Boşanma Davalarında Mahkemeler Kadınlardan Yana mı Karar Verir?

📅 18 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 24 Temmuz 2026

Boşanma davalarında en sık duyulan iddialardan biri, kanunların ve aile mahkemelerinin kadınlardan yana olduğu düşüncesidir. Özellikle velayetin anneye verilmesi, kadına nafaka bağlanması veya erkeğin tazminat ödemesine karar verilmesi, bazı kişiler tarafından mahkemenin kadını kayırdığı şeklinde yorumlanmaktadır.

Oysa bir boşanma davasında verilen karar yalnızca tarafların kadın veya erkek olmasına göre açıklanamaz. Mahkeme; eşlerin evlilik süresindeki davranışlarını, ileri sürülen boşanma sebeplerini, tarafların kusur durumunu, çocukların ihtiyaçlarını, ekonomik koşulları ve dosyaya sunulan delilleri birlikte değerlendirir. Hâkimlerin Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun biçimde, vicdani kanaatlerine göre karar vermesi gerekir. Tarafsızlık da hâkimin taraflardan biri lehine veya aleyhine önceden oluşmuş bir düşünceyle hareket etmemesini ifade eder.

Bu nedenle “Kadın dava açtıysa mutlaka kazanır” veya “Erkeğin aile mahkemesinde şansı yoktur” şeklindeki düşünceler hukuken doğru değildir. Ancak uygulamada bazı kararların neden kadın lehine çıktığını anlamak için boşanma davasının nasıl yürütüldüğüne, hangi taleplerin hangi şartlarla kabul edildiğine ve tarafların iddialarını ne ölçüde ispatlayabildiğine bakmak gerekir.

Boşanma Davasında Kazanmak Ne Anlama Gelir?

Boşanma davası, çoğu zaman tek bir tarafın tamamen kazanıp diğer tarafın tamamen kaybettiği bir dava değildir.

Mahkeme tarafların boşanmasına karar verirken erkeği daha ağır kusurlu bulabilir, ancak çocuğun velayetini babaya verebilir. Kadının nafaka talebi kabul edilirken manevi tazminat talebi reddedilebilir. Taraflardan birinin açtığı dava kabul edilirken karşı dava da kısmen kabul edilebilir. Eşler eşit kusurlu bulunabilir veya ileri sürülen bazı olaylar ispatlanırken bazıları ispatlanamayabilir.

Bu nedenle boşanma davalarına yalnızca “Kadın kazandı” ya da “Erkek kaybetti” şeklinde bakmak çoğu zaman yanıltıcıdır. Boşanma kararı, kusur, nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki ve yargılama giderleri ayrı ayrı değerlendirilir.

Bir taraf boşanmayı sağlamış olsa bile bütün maddi talepleri kabul edilmeyebilir. Aynı şekilde daha kusurlu bulunan tarafın çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tamamen ortadan kalkmaz. Her talebin kendi hukuki şartları vardır.

Kanunlarda Kadınları Otomatik Olarak Haklı Sayan Bir Düzenleme Var mı?

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma davasında kadının beyanının otomatik olarak doğru kabul edileceğine veya erkeğin baştan haksız sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

Boşanma sebepleri bakımından temel kurallar eşlerin her ikisine de uygulanır. Aldatma, fiziksel şiddet, hakaret, aşağılama, ekonomik baskı, güven sarsıcı davranış, terk, evlilik yükümlülüklerini yerine getirmeme veya ortak hayatı çekilmez hâle getiren başka davranışlar kadın ya da erkek tarafından gerçekleştirilebilir.

Mahkeme bakımından önemli olan, davranışı kimin gerçekleştirdiği ve bu olayın dosyada hukuka uygun delillerle ispatlanıp ispatlanamadığıdır.

Bununla birlikte kadınların karşılaşabildiği şiddet, ekonomik bağımlılık ve çocuk bakım yükü nedeniyle kanunda bazı koruyucu tedbirlerin bulunması mümkündür. Ancak koruyucu bir tedbir uygulanması, kadının boşanma davasında bütün iddialarının doğru bulunduğu veya davanın sonucunun daha baştan belirlendiği anlamına gelmez.

