Babalık Davası Nasıl Açılır? DNA Testi, Süreler ve Çocuğun Hakları

📅 02 Ekim 2017 🔄 Son güncelleme: 24 Ağustos 2026

Bir çocuğun biyolojik babasının belli olması, o kişiyle çocuk arasında hukuken soybağının kurulmuş olduğu anlamına gelmez. Anne ile çocuk arasındaki soybağı doğumla kurulurken, baba yönünden soybağı evlilik, tanıma veya mahkeme kararıyla meydana gelir. Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesinde bu ayrım açıkça düzenlenmiştir.

Anne evli değilse ve çocuk başka bir erkeğin nüfusunda görünmüyorsa biyolojik baba çocuğu tanıyabilir. Baba tanımaya yanaşmıyorsa veya soybağının mahkeme kararıyla kurulması gerekiyorsa anne ya da çocuk babalık davası açabilir.

Babalık davasının konusu, biyolojik babanın kim olduğunun soyut biçimde tespit edilmesi değildir. Davanın kabulüyle çocuk ile baba arasında hukuki soybağı kurulur. Bunun nüfus kaydı, nafaka ve mirasçılık başta olmak üzere doğrudan hukuki sonuçları vardır.

İçindekiler
  1. Babalık Davasını Kim Açabilir?
  2. Biyolojik Baba Babalık Davası Açabilir mi?
  3. Çocuk Başka Bir Erkeğin Nüfusunda Görünüyorsa Babalık Davası Açılabilir mi?
  4. Evli Olmayan Annenin Çocuğu İçin Babalık Davası Gerekir mi?
  5. Baba Çocuğu Tanımak İstemiyorsa Ne Yapılabilir?
  6. Baba Ölmüşse Babalık Davası Açılabilir mi?
  7. Babanın Mirasçıları “Biz DNA Testi İstemiyoruz” Diyebilir mi?
  8. Babalık Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?
  9. Babalık Davası Nerede Açılır?
  10. Babalık Davası ile Tanıma Arasındaki Fark Nedir?
  11. Babalık Davasında DNA Testi Nasıl Yapılır?
  12. Özel Laboratuvarda Yapılan DNA Testi Babalık Davasında Yeterli midir?
  13. Baba DNA Testi Vermekten Kaçarsa Ne Olur?
  14. Baba Yurt Dışında Yaşıyor ve DNA Testine Gelmiyorsa Ne Olur?
  15. Baba Ölmüşse DNA Testi Nasıl Yapılır?
  16. Soybağının Reddi Davası ile Babalık Davasının Farkı Nedir?
  17. Babalık Davasında Süre Var mıdır?
  18. Anne Bir Yılı Geçirmişse Çocuk da Babalık Davası Açma Hakkını Kaybeder mi?
  19. Çocuk Yetişkin Olduktan Sonra Babalık Davası Açabilir mi?
  20. Baba Öldükten Yıllar Sonra Babalık Davası Açılabilir mi?
  21. Babalık Davası Çocuk Doğmadan Önce Açılabilir mi?
  22. Babalık Davası Düşer mi?
  23. Kesin Sürede Masraf Yatırılmazsa Babalık Davası Reddedilir mi?
  24. DNA Testi Ücreti Yatırılmazsa Mahkeme DNA İncelemesinden Vazgeçebilir mi?
  25. Babalık Davasında Çocuğa Neden Kayyım Atanır?
  26. Kayyım Atanması Annenin Çocuğun Velayetini Kaybettiği Anlamına mı Gelir?
  27. Anne ile Çocuğun Avukatı Aynıysa Kayyım Atanmasına Gerek Kalmaz mı?
  28. Çocuğa Kayyım Atanmamışsa Babalık Davası Reddedilir mi?
  29. Kayyım Atanınca Çocuğun Babalık Davası İçin Bir Yıllık Süresi Başlar mı?
  30. Baba Çocuğun Kendisinden Olduğunu Kabul Ederse DNA Testi Yine Yapılır mı?
  31. Anne Babalık Davasından Vazgeçerse Çocuk da Hakkını Kaybeder mi?
  32. Anne ile Baba Anlaşırsa Babalık Davasını İstedikleri Gibi Bitirebilirler mi?
  33. Babalık Davası Neden Cumhuriyet Savcısına ve Hazineye Bildirilir?
  34. Babalık Kararı Verildiği Gün Çocuk Babanın Nüfusuna Geçer mi?
  35. Babalık Davası Kararına Karşı İstinafa Gidilebilir mi?
  36. Babalık Davası Yargıtaya Gidebilir mi?
  37. Babalık Davası Ne Kadar Sürer?
  38. Nüfusta Baba Adının Yazılı Olması Çocukla Soybağı Kurulduğu Anlamına Gelir mi?

Babalık Davasını Kim Açabilir?

TMK m. 301’e göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini anne ve çocuk isteyebilir. Dava babaya, baba ölmüşse onun mirasçılarına karşı açılır. Kanun ayrıca davanın Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar edilmesini öngörmektedir.

Anne ile çocuğun dava hakkı birbirinden bağımsızdır. Annenin dava açmamış olması çocuğun kendi soybağının kurulmasını istemesine engel olmaz. Aynı şekilde annenin dava hakkı bakımından bir süre sorunu ortaya çıkması, çocuğun dava hakkının da kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez. Çocuğun dava hakkına ilişkin eski süre sınırlamaları Anayasa Mahkemesinin kararlarıyla kaldırılmıştır.

Biyolojik Baba Babalık Davası Açabilir mi?

TMK m. 301 babalık davasını açma hakkını anne ve çocuğa vermiştir. Bu nedenle biyolojik olduğunu ileri süren erkek, TMK m. 301’e dayanarak kendi adına “babalık davası” açıp mahkemeden babalığına hükmedilmesini isteyemez.

Çocuk başka bir erkekle soybağı içinde değilse biyolojik baba bakımından esas yol tanımadır. Tanıma; nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuru, resmî senet ya da vasiyetname yoluyla yapılabilir. Ancak çocuk hâlihazırda başka bir erkekle hukuken soybağı içindeyse bu bağ ortadan kaldırılmadan tanıma yapılamaz. TMK m. 295 bunu açıkça düzenlemektedir.

