Tanıkla İspat Hangi Durumlarda Mümkündür? Yüksek Bedelli Uyuşmazlıklarda Tanık Dinlenir mi?

📅 19 Ekim 2017 🔄 Son güncelleme: 29 Ağustos 2026

Bir davada talep edilen miktarın yüksek olması, tanık dinlenemeyeceği anlamına gelmez. Senetle ispat kuralları uygulamada bazen olduğundan daha geniş yorumlanıyor ve uyuşmazlığın değeri belirli bir miktarın üzerindeyse artık her şeyin yazılı belgeyle kanıtlanması gerektiği düşünülüyor. Oysa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki senetle ispat zorunluluğu, yüksek değere sahip her olay için değil, esas olarak belirli değerin üzerindeki hukuki işlemler için getirilmiştir.

Bu ayrım özellikle aile içindeki para ve altın uyuşmazlıklarında, elden teslim edilen mallarda, haksız fiilden doğan taleplerde ve fiilî bir durumun ispatlanması gereken davalarda önem taşır. Örneğin bir eşin ziynetleri alıp götürmesiyle, eşler arasında ziynetlerin daha sonra geri verilmesi şartıyla bir ödünç anlaşması yapılması aynı şey değildir. İlkinde mahkemenin önündeki mesele yaşanmış bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Diğerinde ise tarafların belirli bir hukuki sonuç doğurmak üzere anlaşma yapıp yapmadığı araştırılır.

Yargıtay kararlarında da sınır bu noktadan çizilmektedir. Gerçekleşmiş bir hukuki fiilin tanıkla ispatı mümkün olabilir. Buna karşılık senetle ispatlanması gereken bir sözleşmeyi veya mevcut bir senedin hükmünü değiştiren başka bir hukuki işlemi, etrafında gerçekleşen bazı maddi olayları tanıkla ispatlayarak dolaylı biçimde kanıtlamak her zaman mümkün değildir.

Senetle İspat Sınırı Her Yüksek Miktarlı Davada Uygulanmaz

Senetle ispat konusunda ilk bakılacak husus davanın kaç lira olduğu değil, neyin ispat edilmek istendiğidir.

Bir hakkın doğması, devredilmesi, değiştirilmesi veya sona erdirilmesi amacıyla tarafların iradeleriyle yaptıkları sözleşmeler hukuki işlemdir. Ödünç para vermek, mal satmak, bir borcu ibra etmek, iki malı takas etmek veya mevcut sözleşmenin şartlarını değiştirmek bu gruptadır.

Buna karşılık bir eşyanın evden alınması, ziynetlerin kuyumcuda bozdurulması, bir kişinin mala zarar vermesi veya bir işçinin belirli bir tarihte gerçekten çalışmış olması, tarafların karşılıklı iradeleriyle kurulmuş bir sözleşme değildir. Bunlar gerçekleşmiş vakıalardır. Böyle bir olayın parasal sonucunun çok yüksek olması, olayın niteliğini değiştirmez.

Bu nedenle örneğin yüz binlerce lira değerindeki altınların eş tarafından alındığı ileri sürüldüğünde, yalnız altınların değerinden hareketle “bu kadar yüksek değerdeki ziynet ancak senetle ispatlanabilir” sonucuna gidilemez. Mahkeme altınların davalı tarafından alınıp alınmadığını tanıklar ve diğer deliller üzerinden değerlendirebilir.

Ancak aynı altınlar hakkında “bu ziynetleri eşime ödünç olarak verdim, bir yıl sonra geri verecekti” şeklinde bir iddia ileri sürülüyorsa tartışmanın kapsamı değişir. Bu defa yalnız ziynetin bir kişiden diğerine geçtiği değil, geri verme borcu doğuran bir anlaşmanın kurulup kurulmadığı da ispat edilmek istenmektedir.

Hukuki Fiil Tanıkla İspatlanabilir mi?

