Eşimin Kusurlarına Yıllarca Katlandım: Boşanma Davasında Affetmiş Sayılır mıyım?

📅 07 Aralık 2025 🔄 Son güncelleme: 29 Ağustos 2026

Eşinin şiddetine, hakaretlerine, sadakatsizliğine veya ekonomik baskısına yıllarca katlanan kişi, boşanma davasında “Bu kadar yıl evliliği sürdürdüğüne göre yaşananları affetmiş sayılır” savunmasıyla karşılaşabilir. Ancak evliliğin devam etmiş olması, kusurlu davranışların her durumda affedildiği anlamına gelmez.

Boşanma davalarında tek seferlik bir olaydan sonra evlilik hayatının normal biçimde sürdürülmesi ile yıllar boyunca tekrarlanan ağır davranışlara rağmen ayrılamamak birbirinden ayrılır. Bir defaya mahsus olayın ardından eşlerin barışması geçmişteki kusurun affedildiğini gösterebilir. Şiddet, hakaret, ekonomik baskı veya güven sarsıcı davranışlar kesilmeden devam ediyorsa, mağdur eşin aynı evde kalması ya da boşanma davasını yıllarca ertelemesi tek başına af sayılmaz.

Yıllarca Sessiz Kalmak Eşin Kusurlarını Affetmek Anlamına Gelir mi?

Af, kusurlu davranışı bağışlama ve bu davranışa dayanarak sahip olunan haktan vazgeçme iradesidir. Bu irade açık bir sözle açıklanabileceği gibi tarafların olaydan sonraki davranışlarından da anlaşılabilir. Bununla birlikte sessiz kalmak, olaylara tepki gösterememek veya boşanma davası açmamak kendi başına affın varlığını göstermez.

Eşin ekonomik bağımlılığı, çocukların durumu, barınacak yerinin bulunmaması, aile ve çevre baskısı, tehdit, korku, sağlık sorunları veya evliliği kurtarma ümidi nedeniyle ortak konutta kalması mümkündür. Böyle bir yaşam biçimi ile tarafların gönüllü olarak barışıp normal evlilik hayatını yeniden kurması aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli, 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararında, bir eşin diğer eşe karşı sürekli biçimde devam eden ağır kusurlu davranışları karşısında mağdur eşin sessiz kalarak evliliği sürdürmesi af olarak kabul edilmemiştir. Karara konu evlilik 1977 yılında kurulmuş ve kusurlu davranışlar yıllar boyunca devam etmiştir. Hukuk Genel Kurulu, uzun evlilik süresini affın kanıtı saymamış; süreklilik gösteren şiddet ve hakaretlerin evlilik birliğini temelinden sarstığını kabul etmiştir.

Bu karar özellikle uzun yıllardır evli olan kişiler bakımından önemlidir. Kişinin otuz veya kırk yıl boşanmamış olması, bu süre içinde devam eden ağır davranışlara razı olduğu anlamına gelmez.

Münferit Kusurlu Davranış ile Devam Eden Kusur Arasındaki Fark Nedir?

Boşanma davasında affın etkisi değerlendirilirken, kusurlu davranışın tek bir olaydan mı ibaret olduğu yoksa evlilik boyunca devam eden bir davranış biçimine mi dönüştüğü belirlenmelidir.

Münferit kusur, belirli bir tarihte gerçekleşip sona eren tek bir olaydır. Eşin bir defa hakaret etmesi, tek bir şiddet olayı veya öğrenilip sona ermiş bir güven sarsıcı davranış bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu olaydan sonra eşler barışmış, normal evlilik hayatını gönüllü biçimde yeniden kurmuş ve uzun süre yeni bir kusurlu davranış yaşanmamışsa önceki olayın affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı kabul edilebilir. Affedilen münferit olay daha sonra tek başına boşanma sebebi yapılamayacağı gibi kusur ve tazminat hesabında da esas alınamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli, 2014/25795 E., 2015/11245 K. sayılı kararında, boşanma davasından sonra aynı evde yaşamaya ve karı-koca ilişkisini normal biçimde sürdürmeye devam eden eşlerin önceki olayları affettikleri veya hoşgörüyle karşıladıkları kabul edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, 2023/5025 E., 2024/3750 K. sayılı kararında da eski tarihli şiddet olaylarından sonra evliliğin devam etmesi nedeniyle bu olayların kusur olarak yüklenmemesine ilişkin değerlendirme benimsenmiştir.

