Evlilik dışında doğan çocuğun, biyolojik babası ile arasındaki hukuki ilişkinin kurulması hâlinde birçok hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hakların kullanılabilmesi için öncelikle baba ile çocuk arasındaki soybağının hukuken kurulması gerekir.
Çocuğun babası tarafından tanınması veya babalık davası sonucunda soybağının kurulması ile birlikte çocuk, diğer çocuklarla aynı şekilde babasından bakım, eğitim ve korunma talep etme hakkına sahip olur.
Evlilik dışında doğmuş olmak, çocuğun babasına karşı sahip olduğu hakları ortadan kaldırmaz. Türk hukukunda önemli olan çocuğun hangi şekilde dünyaya geldiği değil, baba ile arasındaki hukuki bağın kurulmuş olmasıdır.
Soybağının kurulmasından sonra çocuk; şartları oluştuğu takdirde nafaka, bazı durumlarda manevi tazminat ve babası vefat etmişse miras hakkı gibi çeşitli haklarını ileri sürebilir.
- Evlilik Dışı Doğan Çocuk Biyolojik Babasından Nafaka İsteyebilir mi?
- Evlilik Dışı Doğan Çocuğa Nafaka Hangi Tarihten İtibaren Bağlanır?
- Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Annesi Doğum Giderlerini ve Maddi Talepleri İsteyebilir mi?
- Evlilik Dışı Doğan Çocuk Biyolojik Babasından Manevi Tazminat İsteyebilir mi?
- Evlilik Dışı Doğan Çocuk Ne Kadar Manevi Tazminat Alabilir?
- Biyolojik Baba Ölmüşse Evlilik Dışı Çocuğun Miras Hakkı Var mıdır?
- Soybağı Kurulmadan Evlilik Dışı Çocuk Mirasçı Olabilir mi?
- Emsal Kararlar:
Evlilik Dışı Doğan Çocuk Biyolojik Babasından Nafaka İsteyebilir mi?
Evlilik dışında doğan çocuğun babasından nafaka talep edebilmesi için öncelikle baba ile çocuk arasında soybağının kurulması gerekir.
Soybağı kurulduktan sonra baba, diğer çocuklarda olduğu gibi evlilik dışında doğan çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür.
Çocuk küçük yaşta ise nafaka talebi genellikle anne tarafından çocuk adına ileri sürülür. Bu nafaka, çocuğun günlük ihtiyaçlarının, eğitim giderlerinin, sağlık masraflarının ve gelişimi için gerekli diğer giderlerin karşılanmasına yöneliktir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, nafaka hakkının anneye ait olmadığıdır. Anne yalnızca küçük çocuğun temsilcisi olarak dava açar. Asıl hak sahibi çocuktur.
Çocuğun ergin olması ancak eğitim hayatının devam etmesi hâlinde ise şartları oluşuyorsa çocuk kendi adına yardım nafakası talebinde bulunabilir.
Evlilik Dışı Doğan Çocuğa Nafaka Hangi Tarihten İtibaren Bağlanır?
Evlilik dışında doğan çocuk bakımından en çok merak edilen konulardan biri, nafakanın çocuğun doğduğu tarihten itibaren mi yoksa dava tarihinden itibaren mi istenebileceğidir.
Kural olarak nafaka dava tarihinden itibaren hükmedilir. Bu nedenle çocuğun doğduğu tarihten itibaren veya babanın çocuğu kabul etmediği tarihten itibaren geçen tüm dönem için otomatik olarak nafaka talep edilmesi mümkün değildir.
Soybağının kurulması amacıyla açılan dava ile birlikte nafaka talep edilmişse mahkeme; çocuğun ihtiyaçlarını, tarafların ekonomik durumlarını ve somut olayın şartlarını değerlendirerek karar verir.
Bu nedenle çocuğun nafaka hakkının korunabilmesi için soybağı ve nafaka taleplerinin geciktirilmeden ileri sürülmesi önemlidir.
Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Annesi Doğum Giderlerini ve Maddi Talepleri İsteyebilir mi?
Evlilik dışında doğan çocuk bakımından çocuğun kendi hakları ile annenin kendi adına talep edebileceği hakları birbirinden ayırmak gerekir.
Türk Medeni Kanunu kapsamında gebelik ve doğum nedeniyle ortaya çıkan bazı giderler doğrudan annenin talep edebileceği haklardandır.
