Boşanma Davasında Kadın mı Erkek mi Daha Avantajlıdır?

📅 18 Haziran 2022 🔄 Son güncelleme: 29 Ağustos 2026

Boşanma davaları hakkında en yerleşik düşüncelerden biri, aile mahkemelerinde kadının erkeğe göre daha avantajlı olduğu ve özellikle çekişmeli boşanmalarda erkeğin davaya baştan geride başladığıdır. Velayetin sıklıkla anneye bırakılması, yoksulluk veya tedbir nafakasının çoğu dosyada kadın lehine hükmedilmesi, bazı şiddet iddialarında kısa sürede koruyucu tedbir kararı verilmesi ve erkek aleyhine maddi veya manevi tazminata karar verilmesi bu düşünceyi beslemektedir.

Ancak aynı dosyada kadın lehine verilen her karar, kadının boşanma davasını “kazandığı”; erkek aleyhine verilen her karar da erkeğin yalnızca cinsiyeti nedeniyle dezavantajlı olduğu anlamına gelmez. Boşanma davasında boşanmanın kendisi, kusur, maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, çocukların velayeti, iştirak nafakası ve kişisel ilişki birbirinden farklı hukuki şartlara bağlıdır. Kadın boşanma davasında haklı bulunmasına rağmen tazminat alamayabilir; erkek boşanmaya sebep olan olaylarda daha az kusurlu bulunarak kadından tazminat alabilir; taraflardan biri yoksulluk nafakası alamadığı hâlde çocuğun velayeti kendisine bırakılabilir. Hatta karşılıklı açılan davalarda iki tarafın boşanma talebi birden kabul edilebilir.

Bu sebeple “Boşanma davalarında kadın mı erkek mi daha avantajlı?” sorusuna yalnızca nafaka veya velayet kararlarına bakılarak cevap verilmesi yanıltıcıdır. Hukuki açıdan incelenmesi gereken, kadın ve erkeğe farklı kurallar uygulanıp uygulanmadığı ve somut dosyada verilen kararın hangi hukuki sebebe dayandığıdır.

İçindekiler
  1. Boşanma Davasında Kadınlar Gerçekten Daha mı Avantajlı?
  2. Mahkemelerin Kadınlardan Yana Olduğu Düşüncesi Neden Bu Kadar Yaygın?
  3. Boşanma Davasında Kadının Beyanı Erkeğin Beyanından Üstün müdür?
  4. Kadın Boşanma Davası Açarsa Daha Kolay mı Boşanır?
  5. Kadın Daha Ağır Kusurlu Bulunup Erkeğe Tazminat Ödeyebilir mi?
  6. Boşanma Davasında Kadın mı Erkek mi Daha Avantajlı? Mahkemeler Kadını mı Kayırıyor?
  7. Çocuğun Velayeti Neden Daha Sık Anneye Veriliyor?
  8. 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Tedbir Kararı Verilmesi Erkeğin Kusurlu Olduğunu Gösterir mi?
  9. Kadına Karşı Verilen Her Olumsuz Karar da Erkeğin Davayı Kazandığı Anlamına Gelmez
  10. Hâkimin Kararı Kadın Lehine Çıktıysa Hâkimin Taraflı Olduğu Söylenebilir mi?
  11. Boşanma Davasında Kadın veya Erkek İçin Baştan Bir Avantaj Var mı?
  12. Sık Sorulan Sorular
  13. Boşanma Davasında Avantaj Nasıl Değerlendirilmelidir?
  14. 2010–2025 Döneminde Velayetin Anne ve Babaya Verilme Oranları
  15. Son Beş Yılda Velayetin Anne ve Babaya Verilme Oranları
  16. 2025 Yılında Evlilik Süresine Göre Boşanmalar
  17. 2001–2025 Döneminde Boşanma Sayısı ve Kaba Boşanma Hızı
  18. 2025 Yılında Kaba Boşanma Hızının En Yüksek ve En Düşük Olduğu İller

Boşanma Davasında Kadınlar Gerçekten Daha mı Avantajlı?

Türk boşanma hukukunda kadının açtığı davanın daha kolay kabul edilmesini, kadının beyanının erkeğin beyanından üstün tutulmasını veya erkeğin boşanmanın mali sonuçlarına kendiliğinden katlanmasını öngören genel bir kural bulunmamaktadır.

Anayasa’nın 10. maddesinde kadınlar ile erkeklerin eşit haklara sahip olduğu açıkça düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun boşanmaya ilişkin temel hükümleri de hakların büyük bölümünü “kadın” veya “erkek” üzerinden değil, “eş” ve “taraf” üzerinden kurar. Örneğin Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde maddi tazminat isteme hakkı kadına özgülenmemiş; boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafa tanınmıştır. Manevi tazminat bakımından da kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan uygun miktarda tazminat isteyebileceği kabul edilmiştir.

Aynı yaklaşım yoksulluk nafakasında da görülür. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi “kadın nafaka isteyebilir” dememekte, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer taraftan daha ağır olmayan tarafın nafaka isteyebileceğini düzenlemektedir. Kanuni şartların oluştuğu bir dosyada erkek eşin de yoksulluk nafakası istemesine hukuki bir engel yoktur.

Bununla birlikte kanundaki eşitlik ile mahkemelerden çıkan kararların kadın ve erkek arasında sayısal olarak eşit dağılması aynı şey değildir. Boşanan her yüz ailede velayetin tam elli kez anneye, elli kez babaya verilmesi veya nafaka kararlarının yarısının erkek, yarısının kadın lehine çıkması hukuki eşitliğin şartı değildir. Çünkü mahkeme tarafların cinsiyetini değil, somut dosyadaki hukuki ve fiilî şartları değerlendirmek zorundadır.