Örneğin dava devam ederken barınma, geçim veya çocukların ihtiyaçları için geçici nafakaya karar verilmesi, kusur incelemesinin tamamlandığı anlamına gelmez. Geçici tedbirler, yargılama sürerken ortaya çıkabilecek mağduriyetleri önlemeye yöneliktir. Nihai karar ise dosyanın bütünü değerlendirildikten sonra verilir.

Boşanma Davasında Sonucu Cinsiyet Değil, İspat Belirler

Bir eşin yaşadığı olayları doğru ve samimi biçimde anlatması önemlidir; ancak hukuk yargılamasında yalnızca anlatmak her zaman yeterli değildir. İleri sürülen olayların somutlaştırılması ve uyuşmazlık konusu hâline gelen vakıaların kural olarak ispatlanması gerekir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia ettiği vakıadan kendi lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen tarafa aittir. Mahkeme de kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden araştırıp onların yerine dava kuramaz.

Örneğin eşinin kendisine sürekli hakaret ettiğini söyleyen bir taraf, hakaretin hangi tarihlerde, nerede, kimlerin yanında ve ne şekilde gerçekleştiğini açıklamalıdır. Bu olaylara ilişkin tanık, mesaj, ses kaydı, sağlık raporu, kolluk tutanağı veya başka bir delil varsa bunların da usulüne uygun biçimde dosyaya sunulması gerekir.

“Ben ne yaşadığımı biliyorum, hâkim beni görünce haklı olduğumu anlayacaktır” düşüncesiyle boşanma davası kazanılamaz. Hâkim tarafların yüz ifadelerine, duruşmadaki hitabet gücüne veya kendisini daha iyi anlatmasına göre değil; dosyada ileri sürülen vakıalar ve hukuka uygun deliller üzerinden karar verir.

Aynı şekilde bir tarafın daha çok konuşması, daha öfkeli görünmesi veya kendisini mağdur olarak tanımlaması da tek başına haklı olduğunu göstermez.

Kadınların Davada Daha Avantajlı Görünmesinin Sebebi Ne Olabilir?

Kadınların boşanma davalarında her zaman daha başarılı olduğuna ilişkin güvenilir ve bütün boşanma dosyalarını kapsayan genel bir “kazanma oranı”ndan söz etmek doğru değildir. Bununla birlikte bazı dosyalarda kadın tarafın daha hazırlıklı olduğu veya yaşadığı olayları daha ayrıntılı şekilde belgelediği görülmektedir.

Örneğin şiddet gören bir kadın sağlık kuruluşuna başvurmuş, kolluğa ifade vermiş, koruma kararı almış ve yakın çevresini olaylardan haberdar etmiş olabilir. Bu durumda dosyada birden fazla delil oluşur. Erkek ise yaşadığını ileri sürdüğü olayları hiç kimseyle paylaşmamış, yazışmaları saklamamış veya tanıklarını süresinde bildirmemiş olabilir.

Böyle bir davada kadın lehine karar verilmesi cinsiyetinden değil, iddiasını destekleyen delillerin daha güçlü olmasından kaynaklanır.

Tersi de mümkündür. Erkek tarafın iddialarını tarihleriyle açıklaması, hukuka uygun delillerini zamanında sunması ve karşı tarafın kusurlu davranışlarını ispatlaması hâlinde erkek lehine karar verilebilir.

Mahkemede belirleyici olan, tarafın kadın ya da erkek olması değil; hangi vakıayı ileri sürdüğü, bunu ne ölçüde ispatladığı ve karşı tarafın savunmalarına nasıl cevap verdiğidir.

Hâkim Boşanma Sebeplerini Kendiliğinden Araştırır mı?

Boşanma davaları aile hukukuna ilişkin olmakla birlikte hâkim, tarafların yerine geçerek evlilikte yaşanan bütün olayları kendiliğinden araştırmaz.

Taraflar hangi olaylara dayandıklarını açıkça belirtmelidir. Mahkeme, kural olarak dava ve cevap dilekçelerinde ileri sürülmeyen bir vakıayı kendiliğinden boşanma sebebi hâline getiremez. Eşlerin özel hayatında yaşanan her şeyi araştırmak, aile üyelerine kendiliğinden ulaşmak veya tarafların söylemediği olayları ortaya çıkarmak hâkimin görevi değildir.

Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca “Eşim kötü davranıyordu”, “Beni hiç mutlu etmedi” veya “Evlilik görevlerini yerine getirmedi” gibi genel ifadeler kullanılması yeterli olmaz. Hangi davranışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiği mümkün olduğunca somut biçimde açıklanmalıdır.

