Akıl hastalığı nedeniyle boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen özel bir boşanma sebebidir. Kanuna göre eşlerden birinin akıl hastası olması tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Hastalık nedeniyle ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmesi ve ayrıca hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekir.
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde, “Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.” hükmü yer almaktadır.
Bu düzenleme nedeniyle eşin psikiyatri tedavisi görmesi, psikolojik ilaç kullanması, depresyon veya anksiyete tanısı alması, öfkeli davranması yahut diğer eş tarafından “narsist”, “bipolar” veya “akıl hastası” olarak nitelendirilmesi tek başına TMK 165 kapsamında boşanma için yeterli değildir. Hastalığın hukuken TMK 165 kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olması, ortak hayat üzerindeki etkisinin ispatlanması ve iyileşme olanağı bulunmadığının kanunun aradığı nitelikteki sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekir.
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kusura dayalı bir boşanma sebebi de değildir. Hastalığın etkisi altında iradi olmayan davranışlarda bulunan eşe sırf bu davranışları nedeniyle kusur yüklenemez. Bu özellik, akıl hastalığı nedeniyle boşanmayı evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarından ayıran en önemli noktalardan biridir.
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Şartları Nelerdir?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Sağlık Kurulu Raporu Nasıl Alınır?
- Özel Hastane veya Tek Doktor Raporuyla Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Kararı Verilebilir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Adli Tıp Raporu Zorunlu mudur?
- Sağlık Kurulu Raporunda Nelerin Bulunması Gerekir?
- Ortak Hayatın Çekilmez Hâle Geldiğine Sağlık Kurulu mu, Hâkim mi Karar Verir?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Çekilmezlik Nasıl İspatlanır?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur İspatlanması Gerekir mi?
- Akıl Hastalığı Boşanmada Kusur Sayılır mı?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma ile Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Arasındaki Fark Nedir?
- Akıl Hastalığı Varken Yanlış Boşanma Sebebine Dayanılırsa Ne Olur?
- Akıl Hastalığı Varsa Evliliğin İptali mi, Boşanma Davası mı Açılmalıdır?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmak İçin Hastalığın Üç Yıl Devam Etmesi Gerekir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasının En Önemli Özelliği Nedir?
- Hangi Hastalıklar Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmaya Dayanak Olabilir?
- Şizofreni Nedeniyle Boşanma
- Bipolar Bozukluk Nedeniyle Boşanma
- Bipolar Bozuklukta Atak Dönemi ile Remisyon Dönemi Arasında Hukuken Fark Var mı?
- Bipolar Bozukluk Evlilikten Önce Gizlenmişse Boşanma mı, Evliliğin İptali mi Gündeme Gelir?
- Psikoz Nedeniyle Boşanma
- Demans Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Zihinsel Yetersizlik Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Sebebi Olabilir mi?
- Majör Depresyon Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Anksiyete Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Narsist Kişilik Bozukluğu Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Eşime Psikoloğum “Narsist” Dedi, Bu Raporla Boşanabilir miyim?
- Epilepsi Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
- Eşin Epilepsi Hastalığını Evlenmeden Önce Gizlemesi Boşanma Sebebi midir?
- Psikiyatri İlacı Kullanmak Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma İçin Yeterli midir?
- Eş Psikiyatri Hastanesinde Yattıysa Boşanma Kesinleşir mi?
- Akıl Hastalığı Tedaviyle Kontrol Altındaysa Boşanma Davası Reddedilir mi?
- Akıl Hastası Eş Tedaviyi Reddederse Bu Durum Boşanma Sebebi Olur mu?
- Akıl Hastalığı Bulunan Eşin Her Davranışı Hastalığa mı Bağlanır?
- Eşin Akıl Hastası Olduğunu Kendimiz İspatlayabilir miyiz?
- Hastalık Adı mı, Evlilik Üzerindeki Etkisi mi Önemlidir?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasını Kim Açabilir?
- Akıl Hastası Eşe Vasi Atanması Boşanma Davasını Nasıl Etkiler?
- Akıl Hastası Eşin Vasisi TMK 165 Davası Açabilir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Görevli ve Yetkili Mahkeme
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Hak Düşürücü Süre veya Zamanaşımı Var mı?
- Eş Akıl Hastalığını Bilerek Evlenmişse Sonradan Boşanabilir mi?
- Akıl Hastalığının Affedilmesi Boşanma Hakkını Ortadan Kaldırır mı?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Nafaka
- Akıl Hastası Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat
- Sağlıklı Eş Akıl Hastası Eşten Tazminat Alabilir mi?
- Akıl Hastası Eş Sağlıklı Eşten Tazminat Alabilir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Ziynet Eşyaları Ne Olur?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Velayet Kime Verilir?
- Akıl Hastası Anneye Velayet Verilebilir mi?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Eşlerden Biri Ölürse Ne Olur?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasının Avantajı Var mı?
- Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Dezavantajı Var mı?
- Sık Sorulan Sorular
- Akıl hastalığı nedeniyle boşanmak için üç yıl beklemek gerekir mi?
- Eşim psikiyatri ilacı kullanıyor, TMK 165 davası açabilir miyim?
- Bipolar eşten boşanmak mümkün mü?
- Şizofreni varsa boşanma kesin midir?
- Depresyon akıl hastalığı nedeniyle boşanma sebebi midir?
- Narsist eşten TMK 165’e dayanarak boşanabilir miyim?
- Eşim psikiyatri hastanesinde yattı, bu yeterli mi?
- Özel hastane raporu yeterli mi?
- Her davada Adli Tıp Kurumuna gidilir mi?
- Akıl hastası eş nafaka alabilir mi?
- Akıl hastası eş tazminat öder mi?
- Sağlıklı eş hasta eşe tazminat ödeyebilir mi?
- Akıl hastalığı nedeniyle boşanmada mal paylaşımı yapılır mı?
- Akıl hastası eşe velayet verilebilir mi?
- Akıl hastalığını bilerek evlendiysem sonradan boşanabilir miyim?
- Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında süre var mı?
- Akıl hastası eşin vasisi onun hastalığına dayanarak TMK 165 davası açabilir mi?
- Kaynakça
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Şartları Nelerdir?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Eşlerden birinde akıl hastalığının bulunması yeterli olmadığı gibi, yalnız ortak hayatın çekilmez hâle geldiğinin ispatlanması da yeterli değildir. Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi ayrıca zorunludur.
Bu nedenle TMK 165’e dayalı davalarda üç ayrı husus incelenir: eşte kanun anlamında akıl hastalığının bulunup bulunmadığı, bu hastalık nedeniyle ortak hayatın davacı eş açısından çekilmez hâle gelip gelmediği ve hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı.
Eşlerden Birinde Akıl Hastalığının Bulunması Gerekir
TMK 165 her türlü sağlık veya psikolojik sorun için uygulanmaz. Kanun açıkça “akıl hastalığı” şartını aramaktadır. Bu nedenle eşin psikolojik destek alması, psikiyatri polikliniğine başvurması veya psikiyatrik ilaç kullanması tek başına yeterli değildir.
Bir rahatsızlığın TMK 165 anlamında akıl hastalığı sayılıp sayılmayacağı eşlerin, tanıkların veya tarafların özel olarak başvurduğu psikoloğun kanaatine göre belirlenmez. Bu konuda tıbbi değerlendirme gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.02.2012 tarihli, 2011/5455 E., 2012/2631 K. sayılı kararında, alınan raporla davalı kadının psikolojik rahatsızlığının akıl hastalığı niteliğinde olmadığının belirlenmesi karşısında TMK 165 koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Bu karar, psikolojik rahatsızlık ile kanunun boşanma sebebi olarak düzenlediği akıl hastalığının birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.
Bu sebeple “eşim psikiyatrik ilaç kullanıyor” veya “eşim psikolojik tedavi görüyor” şeklindeki bir vakıadan hareketle doğrudan TMK 165 davası açılması yeterli değildir. Hastalığın tıbbi niteliğinin ve TMK 165 kapsamındaki durumunun yargılama sırasında belirlenmesi gerekir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Ortak Hayatın Çekilmez Hâle Gelmesi Gerekir
Akıl hastalığının varlığı boşanma için tek başına yeterli değildir. Hastalığın ortak hayatı davacı eş bakımından çekilmez hâle getirmesi gerekir.
Bu nedenle mahkeme yalnızca teşhisle yetinmez. Hastalığın evlilik hayatına nasıl yansıdığı, ortak yaşamı ne ölçüde etkilediği ve diğer eşten evliliğe devam etmesinin beklenip beklenemeyeceği de incelenir.
Çekilmezlik değerlendirmesinde hastalığın sebep olduğu davranışların niteliği, tekrarlanma sıklığı, eş ve çocuklar üzerindeki etkileri, hastane yatışları, günlük yaşamın sürdürülüp sürdürülemediği ve tarafların ortak hayatının fiilen nasıl etkilendiği önem taşıyabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Davacı, hasta eşin davranışlarını “kusur” olarak ispatlamak zorunda değildir. İspatlanması gereken, hastalığın ortak hayat üzerinde meydana getirdiği sonuçlardır.
Örneğin hastalık nedeniyle eşlerin uzun süre aynı hayatı sürdürememeleri, ciddi ve tekrarlayan krizlerin yaşanması, ev içerisinde güvenli ortak yaşamın kurulmasının güçleşmesi veya hastalığın aile yaşamını sürekli biçimde etkileyen sonuçlara yol açması çekilmezlik değerlendirmesinde dikkate alınabilir. Buna karşılık yalnız teşhis konulmuş olması, kişi tedavi altında olağan yaşamını sürdürüyor ve evlilik üzerinde çekilmezlik yaratacak bir durum bulunmuyorsa boşanma için yeterli olmayabilir.
Bu nedenle “şizofreni boşanma sebebidir”, “bipolar bozukluk boşanma sebebidir” veya “psikoz varsa boşanma kesinleşir” şeklinde hastalık adı üzerinden doğrudan sonuca gitmek doğru değildir. Hastalığın adı kadar somut evlilik üzerindeki etkisi de önemlidir.
Hastalığın Geçmesine Olanak Bulunmadığı Resmî Sağlık Kurulu Raporuyla Tespit Edilmelidir
TMK 165’in diğer özel şartı, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesidir.
Bu şart nedeniyle yalnızca kişinin geçmiş tarihli hastane kayıtlarının veya reçetelerinin dosyaya sunulması yeterli değildir. Raporda yalnız hastalık tanısının bulunması da her durumda yeterli olmaz. Mahkemenin, TMK 165’in aradığı şekilde hastalığın niteliğini ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığını değerlendirmeye elverişli bir sağlık kurulu raporuna sahip olması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.01.2022 tarihli, 2021/8936 E., 2022/645 K. sayılı kararında bu konu açık biçimde değerlendirilmiştir. Dosyada Kayseri Şehir Hastanesi Psikiyatri Polikliniğince düzenlenen heyet raporu ile başka sağlık kuruluşlarından alınan çeşitli raporlar bulunmasına rağmen Yargıtay, mevcut raporları hüküm kurmaya yeterli görmemiştir. Davalı eşin Adli Tıp Kurumuna sevk edilerek TMK 165 kapsamında akıl hastası olup olmadığının ve hastalığı varsa geçmesine olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu kararın önemi, dosyada herhangi bir sağlık raporunun bulunmasının yeterli olmadığını göstermesidir. Raporun, mahkemenin TMK 165 şartlarını değerlendirmesine imkân verecek açıklık ve yeterlilikte olması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.07.2018 tarihli, 2016/18924 E., 2018/8370 K. sayılı kararında da davalı eş hakkında başka bir vesayet dosyasında düzenlenmiş ve psikiyatrik bozukluk bulunduğunu gösteren sağlık kurulu raporuyla yetinilmesi doğru bulunmamıştır. Daire, TMK 165’te belirtilen hususları kapsayan bir rapor alınması gerektiğini kabul etmiştir.