Eşlerden birinin hiç gelirinin bulunmadığı, diğerinin yüksek gelire sahip olduğu bir evlilik ile iki eşin de düzenli ve birbirine yakın gelire sahip olduğu bir evlilik aynı değildir. Çocuğun doğumundan itibaren günlük bakımını ağırlıklı olarak bir ebeveynin üstlendiği aile ile bakımın iki ebeveyn arasında dengeli paylaşıldığı aile de aynı şartlarda değildir. Şiddet, sadakatsizlik, hakaret, ekonomik baskı veya aile müdahalesi iddiaları bakımından da her dosyanın delilleri farklıdır.

Bu yüzden belirli sonuçların uygulamada kadın lehine daha sık görülmesi tek başına “kanun kadınlardan yana” sonucunu doğurmaz. Bunun gerçekten bir cinsiyet avantajı olup olmadığını anlayabilmek için her talebin hangi şartlarla kabul edildiğine bakmak gerekir.

Mahkemelerin Kadınlardan Yana Olduğu Düşüncesi Neden Bu Kadar Yaygın?

Bu düşüncenin tamamen sebepsiz ortaya çıktığını söylemek de gerçekçi değildir. Boşanma sürecinin dışarıdan en kolay görülen sonuçları çoğu zaman velayet, nafaka ve tazminattır. Küçük çocuğun anne yanında kalması, dava sürerken kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi veya şiddet iddiası üzerine 6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı verilmesi, dosyanın tamamını bilmeyen kişi bakımından “mahkeme kadını haklı buldu” şeklinde algılanabilir.

Dava devam ederken verilen tedbir nafakası, boşanmaya sebep olan olaylarda kimin kusurlu olduğuna ilişkin nihai karar değildir. Şiddetin önlenmesine yönelik geçici bir tedbir kararı ile boşanma hükmündeki kusur belirlemesi de aynı incelemenin sonucu değildir. Çocuğun velayetinin anneye bırakılması ise kadının eşine karşı kusursuz olduğu anlamına gelmez. Kadın boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu bulunmasına rağmen, somut şartlarda çocuğun üstün yararı bunu gerektiriyorsa velayet yine anneye bırakılabilir.

Aynı şekilde erkekten kadına bir ödeme yapılmasına karar verilmiş olması da her zaman “erkek tazminat ödedi” anlamına gelmez. Çocuk için hükmedilen iştirak nafakası, velayet kendisine bırakılan ebeveyne verilmiş kişisel bir kazanç değildir; çocuğun giderlerine diğer ebeveynin mali gücü oranında katılmasıdır.

Bu ayrımlar gözden kaçtığında aile mahkemesindeki çeşitli kararların tamamı tek bir başlık altında toplanmakta ve “kadın her şeyi aldı” biçiminde yorumlanmaktadır. Oysa boşanma dosyasında bir eş bazı talepler bakımından haklı, bazı talepler bakımından haksız çıkabilir.

Yargıtay’ın yakın tarihli kararları da bu ayrımı açık biçimde göstermektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli, 2025/2553 E., 2026/1002 K. sayılı kararında kadının kötü muamele hukuki sebebine dayanan boşanma davası ile erkeğin evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanan davası kabul edilmişti. Buna karşılık erkeğin zina sebebine dayanan talebi reddedilmişti. Yargıtay, dosyadaki fotoğraf, sosyal inceleme raporu ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde zina olgusunun da ispatlandığını kabul ederek erkeğin zina hukuki sebebine dayanan davasının da kabul edilmesi gerektiğine karar verdi.

Bu karar boşanma davasını “bir taraf kazanır, diğer taraf kaybeder” şeklinde değerlendirmenin neden yanlış olduğunu gösteren iyi bir örnektir. Kadının bir boşanma sebebi bakımından haklı bulunması, erkeğin ileri sürdüğü başka bir boşanma sebebinin kabulüne engel değildir. Her dava ve her talep kendi hukuki şartları içinde incelenir.

Boşanma Davasında Kadının Beyanı Erkeğin Beyanından Üstün müdür?

“Kadının beyanı esastır” sözü, boşanma davaları bakımından çoğu zaman hukuki anlamından çok daha geniş kullanılmaktadır. Bu ifade bazen 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu tedbirlerle, bazen ceza yargılamasındaki belirli suçlara ilişkin içtihatlarla, bazen de çekişmeli boşanma davasındaki ispat kurallarıyla karıştırılmaktadır.

Çekişmeli boşanma davasında kadının ileri sürdüğü her olayın yalnızca kadın tarafından söylenmiş olması nedeniyle ispatlanmış kabul edileceğine ilişkin genel bir kural yoktur. Erkek için de durum aynıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesine göre, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça ispat yükü iddia ettiği vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Örneğin eşinin kendisine hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, ortak konutu terk ettiğini veya sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri süren tarafın bu vakıaların ispatı bakımından tabi olduğu kurallar cinsiyetine göre değişmez.