Hukuki fiiller bakımından senetle ispat zorunluluğu, hukuki işlemlerde olduğu şekilde uygulanmaz. Hukuk Genel Kurulunun yakın tarihli bir kararı bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2023 tarihli, 2022/709 E., 2023/1082 K. sayılı kararında, senede karşı ileri sürülen iddianın hukuki fiil olması hâlinde tanıkla ispat edilebileceğini açıkça kabul etmiştir. Ancak kararın önündeki uyuşmazlıkta tarafın ileri sürdüğü savunmayı hukuki fiil olarak görmemiştir.

Davada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve bağımsız bölümlerin paylaşımına ilişkin yazılı düzenleme bulunuyordu. Yazılı sözleşmede belirli bir daire yükleniciye bırakılmıştı. Arsa sahibi ise sonradan yükleniciyle anlaşarak bu daireyle kendisine düşen başka bir daireyi değiştirdiklerini savunuyordu. Üstelik bu savunmayı desteklediği düşünülebilecek fiilî durumlar da vardı. Dairenin uzun süre arsa sahibi tarafından kullanılması ve diğer daireyle ilgili sonraki işlemler bunlar arasındaydı.

Hukuk Genel Kurulu, bu fiilî durumların varlığından çok davalının bunlarla neyi ispatlamaya çalıştığına baktı. Savunma, yalnız “bu daireyi yıllardır ben kullanıyorum” şeklinde değildi. Yazılı sözleşmeyle oluşturulan paylaşımın daha sonra yapılan sözlü bir takas anlaşmasıyla değiştirildiği ileri sürülüyordu. Takas tarafların iradesiyle yeni hukuki sonuç doğuran bir işlem olduğundan, onu çevreleyen maddi olayların tanıkla anlatılması takas sözleşmesini hukuki fiile dönüştürmedi.

Kararın önemi de tam burada ortaya çıkıyor. Yargıtay hukuki fiilin tanıkla ispat edilebileceğini kabul etmekle birlikte, tarafın gerçekte bir hukuki işlem ispatlamaya çalıştığı yerde yalnız kullanılan kelimelere bakmıyor.

Eşin Ziynetleri Alması Tanıkla İspatlanabilir

Ziynet davaları bu ayrımın günlük hayatta en kolay görüldüğü uyuşmazlıklardandır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2020 tarihli, 2017/3-1055 E., 2020/367 K. sayılı kararında kadın, düğünde takılan ziynetlerin evlilik devam ederken eşi tarafından alındığını ve çeşitli ihtiyaçlarda kullanıldığını ileri sürmüştür. Erkek ise ziynetleri almadığını savunmuştur.

Dosyada davalı erkeğin babası ve kardeşi de tanık olarak dinlenmiş; tanık anlatımlarında ziynetlerin bozdurulması, dövize çevrilmesi ve çeşitli harcamalarda kullanılmasıyla ilgili bilgiler yer almıştır. Hukuk Genel Kurulu, ziynetlerin erkek tarafından alındığını ispat yükünün kadında bulunduğunu kabul etmiş, ancak tanık anlatımlarını değerlendirerek kadının bu yükü yerine getirdiği sonucuna ulaşmıştır.

Kararda üzerinde durulması gereken husus, ziynetlerin piyasa değerinin hangi rakama ulaştığı değildir. Uyuşmazlık, ziynetlerin davalı tarafından alınıp alınmadığı üzerindedir. Bu nedenle olay tanık beyanları üzerinden incelenebilmiştir.

Buradan bütün ziynet davalarının tanıkla kolayca ispatlanabileceği sonucu da çıkmaz. Tanığın gerçekten hangi olayı bildiği ve bilgisinin görgüye mi yoksa yalnız davacıdan duyduklarına mı dayandığı önem taşır.