Dolayısıyla kişinin başka bir dava veya idari işlem nedeniyle daha önce sağlık kurulu raporu almış olması, bu raporun TMK 165 davasında mutlaka yeterli olacağı anlamına gelmez.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Sağlık Kurulu Raporu Nasıl Alınır?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında sağlık kurulu raporu yargılamanın temel delillerinden biridir. Davacı eşin kendi imkânlarıyla temin ettiği tıbbi belgeler dosyaya sunulabilir; ancak Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinin aradığı “resmî sağlık kurulu raporu” şartının yerine gelip gelmediğini mahkeme değerlendirir.
Mahkeme gerekli gördüğü sağlık kuruluşuna sevk işlemi yaparak eşin muayene edilmesini ve TMK 165 bakımından gerekli hususlarda rapor düzenlenmesini ister. Dosyanın özelliğine göre devlet hastanesi, üniversite hastanesi veya gerektiğinde Adli Tıp Kurumundan değerlendirme alınması gündeme gelebilir.
Yargıtay kararlarında önemli olan sağlık kuruluşunun isminden ziyade, alınan raporun hüküm kurmaya elverişli ve kanunun aradığı hususları karşılayacak nitelikte olmasıdır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2024 tarihli, 2023/5721 E., 2024/2334 K. sayılı kararına konu olayda, üniversite hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda eşte orta düzeyde demans bulunduğu, iyileşmesine olanak olmadığı ve hastalığın evliliği çekilmez hâle getirdiği yönünde değerlendirme yapılmış; akıl hastalığı nedeniyle açılan birleşen boşanma davasının kabulü yargılamanın esaslarından biri olmuştur.
Bu karar aynı zamanda akıl hastalığı nedeniyle boşanmanın teorik olarak yalnız belirli psikiyatrik tanılarla sınırlı olmadığını, kişinin zihinsel ve ruhsal durumunun TMK 165 kapsamındaki şartlar yönünden sağlık kurulu tarafından değerlendirilmesinin belirleyici olduğunu göstermektedir.
Özel Hastane veya Tek Doktor Raporuyla Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Kararı Verilebilir mi?
Bir özel hastaneden veya tek bir psikiyatri uzmanından alınan rapor, davacının iddiasını destekleyen tıbbi belge niteliğinde olabilir. Ancak TMK 165 açıkça resmî sağlık kurulu raporunu aradığından, yalnız özel doktor kanaatine dayanılarak kanunun bu şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Benzer şekilde kişinin geçmiş tedavilerine ilişkin epikriz kayıtları, reçeteler, ilaç raporları veya psikiyatri polikliniği kayıtları hastalığın geçmişini ve seyrini ortaya koymak bakımından önemlidir; ancak bunların varlığı resmî sağlık kurulu raporuna olan ihtiyacı ortadan kaldırmaz.
Davacının eşini yıllardır gözlemlemiş olması veya tanıkların “akıl sağlığı yerinde değildi” şeklinde beyanda bulunmaları da tıbbi teşhisin yerine geçmez. Tanıklar ortak hayatın nasıl etkilendiğini anlatabilir; fakat kişinin TMK 165 anlamında akıl hastası olup olmadığı ve hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı tıbbi inceleme konusudur.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Adli Tıp Raporu Zorunlu mudur?
Her akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında mutlaka Adli Tıp Kurumu raporu alınacağı şeklinde genel bir kural yoktur. Kanunun aradığı husus, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığını gösteren resmî sağlık kurulu raporudur.
Buna karşılık mevcut raporların birbiriyle çelişmesi, hastalığın niteliğinin açıklığa kavuşmaması veya raporun TMK 165 şartlarını değerlendirmeye yeterli bulunmaması hâlinde Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/8936 E., 2022/645 K. sayılı kararında dosyada birden fazla sağlık belgesi bulunmasına rağmen bunların hüküm vermeye yeterli olmaması nedeniyle davalı eşin Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesi gerektiğinin kabul edilmesi bunun açık örneğidir.
Dolayısıyla “dosyada rapor var” veya “eş daha önce psikiyatri hastanesinde tedavi gördü” denilmesiyle tıbbi inceleme tamamlanmış olmaz. Raporun hangi soruları cevapladığı önem taşır.
Sağlık Kurulu Raporunda Nelerin Bulunması Gerekir?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında raporun öncelikle kişinin ruhsal veya zihinsel durumunu tıbbi olarak belirlemesi gerekir. Bunun yanında TMK 165 bakımından en önemli konulardan biri hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığıdır.
Raporda yalnız “kişinin akıl hastalığı vardır” şeklinde bir tespit bulunması, geçmesine olanak bulunup bulunmadığı hakkında değerlendirme yapılmaması hâlinde yeterli olmayabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/18924 E., 2018/8370 K. sayılı kararında başka bir dosyada düzenlenen ve psikiyatrik bozukluğu gösteren sağlık kurulu raporunun TMK 165’in aradığı hususları içermemesi nedeniyle yeterli görülmemesi de bu sebeptendir.
Benzer şekilde bir hastalığın “kısmen düzeltilebilir”, “tedaviyle kontrol altında tutulabilir” veya “remisyonda” olduğuna ilişkin tıbbi değerlendirmeler, TMK 165’in iyileşme olanağı bulunmaması şartı bakımından ayrıca incelenmelidir. Bu tür ifadelerden tek başına hukuki sonuç çıkarılması doğru değildir; mahkeme raporun bütünü ve diğer deliller üzerinden değerlendirme yapar.
Ortak Hayatın Çekilmez Hâle Geldiğine Sağlık Kurulu mu, Hâkim mi Karar Verir?
Sağlık kurulu hastalığın tıbbi niteliği ve kişinin sağlık durumu konusunda değerlendirme yapar. Hastalığın günlük yaşama ve aile ilişkilerine etkileri konusunda da tıbbi bulgular içerebilir. Buna karşılık Türk Medeni Kanunu’nun aradığı anlamda ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelip gelmediği nihayetinde hukuki bir değerlendirmedir ve mahkeme tarafından belirlenir.
Bu nedenle sağlık raporunda “evlilik diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmiştir” şeklinde bir ifade bulunması tek başına boşanma hükmü kurulmasını zorunlu kılmaz. Mahkeme tanık beyanları, tarafların yaşam biçimi, hastalığın somut etkileri ve diğer delilleri birlikte değerlendirir.
Aynı şekilde raporda hastalık tanısı ve iyileşmeme durumu açıkça belirlenmiş olsa bile davacı ortak hayatın hastalık nedeniyle kendisi bakımından çekilmez hâle geldiğini ortaya koyamazsa TMK 165’in bütün şartları gerçekleşmiş olmaz.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Çekilmezlik Nasıl İspatlanır?
Çekilmezlik çoğu zaman tanık anlatımları ve tarafların ortak yaşamına ilişkin diğer delillerle ispatlanır. Hastaneye yatış kayıtları, sağlık kayıtları, kolluk başvuruları, koruma tedbirleri, sosyal inceleme raporları ve somut olayın özelliğine göre diğer belgeler değerlendirmeye alınabilir.
Burada ispat edilmesi gereken hasta eşin “kötü insan” veya “kusurlu eş” olduğu değildir. Hastalığın ortak yaşamı nasıl etkilediğinin ortaya konulması gerekir.
Örneğin hastalık dönemlerinde meydana gelen ağır davranış bozuklukları, ev içerisinde güvenliğin sürekli tehlikeye girmesi, eşlerin normal aile yaşamını sürdürememesi, uzun ve tekrarlayan hastane süreçleri veya hastalığın aile düzeni üzerindeki sürekli etkileri çekilmezlik incelemesinde önem taşıyabilir.
Bununla birlikte her sağlık problemi evliliği çekilmez hâle getirmez. Eşin bir hastalıkla yıllardır olağan yaşamını sürdürebiliyor olması, tedavisinin etkili şekilde devam etmesi ve hastalığın evlilik üzerinde ağır bir sonuç doğurmaması hâlinde yalnız teşhisin varlığından hareketle TMK 165 uygulanamaz.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur İspatlanması Gerekir mi?
TMK 165 kusura dayalı bir boşanma sebebi değildir. Davacının boşanabilmek için hasta eşin kusurlu olduğunu kanıtlaması gerekmez.
Bu ayrım özellikle hastalığın etkisi altında gerçekleşen davranışlarda önemlidir. Bir kişinin davranışlarının iradi olmadığı tıbben ve hukuken kabul ediliyorsa, söz konusu davranışların evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında kusur olarak yüklenmesi mümkün olmayabilir.
Bu durumda sağlıklı eş bakımından asıl hukuki yol, şartları gerçekleşmişse TMK 165’e dayalı akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.02.2024 tarihli, 2023/4012 E., 2024/914 K. sayılı kararında, akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınan kadının davranışlarının iradi olmadığı ve kendisine kusur yüklenemeyeceği değerlendirilmiştir. Erkek daha önce akıl hastalığına dayalı talebinden vazgeçerek zina, haysiyetsiz hayat sürme ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebeplerine dayanmış; fakat akıl hastalığı nedeniyle iradi olmadığı kabul edilen davranışların kusur olarak yüklenememesi karşısında ret kararı Yargıtay incelemesinden geçmiştir.
Bu karar, doğru boşanma sebebinin seçilmesinin önemini açık biçimde göstermektedir. Eşin hastalığının ortak hayatı dayanılmaz hâle getirmiş olması ile o eşin kusurlu olması aynı şey değildir.
Akıl Hastalığı Boşanmada Kusur Sayılır mı?
Akıl hastalığının kendisi kusur değildir. Hastalığın etkisi altında gerçekleşen ve kişinin iradesine dayanmayan davranışlar da kural olarak kusur olarak yüklenemez.
Bu nedenle akıl hastası eşin davranışlarının diğer eş bakımından çok ağır sonuçlara yol açması, bu davranışların mutlaka kusur sayılacağı anlamına gelmez. Aynı davranışlar TMK 165 bakımından ortak hayatın çekilmez hâle geldiğinin delili olabilir; fakat kusur değerlendirmesi bakımından farklı sonuç doğurabilir.
Yargıtay’ın bu ayrımı uzun süredir koruduğu görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2012 tarihli, 2011/19046 E., 2012/13905 K. sayılı kararında, akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan eşin davranışlarının iradi olmadığı ve kusur yüklenemeyeceği belirtilmiştir.