Anne; doğum giderlerini, gebelik sürecinde yapılan sağlık harcamalarını, doğum öncesi ve sonrası gerekli giderleri ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer masrafları biyolojik babadan talep edebilir.
Bu talepler çocuğun nafaka hakkından farklıdır. Çocuğun doğumundan sonraki bakım ve eğitim giderleri için istenen nafaka çocuğa aitken, gebelik ve doğum nedeniyle yapılan giderlerin karşılanmasını isteme hakkı anneye aittir.
Bu nedenle babalık davası açılırken yalnızca çocuğun nafaka hakkı değil, annenin gebelik ve doğum nedeniyle sahip olduğu talepler de ayrıca değerlendirilmelidir.
Evlilik Dışı Doğan Çocuk Biyolojik Babasından Manevi Tazminat İsteyebilir mi?
Çocuğun babası tarafından bilinme, soybağı ilişkisinin kurulmasını isteme, babasıyla kişisel ilişki kurabilme ve babasının kendisine karşı olan yükümlülüklerinden yararlanma hakkı bulunmaktadır.
Babanın çocuğu bilmesine rağmen uzun süre soybağı ilişkisini kurmaktan kaçınması, çocuğun varlığını reddetmesi veya babalık görevlerini yerine getirmemesi bazı durumlarda çocuğun kişilik haklarının ihlal edildiği şeklinde değerlendirilebilir.
Ancak yalnızca çocuğun evlilik dışında doğmuş olması veya babanın ilk aşamada çocuğu tanımamış olması tek başına her zaman manevi tazminat hakkı doğurmaz.
Mahkeme; babanın davranışlarını, çocuğun yaşadığı manevi zararı, geçen süreyi ve olayın çocuk üzerindeki etkilerini birlikte değerlendirir.
Yargıtay uygulamasında da bu konuda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bazı kararlarda babanın çocuğu bilmesine rağmen sorumluluk üstlenmemesi ve soybağı ilişkisini kurmaktan kaçınması nedeniyle manevi tazminat talebinin kabul edildiği görülmektedir. Buna karşılık bazı kararlarda ise somut olayda kişilik hakkına yönelik yeterli bir ihlal bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddedildiği görülmektedir.
Bu nedenle çocuğun biyolojik babasından manevi tazminat talep edip edemeyeceği her olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Evlilik Dışı Doğan Çocuk Ne Kadar Manevi Tazminat Alabilir?
Evlilik dışında doğan çocuğun biyolojik babasından isteyebileceği manevi tazminat miktarı için kanunda belirlenmiş sabit bir miktar bulunmamaktadır.
Manevi tazminat, maddi zarar gibi matematiksel olarak hesaplanan bir alacak değildir. Mahkeme; çocuğun yaşadığı manevi zararın ağırlığını, babanın davranış biçimini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve olayın meydana geliş şeklini değerlendirerek uygun bir miktara karar verir.
Manevi tazminatın amacı, çocuğun yaşadığı acı ve üzüntüyü tamamen ortadan kaldırmak değil, kişilik hakkına yönelik ihlal nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın kısmen giderilmesini sağlamaktır.
Manevi tazminat taleplerinde dava açılırken talep edilen miktarın dikkatli belirlenmesi gerekir. Çünkü manevi tazminat kural olarak bölünemez, sonradan artırılamaz ve ıslah yoluyla yükseltilemez.
Bu nedenle talep miktarı belirlenirken olayın özellikleri, mevcut deliller ve hukuki durum birlikte değerlendirilmelidir.

Biyolojik Baba Ölmüşse Evlilik Dışı Çocuğun Miras Hakkı Var mıdır?
Evlilik dışında doğan çocuğun babasının ölmesi hâlinde en önemli konulardan biri miras hakkıdır.
Çocuğun mirasçı olabilmesi için baba ile arasındaki soybağının kurulmuş olması gerekir. Soybağı kurulmuşsa çocuk, evlilik içinde doğan çocuklarla aynı miras haklarına sahip olur.
Babanın ölümü hâlinde evlilik dışı çocuk da diğer mirasçılarla birlikte mirasçı olur ve yasal miras payını talep edebilir.
Örneğin babanın geride eşi ve başka çocukları bulunuyorsa, evlilik dışında doğan çocuk da diğer çocuklarla aynı oranda miras hakkına sahip olur. Çocuğun evlilik dışında doğmuş olması miras payının azaltılması veya mirastan dışlanması sonucunu doğurmaz.
Soybağı Kurulmadan Evlilik Dışı Çocuk Mirasçı Olabilir mi?