Bu ayrım uygulamada önemlidir. Bir erkeğin “çocuğun biyolojik babası benim” demesi, nüfustaki mevcut baba kaydını kendiliğinden değiştirmez.

Biyolojik babanın çocukla hukuki soybağını hangi yolla kurabileceği ise çocuğun mevcut durumuna göre değişir. Çocuğun başka bir erkekle soybağı bulunmaması halinde tanıma, annenin kocasıyla soybağı bulunması halinde mevcut soybağının kaldırılması, başka bir erkek tarafından tanınmış olması halinde ise tanımanın iptali gündeme gelebilir. Bu ihtimalleri ve biyolojik babanın izleyebileceği yolları “Biyolojik Baba Çocuğunu Nüfusuna Nasıl Alabilir?” başlıklı yazımızda ayrıca ele aldık.

Çocuk Başka Bir Erkeğin Nüfusunda Görünüyorsa Babalık Davası Açılabilir mi?

Çocuğun başka bir erkekle geçerli bir soybağı bulunuyorsa aynı anda ikinci bir erkekle babalık bağı kurulamaz. Önce mevcut soybağının ortadan kaldırılması gerekir.

En sık karşılaşılan durum, annenin evli olduğu sırada veya evliliğin sona ermesinden itibaren üç yüz gün içinde doğan çocuktur. TMK m. 285 gereğince bu durumda koca baba sayılır. Biyolojik babanın başka bir kişi olduğu ileri sürülse bile nüfustaki bu soybağı ortadan kaldırılmadan yeni baba yönünden soybağı kurulamaz.

Bu nedenle örneğin boşanmış bir kadın üç yüz günlük süre içinde başka bir erkekten çocuk dünyaya getirmişse ve çocuk eski kocanın nüfusuna kaydedilmişse, biyolojik babayla doğrudan babalık ilişkisi kurulamaz. Öncelikle mevcut soybağının hukuken kaldırılması gerekir.

Burada babalık davası ile soybağının reddi davasını birbirine karıştırmamak gerekir. Babalık davası çocuk ile biyolojik baba arasında yeni bir soybağı kurulmasını sağlar. Soybağının reddi davası ise mevcut babalık karinesinin ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Üstelik 2024 yılında yapılan değişiklikle TMK m. 286 yeniden düzenlenmiş ve anneye de soybağının reddi davası açma hakkı açıkça tanınmıştır. Güncel hükme göre koca, anne veya çocuk babalık karinesini çürütmek amacıyla soybağının reddi davası açabilir.

Evli Olmayan Annenin Çocuğu İçin Babalık Davası Gerekir mi?

Anne doğum sırasında evli değilse, çocuk başka bir erkekle soybağı içinde değilse ve biyolojik baba çocuğu kendi isteğiyle tanıyorsa mahkeme kararına ihtiyaç bulunmaz. Baba, TMK m. 295’te belirtilen usullerden biriyle tanıma işlemini gerçekleştirebilir.

Biyolojik baba tanımayı kabul etmiyorsa, baba olduğunu inkâr ediyorsa veya kişi ölmüş olduğundan tanıma artık mümkün değilse babalık davası gündeme gelir.

Baba Çocuğu Tanımak İstemiyorsa Ne Yapılabilir?

Babanın rızası babalık davasının şartı değildir. TMK m. 301 anneye ve çocuğa doğrudan dava hakkı vermiştir. Biyolojik baba çocuğu tanımayı reddediyorsa mahkemeden çocuk ile davalı arasındaki soybağının belirlenmesi istenebilir.

Davanın sonunda belirleyici olan taraflardan birinin “kabul ediyorum” veya “kabul etmiyorum” demesi değil, soybağının delillerle ortaya konulmasıdır. Özellikle DNA incelemesinin bu davalardaki yeri nedeniyle, babanın yalnızca babalığı inkâr etmesi davanın sonuçsuz kalmasına yol açmaz.

Baba Ölmüşse Babalık Davası Açılabilir mi?

Biyolojik olduğu ileri sürülen kişinin ölmesi babalık davası açılmasına engel değildir.

TMK m. 301 bu ihtimali açıkça düzenlemiştir. Baba hayatta değilse dava mirasçılarına karşı açılır.

Burada davanın amacı ölen kişinin mirasçılarına karşı bir alacak davası yürütmek değildir. Asıl uyuşmazlık, çocuk ile ölen kişi arasında baba-çocuk soybağının bulunup bulunmadığıdır. Ancak baba öldüğü için davada karşı taraf olarak mirasçıları yer alır.

Babanın Mirasçıları “Biz DNA Testi İstemiyoruz” Diyebilir mi?

Soybağı davaları tarafların yalnız kendi iradeleriyle yönlendirebildikleri sıradan özel hukuk davalarından değildir. TMK m. 284’e göre hâkim maddi olguları kendiliğinden araştırır ve delilleri serbestçe değerlendirir. Soybağının belirlenmesi için gerekli ve sağlık yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin katlanması öngörülmüştür.

Dolayısıyla baba öldüğü için mirasçılar davalı olduğunda, yalnız “biz kabul etmiyoruz” denilmesiyle biyolojik ilişkinin araştırılması sona ermez. Mahkeme soybağını ortaya çıkarmak için gerekli bilimsel incelemelerin yapılmasına karar verir. Baba ölmüşse mezar açılması gündeme gelir.

Babalık Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?

Babalık davası aile hukukundan doğan bir soybağı davasıdır ve aile mahkemesinde görülür. 4787 sayılı Kanun’un 4. maddesi Türk Medeni Kanunu’nun İkinci Kitabından doğan aile hukuku dava ve işlerini aile mahkemelerinin görev alanına bırakmıştır. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesi bakar.

Bu nokta, nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin bazı davalarla karıştırılmamalıdır. Salt nüfus kaydının baştan yanlış yazıldığı kimi uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesinin görevine girebilirken, TMK m. 301 anlamındaki babalık davası aile mahkemesinin görevidir.

Babalık Davası Nerede Açılır?

Soybağı davalarında özel yetki kuralı TMK m. 283’te düzenlenmiştir. Buna göre dava, taraflardan birinin dava tarihindeki veya çocuğun doğumu sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Bu nedenle her babalık davasının mutlaka babanın yaşadığı yerde açılması gerekmez. Anne veya çocuğun yerleşim yeri ile doğum sırasındaki yerleşim yeri seçenekleri somut olayda ayrıca değerlendirilir.

