Hakaret Davası Nasıl Açılır? Hangi Sözler Hakaret Sayılır?

📅 20 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 21 Ağustos 2026

Hakaret Suçu Nedir?

Hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen ve kişinin onur, şeref ve saygınlığını korumayı amaçlayan bir suçtur.

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövmek suretiyle kişinin değerlerine saldıran kişi hakaret suçunu işlemiş olur.

Hakaret suçu iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. Bunlardan ilki, kişiye belirli bir olay veya davranış isnat edilmesidir. Örneğin bir kişiye hırsızlık yaptığı, dolandırıcılık yaptığı veya ahlaka aykırı bir davranışta bulunduğu şeklinde isnatta bulunulması hakaret suçunu oluşturabilir.

İkinci şekil ise doğrudan sövmek suretiyle kişinin onur ve saygınlığının hedef alınmasıdır.

Hakaret suçunun oluşması için kullanılan sözlerin toplumdaki anlamı, söylendiği ortam ve tarafların durumu birlikte değerlendirilir. Her kaba veya nezaketsiz söz otomatik olarak hakaret suçu oluşturmaz.

İçindekiler
  1. Hakaret Suçu Nedir?
  2. Hakaret Davasını Kim Açar?
  3. Gıyapta Hakaret Suç Teşkil Eder mi?
  4. Hakaret İçeren Bir İfadenin Gerçeğe Dayanması Suçu Ortadan Kaldırır mı?
  5. Akrabaya Hakaret Etmek Cezayı Artırır mı?
  6. Anneye Küfredilmesi Hâlinde Kim Şikâyetçi Olmalıdır?
  7. Hakaret Suçu Nasıl İspatlanır?
  8. Hakaret Suçunda Mağdurun Belirlenmesi
  9. Hakaret Suçunda Haksız Tahrik İndirimi Var mı?
  10. Ölmüş Kişinin Hatırasına Hakaret Suçu
  11. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu
  12. Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Önödemeye Tabi midir?
  13. Doktora veya Hemşireye Hakaret Suçu
  14. Sosyal Medyada Edilen Hakaret Gıyapta Hakaret Sayılır mı?
  15. Kamuya Mal Olmuş Kişilere Yönelik Eleştiri Hakaret Sayılır mı?
  16. Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapmak Suçu Kabul Etmek Anlamına Gelir mi?
  17. Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapılmazsa Ne Olur?
  18. Hakaret Suçunda Ön Ödeme mi Uzlaştırma mı Uygulanır?
  19. Hakaret Suçunda Uzlaştırma Süreci Nasıl İşler?
  20. Hakaret Suçunda Ön Ödeme veya Uzlaştırma Yapılmadan Dava Açılırsa Ne Olur?
  21. Ön Ödeme veya Uzlaştırma Hakkı Kullandırılmayan Fail Ne Yapabilir?
  22. Sabıka Kaydı Bulunması Ön Ödemeye Engel midir?
  23. Hakaret Suçunda Ön Ödeme Neden Mağdura Değil Devlete Yapılır?
  24. Ön Ödeme Mağdurun Affı Anlamına Gelir mi?
  25. Ön Ödeme ile Uzlaştırma Arasındaki Fark Nedir?
  26. Suçu Affetme Yetkisi Kime Aittir?
  27. HAGB Kararı Bulunması Ön Ödemeye Engel Olur mu?
  28. Hakaret Suçunda Daha Önce Ön Ödeme Yapılmış Olması Tekrar Ön Ödemeye Engel midir?
  29. Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapmak Sabıka Oluşturur mu?
  30. Hakaret Suçu Memuriyete Engel midir?
  31. Hakaret Suçu Boşanma Nedeni midir?
  32. Üçüncü Kişilere Edilen Hakaret Boşanma Nedeni Olur mu?
  33. Hakarete Uğrayan Mağdurun Hakları Nelerdir?
  34. Hakaret Suçu Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Açılabilir mi?
  35. Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Açılmazsa Ne Olur?
  36. Manevi Tazminat Kazanılırsa Ancak Failin Ödeme Gücü Yoksa Ne Olur?
  37. Hakaret Eden Kişi Ceza Almazsa Manevi Tazminat İstenebilir mi?
  38. Boşanma Davasında Hakaret Nedeniyle Tazminat Alınmışsa Ayrıca Hakaret Nedeniyle Bağımsız Manevi Tazminat Davası Açılabilir mi?

Hakaret Davasını Kim Açar?

Hakaret nedeniyle açılacak ceza davası ile manevi tazminat davası birbirinden farklıdır ve bu davaları açan kişiler de aynı değildir. Kural olarak şikâyete bağlı olan hakaret suçunda mağdur, savcılığa veya kolluk makamlarına şikâyette bulunur; ceza davasını mağdurun kendisi açmaz. Şikâyet üzerine Cumhuriyet savcısı soruşturma yürütür, tarafların beyanlarını ve dosyaya giren delilleri toplar. Soruşturma sonunda elde edilen deliller suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler; iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle kamu davası açılmış olur. Delil yokluğu veya eylemin hakaret suçunu oluşturmadığı hallerde ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

Ceza yargılamasında mağdurun mahkemeye bir dava harcı yatırarak hakaret davası açması söz konusu değildir. Bu anlamda hakaret nedeniyle yapılan ceza şikâyeti harca tabi değildir. Dava savcı tarafından şikayet sonucu kendiliğinden açılır veya açılmaz. Bununla birlikte yargılama sonunda ortaya çıkan yargılama giderlerinin kim üzerinde bırakılacağı ceza yargılamasının sonucuna göre ayrıca belirlenir.

Hakaret nedeniyle açılan manevi tazminat davası ise farklıdır. Bu davayı Cumhuriyet savcısı değil, kişilik hakkı saldırıya uğrayan mağdur kendisi açar. Talebin hukuki dayanağı esas olarak TBK m. 49 ve m. 58 hükümleridir. Mağdur, hakaret nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek hukuk mahkemesinde manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu dava ceza davasından bağımsızdır ve harca tabidir. Tazminat davası açıp açmamak tamamen mağdurun tercihine bağlıdır; savcılığın hakaret nedeniyle soruşturma yürütmesi veya ceza davası açması kendiliğinden bir tazminat davası açılmasına yol açmaz.

Hakaret Şikâyetinden Vazgeçilirse Ceza Davası Düşer mi?

Hakaret suçunun şikâyete bağlı olduğu hâllerde, şikâyetten vazgeçilmesi ceza davasının devamını etkiler. TCK m. 73 uyarınca şikâyetten vazgeçme, kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar mümkündür. Ancak kanunda aksi öngörülmedikçe vazgeçmenin sanık bakımından sonuç doğurabilmesi için sanığın da vazgeçmeyi kabul etmesi gerekir. Şartların gerçekleşmesi hâlinde kamu davasının düşmesine karar verilir.

(Suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi veya Cumhurbaşkanına hakaret niteliğinde olması durumunda soruşturma ve kovuşturma şikayete bağlı değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından doğrudan (resen) incelenir. Yine Bir kamu görevlisine, yürüttüğü kamusal görev sebebiyle hakaret edilmesi durumunda mağdur şikayetçi olmasa dahi soruşturma açılır)

Burada önemli bir ayrıntı vardır: Ceza şikâyetinden vazgeçmek, hakaret nedeniyle açılabilecek manevi tazminat davasından otomatik olarak vazgeçildiği anlamına gelmez. Mağdur yalnızca ceza şikâyetinden vazgeçebilir ve buna rağmen şartları varsa hukuk mahkemesinde manevi tazminat talep edebilir. Ancak TCK m. 73/7 gereğince mağdur, şikâyetinden vazgeçerken şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca ve açıkça bildirirse, daha sonra aynı olay nedeniyle hukuk mahkemesinde tazminat davası açamaz.

Gıyapta Hakaret Suç Teşkil Eder mi?

Hakaret suçunun mağdurun yokluğunda, yani gıyabında işlenmesi hâlinde suçun oluşabilmesi için hakaret içeren söz veya davranışın en az üç kişiyle ihtilat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. İhtilat, hakaretin mağdur dışında en az üç kişi tarafından öğrenilmesi ve algılanması anlamına gelir. Bu üç kişinin aynı yerde bulunması veya hakareti aynı anda öğrenmesi şart değildir; farklı zamanlarda ve farklı yerlerde bulunan kişilere ayrı ayrı söylenen hakaret içeren ifadeler de ihtilat şartını sağlayabilir. Ancak yalnızca hakaretin üçüncü kişiler tarafından öğrenilme ihtimalinin bulunması yeterli değildir; söz konusu ifadelerin gerçekten en az üç kişi tarafından öğrenilmiş olması gerekir. Ayrıca bu öğrenmenin failin davranışıyla bağlantılı olması ve failin sözlerinin üçüncü kişilere ulaşmasını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi önemlidir. Örneğin fail hakaret içeren sözleri yalnızca iki kişiye söylemiş, üçüncü kişi ise failin bilgisi ve iradesi dışında konuşmayı duymuşsa kural olarak üç kişiyle ihtilat şartı gerçekleşmiş sayılmaz. Buna karşılık fail aynı hakaret içeren ifadeleri üç kişiye ayrı ayrı söylemişse, bu kişilerin birbirlerinden haberdar olmamaları veya sözleri daha sonra kimseye aktarmamaları ihtilatın gerçekleşmesine engel değildir.

Hakaret İçeren Bir İfadenin Gerçeğe Dayanması Suçu Ortadan Kaldırır mı?

Hakaret suçunda önemli olan yalnızca kullanılan sözün gerçek bir olguya dayanıp dayanmadığı değil, ifadenin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır. Bu nedenle bir kişiye aşağılamak, küçük düşürmek veya toplum nezdinde değersiz göstermek amacıyla “orospu” şeklinde hitap edilmesi, somut olayın şartlarına göre TCK m. 125 kapsamında sövme suretiyle hakaret niteliğinde değerlendirilebilir. Muhatabın gerçekte seks işçiliği yapıyor olması, tek başına bu sözü hukuka uygun hâle getirmez. Veya “piç” diye hakaret edilen kişinin kendisine evllikte sadakatsiz davranmış olması sözü hukuka uygun hale getirmez. Bir başka ifadeyle, failin “ama söylediğim şey doğruydu” şeklindeki savunması, hakaret amacıyla kullanılan aşağılayıcı bir sıfat bakımından kendiliğinden cezasızlık sonucu doğurmaz.

