Boşanma Davasını Kadın Açarsa Nafaka Alabilir mi? Davayı Önce Kim Açmalı?

📅 18 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 05 Eylül 2026

Boşanma görüşmelerinde, özellikle uzun süredir ayrı yaşayan eşlerde, davayı kimin açacağı beklenmedik ölçüde önemli bir mesele hâline gelebiliyor. Evlilik fiilen bitmiş, eşler ayrı evlerde yaşamaya başlamış, bazen yıllardır birbirleriyle neredeyse hiçbir temasları kalmamış oluyor. Buna rağmen taraflardan biri “Ben dava açmam, o açsın” diyor; diğeri de aynı düşünceyle bekliyor. Böylece aslında boşanma konusunda kararını çoktan vermiş iki kişi, hukuki süreci başlatmak yerine yıllarca birbirinin adliyeye gitmesini bekleyebiliyor.

Kadınların bir bölümünde bu bekleyişin arkasında nafaka ve tazminat konusunda duyulan endişe bulunuyor. Boşanma davasını kendisi açarsa nafaka alamayacağını, tazminat hakkının kaybolacağını veya mahkemenin “Madem boşanmayı sen istedin, o hâlde kusurlu olan sensin” diyeceğini düşünen kişilerle karşılaşılıyor. Bu düşüncenin Türk Medeni Kanunu’nda bir karşılığı bulunmuyor. Boşanma davasında davacı sıfatını taşımak eşin nafaka veya tazminat hakkını ortadan kaldırmadığı gibi, davalı olmak da kişiye kendiliğinden haklılık kazandırmıyor.

Boşanma davasında kimin haklı veya kusurlu olduğu, dava dilekçesini kimin önce verdiğinden değil, evlilik içerisinde yaşanan ve boşanmaya sebep olduğu ileri sürülen olaylardan belirleniyor. Mahkeme tarafların dayandıkları vakıaları, bu vakıaların usulüne uygun biçimde davaya getirilip getirilmediğini ve hangi delillerle ispatlandığını değerlendiriyor. Sonrasında eşlerin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurları karşılaştırılıyor. Davayı açan eşin kusursuz veya daha az kusurlu olduğu bir dosya bulunabileceği gibi, davalı eşin daha az kusurlu olduğu bir dosya da bulunabilir. Tarafların eşit kusurlu veya bir tarafın tamamen kusurlu kabul edildiği davalar da vardır. Davacı veya davalı sıfatı, bu değerlendirmeyi peşinen belirlemez.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesindeki düzenleme de zaten boşanma davası açma hakkını eşlerden yalnızca birine tanımamaktadır. Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri dava açabilir. Bu nedenle bir kişinin evliliğini artık devam ettirmek istememesi ve mahkemeye başvurması başlı başına bir kusur değildir. Kusur, boşanmayı istemekle değil, evlilik birliğinin bozulmasına neden olan davranışlarla ilgilidir.

İçindekiler
  1. Boşanma Davasını Kadın Açarsa Nafaka Alabilir mi?
  2. Boşanma Davasını Kadın Açarsa Tazminat Alabilir mi?
  3. Boşanma Davasını Açmak Haksızlığı Kabul Etmek Anlamına Gelir mi?
  4. Karşı Taraf Boşanma Davasını Açarsa Haklı Taraf Olur muyum?
  5. Davayı Önce Kimin Açtığı Hiç mi Önemli Değildir?
  6. Davayı Eşim Açsın Diye Yıllarca Beklemek Mantıklı mı?
  7. Boşanma Davasında Asıl Önemli Olan Dilekçenin ve Delillerin Doğru Kurulmasıdır
  8. Boşanma Davasını Önce Kim Açmalı?
  9. Eşim Benden Önce Boşanma Davası Açtıysa Ne Yapmalıyım?
  10. Eşim Dava Açtıysa Sadece Cevap Dilekçesi Vermem Yeterli mi?
  11. Karşı Boşanma Davası Nedir?
  12. Eşim Dava Açtıysa Nafaka ve Tazminat İstemek İçin Ben de Boşanma Davası Açmak Zorunda mıyım?
  13. Cevap Dilekçesinde “Ben de Boşanmak İstiyorum” Yazılması Neden Yetmeyebilir?
  14. Karşı Dava Açan Eş Nafaka ve Tazminat Alabilir mi?
  15. Karşı Taraf Davayı Açmışsa Benim Kusurlarımı İspatlamak Zorunda mı?
  16. İlk Dilekçeyi Veren Taraf Davanın Konusunu İstediği Gibi Belirleyebilir mi?
  17. Davayı Önce Açmak Kusur Bakımından Avantaj Sağlamıyorsa Neden Dilekçe Bu Kadar Önemli?
  18. Eşim Benden Önce Dava Açtı, Ben Dava Açmakta Geç mi Kaldım?
  19. Karşı Dava Açılmazsa Nafaka ve Tazminat da Kaybedilir mi?
  20. Eşim Davayı Açtıysa Karşı Dava Açmak Beni Daha Kusurlu Gösterir mi?
  21. Eşim Benden Önce Dava Açtı Diye Panik Yapmalı mıyım?
  22. Karşı Taraf Dava Açsın Diye Yıllarca Beklemek Ne Kaybettirir?
  23. Eşimin Zina Yaptığını Öğrendim, Onun Dava Açmasını Beklersem Ne Olur?
  24. Şiddet veya Ağır Onur Kırıcı Davranışta da Bekleme Süresi Var mı?
  25. Yıllarca Beklemek Eski Olayların Affedilmiş Sayılmasına Yol Açar mı?
  26. Eşimle On Yıldır Ayrıyız, Otomatik Olarak Boşanmış Sayılır mıyız?
  27. Bir Yıl Ayrı Yaşayınca Boşanabilir miyim?
  28. Fiilî Ayrılık Nedeniyle Boşanmada Süre Neden Üç Yıldan Bir Yıla İndi?
  29. Bir Yıllık Sürenin Sonunda Boşanma Kendiliğinden Gerçekleşir mi?
  30. İlk Boşanma Davam Reddedildiyse Bir Yıl Sonra Mutlaka Aynı Kişi mi Dava Açmalı?
  31. İlk Boşanma Davasını Açan Taraf İkinci Davada Otomatik Olarak Tam Kusurlu mu Sayılır?
  32. “Nasıl Olsa Davam Reddedilirse Bir Yıl Sonra Boşanırım” Diye Dava Açmak Mantıklı mı?
  33. “Ben Boşanmıyorum, Ne Yaparsa Yapsın” Diyerek Evlilik Sonsuza Kadar Sürdürülebilir mi?
  34. Yıllardır Ayrı Yaşadığım İçin Başka Biriyle Birlikte Olmam Sorun Olmaz mı?
  35. On Yıldır Ayrıyız Ama Hiç Boşanma Davası Açılmadıysa Ne Yapılabilir?
  36. Yıllarca “Sen Dava Aç” Kavgası Yapmak Yerine Ne Yapılmalı?
  37. Boşanma Davasını Önce Kimin Açacağı Hakkında Sık Sorulan Sorular
  38. Kaynakça

Boşanma Davasını Kadın Açarsa Nafaka Alabilir mi?

Kadının boşanma davasını bizzat açmış olması yoksulluk nafakası almasına engel değildir. Yoksulluk nafakasında önemli olan, nafaka talebinde bulunan kişinin davacı mı yoksa davalı mı olduğu değil, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde aranan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Kanuna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak şartıyla karşı tarafın mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka ödeyecek eşin kusurlu olması da şart değildir. Dolayısıyla yoksulluk nafakasına ilişkin değerlendirmede kadının dava dilekçesinin üzerinde “davacı” yazması herhangi bir hak kaybına yol açmaz.

Burada zaman zaman birbirine karıştırılan iki ayrı konu vardır. Kadının boşanmak istemesi başka, boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurunun ağırlığı başkadır. Örneğin eşinden uzun süredir fiziksel veya psikolojik şiddet gören, ekonomik baskıya maruz kalan ya da evlilik birliğinin sürdürülmesini kendisi açısından artık mümkün görmeyen kadın boşanma davasını açabilir. Dava açmış olması, yaşanan olaylardaki kusur durumunu değiştirmez.

Aynı durum davalı kadın bakımından da geçerlidir. Boşanma davasını erkek açtığı için kadın otomatik olarak yoksulluk nafakasına hak kazanmaz. Kadının ekonomik durumunun ve boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Dolayısıyla “Kadın davayı açarsa nafaka alamaz, erkek açarsa alır” şeklindeki düşünce hukuken doğru değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K., 16.10.2018 tarihli kararı bu konuda oldukça açıklayıcıdır. Davanın davacısı kadındır. İlk derece mahkemesi tarafları eşit kusurlu kabul etmiş ve kadının yoksulluk nafakası talebini reddetmiştir. Yargıtay incelemesinde ise kadına kusur olarak yüklenen hakaret vakıasının erkek tarafından dayanılan bir vakıa olmadığı, buna karşılık erkeğin kadına fiziksel şiddet uyguladığı, küfür ettiği ve birlik görevlerini yerine getirmediği kabul edilmiştir. Bu nedenle erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı kararda kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği de değerlendirilmiş ve uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kararın bu yazı bakımından önemi yalnızca nafakaya hükmedilmesi değildir. Boşanma davasını açmış olan taraf kadın olduğu hâlde Yargıtay nafaka bakımından davacı sıfatını herhangi bir engel olarak görmemiştir. Kadının ekonomik koşulları ve kusur durumu incelenmiş, nafakanın şartlarının bulunup bulunmadığı buna göre değerlendirilmiştir.

Bu nedenle “Davayı kendim açarsam nafaka hakkım gider” düşüncesiyle boşanma davasını erkeğin açmasını beklemenin hukuki bir gereği bulunmamaktadır.

Boşanma Davasını Kadın Açarsa Tazminat Alabilir mi?

Boşanma davasını açan kadın, şartları bulunuyorsa maddi ve manevi tazminat da isteyebilir. Tazminat konusunda da davacı veya davalı olmanın tek başına belirleyici bir etkisi yoktur.