Devam eden kusurda ise davranış belirli bir olayla sona ermez. Tekrarlanan şiddet ve hakaret, yıllara yayılan ekonomik baskı, sürekli alkol veya kumar sorunu, devam eden sadakatsizlik ya da eşin sistematik biçimde evden kovulması bu niteliktedir. Mağdur eşin böyle bir ortamda yaşamaya devam etmesi, her yeni davranışı önceden affettiği anlamına gelmez. Önceki olaylardan biri affedilmiş olsa dahi sonradan tekrarlanan her davranış ayrıca değerlendirilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli, 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararında da münferit olay ile sürekli kusur arasındaki bu ayrım yapılmıştır. Kurul, münferit bir olaydan sonra barışmanın af sayılabileceğini; buna karşılık yıllar boyunca devam eden ağır kusurlu davranışlar karşısında sessiz kalarak evliliği sürdürmenin af olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

Bu ayrım özellikle uzun evliliklerde belirleyicidir. Yirmi yıl önce gerçekleşip sona ermiş tek bir olay ile yirmi yıl önce başlayarak dava tarihine kadar devam etmiş kötü muamele aynı hukuki sonuca bağlanamaz. İlkinde af ve hoşgörü gündeme gelebilirken, ikincisinde devam eden kusur boşanma davasının güncel dayanağını oluşturur.

Devamlılık Gösteren Kusurlu Davranışlar Nelerdir?

Bir davranışın süreklilik gösterip göstermediği yalnızca kaç kez gerçekleştiğine bakılarak belirlenmez. Davranışların birbirleriyle bağlantısı, evlilik içindeki genel tutum, son olayın tarihi ve ortak hayat üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir.

Belirli aralıklarla tekrarlanan fiziksel şiddet, sürekli hakaret ve aşağılama, eşin gelirine el koyma, aile giderlerini karşılamama, devam eden alkol veya kumar sorunu, eşin ailesiyle görüşmesini engelleme, ortak konuttan tekrar tekrar kovma, uzun süreli ilgisizlik ve süreklilik kazanan güven sarsıcı ilişkiler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Örneğin eşin yirmi yıl önce bir kez hakaret etmesi ile yirmi yıldır her tartışmada hakaret etmeye devam etmesi aynı değildir. İlk ihtimalde olaydan sonra normal evlilik hayatı uzun süre sürdürülmüşse af veya hoşgörü tartışması doğar. İkinci ihtimalde ise eski olay, halen devam eden davranış biçiminin başlangıcıdır; dava yalnızca yirmi yıl önceki olaya değil, günümüze kadar uzanan kusurlu davranışlar bütününe dayanır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.06.2024 tarihli, 2023/8099 E., 2024/4376 K. sayılı kararında; şiddet, alkol kullanımı ve eşini evden kovma davranışlarının süreklilik göstermesi karşısında kadının kısa süreyle ortak konuta dönmesi af olarak değerlendirilmemiştir. Kusurlu davranışlar sona ermediği için eve dönüş, geçmişteki bütün olayları ortadan kaldıran kesin bir barışma sayılmamıştır.

Eşimin Şiddetine Yıllarca Katlanmam Af Sayılır mı?