Dava hazırlığı yapılırken yaşanan olayların tarih sırasına konulması, her olayın hangi delille ispatlanabileceğinin belirlenmesi ve hukuken önem taşımayan ayrıntılarla esaslı vakıaların birbirinden ayrılması gerekir.

Delillerin Zamanında Sunulması Neden Önemlidir?

Boşanma davasında delil sahibi olmak kadar, bu delilleri doğru zamanda ve doğru usulle sunmak da önemlidir.

Taraflar dayandıkları vakıaları ve delilleri dilekçelerinde bildirmelidir. Ön inceleme aşamasında uyuşmazlık konuları belirlenir, eksik delillerin sunulması veya başka yerden getirilecek belgeler için gerekli açıklamaların yapılması istenir. Kanunda öngörülen sürelere uyulmadan sonradan delil sunulması her zaman mümkün değildir.

Bir tarafın bütün dilekçe ve delil bildirme aşamaları tamamlandıktan sonra duruşmada “Benim başka mesajlarım ve tanıklarım da vardı” demesi, bu delillerin mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Sonradan delil gösterilebilmesi sınırlı şartlara bağlıdır.

Bu nedenle boşanma davasının başlangıcında yapılan hatalar, yargılamanın ilerleyen aşamalarında her zaman düzeltilemez. Dava dilekçesi veya cevap dilekçesi hazırlanırken olayların eksik anlatılması, tanıkların bildirilmemesi ya da önemli belgelerin gözden kaçırılması tarafın haklı olduğu bir konuda dahi ispat sorunu yaşamasına neden olabilir.

Tanık Sayısından Çok Tanığın Ne Bildiği Önemlidir

Boşanma davalarında çok sayıda tanık bildirmek, davayı otomatik olarak güçlendirmez. Önemli olan tanığın hangi olayı doğrudan gördüğü veya duyduğudur.

Eşlerden birinin kendisine anlattıklarını tekrar eden tanık ile olaya bizzat şahit olan tanığın beyanı aynı değerde olmayabilir. Tanığın taraflardan biriyle yakın akraba olması beyanını kendiliğinden geçersiz hâle getirmez; ancak mahkeme tanığın olayları nasıl öğrendiğini, anlatımının tutarlı olup olmadığını ve diğer delillerle uyumunu değerlendirir.

“İyi bir insandır”, “Eşine çok bağlıydı” veya “Onların mutlu olmadığını biliyorum” şeklindeki genel ifadele belirli bir kusurlu davranışı ispatlamaya yetmez.

Bu nedenle tanık seçilirken tarafı övecek kişilerin değil, uyuşmazlık konusu olayları gerçekten bilen kişilerin belirlenmesi gerekir.

Hukuka Aykırı Delil Sunmak Davayı Güçlendirir mi?

Hayır. Bir delilin yaşanan olayı göstermesi, onun her durumda mahkemede kullanılabileceği anlamına gelmez.

Özel hayatın gizliliğini ihlal ederek elde edilen kayıtlar, hukuka aykırı şekilde ele geçirilen yazışmalar veya kişiye ait hesaplara izinsiz girilerek alınan belgeler delil olarak tartışmalı hâle gelebilir. Hukuka aykırı elde edilen delillerin mahkeme tarafından değerlendirilmemesi mümkündür.

Bu nedenle boşanma davası açmayı düşünen kişinin delil toplarken hukuki sınırları gözetmesi gerekir. Eşin telefonuna gizlice program yüklemek, şifresini kırarak hesabına girmek veya uzun süreli ve planlı gizli kayıtlar almak ciddi hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilir.

Delil elde etmenin hukuka uygun olup olmadığı, olayın gerçekleşme biçimine göre ayrıca değerlendirilir. Bu konuda “Boşanma davasında her türlü kayıt kullanılabilir” şeklindeki yaygın düşünce doğru değildir.

Velayetin Anneye Verilmesi Kadının Kayırıldığı Anlamına Gelir mi?

Velayet konusunda esas alınan ölçüt anne veya babanın cinsiyeti değil, çocuğun üstün yararıdır. Yargıtay da velayet düzenlenirken temel ölçütün çocuğun üstün yararı olduğunu açıkça kabul etmektedir.