Kural olarak hayır.
Çocuğun biyolojik babasının kim olduğu bilinse dahi, baba ile çocuk arasındaki soybağı hukuken kurulmadan miras hakkı ileri sürülemez.
Bu nedenle baba ile çocuk arasındaki soybağının tanıma veya babalık davası yoluyla kurulması gerekir.
Baba hayattaysa soybağı kurulması amacıyla babalık davası açılabilir. Baba vefat etmişse dava, babanın mirasçılarına karşı açılarak soybağının tespiti sağlanabilir.
Soybağının kurulmasından sonra çocuk, miras paylaşımında diğer mirasçılarla aynı haklara sahip olur.
Emsal Kararlar:
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/8640 K. 2019/1253 sayılı 11.02.2019 tarihli kararında
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ve kayyım vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava dilekçesinde babalığın tespitine, iştirak nafakasına, 100.000,00 TL maddi tazminata ve 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istenmiş, Mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen karar davacı ve kayyım vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Görevin Belirlenmesi ve Niteliği başlıklı 1. maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2018/3586 esas 2018/5675 sayılı kararında
Davacı … Tatar vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 06/06/2014 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sebebiyle manevi tazminat
istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 20/06/2017 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, davalının babalığı inkar etmesi nedeniyle açılan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalının müvekkilinin babası olduğunu bilmesine rağmen yıllardır maddi ve manevi sorumluluğunu yerine getirmemesi sebebiyle müvekkilinin üzüntü duyduğunu belirterek oluşan manevi zararın tazminini talep etmiştir.
Davalı, davacının babası olduğunu 15/04/2014 tarihinde kesinleşen babalık davası ile öğrendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın mahkemenin yetkisizliğine ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğuna dair verilen 20/01/2015 tarihli ilk kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, dairemiz 19/10/2015 tarih 2015/10647 Esas ve 2015/11718 Karar sayılı ilamı ile; HMK’nın 16. maddesi uyarınca haksız fiilden doğan davalarda, zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, bununla birlikte kişilik haklarına saldırı halinde TMK’nın 25/son maddesi uyarınca davacının kendi yerleşim yerinde de dava açabileceği, davacının yasanın kendisine tanıdığı seçim hakkını kullanarak eldeki davayı açtığı mahkemenin de yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, BK 41 ve 49. maddelerine göre tanımlanan haksız fiil şartlarını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesi ile; davalı ve davacı annenin evlilik dışı birliktelik yaşadığının davalı tarafından kabul edildiği, dava dışı annenin babaya ulaşmak için 2008 yılında televizyon programına katıldığı ve davalıya ulaşılmasına rağmen davalının bağlantı kurmak istemediği, buna müteakiben tanık … beyanına göre; 2008 yılında davalının davacıyı görmek için evine gittiği ve fakat görüşemediği, davalı aleyhine 14/06/2010 tarihinde … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Aile Mahkemesi Sıfatıyla)’nin 2010/338 Esas sayılı dosyası ile babalık davası açıldığı, %99,99 davalının davacının babası olduğunu tespit eden ATK raporunun 06/08/2013 tarihinde tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre davalının davacıdan haberdar olduğu olgusu sabittir.