Şiddet mağdurunun neden daha önce ayrılmadığı veya şikâyette bulunmadığı, şiddetin gerçekleşip gerçekleşmediğinden farklı bir meseledir. Korku, ekonomik bağımlılık, çocukların velayetine ilişkin kaygılar, aile baskısı ve barınma sorunu mağdurun uzun süre aynı evde kalmasına yol açabilir.

Şiddet tekrar etmişse, her yeni eylem ayrı bir kusurlu davranıştır. Önceki bir şiddet olayının affedildiği kabul edilse bile daha sonra gerçekleşen fiziksel saldırı, tehdit veya ağır hakaret boşanma sebebi oluşturabilir. Affın gelecekte işlenecek kusurları önceden kapsaması mümkün değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.05.2024 tarihli, 2023/6755 E., 2024/3350 K. sayılı kararında, boşanma davasından sonra eşlerin bir hafta birlikte yaşamaları sırasında erkeğin kadına bıçak çekmesi incelenmiştir. Daire, bir haftalık beraberliği tamamlanmış bir barışma ve af olarak değil, başarısız kalan barışma girişimi olarak değerlendirmiştir. Şiddetin birlikte yaşama sırasında devam etmesi, evlilik hayatının normal biçimde yeniden kurulmadığını göstermiştir.

Bu ayrım, şiddet gördüğü eve çocukları, ekonomik şartları veya eşinin düzeleceği ümidiyle kısa süreliğine dönen kişiler bakımından önem taşır. Eve dönülmesi bütün şiddet olaylarının kendiliğinden affedildiği anlamına gelmez.

Aynı Evde Yaşamaya Devam Etmek Af Sayılır mı?

Aynı adreste kayıtlı olmak veya aynı konutta bulunmak tek başına ortak hayatın yeniden kurulduğunu göstermez. Mahkeme, eşlerin gerçekten karı-koca hayatı sürdürüp sürdürmediğini ve birlikte yaşamanın gönüllü olup olmadığını araştırır.

Eşlerin ayrı odalarda yaşaması, yalnızca çocuklarla ilgili konularda iletişim kurması, ekonomik sebeplerle aynı evi paylaşması ya da hastalık ve bakım ihtiyacı nedeniyle geçici olarak bir arada bulunması affın kabul edilmesini engelleyebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli, 2024/1808 E., 2024/1598 K. sayılı kararında, kanser tedavisi gören ve çocuklarına tek başına bakamayacak durumda olan kadının dava açıldıktan sonra bir süre daha eşiyle aynı evde kalması zorunluluktan kaynaklanan bir beraberlik olarak kabul edilmiştir. Daire, bu durumun af şeklinde değerlendirilerek davanın reddedilmesini hukuka aykırı bulmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.02.2025 tarihli, 2024/4759 E., 2025/1705 K. sayılı kararında da dava tarihinden sonra aynı evde yaşanması tek başına yeterli görülmemiştir. Daire; affın davalı eş tarafından usulüne uygun biçimde savunma olarak ileri sürülmesi, ortak hayatın devam ettiğini gösteren somut delillerin bulunması ve soyut tanık anlatımlarıyla yetinilmemesi gerektiğini belirtmiştir.

Buna karşılık aynı evde gönüllü olarak normal evlilik hayatının sürdürülmesi affa işaret edebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli, 2014/25795 E., 2015/11245 K. sayılı kararında, boşanma davasından sonra aynı evde yaşamaya ve karı-koca ilişkisini amacına uygun biçimde sürdürmeye devam eden eşlerin dava tarihinden önceki olayları affettikleri veya en azından hoşgörüyle karşıladıkları kabul edilmiştir.

Mahkemenin araştıracağı husus, eşlerin aynı çatı altında bulunması değil, evlilik ilişkisinin hangi şartlarla devam ettiğidir.

Çocuklar İçin Evliliği Sürdürmek Affetmek Anlamına Gelir mi?