Babalık Davası ile Tanıma Arasındaki Fark Nedir?

Tanıma, babanın kendi iradesiyle yaptığı bir işlemdir. Babalık davasında ise soybağı mahkeme kararıyla kurulur.

Baba çocuğu tanıyorsa ve çocuğun başka bir erkekle mevcut soybağı bulunmuyorsa dava açmaya gerek kalmayabilir. Buna karşılık baba çocuğu tanımıyor, babalığı inkâr ediyor veya ölmüş bulunuyorsa anne ya da çocuk mahkemeden babalığa hükmedilmesini isteyebilir. TMK m. 295 tanımayı, TMK m. 301 ise babalık hükmünü ayrı kurumlar olarak düzenlemektedir.

Bu ayrım yazının geri kalanı bakımından da önemlidir. Babalık davası, babanın nüfusta bulunmadığı her olayın genel adı değildir. Önce çocuğun mevcut nüfus ve soybağı durumuna bakılmalı, ardından tanıma, soybağının reddi veya babalık davasından hangisinin gerekli olduğu belirlenmelidir.

Babalık Davasında DNA Testi Nasıl Yapılır?

Babalık davasında tarafların anlatımları, mesajlar, fotoğraflar veya tanık beyanları gebelik dönemindeki ilişkinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Ancak çocuk ile davalı erkek arasındaki biyolojik bağın bilimsel olarak belirlenebildiği bir dosyada mahkemenin yalnız bu delillerle yetinmesi beklenmez. Soybağı uyuşmazlıklarında hâkim maddi olguları kendiliğinden araştırır; taraflar ve gerektiğinde üçüncü kişiler de soybağının belirlenmesi için zorunlu ve sağlık açısından tehlike yaratmayan incelemelere katlanmakla yükümlüdür. Bu esas TMK m. 284 ile HMK m. 292’de düzenlenmiştir.

Uygulamada anne, çocuk ve baba olduğu ileri sürülen kişiden biyolojik örnek alınarak genetik karşılaştırma yapılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.04.2024 tarihli, 2024/1263 E., 2024/2926 K. sayılı kararında da babalığın hükmen tespiti davasında örneğin kime ait olduğu konusunda tereddüt ortaya çıkınca, anne, çocuk ve baba olduğu ileri sürülen kişinin aynı anda örnek vermek üzere sevk edilmesi ve yeniden Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiği kabul edilmiştir.

Özel Laboratuvarda Yapılan DNA Testi Babalık Davasında Yeterli midir?

Dava açılmadan önce özel bir laboratuvarda DNA testi yaptırılmış olması mümkündür. Böyle bir rapor tarafın iddiasını desteklemek amacıyla dosyaya sunulabilir; ancak mahkemenin soybağı hakkında yalnız bu rapora dayanarak hüküm vermesi beklenmemelidir.

Özellikle örneğin gerçekten anne, çocuk ve baba olduğu ileri sürülen kişiden alınıp alınmadığının mahkeme tarafından denetlenemediği bir test, resmi yargılama sırasında yapılan genetik incelemeyle aynı güvenceyi taşımaz. Nitekim Yargıtay, örneklerin aidiyeti konusunda tereddüt bulunan bir babalık dosyasında yeni örneklerin mahkeme gözetiminde alınmasını ve yeniden genetik rapor düzenlenmesini gerekli görmüştür.

Bu nedenle özel DNA testi ile dava içinde yaptırılan DNA incelemesini birbirinden ayırmak gerekir. İlki tarafın elindeki bir delil olabilir; soybağına ilişkin hüküm ise mahkemenin yaptırdığı ve denetlenebilir nitelikteki bilimsel inceleme üzerinden kurulur.

Baba DNA Testi Vermekten Kaçarsa Ne Olur?

DNA örneği vermemek babalık davasını durdurmanın bir yolu değildir. HMK m. 292 uyarınca, soybağının belirlenmesi için gerekli olması ve sağlık açısından tehlike yaratmaması şartıyla kişiden kan veya doku örneği alınabilir. Haklı bir neden bulunmaksızın incelemeye katlanılmaması hâlinde mahkeme incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verebilir.

Yargıtay’ın bu konudaki güncel yaklaşımı oldukça nettir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.03.2024 tarihli, 2024/1536 E., 2024/1830 K. sayılı kararında, DNA örneği vermekten kaçınan kişi bakımından yalnız “teste gelmedi” denilerek dosyanın sonuçlandırılması yeterli görülmemiştir. Gerektiğinde yakalama, ihzar ve gözlem altına alma dâhil zorlayıcı tedbirlerin uygulanarak biyolojik örneğin temin edilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kararda HGK’nın 26.04.2023 tarihli, 2022/(18)-2-33 E., 2023/377 K. sayılı kararına da açıkça dayanılmıştır.

Dolayısıyla eski uygulamada görülebilen “DNA vermedi, o hâlde bundan beklenen sonuç aleyhine kabul edilir” yaklaşımına güvenilmemelidir. HMK m. 292’nin yürürlüğe girmesinden sonraki Yargıtay uygulamasında amaç, mümkün olduğu sürece DNA incelemesini fiilen yaptırarak soybağını bilimsel biçimde belirlemektir.

Baba Yurt Dışında Yaşıyor ve DNA Testine Gelmiyorsa Ne Olur?

Baba olduğu ileri sürülen kişinin yurt dışında yaşaması, babalık davasında DNA incelemesinden vazgeçilmesini gerektirmez. Ancak kişinin bulunduğu ülkede zorla biyolojik örnek alınmasının mümkün olup olmadığı, o ülkenin hukukuna ve adli yardımlaşma kurallarına göre değişebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.03.2024 tarihli, 2024/1536 E., 2024/1830 K. sayılı kararında bu sorun doğrudan gündeme gelmiştir. Baba olduğu ileri sürülen kişi Avusturya’da yaşıyor ve DNA incelemesi için Türkiye’ye gelmiyordu. Avusturya makamlarından yardım istenmiş, ancak özel hukuk uyuşmazlığı kapsamında kişinin zorla kan örneği vermeye getirilemeyeceği bildirilmişti.