Burada bir olgunun tarafsız şekilde ifade edilmesi ile aynı olgunun tahkir amacıyla kullanılması birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin bir kişinin mesleğinin veya yaşamına ilişkin bir hususun hukuken gerekli olduğu bir bağlamda, aşağılayıcı olmayan ve objektif bir dille belirtilmesi ile aynı hususun öfke, aşağılama veya küçük düşürme amacıyla bir sövgü sözcüğüne dönüştürülmesi aynı şey değildir. Hakaret suçunda değerlendirme yapılırken kullanılan kelimenin sözlük anlamından ziyade söyleniş biçimi, taraflar arasındaki ilişki, sözün söylendiği ortam, amacı ve bütün bağlamı dikkate alınır.

Ayrıca TCK m. 127’de düzenlenen ispat hakkı da her hakaret sözü için genel bir “doğruysa ceza verilmez” kuralı getirmez. Bu hüküm esas olarak kişiye suç teşkil eden somut bir fiilin isnat edilmesi bakımından gündeme gelir. Salt sövme ve aşağılayıcı sıfat kullanılması hâlinde, kullanılan ifadenin gerçeğe uygun olduğu ileri sürülerek hakaretin hukuka uygun hâle geldiğinden söz edilemez. Dolayısıyla kişinin gerçek yaşam biçimi, mesleği veya geçmişi, onun aşağılayıcı ifadelerle hedef alınmasını meşru kılan bir neden değildir.

Akrabaya Hakaret Etmek Cezayı Artırır mı?

TCK m. 125’te hakaret suçunun nitelikli hâlleri ayrıca sayılmıştır. Mağdurun failin annesi, babası, kardeşi, çocuğu, eşi, kayınvalidesi, kayınpederi veya başka bir akrabası olması, bu maddede cezayı artıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Dolayısıyla aynı sözün yabancı bir kişiye değil de bir akrabaya söylenmiş olması, yalnızca akrabalık ilişkisi nedeniyle cezanın artırılmasına yol açmaz.

Aynı şekilde, “aile içinde söylendi” veya “akrabayız” şeklindeki bir gerekçe de hakareti kendiliğinden daha hafif hâle getirmez. Akrabalık ilişkisi hakaret etme hakkı vermediği gibi kanunda buna özgü bir cezasızlık veya indirim sebebi de bulunmamaktadır.

Bununla birlikte aile veya akrabalık ilişkisi, somut olayın bağlamının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Örneğin sözlerin karşılıklı bir tartışma sırasında söylenmesi, mağdurun öncesinde haksız bir fiilde bulunması veya tarafların birbirlerine karşılıklı olarak hakaret etmeleri hâlinde TCK m. 129’daki özel hükümler gündeme gelebilir. Böyle bir durumda cezada indirim yapılması veya bazı hâllerde ceza verilmesinden vazgeçilmesi mümkün olabilir. Ancak bunun nedeni tarafların akraba olması değil; haksız fiile tepki veya karşılıklı hakaret koşullarının gerçekleşmiş olmasıdır.

Örneğin bir kişinin kardeşine, annesine veya kayınvalidesine hakaret etmesi ile aynı ifadeyi yabancı bir kişiye yöneltmesi arasında sırf akrabalık nedeniyle kanuni ceza farkı yoktur. Buna karşılık hakaret edilen akraba aynı zamanda kamu görevlisiyse ve hakaret görevinden dolayı gerçekleştirilmişse, cezanın ağırlaşmasının sebebi akrabalık değil, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesidir.

Anneye Küfredilmesi Hâlinde Kim Şikâyetçi Olmalıdır?

Bir söz içerisinde kişinin annesine yönelik küfür veya aşağılayıcı ifadeler kullanılmış olması, her durumda şikâyet hakkının anneye ait olduğu anlamına gelmez. Hakaret suçunda öncelikle belirlenmesi gereken husus, kullanılan sözün kimin onur, şeref ve saygınlığını hedef aldığı, başka bir ifadeyle suçun mağdurunun kim olduğudur. Şikâyet hakkı da kural olarak hakaret suçunun mağduruna aittir.

Örneğin bir kişiye, annesi hakkında doğrudan “annen fahişedir” şeklinde somut ve aşağılayıcı bir isnatta bulunulmuşsa, sözün doğrudan hedefi anne olduğundan hakaret suçunun mağduru anne olabilir. Bu durumda hakaret edilen anne hayattaysa, kural olarak şikâyet hakkı da kendisine aittir.

Buna karşılık “orospu çocuğu”, “ananı …”, “senin ananı avradını …” gibi ifadelerde değerlendirme farklıdır. Bu tür sözlerde anneye ilişkin kelimeler kullanılmış olsa dahi, sözün asıl amacı karşıdaki kişiyi aşağılamak ve tahkir etmek olabilir. Böyle bir durumda hakaret suçunun mağduru, küfrün yöneltildiği muhatap kişinin kendisidir ve şikâyet hakkı da ona aittir.

Bu nedenle kullanılan ifadede “anne” kelimesinin geçmesi tek başına mağdurun anne olduğu sonucunu doğurmaz. Sözün tamamı, söylendiği ortam, taraflar arasındaki tartışmanın gelişimi, sözün kime yöneltildiği ve failin kimi aşağılamayı amaçladığı birlikte değerlendirilmelidir. Aynı sözün niteliğine göre yalnızca anne, yalnızca muhatap veya şartları varsa birden fazla kişi bakımından hakaret suçunun değerlendirilmesi söz konusu olabilir.

Kısacası, “anaya küfredildiyse mutlaka anne şikâyetçi olmalıdır” şeklinde genel bir kural yoktur. Hakaret suçunda şikâyet hakkının kime ait olduğu, küfrün içinde hangi kelimelerin kullanıldığından çok, hakaret fiilinin gerçek mağdurunun kim olduğuna göre belirlenir.

Hakaret Suçu Nasıl İspatlanır?

Hakaret suçunda en önemli konulardan biri, hakaret içeren söz veya davranışın gerçekten gerçekleştiğinin ortaya konulabilmesidir. Ceza yargılamasında yalnızca kişinin “bana hakaret etti” şeklindeki beyanı ceza verilmesi için yeterli değildir. Mahkemenin veya soruşturma makamlarının suçun işlendiğine dair yeterli kanaate ulaşabilmesi gerekir.

Hakaret suçu farklı delillerle ispatlanabilir. Özellikle mesajlaşma kayıtları, sosyal medya paylaşımları, elektronik yazışmalar, ses kayıtları, kamera görüntüleri ve tanık anlatımları hakaret suçunda önemli deliller arasında yer alır.

Örneğin bir kişinin sosyal medya hesabından belirli bir kişiyi hedef alarak hakaret içeren ifadeler kullanması hâlinde, ilgili paylaşım kayıtları suçun ispatında kullanılabilir. Aynı şekilde WhatsApp, SMS veya diğer iletişim uygulamalarındaki yazışmalar da hakaret suçunun ortaya konulmasında önem taşır.

Örneğin bir kişi size yalnız olduğunuz bir ortamda hakaret etmiş ve bu olayı destekleyen herhangi bir ses kaydı, görüntü veya tanık bulunmuyorsa, soruşturma makamlarının yalnızca karşılıklı iddialara dayanarak işlem yapması mümkün değildir.

Ancak burada her olayın kendi şartları değerlendirilir. Ceza yargılamasında önemli olan, hakaret fiilinin gerçekleştiğine ilişkin yeterli şüphe ve delil bulunmasıdır.

Hakaret Suçunda Mağdurun Belirlenmesi

Türk Ceza Kanunu’nun 126. maddesine göre hakaret suçunda mağdurun isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir.

Bir kişinin adı doğrudan söylenmese bile, kullanılan ifadelerin belirli bir kişiye yöneldiği açıkça anlaşılabiliyorsa mağdur belirlenmiş kabul edilir.

Örneğin bir sosyal medya paylaşımında kişinin adı yazılmamış olsa bile, kullanılan ifadeler ve paylaşımın içeriği belirli bir kişiyi açıkça hedef gösteriyorsa hakaret suçu oluşabilir.

Buna karşılık genel ifadelerle yapılan ve kimin hedef alındığı kesin olarak belirlenemeyen sözlerde hakaret suçundan bahsetmek mümkün değildir.

Örneğin bir kişinin WhatsApp durumunda genel bir söz paylaşması ve başka bir kişinin bu sözü kendisine yönelik kabul etmesi tek başına yeterli olmayabilir. Hakaretin belirli bir kişiye yöneldiğinin açıkça ortaya konulması gerekir.

Hakaret Suçunda Haksız Tahrik İndirimi Var mı?

Hakaret suçunda haksız tahrik bakımından genel nitelikteki TCK m. 29’dan ziyade, hakaret suçuna özgü özel düzenleme olan TCK m. 129 uygulanır. Bu nedenle hakaret suçunda “tahrik indirimi” denildiğinde esas olarak TCK m. 129’daki haksız fiile tepki olarak hakaret hükümleri anlaşılmalıdır.

TCK m. 129/1’e göre hakaret, mağdurun gerçekleştirdiği haksız bir fiile tepki olarak işlenmişse mahkeme verilecek cezayı üçte birine kadar indirebilir veya tamamen ceza vermekten vazgeçebilir. Dolayısıyla burada klasik anlamda zorunlu ve belirli oranlı bir indirimden değil, hâkime somut olayın özelliklerine göre geniş takdir yetkisi veren özel bir düzenlemeden söz edilir.