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi maddi tazminatı, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu taraf bakımından düzenlemektedir. Manevi tazminatta ise boşanmaya neden olan olayların tazminat isteyen eşin kişilik hakkına saldırı oluşturması gerekir.

Bu nedenle boşanma davasını açan kadının maddi tazminat talebinde mahkeme, kadının neden davayı ilk açan kişi olduğuyla ilgilenmez. Evliliğin sona ermesine neden olan olayların neler olduğuna, kadının ve erkeğin kusur durumlarına ve boşanma nedeniyle kadının mevcut veya beklenen menfaatlerinde bir kayıp meydana gelip gelmediğine bakılır.

Manevi tazminatta da benzer bir değerlendirme yapılır. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, aşağılama veya kişinin onur ve saygınlığına yönelik diğer davranışlar somut olayın özelliklerine göre kişilik hakkına saldırı oluşturabilir. Bu davranışların ispatlanması ve tazminat isteyen eşin kusur durumunun TMK m. 174 bakımından uygun olması hâlinde manevi tazminat gündeme gelir.

Yukarıda değindiğimiz Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararı tazminat yönünden de aynı yanlış inanışı ortadan kaldıran iyi bir örnektir. Davayı açan kadın olmasına rağmen, erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmış; erkeğin davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı oluşturması ve kadının boşanma sonucunda eşinin maddi desteğini kaybedecek olması nedeniyle kadın lehine maddi ve manevi tazminat koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir.

Böylece aynı dosyada boşanma davasını kadın açmış, buna rağmen Yargıtay kadının yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat taleplerini hukuken mümkün görmüştür. Bu karar, toplumda yerleşmiş “Davayı kadın açarsa nafaka ve tazminat alamaz” düşüncesinin Yargıtay uygulamasıyla da bağdaşmadığını göstermektedir.

Boşanma Davasını Açmak Haksızlığı Kabul Etmek Anlamına Gelir mi?

Boşanma davasının açılması, davayı açan eşin evlilikte kusurlu olduğunu kabul ettiği anlamına gelmez. Davacı yalnızca mahkemeden evliliğin hukuken sona erdirilmesini istemektedir. Bu talebin hangi olaylara dayandığı ve bu olaylarda tarafların kusurlarının ne olduğu yargılama sırasında belirlenir.

Örneğin fiziksel şiddete maruz kalan eş davayı açabilir. Sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiğini öğrenen eş davacı olabilir. Eşinin ailesinin sürekli müdahalesi altında yaşamak zorunda kalan, ekonomik baskı gören veya yıllardır ağır hakaretlere maruz kaldığını ileri süren eş de boşanma davasını kendisi açabilir. Bu kişiler sırf mahkemeye ilk başvuran taraf oldukları için kusurlu kabul edilmezler.

Buna karşılık davalı olmak da kişiye bir çeşit hukuki dokunulmazlık sağlamaz. Eşlerden biri “Ben boşanmak istemedim, davayı o açtı” diyebilir; ancak bu açıklama onun evlilik içerisinde gerçekleştirdiği kusurlu davranışların değerlendirilmesini engellemez.

Boşanma hukukunda kimin ayrılmak istediğinden çok, evlilik birliğinin hangi davranışlar sonucunda bu noktaya geldiği önem taşır. Bu nedenle boşanmayı istemek ile boşanmaya sebep olmak birbirinden ayrılmalıdır.

Karşı Taraf Boşanma Davasını Açarsa Haklı Taraf Olur muyum?

Boşanma davasının eş tarafından açılması, diğer tarafın davaya bir adım önde başlamasını sağlamaz. Davalı eşin de davranışları, iddiaları ve savunmaları aynı yargılama içerisinde değerlendirilir.

Bir kadın yıllardır eşinin dava açmasını bekleyip sonunda erkek davayı açtığında, kadın sırf davalı olduğu için daha güçlü bir hukuki konuma geçmez. Kadının nafaka ve tazminat talepleri yine kendi koşulları içerisinde incelenecektir. Aynı şekilde erkeğin davacı olması onun da otomatik olarak daha kusurlu veya daha haklı olduğu anlamına gelmez.

Çekişmeli boşanma davalarında asıl önem taşıyan husus, tarafların hangi vakıalara dayandıkları ve bu vakıaları nasıl ispatladıklarıdır. Dava dilekçesinde ileri sürülmeyen, süresinde davaya getirilmeyen veya delille ispatlanamayan bir olayın sonradan kusur değerlendirmesine dâhil edilmesi her zaman mümkün olmayabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararındaki kusur değişikliğinin sebebi de tam olarak budur. İlk derece mahkemesinin kadına yüklediği hakaret vakıasının erkek tarafından ileri sürülmediği anlaşılınca bu olay kadının kusur hesabından çıkarılmış, bunun sonucunda tarafların eşit kusurlu olduğu yönündeki değerlendirme de değişmiştir.

Bu örnek, boşanma davasında gerçek avantajın “önce dava açmış olmak” olmadığını da göstermektedir. Davanın usulüne uygun kurulması, yaşanan olayların doğru biçimde ileri sürülmesi ve bunların uygun delillerle desteklenmesi çok daha önemlidir.

Davayı Önce Kimin Açtığı Hiç mi Önemli Değildir?

Davayı kimin önce açtığının haklılık, nafaka veya tazminat bakımından otomatik bir sonucu bulunmamakla birlikte, dava açmanın bazı usulî ve pratik sonuçları elbette vardır.

Bunlardan biri yetkili mahkemenin belirlenmesidir. Boşanma davasında davacı, kanunun yetkili kabul ettiği mahkemelerden birinde davasını açar. Eşler farklı şehirlerde yaşıyorsa davanın Samsun’da mı yoksa başka bir şehirde mi görüleceği, tarafların duruşmaları ve avukatları açısından pratik önem taşıyabilir. Ancak bu durum kimin haklı olduğuna ilişkin bir üstünlük değildir.

İkinci önemli husus, davacının kendi boşanma talebini ve buna bağlı nafaka, tazminat, velayet ve tedbir taleplerini başlangıçta kendi dilekçesiyle kurabilmesidir. Bu da davayı önce açan kişinin mutlaka kazanacağı anlamına gelmez. Davalı eşin de savunma ve gerektiğinde kendi boşanma talebini ileri sürme imkânları vardır.

Bu nedenle “Önce dava açan kazanır” sözü ne kadar yanlışsa, “Önce dava açan kaybeder” sözü de aynı ölçüde yanlıştır.

Davayı Eşim Açsın Diye Yıllarca Beklemek Mantıklı mı?

Evliliğin devam edip etmeyeceği konusunda henüz karar verilmemişse kişilerin düşünmek için zamana ihtiyaç duyması elbette anlaşılabilir. Ancak kişi boşanma konusunda kesin kararını vermiş olduğu hâlde yalnızca “Önce eşim açsın, ben davalı olayım” düşüncesiyle yıllarca bekliyorsa, bu bekleyişin nafaka veya tazminat bakımından genel bir hukuki avantajı yoktur.

Daha önemlisi, bazı boşanma sebepleri bakımından zamanın geçmesi hukuki sonuçlar doğurabilir. Özel boşanma sebeplerinin bir kısmında kanun hak düşürücü süreler öngörmektedir. Bazı olaylardan sonra eşlerin yeniden birlikte yaşamaları veya olay karşısındaki tutumları da sonraki boşanma davasında af veya hoşgörü tartışmasına yol açabilir.

Bu nedenle yıllarca eşin dava açmasını beklemek, hakları korumanın güvenli bir yöntemi olarak görülmemelidir.

Samsun’da özellikle uzun süredir ayrı yaşayan çiftlerde karşılaştığımız sorunlardan biri de budur. Evlilik hayatı yıllar önce sona ermiş olmasına rağmen eşler hukuken evli kalmaya devam ederken, her iki taraf da dava açma sorumluluğunu diğerine bırakmaktadır. Bazen bunun sebebi masraf, bazen aile baskısı, bazen de boşanmayı isteyen tarafın haksız sayılacağı yönündeki yanlış bilgidir. Nafaka ve tazminat hakkının davacı olmakla kaybedileceği düşüncesi de bu bekleyişin en yaygın nedenlerinden biridir.

Oysa kişinin gerçekten boşanmak istemesi hâlinde öncelikle kendi hukuki durumunu değerlendirmesi gerekir. Hangi boşanma sebebine dayanabileceği, hangi olayların ispatlanabilir olduğu, nafaka veya tazminat talebinin koşullarının bulunup bulunmadığı ve varsa çocuklara ilişkin hangi tedbirlerin talep edileceği belirlenmelidir.

Bu soruların cevabı, eşlerden hangisinin önce dava açacağından çok daha önemlidir.

Boşanma Davasında Asıl Önemli Olan Dilekçenin ve Delillerin Doğru Kurulmasıdır

Çekişmeli boşanma davasında tarafların yaşadığı olayların çok ağır olması tek başına davanın doğru sonuçlanmasını garanti etmez. Olayların mahkemeye usulüne uygun biçimde taşınması gerekir.

Bir eş yıllarca fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kaldığını, ekonomik baskı gördüğünü, aşağılandığını ya da eşinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını düşünüyor olabilir. Ancak bunların hangilerinin dava konusu yapılacağı, olayların dilekçede nasıl somutlaştırılacağı ve hangi delilin hangi vakıayı ispatlamak amacıyla kullanılacağı önemlidir.

Bu sebeple “Dava dilekçesini önce kim verdi?” sorusundan önce “Dilekçede ne yazıldı?” sorusuna bakmak gerekir.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararında kadına hakaret kusuru yüklenmesinin mümkün görülmemesinin nedeni de bu vakıaya erkek tarafından dayanılmamış olmasıdır. Bu vakıa kusur hesabından çıktığında yalnızca kusur derecesi değişmemiş; kadının tazminat ve nafaka taleplerinin sonucu da etkilenmiştir.

Bu nedenle çekişmeli boşanmada ilk adımı kimin attığına gereğinden fazla anlam yüklemek yerine, davanın başından itibaren doğru kurulmasına önem verilmelidir.

Boşanma Davasını Önce Kim Açmalı?