Yargıtay, yabancı makamların zorla örnek alamamasını DNA incelemesinden tamamen vazgeçilmesi için yeterli görmedi. Kişinin Türkiye’ye gelmesi hâlinde HMK m. 292 kapsamında gerekli işlemlerin yapılması ve biyolojik örneğin temin edilmesi gerektiğini kabul etti.

Bu nedenle yurt dışında yaşayan bir davalı bakımından ilk olarak bulunduğu ülkeden adli yardımlaşma yoluyla örnek alınmasının mümkün olup olmadığı araştırılabilir. Yabancı ülke hukuku zorla örnek alınmasına izin vermiyorsa bu durum, babalık iddiasının araştırılmasını sona erdirmez. Davalının daha sonra Türkiye’ye gelmesi hâlinde mahkemenin HMK m. 292’deki yetkileri gündeme gelebilir.

Dolayısıyla “baba yurt dışında yaşıyor ve DNA vermiyor, artık babalık tespit edilemez” şeklinde bir sonuç doğru değildir. Yurt dışında bulunmak incelemenin yöntemini ve davanın süresini etkileyebilir; ancak soybağının bilimsel olarak araştırılması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Baba Ölmüşse DNA Testi Nasıl Yapılır?

Baba olduğu ileri sürülen kişinin dava açılmadan önce ölmüş olması DNA incelemesini imkânsız hâle getirmez. Öncelikle ölen kişiden doğrudan genetik materyal elde edilip edilemeyeceğine bakılır. Bunun için gerekli hâllerde feth-i kabir yoluna başvurulur.

Ancak mezarın açılması her dosyada başka hiçbir seçenek yokmuş gibi değerlendirilmemelidir. Yargıtay kararlarında amaç, mümkün olan en güvenilir bilimsel yöntemle biyolojik ilişkinin araştırılmasıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.03.2022 tarihli, 2021/9450 E., 2022/1934 K. sayılı kararında, baba olduğu ileri sürülen kişi vefat etmiş olduğundan mezarı açılarak DNA incelemesine elverişli örnek elde edilmeye çalışılmış, ancak mezardan alınan materyalle sonuç alınamamıştır. Yargıtay bu aşamada araştırmanın sona erdirilmesini yeterli görmemiştir. Öncelikle mezardan elde edilen materyalin yeniden değerlendirilmesi, bundan da sonuç alınamazsa ölen kişinin anne ve baba bir kız kardeşinden örnek alınarak davacıyla genetik karşılaştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

Karar, baba öldüğünde feth-i kabrin tek başına sonuç vermemesinin babalık araştırmasını sona erdirmediğini göstermektedir. Ölen kişiden doğrudan DNA profili elde edilemiyorsa, soybağının belirlenmesine elverişli yakın akrabalardan alınacak örneklerle de bilimsel incelemeye devam edilebilir.

Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.05.2022 tarihli, 2021/6007 E., 2022/4845 K. sayılı kararında, baba olduğu ileri sürülen kişinin mezar yeri bulunamadığı için doğrudan örnek alınamaması üzerine, nüfusunda kayıtlı başka bir kişiden örnek alınarak tarafların aynı soydan gelip gelmediklerinin DNA incelemesiyle araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.

Feth-i kabir önemli bir yöntemdir; ancak doğrudan örnek alınamıyorsa tıbben elverişli yakın akraba örneklerinden de yararlanılabilir.

Soybağının Reddi Davası ile Babalık Davasının Farkı Nedir?

Bu iki dava aynı çocuk hakkında peş peşe gündeme gelebildiği için sıkça birbirine karıştırılır. Oysa yaptıkları iş birbirinin tersidir.

Soybağının reddi davasında çocuk ile bir erkek arasında hâlihazırda hukuki soybağı vardır. Örneğin çocuk evlilik sırasında doğduğu için TMK m. 285 uyarınca annenin kocası baba sayılmıştır. Soybağının reddi davasının amacı bu mevcut babalık karinesini çürütmek ve hukuki bağı ortadan kaldırmaktır.

Babalık davasında ise amaç, çocuk ile biyolojik baba arasında henüz bulunmayan hukuki soybağını mahkeme kararıyla kurmaktır. TMK m. 301 bu davayı anne ve çocuğa tanımıştır.

2024 yılında TMK m. 286 değiştirilmiş ve soybağının reddi davasını açabilecek kişiler arasına anne de açıkça eklenmiştir. Güncel düzenlemeye göre koca, anne veya çocuk babalık karinesinin çürütülmesini isteyebilir.

Bu ayrım özellikle çocuk nüfusta başka bir erkeğin çocuğu olarak görünüyorsa önemlidir. Böyle bir durumda biyolojik baba yönünden babalık hükmü kurulmadan önce mevcut soybağının ortadan kaldırılması gerekir. Yargıtay’ın yakın tarihli bir dosyasında soybağının reddi ile babalığın tespiti birlikte istenmiş, yargılama sırasında babalık talebinin ayrılarak ayrı dosyada görülmesi gerektiği de belirtilmiştir.

Kısaca ifade etmek gerekirse, soybağının reddi mevcut babayı hukuken ortadan kaldırır; babalık davası ise biyolojik baba ile yeni soybağı kurar. Bu nedenle süreleri, tarafları ve davanın hukuki sonucu da birbirinden farklıdır.

Babalık Davasında Süre Var mıdır?

Babalık davasında süre bakımından anne ile çocuğu birbirinden ayırmak gerekir.

TMK m. 303’ün yürürlükte kalan düzenlemesine göre annenin kendi adına açacağı babalık davasında kural olarak doğumdan itibaren bir yıllık hak düşürücü süre vardır. Çocuk ile başka bir erkek arasında mevcut soybağı bulunuyorsa bu bir yıllık süre, o soybağının ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Çocuk bakımından ise durum farklıdır.

TMK m. 303 başlangıçta çocuk için de bir yıllık süre öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi 27.10.2011 tarihli, 2010/71 E., 2011/143 K. sayılı kararıyla çocuğun dava hakkını süreye bağlayan düzenlemeyi iptal etmiştir. Ardından 15.03.2012 tarihli, 2011/116 E., 2012/39 K. sayılı kararla, haklı sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir aylık ek süre öngören hüküm de çocuk yönünden iptal edilmiştir.