Haksız fiilin mutlaka suç oluşturması da gerekmez. Hakaret eden kişiye yönelmiş hukuka aykırı, haksız veya kişiyi öfkelendirmeye elverişli bir davranış bulunması yeterli olabilir. Ancak her rahatsız edici davranış tahrik sayılmaz. Hakaretten önce gerçekleşen davranışın objektif olarak haksız olması ve hakaret ile bu davranış arasında bir tepki ilişkisi bulunması gerekir. Failin yalnızca kişisel olarak alınmış veya öfkelenmiş olması tek başına yeterli değildir.

Tahrikin Hakaret Cezasında İndirim Sebebi Sayılması İçin Hangi Şartlar Gerekir?

Öncelikle hakaretten önce mağdurdan kaynaklanan haksız bir davranış bulunmalıdır. Hakaret eden kişinin kendi başlattığı bir tartışmayı veya kendi haksız davranışının sonucunda ortaya çıkan tepkiyi gerekçe göstererek TCK m. 129’dan yararlanması kural olarak mümkün değildir.

İkinci olarak hakaret ile önceki haksız fiil arasında nedensellik ve tepki bağı bulunmalıdır. Fail hakareti başka bir nedenle değil, söz konusu haksız davranışın etkisiyle gerçekleştirmiş olmalıdır. Örneğin günler önce meydana gelen bir uyuşmazlık yalnızca bahane edilerek daha sonra planlı biçimde hakaret edilmişse, somut olayın özelliklerine göre bu bağlantının ortadan kalktığı kabul edilebilir.

Üçüncü olarak verilen tepkinin mutlaka haksız fiille aynı anda veya hemen birkaç saniye içerisinde gerçekleşmesi şart değildir. Kanunda “beş dakika”, “bir saat” veya “aynı gün” şeklinde belirlenmiş bir süre bulunmamaktadır. Bununla birlikte zaman geçtikçe, hakaretin artık haksız fiilin oluşturduğu tepkinin sonucu değil, intikam veya sonradan verilmiş bağımsız bir kararın ürünü olduğu sonucuna ulaşılması kolaylaşır. Bu nedenle süre, tek başına matematiksel olarak değil; olayın gelişimi, tarafların tekrar karşılaşma zamanı, failin haksız davranışı ne zaman öğrendiği ve hakaretin hangi şartlarda gerçekleştiği birlikte değerlendirilir.

Haksız Fiil Öğrenildikten Sonra Hakaret Edilirse Tahrik Uygulanabilir mi?

Failin haksız fiili doğrudan yaşadığı anda öğrenmiş olması zorunlu değildir. Örneğin kendisine yönelik haksız bir davranışı daha sonra öğrenen kişi, bunu öğrendikten sonra tepki olarak hakarette bulunmuşsa TCK m. 129’un uygulanması teorik olarak mümkündür.

Burada da temel mesele zaman değil, bağlantıdır. Failin olayı öğrendiği an ile hakaret arasında haksız fiilin meydana getirdiği tepki ilişkisinin devam edip etmediği araştırılır.

Haksız Tahrikin Bir Zamanaşımı Süresi Var mı?

TCK m. 129 bakımından özel bir “tahrik zamanaşımı” süresi yoktur. Yani haksız fiilden itibaren 24 saat, üç gün veya bir hafta geçince tahrik hükümlerinin otomatik olarak uygulanamayacağına ilişkin kanuni bir süre bulunmamaktadır.

Ancak aradan geçen zaman, tahrik ile hakaret arasındaki tepki bağının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde son derece önemlidir. Uzun süre geçmesi, failin sakinleşmesi, tarafların hayatlarına normal şekilde devam etmesi ve daha sonra yeniden düşünüp hakaret edilmesi hâlinde TCK m. 129’un uygulanması güçleşebilir.

Bu konu, hakaret suçunun dava zamanaşımı veya şikâyet süresiyle karıştırılmamalıdır. Tahrikin kendi başına bir zamanaşımı yoktur; ayrı bir mesele olan şikâyet ve dava zamanaşımı ise hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasıyla ilgilidir.

Yaralamaya Tepki Olarak Hakaret Edilirse Ne Olur?

Kanun burada daha özel bir sonuç öngörmüştür. TCK m. 129/2 uyarınca hakaret, kasten yaralama suçuna tepki olarak gerçekleştirilmişse hakaret eden kişiye ceza verilmez.

Örneğin bir kişinin kendisine kasten vurulmasının hemen ardından saldırgana hakaret etmesi hâlinde şartları oluşmuşsa yalnızca cezada indirim değil, hakaret nedeniyle cezasızlık gündeme gelebilir.

Mesela eşinden tokat yiyen kadın küfrederse ceza almayabilir.

Karşılıklı Hakarette Tahrik Nasıl Uygulanır?

Tarafların birbirlerine karşılıklı olarak hakaret etmeleri hâlinde ise TCK m. 129/3 uygulanabilir. Olayın niteliğine göre mahkeme taraflardan her ikisinin veya yalnızca birinin cezasını üçte birine kadar indirebilir ya da ceza vermekten tamamen vazgeçebilir.

Bu nedenle hakaret dosyalarında “ilk kim hakaret etti?”, “karşı tarafın sözüne cevap mı verildi?”, “öncesinde fiziksel veya başka bir haksız davranış var mıydı?” gibi hususlar ceza miktarı ve hatta ceza verilip verilmeyeceği bakımından doğrudan önem taşır.

Ölmüş Kişinin Hatırasına Hakaret Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesinde kişinin hatırasına hakaret suçu düzenlenmiştir.

Bir kişinin ölümünden sonra onun hatırasına en az üç kişinin bilgisine ulaşacak şekilde hakaret edilmesi hâlinde suç oluşur.

Bu suçta korunan değer, ölen kişinin toplum içindeki saygınlığı ve hatırasıdır.

Ölen kişinin hatırasına yönelik hakaret nedeniyle şikâyet hakkı ise belirli yakınlarına tanınmıştır. Ölen kişinin ikinci dereceye kadar üstsoyu ve altsoyu, eşi veya kardeşleri şikâyette bulunabilir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

Cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

Kovuşturma Adalet Bakanlığının iznine tabidir.

Cumhurbaşkanına hakaret eden kişinin bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüş; suçun alenen işlenmesi hâlinde cezanın altıda biri oranında artırılacağı belirtilmiştir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Uzlaşmaya Tabi midir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu uzlaştırma kapsamında değildir.

CMK m. 253 uyarınca uzlaştırma; kural olarak soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar ile maddede ayrıca sayılan bazı suçlar bakımından uygulanmaktadır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise şikâyete bağlı bir suç olmadığı gibi CMK m. 253’te uzlaştırmaya tabi olduğu ayrıca belirtilen suçlar arasında da yer almamaktadır. Bu nedenle TCK m. 299 kapsamında yürütülen soruşturmalarda dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmez.

Bu noktada genel hakaret suçu ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunun birbirine karıştırılmaması gerekir. TCK m. 299, TCK m. 125’teki genel hakaret suçundan ayrı ve özel bir suç tipidir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Şikâyete Bağlı mıdır?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu şikâyete bağlı değildir. Savcılık, Cumhurbaşkanının veya vekilinin şikâyette bulunmasını beklemek zorunda olmaksızın suç şüphesini öğrendiğinde resen soruşturma başlatabilir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/11074 E., 2020/2040 K. sayılı kararında da TCK m. 299 bakımından kovuşturmanın Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, bunun dışında şikâyet veya başka bir soruşturma ya da kovuşturma şartı aranmadığı açıkça belirtilmiştir.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanının bizzat şikâyetçi olmaması, savcılığın soruşturma yapmasına engel değildir. Aynı nedenle, şikâyete bağlı suçlarda olduğu şekilde sonradan yapılan bir şikâyetten vazgeçme de tek başına kamu davasını düşüren bir sonuç doğurmaz.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunda Soruşturma İçin Adalet Bakanının İzni Gerekir mi?

Cumhuriyet savcısı önce soruşturmayı yürütür. Hakaret olduğu ileri sürülen söz, yazı veya sosyal medya paylaşımı dosyaya alınır; şüphelinin kimliği belirlenir, gerekli ifadeler alınır ve diğer deliller toplanır. Savcı, yaptığı soruşturma sonucunda TCK m. 299 kapsamında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli şüphe bulunduğu kanaatine ulaşırsa, kamu davası açılmadan önce Adalet Bakanından kovuşturma izni istenir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/2078 E., 2017/5472 K. sayılı kararına konu olay bu ayrımı oldukça açık göstermektedir. Dosyada ilk olarak “soruşturma izni” talep edilmiş; Başsavcılık tarafından soruşturmanın yapılması gerektiği, ancak yürütülecek soruşturma sonucunda kovuşturmayı gerektiren bir durum ortaya çıkarsa kovuşturma izninin o aşamada istenebileceği belirtilmiştir. Bunun üzerine tanıklar dinlenmiş, şüphelinin savunması alınmış ve ancak soruşturma tamamlandıktan sonra Bakanlıktan kovuşturma izni istenmiştir.

Adalet Bakanı Kovuşturma İzni Vermezse Ne Olur?

Adalet Bakanı tarafından kovuşturma izni verilmemesi hâlinde TCK m. 299 bakımından gerekli kovuşturma şartı gerçekleşmemiş olur ve savcılık kamu davası açamaz.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 17.01.2022 tarihli, 2021/18268 E., 2022/314 K. sayılı kararında, Cumhurbaşkanına hakaret soruşturmasında Adalet Bakanınca kovuşturma izni verilmemesi üzerine şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinde esas itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanının Şikâyeti ile Adalet Bakanının Kovuşturma İzni Aynı Şey Değildir

Bu iki kurum da birbirinden ayrılmalıdır. Cumhurbaşkanının şikâyeti, TCK m. 299 bakımından kamu davasının şartı değildir. Buna karşılık Adalet Bakanının kovuşturma izni kanuni bir kovuşturma şartıdır.

Bu nedenle Cumhurbaşkanı hiç şikâyetçi olmasa dahi savcılık resen soruşturma yapabilir. Ancak Cumhuriyet savcısı suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunduğu sonucuna ulaşsa bile, Adalet Bakanının kovuşturma izni olmadan TCK m. 299 kapsamında kamu davası açamaz.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Önödemeye Tabi midir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu önödemeye tabi değildir.