Boşanma konusunda kesin karar vermiş olan eşin, yalnızca nafaka veya tazminat hakkını kaybedeceği düşüncesiyle diğer eşin dava açmasını beklemesi gerekmez.

Kadın davayı kendisi açtığında şartları varsa yoksulluk nafakası talep edebilir. Kusur durumu ve diğer koşullar uygun olduğunda maddi ve manevi tazminat da isteyebilir. Erkek bakımından da aynı hukuki kurallar geçerlidir.

Bunun anlamı, her boşanmak isteyen kişinin hiçbir hazırlık yapmadan hemen dava açmasının doğru olduğu değildir. Özellikle çekişmeli boşanmalarda dava açılmadan önce boşanma sebebinin, kusur vakıalarının, delillerin, nafaka ve tazminat taleplerinin ve varsa çocuklara ilişkin taleplerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Ancak bu hazırlık ile “Önce karşı taraf dava açsın” diye yıllarca beklemek birbirinden farklıdır.

Davayı açmak kişiyi haksız yapmaz. Karşı tarafın dava açmasını beklemek de kişiyi haklı hâle getirmez. Nafaka ve tazminat hakları davacı veya davalı sıfatından değil, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesinden doğar.

Bu nedenle fiilen sona ermiş bir evlilikte asıl mesele, dilekçeyi ilk kimin vereceği değil, boşanma davasının hangi olaylara dayanılarak ve hangi taleplerle yürütüleceğidir.

Eşim Benden Önce Boşanma Davası Açtıysa Ne Yapmalıyım?

Eşinin kendisinden önce boşanma davası açtığını öğrenen kişinin ilk tepkisi bazen gereğinden fazla endişeli olabiliyor. Tebligat henüz eline ulaşmadan “Benden önce davranmış, şimdi avantaj onda” diye düşünenler olduğu gibi, dava dilekçesini gördükten sonra “Beni suçlu göstermiş, artık ben kendimi nasıl kurtaracağım?” diye telaşlananlar da oluyor.

Boşanma davasının önce karşı tarafça açılmış olması, dosyadaki kusur değerlendirmesini onun lehine çevirmiyor. Davacı eş kendi iddialarını dava dilekçesinde ileri sürüyor; davalı eş de süresi içerisinde cevaplarını, itirazlarını ve dayandığı vakıaları mahkemeye sunuyor. Davalı eşin kendisinin de boşanma kararı verilmesini istemesi hâlinde ise cevap vermekle yetinmek ile karşı boşanma davası açmak arasında önemli bir fark ortaya çıkıyor.

Bu ayrım özellikle yıllarca “Davayı eşim açsın” diye bekleyen kişiler bakımından önemli. Karşı tarafın davayı açmasını beklemek kişiye hazır bir boşanma davası kazandırmıyor. Gelen dilekçeye nasıl cevap verileceği, kişinin kendi boşanma talebinin bulunup bulunmadığı, nafaka ve tazminat taleplerinin nasıl ileri sürüleceği yine usulüne uygun biçimde ele alınmak zorunda.

Yargıtay kararlarına yansıyan dosyalarda da davayı ilk açanın daha güçlü bir hukuki konuma geçtiği yönünde bir yaklaşım bulunmuyor. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6323 E., 2023/4490 K., 04.10.2023 tarihli kararına konu davada boşanma davasını kadın açmış, erkek de karşı boşanma davasında bulunmuştur. İlk derece mahkemesinin tarafları eşit kusurlu kabul etmesi üzerine yapılan kanun yolu incelemesinde kusur değerlendirmesi değişmiş; erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğu ve kadın lehine maddi ve manevi tazminat koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Dosyanın yıllara yayılan yargılama sürecinde tartışılan konu davayı önce kimin açtığı değil, ispatlanan davranışlara göre kusurun doğru belirlenip belirlenmediği olmuştur.

Eşim Dava Açtıysa Sadece Cevap Dilekçesi Vermem Yeterli mi?

Karşı tarafın boşanma davasının reddedilmesini isteyen ve kendisi boşanma talebinde bulunmayan eş, davaya karşı savunmasını cevap dilekçesiyle yapabilir. Ancak kişi “Eşimin ileri sürdüğü sebepler doğru değil fakat ben de kendi sebeplerime dayanarak boşanmak istiyorum” diyorsa, kendi boşanma talebinin usulüne uygun biçimde dava konusu hâline getirilmesi gerekir.

Bu fark uygulamada son derece önemlidir. Bir insanın cevap dilekçesine yalnızca “Ben de boşanmak istiyorum” yazması her durumda usulüne uygun açılmış bir karşı boşanma davası meydana getirmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6727 E., 2024/2963 K., 29.04.2024 tarihli kararında bu sorun açık biçimde ortaya çıkmıştır. Kadın zina sebebiyle boşanma davası açmış, erkek ise cevap dilekçesinde boşanmaya karar verilmesini istemiştir. Kadının açtığı zina davasının reddedilmesinden sonra ilk derece mahkemesi erkeğin cevap dilekçesindeki talebinden hareket ederek tarafların boşanmasına karar vermiştir. Dosyada erkeğin harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir karşı boşanma davası bulunmadığı anlaşılınca, yalnızca cevap dilekçesinde boşanma istenmiş olmasının bağımsız bir boşanma davası sayılamayacağı kabul edilmiştir.

Bu kararın günlük hayattaki karşılığı oldukça nettir. Eşiniz sizden önce dava açmışsa ve siz de kendi ileri sürdüğünüz olaylar nedeniyle boşanma hükmü elde etmek istiyorsanız, “Nasıl olsa karşı taraf dava açtı, ben cevapta boşanmak istediğimi söylerim” düşüncesi ciddi bir usul sorunu yaratabilir.

Karşı tarafın davası reddedildiğinde sizin de usulüne uygun açılmış bir boşanma davanız yoksa mahkemenin sırf sizin cevap dilekçenizdeki bir cümleye dayanarak boşanma kararı vermesi mümkün olmayabilir.

Karşı Boşanma Davası Nedir?

Karşı boşanma davası, kendisine boşanma davası açılan eşin aynı yargılama içerisinde kendi boşanma talebini ileri sürmesidir. Böylece dosyada yalnızca bir eşin diğerine karşı açtığı dava değil, iki eşin birbirlerine karşı ileri sürdükleri bağımsız boşanma talepleri bulunur.

Uygulamada bu durumda taraflar “davacı-karşı davalı” ve “davalı-karşı davacı” şeklinde anılır. Bu ifadelerin kusur bakımından özel bir anlamı yoktur. “Davacı-karşı davalı” yazan eş daha haklı, “davalı-karşı davacı” yazan eş daha kusurlu sayılmaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6323 E., 2023/4490 K. sayılı kararına konu uyuşmazlık bunun güzel örneklerinden biridir. Kadın asıl davada boşanma, velayet, nafaka ve tazminat istemiş; erkek de karşı dava açarak kendi boşanma ve tazminat taleplerini ileri sürmüştür. Yargılama sonunda hangi davanın birkaç gün önce açılmış olduğundan ziyade tarafların ispatlanan kusurlarının ağırlığı önem kazanmış, Yargıtay erkeğin daha ağır kusurlu olması nedeniyle kadın lehine tazminat koşullarının gerçekleştiğini kabul etmiştir.

Bu nedenle boşanma davasında karşı dava bir “ikinci sırada kalma” anlamına gelmez. Usulüne uygun açıldığı takdirde mahkeme her iki tarafın boşanma talebini ve dayandıkları olayları değerlendirir.

Eşim Dava Açtıysa Nafaka ve Tazminat İstemek İçin Ben de Boşanma Davası Açmak Zorunda mıyım?

Burada boşanma talebi ile boşanmanın fer’isi olan talepleri birbirinden ayırmak gerekir.

Kişi kendisine karşı açılmış boşanma davasının reddini istiyor fakat mahkeme boşanmaya karar verecek olursa nafaka ve tazminat talep ediyorsa, bu taleplerin varlığı tek başına onun bağımsız bir karşı boşanma davası açtığı anlamına gelmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/1644 E., 2023/5112 K., 02.11.2023 tarihli kararına konu dosya bu ayrımı çok iyi göstermektedir. Boşanma davasını erkek açmış, kadın cevap dilekçesinde erkeğin davasının reddini istemiş; mahkeme aksi kanaatte olup boşanmaya karar verecek olursa kendisi için nafaka ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Kadın cevap dilekçesinde kendisi adına bağımsız bir boşanma talebi ileri sürmemiştir. İlk derece mahkemesi de kadının nafaka ve tazminat isteklerini boşanmanın fer’ileri kapsamında değerlendirmiş, bunları bir karşı boşanma davası olarak kabul etmemiştir.

Aynı dosyada erkek davacı olmasına rağmen kadın lehine yoksulluk nafakası ve maddi tazminata hükmedilmiştir. Kadının davalı olması bu hakları kazanmasını sağlamadığı gibi, erkeğin davacı olması da bu taleplere karşı bir koruma oluşturmamıştır. Kusur ve ekonomik şartlar ayrıca değerlendirilmiştir. (Son Karar)

Bu karar, halk arasında birbirine karıştırılan iki ayrı düşünceyi ayırmak bakımından önemlidir. Eşiniz size boşanma davası açtığında nafaka veya tazminat istemeniz mümkündür. Fakat sizin de kendi sebeplerinizle boşanma kararı verilmesini istemeniz ayrı bir usulî meseledir.

Cevap Dilekçesinde “Ben de Boşanmak İstiyorum” Yazılması Neden Yetmeyebilir?

Boşanma talebi bağımsız bir dava konusudur. Mahkemenin hakkında hüküm verebilmesi için bu talebin usulüne uygun şekilde önüne getirilmiş olması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/11843 E., 2016/3613 K. sayılı kararında da davalı kadının maddi ve manevi tazminat ile tedbir nafakasına ilişkin taleplerinin bulunduğu, buna karşılık kadın tarafından açılmış bir karşı boşanma davasının olmadığı belirlenmiştir. Mahkemenin karşı boşanma davası varmış gibi boşanmaya hükmetmesi doğru bulunmamıştır.