Bu iptal kararlarının sonucu Yargıtay uygulamasına da açık biçimde yansımıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli, 2023/7757 E., 2024/1656 K. sayılı kararında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından sonra çocuk tarafından veya çocuk adına açılan babalık davalarında hak düşürücü süre bulunmadığı kabul edilmiştir.

Dolayısıyla bugün “babalık davası her durumda doğumdan itibaren bir yıl içinde açılmalıdır” demek yanlıştır. Bir yıllık süre annenin kendi dava hakkı bakımından önemini korurken, çocuğun babalık davası açma hakkı bu süreyle sınırlı değildir.

Anne Bir Yılı Geçirmişse Çocuk da Babalık Davası Açma Hakkını Kaybeder mi?

Annenin kendi dava hakkının sona ermesi, çocuğun dava hakkını ortadan kaldırmaz.

2023/7757 E., 2024/1656 K. sayılı karar da çocuk adına açılan babalık davasında süre itirazını kabul etmemiş ve AYM iptal kararlarından sonra çocuk yönünden hak düşürücü süre bulunmadığını açıkça benimsemiştir.

Çocuk Yetişkin Olduktan Sonra Babalık Davası Açabilir mi?

Çocuğun ergin olması babalık davası açmasını engellemez. Eski düzenlemede erginlikten itibaren bir yıllık süre bulunmasına rağmen bu hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Bu nedenle kişi kırk veya elli yaşına gelmiş olsa dahi, yalnız yaşı nedeniyle babalık davası açma hakkını kaybettiği söylenemez. Elbette aradan uzun yıllar geçmiş olması ispat bakımından farklı sorunlar yaratabilir; özellikle baba ölmüşse biyolojik materyale ulaşılması veya mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekebilir. Ancak çocuk yönünden sırf yaşa bağlı bir hak düşürücü süre yoktur.

Baba Öldükten Yıllar Sonra Babalık Davası Açılabilir mi?

Çocuk tarafından açılacak babalık davası bakımından babanın ölümü yeni bir hak düşürücü süre başlatmaz. Baba hayatta değilse TMK m. 301 uyarınca dava mirasçılarına yöneltilir ve biyolojik ilişkinin nasıl araştırılacağı ayrıca belirlenir.

Bu tür davalarda geçen süreden çok, bilimsel incelemenin hâlen yapılabilir olup olmadığı önem kazanır. Mezardan örnek alınması mümkün değilse yakın akrabalardan elde edilebilecek genetik veriler araştırılabilir. Yargıtay’ın 2021/6007 E., 2022/4845 K. ve 2021/9450 E., 2022/1934 K. sayılı kararları da, baba ölmüş olsa dahi mümkün olan bilimsel yöntemler tüketilmeden davanın sonuçlandırılmaması gerektiğini göstermektedir.

Babalık Davası Çocuk Doğmadan Önce Açılabilir mi?

TMK m. 303 babalık davasının çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabileceğini açıkça düzenlemektedir.

Babalık Davası Düşer mi?

Hukuk davalarında halk arasında kullanılan “davanın düşmesi” ifadesi her zaman aynı hukuki sonucu anlatmaz. Babalık davası bakımından da davanın usulden reddedilmesi, açılmamış sayılması veya hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesi birbirinden farklıdır.

Örneğin tarafların usulüne uygun biçimde çağrıldıkları duruşmaya gelmemeleri veya gelip davayı takip etmeyeceklerini bildirmeleri hâlinde HMK m. 150 gereğince dosya işlemden kaldırılabilir. İşlemden kaldırılan dava üç ay içerisinde yenilenmezse dava, sürenin dolduğu tarih itibarıyla açılmamış sayılır. Bu durumda daha önce açılmış dava hukuken sonuç doğurmamış hâle gelir.

Bu sonuç özellikle davayı anne kendi adına açmışsa önemlidir. Çünkü annenin babalık davası bakımından hak düşürücü süresi vardır. Dava açılmamış sayıldıktan sonra yeniden dava açılmak istendiğinde annenin TMK m. 303’teki süresinin geçip geçmediği ayrıca incelenir. Çocuğun kendi dava hakkı bakımından ise aynı sonuç doğmaz; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından sonra çocuk tarafından veya çocuk adına açılan babalık davalarında bir yıllık hak düşürücü süre uygulanmamaktadır.

Bu nedenle babalık davasının “nasıl olsa soybağı davasıdır, takip edilmezse de devam eder” düşüncesiyle bırakılması doğru değildir. Hâkimin soybağını re’sen araştırma yükümlülüğü bulunması, davacının yargılamaya ilişkin usul kurallarından tamamen muaf olduğu anlamına gelmez. TMK m. 284 hâkime maddi olguları re’sen araştırma görevi verirken, davanın yürütülmesinde HMK’nın usul hükümleri uygulanmaya devam eder.

Kesin Sürede Masraf Yatırılmazsa Babalık Davası Reddedilir mi?

Dava açılırken yatırılması gereken genel gider avansı HMK bakımından dava şartıdır. HMK m. 114’te davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış; m. 120’de de dava sırasında avansın yetersiz kaldığının anlaşılması hâlinde eksikliğin tamamlanması için iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir. Dava şartındaki giderilebilir eksiklik verilen kesin süre içerisinde tamamlanmazsa usulden ret sonucu gündeme gelebilir.

Ancak DNA incelemesi, Adli Tıp incelemesi veya soybağını ortaya çıkaracak başka bir bilimsel araştırma için istenen para aynı şekilde değerlendirilmemelidir.

HMK m. 324 genel olarak tarafın istediği delil için gereken avansı kesin sürede yatırmasını öngörür ve yatırılmaması hâlinde o delilden vazgeçilmiş sayılması sonucunu bağlar. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği davalar özellikle saklı tutulmuştur. Hemen ardından gelen HMK m. 325, bu tür davalarda hâkimin re’sen başvurduğu deliller için istenen gider taraflarca yatırılmazsa giderin daha sonra sorumlusundan alınmak üzere Hazineden karşılanmasına imkân vermektedir.

Babalık davasının özelliği burada ortaya çıkar. TMK m. 284 gereğince hâkim soybağına ilişkin maddi olguları re’sen araştırmak zorundadır. Dolayısıyla babalığın belirlenmesi için DNA incelemesi gerekli görülüyorsa, davacıya “DNA ücretini yatırmadın, artık babalığı ispatlayamadın” denilip bilimsel araştırmanın hiç yapılmaması soybağı davalarının niteliğiyle bağdaşmaz.