Daha yakın tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/4012 E., 2024/914 K. sayılı kararında da aynı yaklaşım sürdürülmüş; akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınan eşin iradi olmayan davranışlarından kusur çıkarılamayacağı kabul edilmiştir.
Bu durum hasta olmayan eşin hiçbir şekilde boşanamayacağı anlamına gelmez. Kanun tam da bu ihtimal için TMK 165’te kusurdan bağımsız özel bir boşanma sebebi düzenlemiştir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma ile Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Arasındaki Fark Nedir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma ile akıl hastalığı nedeniyle boşanma aynı hukuki şartlara bağlı değildir.
TMK 166 kapsamında kusur değerlendirmesi önem taşıyabilir. Özellikle davacı tamamen kusurlu, davalı ise kusursuz olduğunda davanın sonucunu etkileyen özel hükümler bulunmaktadır. Buna karşılık TMK 165’in merkezinde hasta eşin kusuru değil, hastalığın ortak yaşam üzerindeki etkisi ve hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı vardır.
Bu ayrım, hastalığın etkisi altında ortaya çıkan saldırganlık, eşyaları kırma, eve dönmeme veya evlilik yükümlülüklerini yerine getirememe gibi davranışlarda özellikle önem taşır. Davranış iradi değilse TMK 166 bakımından kusur olarak kabul edilmeyebilir. Fakat aynı olay, hastalığın evlilik hayatını çekilmez hâle getirdiğinin ispatında dikkate alınabilir.
Bu sebeple akıl hastalığı bulunduğu bilinen bir eşe karşı yalnızca “bana karşı kusurlu davrandı” anlayışıyla evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı dava açılması her olayda doğru hukuki yol değildir.
Akıl Hastalığı Varken Yanlış Boşanma Sebebine Dayanılırsa Ne Olur?
Akıl hastalığına ilişkin uyuşmazlıklarda en önemli problemlerden biri, tarafın yaşadığı olayları doğru anlatmasına rağmen yanlış hukuki zeminde dava açılmasıdır.
Yargıtay uygulamasında akıl hastalığının etkisi altındaki davranışların iradi olmadığı kabul edildiğinde, bu davranışların TMK 166 kapsamında kusur olarak yüklenemediği çok sayıda kararda belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/4012 E., 2024/914 K. sayılı kararına konu olay bu bakımdan güncel bir örnektir. Davacı erkek başlangıçta akıl hastalığı nedeniyle de boşanma talep etmiş, ancak daha sonra bu talebinin bulunmadığını açıklamış ve diğer boşanma sebeplerine dayanmıştır. Davalı eşin akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınmış olması ve davranışlarının iradi kabul edilmemesi karşısında kusura dayalı iddialar davacı lehine sonuç doğurmamıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.12.2018 tarihli, 2018/7352 E., 2018/13918 K. sayılı kararında kadının evlenirken bipolar bozukluğunu sakladığı iddiasının evlilik öncesine ait olduğu belirtilmiş; bu durumun boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, şartları varsa evliliğin iptali davasına konu olabileceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla hastalığın varlığı kadar, hastalığın ne zaman ortaya çıktığı, evlenme tarihinde mevcut durumu, karşı eş tarafından bilinip bilinmediği ve ileri sürülen vakıaların boşanma mı yoksa evliliğin iptali hükümleri kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği önemlidir.
Akıl Hastalığı Varsa Evliliğin İptali mi, Boşanma Davası mı Açılmalıdır?
Akıl hastalığı bulunan her evlilikte doğrudan TMK 165’e dayalı boşanma davası açılması gerekmediği gibi, evlilikten önce başlayan her hastalık da otomatik olarak evliliğin iptalini gerektirmez.
Evlenme sırasında eşlerden birinin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması Türk Medeni Kanunu’nun 145. maddesi kapsamında mutlak butlan sebebidir. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının bulunması da yine mutlak butlan kapsamında değerlendirilir.
Buna karşılık hastalığın diğer eşten gizlenmesi, hastalığın niteliğine ve ileri sürülen vakıalara göre nispi butlan hükümlerini gündeme getirebilir. Özellikle diğer eşin veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmesi Türk Medeni Kanunu’nun 150. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Eşin önemli bir niteliğinde yanılma şartlarının bulunduğu olaylarda Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesi de tartışılabilir.
TMK 165 ise geçerli bir evliliğin akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmaması sebebiyle sona erdirilmesini düzenler.
Bu nedenle hastalığın “evlilikten önce mi, sonra mı başladığı” tek başına bütün davayı belirleyen mekanik bir ölçüt değildir. Evlenme anında ayırt etme gücü bulunup bulunmadığı, hastalığın evlenmeye engel nitelikte olup olmadığı, diğer eşin hastalığı bilip bilmediği, hastalığın gizlenip gizlenmediği ve TMK 165 koşullarının oluşup oluşmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Evlenme Sırasında Ayırt Etme Gücü Yoksa
Eşlerden biri evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksunsa konu TMK 145 kapsamında mutlak butlan yönünden değerlendirilir.
Burada TMK 165’teki gibi ayrıca hastalığın ortak hayatı çekilmez hâle getirmesinin ispatlanması gerekmez. Uyuşmazlığın merkezi evlenme işleminin yapıldığı tarihte kişinin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığıdır.
Evlenmeye Engel Derecede Akıl Hastalığı Varsa
Eşlerden birinde evlenme sırasında evlenmeye engel derecede akıl hastalığının bulunması da mutlak butlan sebebidir.
Her psikiyatrik rahatsızlık bu kapsamda değildir. Hastalığın evlenmeye engel olacak nitelikte bulunup bulunmadığı tıbbi incelemeyle belirlenir.
Bu nedenle “eşim nikâhtan önce psikiyatri tedavisi görüyordu” şeklindeki tek bir vakıadan doğrudan mutlak butlan sonucu çıkarılamaz.
Hastalık Evlilikten Önce Gizlenmişse
Eşin evlilik öncesinde mevcut sağlık durumunu gizlemesi ile hastalığın kendisi nedeniyle TMK 165 davası açılması birbirinden farklı hukuki meselelerdir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/7352 E., 2018/13918 K. sayılı kararında, kadının evlenirken bipolar bozukluğunu gizlediği iddiasının evlilik öncesine ait olduğu için boşanma davasında kusur olarak yüklenemeyeceği, buna karşılık evliliğin iptali davasına konu olabileceği belirtilmiştir.
Bu karar özellikle önemlidir. Evlilikten önceki bir olayın nikâhtan sonra öğrenilmiş olması, onu evlilik birliği içerisindeki bir kusura dönüştürmez.
Hastalığın gizlenmesi nedeniyle nispi butlan gündeme geliyorsa hak düşürücü süre de ayrıca dikkate alınmalıdır. Nispi butlan davası, iptal sebebinin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay ve her hâlde evlenme tarihinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Altı aylık sürenin nikâh tarihinden değil, iptal sebebinin öğrenildiği tarihten başladığı gözden kaçırılmamalıdır.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmak İçin Hastalığın Üç Yıl Devam Etmesi Gerekir mi?
Türk Medeni Kanunu’nun yürürlükteki 165. maddesinde akıl hastalığının üç yıl veya başka belirli bir süre devam etmiş olması şartı bulunmamaktadır.
Bu nedenle “akıl hastalığı nedeniyle boşanmak için üç yıl beklemek gerekir” şeklindeki bilgi güncel hukuk bakımından doğru değildir.
Aranan şart süre değil; akıl hastalığının bulunması, bu nedenle ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesidir.
Dolayısıyla dava hakkının doğması bakımından üç yıllık bir bekleme süresi uygulanmaz. Ancak hastalığın seyri ve iyileşme olanağı konusunda sağlıklı bir tıbbi değerlendirme yapılabilmesi için somut olayda belirli bir tedavi geçmişinin incelenmesi gerekebilir. Bu, kanunda öngörülmüş bir dava açma süresi değil, tıbbi değerlendirmenin gerektirdiği bir durumdur.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasının En Önemli Özelliği Nedir?
TMK 165’in en önemli işlevi, hastalığı nedeniyle davranışları iradi kabul edilemeyen ve bu sebeple kusur yüklenemeyen bir eşle ortak hayatın objektif ve somut biçimde sürdürülemez hâle geldiği durumlarda diğer eşe özel bir boşanma yolu tanımasıdır.
Bu dava, hasta eşin cezalandırılması veya ona kusur yüklenmesi için düzenlenmemiştir. Hastalığın varlığına rağmen evliliğin diğer eş bakımından sürdürülebilir olup olmadığı ve kanunun aradığı tıbbi şartların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılır.
Bu nedenle TMK 165’e dayalı bir davada doğru soru “hasta eş ne kadar kusurlu?” değil, “kanunda belirtilen akıl hastalığı mevcut mu, hastalık ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmiş mi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmiş mi?” sorusudur.
Bu üç unsurdan biri eksikse yalnız akıl hastalığı tanısının varlığı boşanma kararı verilmesine yetmez.
| Durum | Açılabilecek Dava | Temel Şart | Kim Açabilir? | Süre |
|---|---|---|---|---|
| Evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücü yoksa | Evliliğin İptali – Mutlak Butlan | Evlenme tarihinde sürekli ayırt etme gücü yokluğu | Cumhuriyet savcısı ve ilgisi olan kişiler | Kural olarak özel hak düşürücü süre yok; TMK 147’deki özel hâller saklı |
| Evlenme sırasında geçici olarak ayırt etme gücü yoksa | Evliliğin İptali – Nispi Butlan | Evlenme anında geçici ayırt etme gücü kaybı | İptal hakkı bulunan eş | Öğrenmeden itibaren 6 ay, her hâlde evlenmeden itibaren 5 yıl |
| Evlenmeye engel derecede akıl hastalığı varsa | Evliliğin İptali – Mutlak Butlan | Hastalığın evlenmeye engel nitelikte olması | Cumhuriyet savcısı ve ilgisi olan kişiler | Kural olarak özel hak düşürücü süre yok; iyileşme hâlinde TMK 147 ayrıca uygulanır |
| Hastalık evlilikten önce gizlenmişse | Şartlarına göre Evliliğin İptali | Önemli nitelikte yanılma veya TMK 150/2 kapsamındaki aldatma | İptal hakkı bulunan eş | Öğrenmeden itibaren 6 ay, her hâlde evlenmeden itibaren 5 yıl |
| Akıl hastalığı nedeniyle ortak hayat çekilmez hâle gelmişse | Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma – TMK 165 | Çekilmezlik + hastalığın geçmesine olanak bulunmadığını gösteren resmî sağlık kurulu raporu | Akıl hastası olmayan eş | Özel hak düşürücü süre yok |
Hangi Hastalıklar Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmaya Dayanak Olabilir?
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde boşanmaya yol açabilecek hastalıklar isim isim sayılmamıştır. Bu nedenle şizofreni, bipolar bozukluk, psikoz veya başka bir psikiyatrik tanı hakkında yalnız hastalığın adına bakılarak “boşanma sebebidir” veya “boşanma sebebi değildir” şeklinde kesin bir sonuca varılamaz.