Altınların Alındığını Gören Tanık ile Sonradan Duyan Tanık Aynı Değildir

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026 yılında verdiği iki karar bu ayrımı oldukça açık göstermektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.06.2026 tarihli, 2025/9233 E., 2026/6559 K. sayılı kararında ziynetlerin erkek tarafından iş yeri açmak amacıyla alındığı ileri sürülmüştür. Dosyada kadının kardeşi de tanık olarak dinlenmiş ve olay hakkında doğrudan bilgiye dayanan açıklamalarda bulunmuştur. Daire, tanık anlatımını diğer vakıalarla birlikte değerlendirerek kadının ziynetlerin erkek tarafından alındığı iddiasını ispatladığı sonucuna ulaşmış ve ziynet talebini reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur.

Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.04.2026 tarihli, 2025/8901 E., 2026/4068 K. sayılı kararında kadının tanıklarının anlatımları duyuma dayanıyordu. Ziynetlerin erkek tarafından alındığını gösteren başka bir yeterli delil de bulunmuyordu. Daire, bu hâliyle ziynet alacağının ispatlanmadığını kabul ederek ziynet yönünden hükmü bozmuştur.

Dolayısıyla “tanığım var” demek tek başına yeterli değildir. Tanığın altınların alındığı, bozdurulduğu veya başka bir yere götürüldüğü sırada olayı görmüş olması ile yıllar sonra eşlerden birinden yaşananları dinlemiş olması aynı ispat gücüne sahip değildir.

Akraba olması da tanığı kendiliğinden değersiz hâle getirmez. Aile uyuşmazlıklarında olayların çoğunun zaten yakın çevrede gerçekleştiği göz önüne alındığında, tanığın akrabalığından çok olay hakkında nasıl bilgi sahibi olduğu önem kazanır.

Ziynetlerin Kuyumcuda Bozdurulması da Davada İspat Konusu Olabilir

Ziynet davasında yalnız altınların ilk kez kimin eline geçtiği araştırılmaz. Ziynetlerin daha sonra kuyumcuda bozdurulması, paraya veya dövize çevrilmesi, iş yeri açılmasında kullanılması ya da belirli bir borcun kapatılmasına harcanması da olayın bütününün anlaşılması bakımından önem taşıyabilir.

HGK’nın 2017/3-1055 E., 2020/367 K. sayılı kararında da tanıkların altınların sonraki akıbetine ilişkin anlatımları, ziynetlerin davalıya geçtiği iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınmıştır.

Örneğin kuyumcunun tarafları hatırlaması, altınların bozdurulması sırasında bulunan bir kişinin anlatımı, banka hesabına aynı dönemde giren para, kuyumcu kaydı veya tarafların mesajlaşmaları birlikte değerlendirilebilir. Senetle ispat zorunluluğunun bulunmaması, davanın yalnız bir tanığın sözüyle sonuçlanacağı anlamına gelmez. Tanık burada dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Mehir Senedindeki Altınların Tesliminde Neden Farklı Bir Sonuç Çıktı?

Hukuki fiil ile senede karşı ispat arasındaki sınırı en iyi gösteren kararlardan biri yine altına ilişkindir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2020 tarihli, 2017/3-1538 E., 2020/485 K. sayılı kararında taraflar evlilikten kısa süre önce mehir senedi düzenlemiş, senette erkeğin kadına 200 gram 22 ayar altın vereceği yazılmıştır. Kadın daha sonra altınların teslim edilmediğini ileri sürmüş, erkek ise bu altınları düğünde verdiğini savunmuştur.

Burada ilk bakışta yine gerçekleşmiş bir teslim olayı vardır. Bir kişi diğerine altın vermişse bunu gören tanıkların bulunması mümkündür. Buna rağmen Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tanık anlatımlarını yeterli görmemiştir.