Bu noktada “taraf beyanı hiçbir zaman dikkate alınmaz” şeklinde ters yönde bir genelleme yapmak da doğru değildir. Aile hayatının mahrem yapısı sebebiyle bazı olaylar üçüncü kişilerin önünde gerçekleşmez. Mahkeme tarafların anlatımlarını, dosyadaki diğer delilleri, tanık beyanlarını, yazışmaları, resmî kayıtları ve olayların birbirleriyle uyumunu birlikte değerlendirir. Fakat değerlendirme yapmak ile kadının sözünü kanunen doğru kabul etmek aynı şey değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19 Kasım 2025 tarihli, 2025/3437 E., 2025/9939 K. sayılı kararı bu açıdan dikkat çekicidir. Kararda kadına kusur olarak yüklenen “seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum” şeklindeki sözlere ilişkin tanık anlatımlarının yer ve zaman içermeyen soyut beyanlar olduğu kabul edilmiş ve bu olay kadına kusur olarak yüklenmemiştir. Kadının babasının erkeğin annesini tehdit ettiği iddiası bakımından da kadının olay sırasında orada bulunmadığı ve müdahale imkânının olmadığı belirtilerek bu davranış kadına yüklenmemiştir. Buna karşılık erkeğe kusur olarak yüklenen, ailesinin kadına zorla senet imzalattığı iddiasına ilişkin tanık anlatımları duyuma dayalı bulunduğu için bu olay da erkeğe kusur olarak yüklenmemiştir.

Yargıtay aynı dosyada, ispatlanmayan davranışları her iki tarafın kusur hesabından çıkardıktan sonra kalan vakıaları değerlendirmiş ve kadının erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu sonucunu değiştirmemiştir.

Burada önemli olan kararın kadın veya erkek lehine çıkmış olması değildir. Aynı ispat ölçütünün iki tarafa da uygulanmasıdır. Kadın hakkında soyut kalan veya kendisine yüklenemeyecek vakıalar kusur hesabından çıkarılırken, erkek hakkındaki duyuma dayalı iddia da hesaptan çıkarılmıştır.

Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10 Aralık 2025 tarihli, 2025/5069 E., 2025/11564 K. sayılı kararında erkeğe yüklenen bazı hakaret, evden kovma ve baskı vakıalarının ispatlanmadığı, tehdit vakıasının ise dava tarihinden sonra gerçekleştiği gerekçesiyle bunların kusur belirlemesinde kullanılamayacağı kabul edilmiştir. Buna rağmen dosyada sabit kalan diğer davranışlar nedeniyle erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu yönündeki değerlendirme korunmuştur.

Bir başka ifadeyle Yargıtay, “erkek hakkında bazı iddialar doğru çıkmadı, o hâlde erkek kusursuzdur” şeklinde de hareket etmemektedir. İspatlanmayan olayları ayırmakta, ardından geriye kalan kusurlu davranışlarla sonuca gitmektedir. Aynı yöntem kadın bakımından da uygulanmaktadır.

Kadın Boşanma Davası Açarsa Daha Kolay mı Boşanır?

Davayı ilk açanın kadın olması ona boşanma bakımından hukuki bir üstünlük sağlamaz. Davacı sıfatı, kişinin anlattığı olayları doğru hâle getirmediği gibi karşı tarafı da otomatik olarak kusurlu hâle getirmez.

Boşanma davasını kadın açmışsa mahkeme kadının dayandığı boşanma sebebinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini inceler. Erkek karşı dava açmışsa onun ileri sürdüğü vakıalar da ayrıca değerlendirilir. Kadının davası kabul edilirken erkeğin karşı davası reddedilebileceği gibi, erkeğin davası kabul edilip kadının davası reddedilebilir veya iki dava birden kabul edilebilir.

Bu ayrım özellikle karşılıklı boşanma davalarında önemlidir. Tarafların ikisinin de kusurlu davranışları bulunabilir. Bir eşin kusurlu olması, diğer eşin yaptığı her şeyi hukuken önemsiz hâle getirmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli, 2025/2553 E., 2026/1002 K. sayılı kararında da bu durum görülmektedir. Kadının erkeğin şiddeti nedeniyle açtığı dava kabul edilmiş olmasına rağmen, Yargıtay erkeğin ileri sürdüğü zina sebebini ayrıca değerlendirmiş ve kadının başka bir erkekle zaman zaman aynı evde kaldığının dosyadaki delillerle sabit olduğu gerekçesiyle erkeğin zina sebebine dayanan davasının da kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Dolayısıyla “kadın önce dava açtıysa erkek artık kendisini ancak savunabilir” düşüncesi doğru değildir. Davalı eş şartları varsa karşı dava açabilir ve kendi boşanma sebeplerine dayanabilir. Karşı davanın kabul edilmesi hâlinde mahkeme iki tarafın iddialarını ve kusurlarını birlikte değerlendirir.

Bunun tersi yönde kararlar da bulunmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli, 2025/6215 E., 2026/983 K. sayılı kararında kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanan boşanma davası ilk derece mahkemesince reddedilmiş, istinaf başvurusu da sonuç vermemişti. Yargıtay ise erkeğin süreklilik gösteren hakaret içeren, aşağılayıcı ve agresif söz ve davranışlarının dosya kapsamından anlaşıldığını belirleyerek kadının boşanma davasının reddedilmesini doğru bulmadı ve kararı kadın yararına bozdu.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlıdır. Birinde erkeğin ileri sürdüğü zina sebebinin reddedilmesi Yargıtay tarafından hatalı bulunurken, diğerinde kadının boşanma davasının reddedilmesi hatalı bulunmuştur. Hukuki denetimin yönü tarafın kadın veya erkek olmasına göre değil, dosyada ispatlanan vakıalar ile uygulanan hukuk kuralına göre değişmektedir.

Kadın Daha Ağır Kusurlu Bulunup Erkeğe Tazminat Ödeyebilir mi?

Boşanma davalarında erkeklerin her durumda tazminat ödeyen taraf olduğu yönündeki düşüncenin kanuni bir karşılığı bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi tazminat hakkını cinsiyete göre değil, kusur ve diğer kanuni şartlara göre düzenlemiştir.

Boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf maddi tazminat talep edebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf da şartları bulunuyorsa manevi tazminat isteyebilir. Bu kişi kadın olabileceği gibi erkek de olabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19 Kasım 2025 tarihli, 2025/3437 E., 2025/9939 K. sayılı kararında boşanmaya sebep olan olaylarda kadının erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Aynı dosyada erkek lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar bakımından ilk derece kararının istinaf edilmeyen miktar kısmı kesinleşmiş, kadın tarafın kusur ve erkek lehine tazminatlara ilişkin temyiz itirazları ise kabul edilmemiştir. Böylece erkeğin kadın eşten maddi ve manevi tazminat alabildiği yakın tarihli bir boşanma dosyası ortaya çıkmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23 Ekim 2025 tarihli, 2025/1704 E., 2025/9194 K. sayılı kararı ise kusur değerlendirmesinin tazminat üzerindeki etkisini başka bir yönden göstermektedir. İlk derece mahkemesi kadını tam kusurlu kabul etmiş, kadının nafaka ve tazminat taleplerini reddetmiş ve erkek lehine maddi ve manevi tazminata hükmetmişti. Bölge Adliye Mahkemesi bu değerlendirmeyi değiştirerek erkeği ağır, kadını daha az kusurlu kabul etmiş ve kadın lehine tazminata karar vermişti.

Yargıtay, gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi gerektiğini belirleyip eşit kusurlu eş lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden kadın lehine verilen tazminat kararını bozmuştur.

Bu kararın önemi yalnızca kadının tazminat alamamış olması değildir. Aynı uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay farklı kusur değerlendirmelerine ulaşabilmiştir. Tazminatın kime verileceği de bu değerlendirmeye bağlı olarak değişmiştir. Bu durum, boşanma davasındaki mali sonuçların “erkek öder, kadın alır” şeklinde önceden belirlenmiş bir formüle dayanmadığını açıkça göstermektedir.

Bir eşin kadın olması onu tazminat bakımından peşinen alacaklı, erkek olması da peşinen borçlu yapmaz. Dosyada erkeğin daha ağır kusurlu olduğu ve diğer şartların gerçekleştiği durumda kadın lehine; kadının daha ağır kusurlu olduğu ve şartların gerçekleştiği durumda erkek lehine tazminata karar verilebilir. Tarafların eşit kusurlu olduğu durumda ise sırf taraflardan biri kadın olduğu için ona tazminat verilmesi mümkün değildir.

Boşanma Davasında Kadın mı Erkek mi Daha Avantajlı? Mahkemeler Kadını mı Kayırıyor?

Kadın Boşanırken Otomatik Olarak Nafaka Alır mı?

Boşanma davalarında kadınların daha avantajlı olduğu düşüncesini besleyen konuların başında nafaka gelir. Bunun önemli sebeplerinden biri, uygulamada yoksulluk veya tedbir nafakası talep eden eşin sıklıkla kadın olmasıdır. Ancak nafaka hakkının kadınlara özgü olduğu veya kadın eşin boşanma ile birlikte kendiliğinden nafakaya hak kazanacağı yönünde bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yoksulluk nafakasını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması şartıyla nafaka isteyebileceğini öngörür. Bu nedenle nafaka isteyen eşin kadın veya erkek olmasından önce, boşanmanın ekonomik sonuçları ve tarafların gelir durumları incelenir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.01.2026 tarihli, 2025/5659 E., 2026/58 K. sayılı kararında, kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası bu nedenle bozulmuştur. Dosyada kadının emekli olduğu, sürekli ve düzenli gelirinin bulunduğu ve tarafların gelirlerinin birbirine denk olduğu belirlenmiş; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme şartı gerçekleşmediğinden kadın lehine yoksulluk nafakasının koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir.

Bunun karşısında Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.10.2025 tarihli, 2025/1806 E., 2025/8906 K. sayılı kararında farklı bir ekonomik tablo değerlendirilmiştir. Kadının bir dönem anaokulunda geçici hizmetli olarak çalıştığı, ancak bu işinin sona erdiği ve sonrasında sürekli ve düzenli bir gelirinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, geçici bir dönem çalışmış olmanın tek başına yoksulluk nafakasını ortadan kaldırmayacağını kabul ederek kadın yararına yoksulluk nafakasının şartlarının oluştuğu sonucuna ulaşmıştır.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde aynı hukuki kurumun neden farklı sonuçlara yol açabildiği görülür. Bir dosyada kadın olduğu için nafaka verilmemiş veya başka bir dosyada kadın olduğu için nafaka bağlanmamıştır. Belirleyici olan düzenli ve sürekli gelirin bulunup bulunmadığı, boşanma sonrasında yoksulluğa düşülüp düşülmeyeceği ve Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki diğer şartların gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Erkek eş bakımından da aynı hüküm geçerlidir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek, kusuru diğer eşten daha ağır olmayacak ve kanundaki diğer şartları taşıyacak bir erkek eşin yoksulluk nafakası istemesine engel olan bir cinsiyet kuralı yoktur.

Tedbir Nafakası Verilmesi Kadının Davayı Kazandığını Gösterir mi?

Dava devam ederken hükmedilen tedbir nafakası ile boşanmadan sonra devam edebilecek yoksulluk nafakası birbirine karıştırılmamalıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi gereğince boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince eşlerin barınması, geçimi, mallarının yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alır. Tedbir nafakası da bu geçici önlemlerden biridir.