Bu nedenle mahkemenin DNA veya Adli Tıp gideri için verdiği kesin sürede para yatırılmaması, her durumda babalık davasının otomatik olarak reddedileceği anlamına gelmez. Önce istenen paranın gider avansı mı, tarafça dayanılan bir delilin avansı mı, yoksa hâkimin soybağını re’sen araştırmak için yaptırdığı işlemin gideri mi olduğu belirlenmelidir.

DNA Testi Ücreti Yatırılmazsa Mahkeme DNA İncelemesinden Vazgeçebilir mi?

Soybağını belirlemek için DNA incelemesinin gerekli olduğu bir dosyada, yalnız masrafın yatırılmadığından hareketle araştırmanın tamamen bırakılması özellikle sorunludur.

HMK m. 325 tam da bu tür durumlar için, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği davalarda hâkimin re’sen başvurduğu delilin giderinin taraflarca karşılanmaması hâlinde Hazineden ödeme yapılmasını düzenlemektedir.

Yargıtay’ın yakın tarihli babalık kararlarında da amaç, soybağı konusunda mümkün olan bilimsel araştırmanın tamamlanmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.11.2024 tarihli, 2024/3545 E., 2024/8923 K. sayılı kararında, taraflara ulaşılamadığı gerekçesiyle babalık davasının reddedilmesi yeterli görülmemiş; HMK m. 292 kapsamında gerekli zorlayıcı tedbirler kullanılarak DNA örneğinin alınması ve bilimsel incelemenin tamamlanması gerektiği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım, soybağı davalarının sıradan bir “delilini getiremeyen davasını kaybeder” mantığıyla yürütülmediğini gösterir.

Babalık Davasında Çocuğa Neden Kayyım Atanır?

Çocuğa kayyım atanması çoğu kişinin ilk anda düşündüğü gibi annenin velayetini kaybetmesi veya çocuğun koruma altına alınması anlamına gelmez.

Babalık davasında kayyımın görevi, küçüğün bu dava içerisindeki bağımsız menfaatini temsil etmektir.

TMK m. 426’ya göre bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa temsil kayyımı atanır. Aynı Kanunun babalık davasını düzenleyen 301. maddesi de davanın anne tarafından açılması hâlinde kayyıma, kayyım tarafından açılması hâlinde ise anneye ihbar edilmesini öngörmektedir.

Bunun sebebi anne ile çocuğun hukuki menfaatlerinin her durumda tamamen aynı olduğunun varsayılamamasıdır. Anne TMK m. 304 kapsamında kendi gebelik ve doğum giderlerini isteyebilir; ayrıca kendi dava hakkının hak düşürücü süresi bulunur. Çocuğun ise soybağının kurulması, nafaka ve mirasçılık gibi kendisine ait hakları vardır. Bu nedenle çocuğun davadaki menfaati gerektiğinde anneden bağımsız olarak korunur.

Kayyım Atanması Annenin Çocuğun Velayetini Kaybettiği Anlamına mı Gelir?

Kayyım atanması velayetin kaldırılması değildir.

Anne çocuğun bakımını, eğitimini ve günlük hayatına ilişkin velayet yetkilerini kullanmaya devam eder. Temsil kayyımının görevi ise kendisine verilen dava veya işlemle sınırlıdır. Babalık davası için atanan kayyım çocuğu anneden almaz, çocuğun nerede yaşayacağına karar vermez ve annenin yerine genel veli hâline gelmez.

Yargıtay uygulamasında da kayyımın amacı çocuğun babalık davasındaki bağımsız menfaatini korumaktır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.12.2012 tarihli, 2011/21588 E., 2012/31299 K. sayılı kararında, anne ile küçük çocuk arasında menfaat çatışması bulunduğu kabul edilerek çocuğun hak ve menfaatlerini davada koruyacak ayrı bir kayyım atanması gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla dosyada “küçüğe kayyım atanması için Sulh Hukuk Mahkemesine müzekkere yazılmasına” şeklinde bir ara karar görülmesi, anne hakkında olumsuz bir kanaat oluştuğunu göstermez. Bu, soybağı davasındaki temsil sorununun çözülmesine yönelik bir işlemdir.

Anne ile Çocuğun Avukatı Aynıysa Kayyım Atanmasına Gerek Kalmaz mı?

Kayyım atanmasının amacı yalnız çocuğun dosyada ismen temsil edilmesi değildir; gerektiğinde anneden bağımsız bir temsilin gerçekten sağlanmasıdır.

Bu konuda Yargıtay’ın oldukça yeni bir kararı bulunmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.11.2024 tarihli, 2024/3610 E., 2024/8359 K. sayılı kararında, çocuğa kayyım atanmış olmasına rağmen kayyım vekili ile davacı annenin vekilinin aynı avukat olduğu belirlenmiştir. Daire, bu durumun çocuğa kayyım atanmasının amacıyla bağdaşmadığını kabul ederek taraf teşkilinin usulüne uygun şekilde sağlanması gerektiğini belirtmiştir.

Bu karar kayyım kurumunun neden şekli bir işlem olmadığını da gösterir. Amaç dosyada yalnız “kayyım vardır” denilmesi değil, çocuğun kendi menfaatinin gerçekten bağımsız şekilde temsil edilmesidir.

Çocuğa Kayyım Atanmamışsa Babalık Davası Reddedilir mi?

Kayyım atanması gereken bir dosyada eksiklik bulunması hâlinde ilk yapılması gereken, çocuğun temsilinin tamamlanmasıdır. Bu eksiklik giderilebilecek nitelikteyken doğrudan soybağının esası hakkında karar verilmesi doğru değildir.

Yargıtay’ın hem eski hem de yeni kararlarında, gerekli olduğu hâlde kayyımın davaya katılımı sağlanmadan hüküm kurulması bozma sebebi kabul edilmektedir. 2011/21588 E., 2012/31299 K. sayılı kararda kayyımın atanıp duruşmaya çağrılması ve göstereceği delillerin de toplanması gerektiği belirtilmiştir. 2024/3610 E., 2024/8359 K. sayılı güncel kararda da çocuğun bağımsız temsilinin gerçekten sağlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu nedenle kayyım meselesi babalık davasında göz ardı edilmemesi gereken bir usul konusudur; ancak kayyım atanması çocuğun babalık davası açma hakkını kısıtlayan bir yaptırım değildir.