Bunun nedeni, erkeğin yalnız bağımsız bir teslim olayını ispatlamaya çalışmamasıdır. Ortada 200 gram altın borcunu gösteren yazılı bir senet bulunmaktadır. “Altınları düğünde verdim” savunması kabul edildiğinde, bu senetle sabit borcun ifa yoluyla sona erdiği de kabul edilmiş olacaktır. HGK çoğunluğu bu nedenle meseleyi senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıran bir savunma olarak değerlendirmiştir. Mevcut yazılı borca karşı yalnız tanık anlatımıyla ifanın kabulünü yeterli bulmamıştır. Bu kararın karşı oyunda ise teslimin hukuki fiil olduğu ve tanıkla ispatlanabileceği görüşü savunulmuştur.

Bu karar ile ziynetlerin koca tarafından alınmasına ilişkin HGK 2020/367 sayılı karar arasında görünürde bir çelişki yoktur. İki dosyada ispatlanmak istenen şey farklıdır.

Birinde kadının malı olan ziynetlerin koca tarafından alınıp alınmadığı araştırılmaktadır. Diğerinde yazılı bir senetle sabit borcun sonradan yerine getirilerek sona erip ermediği tartışılmaktadır.

Altının aynı altın olması, her iki davadaki ispat problemini aynı hâle getirmez.

Birine Elden Para Verildiğini Tanık Görmüşse Ne İspatlanmış Olur?

Para davalarında bu ayrım daha da önemlidir. Bir kişinin diğerine para teslim etmesi gözle görülebilecek bir olaydır. Tanık paranın sayıldığını, zarfa konulduğunu veya davalıya teslim edildiğini görmüş olabilir.

Ancak alacak davasında çoğu zaman yalnız paranın verilip verilmediği tartışılmaz. Paranın neden verildiği de uyuşmazlık konusudur.

Davacı 500.000 TL verdiğini ve bunun borç olduğunu ileri sürerken davalı aynı parayı aldığını kabul edip bunun satış bedeli olduğunu söyleyebilir. Bir başka olayda paranın bağış olduğu, ortak bir iş için verildiği veya davacının önceki borcunun ödemesi olduğu savunulabilir.

Bu durumda paranın el değiştirdiğini gören tanık, teslim vakıası bakımından bilgi sahibi olabilir. Ancak taraflar arasında geri ödeme borcu doğuran bir ödünç ilişkisinin kurulup kurulmadığı ayrıca değerlendirilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/3-1772 E., 2021/1011 K. sayılı kararında da para transferinin gerçekleşmiş olması ile davacının ileri sürdüğü amaçla yapılmış olmasının aynı şey olmadığı kabul edilmiştir. Karşı taraf paranın kendisine geldiğini kabul ettiği hâlde gönderiliş sebebi konusunda uyuşmazlık devam edebilmiştir.

Bu nedenle elden verilen paraya ilişkin davalarda “üç tanığım var, parayı verdiğimi gördüler” demeden önce tanıkların hangi vakıayı ispatladığının belirlenmesi gerekir.

Yazılı Senetteki Borcu Elden Ödediğini Söyleyen Borçlunun Durumu Farklıdır

Senede bağlı bir borcun daha sonra elden ödendiğinin ileri sürülmesi, para tesliminin hukuki fiil olduğu düşüncesiyle kolayca çözülemez.

Borçlu, örneğin 700.000 TL’lik imzalı bir senede karşı “bu parayı daha sonra elden ödedim” dediğinde, yalnız paranın bir kişiden diğerine geçmesini ispatlamak istememektedir. O teslim olayından hareketle senetle sabit borcun sona erdiğinin kabulünü istemektedir.

HMK m.201’deki senede karşı ispat yasağı bu noktada önem kazanır. Yazılı borcun hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıran veya azaltan yeni hukuki işlemlerin ispatında daha sıkı bir rejim uygulanır.

Mehir senedindeki altının teslim edildiği savunması hakkında HGK’nın ulaştığı sonuç da aynı nedenle önemlidir. Fiziksel teslim tek başına ele alındığında maddi bir olay görünümünde olsa da, davadaki işlevi senetle sabit borcu sona erdirmek olduğunda değerlendirme değişmiştir.