Bu aşamada amaç, boşanmada kimin haklı olduğunu kesin olarak belirlemek değil, yargılama devam ederken tarafların ve çocukların geçiminin korunmasıdır. Bu nedenle kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmiş olması, erkeğin daha ağır kusurlu olduğunun veya kadının boşanma davasındaki bütün iddialarını ispatladığının göstergesi değildir.

Yargılama sonunda kadın daha ağır kusurlu bulunabilir, yoksulluk nafakasının şartları oluşmayabilir veya davanın diğer mali sonuçları kadın aleyhine gelişebilir. Dava sürerken verilen geçici nafaka kararı ile nihai hükmün aynı hukuki değerlendirme olduğu düşünülürse, “mahkeme daha davanın başında kadının tarafını tuttu” şeklinde hatalı bir sonuca ulaşılabilir.

Çocuğun Velayeti Neden Daha Sık Anneye Veriliyor?

Kadınların boşanma davalarında avantajlı olduğu iddiasının en güçlü dayanaklarından biri velayet istatistikleridir. Bu konuda gerçekten de kadın ve erkek arasında eşit bir dağılım bulunmamaktadır.

TÜİK’in 2025 yılı Evlenme ve Boşanma İstatistiklerine göre kesinleşen boşanma davaları sonucunda 191.371 çocuk velayete verilmiş; çocukların %74,6’sının velayeti anneye, %25,4’ünün velayeti ise babaya bırakılmıştır.

Bu oran görmezden gelinemez. Ancak istatistiğin gösterdiği şey ile bundan çıkarılabilecek hukuki sonuç birbirinden ayrılmalıdır. Veri, velayetin anneye daha sık verildiğini göstermektedir; fakat bu dağılımın tek başına mahkemelerin anne lehine cinsiyete dayalı bir karine uyguladığını gösterdiği söylenemez.

Çünkü velayet kararında temel ölçüt, eşlerin boşanmadaki kusurundan veya kadın ve erkek olmalarından önce çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, bakımının fiilen nasıl yürütüldüğü, yaşı, eğitim ve sağlık ihtiyaçları, anne ve babayla ilişkisi, ebeveynlerin çocuğun bakımını üstlenebilme koşulları, gerektiğinde uzman incelemesi ve idrak çağındaki çocuğun görüşü somut dosyanın şartlarına göre değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.06.2025 tarihli, 2024/9776 E., 2025/5716 K. sayılı kararında da velayet ve kişisel ilişki düzenlemesinde temel ilkenin çocuğun üstün yararı olduğu, anne veya babanın menfaati ile çocuğun yararının çatışması hâlinde çocuğun yararına üstünlük tanınması gerektiği vurgulanmıştır. Kararda, çocuğun ve tarafların beyanlarının alınması ile uzman incelemesinin somut koşullara göre yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu nedenle annenin boşanmaya sebep olan olaylarda daha kusurlu bulunması, velayetin otomatik olarak babaya verilmesini gerektirmez. Aynı şekilde babanın boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu olması da tek başına velayeti alması için yeterli değildir. Eşler arasındaki kusur ilişkisi ile anne veya babanın çocukla kurduğu ilişki aynı hukuki mesele değildir.

Baba Çocuğun Velayetini Alabilir mi?

Çocuğun üstün yararının baba yanında kalmasını gerektirdiği bir dosyada velayetin babaya verilmesine hukuki bir engel yoktur. Türk Medeni Kanunu’nda “küçük çocuk mutlaka anneye verilir” veya “velayette anne önceliklidir” şeklinde genel bir hüküm bulunmamaktadır.

Özellikle çocuğun bakımının uzun süredir baba tarafından üstlenilmesi, annenin çocuğun bakım ve güvenliğini sağlayamaması, çocuğun yerleşmiş yaşam düzeninin baba yanında bulunması veya uzman incelemesinin çocuğun baba yanında kalmasının menfaatine olduğunu göstermesi velayet değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte tek bir olgunun bütün dosyalarda aynı sonucu doğuracağı da söylenemez; velayet bakımından çocuğun içinde bulunduğu koşullar bir bütün olarak değerlendirilir.

Bu sebeple “Çocuk anneye verildi, demek ki mahkeme kadını haklı buldu” düşüncesi hukuken doğru değildir. Mahkeme aynı kararda kadını boşanmada daha ağır kusurlu bulup erkek lehine tazminata hükmederken, çocuğun üstün yararı nedeniyle velayeti anneye bırakabilir. Velayet, eşler arasındaki uyuşmazlığın ödülü veya yaptırımı değildir.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Tedbir Kararı Verilmesi Erkeğin Kusurlu Olduğunu Gösterir mi?

Boşanma davalarında en fazla karışıklığa yol açan konulardan biri de 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararlarıdır. Şiddet iddiası üzerine uzaklaştırma veya yaklaşmama tedbirine karar verilmesi, kamuoyunda çoğu zaman “mahkeme kadının anlattıklarını doğru kabul etti” şeklinde yorumlanmaktadır.

Oysa 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu mekanizma ile çekişmeli boşanma davasında bir vakıanın kusur olarak kabul edilmesi aynı hukuki değerlendirmeye dayanmaz.

Tedbir hukukunun amacı, şiddet tehlikesinin gerçekleşmesini veya devam etmesini önlemek ve korunması gereken kişiyi hızlı biçimde güvence altına almaktır. Boşanma davasındaki kusur incelemesinde ise tarafların ileri sürdüğü vakıaların usulüne uygun biçimde davaya taşınıp taşınmadığı ve ispatlanıp ispatlanmadığı değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.09.2023 tarihli, 2023/784 E., 2023/4090 K. sayılı kararında bu ayrım açık biçimde ortaya konulmuştur. Dosyada erkek hakkında tehdit ve hakaret nedeniyle 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma tedbiri kararı verilmiş olmakla birlikte, tedbir kararının kadının beyanı dışında ayrıca bir delile dayanmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle söz konusu tedbir kararı tek başına erkeğe kusur yüklenmesi için yeterli görülmemiştir.