Daha yakın tarihli 2023/6727 E., 2024/2963 K. sayılı kararda aynı usul sorununun yeniden ortaya çıkması, meselenin yalnızca eski dönem uygulamasına ait olmadığını da göstermektedir. Cevap dilekçesinde “boşanmaya karar verilsin” şeklinde bir talebin bulunması, gerekli usul işlemleri yerine getirilmeden bu dilekçeyi kendiliğinden karşı dava hâline getirmemektedir.

Bu nedenle eşinin açtığı davayı gören kişinin önce kendi iradesini netleştirmesi gerekir. Evliliğin devamını istiyor ve yalnızca karşı tarafın davasına direniyorsa başka; kendisinin de boşanmak için ileri sürdüğü bağımsız sebepler bulunuyorsa başka bir usul yolu gündeme gelir.

Karşı Dava Açan Eş Nafaka ve Tazminat Alabilir mi?

Karşı dava açılmış olması da nafaka ve tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Asıl davacı için geçerli olan kusur ve ekonomik koşullar, karşı davacı bakımından da aynı şekilde değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6323 E., 2023/4490 K. sayılı kararında kadın asıl davacı, erkek karşı davacıdır. İlk derece mahkemesi önce tarafların birbirlerine hakaret ve şiddet içeren davranışları bulunduğu gerekçesiyle eşit kusur kabul etmiş ve tazminat taleplerini reddetmiştir. Daha sonraki Yargıtay incelemesinde erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğu kabul edilince kadın lehine maddi ve manevi tazminat verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/968 E., 2023/3655 K., 05.07.2023 tarihli kararına konu karşılıklı boşanma dosyasında kusur değerlendirmesi tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde değişmiş ve bunun sonucunda kadın lehine verilmiş tazminatların reddedilmesi gerekmiştir.

İki karar birlikte okunduğunda davadaki sıfatların neden belirleyici olmadığı daha iyi görülmektedir. Bir dosyada asıl davayı kadının açması onun tazminat almasını sağlamamış; ispatlanan kusur dengesi kadın lehine olduğu için tazminat doğmuştur. Diğer dosyada yine kadının davacı olması yeterli olmamış, tarafların eşit kusurlu olduğunun kabul edilmesi tazminat sonucunu değiştirmiştir.

Karşı Taraf Davayı Açmışsa Benim Kusurlarımı İspatlamak Zorunda mı?

Davacı eş, boşanma talebini dayandırdığı vakıaları usulüne uygun biçimde ileri sürmeli ve uyuşmazlık konusu olduklarında bunları ispatlamalıdır. Davalı eşin de kendi savunmasını veya karşı davasını dayandırdığı vakıalar bakımından aynı usul düzeni geçerlidir.

Bu nedenle boşanma davası, taraflardan birinin dilekçesine evlilik boyunca yaşanan bütün sorunları yazıp diğer eşin bunların aksini ispatlamak zorunda bırakıldığı bir yargılama değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararında ilk derece mahkemesi kadına bir hakaret vakıası yüklemiş, ancak erkeğin bu vakıaya dayanmadığı anlaşılınca söz konusu olay kusur değerlendirmesinden çıkarılmıştır. Bunun sonucunda eşit kusur kabulü değişmiş ve erkek tamamen kusurlu kabul edilmiştir.

Bu sebeple kendisine dava açılan kişinin “Eşim dilekçeye her şeyi yazmış, artık hepsi doğru kabul edilir” şeklinde düşünmesi doğru değildir. Ancak dilekçenin cevapsız bırakılması da iyi bir dava takibi değildir. İddiaların hangilerinin kabul edilmediğinin, davalı eşin hangi vakıalara ve delillere dayandığının usulüne uygun şekilde ortaya konulması gerekir.

İlk Dilekçeyi Veren Taraf Davanın Konusunu İstediği Gibi Belirleyebilir mi?

Davacı kendi davasının hangi vakıalara ve hangi hukuki sebebe dayandığını başlangıçta ortaya koyar. Bu durum davalı eşin savunmasını ve usulüne uygun biçimde ileri sürebileceği kendi taleplerini ortadan kaldırmaz.

Boşanma dosyalarında bu nokta özellikle önemlidir. Davacı eş kendisini kusursuz, diğer eşi tamamen kusurlu gösterecek bir olay örgüsü anlatabilir. Davalı eşin anlattığı olaylar ve sunduğu deliller toplandığında ise aynı evliliğin hukuki değerlendirmesi tamamen değişebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/1644 E., 2023/5112 K. sayılı kararına konu dosyada boşanma davasını erkek açmış ve kadının evlilik yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Yargıtay incelemesinde ise kadına yüklenmek istenen kusura ilişkin tanık anlatımları yeterli görülmemiş; erkeğin eşiyle ilgilenmediği, kendi ailesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı ve kadının ortak konuta dönmesini istemediği kabul edilmiştir. Sonuçta erkeğin tam kusurlu olduğu ve kendi kusuruna dayanarak açtığı boşanma davasının kabul edilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu dosya, davayı ilk açmanın kişiye olayların hukuki sonucunu tek taraflı belirleme imkânı vermediğini gösteren güçlü örneklerden biridir. Erkek davacı olmuş, kendi anlatımına göre kadının kusurlu olduğunu ileri sürmüş; fakat toplanan deliller sonunda Yargıtay tam tersine erkeğin tam kusurlu olduğuna karar vermiştir.

Davayı Önce Açmak Kusur Bakımından Avantaj Sağlamıyorsa Neden Dilekçe Bu Kadar Önemli?

Çünkü çekişmeli boşanma davası yalnızca “Haklı olan sonunda ortaya çıkar” denilerek yürütülebilecek bir dava değildir. Medeni usul hukukunun taraflara yüklediği görevler vardır. Hangi olaylara dayanıldığı, taleplerin neler olduğu ve delillerin hangi vakıaları ispatlamak amacıyla gösterildiği önem taşır.

İnsanlar boşanma görüşmesinde yaşadıkları olayları anlatırken bunları çoğu zaman kronolojik olmayan ve hukuki ayrım yapmayan bir şekilde aktarırlar. Yirmi yıllık evlilikte onlarca tartışma, aile müdahalesi, para sorunu veya hakaret yaşanmış olabilir. Mahkeme dosyasında ise bu olayların hangilerinin boşanma sebebi olarak ileri sürüldüğü ve hangilerinin ispatlandığı belirleyicidir.

Bu nedenle eşin dava açmasını yıllarca bekledikten sonra tebligat geldiğinde “Artık sıra avukatın cevap vermesine kaldı” diye düşünmek de yeterli değildir. Cevap süreci, asıl davadaki iddiaların incelenmesinin yanında davalı eşin kendi boşanma sebeplerinin ve taleplerinin değerlendirilmesini gerektirebilir.

İlk olmak avantaj sağlamaz; fakat usul işlemlerini zamanında ve doğru yapmak önemlidir.

Eşim Benden Önce Dava Açtı, Ben Dava Açmakta Geç mi Kaldım?

Karşı tarafın dava açmış olması, diğer eşin usulüne uygun biçimde karşı dava açma imkânını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak karşı dava ve cevap dilekçesi bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun süre ve şekil kuralları bulunduğu için tebligatın alınmasından sonra dosyanın bekletilmemesi gerekir.

Bu noktada özellikle “Nasıl olsa duruşmada her şeyi anlatırım” düşüncesi sorun yaratabilir. Boşanma yargılaması yalnızca duruşmada sözlü olarak yaşananları anlatmaktan ibaret değildir. Dilekçeler aşaması ve tarafların dayandıkları vakıalar yargılamanın sınırlarının belirlenmesinde önem taşır.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6727 E., 2024/2963 K. sayılı kararında karşı tarafın cevap dilekçesinde boşanma istediğini belirtmiş olması dahi usulüne uygun açılmış boşanma davasının yerini tutmamıştır.

Bu sebeple eşinden boşanma dava dilekçesi alan kişinin, davayı ilk kendisinin açmamış olmasını bir kayıp olarak görmek yerine, önündeki usul işlemlerini süresinde yerine getirmeye yoğunlaşması daha önemlidir.

Karşı Dava Açılmazsa Nafaka ve Tazminat da Kaybedilir mi?

Karşı boşanma davasının bulunmaması ile boşanmaya bağlı nafaka ve tazminat taleplerinin hiç ileri sürülememesi aynı şey değildir.

2023/1644 E., 2023/5112 K. sayılı kararda davalı kadın bağımsız karşı boşanma davası açmamış olmasına rağmen, mahkemenin erkeğin boşanma davasını kabul etmesi ihtimaline bağlı olarak nafaka ve tazminat istemiştir. Mahkeme bu talepleri boşanmanın fer’ileri kapsamında değerlendirmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/4597 E., 2017/9901 K. sayılı kararında da maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakasının boşanmanın fer’isi niteliğinde olduğu ve karşılıklı boşanma davalarında bu talepler hakkında her dava için mükerrer şekilde ayrı ayrı hüküm kurulmaması gerektiği belirtilmiştir.

Bununla birlikte bundan, nafaka veya tazminat talebinin ne zaman ve nasıl ileri sürüldüğünün hiçbir öneminin bulunmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Talebin dosyaya usulüne uygun biçimde getirilmesi yine gerekir. Buradaki ayrım, bağımsız boşanma talebi ile boşanmaya bağlı nafaka ve tazminat taleplerinin aynı usulî nitelikte olmamasıdır.

Eşim Davayı Açtıysa Karşı Dava Açmak Beni Daha Kusurlu Gösterir mi?

Karşı dava açmak da tıpkı asıl dava açmak gibi hukuki bir başvurudur. Kişinin kendi boşanma sebeplerine dayanması, evlilik birliğinin sona ermesinde kusurlu olduğunu kabul ettiği anlamına gelmez.

