Ziynet Eşyası Davasında, Düğünde Emanet Olarak Göstermelik Takılıp Sonradan Geri Alınan Altınların Durumu Nedir?

📅 30 Temmuz 2022 🔄 Son güncelleme: 25 Temmuz 2026

Düğünlerde takılan altınlar, evlilik sona erdikten sonra eşler arasında en çok tartışma yaşanan konulardan biridir. Özellikle boşanma sürecinde açılan ziynet eşyası iadesi davalarında, düğünde takılan altınların gerçekten kadına ait olup olmadığı, sonradan geri alınıp alınmadığı veya göstermelik takılıp takılmadığı sıkça gündeme gelmektedir.

Uygulamada bazı düğünlerde, daha gösterişli bir görüntü oluşturmak amacıyla yüksek miktarda altının başka kişilerden geçici olarak alındığı, düğün sırasında takıldığı ve daha sonra gerçek sahibine iade edildiği ileri sürülebilmektedir.

Peki bu şekilde emaneten takılan altınlar boşanma sırasında kadının kişisel malı olarak kabul edilir mi? Bu altınların iadesi istenebilir mi?

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, düğünde takılan kadın üstüne takılan ziynet eşyaları ve erkek üstüne takılan kadına özgü ziynet eşyaları kural olarak kadına bağışlanmış kabul edilir. Altının kim tarafından takıldığı sonucu değiştirmez.

Ancak burada önemli olan nokta, altınların gerçekten emaneten yani geçici olarak takıldığının ispat edilip edilememesidir.

Emanet Takılan Altınlar Ziynet Eşyası Davasında Gerçekten Takılmış Kabul Edilir mi?

Bir altının düğün sırasında kadının üzerinde görülmesi, tek başına o altının kesin olarak kadına ait olduğunu göstermeyebilir. Çünkü bazı durumlarda taraflar, altınların sadece düğün sırasında gösterilmek amacıyla takıldığını ve sonrasında geri verildiğini ileri sürebilir.

Ancak böyle bir iddianın kabul edilebilmesi için altınların gerçekten emanet olarak verildiğinin ve kadının da altınlar takılmadan önce emaneten takıldığını ve kendine bağışlanmadığını kabul ettiğinin kanıtlanması gerekir.

Yalnızca “bu altınlar bizimdi, düğünde göstermek için verdik” şeklindeki açıklamalar yeterli değildir. Mahkeme, altınların geçici olarak verildiğini gösteren delilleri değerlendirir.

Bu kapsamda tanık anlatımları, düğün fotoğrafları, video kayıtları, mesajlaşmalar ve diğer deliller önem taşır.

Kadının altınların emaneten takıldığını kabul etmediği durumda, bu iddiayı ileri süren tarafın ispat yükümlülüğü bulunmaktadır.

Ziynet Eşyası Davasında, Düğünde Emanet Olarak Göstermelik Takılıp Sonradan Geri Alınan Altınların Durumu Nedir?

Göstermelik Olarak Sahte Altın Takılmışsa Bu Altınların İadesi İstenebilir mi?

Bazı düğünlerde gerçek altın yerine sahte altın veya düşük değerli imitasyon takılar kullanılabilmektedir. Böyle bir durumda önemli olan husus, düğünde gerçekten değer taşıyan bir ziynet eşyasının takılıp takılmadığıdır.

Eğer takılan şeyin gerçek altın olmadığı ve herhangi bir ekonomik değer taşımadığı ispatlanırsa, bunun gerçek altın gibi iadesi veya bedelinin talep edilmesi mümkün olmayacaktır.

Ancak altınların sahte olduğu iddiası da ispatlanmalıdır. Mahkeme bu konuda düğün görüntülerini, fotoğrafları ve gerektiğinde bilirkişi incelemesini değerlendirebilir.

Sadece “bunlar sahteydi” denilmesi, tek başına ziynet alacağının ortadan kalkması için yeterli değildir.