Belirleyici olan, rahatsızlığın TMK 165 anlamında akıl hastalığı niteliğinde bulunması, bu hastalık nedeniyle ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesidir.
Bu sebeple aynı tanıya sahip iki kişinin boşanma davaları farklı sonuçlanabilir. Hastalığın seyri, tedaviye verdiği cevap, atakların niteliği, kişinin günlük yaşamını sürdürüp sürdüremediği ve evlilik üzerindeki somut etkileri birbirinden farklı olabilir. Mahkeme hastalığın adından değil, sağlık kurulu raporları ve diğer delillerle ortaya çıkan somut durumdan hareket eder.
Şizofreni Nedeniyle Boşanma
Şizofreni tanısının bulunması tek başına TMK 165 uyarınca boşanma kararı verilmesine yeterli değildir. Hastalığın hangi aşamada bulunduğu, tedaviyle kontrol altında tutulup tutulamadığı, geçmesine olanak bulunup bulunmadığı ve ortak hayat üzerindeki etkisi ayrıca incelenmelidir.
Şizofreni nedeniyle ortak hayatın çekilmez hâle geldiğinin ileri sürüldüğü bir davada sağlık kurulu raporu kadar evlilik içerisinde yaşanan olaylara ilişkin deliller de önem taşır. Hastalığın yalnız tıbbi olarak mevcut olması değil, diğer eşin ortak hayatı sürdürmesinin kendisinden beklenemeyecek duruma gelip gelmediği araştırılır.
Örneğin hastalığın ağır dönemlerinde ortak yaşamın sürekli biçimde bozulduğu, kişinin uzun süre hastanede kaldığı, aile yaşamının fiilen sürdürülemediği veya eş ve çocukların güvenliği bakımından ciddi olaylar meydana geldiği ispatlanırsa bunlar çekilmezlik incelemesinde dikkate alınabilir. Ancak bu olayların anlatılması, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığını gösteren resmî sağlık kurulu raporu şartının yerini tutmaz.
Buna karşılık tedavi altında bulunan, olağan yaşamını sürdüren ve hastalığı evlilik hayatını çekilmez hâle getirmeyen bir eş hakkında yalnız şizofreni teşhisi nedeniyle boşanma kararı verilmesi TMK 165’in yapısıyla bağdaşmaz.
Bipolar Bozukluk Nedeniyle Boşanma
Bipolar bozukluk bakımından Yargıtay kararları özellikle önemlidir. Çünkü hastalığın dönemsel seyri nedeniyle kişinin atak dönemi ile iyilik veya remisyon dönemindeki hukuki durumunun birbirine karıştırılmaması gerekir.
Bipolar bozukluk tanısı tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Buna karşılık hastalığın uzun süredir devam ettiği, iyileşme olanağının bulunmadığı ve ortak hayatı diğer eş bakımından çekilmez hâle getirdiği sağlık raporu ve diğer delillerle ortaya konulmuşsa TMK 165 kapsamında boşanma kararı verilebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.09.2023 tarihli, 2023/903 E., 2023/4004 K. sayılı kararında, davalı erkekte bipolar bozukluk bulunduğu, hastalığın yaklaşık yirmi yıldır devam ettiği, iyileşemez durumda olduğu ve evlilik birliğini yürütmeye engel nitelik taşıdığı sağlık raporuyla belirlenen olayda akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı onanmıştır.
Bu karar, bipolar bozukluk tanısının kendiliğinden boşanma sebebi olduğunu değil, hastalığın TMK 165’in aradığı diğer şartlarla birlikte gerçekleşmesi hâlinde boşanmaya dayanak oluşturabileceğini göstermektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2011/628 E., 2011/6205 K. sayılı kararında ise bipolar affektif bozukluğun kişinin kusuruna etkisi değerlendirilmiştir. Davalı kadının daha önce eşinin yüzüne tuz ruhu dökmesi nedeniyle yargılandığı olayda, atipik psikoz tanısı ve cezai ehliyetinin bulunmadığına ilişkin raporların yanı sıra Adli Tıp Kurumunca bipolar affektif bozukluk bulunduğu tespit edilmiştir. Hastalığın inceleme tarihinde remisyonda bulunması ve kadının fiil ehliyetine sahip olması, geçmişte hastalığın etkisi altında gerçekleştirdiği davranışların iradi kabul edilmesi için yeterli görülmemiştir.
Bu kararın önemi, hastalığın yalnız dava veya muayene günündeki görünümüne bakılamayacağını göstermesidir. Kişinin belirli bir davranış sırasında hastalığın etkisi altında bulunup bulunmadığı ile daha sonraki tarihte iyilik dönemine girmiş olması farklı meselelerdir.
Bipolar Bozuklukta Atak Dönemi ile Remisyon Dönemi Arasında Hukuken Fark Var mı?
Bipolar bozukluk gibi dönemsel seyir gösterebilen hastalıklarda, belirli bir olay sırasında kişinin hastalığın etkisi altında olup olmadığı kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Ancak kişinin bipolar tanısı bulunması, yaptığı her davranışın hastalığın etkisi altında gerçekleştiğinin kabul edilmesini de gerektirmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli, 2017/1771 E., 2018/10156 K. sayılı kararında, bipolar affektif bozukluğu bulunan kadının tabak ve bardak gibi eşyaları dışarı attığı olay değerlendirilmiştir. Sağlık kayıtlarında hastalığın manik ve depresif ataklarla seyrettiği ve atak dönemlerinde fiil ehliyetini etkileyebildiği anlaşılmasına rağmen, kadının söz konusu davranışı gerçekleştirdiği sırada atak döneminde bulunduğu ispatlanamamıştır. Yargıtay, yalnız bipolar tanısına dayanılarak bu davranışın irade dışı kabul edilmesini doğru bulmamıştır.
Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde önemli bir ayrım ortaya çıkar. Hastalığın etkisinde gerçekleştiği tıbbi ve diğer delillerle anlaşılan davranış nedeniyle eşe kusur yüklenemeyebilir. Buna karşılık kişinin yalnız bipolar tanısının bulunması, evlilik içerisinde gerçekleştirdiği her davranışın otomatik olarak irade dışı kabul edilmesi sonucunu doğurmaz.
Bipolar Bozukluk Evlilikten Önce Gizlenmişse Boşanma mı, Evliliğin İptali mi Gündeme Gelir?
Bipolar bozukluğun evlilikten önce mevcut olması ile hastalığın evlilik içerisinde ortak hayatı çekilmez hâle getirmesi birbirinden farklı hukuki sorunlardır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.12.2018 tarihli, 2018/7352 E., 2018/13918 K. sayılı kararında kadının evlenirken bipolar bozukluğunu gizlediği iddiasının evlilik öncesine ait olduğu belirtilmiş ve bu olayın boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilmiştir. Daire, şartları bulunması hâlinde bu vakıanın evliliğin iptali davasına konu olabileceğini belirtmiştir.
Bu nedenle hastalığın evlilikten önce gizlenmiş olması nedeniyle “beni aldattı, kusurludur” denilerek TMK 166 kapsamında boşanma istenmesi ile hastalığın evlilik içerisinde ortak hayat üzerindeki etkileri nedeniyle TMK 165’e dayanılması birbirinden ayrılmalıdır.
Aynı olayın özelliklerine göre evliliğin iptali hükümleri de gündeme gelebilir. Hangi davanın açılması gerektiği hastalığın evlenme tarihindeki durumu, diğer eş tarafından bilinip bilinmediği ve ileri sürülen hukuki sebebe göre belirlenir.
Psikoz Nedeniyle Boşanma
Psikoz veya psikotik bozukluk tanısı bulunan eş bakımından da hastalığın adı tek başına yeterli değildir. Hastalığın kişide nasıl seyrettiği, tedaviyle kontrol edilip edilemediği, kişinin gerçeklik değerlendirmesini ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği sağlık kurulu tarafından değerlendirilmelidir.
Psikotik dönemlerde meydana gelen ağır davranışlar ortak hayatın çekilmez hâle geldiğinin ispatında önem taşıyabilir. Buna karşılık söz konusu davranışların hastalık nedeniyle irade dışı gerçekleştiği belirlenmişse, bu olayların TMK 166 kapsamında eşe kusur olarak yüklenmesi ayrıca mümkün olmayabilir.
Bu nedenle aynı davranış iki farklı hukuki değerlendirmeye konu olabilir. Hastalığın etkisi altındaki davranış kusur oluşturmayabilir; fakat davranışın ortaya koyduğu ortak yaşam koşulları TMK 165 kapsamında çekilmezliğin ispatına hizmet edebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2011/628 E., 2011/6205 K. sayılı kararındaki değerlendirme de bu ayrımın örneklerinden biridir. Davalı eşin psikoz ve bipolar affektif bozukluğunun davranışlarına etkisi, sonraki iyilik hâlinden ayrı değerlendirilmiştir.
Demans Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan her unutkanlık veya zihinsel gerileme TMK 165 kapsamında değerlendirilmez. Bununla birlikte demansın ağırlaşması, kişinin evlilik yaşamını sürdürebilmesini ciddi biçimde etkilemesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmaması hâlinde TMK 165 gündeme gelebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2024 tarihli, 2023/5721 E., 2024/2334 K. sayılı kararına konu olayda üniversite hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda eşte orta düzey demans bulunduğu ve iyileşmesine olanak olmadığı belirlenmiştir. Akıl hastalığına dayalı boşanma talebi bu sağlık değerlendirmesi ve dosyadaki diğer deliller çerçevesinde ele alınmıştır.
Demans bulunan kişinin aynı zamanda ayırt etme gücünü kaybetmiş olması hâlinde vesayet ve davada temsil meselesi de ayrıca ortaya çıkabilir. Bu durum boşanma davasının usulünü doğrudan etkileyebilir.
Zihinsel Yetersizlik Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Sebebi Olabilir mi?
Zihinsel yetersizliğin bulunması tek başına TMK 165 kapsamında boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Sağlık raporunun rahatsızlığın niteliğini, devamlılığını ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığını ortaya koyması; ayrıca ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle geldiğinin belirlenmesi gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.05.2024 tarihli, 2023/4332 E., 2024/3512 K. sayılı kararında davalı kadında hafif düzey zihinsel yetersizlik bulunduğu ve mevcut rahatsızlığın tedaviyle geçmesine olanak bulunmadığı sağlık kurulu raporuyla belirlenmiştir. TMK 165’e dayalı boşanma kararı Yargıtay tarafından onanmıştır.
Kararda ayrıca dosyadaki üniversite hastanesi sağlık kurulu raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu kabul edilmiş, mutlaka Adli Tıp Kurumundan yeni rapor alınması gerektiği yönündeki itiraz kabul edilmemiştir. Bu karar, her TMK 165 davasında zorunlu olarak Adli Tıp raporu aranmadığını; mevcut resmî sağlık kurulu raporunun yeterliliğinin somut dosyaya göre değerlendirildiğini de göstermektedir.
Majör Depresyon Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Majör depresyon tanısının bulunması tek başına TMK 165’e dayalı boşanma kararı için yeterli değildir. Özellikle hastalığın tedavi edilebilir veya iyilik döneminde bulunması hâlinde TMK 165’in “hastalığın geçmesine olanak bulunmaması” koşulu ayrıca önem kazanır.
