anlaşmalı boşanmada belirlenen kişisel ilişkinin çocuğun sonradan ortaya çıkan durumu, uzman değerlendirmeleri ve üstün yararı doğrultusunda yeniden düzenlenebileceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.04.2024, 2023/362 E., 2024/2516 K.: Anlaşmalı boşanma protokolünde yüksek miktarda iştirak nafakası üstlenilmiş olması hâlinde sonradan indirim için yalnız yükümlülüğün ağır gelmesinin yeterli olmadığı; protokol sonrasında ekonomik koşullarda uyarlamayı gerektirecek nitelikte değişiklik bulunması gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.04.2024, 2024/2459 E., 2024/2711 K.: Anlaşmalı boşanma kararının uzun yıllar kesinleştirilmemesi ve bu süreçte tarafların birlikte yaşamayı sürdürdüklerinin ileri sürülmesi karşısında anlaşmalı boşanma iradesinin hâlen mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 06.05.2024, 2023/7856 E., 2024/3157 K.: Anlaşmalı boşanma protokolüyle tanınmış oturma hakkını etkisiz hâle getirmek amacıyla taşınmazın üçüncü kişiye muvazaalı biçimde devredilmesi hâlinde protokoldeki hakkın korunabileceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.07.2024, 2023/8858 E., 2024/5260 K.: Anlaşmalı boşanma iradesinden dönülmesi üzerine davanın çekişmeli olarak sürdürülmesi ve taraflara çekişmeli davaya ilişkin vakıa ve delillerini bildirme imkânı tanınması gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.09.2024, 2024/540 E., 2024/5558 K.: Kanun yolu aşamasında tarafların yeniden anlaşmalı boşanma iradesine ulaşmaları ve yeni protokol sunmaları hâlinde, tarafların bizzat dinlenerek protokolün değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.09.2024, 2023/7606 E., 2024/5727 K.: Kesinleşmiş anlaşmalı boşanma hükmünün, protokol hükümlerinin uygulanmaması veya daha sonra protokolden memnun olunmaması gerekçesiyle kendiliğinden ortadan kaldırılamayacağı; yargılamanın iadesi için kanunda sınırlı olarak sayılan sebeplerden birinin bulunması gerektiği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.09.2024, 2024/6876 E., 2024/5973 K.: Yazılı protokolün duruşmadaki beyanlarla değiştirildiğinin kabul edilebilmesi için tarafların değişiklik iradesinin açık olması ve değişikliğin hâkim tarafından da onaylanması gerektiği; tavzih yoluyla kesinleşmiş protokole yeni hak veya borç eklenemeyeceği kabul edilmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23.10.2024, 2024/4598 E., 2024/7827 K.: Anlaşmalı boşanmadan sonra eşin evlilik dönemindeki sadakatsizliğine ilişkin bilgi veya delillerin öğrenilmesinin tek başına kesinleşmiş boşanma hükmünün yargılamanın iadesi yoluyla ortadan kaldırılması için yeterli olmadığı; yargılamanın iadesi sebeplerinin kanunda sınırlı şekilde düzenlendiği kabul edilmiştir.
Karşılaştırmalı Hukuk Kaynağı
- Alman Medeni Kanunu (BGB), § 1565/2, § 1566/1 ve § 1567: Alman hukukunda anlaşmaya dayalı boşanmada bir yıllık “evlilik süresi” değil, esas olarak bir yıllık ayrı yaşama süresi esas alınmaktadır. Aynı konutta yaşam birliğinin sona ermesi de belirli koşullarda ayrı yaşama sayılabilmektedir.