Karşılıklı boşanma dosyalarında her iki eş de diğerinin kusurlu olduğunu ileri sürebilir. Mahkeme her iki davada dayanılan vakıaları değerlendirerek ortak bir kusur belirlemesi yapar. Sonuçta asıl davacı daha ağır kusurlu bulunabileceği gibi karşı davacı daha ağır kusurlu da bulunabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/6323 E., 2023/4490 K. sayılı dosyasında erkek karşı dava açmış olmasına rağmen Yargıtay erkeğin kadından daha ağır kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık başka bir karşılıklı boşanma dosyası olan 2023/968 E., 2023/3655 K. sayılı kararda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiş ve tazminat sonucu buna göre değiştirilmiştir.

Karşı dava açılması kendi başına kusur doğurmadığı gibi, asıl davayı açmış olmak da kusursuzluk sağlamaz.

Eşim Benden Önce Dava Açtı Diye Panik Yapmalı mıyım?

Dava dilekçesinin önce karşı tarafça verilmiş olması nedeniyle hukuki yarışın kaybedildiği düşünülmemelidir. Ancak tebligat alındıktan sonra dosyayı ciddiye almamak da doğru olmaz.

Eşinin dilekçesinde ileri sürdüğü olayların ne olduğu, bu olaylardan hangilerinin gerçekten yaşandığı, hangilerine itiraz edileceği, kişinin kendi dayandığı boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı ve boşanmanın nafaka, tazminat, velayet gibi sonuçlarına ilişkin talepleri birlikte değerlendirilmelidir.

Daha önce kimin dava açtığına ilişkin tartışma bu aşamadan sonra zaten önemini büyük ölçüde kaybeder. Dosyanın sonucunu, tarafların davacı veya davalı sıfatından ziyade yargılamaya usulüne uygun biçimde taşıdıkları vakıalar ve bunları destekleyen deliller belirleyecektir.

Bu nedenle yıllarca eşinin dava açmasını bekleyen kişinin, sonunda dava açıldığında elde ettiği şey hukuki bir üstünlük değildir. Önünde cevap verilmesi gereken bir dava dosyası vardır ve kendi taleplerini nasıl ileri süreceğini yine doğru biçimde belirlemek zorundadır.

Buna karşılık 2023/1644 E., 2023/5112 K. tam ters yöndeki diğer önemli ayrımı gösteriyor: kadın karşı boşanma davası açmamış olmasına rağmen, erkeğin davasında boşanmaya bağlı nafaka ve tazminat taleplerinde bulunabiliyor.

Karşı Taraf Dava Açsın Diye Yıllarca Beklemek Ne Kaybettirir?

Boşanma konusunda kararını vermiş olduğu hâlde dava açmayan kişilerin önemli bir bölümünde hukuki bir engelden çok, karşı tarafın ilk adımı atmasını bekleme düşüncesi bulunuyor. Eşler farklı evlerde yaşamaya başlamış oluyor, aralarında uzun zamandır gerçek anlamda bir evlilik ilişkisi kalmıyor; ancak taraflardan biri “Beni boşamak isteyen oysa davayı da o açsın” diyor. Diğer taraf da aynı düşüncedeyse bu bekleyiş yıllarca sürebiliyor.

Beklemek kişiyi davada daha haklı hâle getirmez. Buna karşılık zamanın geçmesi, dayanılacak boşanma sebebine göre önemli sonuçlar doğurabilir. Bunun için bütün boşanma sebeplerini aynı şekilde değerlendirmemek gerekir. Türk Medeni Kanunu bazı özel boşanma sebepleri için açık hak düşürücü süreler öngörürken, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı genel boşanma sebebinde aynı nitelikte altı aylık veya beş yıllık bir dava süresi düzenlememiştir.

Dolayısıyla “Boşanma sebepleri zamanaşımına uğrar” şeklindeki genel ifade doğru değildir. Hangi olaya dayanılacağı bilinmeden süre konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz. Zina ile sürekli hakaretin, hayata kast ile eşlerin yıllardır devam eden geçimsizliğinin tabi olduğu kurallar aynı değildir.

Eşimin Zina Yaptığını Öğrendim, Onun Dava Açmasını Beklersem Ne Olur?

Zina bakımından beklemek özellikle önemlidir. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre zina sebebiyle dava hakkı, eşin zina olayını öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesiyle düşer. Aynı maddede affeden eşin zina sebebiyle dava hakkının bulunmadığı da açıkça düzenlenmiştir.

Bu nedenle eşinin zina yaptığını öğrenmiş olan kişinin sırf “Boşanmak isteyen o, davayı da kendisi açsın” düşüncesiyle beklemesi, zina özel boşanma sebebine dayanma imkânını etkileyebilir. Nitekim TMK m. 161’deki zina eyleminden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre 2024 yılında Anayasa Mahkemesinin önüne de taşınmıştır.

Burada ince bir ayrım vardır. Zina sebebine özgü dava süresinin geçirilmiş olması, evlilik içerisinde yaşanan hiçbir olayın artık hiçbir şekilde değerlendirilemeyeceği anlamına gelmez. Ancak kişinin zina özel boşanma sebebine dayanabilmesi ile başka bir hukuki sebebe dayalı boşanma davası açabilmesi aynı konu değildir. Dava hazırlanırken olayın hangi boşanma sebebi kapsamında ileri sürüleceği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu yüzden “Biraz daha bekleyeyim, nasıl olsa aldatma ortadan kaybolmaz” düşüncesi zina davası bakımından güvenli değildir.

Şiddet veya Ağır Onur Kırıcı Davranışta da Bekleme Süresi Var mı?

Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen hayata kast, pek kötü davranış ve ağır derecede onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmada da süre bulunmaktadır. Davaya hakkı olan eşin olayı öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde sebebin meydana gelmesinden itibaren beş yıl geçmesiyle bu özel boşanma sebebine dayalı dava hakkı düşer. Bu maddede de affeden eşin dava hakkının bulunmadığı açıkça düzenlenmiştir.

Dolayısıyla kişinin yaşadığı olayın hangi hukuki boşanma sebebine girdiğini bilmeden “Ben şimdilik bekleyeyim” demesi bazı dosyalarda ciddi sonuçlar yaratabilir.

Buna karşılık küçük düşürücü suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme sebebini düzenleyen TMK m. 163’te kanun “her zaman boşanma davası açabilir” ifadesini kullanmaktadır. Terk sebebinde ise ayrı bir süre ve ihtar sistemi vardır. Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini tek bir süre rejimine bağlamamıştır.

Bu nedenle boşanmayı düşünen kişiye yalnızca “acele et” veya “bekle” demek yerine, önce hangi vakıaya ve hangi hukuki sebebe dayanılacağının belirlenmesi gerekir.

Yıllarca Beklemek Eski Olayların Affedilmiş Sayılmasına Yol Açar mı?

Zina ile hayata kast, pek kötü veya ağır onur kırıcı davranış bakımından kanun affı açıkça düzenlemiştir. Bunun dışında kalan çekişmeli boşanma dosyalarında da tarafların olaydan sonraki davranışları önem kazanabilir.

Ancak eşlerin olaydan sonra bir araya gelmeye çalışmış olmaları veya evliliği kurtarmak amacıyla görüşme yapmaları her dosyada kendiliğinden af anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesinin Ömer Sivrikaya kararında aktarılan boşanma yargılamasında ilk derece mahkemesi, eşlerden birinin diğerini müşterek konuta döndürmeye yönelik girişimlerini af veya hoşgörü olarak değerlendirmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise güven sarsıcı davranışların ortaya çıkmasından sonra barışma görüşmelerinin sona erdirildiğinin tanıklarla doğrulandığını belirterek kusurlu davranışların affedildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Dolayısıyla “Bir kere barışmayı denedim, artık geçmişteki hiçbir olaya dayanamayacağım” sonucu da doğru değildir. Tarafların gerçekten barışıp barışmadığı, ortak hayatı hangi koşullarda sürdürdüğü ve davranışların sonradan devam edip etmediği somut dosyada incelenir.

Bununla birlikte kişi boşanmak istediği hâlde yıllarca diğer eşin dava açmasını beklerken ortak hayat tekrar kurulmuş, tarafların davranışlarından geçmiş olayların geride bırakıldığı sonucu çıkabilecek yeni bir dönem başlamışsa, eski olayların kusur değerlendirmesinde nasıl ele alınacağı ayrıca tartışma konusu olabilir.

Bu nedenle geçmişte yaşanan ciddi bir boşanma sebebinin gelecekte aynı hukuki ağırlıkla kullanılabileceğini varsayarak yıllarca beklemek doğru bir dava planlaması değildir.

Eşimle On Yıldır Ayrıyız, Otomatik Olarak Boşanmış Sayılır mıyız?

Eşlerin fiilen ayrı yaşamaları evliliği kendiliğinden sona erdirmez.

Bir kişinin nüfus kaydındaki medeni durumu, tarafların birbirlerini görmemesi veya farklı şehirlerde yaşamalarıyla değişmez. Boşanmanın hukuki sonuç doğurabilmesi için mahkeme sürecinin yürütülmesi ve boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir.

Bu konu özellikle “Biz zaten senelerdir ayrı yaşıyoruz” diyen kişilerde yanlış anlaşılıyor. On yıl ayrı yaşayan eş ile iki ay ayrı yaşayan eş arasında fiilî hayat bakımından büyük fark bulunabilir; fakat uzun ayrılık tek başına nüfus kaydındaki evliliği sona erdirmez.

Türk Medeni Kanunu’nun 166/4. maddesinde uzun süre ortak hayatın kurulamamasına ilişkin özel bir boşanma imkânı vardır; ancak bu hükmün uygulanabilmesi için yalnızca eşlerin belli bir süre ayrı yaşamış olması yeterli değildir. Güncel düzenleme, öncesinde açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davasının bulunmasını aramaktadır.

Bir Yıl Ayrı Yaşayınca Boşanabilir miyim?

Güncel TMK m. 166/4’e göre boşanma sebeplerinden herhangi biriyle daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş olması, bu ret kararının kesinleşmesi ve kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerekir. Bu şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Dolayısıyla yalnızca; “Eşimle bir yıldır görüşmüyoruz.” “İki yıldır ayrı evlerdeyiz.” “Beş yıldır Samsun’da ben, başka şehirde o yaşıyor.” denilmesi TMK m. 166/4’teki özel boşanma sebebinin şartlarını tek başına oluşturmaz.