Bu nedenle “majör depresyon kesinlikle boşanma sebebidir” demek kadar, “majör depresyon hiçbir durumda boşanma davasında dikkate alınamaz” demek de isabetli değildir. Hastalığın tıbbi seyri ve dava hangi hukuki sebebe dayanılarak açılmışsa o sebebin şartları değerlendirilmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2020 tarihli, 2017/1934 E., 2020/62 K. sayılı kararına konu olayda davalı kadının daha önceden majör depresyon tanısı bulunduğu, ancak hastalığının iyilik hâlinde olduğu ve ayırt etme gücünün bulunduğu tespit edilmiştir. Uyuşmazlık TMK 165 kapsamında özel akıl hastalığı sebebinden ziyade, tarafların evlilik içerisindeki davranışları ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Bu karar majör depresyon tanısının tek başına kişinin davranışlarının irade dışı sayılması veya TMK 165 koşullarının kendiliğinden oluşması anlamına gelmediğini göstermektedir.
Depresyon nedeniyle TMK 165’e dayanılacaksa, diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi hastalığın ortak hayatı çekilmez hâle getirmesi ve geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla ortaya konulması gerekir.
Anksiyete Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Anksiyete tanısı veya kaygı bozukluğu nedeniyle tedavi görmek, tek başına TMK 165 şartlarını ortaya koymaz. Psikiyatrik ilaç kullanılması veya dönemsel kaygı sorunları yaşanması da aynı şekildedir.
Boşanma talebinin gerçek sebebi eşin hakaret, şiddet, sadakatsizlik, ekonomik şiddet veya başka iradi davranışları ise uyuşmazlığın ilgili boşanma sebepleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Eşin aynı zamanda anksiyete tedavisi görüyor olması, her davranışın akıl hastalığına bağlanması sonucunu doğurmaz.
Bir sağlık sorununun TMK 165 kapsamındaki hukuki niteliği, tarafların kendi tanımlamalarıyla değil tıbbi değerlendirmeyle belirlenir.
Narsist Kişilik Bozukluğu Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Eşin “narsist” olduğunun düşünülmesi veya bir psikolog görüşmesinde narsistik özelliklerden söz edilmesi, TMK 165’e dayalı boşanma davası açılması için yeterli değildir.
Aile hukukunda esas olarak davranışlar değerlendirilir. Eş diğerini sürekli aşağılıyor, hakaret ediyor, sosyal çevresinden uzaklaştırıyor, ekonomik olarak kontrol ediyor, tehdit ediyor veya başka kusurlu davranışlarda bulunuyorsa bu olaylar şartları varsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması veya ilgili diğer boşanma sebepleri kapsamında ileri sürülebilir.
Bunun için diğer eşe mutlaka “narsistik kişilik bozukluğu” teşhisi konulması gerekmez.
Tersine, yalnız “eşim narsist” denilmesi de boşanma sebebini ispatlamaz. Davada hangi somut davranışların gerçekleştiğinin ve bu davranışların hukuken ne sonuç doğurduğunun gösterilmesi gerekir.
TMK 165’e dayanılabilmesi için ise narsist, manipülatif veya toksik gibi gündelik tanımlamalardan bağımsız biçimde kanunun aradığı akıl hastalığının resmî sağlık kurulu değerlendirmesiyle ortaya konulması ve diğer şartların gerçekleşmesi gerekir.
Eşime Psikoloğum “Narsist” Dedi, Bu Raporla Boşanabilir miyim?
Bir eşin kendi psikoloğuna evlilik içerisinde yaşadığı olayları anlatması ve psikoloğun hiç muayene etmediği diğer eş hakkında değerlendirmede bulunması, TMK 165 bakımından resmî sağlık kurulu raporunun yerine geçmez.
Psikolog, danışanının yaşadığı psikolojik etkileri değerlendirebilir. Ancak yalnız bir eşin anlatımına dayanılarak diğer eş hakkında yapılan gıyabi değerlendirmenin, o kişinin TMK 165 anlamında akıl hastası olduğunu ispatladığı kabul edilemez.
Boşanma davasında diğer eşin somut davranışları tanık, mesaj, belge ve diğer hukuka uygun delillerle ispatlanabilir. Bu davranışların hukuki sonucu için karşı tarafa psikiyatrik teşhis konulması şart değildir.
Epilepsi Nedeniyle Akıl Hastalığı Sebebine Dayalı Boşanma Davası Açılabilir mi?
Epilepsi nedeniyle sürekli ilaç kullanılması, Yargıtay uygulamasında tek başına TMK 165 kapsamında akıl hastalığı sebebiyle boşanma için yeterli kabul edilmemektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.04.2013 tarihli, 2012/26275 E., 2013/11706 K. sayılı kararında davalı kadının çocukluğundan beri epilepsi hastası olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenmiş; ancak epilepsinin sürekli ilaç kullanılmasını gerektirse dahi başlı başına boşanma sebebi olmadığı kabul edilmiştir.
Aynı yönde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2013/72 E., 2013/12598 K. sayılı kararında da epilepsi hastalığının tek başına boşanma sebebi olmadığı belirtilmiştir.
Burada yine hastalığın kendisi ile evlilik içerisinde gerçekleşen bağımsız kusurlu davranışları birbirinden ayırmak gerekir. Epilepsi hastası olmak boşanma kusuru değildir. Buna karşılık eşin hastalıktan bağımsız kusurlu davranışlarının bulunması hâlinde ilgili boşanma hükümleri ayrıca uygulanabilir.
Eşin Epilepsi Hastalığını Evlenmeden Önce Gizlemesi Boşanma Sebebi midir?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2012/26275 E., 2013/11706 K. sayılı kararında, kadının epilepsi hastalığını evlenmeden önce kocasından gizlediğini kabul etmeye yeterli delil bulunmadığı da belirtilmiştir. Bunun yanında epilepsinin kendisinin boşanma sebebi olmadığı vurgulanmıştır.
Evlilik öncesinde mevcut bir sağlık sorununun gizlendiği iddiası varsa bunun boşanma kusuru ile evliliğin iptali bakımından ayrı değerlendirilmesi gerekir. Evlilik öncesine ait vakıalar sonradan öğrenilmiş olmaları nedeniyle kendiliğinden TMK 166 anlamında kusur hâline gelmez.
Sağlık sorununun niteliği evliliğin iptaline ilişkin hükümlerde aranan ağırlığa ulaşıyorsa ve diğer şartlar da mevcutsa butlan hükümleri ayrıca gündeme gelebilir.
Psikiyatri İlacı Kullanmak Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma İçin Yeterli midir?
Eşin antidepresan, duygudurum düzenleyici, antipsikotik veya başka bir psikiyatrik ilaç kullanması tek başına TMK 165 davasının kabul edilmesini sağlamaz.
İlacın reçeteli olması, uzun süredir kullanılması veya kişinin geçmişte psikiyatri servisinde tedavi görmüş olması tıbbi geçmiş bakımından önemli olabilir. Ancak bunlardan doğrudan “akıl hastalığı vardır ve iyileşemez” sonucu çıkarılamaz.
Aynı şekilde kırmızı veya yeşil reçeteli bir ilacın bulunması da tek başına kusur delili değildir. Mahkemenin incelemesi, ilacın adına veya reçetenin türüne göre değil, kişinin sağlık durumu ve dava konusu olaylara göre yapılır.
TMK 165’e dayanılıyorsa resmî sağlık kurulu raporu gerekir. TMK 166’ya dayanılıyorsa ise eşin hangi somut kusurlu davranışlarda bulunduğunun ispatlanması gerekir. İlaç kutularının veya reçetelerin sunulması bu iki ispat yükünün hiçbirinin tek başına yerine geçtiği anlamına gelmez.
Eş Psikiyatri Hastanesinde Yattıysa Boşanma Kesinleşir mi?
Geçmişte psikiyatri hastanesinde yatış yapılmış olması ciddi bir sağlık geçmişine işaret edebilir; ancak yalnız hastaneye yatış nedeniyle boşanma kararı verilmez.
Yatışın hangi hastalık nedeniyle gerçekleştiği, hastalığın sonraki seyri, kişinin güncel durumu ve tedaviye verdiği cevap sağlık kurulu tarafından değerlendirilir. Ayrıca TMK 165 bakımından ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle geldiğinin ispatlanması gerekir.
Bir kişinin yıllar önce yaşadığı ve tamamen iyileştiği geçici bir psikiyatrik durum ile süreklilik gösteren ve geçmesine olanak bulunmayan akıl hastalığı aynı hukuki sonuca tabi tutulamaz.
Bu nedenle hastane kayıtları önemli delillerden biri olmakla birlikte, resmî sağlık kurulu raporu ve somut çekilmezlik incelemesinin yerine geçmez.
Akıl Hastalığı Tedaviyle Kontrol Altındaysa Boşanma Davası Reddedilir mi?
TMK 165’in açık şartlarından biri hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesidir. Bu nedenle hastalığın tedaviyle tamamen iyileşmesinin mümkün olduğu veya geçici nitelikte bulunduğu tıbben belirleniyorsa TMK 165’in bu şartı gerçekleşmeyebilir.
Bununla birlikte “tedaviyle kontrol altında tutulmak”, “remisyonda bulunmak” ve “hastalığın tamamen geçmesi” aynı kavramlar değildir. Özellikle dönemsel veya kronik seyirli hastalıklarda bu ayrım tıbbi değerlendirme gerektirir.
Hâkim kendi tıbbi kanaatiyle bir hastalığın iyileşebilir veya iyileşemez olduğuna karar veremez. Bu hususta sağlık kurulunun değerlendirmesi esas alınır.
Bipolar bozukluk bakımından Yargıtay kararlarında remisyon döneminin ayrıca tartışılması da bu sebeptendir. Kişinin inceleme tarihinde belirti göstermemesi, hastalığın hukuken ve tıbben tamamen sona erdiğinin kendiliğinden kabul edilmesini gerektirmez.
Akıl Hastası Eş Tedaviyi Reddederse Bu Durum Boşanma Sebebi Olur mu?
Tedavinin reddedilmesi ile TMK 165’te aranan “hastalığın geçmesine olanak bulunmaması” birbirinden farklıdır.
Kanun hastalığın tedavi edilmek istenmemesini değil, tıbben geçmesine olanak bulunmamasını şart koşmaktadır. Bu nedenle tedavisi mümkün bir hastalığın sırf eş tedaviye gitmediği için kendiliğinden TMK 165 kapsamındaki iyileşmez hastalığa dönüştüğü söylenemez.
Ancak tedavinin reddedilmesi evlilik içerisinde bağımsız sonuçlara yol açıyorsa ve bu davranış kişinin iradi hareketi olarak değerlendirilebiliyorsa, somut olayın özelliklerine göre diğer boşanma sebepleri yönünden ayrıca inceleme yapılabilir.
Akıl hastalığının kişinin iradesini etkilediği durumlarda ise tedaviyi reddetme davranışına doğrudan kusur yüklenmesi de her olayda mümkün olmayabilir. Hastalığın etkisi ve kişinin ayırt etme gücü yine tıbbi değerlendirmeyi gerektirir.