Altınların Sahte veya Emaneten Takıldığı İddiasında İspat Yükü Kime Aittir?

Ziynet eşyası davalarında temel kabul, düğünde takılan altınların kadına ait olduğudur.

Bu nedenle olağan durumun aksini iddia eden taraf, bu iddiasını kanıtlamak zorundadır.

Örneğin;

“Bu altınlar emanet olarak takıldı ve kendisi de biliyordu”

“Bu altınlar kuyumcudan kiralanmıştı ve düğünden sonra geri verildi.”

“Takılan altınlar gerçek değildi.” şeklindeki iddiaların ispat edilmesi gerekir.

Kadın Altınların Emaneten Takıldığını Biliyorsa Durum Değişir mi?

Kadının düğün sırasında altınların geçici olarak takıldığını bilmesi, tek başına her zaman yeterli değildir.

Burada önemli olan, kadının bu altınların kendisine bağışlanmadığını ve düğünden sonra geri verileceğini kabul edip etmediğidir.

Eğer kadın açıkça altınların emanet olduğunu kabul etmişse veya taraflar arasında bu konuda anlaşma bulunuyorsa, bu durum değerlendirmede dikkate alınabilir.

Ancak sadece erkeğin ailesinin veya yakınlarının “bu altınlar bizimdi” şeklindeki açıklamaları, kadının ziynet hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Mehir Senedi Olmadan “İleride Sana Altın Takacağız” Denilmesi Erkeği Borç Altına Sokar mı?

Evlilik öncesinde veya düğün sırasında kadına belirli miktarda altın verileceğinin söylenmesi uygulamada sık rastlanan bir durumdur.

Ancak her sözleşme veya her vaat, otomatik olarak hukuken talep edilebilir bir alacağa dönüşmez.

Hukuken geçerli bağış vaadi sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda, taraflar arasındaki anlaşmanın varlığı, içeriği ve kapsamı ayrıca değerlendirilir.

Geçerli yazılı ve imzalı mehir senedi varsa durum değişir.

Düğünde Hiç Altın Takılmamışsa Kadın Altın Talep Edebilir mi?

Düğünde hiç altın takılmamışsa ve taraflar arasında geçerli bir mehir senedi da bulunmuyorsa, kadın yalnızca evlilik gerçekleştiği için belirli miktarda altın talep edemez.

Ziynet eşyası davasında esas olan, gerçekten takılan veya verilmesi kararlaştırılan ziynetlerin varlığının ortaya konulmasıdır.

Sadece “düğünde şu kadar altın takılması bekleniyordu” şeklindeki bir beklenti, veya “bizim ailemize yakışır miktarda altın takmadılar” şeklinde bir beyan tek başına alacak hakkı doğurmaz.

Düğün Yapmadan Evlenen ve Hiç Altın Takılmayan Kadın Sonradan Altın Talep Edebilir mi?

Bazı çiftler düğün merasimi yapmadan, yalnızca resmi nikâh ile evlenmeyi tercih edebilmektedir. Bu durumda zaman zaman “Düğün yapılmadı, üzerime hiç altın takılmadı. Boşanma davasında altın talep edebilir miyim?” sorusu gündeme gelmektedir.

Ziynet eşyası alacağı davasında esas olan, gerçekten takılan veya verilmesi kararlaştırılan ziynet eşyalarının varlığıdır. Düğün yapılmamış olması ve kadına hiç altın takılmamış olması hâlinde, sırf evlilik gerçekleştiği için belirli miktarda altın talep edilmesi kural olarak mümkün değildir.

Ancak taraflar arasında evlilik öncesinde veya evlilik sırasında belirli miktarda altın verileceğine ilişkin geçerli bir bağış vaadi sözleşmesi yapılmışsa, somut olayın şartlarına göre talepte bulunulabilir.

Bu nedenle düğün yapılmaması veya altın takılmaması tek başına bir ziynet alacağı doğurmaz. Mahkeme, taraflar arasında -varsa- geçerli bağış vaadi sözleşmesini değerlendirerek karar verir.