Önceden açılmış ve reddedilmiş boşanma davası yoksa, yalnızca fiilî ayrılığın uzunluğundan hareketle bu fıkranın uygulanması mümkün değildir.

Burada kullanılan bir yıllık süre de eşlerin ilk ayrıldığı tarihten değil, önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlar.

Fiilî Ayrılık Nedeniyle Boşanmada Süre Neden Üç Yıldan Bir Yıla İndi?

TMK m. 166/4’ün önceki hâlinde bu süre üç yıldı. Anayasa Mahkemesi 22.02.2024 tarihli E.2023/116, K.2024/56 sayılı kararında üç yıllık düzenlemeyi iptal etti. Mahkeme, önceki boşanma davasının kesinleşmesinin de uzun sürebileceğini dikkate alarak buna ilave üç yıllık beklemenin ortak hayatı yeniden kurulamayan kişilere ağır bir külfet yüklediği sonucuna ulaştı.

Bunun ardından 7532 sayılı Kanun’la süre üç yıldan bir yıla indirildi. Kanun 14 Kasım 2024’te kabul edilmiş ve 27 Kasım 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Bir yıllık yeni düzenleme de daha sonra Anayasa Mahkemesinin önüne geldi. Anayasa Mahkemesi 12.02.2026 tarihinde E.2025/203 sayılı dosyada, bir yıllık sürenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi. Mahkeme, önceki üç yıllık süreyle karşılaştırıldığında bir yıllık bekleme süresinin boşanmak isteyen eşlere katlanamayacakları bir külfet yüklemediği sonucuna ulaştı.

Bu nedenle bugün internette hâlâ görülen “reddedilen boşanma davasından sonra üç yıl beklenir” açıklamaları güncel değildir. Mevcut süre bir yıldır.

Bir Yıllık Sürenin Sonunda Boşanma Kendiliğinden Gerçekleşir mi?

Bir yılın dolmasıyla nüfus kaydı kendiliğinden değişmez ve evlilik sona ermez. TMK m. 166/4 açıkça eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilmesini öngörmektedir. Bunun için yeniden dava açılması gerekir.

Dolayısıyla sistem şöyle işler: önceki boşanma davası reddedilir, ret kararı kesinleşir, kesinleşmeden sonra bir yıl boyunca ortak hayat yeniden kurulmaz ve sonrasında eşlerden biri TMK m. 166/4 kapsamında yeniden mahkemeye başvurur.

Bu düzenlemeyi “bir yıl ayrı durursam otomatik olarak boşanırım” şeklinde okumak, kanunun aradığı önceki dava ve yeni dava şartlarını gözden kaçırır.

İlk Boşanma Davam Reddedildiyse Bir Yıl Sonra Mutlaka Aynı Kişi mi Dava Açmalı?

Kanun, bir yıllık koşulların gerçekleşmesinden sonra eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceğini düzenlemektedir. İlk davayı açan kişinin ikinci davayı da açması zorunlu değildir.

Bu da “İlk davayı o açtı, ikinciyi de onun açması gerekir” şeklindeki başka bir yanlış düşünceyi ortadan kaldırmaktadır. Şartlar gerçekleşmişse ikinci davayı eşlerden biri açabilir.

İlk Boşanma Davasını Açan Taraf İkinci Davada Otomatik Olarak Tam Kusurlu mu Sayılır?

Eski TMK m. 166/4 döneminde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2019/1778 E., 2019/7113 K., 12.06.2019 tarihli kararında ilk boşanma davasını açıp daha sonra davadan feragat eden erkek, somut dosyanın özellikleri nedeniyle tam kusurlu kabul edilmiştir. Ancak kararın sonucu yalnızca “ilk davayı erkek açmıştı” olgusuna dayanmamaktadır. Erkeğin feragati nedeniyle önceki olaylardan kadına kusur yüklenememesi, sonraki dönemde kadının ayrıca açtığı nafaka davasında ayrı yaşamakta haklı bulunması ve ret sonrasındaki dönemde kadına başka bir kusurun ispatlanamaması birlikte değerlendirilmiştir.

Bu kararın “İlk boşanma davası reddedilen herkes daha sonra otomatik olarak tam kusurlu olur” şeklinde okunması doğru değildir. Karardaki tam kusur sonucu, dosyadaki önceki ve sonraki olayların birlikte değerlendirilmesinden çıkmıştır.

Dolayısıyla sırf ileride karşı tarafa tam kusur yüklemek amacıyla ilk davanın reddedilmesini beklemek veya buna göre yıllarca dava stratejisi kurmak güvenilir bir yöntem değildir.

“Nasıl Olsa Davam Reddedilirse Bir Yıl Sonra Boşanırım” Diye Dava Açmak Mantıklı mı?

TMK m. 166/4’ün varlığı, ilk boşanma davasının özensiz hazırlanmasını önemsiz hâle getirmez.

İlk davanın reddedilmesi için önce yargılama yapılması, daha sonra kararın kesinleşmesi gerekir. Bir yıllık süre de dava tarihinden veya eşlerin ayrıldığı tarihten değil, ret kararının kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar. Bu nedenle baştan hatalı kurulmuş bir dava, bir yıllık süreden çok daha uzun bir zaman kaybına dönüşebilir.

Anayasa Mahkemesinin eski üç yıllık kuralı iptal ederken özellikle ret kararının kanun yolları nedeniyle kesinleşmesinin de uzun sürebileceğine dikkat çekmesi, bu sürecin yalnızca kanunda yazan bekleme süresinden ibaret olmadığını göstermektedir.

Boşanma sebebi ve delilleri bulunan kişinin davasını baştan doğru kurması ile “Olmazsa reddedilsin, sonra bir yıl beklerim” düşüncesi aynı hukuki plan değildir.

“Ben Boşanmıyorum, Ne Yaparsa Yapsın” Diyerek Evlilik Sonsuza Kadar Sürdürülebilir mi?

Eşlerden biri boşanmayı istemediğinde çekişmeli dava elbette anlaşmalı boşanmaya göre farklı ilerler. Ancak boşanmaya karşı çıkmak kişiye evliliği her durumda süresiz biçimde devam ettirebilme yetkisi vermez.

Öncelikle karşı eş, Türk Medeni Kanunu’ndaki boşanma sebeplerinden birini ispatladığında mahkeme boşanmaya karar verebilir. Ayrıca önceki bir boşanma davasının reddedilmesinden sonra TMK m. 166/4’teki şartların gerçekleşmesi hâlinde, ortak hayatın bir yıl boyunca yeniden kurulamaması da kanunun düzenlediği yeni bir boşanma imkânı oluşturur.

Nitekim Anayasa Mahkemesinin eski üç yıllık kuralı iptal ederken üzerinde durduğu sorunlardan biri de ortak hayatın gerçekte yeniden kurulamadığı evliliklerde kişilerin uzun süre boşanma kararı elde edememesiydi.

Bu nedenle boşanmayı bir cezalandırma aracı olarak kullanıp “Mahkemede yıllarca uğraşsın” yaklaşımı, kişinin kendi hayatını da aynı hukuki ilişkinin içerisinde tutmaya devam eder.

Yıllardır Ayrı Yaşadığım İçin Başka Biriyle Birlikte Olmam Sorun Olmaz mı?

Fiilen ayrı yaşamak ile hukuken boşanmış olmak aynı şey değildir. Evlilik devam ettiği sürece eşler arasındaki evlilik bağından kaynaklanan yükümlülükler de yalnızca ayrı yaşanması nedeniyle ortadan kalkmış sayılmaz.

Anayasa Mahkemesinin Ömer Sivrikaya kararında da Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinden doğan sadakat yükümlülüğünün evlilik birliğinin tarafları olan eşler arasında bulunduğu açıklanmıştır. Kararda incelenen olayın temelinde de evlilik devam ederken gerçekleştiği ileri sürülen sadakat ihlali bulunmaktadır.

Bu nedenle “Eşimi on yıldır görmüyorum, artık hukuken bekar sayılırım” düşüncesi doğru değildir. Yeni bir fiilî birliktelik, devam eden evlilik içerisinde sadakat yükümlülüğü ve boşanmadaki kusur bakımından ayrıca hukuki uyuşmazlık yaratabilir.

Uzun süredir ayrı yaşayan ve hayatına başka biriyle devam etmek isteyen kişinin önce mevcut evliliğinin hukuki durumunu çözmesi bu nedenle önemlidir.

On Yıldır Ayrıyız Ama Hiç Boşanma Davası Açılmadıysa Ne Yapılabilir?

Uzun süre ayrı yaşanmış olması başlı başına TMK m. 166/4 davası açılması için yeterli değildir; çünkü bu hüküm önceki bir boşanma davasının reddedilmiş olmasını aramaktadır.

Ancak bu durum “Önceden dava açılmadıysa artık boşanamazsınız” anlamına gelmez. Evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri beklenemeyecek ölçüde temelinden sarsılmışsa TMK m. 166/1 kapsamında boşanma davası açılması mümkündür. Kanunun birinci fıkrası bu durumda eşlerden her birine dava hakkı tanımaktadır.

Dolayısıyla on veya yirmi yıllık fiilî ayrılık yaşayan bir kişinin hukuki durumu değerlendirilirken yalnızca TMK m. 166/4’e bakılmaz. Evliliğin neden sona erdiği, ayrılığa hangi olayların yol açtığı, bu olayların ispat durumu ve geçen süre içerisindeki gelişmeler birlikte ele alınmalıdır.

Yıllarca “Sen Dava Aç” Kavgası Yapmak Yerine Ne Yapılmalı?

Evliliğini devam ettirmek isteyen kişinin dava açmaması anlaşılabilir. Henüz karar vermemiş olan kişi de düşünmek için zamana ihtiyaç duyabilir. Burada sözünü ettiğimiz durum farklıdır: evlilik fiilen bitmiş, kişi boşanmak istediğine karar vermiş, ancak yalnızca davacı olursa nafaka veya tazminat kaybedeceğini ya da karşı tarafın ilk davayı açmasının kendisine otomatik bir avantaj sağlayacağını düşündüğü için beklemektedir.