Ortak çocukların küçük olması, velayet kaygısı, çocuğun eğitim düzeninin bozulmaması veya aile konutundan ayrılmanın çocuk üzerindeki etkisi nedeniyle boşanma kararı uzun süre ertelenebilir. Çocuklar için evliliği sürdürmek, kusurlu davranışların koşulsuz biçimde bağışlandığını tek başına göstermez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2025 tarihli, 2024/213 E., 2025/557 K. sayılı kararında, kadının çocuğun bakımı ve kayınvalidenin hastalığı nedeniyle geçici olarak ortak yaşam alanına dönmesi af sayılmamıştır. Taraflar arasında gerçek anlamda karı-koca hayatının yeniden kurulmadığı ve erkeğin güven sarsıcı davranışlarının devam ettiği gözetilmiştir. Ev kiralanması, abonelik açılması ve para gönderilmesi de somut olayda kadının affetme iradesini kanıtlamaya yeterli bulunmamıştır.

Çocuklar nedeniyle görüşmek, hastalık döneminde yardım etmek veya geçici olarak aynı evde kalmak ile evliliği bilinçli şekilde sürdürme iradesi birbirinden ayrılmalıdır.

Barışmayı Denemek Geçmiş Kusurları Ortadan Kaldırır mı?

Evliliği kurtarmaya yönelik her girişim af değildir. Eşin mesaj göndermesi, aile büyüklerini araya sokması, eve dönmeyi teklif etmesi veya kısa süreli bir barışma denemesinde bulunması ortak hayat yeniden kurulmadıkça kesin bir affetme iradesi olarak kabul edilmeyebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.03.2024 tarihli, 2022/10094 E., 2024/1869 K. sayılı kararında, kadının eşine gönderdiği özlem ve barışma içerikli mesajlar af için yeterli bulunmamıştır. Tarafların bu girişim üzerine bir araya gelerek ortak hayatı sürdürmemeleri ve affı gösteren başka bir delilin bulunmaması karşısında erkeğin hakaret, ilgisizlik ve eşini istemediğini söyleme şeklindeki kusurları esas alınmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, 2023/5833 E., 2024/3844 K. sayılı kararında da sonuç doğurmayan barışma girişimi tek başına af kabul edilmemiştir. Af savunmasının dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürülmesi gerektiği de kararda gözetilmiştir.

Başarısız barışma girişiminin af sayılması, evliliğini kurtarmayı bir kez deneyen kişinin dava hakkını kaybetmesine yol açar. Bu nedenle mahkemeler yalnızca teklifin varlığına değil, tarafların bu teklif sonrasında gerçekten barışıp barışmadığına ve ortak hayatı yeniden kurup kurmadığına bakar.

Yirmi veya Otuz Yıl Önceki Olaylara Dayanılarak Boşanma Davası Açılabilir mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine dayanan evlilik birliğinin temelinden sarsılması davalarında, bütün olaylar için uygulanacak genel bir “yirmi yıl geçti, artık dava açılamaz” süresi bulunmamaktadır. Bununla birlikte olayın çok eski olması, affedilip affedilmediğinin ve evlilik birliğini hâlen çekilmez kılıp kılmadığının değerlendirilmesinde önem taşır.

Yirmi veya otuz yıl önce gerçekleşmiş tek bir hakaret, şiddet ya da güven sarsıcı davranıştan sonra eşler barışmış ve uzun yıllar normal evlilik hayatı sürdürmüşse, yalnızca bu eski olaya dayanılarak açılan dava reddedilebilir. Uzun süreli ve gönüllü ortak hayat, olayın affedildiğini veya en azından hoşgörüyle karşılandığını gösteren güçlü bir delildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, 2023/5025 E., 2024/3750 K. sayılı kararında, eski tarihli şiddet olaylarından sonra evlilik birliğinin devam etmesi nedeniyle bu olayların kusur olarak yüklenmemesine ilişkin değerlendirme onanmıştır. Dava, affedilmemiş diğer kusurlu davranışlar üzerinden sonuçlandırılmıştır. Karar, eski münferit olay ile dava tarihine kadar devam eden veya sonradan gerçekleşen kusurun birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.