TCK m. 75 uyarınca önödeme, kural olarak uzlaştırma kapsamı dışında kalan ve yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırı altı ayı aşmayan suçlarda uygulanır. Ayrıca kanunda bazı suçlar, ceza miktarından bağımsız olarak özel şekilde önödeme kapsamına alınmıştır.

Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise TCK m. 299 kapsamında düzenlenmiş olup yaptırımı bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Bu nedenle genel önödeme sınırının çok üzerindedir ve TCK m. 75’te ayrıca önödemeye tabi tutulan suçlar arasında da yer almaz.

Burada 2025 yılında yapılan değişiklik nedeniyle bir ayrım özellikle önemlidir: TCK m. 125’teki genel hakaret suçu, 25.12.2025 tarihli değişiklikle bazı istisnalar dışında önödeme kapsamına alınmıştır. Ancak bu değişiklik TCK m. 299’daki Cumhurbaşkanına hakaret suçunu kapsamamaktadır. Adalet Bakanlığının güncel önödeme açıklamasında da önödeme kapsamına alınan hakaret suçunun TCK m. 125 olduğu belirtilmektedir.

Doktora veya Hemşireye Hakaret Suçu

Doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik hakaret bakımından, hakaretin sağlık görevi nedeniyle işlenip işlenmediği özellikle önemlidir. Kamu hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları zaten kamu görevlisi niteliğindedir. Ayrıca 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek m. 12 uyarınca özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan personel de görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından TCK uygulamasında kamu görevlisi sayılır. Bu nedenle özel hastanede çalışan bir doktora veya hemşireye de sağlık hizmeti nedeniyle hakaret edilmesi, şartları varsa TCK m. 125/3-a kapsamında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret olarak değerlendirilir.

Üstelik sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen hakaret suçunda yalnızca TCK m. 125’teki nitelikli hâl uygulanmakla kalmaz. 3359 sayılı Kanun Ek m. 12 gereğince TCK m. 125’e göre belirlenecek ceza ayrıca yarı oranında artırılır ve hükmedilen hapis cezası hakkında TCK m. 51’deki hapis cezasının ertelenmesi hükümleri uygulanmaz. Bu özel koruma kamu ve özel sağlık kurumlarında çalışan sağlık personeli ile yardımcı sağlık personeli bakımından öngörülmüştür.

Doktora veya Hemşireye Hakaret Önödemeye Tabi midir?

Sağlık çalışanına görevinden dolayı hakaret, önödemeye tabi değildir.

25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik sonrasında TCK m. 75/6’da hakaret suçlarının önemli bir bölümü önödeme kapsamına alınmıştır. Ancak kanun açıkça TCK m. 125/3-a’yı, yani kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu önödeme kapsamının dışında bırakmıştır.

Ancak sağlık çalışanıyla fail arasındaki olay sağlık göreviyle ilgisiz, tamamen kişisel bir uyuşmazlıktan kaynaklanıyorsa durum değişir. Örneğin doktorla komşusu arasında apartman aidatı nedeniyle çıkan tartışmada hakaret edilmesi, mağdurun doktor olması sebebiyle kamu görevlisine görevinden dolayı hakarete dönüşmez. Böyle bir olayda hakaretin temel hâli söz konusu olabilir ve güncel TCK m. 75 kapsamında önödeme gündeme gelebilir.

Doktora Hakaret Uzlaşmaya Tabi midir?

Güncel düzenlemeye göre hakaret suçu uzlaştırmaya tabi değildir.

25 Aralık 2025 tarihli değişiklikle CMK m. 253/3 açık şekilde TCK m. 125’teki hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini düzenlemektedir. Adalet Bakanlığının güncel uzlaştırma çalışmasında da TCK m. 125’te düzenlenen hakaret suçunun artık uzlaştırma kapsamında bulunmadığı açıkça belirtilmektedir. Alternatif Çözümler

Dolayısıyla sağlık çalışanına görevinden dolayı hakarette zaten önödeme yoktur; uzlaştırma da yoktur.

Doktora veya Hemşireye Görevinden Dolayı Hakaret Şikâyete Bağlı mıdır?

TCK m. 131’in açık hükmüne göre, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı değildir.

Bu nedenle doktor veya hemşire; “şikâyetçi değilim” dese, sonradan şikâyetinden vazgeçse, faille barışsa dahi, eylem gerçekten TCK m. 125/3-a kapsamında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret niteliğindeyse kamu davasının sırf şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşmesi söz konusu olmaz. Yargıtay da kamu görevlisine görevinden dolayı hakarette TCK m. 131 gereğince soruşturma ve kovuşturmanın şikâyete bağlı olmadığını kabul etmektedir.

Burada yine “görevinden dolayı” şartı önemlidir. Sağlık çalışanına özel hayatındaki bir husumetten dolayı hakaret edilmişse, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hükümleri uygulanmaz ve hakaretin şikâyete bağlı temel hâli gündeme gelebilir.

Her Beyaz Kod Bildiriminde Ceza Davası Açılır mı?

Beyaz Kod verilmesi ile ceza davasının açılması aynı şey değildir.

Beyaz Kod; sağlık çalışanına karşı gerçekleşen şiddet, tehdit, hakaret ve benzeri olayların kayıt altına alınmasını, adli mercilere bildirilmesini ve şartları varsa sağlık çalışanına hukuki yardım sağlanmasını amaçlayan sistemdir. Güncel Sağlık Bakanlığı uygulamasında olayla ilgili bilgi ve belgeler toplanır ve ilgili sağlık kurumu tarafından olay adli mercilere bildirilir.

Ancak bundan sonraki ceza soruşturmasını Cumhuriyet savcısı yürütür. CMK m. 170/2 uyarınca soruşturma sonunda toplanan deliller suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşturuyorsa iddianame düzenlenir. Yeterli şüphe elde edilememişse CMK m. 172 gereğince kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilebilir.

Doktor Hakaret Davasına Avukat Sokabilir mi?

Hakarete uğrayan doktor veya hemşire, soruşturma ve kovuşturma sürecini kendi seçtiği özel bir avukat aracılığıyla takip edebilir. Avukatı, mağdur vekili sıfatıyla soruşturmayı takip edebilir; kamu davası açıldıktan sonra şartları varsa katılma talebinde bulunarak dosyayı takip edebilir.

Sağlık Bakanlığının Beyaz Kod bilgilendirmelerinde de sağlık çalışanının özel avukattan hukuki yardım alabileceği açıkça belirtilmektedir. Bakanlık avukatından da yardım alınmakta ise özel avukat tutulduğunda İl Beyaz Kod Koordinatörlüğünün bilgilendirilmesi istenmektedir.

Sağlık Bakanlığı Doktora Avukat Vermek Zorunda mı?

Burada kamu ve özel sağlık çalışanlarını ayırmak gerekir.

Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında görev yapan kapsam dahilindeki personel bakımından, sağlık hizmetinin sunumu sırasında veya görev nedeniyle işlenen bir suç bulunması ve personelin hukuki yardım talep etmesi hâlinde Bakanlığın hukuki yardım sistemi devreye girer. Yönetmeliğin 5. maddesi açıkça; suç niteliğinde bir fiilin görev sırasında veya görev nedeniyle işlenmiş olmasını ve mağdur personelin talepte bulunmasını aramaktadır. Bakanlık avukatları bu kapsamda sağlık çalışanını vekâletname aranmaksızın temsil edebilir.

Yönetmeliğin 8. maddesine göre hukuk birimi mağdur personele avukat yardımı isteyip istemediğini sorar ve talebi doğrultusunda hareket eder. Dolayısıyla şartları taşıyan Bakanlık personeli bakımından bu yalnızca idarenin keyfine bırakılmış bir uygulama değildir; mevzuatla düzenlenmiş bir hukuki yardım mekanizmasıdır.

Ancak her Beyaz Kod kaydı otomatik olarak Bakanlık avukatı verilmesini gerektirmez. Hukuk birimi olayın Yönetmelik kapsamında bulunmadığı kanaatine varırsa talebi gerekçeli şekilde reddedebilir. Sağlık çalışanının bu karara karşı yedi gün içerisinde itiraz etme imkânı bulunmaktadır.

Özel hastanede çalışan doktor ve hemşire açısından ise farklılık vardır. 3359 sayılı Kanun onları görevleriyle bağlantılı suçlar bakımından kamu görevlisi sayarak ceza hukuku yönünden özel koruma altına almaktadır; ancak bu durum onları otomatik olarak Sağlık Bakanlığının personeline yönelik ücretsiz avukat yardımının kapsamına sokmaz. Bakanlığın 2012 tarihli Yönetmeliği esas olarak Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında görev yapan personel ile maddede sayılan diğer personeli kapsamaktadır.

Sağlık Çalışanına Hakarette HAGB Verilebilir mi?

Burada hapis cezasının ertelenmesi ile HAGB birbirine karıştırılmamalıdır.

3359 sayılı Kanun Ek m. 12, sağlık personeline görevinden dolayı hakaret bakımından açıkça TCK m. 51’deki hapis cezasının ertelenmesini yasaklamaktadır. Buna karşılık aynı maddede hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını (HAGB) mutlak biçimde yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla CMK m. 231’deki güncel şartlar ayrıca gerçekleşiyorsa HAGB yönünden değerlendirme yapılması mümkündür. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında yayımlanan mahkeme örneklerinde de 3359 Ek m. 12 uyarınca ceza artırıldıktan sonra şartları oluştuğundan HAGB kararı verildiği görülmektedir.

Sosyal Medyada Edilen Hakaret Gıyapta Hakaret Sayılır mı?

Sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen hakaretlerde, hakaretin mağdurun yüzüne karşı mı yoksa yokluğunda mı yapıldığı önem taşır.