Kayyım Atanınca Çocuğun Babalık Davası İçin Bir Yıllık Süresi Başlar mı?

Bu bilgi bugün çocuk bakımından geçerli değildir.

TMK m. 303’ün eski düzenlemesinde gerçekten böyle bir süre bulunuyordu. Ancak Anayasa Mahkemesinin 2010/71 E., 2011/143 K. sayılı kararıyla çocuğa ilişkin bir yıllık süre sistemi iptal edilmiştir. AYM daha sonra 2011/116 E., 2012/39 K. sayılı kararıyla ek süre hükmünü de çocuk yönünden kaldırmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/2346 E., 2024/8355 K. sayılı güncel kararı da çocuğun babalık davasının kayyım atanmış olmasına rağmen hak düşürücü süreye tabi tutulamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla günümüzde kayyım atanmasının amacı çocuğun dava hakkına yeni bir süre başlatmak değil, çocuğun davada bağımsız şekilde temsil edilmesini sağlamaktır.

Baba Çocuğun Kendisinden Olduğunu Kabul Ederse DNA Testi Yine Yapılır mı?

Babalık davasında davalı erkeğin “çocuk benimdir” demesi önemli bir beyan olmakla birlikte, soybağının yalnız tarafların anlaşmasıyla belirlenebildiği sıradan bir dava söz konusu değildir.

HMK m. 308’e göre davalının davayı kabul etmesi ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklarda sonuç doğurur. Soybağı davalarında ise TMK m. 284 hâkime maddi olguları re’sen araştırma görevi vermektedir. Anayasa Mahkemesi de soybağının kurulması ve ortadan kaldırılmasının yalnız tarafların özel çıkarlarını değil, kişinin kimliği ve aile bağlarını ilgilendiren özel bir hukuki alan olduğunu vurgulamaktadır.

Bu nedenle babalık davasında yalnız erkeğin kabul beyanına dayanılarak biyolojik ilişkinin hiç araştırılmadan hüküm kurulacağını söylemek doğru olmaz. Mahkeme, özellikle soybağının bilimsel olarak belirlenmesi mümkünse DNA incelemesini yaptırabilir. Babanın kabulü DNA incelemesini gereksiz hâle getiren kesin bir ikrar gibi değerlendirilmemelidir. Bu sonuç, HMK m. 308 ile soybağı davalarındaki re’sen araştırma ilkesinin birlikte değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.

Baba çocuğu kabul ediyor ve çocuk başka bir erkekle soybağı içinde değilse, dava açılmadan önce veya uygun durumlarda tanıma yolunun bulunup bulunmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir. Babalık davası ile tanıma aynı hukuki işlem değildir.

Anne Babalık Davasından Vazgeçerse Çocuk da Hakkını Kaybeder mi?

Anne ile çocuğun babalık davası açma hakları birbirinden bağımsızdır. TMK m. 301 bu hakkı hem anneye hem çocuğa ayrı ayrı tanımıştır. Çocuğun dava hakkının eski hak düşürücü sürelerle sınırlandırılması da Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır.

Bu nedenle annenin kendi adına açtığı babalık davasından vazgeçmesi veya kendi dava hakkını artık kullanamaması, çocuğun babalığın tespitini isteme hakkını ortadan kaldırmaz.

Örneğin anne doğumdan itibaren kendisi bakımından geçerli olan hak düşürücü süreyi kaçırmış olabilir. Bu durum çocuğun aynı kişiye karşı babalık davası açmasına engel değildir. Aynı şekilde annenin kişisel tercihinin, çocuk adına mevcut soybağı kurma hakkını kendiliğinden sona erdirdiği kabul edilemez. Anayasa Mahkemesinin süreye ilişkin iptal kararlarının temelinde de çocuğun biyolojik babasıyla hukuki soybağı kurabilme imkânının aşırı biçimde sınırlandırılmaması düşüncesi bulunmaktadır.

Bu nedenle uygulamada “anne yıllar önce davadan vazgeçti, artık çocuk da dava açamaz” şeklindeki bir sonuç doğru değildir.

Anne ile Baba Anlaşırsa Babalık Davasını İstedikleri Gibi Bitirebilirler mi?

Soybağı yalnız anne ile baba arasındaki özel bir anlaşmazlık değildir. Kurulacak soybağı çocuğun nüfus kaydını, mirasçılığını, nafaka haklarını ve aile bağlarını etkiler.

HMK m. 313 de sulhun yalnız tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklarda yapılabileceğini düzenlemektedir. Aynı şekilde HMK m. 308’de davayı kabul bakımından da serbestçe tasarruf edilebilirlik şartı bulunmaktadır.

Soybağı davasında esas alınması gereken, tarafların dava sonucuna ilişkin anlaşması değil, çocuğun gerçek soybağının belirlenmesidir.

Babalık Davası Neden Cumhuriyet Savcısına ve Hazineye Bildirilir?

Babalık davası yalnız anne, çocuk ve baba arasında yürüyen sıradan bir özel hukuk davası değildir. TMK m. 301, babalık davasının Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar edilmesini ayrıca öngörmektedir.

Bu düzenlemenin nedeni soybağının kamu düzeniyle bağlantısıdır. Verilecek karar yalnız tarafların o günkü taleplerini değil; nüfus sicilini, kişinin aile bağlarını ve ileride doğabilecek mirasçılık gibi hukuki sonuçları da etkiler.

Bu nedenle dosyada Cumhuriyet savcısının veya Hazinenin adının görülmesi, babalık iddiasında bulunan kişi hakkında ceza soruşturması yürütüldüğü anlamına gelmez. Bunların davaya dahil edilmesi, babalık davalarının kanunda öngörülen usulünün bir parçasıdır.

Aynı maddede, dava anne tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anneye ihbar yapılması da düzenlenmiştir. Böylece çocuğun bağımsız menfaatinin yargılama sırasında gözden kaçırılmaması amaçlanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun babalık davasına ilişkin sisteminin ana hatları Anayasa Mahkemesi kararlarında da bu şekilde açıklanmaktadır.