Buna karşılık otuz yıl önce başlayan hakaret, şiddet veya ekonomik baskı aynı biçimde devam etmişse dava yalnızca otuz yıl önceki olaya dayanmamaktadır. İlk olaylar, süreklilik gösteren davranışların geçmişini açıklarken dava tarihine yakın olaylar güncel boşanma sebebini oluşturur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli kararında yıllar boyunca devam eden ağır davranışların affedilmiş sayılmaması bu ayrımın en açık örneklerinden biridir.

Geçmişteki olayın üzerinden uzun zaman geçmesi ile kusurlu davranışın uzun zamandır devam etmesi aynı şey değildir. İlkinde eski ve münferit bir olay, ikincisinde ise günümüze kadar uzanan bir davranış biçimi vardır.

Yaşlı Eşler Yalnızca Evliliğin Uzun Sürmesine Dayanarak Boşanabilir mi?

Eşlerin yaşlı olması veya evliliğin kırk, elli yıl sürmüş bulunması kendiliğinden boşanma sebebi oluşturmaz. Çekişmeli boşanma davasında evlilik birliğini temelinden sarsan olayların açıklanması ve ispatlanması gerekir.

İleri yaşta açılan davalarda geçmiş olayların hukuki niteliği özellikle önem kazanır. Bir eş yalnızca evliliğin ilk yıllarında meydana gelmiş ve sonrasında tekrarlanmamış olaylara dayanıyorsa mahkeme, aradan geçen uzun süreyi ve evlilik hayatının nasıl devam ettiğini inceler. Tarafların olaydan sonra onlarca yıl normal ortak hayat sürdürmesi, eski olayların affedildiği değerlendirmesine yol açabilir.

Buna karşılık ileri yaştaki eşin yıllardır aşağılanması, gelirinden mahrum bırakılması, sağlık sorunlarında yalnız bırakılması, evden kovulması veya bakım ve destek yükümlülüğünün sürekli ihlal edilmesi güncel kusurlu davranışlardır. Bunlar “Evlilik zaten uzun sürmüş” gerekçesiyle önemsiz sayılamaz.

Uzun evliliklerde mahkeme, yaşı değil davranışın devam edip etmediğini esas alır. Elli yıllık evlilik içinde otuz yıl önce yaşanıp kapanmış tek bir tartışma ile otuz yıldır devam eden kötü muamele aynı şekilde değerlendirilemez.

Yalnızca Eski Olaylar Varsa Boşanma Davası Reddedilir mi?

Dava yalnızca çok eski, münferit ve sonrasında affedilmiş olaylara dayanıyorsa; davalı eşe yüklenebilecek yeni bir kusur da ispatlanamamışsa boşanma talebi reddedilebilir. Eşlerden birinin artık evliliği istememesi, tek başına çekişmeli boşanma davasının kabulü için her durumda yeterli değildir.

Eski olay, evlilik ilişkisinin geçmişini anlatmak amacıyla dava dilekçesinde açıklanabilir. Ancak olayın affedildiği kabul edilirse bu davranış kusur derecesinin belirlenmesinde, boşanma kararında veya maddi ve manevi tazminat hesabında doğrudan esas alınamaz.

Yaşanan davranışın affedilmediğini ya da aynı davranış biçiminin devam ettiğini gösteren yakın tarihli olaylar varsa bunların tarih, yer ve gerçekleşme biçimiyle birlikte dava dilekçesinde açıklanması gerekir. “Eşim yıllardır kötü davranır” şeklindeki soyut bir anlatım, devamlılığın ispatı bakımından yeterli olmayabilir.

Devam Eden Kusurlu Davranışlar Nasıl İspatlanır?

Yıllara yayılan kötü muamelenin ispatında olayların kronolojik biçimde açıklanması önemlidir. Davranışın ne zaman başladığı, hangi aralıklarla tekrarlandığı, son olayın ne zaman gerçekleştiği ve ortak hayatı nasıl etkilediği ortaya konulmalıdır.