Hukuki İşlem Çevresindeki Olaylar Tanıkla İspatlanarak Senet Zorunluluğu Aşılabilir mi?

Hukuki fiil kavramının en fazla yanlış kullanılabileceği yer burasıdır.

Senetle ispatlanması gereken bir sözleşme bulunduğunda, sözleşmenin etrafında gerçekleşen bütün maddi olayları tanıkla ispatlayıp sonunda aynı sözleşmenin varlığını kabul ettirmek mümkün olmayabilir.

HGK’nın 2022/709 E., 2023/1082 K. sayılı daire takası kararı bunun tipik örneğidir. Davalının uyuşmazlık konusu daireyi kullanması veya diğer daireyle ilgili çeşitli tasarruflarda bulunulması maddi vakıalardır. Bunların tanıkla ortaya konulabilmesi mümkündür. Fakat davalının ulaşmak istediği sonuç, yazılı paylaşımın sonradan takas anlaşmasıyla değiştirildiğinin kabul edilmesiydi. Takasın kendisi hukuki işlem olduğundan, çevresindeki fiilî durumlar üzerinden senede karşı ispat sorunu bertaraf edilmemiştir.

Hukuki fiil bu nedenle senetle ispat kuralını dolaşmak için kullanılabilecek bir yöntem değildir. Bir olay gerçekten hukuki fiil ise senetle ispat zorunluluğu zaten kendi uygulama alanına girmemektedir. İspat edilmek istenen şey aslında sözleşme, takas, ibra, borç verme veya başka bir hukuki işlemse, buna “fiil” denilmesi sonucu değiştirmez.

Çalışma Olgusu Yüksek Miktarlı Bir Davada da Tanıkla İspatlanabilir

Hukuki fiil kavramının yalnız ziynet veya para uyuşmazlıklarıyla ilgili olmadığı iş hukukunda çok daha açık görülmektedir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 19.03.2024 tarihli, 2024/1532 E., 2024/2860 K. sayılı kararında, senetle ispatın konusunu hukuki işlemlerin oluşturduğu, hukuki fiillerin ise her türlü delille ispatlanabileceği açıklanmış ve çalışma olgusunun hukuki fiil niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

Bir hizmet tespiti veya işçilik alacağı davasının ekonomik sonucu çok yüksek olabilir. İşçinin yıllarca çalıştığı ileri sürülüyorsa toplam alacak yüz binlerce veya milyonlarca liraya ulaşabilir. Bu durum fiilî çalışmayı hukuki işleme dönüştürmez. İşçinin hangi dönemde gerçekten çalıştığı işyeri kayıtları, bordrolar, tanıklar ve diğer delillerle araştırılabilir.

Bu örnek, senetle ispat sınırına bakarken neden yalnız dava değerinden hareket edilemeyeceğini açık biçimde göstermektedir.

Haksız Fiil Nedeniyle Yüksek Tazminat İstenmesi Senet Zorunluluğu Doğurmaz

Aynı yaklaşım haksız fiillerde de geçerlidir. Bir kişinin başkasının aracına zarar vermesi, malını kırması veya başka hukuka aykırı davranışla zarara yol açması tarafların önceden anlaşarak yaptığı bir hukuki işlem değildir.

Zararın miktarı yüksek olabilir. Ancak zarar gören kişiden, karşı tarafın malına zarar vereceğini önceden bilip buna ilişkin senet alması beklenemez. Haksız fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği tanık, kamera görüntüsü, fotoğraf, bilirkişi incelemesi ve olayın niteliğine uygun diğer delillerle ispatlanabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken, sözleşmeden doğan her alacağı “zarara uğradım” diyerek haksız fiile çevirmemektir. Bir mal 1.000.000 TL’ye satılmış ve alıcı satış bedelini ödememişse, davacının ekonomik zarara uğraması uyuşmazlığı kendiliğinden haksız fiil hâline getirmez. Temelde ispatlanması gereken satış sözleşmesi ve bundan doğan borç olmaya devam edebilir.