Akıl Hastalığı Bulunan Eşin Her Davranışı Hastalığa mı Bağlanır?
Akıl hastalığı teşhisi bulunan kişinin evlilik içerisinde gerçekleştirdiği her olumsuz davranışın hastalığın sonucu olduğu kabul edilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2017/1771 E., 2018/10156 K. sayılı bipolar bozukluğa ilişkin kararında bu ayrım açık biçimde görülmektedir. Kadının geçmiş sağlık kayıtlarından atak dönemlerinde fiil ehliyetinin etkilenebildiği anlaşılmasına rağmen, dava konusu davranışı gerçekleştirdiği sırada atak döneminde bulunduğu ispatlanamadığı için yalnız teşhise dayanılarak kusursuz kabul edilmesi doğru bulunmamıştır.
Bu nedenle davranışın gerçekleştiği tarihte hastalığın etkisinin bulunup bulunmadığı önemlidir.
Bir eş bazı davranışlarını hastalığın etkisi altında gerçekleştirirken, başka davranışlarını tam irade ve ayırt etme gücüyle gerçekleştirmiş olabilir. Kusur değerlendirmesi olay bazında yapılmalıdır.
Eşin Akıl Hastası Olduğunu Kendimiz İspatlayabilir miyiz?
Tarafların gözlemleri, tanık anlatımları ve geçmiş sağlık kayıtları mahkemenin sağlık incelemesine yönelmesine yardımcı olabilir. Ancak eşlerden biri diğerine kendi kanaatiyle tıbbi teşhis koyamaz.
“Eşim şizofren”, “eşim bipolar”, “eşim narsist”, “eşimin akıl sağlığı yerinde değil” şeklindeki ifadeler tek başına hukuki ispat oluşturmaz.
Aynı şekilde tanıkların eş hakkında “deli gibiydi”, “normal değildi”, “ruh sağlığı bozuktu” şeklindeki kişisel değerlendirmeleri sağlık kurulu raporunun yerine geçmez. Tanıkların değeri, tıbbi teşhis koymalarında değil; gördükleri somut olayları anlatmalarındadır.
Tanık, eşin günlerce eve dönmediğini, ev içerisindeki belirli olayları, hastane süreçlerini veya aile yaşamını etkileyen somut davranışları anlatabilir. Bu anlatımlar ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğinin değerlendirilmesinde kullanılabilir. Hastalığın varlığı ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığı ise tıbbi inceleme konusudur.
Hastalık Adı mı, Evlilik Üzerindeki Etkisi mi Önemlidir?
TMK 165 uygulamasında yalnız hastalık adına odaklanmak yanlış sonuçlara yol açabilir. Aynı hastalığın farklı kişilerdeki seyri ve evlilik yaşamı üzerindeki etkisi değişebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.09.2023 tarihli, 2023/903 E., 2023/4004 K. sayılı kararında bipolar bozukluğun yaklaşık yirmi yıldır devam ettiği, iyileşemez olduğu ve evlilik yaşamını yürütmeye engel teşkil ettiği sağlık raporuyla belirlenen olayda boşanma kararı onanmıştır.
Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli, 2017/1771 E., 2018/10156 K. sayılı kararında aynı hastalık grubunda yer alan bipolar bozukluk tanısının bulunması, dava konusu davranışın mutlaka hastalığın etkisi altında gerçekleştiğinin kabulü için yeterli görülmemiştir.
Majör depresyonun iyilik döneminde bulunduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2020 tarihli, 2017/1934 E., 2020/62 K. sayılı kararında da uyuşmazlık, yalnız tanı üzerinden değil eşlerin evlilik içerisindeki somut davranışları üzerinden çözümlenmiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, boşanma davasında hastalık ismine dayalı otomatik sonuçlar yerine kişinin gerçek sağlık durumu ve evlilik hayatındaki somut koşulların belirleyici olduğu görülmektedir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesine dayanılarak aile mahkemesinde açılır. Dava dilekçesinde yalnız eşin hangi hastalığa sahip olduğunun belirtilmesi yeterli değildir. Hastalığın ortak hayatı ne şekilde etkilediği ve diğer eş bakımından neden çekilmez hâle getirdiği de somut vakıalarla açıklanmalıdır.
Davacı eşin elinde hastane kayıtları, ilaç raporları, geçmiş tedavi belgeleri veya vesayet dosyasındaki sağlık kurulu raporları bulunuyorsa bunlar delil olarak gösterilebilir. Ancak bu belgelerin bulunması, TMK 165’in aradığı resmî sağlık kurulu raporunun alınmasına ilişkin incelemeyi ortadan kaldırmaz. Mahkeme, hastalığın niteliği ve geçmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda hüküm kurmaya elverişli bir sağlık kurulu raporu bulunmasını sağlamak zorundadır.
Davada çekilmezlik bakımından tanık deliline de başvurulabilir. Tanıkların tıbbi teşhis koymaları değil, hastalığın ortak yaşam üzerindeki somut etkilerini anlatmaları önemlidir. Hastane yatışları, ortak hayatın fiilen sürdürülememesi, hastalık dönemlerinde yaşanan ciddi olaylar ve aile yaşamına ilişkin diğer vakıalar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasını Kim Açabilir?
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesine dayalı boşanma davasını akıl hastası olmayan eş, akıl hastası eşe karşı açabilir.
Bu dava bakımından önemli bir özellik budur. Akıl hastası eş kendi hastalığına dayanarak “ben akıl hastasıyım, bu nedenle eşimden boşanmak istiyorum” şeklinde TMK 165 davası açamaz. Aynı şekilde akıl hastası eşin vasisi de vesayet altındaki kişinin kendi akıl hastalığını gerekçe göstererek TMK 165’e dayalı boşanma talebinde bulunamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarihli, 2016/11732 E., 2018/2366 K. sayılı kararında, akıl hastası kadının vasisi tarafından sağlıklı eşe karşı TMK 165’e dayanılarak açılan dava incelenmiştir. Daire, madde metninin açık olduğunu; akıl hastalığı sebebiyle boşanma davasının akıl hastası olmayan eş tarafından akıl hastası eşe karşı açılabileceğini belirterek davanın kabulünü hukuka aykırı bulmuştur.
Bu durum, akıl hastalığı bulunan kişinin hiçbir koşulda boşanma davası açamayacağı anlamına gelmez. Kişinin başka bir boşanma sebebine dayanma imkânı ile dava ehliyeti ve vesayet hükümleri ayrıca değerlendirilir. Ancak kendi hastalığına dayanılarak TMK 165 kapsamında dava açılması farklıdır ve bu hakkı kanun sağlıklı eşe tanımıştır.
Akıl Hastası Eşe Vasi Atanması Boşanma Davasını Nasıl Etkiler?
Akıl hastalığı bulunan her kişiye kendiliğinden vasi atanmaz. Vesayet altına alınabilmesi için Türk Medeni Kanunu’ndaki koşulların gerçekleşmesi ve bu konuda yetkili mahkemece karar verilmesi gerekir.
Boşanma davasında davalı eşin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı konusunda ciddi tereddüt doğarsa kişinin davada gereği gibi temsil edilmesi meselesi önem kazanır. Daha önce verilmiş bir kısıtlama ve vasi kararı varsa dava vasiye de usulüne uygun şekilde yöneltilir ve tebligatlar temsil hükümlerine göre gerçekleştirilir.
Bu durum yargılamayı uzatabilir. Boşanma mahkemesinin, tarafın davayı takip edebilecek hukuki ehliyete sahip olup olmadığı konusunda gerekli incelemelerin tamamlanmasını beklemesi gerekebilir.
Ancak vesayet altında bulunmak ile TMK 165 kapsamındaki akıl hastalığı şartlarının gerçekleşmiş olması aynı şey değildir. Bir kişinin vasiye ihtiyaç duyması, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığını veya ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hâle geldiğini kendiliğinden ispatlamaz.
Benzer şekilde vasi tayinine gerek görülmemiş olması da kişinin hiçbir psikiyatrik hastalığının bulunmadığını göstermez. TMK 165 bakımından aranan şartların ayrıca incelenmesi gerekir.
Akıl Hastası Eşin Vasisi TMK 165 Davası Açabilir mi?
Akıl hastası eşin vasisi, vesayet altındaki kişinin kendi akıl hastalığına dayanarak TMK 165 kapsamında boşanma davası açamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/11732 E., 2018/2366 K. sayılı kararı bu konuda açıktır. Kararda, akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasının sağlıklı eş tarafından akıl hastası eşe karşı açılması gerektiği ve akıl hastası eşin vasisinin kendi vesayet altındaki kişinin hastalığına dayanmasının mümkün olmadığı kabul edilmiştir.
Bu husus, vasi tarafından hiçbir boşanma talebinin hiçbir koşulda ileri sürülemeyeceği şeklinde genelleştirilmemelidir. Farklı boşanma sebepleri, kişinin ayırt etme gücü ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakkın kullanılması bakımından ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir. TMK 165 bakımından ise dava hakkının yönü açıktır: sağlıklı eş, hasta eşe karşı dava açar.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Görevli ve Yetkili Mahkeme
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Yetki bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesi uygulanır. Buna göre boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir.
Tarafların uzun süredir ayrı şehirlerde yaşamaları hâlinde son ortak konutun nerede bulunduğu kadar, bu yerde davadan önce en az altı ay birlikte oturulup oturulmadığı da önemlidir. Bu koşul gerçekleşmiyorsa eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde dava açılması mümkündür.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Hak Düşürücü Süre veya Zamanaşımı Var mı?
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası için özel bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı öngörülmemiştir.
Bu yönüyle akıl hastalığı nedeniyle boşanma, zina veya hayata kast gibi belirli süre içerisinde kullanılması gereken bazı özel boşanma sebeplerinden ayrılır.
Davacı eşin hastalığı uzun süredir biliyor olması tek başına dava hakkını ortadan kaldırmaz. Eşin hastalığı bilerek evlenmiş olması da TMK 165 şartlarının sonradan gerçekleşmesi hâlinde boşanma davası açmasına kendiliğinden engel değildir.
Burada evliliğin iptali ile boşanma birbirine karıştırılmamalıdır. Hastalığın gizlenmesine veya eşin önemli bir niteliğinde yanılmaya dayanılarak nispi butlan talep ediliyorsa TMK 152’deki altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreler uygulanabilir. TMK 165’e dayalı akıl hastalığı nedeniyle boşanmada ise bu süreler uygulanmaz.
Eş Akıl Hastalığını Bilerek Evlenmişse Sonradan Boşanabilir mi?
Akıl hastalığının evlenmeden önce bilinmesi, tek başına TMK 165 davasını engellemez.
Eşlerden biri diğerinin sağlık durumunu bilerek evlenmiş olabilir. Ancak evlilik devam ederken hastalık ağırlaşabilir veya hastalığın ortak yaşam üzerindeki etkileri eş için artık çekilmez bir noktaya ulaşabilir. Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi ve diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde TMK 165 kapsamında boşanma talep edilebilir.
Burada “hastalığı bilerek evlendi, artık katlanmak zorundadır” şeklinde bir kural bulunmamaktadır.