Tanıkların yalnızca tarafların geçinemediğini söylemesi yeterli görülmeyebilir. Tanığın bizzat gördüğü şiddeti, duyduğu hakareti, tarafların fiilen nasıl yaşadığını veya olayın hemen ardından mağdur eşte gözlemlediği durumu açıklaması gerekir. Özellikle uzun evliliklerde yetişkin çocuklar, yakın akrabalar, komşular ve aileyle düzenli görüşen kişiler süreklilik hakkında bilgi sahibi olabilir. Bununla birlikte yalnızca taraflardan duyduklarını aktaran tanık anlatımlarının ispat gücü daha sınırlıdır.

Sağlık raporları, kolluk ve savcılık kayıtları, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararları, mesajlar, elektronik yazışmalar, banka kayıtları, icra dosyaları ve sosyal hizmet incelemeleri de davranışın niteliğine göre delil oluşturabilir. Ekonomik şiddet iddiasında aile giderlerinin karşılanmadığını gösteren kayıtlar; sürekli hakaret veya tehdit iddiasında hukuka uygun biçimde elde edilmiş yazışmalar; fiziksel şiddette ise sağlık ve soruşturma belgeleri önem kazanır.

Yıllar önceki olaylara ilişkin belge bulunmaması davanın mutlaka reddedileceği anlamına gelmez. Ancak olayların çok eski olması, tanıkların ayrıntıları hatırlayamaması ve yeni bir davranışın gösterilememesi ispatı zorlaştırır. Dava, mümkün olduğunca devam eden veya yakın tarihte gerçekleşen somut olaylar üzerine kurulmalıdır.

Kusurlara Yıllarca Katlanmak Tazminat Hakkını Ortadan Kaldırır mı?

Affedilmiş olaylar kusur hesabında dikkate alınmadığından bu olaylara dayanılarak maddi veya manevi tazminat istenmesi de mümkün olmayabilir. Kusurlu davranışlar süreklilik gösteriyorsa ve affedilmemiş son olaylar ispatlanmışsa, bu davranışlar boşanmadaki kusur derecesinin ve tazminat şartlarının belirlenmesinde dikkate alınır.

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca maddi tazminat isteyen eşin kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu olması; manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı oluşturması gerekir. Şiddet, ağır hakaret ve küçük düşürücü davranışlar manevi tazminat bakımından önem taşıyabilir. Bununla birlikte tazminatın verilip verilmeyeceği yalnızca evliliğin kaç yıl sürdüğüne göre değil, tarafların kusur durumu ve ispatlanan olayların niteliğine göre belirlenir.

Yıllarca susmuş olmak tek başına tazminat hakkından vazgeçildiğini göstermez. Mahkeme, sessizliğin gerçekten affetme iradesinden mi yoksa korku, bağımlılık, baskı veya çaresizlikten mi kaynaklandığını dosyadaki bütün delillerle birlikte değerlendirir.

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 166 ve m. 174.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 190 ve m. 194.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.01.2022 tarihli, 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2025 tarihli, 2024/213 E., 2025/557 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.02.2025 tarihli, 2024/4759 E., 2025/1705 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.06.2024 tarihli, 2023/8099 E., 2024/4376 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, 2023/5833 E., 2024/3844 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, 2023/5025 E., 2024/3750 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.05.2024 tarihli, 2023/6755 E., 2024/3350 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.03.2024 tarihli, 2022/10094 E., 2024/1869 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli, 2024/1808 E., 2024/1598 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli, 2014/25795 E., 2015/11245 K. sayılı kararı.

5/5 - (2 votes)
İlginizi çekebilir:  Anlaşmalı Boşanma Kesinleştikten Sonra İhanet Ortaya Çıkarsa Ne Yapılabilir?

Yorum yapın