Mahkeme karar verirken çocuğun yaşı, bakım ihtiyaçları, eğitim düzeni, anne ve babayla ilişkisi, yaşadığı ortam, ebeveynlerin çocuğa ayırabileceği zaman ve çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimi gibi birçok unsuru birlikte değerlendirir.

Küçük yaştaki bir çocuğun fiilî bakımını uzun süredir anne üstleniyorsa velayetin anneye verilmesi olağandır. Ancak bu, bütün çocukların velayetinin mutlaka anneye bırakılacağı anlamına gelmez.

Annenin çocuğun bakımını ihmal etmesi, çocuğu diğer ebeveyne karşı yönlendirmesi, yaşam koşullarının çocuk için uygun olmaması veya babanın çocuğun üstün yararını daha iyi sağlayacağının anlaşılması hâlinde velayet babaya da verilebilir.

Velayet bir ödül veya ceza değildir. Eşlerden hangisinin boşanmada daha kusurlu olduğundan bağımsız olarak çocuğun menfaati esas alınır. Bir eşin diğerine karşı kusurlu davranmış olması, onun mutlaka kötü bir anne veya baba olduğu anlamına gelmez.

Nafaka Kararları Neden Genellikle Kadın Lehine Görünür?

Nafaka hakkı yalnızca kadınlara tanınmış bir hak değildir. Kanundaki şartların bulunması hâlinde erkek eş de nafaka talep edebilir.

Ancak uygulamada kadınların çalışma hayatına katılım oranı, gelir düzeyi, çocukların fiilî bakımını üstlenmeleri veya evlilik süresince ekonomik olarak eşlerine bağımlı yaşamaları gibi nedenlerle nafaka talep eden tarafın daha sık kadın olması mümkündür. Bu sosyal durum, kanunun yalnızca kadını koruduğu anlamına gelmez.

Yoksulluk nafakası bakımından talepte bulunan kişinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması gerekir. Nafaka miktarı belirlenirken tarafların gelirleri, malvarlıkları, yaşam koşulları ve ihtiyaçları değerlendirilir.

Dava devam ederken verilen tedbir nafakası ise yargılama süresince eşin ve çocukların geçiminin sağlanmasına yöneliktir. Tedbir nafakasına karar verilmesi, nafaka alan tarafın boşanma davasında tamamen haklı bulunduğu anlamına gelmez.

Çocuk için hükmedilen iştirak nafakası da anneye verilen kişisel bir kazanç değildir. Bu ödeme çocuğun barınma, eğitim, sağlık, beslenme ve diğer ihtiyaçlarına diğer ebeveynin mali gücü oranında katılması amacı taşır.

Erkek Her Boşanma Davasında Tazminat Öder mi?

Hayır. Boşanma kararı verilmesi, erkeğin otomatik olarak maddi veya manevi tazminat ödeyeceği anlamına gelmez.

Tazminat talep eden tarafın kanunda aranan şartları taşıması gerekir. Maddi tazminatta boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatlerin zedelenmesi, manevi tazminatta ise kişilik haklarına saldırı bulunması değerlendirilir. Tazminat isteyen tarafın kusur durumu da önemlidir.

Kadın daha ağır kusurluysa kadın aleyhine tazminata karar verilmesi mümkündür. Erkek kusursuz veya daha az kusurluysa ve şartları bulunuyorsa kadın eşten tazminat talep edebilir.

Dolayısıyla “Boşanma davasında erkek her durumda tazminat öder” düşüncesi yanlıştır. Tazminatın kabulü, tarafların cinsiyetine değil kusura, zarara ve talebin kanuni şartlarına bağlıdır.

Kadının Beyanı Tek Başına Yeterli midir?

Boşanma davasında kadının söylediği her şey otomatik olarak doğru kabul edilmez. Aynı şekilde erkeğin beyanı da sırf erkek olduğu için değersiz sayılmaz.

Mahkeme tarafların beyanlarını diğer delillerle birlikte değerlendirir. Bir anlatımın ayrıntılı, tutarlı ve hayatın olağan akışına uygun olması önem taşıyabilir; ancak çekişmeli bir vakıanın yalnızca taraf beyanıyla ispatlanıp ispatlanamayacağı olayın ve talebin niteliğine göre değişir.