Bu yaklaşım, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tedbir kararının yanında kolluk tutanağı, sağlık raporu, yazışma, tanık anlatımı veya başka deliller bulunabilir ve bunlar boşanma dosyasında kendi hukuki değerleri içinde değerlendirilebilir. Ayrım, yalnızca tedbir kararının varlığının otomatik biçimde nihai kusur tespiti sayılmamasıdır.

Dolayısıyla hakkında uzaklaştırma kararı verilen bir erkek boşanma davasında baştan kusurlu kabul edilmiş olmadığı gibi, tedbir talebinde bulunan kadın da yalnızca bu karar nedeniyle boşanma davasındaki diğer iddialarını ispatlamış sayılmaz.

Kadına Karşı Verilen Her Olumsuz Karar da Erkeğin Davayı Kazandığı Anlamına Gelmez

Boşanma davasının kadın ve erkek arasında tek bir kazanan belirleyen bir yargılama gibi görülmesi, “mahkemeler hangi taraftan yana?” tartışmasının önemli sebeplerinden biridir.

Oysa boşanma dosyasında birbirinden bağımsız veya birbiriyle bağlantılı çok sayıda talep bulunabilir. Kadının boşanma davası kabul edilirken yoksulluk nafakası reddedilebilir. Erkek de boşanma hakkı elde ederken tazminat talebini kaybedebilir. Tarafların ikisinin de boşanma davası kabul edilip eşit kusurlu oldukları için ikisinin de tazminat talebi reddedilebilir. Çocuğun velayeti bir tarafa bırakılırken diğer taraf lehine farklı bir mali hak doğabilir.

Bu nedenle yalnızca hükümdeki bir kaleme bakıp taraflardan birinin davayı tamamen kazandığını söylemek çoğu dosyada mümkün değildir.

Özellikle karşılıklı boşanma davalarında bu durum daha belirgindir. Kadının açtığı dava ile erkeğin karşı davası ayrı ayrı kabul edilebilir; tarafların dayandığı farklı boşanma sebeplerinden bazıları ispatlanırken bazıları reddedilebilir. Kusurun derecesi ise tazminat ve yoksulluk nafakası gibi sonuçlarda ayrıca önem kazanır.

Boşanma davasının gerçek sonucu ancak hükmün tamamı birlikte değerlendirildiğinde anlaşılır.

Hâkimin Kararı Kadın Lehine Çıktıysa Hâkimin Taraflı Olduğu Söylenebilir mi?

Bir kararın kadın lehine veya erkek aleyhine çıkması tek başına hâkimin tarafsızlığından şüphe etmek için yeterli değildir. Hâkim dosyadaki delilleri taraflardan birinin beklediğinden farklı değerlendirebilir, bir tanık anlatımına itibar etmeyebilir veya ileri sürülen bir vakıanın hukuken kusur oluşturmadığı sonucuna ulaşabilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde hâkimin reddine ilişkin kurallar öngörmektedir. Ancak bu kurum, alınan her olumsuz karara karşı kullanılabilecek genel bir itiraz yolu değildir. Tarafsızlık şüphesinin somut bir temele dayanması gerekir.

Sorun hâkimin tarafsızlığından değil, delil değerlendirmesinden veya uygulanan hukuk kuralından kaynaklanıyorsa bunun denetimi şartları bulunduğunda istinaf ve temyiz kanun yollarında yapılır. Nitekim Yargıtay’ın hem kadın hem erkek lehine bozma kararları verebilmesi de ilk derece veya bölge adliye mahkemesindeki hukuki değerlendirmenin tarafın cinsiyetinden bağımsız olarak üst mahkeme denetimine tabi olduğunu göstermektedir.

Boşanma Davasında Kadın veya Erkek İçin Baştan Bir Avantaj Var mı?

Boşanma hukukunda bütün uyuşmazlıkları kapsayan, taraflardan birini sırf cinsiyeti nedeniyle üstün konuma getiren genel bir dava avantajından söz edilemez. Bununla birlikte bazı karar türlerinin uygulamada kadın lehine daha sık çıkması mümkündür. Velayet konusunda 2025 istatistikleri bunun somut örneğidir.

Hukuken yapılması gereken, bu iki olguyu birbirine karıştırmamaktır.

Bir kararın kadın lehine daha sık verilmesi ile kanunun “kadını haklı sayması” aynı iddia değildir. Birincisi istatistiksel olarak araştırılabilir bir sonuçtur; ikincisi ise hukuk kuralının içeriğine ilişkin bir iddiadır. Velayetin yaklaşık dört çocuktan üçünde anneye verilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir uygulama verisidir; ancak bu sayı tek başına hâkimlerin dosyaları cinsiyete göre karara bağladığını ispatlamaz.

Nafaka bakımından da benzer bir ayrım vardır. Nafaka alanların önemli bölümünün kadın olduğu varsayımından hareket edilerek “erkek nafaka alamaz” sonucu çıkarılamaz. Yoksulluk nafakasını düzenleyen hüküm cinsiyete bağlı değildir. Yargıtay da kadının düzenli geliri bulunması hâlinde nafakayı kaldırabildiği gibi, gelirinin geçici veya yetersiz olduğu başka bir dosyada nafaka şartlarının gerçekleştiğini kabul edebilmektedir.