WhatsApp Mesajı Tanık Dinlenmesinin Önünü Açabilir

İspat edilmek istenen şey gerçekten bir hukuki işlem olduğunda da senet bulunmaması her zaman tanık delilinin tamamen dışlanacağı anlamına gelmez. Bu noktada HMK m.202’de düzenlenen delil başlangıcı önem taşır.

Delil başlangıcı, hukuki işlemi tek başına tam olarak ispatlamayan ancak o işlemin yapılmış olmasını muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kişiden veya temsilcisinden kaynaklanan belgedir. Böyle bir belge bulunduğunda normalde senetle ispatlanması gereken işlem için tanık da dinlenebilir.

Günümüzde bunun en önemli örneklerinden biri elektronik yazışmalardır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 25.11.2024 tarihli, 2023/1984 E., 2024/4323 K. sayılı kararında eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak uyuşmazlığında WhatsApp yazışmalarının HMK m.199 anlamında belge olabileceği ve hukuki işlemi muhtemel gösterdiği takdirde HMK m.202 kapsamında delil başlangıcı sayılabileceği kabul edilmiştir. Yargıtay, bu durumda tanıkların da dinlenmesi gerektiğini belirterek eksik inceleme nedeniyle kararı bozmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.11.2024 tarihli, 2023/3928 E., 2024/3869 K. sayılı kararında da WhatsApp mesajının gerçekten davalıdan gelip gelmediğinin araştırılması, mesajın davalıdan geldiği belirlenirse delil başlangıcı olarak diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle imzalı sözleşmenin bulunmadığı yüksek bedelli uyuşmazlıklarda eski WhatsApp görüşmelerinin, SMS’lerin ve e-postaların değeri küçümsenmemelidir. Mesaj tek başına davayı ispatlamayabilir; ancak tanık deliline başvurulmasını mümkün hâle getiren delil başlangıcı olabilir.

Banka Dekontu Paranın Gönderildiğini İspatlar, Neden Gönderildiğini Her Zaman İspatlamaz

Banka kayıtlarında da aynı ayrım vardır.

Dekont, belirli miktarda paranın belirli bir tarihte hesaba geçtiğini güçlü biçimde ortaya koyabilir. Ancak 400.000 TL’nin bir kişinin hesabına gönderilmiş olması, bu paranın mutlaka borç olarak verildiğini göstermez.

Dekont açıklamasında “borç”, “ödünç”, “üç ay sonra iade” gibi ifadelerin bulunması değerlendirmeyi değiştirebilir. Karşı tarafın daha sonraki mesajlarında borcu kabul etmesi de ayrıca önemlidir. Buna karşılık hiçbir açıklaması olmayan para transferinde uyuşmazlık çoğu zaman paranın hareketinden değil hukuki sebebinden çıkar.

Bu nedenle banka dekontunun varlığı ile ödünç sözleşmesinin ispatlanmış olması birbirine karıştırılmamalıdır.

Eşler ve Yakın Akrabalar Arasında Tanıkla İspat İçin Ayrı Bir Düzenleme de Bulunuyor

Hukuki fiil meselesinden bağımsız olarak HMK m.203, belirli hukuki işlemler bakımından senetle ispat zorunluluğuna istisnalar getirmiştir.

Eşler, altsoy ve üstsoy, kardeşler, kayınbaba ve kaynana ile gelin ve damat arasındaki hukuki işlemler bu kapsamda tanıkla ispat edilebilecek hâller arasındadır. Bu hüküm özellikle aile içerisinde senet düzenlenmeden verilen para ve mallara ilişkin davalarda önem taşır.

Bu istisna ile hukuki fiil aynı gerekçe değildir. Eşin ziynetleri evden alması gerçekten bir maddi vakıa olarak değerlendiriliyorsa zaten hukuki fiil tartışması vardır. Eşlerin birbirleriyle yüksek bedelli bir hukuki işlem yaptıkları ileri sürülüyorsa bu defa HMK m.203’teki aile içi işlemlere ilişkin ayrı tanık istisnası gündeme gelebilir.