Bununla birlikte hastalığın baştan bilinmesi, hastalığın gizlenmesine veya bu konuda yanılmaya dayalı evliliğin iptali iddiasında farklı sonuç doğurur. Kişinin evlenmeden önce bildiği bir hususta daha sonra aldandığını veya yanıldığını ileri sürmesi kural olarak mümkün olmayacaktır.
Akıl Hastalığının Affedilmesi Boşanma Hakkını Ortadan Kaldırır mı?
Akıl hastalığı kusurlu bir davranış olmadığı için hastalığın “affedilmesi” kavramı burada klasik anlamıyla uygulanmaz.
Eşin yıllarca hasta eşiyle birlikte yaşamaya devam etmiş olması, geçmişte hastalık nedeniyle yaşanan sıkıntılara rağmen evliliği sürdürmesi veya tedavi süreçlerinde eşine destek olması, TMK 165’e dayanma hakkını tek başına ortadan kaldırmaz.
Hastalığın daha sonraki seyri nedeniyle ortak hayat çekilmez hâle gelmiş ve kanunun diğer koşulları oluşmuşsa dava açılabilir.
Bu nedenle akıl hastalığı nedeniyle boşanmada, kusurlu davranışların affedilmesine ilişkin boşanma uygulamasıyla aynı değerlendirme yapılamaz.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davalarının kısa sürede sonuçlanacağına ilişkin özel bir usul bulunmamaktadır. Aksine sağlık durumu konusunda kapsamlı inceleme yapılması gerektiğinden bazı dosyalarda yargılama olağan boşanma davalarından daha uzun sürebilir.
Davalı eşin geçmiş tedavi kayıtlarının getirtilmesi, resmî sağlık kuruluna sevki, muayenesi ve rapor düzenlenmesi zaman alabilir. Mevcut sağlık raporları arasında çelişki çıkması hâlinde ek rapor veya daha üst bir sağlık kurulundan değerlendirme alınması gerekebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/6873 E., 2018/15347 K. sayılı kararında farklı sağlık raporlarında hastalığın iyileşme ihtimali konusunda çelişkili değerlendirmeler bulunması nedeniyle bu çelişkinin giderilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Davalının vesayet altında bulunmaması ancak dava sırasında ayırt etme gücü konusunda ciddi şüphe oluşması hâlinde vesayet işlemleri de yargılama sürecini etkileyebilir.
Tanıkların dinlenmesi, tarafların ekonomik ve sosyal durum araştırmaları, velayet uyuşmazlığı varsa uzman incelemeleri ve diğer talepler de dava süresini uzatabilir.
Bu nedenle akıl hastalığı nedeniyle boşanma, yalnız hastane raporunun mahkemeye sunulmasıyla tek celsede sona eren bir dava olarak görülmemelidir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Nafaka
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilmesi, nafaka taleplerini ortadan kaldırmaz.
Yargılama devam ederken koşulları bulunuyorsa eş ve çocuklar için tedbir nafakasına karar verilebilir. Boşanma sonrasında ise TMK 175’teki şartların gerçekleşmesi hâlinde yoksulluk nafakası gündeme gelebilir.
Akıl hastası eşin kusurundan söz edilememesi, yoksulluk nafakası bakımından önemlidir. Yoksulluk nafakası talep eden eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Akıl hastalığı nedeniyle iradi olmayan davranışların kusur sayılamaması sebebiyle hasta eşin yalnız hastalığı nedeniyle yoksulluk nafakasından mahrum bırakılması mümkün değildir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2024 tarihli, 2023/5721 E., 2024/2334 K. sayılı kararında orta düzey demans bulunan kadın hakkında erkeğin açtığı TMK 165 davası kabul edilmiş; boşanmakla yoksulluğa düşeceği belirlenen kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yerinde bulunmuştur.
Dolayısıyla “akıl hastalığı nedeniyle boşanırsam eşime nafaka ödemem” şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.
Nafaka miktarı belirlenirken hastalıktan bağımsız olarak tarafların gelirleri, malvarlıkları, düzenli kazançları, ihtiyaçları ve ekonomik koşulları değerlendirilir. Akıl hastası kişinin kira geliri, emekli aylığı, ücret geliri veya başka malvarlığı bulunabilir. Aynı şekilde hastalık nedeniyle çalışma gücünün bulunmaması da ekonomik durum değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Akıl Hastası Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
Akıl hastası olmak nafaka hakkını ortadan kaldırmadığı gibi, akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilmesi de hasta eşin otomatik olarak kusurlu kabul edilmesine yol açmaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/2559 E., 2018/6246 K. sayılı kararında, akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan kadının davranışlarının iradi olmadığı için kusurlu sayılamayacağı kabul edilmiş ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek kadın yararına yoksulluk nafakasının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5721 E., 2024/2334 K. sayılı daha yeni kararında da TMK 165 kapsamında boşanılan ve gelirinin bulunmadığı belirlenen hasta eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında tazminat meselesi nafakadan farklıdır. Maddi ve manevi tazminat bakımından kusur önem taşır.
Hasta eşin hastalığın etkisi altında gerçekleştirdiği irade dışı davranışlar kendisine kusur olarak yüklenemiyorsa, sağlıklı eş yalnız bu davranışlardan hareketle hasta eşten maddi veya manevi tazminat isteyemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.09.2018 tarihli, 2016/21327 E., 2018/8948 K. sayılı kararında dava doğrudan TMK 165’e dayanmıştır. Akıl hastası ve kısıtlı olan erkeğin hareketlerinin iradi olmaması nedeniyle kendisine kusur yüklenemeyeceği, kusur bulunmadığından davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenle TMK 165’in sağlıklı eş açısından temel dezavantajlarından biri, evlilik fiilen çok ağır koşullarda geçmiş olsa dahi hasta eşin iradi kusuru bulunmadığında o eşten TMK 174 kapsamında tazminat alınamayabilmesidir.
Buna karşılık sağlıklı eşin hasta eşe yönelik bağımsız kusurlu davranışları bulunabilir. Hasta eşle ilgilenmemek, onu aşağılamak, hakaret etmek, fiziksel şiddet uygulamak veya kişilik haklarına saldıran başka davranışlarda bulunmak sırf karşı taraf hasta olduğu için hukuken mazur görülmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.05.2018 tarihli, 2018/2559 E., 2018/6246 K. sayılı kararında akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan kadının kusurlu sayılamayacağı; buna karşılık hastanede bulunduğu süreçte eşiyle ilgilenmeyen ve onu arayıp sormayan erkeğin kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Kadın yararına maddi ve manevi tazminat koşullarının oluştuğuna karar verilmiştir.
Dolayısıyla “akıl hastalığı nedeniyle boşanmada hiçbir şekilde tazminat olmaz” şeklinde bir sonuç da doğru değildir. Hasta eşin hastalığından kaynaklanan irade dışı davranışları nedeniyle ona tazminat yüklenmesi ile diğer eşin kendi iradi ve kusurlu davranışlarından sorumlu tutulması birbirinden ayrılmalıdır.
Sağlıklı Eş Akıl Hastası Eşten Tazminat Alabilir mi?
Sırf akıl hastalığının ortak hayatı çekilmez hâle getirmiş olması tazminat için yeterli değildir.
Hasta eşin davranışları iradi değilse bunlardan kusur çıkarılamaz. TMK 174 kapsamında tazminat için gerekli kusur şartı bulunmadığında sağlıklı eşin tazminat talebi reddedilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/21327 E., 2018/8948 K. sayılı kararı bunun açık örneğidir.
Ancak kişinin akıl hastası olması, yaşamındaki bütün davranışların irade dışı olduğu anlamına gelmez. Belirli bir eylemin hastalığın etkisi dışında ve iradi biçimde gerçekleştiği ispatlanabiliyorsa o davranışın hukuki niteliği ayrıca değerlendirilir.
Akıl Hastası Eş Sağlıklı Eşten Tazminat Alabilir mi?
Sağlıklı eşin boşanmaya sebep olan kusurlu davranışları varsa ve TMK 174’ün diğer koşulları da gerçekleşmişse akıl hastası eş lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilebilir.
Akıl hastalığı, kişilik haklarının korunmasını ortadan kaldırmaz. Hasta eşe şiddet uygulanması, hakaret edilmesi, aşağılanması veya hastalığı nedeniyle küçük düşürülmesi hukuken sıradanlaştırılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/2559 E., 2018/6246 K. sayılı kararında hasta kadın lehine tazminat değerlendirilmesi bu yaklaşımın örneklerinden biridir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilmesi, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesini ortadan kaldırmaz.
Eşlerin yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olması hâlinde, boşanma davasının açıldığı tarih mal rejiminin sona ermesi bakımından önem taşır. Eşlerin edinilmiş malları, kişisel malları, değer artış payı ve katılma alacağı talepleri olağan mal rejimi hükümlerine göre değerlendirilir.
Akıl hastalığı nedeniyle boşanmada, yalnız bu boşanma sebebi nedeniyle hasta eşin mal rejiminden doğan haklarının azaltılmasına yönelik özel bir yaptırım bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nda zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada artık değere katılma alacağının azaltılması veya kaldırılması yönünde hâkime tanınan özel yetkinin benzeri TMK 165 bakımından öngörülmemiştir.
Bu nedenle “eşim akıl hastası olduğu için mal paylaşımından pay alamaz” şeklinde bir sonuç hukuken doğru değildir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Ziynet Eşyaları Ne Olur?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma, ziynet eşyalarının mülkiyeti veya iadesi konusunda ayrı bir rejim yaratmaz.
Ziynet eşyalarına ilişkin uyuşmazlıklar, ziynet alacağına ilişkin genel kurallar çerçevesinde değerlendirilir. Ziynetlerin kime ait olduğu, diğer eşe verilip verilmediği, iade edilip edilmediği ve tarafların bu konudaki iddia ve savunmaları ayrıca incelenir.
Hasta eşe ziynetlerin teslim edilmiş veya onun tarafından alınmış olması hâlinde, eşin sağlık durumunun somut hukuki işlemler ve ispat bakımından doğurabileceği sonuçlar ayrıca gündeme gelebilir. Ancak sırf boşanmanın TMK 165’e dayanması ziynet alacağı hakkını ortadan kaldırmaz.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Velayet Kime Verilir?
Anne veya babanın akıl hastalığının bulunması, çocuğun velayetinin otomatik olarak diğer eşe verilmesini gerektirmez. Velayet bakımından temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Mahkeme hastalığın ebeveynin çocuğun bakımını, eğitimini, güvenliğini ve günlük ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesini etkileyip etkilemediğini inceler. Hastalığın türünden çok ebeveynlik görevleri üzerindeki somut etkisi önemlidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli, 2018/3090 E., 2018/14990 K. sayılı kararında hastalık nedeniyle velayetin kaldırılması tartışılmış; dosyadaki deliller ve uzman raporları annenin velayet görevini yerine getiremeyeceğini veya çocuklarına karşı yükümlülüklerini ağır şekilde savsakladığını göstermediğinden velayetin anneden kaldırılması doğru bulunmamıştır.