Nişan veya Sözde Kararlaştırılan Altınlar Takılmadıysa Sonradan İstenebilir mi?

Nişan veya düğün öncesinde belirli miktarda altın takılacağı konusunda anlaşılmış ancak bu altınlar hiç verilmemişse, bu durum ayrıca değerlendirilmelidir.

Eğer taraflar arasında bu anlaşma geçerli bağış vaadi sözleşmesi olarak düzenlenmişse alınır geçerli bağış vaadi sözleşmesi yoksa dava yoluyla alınamaz.

Nişan, Kına ve Birden Fazla Düğünde Aynı Altınların Tekrar Takılması Durumunda Ne Olur?

Bazı yörelerde veya ailelerin tercihleri nedeniyle nişan, kına gecesi ve düğün ayrı ayrı yapılabilmekte; hatta eşlerin farklı illerde birden fazla düğün töreni gerçekleştirdiği durumlarla karşılaşılabilmektedir.

Bu gibi durumlarda aynı ziynet eşyalarının farklı törenlerde tekrar tekrar takıldığı ve daha sonra geri alındığı iddia edilebilmektedir.

Örneğin; bir yakının nişanda taktığı altını daha sonra geri alarak kına gecesinde tekrar takması, ardından düğünde yeniden aynı ziyneti takması hâlinde, bu altının her törende ayrı bir ziynet alacağı olarak talep edilip edilemeyeceği gündeme gelir.

Ziynet eşyası davasında önemli olan husus, gerçekte kaç adet ziynet eşyasının kadına bağışlandığı ve kadının malvarlığına geçtiğidir. Aynı altının farklı törenlerde tekrar tekrar kullanılması, tek başına kadının birden fazla kez aynı altını talep edebileceği anlamına gelmez.

Ancak her bir törende farklı altınların takıldığı veya bazı altınların kadına bağışlandığı ispatlanabiliyorsa, bu ziynetler ayrı ayrı değerlendirilebilir.

Bu nedenle nişan, kına ve düğün gibi farklı merasimlerde takılan ziynetlerin belirlenmesinde; düğün fotoğrafları, video kayıtları, tanık anlatımları ve tarafların açıklamaları önem taşır.

Mahkeme, aynı ziynet eşyasının farklı zamanlarda tekrar kullanılıp kullanılmadığını değerlendirerek mükerrer (çifte) talep olup olmadığını belirler. Aynı altının birden fazla törende gösterilmiş olması, aynı ziynet için birden fazla kez alacak hakkı doğurmaz.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/3-1038 K. 2021/458 T. 13.4.2021

Davacı vekili boşanma talebini de içeren daha sonra ziynet talepleri yönünden tefrik edilen dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20’şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve adet hukuku uygulanmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır. Söz konusu ziynet eşyasının (altın vs.) evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerek yakınlarca kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabul edildiğinden emaneten ( geçici olarak ) takıldığı konusunda kadının bir kabulü olmadığı sürece genel kural kabul edilecektir. Artık, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür.

İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı genel kuralın aksine örf ve adetleri bulunduğunu iddia ettiğine göre bunu ispat külfeti kendisine düşmektedir. Davalı ispat amacıyla muhtar olan tanık Zekeriya Çelikkanat’ı dinletmiş; tanık iddia edilenden farklı olarak “bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur” şeklinde ifade vermiş; mahkemece tanığın beyanı esas alınarak hüküm kurulmuştur.

Hemen belirtmek gerekir ki, düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı açıktır. Bu durumda genel kuraldan ayrılınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

Ne var ki, mahkemece dinlenilen davalı tanığı M.E.’nin beyanına itibar edilerek 5 adet burma bileziğin davacıya iade edildiğinin kabulü ile bu 5 bilezik yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece kurulan 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı karara davacının 5 adet burma bilezik yönünden itiraz etmemesi nedeniyle bu husus davalı yönünden usulü kazanılmış hak teşkil eder. Bu nedenle taraflarca getirilme ilkesine tabi bulunan ve davacı tarafça temyize getirilmediğinden bu yöndeki ret kararı kesinleşen 5 adet burma bilezik hakkındaki direnme kararı isabetli olmakla birlikte, yukarıdaki açıklamalar gereğince, diğer ziynetler bakımından direnme kararı Kurul çoğunluğu tarafından isabetli bulunmamıştır.