Bir kişinin sosyal medya hesabında, mağdurun doğrudan bulunduğu bir ortamda veya mağdurla birebir iletişim kurularak hakaret edilmesi hâlinde huzurda hakaret gündeme gelebilir. Buna karşılık kişinin sosyal medya hesabında mağdurun olmadığı bir ortamda hakaret içeren paylaşım yapması veya başkalarına açık şekilde bu ifadeleri kullanması çoğu zaman gıyapta hakaret kapsamında değerlendirilir.

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre, mağdurun yokluğunda gerçekleştirilen hakaretin cezalandırılabilmesi için hakaret içeren sözlerin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir. Yani failin, mağdur hakkında söylediği hakaret içeren sözlerin mağdur dışında en az üç kişinin bilgisine ulaşması gerekir.

Örneğin bir kişinin sosyal medya hesabında belirli bir kişiyi hedef alan hakaret içeren bir paylaşım yapması ve bu paylaşımın en az üç kişi tarafından görülmesi hâlinde gıyapta hakaret suçu oluşabilir.

Ancak sosyal medyada yapılan her olumsuz yorum veya eleştiri hakaret suçu oluşturmaz. Kullanılan ifadelerin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olması ve belirli bir kişiye yönelmesi gerekir.

Ayrıca sosyal medya paylaşımlarında mağdurun açıkça belirtilmesi zorunlu değildir. Kullanılan ifadelerden belirli bir kişinin hedef alındığı hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde anlaşılabiliyorsa, mağdurun adı yazılmasa dahi hakaret suçu oluşabilir.

Örneğin bir kişinin adı yazılmadan yapılan ancak çevresindeki kişiler tarafından kimin hedef alındığı açıkça anlaşılan bir paylaşım, şartları varsa hakaret suçu kapsamında değerlendirilebilir.

Buna karşılık genel bir kişiye veya belirsiz bir topluluğa yönelik sözlerde, belirli bir mağdur tespit edilemiyorsa hakaret suçundan bahsetmek mümkün olmayabilir.

Kamuya Mal Olmuş Kişilere Yönelik Eleştiri Hakaret Sayılır mı?

Kamuya mal olmuş kişiler, toplum tarafından tanınan, yaptıkları faaliyetler nedeniyle geniş kitlelerin ilgisini çeken kişilerdir. Sanatçılar, sporcular, gazeteciler, siyasetçiler, televizyon programcıları ve sosyal medya üzerinden tanınan kişiler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu kişilerin toplum önünde daha fazla görünür olması, haklarında yapılan her türlü sözün hakaret suçunu oluşturacağı anlamına gelmez. Kamuya mal olmuş kişiler, sıradan kişilere göre daha geniş bir eleştiri sınırına katlanmak durumundadır.

Örneğin bir televizyon programı, ticari faaliyet veya kamuya açık bir davranış hakkında yapılan sert eleştiriler, kişiye yönelik ağır ifadeler içerse bile ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü toplum tarafından tanınan kişilerin faaliyetleri hakkında kamuoyunun görüş açıklama hakkı bulunmaktadır.

Ancak eleştiri hakkının sınırı da bulunmaktadır. Bir kişinin yaptığı işi, ortaya koyduğu davranışı veya kamuya açık faaliyetini değerlendirmek ile kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak arasında fark vardır.

Örneğin bir televizyoncu, sanatçı veya internet ünlüsü hakkında yapılan bir paylaşımda kişinin yaptığı işin eleştirilmesi ile doğrudan kişiliğine yönelik aşağılayıcı ifadeler kullanılması aynı şekilde değerlendirilmez.

Yargıtay uygulamasında da kamuya mal olmuş kişilerin eleştirilere daha fazla katlanması gerektiği kabul edilmekle birlikte, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığı ve eleştiri adı altında kişilik haklarına saldırı yapılamayacağı belirtilmektedir.

Bu nedenle sosyal medyada tanınmış bir kişi hakkında yapılan her sert yorum hakaret suçu oluşturmaz. Değerlendirme yapılırken kullanılan sözlerin amacı, bağlamı, söylendiği ortam ve kişinin toplumdaki konumu birlikte ele alınır.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapmak Suçu Kabul Etmek Anlamına Gelir mi?

Hakaret suçu bakımından bazı şartların oluşması hâlinde ön ödeme hükümleri gündeme gelebilir. Ön ödeme, ceza soruşturmasının belirli bir bedelin ödenmesi suretiyle sonuçlandırılmasını sağlayan bir kurumdur.

Ön ödeme teklifinin kabul edilerek ödeme yapılması, kişinin hakaret suçunu işlediğini kabul ettiği anlamına gelmez. Ön ödeme yapılması, ceza davası açılmasının önüne geçilmesini sağlayan kanuni bir çözüm yoludur.

Yani kişi “ben bu suçu işledim” şeklinde bir ikrarda bulunmuş olmaz. Ön ödeme, mahkûmiyet kararı verilmesi veya kişinin suçlu olduğunun kabul edilmesi anlamına gelmez.

Ancak ön ödeme yapılması hâlinde soruşturma aşaması sona erer ve aynı olay nedeniyle ceza davası açılması engellenir.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapılmazsa Ne Olur?

Hakaret suçunda ön ödeme teklifinin kabul edilmemesi veya süresi içerisinde ödeme yapılmaması hâlinde soruşturma normal şekilde devam eder.

Bu durumda savcılık tarafından yeterli şüphe bulunması hâlinde kamu davası açılabilir ve kişi ceza yargılaması ile karşı karşıya kalabilir.

Yargılama sonucunda mahkeme tarafından hakaret suçunun işlendiği sabit görülürse kişi hakkında adli para cezası veya hapis cezası gündeme gelebilir. Verilecek kararın niteliğine göre kişinin adli sicil kaydında sonuç doğurma ihtimali de bulunmaktadır.

Bunun yanında ceza davasında mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde yargılama giderleri ve karşı tarafın kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda karşı vekâlet ücreti ile karşılaşılması mümkündür.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme mi Uzlaştırma mı Uygulanır?

Ön ödeme kapsamında değerlendirilebilen bir suç bakımından savcılık tarafından kişiye gerekli bildirim yapılmadan doğrudan uzlaştırma veya kamu davası yoluna gidilmesi mümkün değildir.

Ön ödeme, kişinin belirlenen miktarı süresi içerisinde ödemesi hâlinde soruşturmanın tamamlanmasını sağlayan bir kurumdur. Ön ödeme yapılması, kişinin suçu kabul ettiği veya hakkında mahkûmiyet kararı verildiği anlamına gelmez.

Ön ödeme teklifinin kabul edilmemesi veya süresi içerisinde yerine getirilmemesi hâlinde ise dosyanın niteliğine göre uzlaştırma hükümleri gündeme gelebilir.

Hakaret Suçunda Uzlaştırma Süreci Nasıl İşler?

Hakaret suçu, kanunda belirtilen şartların oluşması hâlinde uzlaştırma kapsamında değerlendirilebilen suçlardan biridir.

Uzlaştırma, mağdur ile şüpheli arasında tarafsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşma sağlanmasını amaçlayan alternatif bir çözüm yoludur.

Uzlaştırma sürecinde mağdur ve şüpheli kendi iradeleriyle görüşür. Tarafların anlaşması hâlinde soruşturmanın veya kovuşturmanın devam edip etmeyeceği kanundaki hükümlere göre belirlenir.

Ancak uzlaştırmanın uygulanabilmesi için öncelikle ön ödeme yönünden bir engel bulunması gerekir. Ön ödeme uygulanması gereken bir durumda bu aşama atlanarak doğrudan uzlaştırma yapılması hukuka aykırı sonuç doğurur.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme veya Uzlaştırma Yapılmadan Dava Açılırsa Ne Olur?

Ceza hukukunda sanığın yalnızca maddi gerçeğin araştırılmasını değil, aynı zamanda kanunun kendisine tanıdığı usul güvencelerinden yararlanma hakkı da bulunmaktadır.

Hakaret suçunda kanuni şartlar oluşmasına rağmen ön ödeme veya uzlaştırma prosedürleri işletilmeden kamu davası açılması hâlinde, bu durum sanık açısından önemli bir usul eksikliği oluşturabilir.

Böyle bir durumda sanık veya müdafii, gerekli prosedürlerin uygulanmadığını ileri sürebilir.

Mahkeme, yargılama sırasında bu eksikliği fark ederse dosyanın usulüne uygun şekilde tamamlanması gerekebilir. Çünkü kanunun öngördüğü ön ödeme veya uzlaştırma mekanizmaları yalnızca idarenin tercihine bağlı işlemler değildir; şartları oluştuğunda sanığın yararlanabileceği yasal haklardır.

Ön Ödeme veya Uzlaştırma Hakkı Kullandırılmayan Fail Ne Yapabilir?

Fail, kendisine kanunen tanınan ön ödeme veya uzlaştırma imkânından yararlandırılmadığını düşünüyorsa bunu soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ileri sürebilir.

Ceza yargılamasında amaç yalnızca suçun tespit edilmesi değildir. Aynı zamanda şüpheli ve sanığın kanundan doğan haklarının korunması gerekir.

Bu nedenle hakaret suçlarında soruşturmanın başından itibaren ön ödeme, uzlaştırma ve dava açma aşamalarının doğru sırayla uygulanması gerekir.

Sabıka Kaydı Bulunması Ön Ödemeye Engel midir?

Bir kişinin adli sicil kaydının bulunması, kural olarak ön ödeme yapılmasına engel değildir.

Ön ödeme kurumunda temel ölçüt, kişinin geçmişte suç işleyip işlemediği değil; soruşturulan suçun ön ödeme kapsamında olup olmadığıdır.

Bu nedenle daha önce hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan veya sabıka kaydı olan bir kişi de şartları oluşuyorsa ön ödeme hükümlerinden yararlanabilir.

Ancak sabıka kaydının bulunması, ileride başka hukuki değerlendirmelerde önem taşıyabilir. Özellikle yeniden suç işlenmesi hâlinde mahkeme tarafından sanığın geçmişi dikkate alınabilir.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Neden Mağdura Değil Devlete Yapılır?

Hakaret suçunda ön ödeme bedelinin mağdura değil devlete ödenmesi, ön ödemenin hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır.