Davalının, davacının kendi çocuğu olduğunu bildiği halde babalığı benimsemeyerek davacı ile ilgilenmemesi davacının ruhsal durumunu olumsuz etkilemiş, davacının ruhsal uyum ve dengesini sarstığı gibi kişisel değerlerinde eksilme duygusu yaşamasına sebebiyet vermiştir. Hal böyle olunca bu durumdan davacının öz babası olan davalının sorumlu tutulması gerektiği kabul edilerek uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, istemin tümden reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir. Bununla birlikte karar başlığında, dava tarihi 06/06/2014 olmasına rağmen 15/01/2016 olarak yazılması ise mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve bozma sebebi yapılmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12466 K. 2018/7427 sayılı 29.11.2018 tarihli kararında
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 23/11/2010 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 05/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, babalığın benimsenmemesi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalı ile davacının annesinin 1993 yılında tanıştıklarını ve 1994 yılında davacının dünyaya geldiğini, davalının davacının kendi çocuğu olduğunu bildiğini ve çocuğu tanıyacağını söylediğini ancak bunu yapmadığını, çocuğun tüm ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, davacının annesinin müvekkiline tıbben çocuk sahibi olamadığını söylediğini, ancak hamile kalınca çocuğun müvekkilinden olduğunu belirterek evlenmek için baskı yaptığını, sonuç alamayınca tarafların ve ailelerin birbirleri ile on üç yıl boyunca görüşmediklerini, davadan yaklaşık üç yıl önce davacının annesinin müvekkili ile irtibata geçtiğini, ayrıca müvekkilinin ailesini arayarak yardım talep ettiğini, müvekkilinin anne ve babasının ise, çocuğun torunları olma ihtimalini gözeterek yardımda bulunduğunu, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının manevi tazminat talebini babalığın tespitine ilişkin dava ile birlikte talep ettiği, talep tarihinde 16 yaşında olduğu, dava ve talep tarihine kadar soybağının tespiti ve tanıma yapılmadığı, davacı ile davalının on üç yıl süre ile görüşmedikleri, aynı evde birlikte de yaşamadıkları, davalıdan babalık görevlerini yerine getirmesi için gerekli şartların oluşmadığı, davacının dava tarihi itibariyle, görevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklı manevi tazminat hakkının doğmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dışı anne kendi adına asaleten, dava tarihi itibariyle ergin olmayan davacı çocuk adına velayeten … 11. Aile Mahkemesinin 2010/1582 esas sayılı dosyası üzerinden babalığın tespiti, iştirak nafakası, çocuk ve kendisi yararına manevi tazminat istemli dava açmıştır. Mahkemece bu dava, hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmiş, karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2011/19275 esas, 2012/27598 karar sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası yapılan DNA incelemesi neticesinde, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığının 29/07/2013 tarihli raporuyla davalının, davacının %99,99 biyolojik babası olduğu tespit edilmiştir. Aile Mahkemesince babalık davasının kabulüne, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin tefrikine hükmedilmiş, karar derecattan geçerek kesinleşmiştir.
Tefrik edilen dosya yönünden verilen görevsizlik kararı üzerine, asliye hukuk mahkemesince temyize konu eldeki hüküm kurulmuştur. Mahkemece dava, babalık görevlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle manevi tazminat olarak nitelendirilmiştir. Ancak dava, babalığın benimsenmemesi nedenine dayanmaktadır. Dosya kapsamından davalının, davacının kendi çocuğu olduğunu bildiği ancak, resmî olarak tanımaktan kaçındığı anlaşılmaktadır.
Bir kişinin fiziki, sosyal ve duygusal kişilik değerlerine saldırılması sonucu meydana gelen eksilme ve kayıplar manevi zararı doğurur. Bu tür kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Yasalarımızca manevi tazminatı gerektirecek durumlar sınırlandırılmış olup bunlar; kişinin ve ailenin onur ve saygınlığına yönelik saldırılar, kişilik değerlerinin zedelenmesi, isme saldırı, nişan bozulması, evlenmenin feshi, babalığın benimsenmemesi, bedensel zarar ve öldürmedir.
Davalı, kendi çocuğu olduğunu bildiği halde yıllarca babalığı benimsemeyerek davacının babasız bir çocuk olarak büyümesine, üzüntü ve elem duymasına neden olmuştur. Dosya kapsamı ve olayların akışı değerlendirildiğinde, davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçeyle davanın reddine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi, E. 1976/2112 K. 1976/3465 sayılı 20.04.1976 tarihli kararında
G) ile (S) arasındaki tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hükmün temyizen tetkiki davacı tarafından istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Evlilik dışı doğan çocuk, babalığına hüküm verilen kişiden manevi tazminat isteyemez. Kanunda bunu mümkün kılan bir hüküm yoktur. Onun için davanın bu bölümünün reddedilmesinde gösterilen sebeplerde isabetsizlik yoktur.
2- Babalık davası bir yıllık hak düşürücü süreye, bağlı tutulmuştur (MK. m. 296). Açılacak dava ister doğrudan doğruya tüm sonuçlarıyla babalığa, ister manevi tazminata ilişkin olsun, her iki halde de hak düşürücü sürenin başlangıcı çocuğun doğum günüdür. Olayda bu süre aşılmıştır. Bu bakımdan kadının manevi tazminat isteğinin hak düşürücü süre sebebiyle reddedilmiş olmasında da yanlışlık yoktur.
Yapılan soruşturmaya, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere, yukarıda açıklanan gerekçelere göre temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün (ONANMASINA), onama harcının temyiz edene yükletilmesine ve duruşma için takdir olunan 1000.lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine 20.4.1976 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.