Tazminatta da ölçüt erkek olmak değil, Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki şartlardır. Velayette esas olan çocuğun üstün yararıdır. 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen geçici tedbir ise tek başına boşanmadaki nihai kusur kararı değildir.

Bu nedenle bir boşanma dosyasının sonucu hakkında yalnızca tarafların kadın veya erkek olmasına bakılarak sağlıklı bir tahmin yapılamaz. Hangi boşanma sebebine dayanıldığı, hangi vakıaların usulüne uygun biçimde ileri sürüldüğü, bunlardan hangilerinin ispatlandığı, tarafların kusur durumları, ekonomik koşulları ve çocuk varsa çocuğun üstün yararı ayrı ayrı önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Boşanma davasını kadın açarsa daha mı kolay kazanır?

Davayı kadının açması, ileri sürdüğü olayların doğru kabul edilmesini veya boşanma talebinin kendiliğinden kabul edilmesini sağlamaz. Davacı, dayandığı boşanma sebebinin şartlarını ortaya koymak ve çekişmeli vakıaları usul kuralları içinde ispatlamak zorundadır. Erkek eş de şartları bulunuyorsa karşı dava açabilir.

Kadın her boşanmada nafaka alabilir mi?

Yoksulluk nafakası bakımından böyle bir kural yoktur. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşme ve kusurun diğer taraftan daha ağır olmaması başta olmak üzere kanuni şartların gerçekleşmesi gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.01.2026 tarihli, 2025/5659 E., 2026/58 K. sayılı kararında düzenli geliri bulunan ve geliri erkek eşle denk olan kadına bağlanan yoksulluk nafakası bu nedenle bozulmuştur.

Erkek eş kadından yoksulluk nafakası isteyebilir mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi yoksulluk nafakasını kadınlara özgülememiştir. Erkek eş de boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecekse, kusuru diğer eşten daha ağır değilse ve diğer kanuni şartlar gerçekleşiyorsa yoksulluk nafakası talep edebilir.

Küçük çocuğun velayeti mutlaka anneye mi verilir?

Hayır. Kanunda küçük çocuğun velayetinin mutlaka anneye verileceğine ilişkin genel bir hüküm bulunmamaktadır. Çocuğun üstün yararı esas alınır. Bununla birlikte TÜİK’in 2025 verilerine göre velayete verilen çocukların %74,6’sının velayeti anneye, %25,4’ünün velayeti babaya verilmiştir. Bu istatistik, velayetin uygulamada anneye daha sık bırakıldığını gösterse de tek başına hukuki bir anne önceliği kuralının bulunduğu anlamına gelmez.

Kadın boşanmada daha kusurlu olsa da velayeti alabilir mi?

Alabilir. Boşanmadaki eş kusuru ile velayet aynı ölçüte göre belirlenmez. Velayette esas olan çocuğun üstün yararıdır. Eşine karşı ağır kusurlu davranmış olmak her durumda kişinin çocuk bakımından yetersiz bir ebeveyn olduğu anlamına gelmez.

Erkek kadından maddi ve manevi tazminat alabilir mi?

Kanuni şartların bulunması hâlinde alabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki tazminat hükümleri kadın ve erkek arasında ayrım yapmaz. Kusursuz veya daha az kusurlu erkek eş, şartları gerçekleşmişse kadın eşten maddi ve manevi tazminat isteyebilir.

Uzaklaştırma kararı verilmesi boşanma davasında erkeğin kusurlu olduğunu kesinleştirir mi?

Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı verilmesi ile boşanma davasındaki nihai kusur tespiti aynı şey değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.09.2023 tarihli, 2023/784 E., 2023/4090 K. sayılı kararında, yalnızca kadının beyanına dayanan tedbir kararının erkeğe boşanma davasında kusur yüklenmesi için tek başına yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

Kadının beyanı boşanma davasında tek başına erkeğin beyanından daha mı değerlidir?

Boşanma hukukunda kadın beyanına erkek beyanından genel ve otomatik olarak üstün delil değeri veren bir kural bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta beyanların içeriği ve diğer delillerle birlikte taşıdığı ispat değeri değerlendirilir.

Boşanma Davasında Avantaj Nasıl Değerlendirilmelidir?

Boşanma davasında kadınların veya erkeklerin bütün dosyalar bakımından daha avantajlı olduğunu söylemek, birbirinden farklı hukuki meseleleri tek bir sonuca indirger. Kanunda tazminat ve yoksulluk nafakası gibi haklar cinsiyet üzerinden değil, tarafların içinde bulunduğu hukuki durum üzerinden düzenlenmiştir. Velayette ise eşlerden hangisinin boşanmada haklı olduğundan önce çocuğun üstün yararı gözetilir.

Uygulamadaki sonuçların kadın ve erkek arasında her alanda eşit dağılmadığı da göz ardı edilmemelidir. Özellikle velayet istatistikleri anne lehine belirgin bir sayısal fark bulunduğunu göstermektedir. Buna rağmen somut bir mahkeme kararının cinsiyet ayrımcılığından kaynaklandığını söyleyebilmek için yalnızca kararın kadın lehine çıkmış olması yeterli değildir; dosyadaki vakıaların, delillerin, tarafların ekonomik ve sosyal koşullarının ve kararın hukuki gerekçesinin incelenmesi gerekir.

Boşanma yargılamasında belirleyici olan, tarafın kadın veya erkek olması değil, her talep bakımından kanunun aradığı şartların somut dosyada gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

2025 Yılında Türkiye’de Boşanma ve Velayet Verileri

Gösterge2025
Boşanan çift sayısı193.793
Kaba boşanma hızı‰2,26
Velayete verilen çocuk sayısı191.371
Anneye verilen velayet oranı%74,6
Babaya verilen velayet oranı%25,4

Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025.