Ön ödeme, mağdur ile fail arasında yapılan bir uzlaşma veya mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi karşılığında yapılan bir ödeme değildir. Bu kurumun amacı, kanunda belirlenen bazı hafif nitelikteki suçlarda devletin ceza verme yetkisinin belirli bir ödeme karşılığında kullanılmaması ve ceza yargılamasının daha hızlı şekilde sona erdirilmesidir.

Ceza verme yetkisi mağdura değil devlete aittir. Çünkü suç, yalnızca mağdura zarar veren özel bir uyuşmazlık olarak değil, aynı zamanda toplum düzenini bozan ve devlet tarafından takip edilen bir fiil olarak kabul edilir.

Bu nedenle ön ödeme ile failin ödediği bedel, mağdurun kişisel zararının karşılığı olarak değil, devletin ceza yargılamasından vazgeçmesi karşılığında ödenen bir kamu alacağı niteliğindedir.

Ön Ödeme Mağdurun Affı Anlamına Gelir mi?

Ön ödeme, mağdurun faili affetmesi anlamına gelmez.

Bir kişinin hakarete uğraması hâlinde mağdurun şikâyet hakkı, özel hayatına ve kişilik haklarına ilişkin bir haktır. Ancak ön ödeme, mağdurun “seni affettim” şeklindeki iradesine değil, kanunun belirlediği şartların gerçekleşmesine bağlıdır.

Bu nedenle mağdur ön ödemeye karşı çıksa bile, kanuni şartlar oluşmuşsa ön ödeme prosedürü uygulanabilir.

Bununla birlikte mağdurun ayrıca manevi tazminat talep etme hakkı saklıdır. Çünkü ön ödeme yalnızca ceza soruşturmasını etkiler; mağdurun uğradığı manevi zararın giderilmesine ilişkin hukuk davasını ortadan kaldırmaz.

Ön Ödeme ile Uzlaştırma Arasındaki Fark Nedir?

Ön ödeme ve uzlaştırma uygulamada karıştırılsa da amaçları farklıdır.

Ön ödemede fail, belirlenen bedeli devlete öder ve ceza soruşturmasının devam etmesi engellenir.

Uzlaştırmada ise fail ile mağdur arasında bir anlaşma sağlanmaya çalışılır. Uzlaştırma kapsamında mağdurun zararının giderilmesi, belirli bir edimin yerine getirilmesi veya tarafların anlaşması gibi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Suçu Affetme Yetkisi Kime Aittir?

Ceza hukukunda suç işlenmesiyle birlikte ortaya çıkan ceza verme yetkisi mağdura değil, devlete aittir. Çünkü suç, yalnızca mağdurun kişisel zararına neden olan bir olay değil, aynı zamanda toplum düzenini bozan ve devlet tarafından yaptırım uygulanması gereken bir fiildir.

Bu nedenle mağdurun “seni affettim” demesi, her durumda ceza soruşturmasını veya yargılamasını kendiliğinden sona erdirmez. Mağdur; şikâyet hakkını kullanmayabilir, şikâyetinden vazgeçebilir veya kanunun izin verdiği hâllerde uzlaştırma yoluna başvurabilir. Ancak bu durumlar, mağdurun devlet adına ceza verme yetkisini kullandığı anlamına gelmez.

Mağdurun affı, esas olarak kişisel bir irade açıklamasıdır. Devletin cezalandırma yetkisinden vazgeçmesi ise ancak kanunda öngörülen kurumlar aracılığıyla mümkündür. Ön ödeme de bu kurumlardan biridir.

Ön ödeme kapsamında yapılan ödeme mağdura değil, devlete yapılır. Çünkü ön ödemenin amacı mağdurun zararının karşılanması veya mağdurun affının sağlanması değildir. Amaç, kanunda belirlenen bazı suçlar bakımından devletin ceza yargılaması yoluna devam etmeyerek uyuşmazlığı belirli bir ödeme karşılığında sonuçlandırmasıdır.

Bu nedenle hakaret suçunda ön ödeme yapılması, mağdurun faili affettiği anlamına gelmediği gibi, failin suçu kabul ettiği anlamına da gelmez. Ön ödeme, devlet ile fail arasındaki ceza hukuku ilişkisini sona erdiren özel bir hukuki mekanizmadır.

HAGB Kararı Bulunması Ön Ödemeye Engel Olur mu?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı bulunması da ön ödeme yapılmasına engel değildir.

HAGB, mahkeme tarafından verilmiş bir mahkûmiyet hükmünün belirli şartlarla açıklanmasının ertelenmesidir. Ancak HAGB kararı, ön ödeme kurumundan yararlanma bakımından doğrudan bir engel oluşturmaz.

Bu nedenle hakkında daha önce HAGB kararı verilen bir kişi, yeni bir hakaret soruşturmasında suç ön ödeme kapsamında ise ön ödeme teklifinden yararlanabilir.

Bununla birlikte HAGB süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi veya başka ceza hukuku sonuçlarının ortaya çıkması hâlinde, önceki dosya bakımından farklı değerlendirmeler gündeme gelebilir.

Hakaret Suçunda Daha Önce Ön Ödeme Yapılmış Olması Tekrar Ön Ödemeye Engel midir?

Hakaret suçu nedeniyle hakkında daha önce soruşturma yürütülen ve ön ödeme hükümlerinden yararlanan kişiler, aynı veya farklı bir hakaret olayı nedeniyle yeniden soruşturma geçirdiklerinde tekrar ön ödeme hükümlerinden yararlanabilirler.

Kanunda, bir kişinin hakaret suçundan kaç defa ön ödeme yapabileceğine ilişkin herhangi bir sayı sınırı bulunmamaktadır. Daha önce bir veya birden fazla kez ön ödeme yapılmış olması, tek başına yeni bir hakaret soruşturmasında ön ödeme teklif edilmesine engel oluşturmaz.

Çünkü ön ödeme, kişinin daha önce suç işleyip işlemediğine göre değil, soruşturulan suçun kanunen ön ödeme kapsamında olup olmadığına göre değerlendirilir.

Bu nedenle daha önce hakaret suçundan ön ödeme yapmış olan kişinin, yeni bir hakaret soruşturmasında da şartları oluşuyorsa yeniden ön ödeme hakkı gündeme gelebilir.

Ancak ön ödeme yapılması, kişinin artık hakaret suçu bakımından herhangi bir hukuki risk taşımayacağı anlamına gelmez. Her yeni olay ayrı değerlendirilir ve kişinin tekrar hakaret eylemi gerçekleştirmesi hâlinde yeniden soruşturma yapılabilir.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapmak Sabıka Oluşturur mu?

Hakaret suçu nedeniyle yapılan ön ödeme, mahkûmiyet kararı verilmesi anlamına gelmez.

Ön ödeme sonucunda kamu davası açılmadığı veya açılmışsa düşme sonucu doğduğu için kişi hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş olmaz.

Bu nedenle ön ödeme, adli sicile işleyen bir mahkûmiyet kaydı değildir.

Ancak ön ödeme yapılması, olayın hiç yaşanmamış olduğu anlamına da gelmez.

Hakaret Suçu Memuriyete Engel midir?

Hakaret suçundan hakkında soruşturma veya ceza davası bulunması, tek başına devlet memuru olmaya engel değildir. Aynı şekilde hakaret suçundan verilen her mahkûmiyet kararı da otomatik olarak memuriyetin kaybedilmesi sonucunu doğurmaz. Memuriyet açısından belirleyici olan; hükmedilen cezanın türü ve süresi, kararın kesinleşip kesinleşmediği, HAGB veya erteleme uygulanıp uygulanmadığı ve kişinin tabi olduğu özel personel mevzuatıdır.

Genel kural, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 48/A-5 hükmünde yer almaktadır. Buna göre kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmak, devlet memurluğuna engeldir. Aynı maddede ayrıca, cezanın miktarından bağımsız olarak memuriyete engel olan zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma gibi suçlar tek tek sayılmıştır. Hakaret suçu bu katalog suçlar arasında değildir.

Dolayısıyla hakaret suçunda esas mesele, suçun adının “hakaret” olması değil, kesinleşen hapis cezasının bir yıl sınırına ulaşıp ulaşmamasıdır.

Hakaret Suçundan Bir Yıldan Az Hapis Cezası Almak Memuriyete Engel midir?

Hakaret, 657 sayılı Kanun m. 48/A-5’te ceza miktarına bakılmaksızın memuriyete engel sayılan suçlardan değildir. Bu nedenle örneğin hakaret suçundan kesinleşmiş 6 ay, 8 ay veya 11 ay hapis cezası bulunması, yalnızca 657 sayılı Kanun’un genel memuriyet şartları bakımından otomatik bir memuriyet engeli oluşturmaz.

Buna karşılık hakaret suçundan verilen kesinleşmiş hapis cezası tam bir yıl veya bir yıldan fazla ise, hakaret kasten işlenen bir suç olduğundan 657 sayılı Kanun m. 48/A-5 kapsamında memuriyete engel ortaya çıkar. Kanunda “bir yıldan fazla” değil, “bir yıl veya daha fazla” denildiğinden tam 1 yıl hapis cezası da bu kapsamdadır.

Hakaret Suçundan Bir Yıl veya Daha Fazla Hapis Cezası Alan Memurun Görevine Son Verilir mi?

Kişi hâlihazırda devlet memuruysa da aynı kural önem taşır. 657 sayılı Kanun m. 98/b, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini memuriyet sırasında kaybeden kişinin memurluğunun sona ereceğini düzenlemektedir. Bu nedenle hakaret suçundan kesinleşmiş bir yıl veya daha fazla hapis cezası, genel rejime tabi bir memur bakımından memuriyet şartının kaybedilmesine ve memuriyetin sona ermesine neden olabilir.

Bu sonuç ayrıca TCK m. 53’teki hak yoksunluklarından ayrılmalıdır. TCK m. 53, kasten işlenen bir suç nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak belirli süreyle kamu görevini üstlenmekten yoksun bırakılmayı düzenler. Buna karşılık 657 m. 48/A-5, bir yıl veya daha fazla hapis mahkûmiyetine ayrıca memuriyet hukuku bakımından sonuç bağlamaktadır.