Aksine zina veya TMK m. 162 kapsamındaki bazı özel boşanma sebeplerinde kanunun öngördüğü hak düşürücü sürelerin geçirilmesi gündeme gelebilir; tarafların sonraki davranışları af tartışmasına yol açabilir veya kişi yıllarca ayrı yaşadığı hâlde hukuken evli kalmaya devam edebilir.

Boşanma konusunda karar verilmişse yapılması gereken, karşı tarafın ne zaman dilekçe vereceğini takip etmekten önce dosyanın kendisini değerlendirmektir. Hangi boşanma sebebine dayanılacağı, hangi vakıaların ileri sürüleceği, bunların hangi delillerle ispatlanacağı, nafaka ve tazminat koşullarının bulunup bulunmadığı ve varsa çocuklara ilişkin talepler belirlenerek dava buna göre hazırlanmalıdır.

On yıl boyunca birbirine “Dilekçeyi sen ver” diyen iki eşin sonunda hukuken elde ettiği özel bir avantaj bulunmaz. Geçen on yıl yalnızca tarafların hayatından geçmiş olur.

Boşanma Davasını Önce Kimin Açacağı Hakkında Sık Sorulan Sorular

Kadın Boşanma Davasını Açarsa Nafaka Alamaz mı?

Kadının boşanma davasını kendisinin açması nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. Yoksulluk nafakası bakımından TMK m. 175’te aranan şart, nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesidir. Davacı veya davalı olmak nafakanın şartları arasında yer almaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K., 16.10.2018 tarihli kararında boşanma davasını kadın açmıştır. Yargıtay, kadının daha ağır kusurlu olmadığını ve ekonomik durumu itibarıyla boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceğini değerlendirerek kadın yararına yoksulluk nafakası verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Dolayısıyla “Kadın davacı olursa nafaka alamaz” düşüncesinin kanunda veya Yargıtay uygulamasında genel bir karşılığı bulunmamaktadır.

Boşanma Davasını Açan Kadın Tazminat Alabilir mi?

Şartları varsa alabilir. Maddi ve manevi tazminatın verilip verilmeyeceği, davanın kadın veya erkek tarafından açılmasına göre değil, boşanmaya neden olan olaylara ve tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir.

Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararında davacı kadın lehine yalnızca yoksulluk nafakasının değil, maddi ve manevi tazminatın da koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Erkeğin fiziksel şiddet, küfür ve birlik görevlerini yerine getirmeme davranışları bulunurken kadına kusur olarak yüklenen bir vakıanın hukuken dikkate alınamayacağı sonucuna varılmış ve erkek tamamen kusurlu kabul edilmiştir.

Bu nedenle tazminat bakımından önemli olan, dilekçeyi adliyeye kimin önce verdiğinden çok boşanmaya yol açan davranışların ispatlanmasıdır.

Davayı İlk Açan Taraf Mahkemede Daha Avantajlı mıdır?

Davayı önce açmış olmak kişiyi kusur, nafaka veya tazminat bakımından kendiliğinden avantajlı hâle getirmez. Davacı kendi vakıalarını ve taleplerini dava dilekçesinde ortaya koyar; davalı da savunmasını, kendi vakıalarını ve gerektiğinde karşı davasını usulüne uygun biçimde ileri sürebilir.

İlk dilekçeyi vermenin bazı pratik ve usulî sonuçları olabilir. Örneğin davacı, TMK m. 168’in verdiği yetki seçenekleri içerisinde davasını açacağı mahkemeyi belirleyebilir. Ancak bu durum mahkemenin kusur değerlendirmesini davacının lehine değiştirmez.

Davayı İlk Açan Taraf Haksız mı Sayılır?

Boşanma davasının açılması haksızlığın kabulü değildir. Bir kişi fiziksel şiddet gördüğü, ağır hakarete uğradığı, aldatıldığı veya evlilik birliği başka nedenlerle sürdürülemeyecek duruma geldiği için de boşanma davasını açabilir.

TMK m. 166/1, evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığında eşlerden her birine boşanma davası açma hakkı tanımaktadır.

Dava açmak ile evliliğin sona ermesinde kusurlu olmak bu nedenle birbirinden farklıdır.

Kocam Boşanma Davasını Açarsa Ben Daha Fazla Nafaka Alır mıyım?

Erkeğin davacı olması kadının nafaka miktarını artıran bir unsur değildir. Nafaka miktarında tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçlar ve nafaka türüne göre kanunun öngördüğü diğer şartlar değerlendirilir.

Bu nedenle “Erkek davayı açarsa kadın daha yüksek nafaka alır” şeklinde genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.

Kadının davalı olması nafaka hakkının kaynağı değildir; nafaka hakkı kanundaki koşulların gerçekleşmesinden doğar.

Eşim Dava Açmıyorsa Ben Ne Yapmalıyım?

Evliliği devam ettirmek istemeyen ve boşanma sebebi bulunduğunu düşünen kişinin, sırf eşinin davayı açmasını beklemek zorunda olduğuna ilişkin bir kural yoktur.

Burada önce kişinin hangi boşanma sebebine dayanabileceğinin değerlendirilmesi gerekir. Yaşanan olayların neler olduğu, bunların hangilerinin ispatlanabildiği, nafaka veya tazminat taleplerinin bulunup bulunmadığı ve çocuk varsa velayet ile kişisel ilişkiye ilişkin talepler dava açılmadan önce birlikte düşünülmelidir.

Eşin yıllardır dava açmaması diğer eşin dava hakkını kullanmasına engel değildir.

Eşim “Ben Seni Boşamıyorum, Git Sen Dava Aç” Diyor. Dava Açarsam Hak Kaybeder miyim?

Davanın sizin tarafınızdan açılması nedeniyle nafaka veya tazminat haklarınız kendiliğinden kaybolmaz. 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı karar da davacı eşin nafaka ve tazminat alabileceğinin açık örneklerinden biridir.

Asıl dikkat edilmesi gereken, boşanma sebebinin ve taleplerin doğru kurulmasıdır. Davacı olmanın kendisi bir hak kaybı sebebi değildir.

Eşim Benden Önce Dava Açtı, Ben de Boşanmak İstiyorum. Ne Yapmalıyım?

Karşı tarafın açtığı davaya yalnızca cevap vermek ile kişinin kendi boşanma talebini dava konusu hâline getirmesi aynı şey değildir.

Kişi eşinin davasının reddini isterken kendisi de kendi sebeplerine dayanarak boşanma kararı verilmesini istiyorsa, karşı boşanma davasının gerekip gerekmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle “Eşim zaten dava açmış, ben duruşmada ben de boşanmak istiyorum derim” düşüncesi her dosyada yeterli değildir. Boşanma talebinin usulüne uygun şekilde mahkemenin önüne getirilmesi gerekir.

Eşim Dava Açtıysa Karşı Dava Açmak Zorunda mıyım?

Her davalı eş karşı dava açmak zorunda değildir.

Kişi eşinin açtığı boşanma davasının reddini istiyorsa ve kendi adına bağımsız bir boşanma kararı talep etmiyorsa savunmasını karşı dava açmadan da yapabilir. Bununla birlikte mahkemenin boşanmaya karar vermesi ihtimalinde nafaka ve tazminat gibi boşanmaya bağlı talepler ayrıca ileri sürülebilir.

Kişinin kendi boşanma sebeplerine dayanarak kendi lehine boşanma hükmü elde etmek istemesi hâlinde ise durum farklıdır. Bu ihtimalde karşı dava meselesi usul hukuku bakımından ayrıca ele alınmalıdır.

Sadece Cevap Dilekçesine “Ben de Boşanmak İstiyorum” Yazmak Yeterli midir?

Her durumda yeterli değildir. Boşanma bağımsız bir dava talebidir. Bu nedenle cevap dilekçesine boşanmak istendiğinin yazılması ile usulüne uygun karşı boşanma davası açılması birbirine karıştırılmamalıdır.

Özellikle karşı tarafın davasının reddedilmesi ihtimalinde kişinin kendi adına mahkemeden boşanma hükmü alıp alamayacağı bakımından bu fark önemlidir.

Karşı Dava Açarsam Nafaka veya Tazminat Hakkım Kaybolur mu?

Karşı dava açan kişi sırf karşı davacı olduğu için nafaka veya tazminat hakkını kaybetmez. Asıl davacı bakımından uygulanan kusur ve ekonomik koşullar karşı davacı bakımından da değerlendirilir.

Boşanmada “asıl davacı”, “karşı davacı” veya “davalı” sıfatlarının hiçbiri tek başına nafaka ve tazminat sonucunu belirlemez.

Beş Yıldır Ayrıyız, Dava Açmadan Boşanmış Sayılır mıyız?

Fiilen ayrı yaşamak evliliği sona erdirmez.

Eşlerin birbirlerini yıllardır görmemeleri, farklı şehirlerde yaşamaları veya başka bir ortak hayatlarının kalmaması nüfus kaydındaki evliliği kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Boşanmanın gerçekleşmesi için mahkeme kararı gerekir.

Bir Yıl Ayrı Yaşayınca Otomatik Boşanma Olur mu?

Güncel TMK m. 166/4’teki bir yıllık süre, eşlerin ilk ayrıldığı tarihten itibaren işleyen genel bir “otomatik boşanma süresi” değildir.

Daha önce bir boşanma davasının reddedilmiş olması, bu ret kararının kesinleşmesi ve kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl boyunca ortak hayatın yeniden kurulamaması gerekir. Daha sonra eşlerden birinin yeniden dava açmasıyla bu hükme dayalı boşanma talep edilebilir.

Anayasa Mahkemesi 12 Şubat 2026 tarihinde E.2025/203 sayılı dosyada TMK m. 166/4’teki bir yıllık sürenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.

Dolayısıyla “Bir yıl ayrı yaşarsam otomatik boşanırım” bilgisi doğru değildir.

On Yıldır Ayrıyız Ama Daha Önce Hiç Boşanma Davası Açılmadı. Bir Yıllık Ayrılık Maddesinden Yararlanabilir miyim?