2010–2025 Döneminde Velayetin Anne ve Babaya Verilme Oranları

YılBoşanma sayısıVelayete verilen çocuk sayısıAnne (%)Baba (%)
2010118.56896.36674,325,7
2011120.11799.86574,125,9
2012123.325100.62474,225,8
2013125.305102.12073,826,2
2014130.913107.33774,425,6
2015131.830109.97874,925,1
2016126.164106.46075,224,8
2017128.411108.29774,825,2
2018143.573125.76875,724,3
2019156.587140.85876,024,0
2020136.570125.94875,824,2
2021175.779167.18876,123,9
2022182.437181.69875,724,3
2023173.342172.36174,925,1
2024188.963187.82874,525,5
2025193.793191.37174,625,4

Kaynak: TÜİK, İstatistiklerle Çocuk 2025.

TÜİK verileri, velayetin anneye daha sık bırakılmasının yalnızca belirli yıllara özgü olmadığını göstermektedir. 2010–2025 döneminde anneye verilen velayet oranı yaklaşık %74–76 bandında seyretmiş; babaya verilen velayet oranı ise yaklaşık %24–26 düzeyinde kalmıştır. Bununla birlikte bu istatistik, mahkemelerin hukuken genel bir “anne önceliği” kuralı uyguladığını tek başına göstermez. Velayet kararında çocuğun üstün yararı ile somut dosyanın özellikleri esas alınır.

Son Beş Yılda Velayetin Anne ve Babaya Verilme Oranları

YılVelayete verilen çocuk sayısıAnne (%)Baba (%)
2021167.18876,123,9
2022181.69875,724,3
2023172.36174,925,1
2024187.82874,525,5
2025191.37174,625,4

Kaynak: TÜİK, İstatistiklerle Çocuk 2025.

Son beş yıllık veriler de velayet dağılımındaki yapının büyük ölçüde değişmediğini göstermektedir. 2021–2025 döneminde çocukların yaklaşık dörtte üçünün velayeti anneye, dörtte birinin velayeti ise babaya verilmiştir.

2025 Yılında Evlilik Süresine Göre Boşanmalar

Evlilik süresiBoşanma sayısıToplam boşanmalar içindeki oran
1 yıldan az5.444%2,8
1–5 yıl60.411%31,2
6–10 yıl39.305%20,3
11–15 yıl30.472%15,7
16–19 yıl20.638%10,6
20 yıl ve üzeri37.448%19,3
Toplam193.793%100

Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025.

2025 yılında boşanmaların %34’ü evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşmiştir. Buna karşılık 20 yıl ve daha uzun süren evliliklerde gerçekleşen boşanmaların oranı da %19,3’tür. Bu dağılım, boşanmanın yalnızca evliliğin ilk yıllarına özgü bir olgu olmadığını göstermektedir.

2001–2025 Döneminde Boşanma Sayısı ve Kaba Boşanma Hızı

YılBoşanma sayısıKaba boşanma hızı
200191.994‰1,41
200595.895‰1,40
2010118.568‰1,62
2015131.830‰1,69
2020136.570‰1,64
2021175.779‰2,09
2022182.437‰2,15
2023173.342‰2,03
2024188.963‰2,21
2025193.793‰2,26

Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025.

Türkiye’de boşanma sayısı 2001 yılında 91.994 iken 2025 yılında 193.793’e yükselmiştir. Aynı dönemde kaba boşanma hızı binde 1,41’den binde 2,26’ya çıkmıştır. Ancak nüfus artışı nedeniyle yıllar arasındaki değişimin değerlendirilmesinde yalnızca boşanma sayısına değil, kaba boşanma hızına da bakılması gerekir.

2025 Yılında Kaba Boşanma Hızının En Yüksek ve En Düşük Olduğu İller

SıraKaba boşanma hızının en yüksek olduğu illerOran
1İzmir‰3,28
2Antalya‰3,21
3Denizli‰3,14
SıraKaba boşanma hızının en düşük olduğu illerOran
1Hakkari‰0,51
2Şırnak‰0,52
3Bitlis‰0,63

Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025.

2025 verileri boşanma hızının iller arasında önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir. En yüksek kaba boşanma hızının görüldüğü İzmir ile en düşük oranın görüldüğü Hakkari arasında yaklaşık altı katlık fark bulunmaktadır. Bu veri, boşanma oranlarının ülke genelinde homojen dağılmadığını da ortaya koymaktadır.

Değerlendirme
İlginizi çekebilir:  Babalık Davası Nasıl Açılır? DNA Testi, Süreler ve Çocuğun Hakları

“Boşanma Davasında Kadın mı Erkek mi Daha Avantajlıdır?” üzerine 2 yorum

  1. Benim gelinim kadın haklarını kullanarak iftiralarla sürekli karakola gidiyor aldatıyor küçük yaşta çocuğu bırakıp gidiyor gelince de suçlu iken utanmadan karakola gidiyor.Ameliyatlı halimle bile evime geldi bizi rahatsız etti sonra karakola şikayete gittik eşime iftira attı oğlumun kurtulup geri gelmesini istiyoruz kayınpederi hapse girip çıkan biri sadece kadına değil erkekler de şiddet görüyor

  2. Gelinimin küçük çocuğu bırakıp sürekli biryerlere gitmesi yüzünden henüz 2,5 yaşında olan torunumdan endişe ediyorum böyle anne mutlaka ceza almalı benim ihbar hakkım var mı bilmek istiyorum

Yorum yapın