Hakaret Cezasının Ertelenmesi Memuriyeti Kurtarır mı?

Burada hapis cezasının ertelenmesi ile HAGB birbirine karıştırılmamalıdır.

TCK m. 51 kapsamında hapis cezasının ertelenmiş olması, mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle hakaret nedeniyle örneğin 1 yıl 2 ay hapis cezasına mahkûm olunmuş ve ceza ertelenmişse, sırf cezanın cezaevinde infaz edilmeyecek olması memuriyet engelini ortadan kaldırmaz.

Danıştay 12. Dairesi, 29.05.2023 tarihli, 2021/315 E., 2023/2928 K. sayılı kararında, 5237 sayılı TCK dönemindeki ertelemenin mahkûmiyeti ortadan kaldırmadığını ve kasten işlenen suçtan bir yıl veya daha fazla hapis cezası alan kişinin cezası ertelense dahi 657 m. 48/A-5 bakımından memuriyet şartını kaybedebileceğini kabul etmiştir. Aynı yaklaşım Danıştay’ın 2024 tarihli kararlarında da sürdürülmüştür.

Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bir bireysel başvuruda da, 657 sayılı Kanun’un 2008 yılında değiştirildiği ve “tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere” ibaresinin kaldırıldığı; bu nedenle bir yıl veya daha fazla kasıtlı suç mahkûmiyetinde hapis cezasının ertelenmesinin memuriyet engelini kendiliğinden kaldırmadığına ilişkin idari yargı yaklaşımı aktarılmıştır.

Hakaret Suçunda HAGB Memuriyete Engel midir?

HAGB ile ertelenmiş hapis cezası aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hâlinde, kişi hakkında 657 m. 48/A-5 anlamında sonuç doğuran kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünden söz edilemeyeceği yönünde Danıştay’ın yerleşik yaklaşımı bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesi, HAGB kararının tek başına mahkûmiyet kabul edilerek memuriyetin sona erdirilmesine dayanak yapılmasını masumiyet karinesi yönünden de sorunlu görmüştür.

Ancak burada bir istisna önemlidir. HAGB’nin doğrudan 657 m. 48/A-5 kapsamında mahkûmiyet sayılmaması, hiçbir kamu görevinde dikkate alınamayacağı anlamına gelmez. 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kapsamında HAGB kararları ve soruşturma/kovuşturmalara ilişkin belirli olgular arşiv araştırmasında tespit edilebilmektedir. Ayrıca polislik, askerlik, güvenlik hizmetleri ve bazı özel kamu görevlerinde özel mevzuat daha ağır şartlar öngörebilir.

Nitekim Danıştay kararlarına konu olan polislik ve özel harekât öğrenciliği gibi bazı statülerde, özel düzenlemelerde “HAGB verilmiş olsa dahi” belirli mahkûmiyetlerin başvuruya engel sayıldığı görülmektedir. Bu nedenle özellikle Emniyet, TSK, Jandarma ve benzeri mesleklerde yalnızca 657 sayılı Kanuna bakılması yeterli değildir.

Hakaret Suçundan Adli Para Cezası Almak Memuriyete Engel midir?

Hakaret suçundan doğrudan adli para cezasına hükmedilmesi, genel olarak 657 m. 48/A-5 kapsamında memuriyet engeli oluşturmaz. Aynı şekilde kısa süreli hapis cezası TCK m. 50 kapsamında adli para cezasına çevrilmişse, TCK m. 50/5 gereğince uygulamada asıl mahkûmiyet çevrilen adli para cezasıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da TCK m. 50/5 uyarınca hapis cezası adli para cezasına çevrildiğinde uygulamada asıl mahkûmiyetin adli para cezası olduğunu ve hapis cezasına bağlı hak yoksunluklarının uygulanamayacağını kabul etmektedir.

Bu nedenle örneğin:

Hakaret dosyasındaki sonuç657 bakımından genel sonuç
BeraatMemuriyet engeli yok
Soruşturma veya devam eden davaTek başına otomatik engel değil
Adli para cezasıKural olarak engel değil
Hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesiKural olarak engel değil
1 yıldan az kesinleşmiş hapisHakaret katalog suç olmadığı için kural olarak engel değil
Tam 1 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapisMemuriyete engel
1 yıl veya fazla hapis + TCK 51 ertelemeErteleme engeli ortadan kaldırmaz
HAGB657 bakımından kural olarak kesin mahkûmiyet değildir

Memurun Hakaret Etmesi Disiplin Cezasına da Neden Olabilir

Ceza mahkûmiyetinin memuriyete engel olup olmaması ile disiplin hukuku birbirinden farklıdır. Bir devlet memurunun amirine, çalışma arkadaşına veya hizmetten yararlanan kişilere hakaret etmesi, ceza davasındaki sonuçtan bağımsız olarak disiplin soruşturmasına konu olabilir.

Danıştay 12. Dairesinin 2016/4750 E., 2019/9565 K. sayılı kararına konu olayda da öğretmenler arasındaki hakaret nedeniyle hem ceza yargılaması hem de disiplin süreci yürütülmüştür. Bu nedenle “ceza bir yıldan az olduğu için memuriyetime hiçbir etkisi olmaz” şeklinde düşünmek doğru değildir; 657 m. 48 anlamındaki memuriyete engel mahkûmiyet ile disiplin cezası farklı hukuki rejimlerdir.

Hakaret Suçu Boşanma Nedeni midir?

Hakaret suçu, boşanma sebebi olabilir. Ancak burada önemli olan hakaretin kime karşı işlendiği ve evlilik birliğine etkisidir.

Eşlerden birinin diğer eşe karşı hakaret etmesi, eşin onur ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğundan boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebilir.

Özellikle sürekli hakaret edilmesi, aşağılayıcı sözlerin kullanılması, eşin küçük düşürülmesi veya aile hayatını çekilmez hâle getirecek davranışlarda bulunulması hâlinde hakaret, boşanma sebebi oluşturabilir.

Aynı şekilde eşin anne, baba veya yakın aile bireylerine yönelik ağır hakaretler de evlilik birliğini etkileyen bir davranış olarak değerlendirilebilir. Çünkü eşin ailesine yönelik ağır saldırılar, diğer eş açısından da evlilik ilişkisinin devamını zorlaştırabilir.

Ancak hakaretin her zaman otomatik olarak boşanma nedeni olduğu söylenemez. Hakaretin ağırlığı, tekrarlanıp tekrarlanmadığı, olayın meydana geliş şekli ve tarafların evlilik ilişkisi içindeki durumu birlikte değerlendirilir.

Üçüncü Kişilere Edilen Hakaret Boşanma Nedeni Olur mu?

Eşlerden birinin evlilik dışında üçüncü bir kişiye hakaret etmesi, kural olarak doğrudan boşanma sebebi oluşturmaz.

Örneğin eşin komşusuna, iş arkadaşına veya başka bir kişiye yönelik hakaret eylemi, tek başına diğer eş açısından boşanma sebebi olarak değerlendirilmeyebilir.

Çünkü boşanma hukukunda önemli olan, davranışın eşler arasındaki evlilik birliğini temelinden sarsıp sarsmadığıdır.

Ancak üçüncü kişiye yönelik hakaret olayı, eşin kişilik değerlerini, aile itibarını veya evlilik ilişkisini etkileyen başka davranışlarla birlikte değerlendirilirse farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.

Örneğin eşin toplum içinde sürekli saldırgan davranışlar sergilemesi, ailesini küçük düşürecek şekilde hareket etmesi veya bu davranışların evlilik ilişkisine doğrudan zarar vermesi hâlinde kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

Sonuç olarak eşe veya eşin yakınlarına yönelik hakaretler boşanma davasında doğrudan önem taşıyabilirken, tamamen üçüncü kişiler arasındaki hakaret olayları kural olarak boşanma sebebi değildir.

Hakarete Uğrayan Mağdurun Hakları Nelerdir?

Hakaret suçunda mağdurun yalnızca failin cezalandırılmasını isteme hakkı bulunmaz. Hakarete uğrayan kişi, kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın giderilmesini de talep edebilir.

Hakaret, kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik bir saldırı olduğundan, mağdur bakımından kişilik hakkı ihlali oluşturabilir. Bu nedenle mağdur, şartları oluşması hâlinde hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açabilir.

Manevi tazminat davasında amaç, mağdurun yaşadığı üzüntü, elem ve itibar kaybının tamamen ortadan kaldırılması değil; bu ihlal nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın bir ölçüde giderilmesidir.

Manevi tazminat miktarı belirlenirken hakaretin şekli, kullanılan ifadelerin ağırlığı, olayın gerçekleşme biçimi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakaretin aleni olup olmadığı ve mağdur üzerindeki etkisi dikkate alınır.

Hakaret Suçu Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Açılabilir mi?

Hakaret nedeniyle ceza soruşturması veya ceza davası yürütülmesi, mağdurun ayrıca manevi tazminat talep etmesine engel değildir.

Hakarete uğrayan kişi, kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açabilir.

Ceza mahkemesinde verilen karar, özellikle hakaret fiilinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi hâlinde, manevi tazminat davası bakımından önemli bir delil niteliğinde olabilir.

Ancak ceza dosyasından bağımsız olarak manevi zarar, olayın ağırlığı, kullanılan ifadeler, tarafların sosyal durumları ve olayın gerçekleşme şekline göre ayrıca değerlendirilir.

Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Açılmazsa Ne Olur?

Hakarete uğrayan kişinin manevi tazminat davası açması zorunlu değildir. Ceza soruşturması veya ceza davası sonucunda fail hakkında işlem yapılması, mağdurun ayrıca tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırmaz.

Ceza dosyası ile manevi tazminat davası birbirinden farklıdır. Ceza davasında amaç failin cezalandırılması iken, manevi tazminat davasında amaç mağdurun uğradığı kişilik hakkı ihlalinin giderilmesidir.