Ayrıca, somut olayda davalıya takılan 1 adet bilezik yönünden davacının talebi mahkemece kabul edildiğinden Özel Daire bozma kararının 9. paragrafında yapılan açıklamalar dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu durumda, Özel Daire bozma kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararında yer almasının isabetli olmadığı, karardan çıkartılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, düğünde takılan takıların düğün masraflarına katkı mahiyetinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye verilmesi gayesi güdüldüğü, takılan tüm ziynet eşyasının kadına bağışlanmasının amaçlanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

T.C.
YARGITAY
ALTINCI HUKUK DAİRESİ

Esas : 2011/6443
Karar : 2011/9574
Tarih : 26.09.2011
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava ziynet eşyalarının mevcutsa aynen iadesine, mevcut değilse bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından 28 adet Cumhuriyet altını hakkındaki istemin reddine ilişkin olarak temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde 28 adet cumhuriyet altınında müvekkiline ait olduğunu mevcutsa aynen, değilse bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı ise evli olduğu dönemde davacının hiç 28 adet cumhuriyet altınının olmadığını savunmuştur. Dinlenen davacı tanıkları düğünde davacıya 28 adet cumhuriyet altını takıldığını evlendikten sonrada boynundan alındığını belirtmişlerdir. Davalı tanığı Osman Taşkın ise beyanında davalının babası davacının kayınpederi olduğunu, davacıya düğünde 5 adet burma bilezik ve bir set takıldığını, evlendikten sonra küçük altınlardan da bir bilezik dizdirildiğini, 28 adet cumhuriyet altını takılmadığını, cumhuriyet altınlarının kendisine ait olduğunu, emekli parası ile aldığını, sadece kına gecesinde etrafa karşı bu takıların gelininin takmasına müsaade ettiğini, bunu davacının da bildiğini, kına gecesinde emanet olarak verdiğini ifade etmiştir. Davacı tanıkları ise bu altınların emaneten takıldığına ilişkin bir şey duymadıklarını sadece davacıya takı olarak takıldığını söylemişlerdir. Davalı 25.12.2009 tarihli oturumda davacının dava dilekçesine verdiği cevapta 28 adet cumhuriyet altının davacıya emaneten takıldığına ilişkin bir savunma getirmediği gibi bu altınların davacıya emanet takıldığı da belirlenememiştir. Bu konuda altınları emaneten taktığını iddia eden davalının babası O.. dışında bilgisi olan başka tanık bulunmamaktadır. Davacı tarafından sunulan resim ve CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde bilirkişi 3.9.2010 tarihli raporunda dosyaya ibraz edilen fotoğraflar ve CD lerin izlenmesinde davacının üzerinde 28 adet cumhuriyet altının mevcut olduğunu belirtmiştir. 28 adet ziynetin düğün resimlerinde ve CD de davacı üzerinde takılı olması, emaneten takıldığının da belirlenememesi karşısında 28 adet cumhuriyet altını yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle bu istemin reddi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 26.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Kuma Getirmek Suç mu? Cezası Ne Kadar?

“Ziynet Eşyası Davasında, Düğünde Emanet Olarak Göstermelik Takılıp Sonradan Geri Alınan Altınların Durumu Nedir?” üzerine bir yorum

  1. Ben eşimden boşanacam ama 3 TL dedi bende kabul ettim efetuve göre artış dedi bunda tamam dedim yazılı verdik ama sonradan çok oldunu ben bir başka yuva kuramiyacami anladım cekismeliye dondursem olurmu

Yorum yapın