Taraflar ilişkilerini baştan yazılı senede bağlamışlarsa ise mevcut senede karşı ileri sürülen savunmanın ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Mehir senedi kararı bu ayrımın önemini göstermektedir.

Tanık Dinlenebilmesi Davanın İspatlandığı Anlamına Gelmez

Tanık delilinin kullanılmasına hukuken engel bulunmaması ile mahkemenin tanık anlatımını yeterli görmesi birbirinden farklıdır.

Ziynetlere ilişkin 2026 tarihli iki Yargıtay kararı bunun güncel örneğidir. Görgüye dayanan tanık anlatımı bir dosyada ziynetlerin erkek tarafından alındığının ispatında etkili olurken, yalnız duyuma dayalı anlatımlar başka bir dosyada yeterli görülmemiştir. (Avarsis)

Tanığın olayın içinde bulunup bulunmadığı, hangi kısmını bizzat gördüğü, anlatımının taraflardan birinin sonradan söylediği bilgilere mi dayandığı ve beyanın diğer delillerle örtüşüp örtüşmediği değerlendirilir.

Bu nedenle yüksek miktarlı bir davada “senedim yok ama tanığım var” denildiğinde dosyanın olumlu veya olumsuz sonucunu yalnız bu bilgiye bakarak söylemek mümkün değildir. Önce tanığın neyi ispatlamak için gösterildiği belirlenmelidir.

Yüksek Miktarlı Davada Tanık Dinlenip Dinlenmeyeceği Nasıl Belirlenir?

Yüksek bedelli bir uyuşmazlıkta önce talep edilen paraya değil, taraflar arasında çekişmeli olan vakıalara bakılmalıdır. Uyuşmazlık gerçek bir hukuki fiile ilişkinse, sırf ekonomik değerin yüksek olması tanık delilini ortadan kaldırmaz. Buna karşılık ispatlanması gereken husus yüksek bedelli bir sözleşme veya başka bir hukuki işlemse HMK m.200’deki senetle ispat rejimi önem kazanır. Ortada zaten bir senet bulunuyor ve senedin hükmünü ortadan kaldıracak ya da azaltacak yeni bir işlem ileri sürülüyorsa HMK m.201 ayrıca dikkate alınır.

Bununla birlikte uyuşmazlık hukuki işleme ilişkin olsa dahi delil başlangıcı, aile ilişkisi veya HMK m.203 kapsamındaki başka bir istisna nedeniyle tanık dinlenmesi mümkün olabilir. WhatsApp mesajları ve diğer elektronik yazışmalar da bu nedenle senetsiz görünen bazı dosyalarda önemli hâle gelmektedir.

Yargıtay kararlarının ortaya koyduğu ayrım, “yüksek miktar tanıkla ispatlanır mı?” sorusunu yalnız rakam üzerinden cevaplamanın neden hatalı olduğunu göstermektedir. Ziynetlerin eş tarafından alınması, çalışma olgusu veya gerçekleşmiş bir zarar gibi maddi vakıaların değeri çok yüksek olsa da bunların ispatı yalnız senede bağlanmaz. Buna karşılık yazılı bir borcun ödendiği, bir sözleşmenin sonradan değiştirildiği veya yüksek bedelli yeni bir anlaşma yapıldığı ileri sürülüyorsa, olayın çevresindeki fiziksel hareketleri tanıkla anlatmak hukuki işlemin tabi olduğu ispat kurallarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Mahkemede belirleyici olan, çoğu zaman uyuşmazlığın kaç lira olduğu değil; tanığın hangi vakıayı, hangi hukuki ilişki içinde ispatlamaya çalıştığıdır.

5/5 - (1 vote)
İlginizi çekebilir:  Yurt Dışı Bağlantılı Davalarda Ödenmesi Gereken Masraflar

Yorum yapın