Özellikle şiddet iddialarında mağdurun beyanı önemli olmakla birlikte sağlık raporları, kolluk kayıtları, tanık anlatımları, yazışmalar ve diğer olgular birlikte incelenebilir.

Koruyucu tedbir kararı verilmesi için aranan değerlendirme ile boşanma davasının sonunda kusurun kesin biçimde belirlenmesi aynı şey değildir. Koruma amacıyla verilen geçici bir karar, boşanma dosyasında bütün iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez.

Mahkeme Neden Bazen Kadına Daha Fazla İnanmış Görünür?

Mahkemenin bir tarafın anlatımını diğerinden daha inandırıcı bulması, o tarafın cinsiyetinden kaynaklanmak zorunda değildir.

Bir taraf olayları tarihleriyle ve birbiriyle uyumlu biçimde anlatırken diğer taraf sürekli değişen açıklamalar yapmış olabilir. Bir tarafın beyanları mesajlar, tanıklar ve resmî belgelerle desteklenirken diğer tarafın savunması yalnızca inkârdan ibaret kalabilir.

Örneğin davalı eş, cevap dilekçesinde bir olayın hiç yaşanmadığını söylerken daha sonra olayın yaşandığını ancak farklı gerçekleştiğini ileri sürerse anlatımındaki çelişki güvenilirliğini etkileyebilir.

Mahkeme, tarafların duruşmadaki cinsiyetinden çok dosyadaki anlatımların tutarlılığına, delillerle desteklenmesine ve diğer vakıalarla uyumuna bakar.

Boşanma Davasında En Sık Yapılan Hatalar

Boşanma davalarında tarafların yaptığı en önemli hata, haklı olduklarını düşünmelerinin yeterli olacağına inanmalarıdır. Oysa mahkeme kişinin zihninden geçenleri veya evin içinde yaşananları kendiliğinden bilemez.

Dava dilekçesini genel ifadelerle hazırlamak, olayların tarihini belirtmemek, delilleri zamanında bildirmemek ve tanıkları yalnızca tarafın karakterini anlatacak kişilerden seçmek ciddi sorunlara yol açabilir.

Karşı tarafın dilekçelerine süresinde cevap verilmemesi, iddiaların küçümsenmesi ve duruşmada her şeyin sözlü olarak açıklanabileceğinin düşünülmesi de risklidir.

Bir başka hata, öfkeyle hareket ederek karşı tarafa hakaret içeren mesajlar göndermek veya çocukları dava sürecinin içine çekmektir. Dava açıldıktan sonra gerçekleşen davranışlar da yeni uyuşmazlıklara yol açabilir ve tarafın güvenilirliğini etkileyebilir.

Sosyal medya paylaşımları, mesajlaşmalar ve çocuk üzerinden yürütülen tartışmalar dava dosyasına yansıyabilir. Bu nedenle boşanma sürecinde tarafların daha kontrollü davranması gerekir.

Erkekler Boşanma Davasında Kendilerini Nasıl Daha İyi Savunabilir?

Bu sorunun cevabı aslında kadınlar için de aynıdır. Dava, olaylar henüz tazeyken dikkatli biçimde hazırlanmalıdır.

Yaşanan önemli olaylar tarih sırasına konulmalı, her olayın nasıl ispatlanabileceği değerlendirilmelidir. Mesajlar ve belgeler kaybolmadan saklanmalı; hukuka aykırı delil elde etme yöntemlerinden kaçınılmalıdır.

Dava ve cevap dilekçeleri küçümsenmemeli, mahkemenin karşı tarafın anlatımındaki yanlışları kendiliğinden fark edeceği varsayılmamalıdır. Karşı tarafın her önemli iddiasına açık ve somut şekilde cevap verilmelidir.

Tanıklar son anda değil, olayları bilen kişiler arasından başlangıçta belirlenmelidir. Mahkeme tarafından verilen süreler dikkatle takip edilmelidir.

Çocuklar varsa velayet talebi yalnızca “Ben babayım, çocuğumu istiyorum” şeklinde kurulamaz. Çocuğun günlük bakımının nasıl sağlanacağı, okul ve yaşam düzeninin nasıl korunacağı ve çocuğun üstün yararının neden baba yanında daha iyi gerçekleşeceği açıklanmalıdır.

Kadınların Boşanma Davasında Her Talebi Kabul Edilir mi?