TMK m. 166/4’ün uygulanması için önceki bir boşanma davasının reddedilmiş olması gerekir. Daha önce hiç boşanma davası açılmamışsa, yalnızca tarafların on yıl ayrı yaşamış olmaları bu özel hükmün uygulanmasına yetmez.

Ancak uzun yıllar ayrı yaşayan eşlerin başka hukuki sebeplere dayanarak boşanma davası açamayacağı anlamına da gelmez. Evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı ve tarafların dayandıkları olaylar ayrıca değerlendirilir.

İlk Boşanma Davası Reddedilirse Davayı Açan Eş Tam Kusurlu mu Olur?

İlk davanın reddedilmiş olması davacıyı sonraki bütün uyuşmazlıklarda otomatik biçimde tam kusurlu hâle getirmez.

Önceki davanın neden reddedildiği, kesin hükmün kapsamı, tarafların daha sonraki dönemdeki davranışları ve yeni dosyada ispatlanan vakıalar birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle “İlk davayı reddettirirsem eşim bir yıl sonra tam kusurlu olur ve bana yüksek tazminat öder” şeklinde bir dava stratejisine güvenilmemelidir.

Eşimle Yıllardır Ayrıyız, Başka Biriyle Yaşarsam Sorun Olur mu?

Fiilî ayrılık evliliği sona erdirmediği için uzun süredir ayrı yaşayan kişilerin kendilerini hukuken boşanmış kabul etmeleri doğru değildir.

Zina nedeniyle boşanma söz konusu olabilir.

Bu nedenle uzun süredir ayrı yaşayan kişinin “Nasıl olsa fiilen boşandık” düşüncesiyle hareket etmesi hukuki risk yaratabilir.

Kadın Dava Açarsa Çocukların Velayetini Alma Şansı Azalır mı?

Velayet, boşanma davasını anne veya babanın açmasına göre belirlenmez. Velayette temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.

Bu nedenle annenin davacı olması velayet bakımından olumsuz bir karine oluşturmadığı gibi, babanın davacı olması da velayet yönünden öncelik sağlamaz.

Çocuğun yaşı, mevcut bakım düzeni, anne ve babayla ilişkisi, eğitim ve yaşam koşulları ile çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimi bakımından hangi düzenlemenin daha uygun olduğu değerlendirilir.

Boşanma Davasını Kadın Açarsa Çocuk İçin Nafaka İsteyebilir mi?

Kadının davacı olması çocuk için tedbir veya iştirak nafakası talep etmesine engel değildir. Çocuk için ödenen nafaka, kadına verilen yoksulluk nafakasından farklıdır ve çocuğun bakım ve giderlerine diğer ebeveynin katılımını sağlamaya yöneliktir.

Bu nedenle “Davayı anne açtı, çocuk için nafaka isteyemez” şeklinde bir sonuç da bulunmamaktadır.

Anlaşmalı Boşanmada Davayı Kadın mı Erkek mi Açmalı?

Anlaşmalı boşanmada davayı hangi eşin açtığı genellikle kusur veya mali sonuç bakımından özel bir avantaj sağlamaz.

TMK m. 166/3, en az bir yıl sürmüş evliliklerde eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi hâlinde anlaşmalı boşanma imkânı tanımaktadır.

Tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda anlaşması ve hâkimin bu düzenlemeyi uygun bulması gerekir. Bu nedenle anlaşmalı boşanmada “davacı kim olacak?” meselesinden çok protokolün içeriği önemlidir.

Davayı Arzuhalciye Yazdırıp Açarsam Sonra Eksikleri Tamamlayabilir miyim?

Çekişmeli boşanma davalarında “Önce dava açılsın, eksikleri sonra tamamlarız” düşüncesi ciddi sorunlara yol açabilir. Davanın başında ileri sürülmeyen bir vakıanın veya usulüne uygun biçimde yapılmayan bir talebin daha sonra hiçbir sınırlama olmaksızın dosyaya eklenebileceği varsayılmamalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/5701 E., 2018/11080 K. sayılı kararında tarafça dayanılmamış bir hakaret vakıasının kusur olarak yüklenememesi, boşanma dilekçelerinin neden önemli olduğunun iyi bir örneğidir. Bu vakıanın değerlendirme dışı bırakılması dosyadaki kusur dengesini ve buna bağlı nafaka ile tazminat sonucunu değiştirmiştir.

Bu nedenle çekişmeli boşanmada sorun dilekçenin uzun veya süslü yazılması değildir. Yaşanan olayların usul hukukuna uygun şekilde dava konusu hâline getirilmesi ve delillerle bağlantısının kurulmasıdır.

Boşanmak İstiyorum Ama Eşim “Ben Dava Açmam” Diyor. Ne Kadar Beklemeliyim?

Boşanmak isteyen kişinin karşı tarafın dava açmasını beklemesi gereken genel bir yasal süre bulunmamaktadır.

Beklemenin doğru olup olmadığı, evliliğin devamı konusunda kişinin kararından ve dayanacağı boşanma sebebinden bağımsız değerlendirilemez. Özellikle zina veya TMK m. 162 kapsamındaki bazı özel boşanma sebeplerinde kanunun açık hak düşürücü süreleri bulunmaktadır.

Bu nedenle boşanma konusunda karar verilmişse “Eşim ne zaman dava açar?” sorusundan önce mevcut olayların hukuki niteliğinin ve sürelerin değerlendirilmesi daha sağlıklı olur.

Samsun’da Boşanma Davasını Önce Açmak Avantaj Sağlar mı?

Samsun’da açılan boşanma davaları için de Türkiye’nin diğer yerlerinde uygulanan aynı Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri geçerlidir. “Samsun’da kadın önce açarsa nafaka alamaz” veya “Samsun’da erkek önce açarsa avantajlıdır” şeklinde yerel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.

Yer bakımından önem taşıyan mesele, davanın hangi mahkemede açılabileceğidir. Eşlerin farklı şehirlerde yaşamaya başlaması hâlinde TMK m. 168’deki yetki kurallarının somut olaya göre değerlendirilmesi gerekir.

Bu nedenle Samsun’da da davacı veya davalı olmanın kendisi nafaka, tazminat veya kusurun belirlenmesinde özel bir üstünlük sağlamaz.

Kaynakça

Mevzuat

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
    • m. 161 – Zina
    • m. 162 – Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
    • m. 166 – Evlilik birliğinin sarsılması, anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın yeniden kurulamaması
    • m. 168 – Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme
    • m. 174 – Boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat
    • m. 175 – Yoksulluk nafakası
    • m. 185 – Evlilik birliğinden doğan yükümlülükler
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
    • m. 24 – Tasarruf ilkesi
    • m. 26 – Taleple bağlılık ilkesi
    • m. 190 – İspat yükü
    • m. 194 – Somutlaştırma yükü
  • 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, m. 13 – TMK m. 166/4’te ortak hayatın yeniden kurulamamasına ilişkin sürenin üç yıldan bir yıla indirilmesine ilişkin düzenleme. Anayasa Mahkemesi de güncel bir yıllık düzenlemenin 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle getirildiğini belirtmektedir.

Anayasa Mahkemesi Kararları

  • Anayasa Mahkemesi, E.2023/116, K.2024/56, 22.02.2024 – TMK m. 166/4’te önceki düzenlemede yer alan üç yıllık bekleme süresinin iptali.
  • Anayasa Mahkemesi, E.2025/203, 12.02.2026 – TMK m. 166/4’ün güncel hâlindeki “bir yıl” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine ilişkin karar.
  • Anayasa Mahkemesi, Ömer Sivrikaya Başvurusu, B. No: 2020/3519, 25.10.2023 – Evlilik devam ettiği sürece sadakat yükümlülüğü ile boşanma yargılamasında af ve hoşgörü değerlendirmesine ilişkin açıklamalar.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararları

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2018/5701 E., 2018/11080 K., 16.10.2018 – Davacı kadına usulüne uygun dayanılmayan vakıanın kusur olarak yüklenememesi; kusur belirlemesinin değişmesi; davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası koşullarının değerlendirilmesi.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/6323 E., 2023/4490 K., 04.10.2023 – Karşılıklı boşanma davasında kusurun karşılaştırılması ve daha ağır kusurlu eş karşısında kadın lehine maddi ve manevi tazminat.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/6727 E., 2024/2963 K., 29.04.2024 – Cevap dilekçesinde boşanma talebinde bulunulmasının, usulüne uygun açılmış bağımsız veya karşı boşanma davasının yerini tutmaması.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/1644 E., 2023/5112 K., 02.11.2023 – Erkeğin açtığı boşanma davasında kusur değerlendirmesi; davalı eşin boşanmaya bağlı nafaka ve tazminat talepleri; davacı olmanın haklılık sağlamaması.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/11843 E., 2016/3613 K., 25.02.2016 – Boşanmaya ilişkin karşı dava bulunmadan, yalnızca nafaka ve tazminat taleplerinden hareketle karşı boşanma davası varmış gibi hüküm kurulamaması.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/4597 E., 2017/9901 K., 21.09.2017 – Yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminatın boşanmanın fer’î sonuçları olması ve karşılıklı boşanma davalarında bu talepler hakkında mükerrer hüküm kurulmaması.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/968 E., 2023/3655 K., 05.07.2023 – Karşılıklı boşanma davasında eşit kusur belirlemesinin maddi ve manevi tazminat taleplerine etkisi.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2019/1778 E., 2019/7113 K., 12.06.2019 – Ortak hayatın yeniden kurulamamasına dayalı boşanmada önceki dava, feragat, ayrı yaşamakta haklılık ve sonraki dönem kusurlarının birlikte değerlendirilmesi; ilk davayı açan eşin her durumda otomatik olarak tam kusurlu sayılamayacağını gösteren karar.

Karar Erişim Kaynakları

Yargıtay kararlarının asıl metinleri için Yargıtay Başkanlığı Karar Arama / İçtihat Merkezi kullanılabilir. Anayasa Mahkemesi kararları bakımından ise Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası ve Norm Denetimi Kararları Bilgi Bankası esas alınmıştır.

5/5 - (3 votes)
İlginizi çekebilir:  Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi

Yorum yapın