Bu nedenle “akıl hastalığı varsa velayet verilemez” şeklinde kesin bir kural bulunmamaktadır.
Buna karşılık hastalık çocuğun güvenliğini ciddi biçimde tehlikeye düşürüyor, ebeveyn çocuğun temel bakımını sağlayamıyor veya velayet görevini gereği gibi yerine getiremiyorsa velayetin diğer eşe verilmesi ya da mevcut velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir.
Mahkeme gerektiğinde sosyal inceleme raporu ve uzman değerlendirmelerinden yararlanır. Yeterli idrak gücüne ulaşmış çocuğun görüşü de yaşına ve olgunluk düzeyine göre dikkate alınabilir. Çocuğun beyanı tek başına hâkimi bağlamaz; bütün değerlendirme çocuğun üstün yararına göre yapılır.
Akıl Hastası Anneye Velayet Verilebilir mi?
Hastalığın çocuğun bakımına engel olmaması ve çocuğun üstün yararının anne yanında kalmasını gerektirmesi hâlinde verilebilir.
Aynı ilke akıl hastası baba için de geçerlidir. Cinsiyetten bağımsız olarak ebeveynin sağlık durumunun çocuğun bakımı üzerindeki gerçek etkisi incelenir.
Tanı konulmuş olması tek başına velayet hakkının kaybedilmesini gerektirmez.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasında Eşlerden Biri Ölürse Ne Olur?
Boşanma kararı kesinleşmeden eşlerden birinin ölmesi hâlinde evlilik ölümle sona erer. Bu nedenle boşanma konusunda artık karar verilmesi mümkün olmaz ve dava bu yönüyle konusuz kalır.
Türk Medeni Kanunu’nun 181/2. maddesi, bazı boşanma davalarında ölen eşin mirasçılarının davaya devam ederek sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespitini istemelerine imkân tanır. Bu düzenlemenin amacı, boşanmaya sebebiyet veren kusurlu eşin sırf boşanma kararı kesinleşmeden diğer eş öldüğü için mirasçı sıfatını korumasını önlemektir.
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma ise kusura dayalı bir boşanma sebebi değildir. TMK 165 davasında hasta eşin kusuru değil, hastalık nedeniyle ortak hayatın çekilmezliği ve hastalığın geçmesine olanak bulunmaması araştırılır.
Bu nedenle yalnız TMK 165’e dayalı davada eşlerden birinin ölümü hâlinde, TMK 181/2 kapsamında hasta eşin kusurunun tespit edilmesi yoluyla mirasçılığının kaldırılması söz konusu olmaz. Dava, boşanma bakımından konusuz kalır ve evlilik ölümle sona ermiş olur.
Ancak aynı dosyada TMK 166 gibi kusura dayalı bağımsız bir boşanma davası veya karşı dava da bulunuyorsa, o talebin TMK 181/2 bakımından sonuçları ayrıca değerlendirilmelidir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davasının Avantajı Var mı?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanmanın “avantajı”, daha hızlı boşanmak, nafakadan kurtulmak veya mal paylaşımını önlemek değildir.
TMK 165’in hukuki işlevi, akıl hastalığının etkisi nedeniyle davranışları iradi sayılamayan ve bu sebeple kusur yüklenemeyen eşle ortak yaşamın sürdürülemez hâle geldiği durumlarda diğer eşe özel bir boşanma yolu tanımasıdır.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı bir davada eşe kusur yüklenmesi gereken durumlarda, hasta eşin davranışları iradi kabul edilmiyorsa dava reddedilebilir. Sağlıklı eş gerçekten çok ağır bir evlilik yaşamı içerisinde bulunmasına rağmen yanlış hukuki sebebe dayanmışsa boşanma sonucuna ulaşamayabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/2559 E., 2018/6246 K. ve 2021/325 E., 2021/1897 K. sayılı kararlarında da akıl hastası eşin iradi olmayan davranışlarına kusur yüklenemeyeceği ve bu davranışlardan hareketle TMK 166/1 kapsamında boşanmaya karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir.
Bu nedenle TMK 165’in asıl faydası, kusurun ispatlanamadığı fakat akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın gerçekten sürdürülemez hâle geldiği bir evlilikte özel bir boşanma sebebi sağlamasıdır.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmanın Dezavantajı Var mı?
TMK 165 davasında sağlık kurulu raporu zorunluluğu ve hastalığın ortak hayatı çekilmez hâle getirdiğinin ispatlanması yargılamayı uzatabilir.
Hasta eşin iradi kusurundan söz edilememesi, sağlıklı eşin sırf hastalık nedeniyle yaşadığı olaylara dayanarak hasta eşten maddi ve manevi tazminat alamamasına da yol açabilir.
Buna karşılık nafaka, velayet ve mal rejimi bakımından hasta eşin hakları sırf hastalığı nedeniyle ortadan kalkmaz.
Dolayısıyla TMK 165, sağlıklı eşin ekonomik sonuçlardan kurtulmasını sağlayan bir boşanma türü değildir. Esas işlevi, kusurun bulunmadığı veya ispatlanamadığı hastalık hâllerinde evliliğin kanunda öngörülen şartlarla sona erdirilebilmesini sağlamaktır.
Sık Sorulan Sorular
Akıl hastalığı nedeniyle boşanmak için üç yıl beklemek gerekir mi?
Yürürlükteki Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde üç yıllık veya başka bir asgari bekleme süresi bulunmamaktadır. Akıl hastalığının bulunması, ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekir.
Eşim psikiyatri ilacı kullanıyor, TMK 165 davası açabilir miyim?
Yalnız ilaç kullanımı yeterli değildir. Kişide TMK 165 kapsamında değerlendirilebilecek bir akıl hastalığının bulunması ve kanunun diğer şartlarının da gerçekleşmesi gerekir.
Bipolar eşten boşanmak mümkün mü?
Bipolar bozukluk tanısı tek başına yeterli değildir. Hastalığın ortak hayatı çekilmez hâle getirmesi ve geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi hâlinde TMK 165 kapsamında boşanma mümkün olabilir.
Şizofreni varsa boşanma kesin midir?
Hastalığın adı tek başına boşanma sonucunu belirlemez. TMK 165’teki bütün şartların gerçekleşmesi gerekir.
Depresyon akıl hastalığı nedeniyle boşanma sebebi midir?
Depresyon tanısından hareketle otomatik olarak TMK 165 uygulanmaz. Hastalığın hukuki ve tıbbi niteliği, iyileşme olanağı ve ortak hayat üzerindeki etkisi değerlendirilmelidir.
Narsist eşten TMK 165’e dayanarak boşanabilir miyim?
Bir kişiyi “narsist” olarak nitelendirmek TMK 165 için yeterli değildir. Somut kusurlu davranışlar varsa bunlar diğer boşanma hükümleri kapsamında değerlendirilebilir. TMK 165 için kanunun aradığı akıl hastalığının tıbbi olarak ortaya konulması gerekir.
Eşim psikiyatri hastanesinde yattı, bu yeterli mi?
Hastane yatışı önemli bir delil olabilir ancak tek başına boşanma kararı verilmesini sağlamaz. Hastalığın mevcut durumu, iyileşme imkânı ve ortak hayata etkisi incelenir.
Özel hastane raporu yeterli mi?
TMK 165 resmî sağlık kurulu raporu aramaktadır. Özel hastane veya tek doktor tarafından düzenlenen belgeler delil olarak değerlendirilebilir ancak kanunun aradığı rapor şartını tek başına karşılamayabilir.
Her davada Adli Tıp Kurumuna gidilir mi?
Hüküm kurmaya yeterli resmî sağlık kurulu raporu mevcutsa her dosyada mutlaka Adli Tıp Kurumu raporu alınması zorunlu değildir. Mevcut raporların yetersiz veya çelişkili olması hâlinde Adli Tıp incelemesi gerekebilir.
Akıl hastası eş nafaka alabilir mi?
Koşulları varsa alabilir. Akıl hastalığı nedeniyle kusurlu sayılamayan ve boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
Akıl hastası eş tazminat öder mi?
Hasta eşin hastalığın etkisi altında gerçekleştirdiği irade dışı davranışları kusur oluşturmadığından yalnız bu davranışlara dayanılarak tazminata hükmedilemez. Somut olayda iradi ve kusurlu bağımsız bir davranış bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.
Sağlıklı eş hasta eşe tazminat ödeyebilir mi?
Sağlıklı eşin hasta eşe yönelik kusurlu ve kişilik haklarını ihlal eden davranışları varsa tazminat koşulları oluşabilir.
Akıl hastalığı nedeniyle boşanmada mal paylaşımı yapılır mı?
TMK 165 mal rejiminin tasfiyesini ortadan kaldırmaz. Eşlerin mal rejiminden doğan hakları genel hükümlere göre hesaplanır.
Akıl hastası eşe velayet verilebilir mi?
Hastalık çocuğun bakımına engel değilse ve çocuğun üstün yararı bunu gerektiriyorsa mümkündür. Akıl hastalığı tanısı velayetin otomatik kaybı anlamına gelmez.
Akıl hastalığını bilerek evlendiysem sonradan boşanabilir miyim?
TMK 165’in şartları sonradan gerçekleşmişse hastalığın evlenmeden önce bilinmesi tek başına boşanma hakkını ortadan kaldırmaz.
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında süre var mı?
TMK 165 bakımından özel bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı bulunmamaktadır. Hastalığın gizlenmesine dayalı evliliğin iptali davasının süreleri ise farklıdır.
Akıl hastası eşin vasisi onun hastalığına dayanarak TMK 165 davası açabilir mi?
TMK 165’e dayalı dava akıl hastası olmayan eş tarafından hasta eşe karşı açılabilir.
Kaynakça
Mevzuat
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 15, 16, 145, 149, 150, 152, 165, 168, 169, 174, 175, 176, 181, 182, 225, 236, 348, 405.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu Kararları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.02.2012 tarihli, 2011/5455 E., 2012/2631 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26.01.2022 tarihli, 2021/8936 E., 2022/645 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02.07.2018 tarihli, 2016/18924 E., 2018/8370 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.04.2024 tarihli, 2023/5721 E., 2024/2334 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.02.2024 tarihli, 2023/4012 E., 2024/914 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23.05.2012 tarihli, 2011/19046 E., 2012/13905 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.12.2018 tarihli, 2018/7352 E., 2018/13918 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.09.2023 tarihli, 2023/903 E., 2023/4004 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2011/628 E., 2011/6205 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26.09.2018 tarihli, 2017/1771 E., 2018/10156 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.05.2024 tarihli, 2023/4332 E., 2024/3512 K.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 23.01.2020 tarihli, 2017/1934 E., 2020/62 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26.04.2013 tarihli, 2012/26275 E., 2013/11706 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/72 E., 2013/12598 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.02.2018 tarihli, 2016/11732 E., 2018/2366 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 25.12.2018 tarihli, 2018/6873 E., 2018/15347 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.05.2018 tarihli, 2018/2559 E., 2018/6246 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.09.2018 tarihli, 2016/21327 E., 2018/8948 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.03.2021 tarihli, 2021/325 E., 2021/1897 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.12.2018 tarihli, 2018/3090 E., 2018/14990 K.