Hayır. Kadının boşanma davası açması, nafaka, velayet ve tazminat taleplerinin tamamının kabul edileceği anlamına gelmez.

Kadının ileri sürdüğü olayları ispatlayamaması hâlinde davası reddedilebilir. Daha ağır kusurlu bulunursa yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri reddedilebilir. Çocuğun üstün yararı babanın yanında kalmasını gerektiriyorsa velayet babaya verilebilir.

Kadının ekonomik durumunun güçlü olması, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyecek olması veya talep edilen nafaka miktarının karşı tarafın ödeme gücüyle orantısız bulunması da kararı etkileyebilir.

Boşanma davasındaki hiçbir talep yalnızca “kadın olmak” nedeniyle kazanılmaz.

Hâkimin Gerçekten Taraflı Davrandığı Düşünülüyorsa Ne Yapılabilir?

Bir kararın kişinin aleyhine çıkması, hâkimin taraflı olduğunu tek başına göstermez. Hâkim dosyadaki delilleri farklı yorumlamış veya kişinin hukuki görüşüne katılmamış olabilir.

Ancak hâkimin tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektiren somut ve önemli bir sebep bulunuyorsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında hâkimin reddi gündeme gelebilir. Kanun, tarafsızlıktan şüpheyi gerektiren önemli bir sebep bulunması hâlinde tarafın hâkimi reddedebileceğini düzenlemektedir.

Bunun için yalnızca “Hâkim karşı tarafa daha fazla söz verdi” veya “Karar benim aleyhime çıktı” şeklinde genel bir memnuniyetsizlik yeterli değildir. Tarafsızlık konusunda objektif ve somut bir sebep bulunmalıdır.

Mahkemenin hukuki veya delil değerlendirmesinin yanlış olduğu düşünülüyorsa, bunun olağan çözümü şartları varsa istinaf veya temyiz yoluna başvurmaktır.

Boşanma Davasında Avukatla Çalışmak Sonucu Değiştirir mi?

Boşanma davasında avukatla temsil zorunlu değildir. Taraflar davalarını kendileri de takip edebilir.

Ancak boşanma davaları yalnızca yaşanan olayların anlatıldığı bir süreç değildir. Hangi vakıanın hukuken önem taşıdığı, delillerin ne zaman sunulacağı, karşı davanın gerekip gerekmediği, taleplerin nasıl kurulacağı ve hukuka aykırı delillerin nasıl ayırt edileceği teknik bilgi gerektirebilir.

Avukatla çalışmak davanın mutlaka kazanılacağı anlamına gelmez. Avukat da olmayan bir delili yaratamaz veya gerçekleşmemiş bir olayı ispatlayamaz. Buna karşılık mevcut olayların ve delillerin usulüne uygun şekilde mahkemeye sunulması, sürelerin takip edilmesi ve taleplerin doğru kurulması bakımından hukuki yardım önemli olabilir.

Taraflardan biri avukatla temsil edilirken diğer tarafın dava dilekçelerini okumadan, sürelere dikkat etmeden ve yalnızca duruşmada kendisini anlatacağını düşünerek hareket etmesi, iki taraf arasında ciddî bir usul avantajı yaratabilir. Bu fark kadın veya erkek olmaktan değil, davanın ne kadar dikkatli takip edildiğinden kaynaklanır.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Samsun'da Anlaşmalı Boşanma Süreci Nasıl İlerler?

“Boşanma Davalarında Mahkemeler Kadınlardan Yana mı Karar Verir?” üzerine 2 yorum

  1. Benim gelinim kadın haklarını kullanarak iftiralarla sürekli karakola gidiyor aldatıyor küçük yaşta çocuğu bırakıp gidiyor gelince de suçlu iken utanmadan karakola gidiyor.Ameliyatlı halimle bile evime geldi bizi rahatsız etti sonra karakola şikayete gittik eşime iftira attı oğlumun kurtulup geri gelmesini istiyoruz kayınpederi hapse girip çıkan biri sadece kadına değil erkekler de şiddet görüyor

  2. Gelinimin küçük çocuğu bırakıp sürekli biryerlere gitmesi yüzünden henüz 2,5 yaşında olan torunumdan endişe ediyorum böyle anne mutlaka ceza almalı benim ihbar hakkım var mı bilmek istiyorum

Yorum yapın