Bu nedenle mağdur, ceza sürecinden bağımsız olarak veya ceza süreci devam ederken şartları oluşuyorsa manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Manevi Tazminat Kazanılırsa Ancak Failin Ödeme Gücü Yoksa Ne Olur?

Mahkeme tarafından manevi tazminata hükmedilmesi, mağdur açısından önemli bir hukuki kazanımdır. Ancak uygulamada en çok merak edilen konulardan biri de tazminat borçlusunun ödeme gücünün bulunmamasıdır.

Manevi tazminat kararı kesinleştikten sonra bu karar ilamlı icra yoluyla takip edilebilir. Borçlunun ödeme yapmaması hâlinde mağdur, icra takibi başlatarak alacağını tahsil etmeye çalışabilir.

Ancak borçlunun gerçekten üzerinde haczedilebilir malvarlığı, düzenli geliri veya banka hesabı bulunmuyorsa, alacağın fiilen tahsil edilmesi zorlaşabilir.

Bu durumda mahkeme kararı ortadan kalkmaz. Borçlunun ileride malvarlığı edinmesi, çalışmaya başlaması veya haczedilebilir bir gelire sahip olması hâlinde icra takibine devam edilerek tahsil yoluna gidilebilir.

Yani ödeme gücünün bulunmaması, failin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; yalnızca tahsil sürecini zorlaştırabilir.

Hakaret Eden Kişi Ceza Almazsa Manevi Tazminat İstenebilir mi?

Hakaret nedeniyle açılan ceza davasının sonucu, manevi tazminat davası bakımından önem taşır ancak her zaman tek belirleyici değildir.

Ceza mahkemesinde verilen kararın niteliğine göre hukuk mahkemesi değerlendirme yapar. Örneğin hakaret fiilinin gerçekleştiğinin ceza dosyasında ortaya konulması, manevi tazminat davasında önemli bir delil olabilir.

Bununla birlikte ceza soruşturmasının ön ödeme, uzlaştırma veya başka bir nedenle sona ermesi, mağdurun kişilik hakkı ihlaline dayanarak manevi tazminat istemesine her zaman engel değildir.

Çünkü ceza sorumluluğu ile özel hukuk sorumluluğu birbirinden farklıdır.

Boşanma Davasında Hakaret Nedeniyle Tazminat Alınmışsa Ayrıca Hakaret Nedeniyle Bağımsız Manevi Tazminat Davası Açılabilir mi?

Burada boşanma davasında hangi tazminata, hangi olay nedeniyle hükmedildiği belirleyicidir. Aynı hakaret eylemi boşanma davasında kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmiş ve bu eylem de dikkate alınarak TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminata hükmedilmişse, aynı eşe karşı aynı hakaret nedeniyle bu kez TBK m. 58’e dayanılarak ikinci kez manevi tazminat alınması kural olarak mümkün değildir. Çünkü iki hükmün hukuki dayanağı farklı görünse de giderilmek istenen manevi zarar aynıdır. TMK m. 174/2, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşe manevi tazminat isteme hakkı tanırken; TBK m. 58 genel olarak kişilik hakkının hukuka aykırı şekilde zedelenmesinden doğan manevi zararı düzenlemektedir.

Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarihli, 2019/813 E., 2022/774 K. sayılı kararı oldukça açıktır. Kararda, boşanma davasına konu edilen bir eylem nedeniyle eş lehine manevi tazminata hükmedilmiş olmasına rağmen aynı eylem daha sonra haksız fiil hükümlerine dayanılarak yeniden tazminat davasına konu edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, aynı eylem nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın boşanma davasında zaten giderildiğini belirterek yeniden manevi tazminata hükmedilemeyeceğine karar vermiştir. Yargıtay’ın ifadesiyle, boşanma dosyasında aynı eylem nedeniyle tazminata hükmedilmişse, aynı eylem nedeniyle yeniden tazminata hükmedilmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Dolayısıyla örneğin boşanma kararında eşin diğer eşe hakaret ettiği açıkça kusur olarak belirlenmiş, bu davranışın kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kabul edilmiş ve kadın veya erkek lehine TMK m. 174/2 kapsamında manevi tazminata hükmedilmişse; aynı sözleri bu kez “hakaret aynı zamanda haksız fiildir” denilerek TBK m. 58 kapsamında ikinci bir manevi tazminatın konusu yapmak mümkün değildir. Burada engel, hakaretin ayrıca bir haksız fiil teşkil etmemesi değil, aynı manevi zararın iki defa tazmin edilememesidir. Nitekim TBK m. 60, aynı olay bakımından birden fazla sorumluluk sebebi bulunabileceğini kabul etmekte; fakat bu, zarar görene aynı zarar için birden fazla tazminat alma hakkı vermemektedir.

Boşanma Davasında Sadece Maddi Tazminat Verilmişse Durum Farklıdır

Burada önemli bir ayrım vardır. Boşanma kararında eş lehine yalnızca TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminata hükmedilmiş olması, hakaretten dolayı manevi tazminat talebinin karşılandığı anlamına gelmez. Çünkü TMK m. 174/1’deki maddi tazminat, boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatlerin zedelenmesini; m. 174/2’deki manevi tazminat ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğramasını karşılamaktadır. Bunlar farklı zarar kalemleridir.

Boşanma Davasında Manevi Tazminat İstenmemişse Sonradan İstenebilir mi?

Boşanmaya sebep olan hakaret eylemi nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat hiç talep edilmemişse, boşanmanın kesinleşmesi bu hakkı derhâl ortadan kaldırmaz. TMK m. 178 uyarınca evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Dolayısıyla boşanmaya sebep olan hakaret nedeniyle TMK m. 174/2 kapsamında ayrı bir manevi tazminat davasının bu süre içerisinde açılması mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da boşanma sonrasında TMK m. 178 kapsamında maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı dava konusu yapılabileceğini kabul etmektedir.

Boşanma Davasında Manevi Tazminat Talebi Reddedilmişse Ne Olur?

Daha ilginç olan ihtimal budur. Boşanma davasında aynı olay nedeniyle manevi tazminat talebinin reddedilmiş olması, her durumda haksız fiile dayalı tazminat talebini ortadan kaldırmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.09.2013 tarihli, 2012/16800 E., 2013/15070 K. sayılı kararında, eşin kasten yaralama eylemi boşanma davasında sabit görülmesine rağmen taraflar boşanmada eşit kusurlu bulunduğundan TMK m. 174 kapsamında manevi tazminat talebi reddedilmiştir. Daha sonra aynı yaralama eylemine dayanılarak haksız fiil nedeniyle açılan manevi tazminat davasında Yargıtay, boşanma davasında TMK m. 174’e göre, ikinci davada ise Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek tazminata hükmedilebileceğine karar vermiştir.

Bu karar kasten yaralamaya ilişkindir; dolayısıyla hakaret bakımından birebir aynı sonucu otomatik olarak çıkarmak doğru olmaz. Ancak kararın gösterdiği önemli nokta şudur: TMK m. 174/2’nin koşullarının oluşmaması ile eylemin TBK m. 58 anlamında kişilik hakkına saldırı teşkil etmemesi aynı şey değildir. Örneğin eşit kusur nedeniyle boşanma tazminatı alınamaması, gerçekleştirilen bağımsız bir hakaret eyleminin haksız fiil niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da eşlerden birinin kişilik haklarına yönelik eylemleri bakımından, koşulları varsa TMK m. 174/2 yanında genel haksız fiil hükümlerine dayalı bağımsız manevi tazminat isteminin hukuken söz konusu olabileceğini kabul etmiştir.

Hakaret Boşanma Sebebi Değilse Ayrı Tazminat Davası Açılabilir

Hakaret eylemi boşanmaya esas alınmamışsa veya örneğin boşanma davası açıldıktan sonra, boşanmanın dayanağını oluşturmayan bağımsız bir olay olarak meydana gelmişse durum daha nettir. Hukuk Genel Kurulu, boşanma sebebi olmayan bir olaydan kaynaklanan kişilik hakkı ihlalinin TMK m. 174/2 kapsamında değil, genel haksız fiil hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. HGK’nın 27.12.2018 tarihli, 2017/1501 E., 2018/2044 K. sayılı kararında, boşanma sebebi olmayan kişilik hakkı ihlallerinin TBK hükümlerine göre incelenebileceği ve genel mahkemenin görevli olabileceği belirtilmiştir.

Bu durumda dayanak TBK m. 49 ve m. 58 olacaktır. TBK m. 58 açıkça, kişilik hakkı zedelenen kişinin uğradığı manevi zarara karşılık para ödenmesini isteyebileceğini düzenlemektedir. Haksız fiile dayalı bu talepte genel zamanaşımı TBK m. 72 uyarınca zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıldır; fiil aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa kanundaki şartlarla daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır.

Boşanma davasındaki durumAyrı hakaret manevi tazminatı
Hakaret kusur kabul edilmiş ve TMK 174/2 manevi tazminat bu eylem nedeniyle verilmişAynı zarar için ikinci kez istenemez
Yalnızca TMK 174/1 maddi tazminat verilmişManevi zarar karşılanmış sayılmaz; ayrıca değerlendirme mümkündür
Hakaret nedeniyle manevi tazminat hiç talep edilmemişBoşanma kaynaklı talep TMK 174/2 ve 178 çerçevesinde 1 yıl içinde ayrıca ileri sürülebilir
TMK 174/2 talebi, örneğin eşit kusur nedeniyle reddedilmişHaksız fiil hükümleri bakımından ayrıca değerlendirme ihtimali vardır; otomatik ret sonucu çıkarılamaz
Hakaret boşanma sebebi olmayan bağımsız bir eylemseTBK 49-58 kapsamında ayrı manevi tazminat davası açılabilir
Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Dedikodu Yapmak Suç mu? Dedikodu Nedeniyle Manevi Tazminat Davası

“Hakaret Davası Nasıl Açılır? Hangi Sözler Hakaret Sayılır?” üzerine bir yorum

  1. Ayşe deniz hanım yazılarınız için çok teşekkürler özetle, gayet anlaşılabilir şekilde bu durumu açıklamıssınız iyi çalışmalar dilerim

Yorum yapın