Babalık Kararı Verildiği Gün Çocuk Babanın Nüfusuna Geçer mi?

Babalık davasının kabul edilmesiyle ilk derece mahkemesi baba ile çocuk arasında soybağının kurulmasına karar verir. Ancak soybağı aile hukukuna ilişkin bir statü kararı olduğundan, hükmün nüfus siciline uygulanabilmesi bakımından kararın kesinleşmesi önemlidir.

HMK m. 350/2 ve m. 367/2’ye göre kişiler hukuku ve aile hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmeden yerine getirilemez. Babalık kararı da aile hukukuna ilişkin soybağı kararıdır.

Bu nedenle mahkemenin “babalığa hükmedilmesine” karar vermesi ile nüfus kaydının fiilen değiştirilmesi arasında kanun yolu süreci bulunabilir. Karara karşı istinaf veya şartları varsa temyiz yoluna başvurulmuşsa, soybağına ilişkin bölüm kesinleşmeden nüfus kaydının nihai şekilde değiştirilmesi beklenmez.

Babalık Davası Kararına Karşı İstinafa Gidilebilir mi?

Babalık davasında verilen nihai karara karşı kanundaki koşullar çerçevesinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilir ve karşı tarafın da cevap hakkı bulunur. HMK’nın kanun yolu hükümleri aile hukuku ve soybağı davaları bakımından da uygulanmaktadır.

Soybağı kararlarının önemli bir özelliği, kanun yoluna başvurulmasının yalnız parasal bir uyuşmazlığın sonucunu değil, kişinin aile statüsünü etkiliyor olmasıdır. Bu nedenle karar kesinleşinceye kadar soybağına ilişkin hükmün yerine getirilmesi mümkün değildir.

Babalık Davası Yargıtaya Gidebilir mi?

Kanunda temyize açık bulunan bir soybağı kararı bakımından bölge adliye mahkemesi kararından sonra Yargıtay incelemesi de gündeme gelebilir.

HMK m. 369’da soybağına ilişkin davalar Yargıtayda duruşmalı inceleme yapılabilecek dava türleri arasında açıkça sayılmıştır. Taraflardan birinin usulüne uygun talebi bulunması hâlinde Yargıtayda duruşma yapılması da mümkündür.

Bu nedenle babalık davası yalnız ilk derece mahkemesindeki DNA incelemesinden ibaret olmayabilir. Özellikle DNA yönteminin eksik uygulanması, taraf teşkilinin sağlanmaması, kayyım eksikliği, mevcut başka soybağının ortadan kaldırılmamış olması veya hak düşürücü sürenin yanlış uygulanması gibi sorunlar dosyanın kanun yollarında yeniden incelenmesine neden olabilir.

Babalık Davası Ne Kadar Sürer?

Babalık davası için bütün dosyalarda geçerli sabit bir süre vermek mümkün değildir. Süreyi en fazla etkileyen konu genellikle DNA incelemesinin ne kadar kolay gerçekleştirilebildiğidir.

Baba hayattaysa, Türkiye’deyse ve DNA örneği konusunda sorun çıkarmıyorsa bilimsel inceleme daha kolay tamamlanabilir. Buna karşılık baba yurt dışında yaşıyorsa, örnek vermekten kaçınıyorsa veya ölmüşse tebligat, adli yardımlaşma, zorlayıcı tedbirler, feth-i kabir ya da yakın akrabalardan genetik örnek alınması gibi işlemler dosyayı uzatabilir.

Ayrıca çocuğun başka bir erkekle mevcut soybağı bulunması hâlinde önce bu ilişkinin kaldırılmasının beklenmesi gerekebilir. Anayasa Mahkemesinin 2024 tarihli bir kararına konu dosyada da babalığın tespiti davası, mevcut soybağının reddine ilişkin davanın sonucunu beklemiş; daha sonra DNA incelemesi yapılarak babalığa hükmedilmiştir.

Dolayısıyla babalık davasında sürenin belirleyicisi çoğu zaman duruşma sayısından çok DNA incelemesinin tamamlanması, mevcut soybağı sorununun çözülmesi ve kararın kanun yollarından geçip geçmemesidir.

Nüfusta Baba Adının Yazılı Olması Çocukla Soybağı Kurulduğu Anlamına Gelir mi?

Evlilik dışında doğan bir çocuk henüz herhangi bir erkek tarafından tanınmamış ve hakkında babalık kararı verilmemişse, nüfusta “baba adı” bölümünün boş olması zorunlu değildir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün uygulamasına göre bu çocuk, annesinin bekârlık hanesine annenin soyadıyla ve annenin bildireceği baba adıyla tescil edilir.

Bu nedenle nüfus kayıt örneğinde örneğin baba adı olarak “Mehmet” yazması, Mehmet isimli belirli bir erkekle çocuk arasında hukuki soybağının kurulduğunu göstermez. Bu kayıt, tek başına o kişiye nafaka yükümlülüğü yüklemediği gibi çocuğu da o kişinin mirasçısı hâline getirmez.

Baba ile çocuk arasındaki soybağının nasıl kurulacağı TMK’da ayrıca düzenlenmiştir. Baba yönünden soybağı anne ile evlilik, tanıma veya hâkimin babalığa hükmetmesi yollarından biriyle kurulur. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü de “baba adı” ile hukuki soybağını bu nedenle ayrı değerlendirmektedir.

Baba çocuğu usulüne uygun biçimde tanıdığında durum değişir. Çocuğun annesinin bekârlık hanesindeki kaydı kapatılarak baba soyadıyla babasının hanesine tescil edilir. Aynı şekilde babalık davasının kabul edilmesi hâlinde de çocuk ile baba arasında mahkeme hükmüyle soybağı kurulur.

Dolayısıyla bir nüfus kayıt örneği incelenirken yalnız “baba adı yazıyor mu?” sorusuna bakmak yeterli değildir. O kişinin gerçekten hukuki baba olup olmadığını anlayabilmek için çocuğun tanıma, babalık hükmü veya evlilik nedeniyle o erkekle soybağının kurulup kurulmadığına bakılmalıdır.

5/5 - (5 votes)
İlginizi çekebilir:  Türkiye’de Eşcinsel Çiftlerin Hukuki Hakları: Evlilik, Miras, Evlat Edinme ve Yabancı Evlilikler

“Babalık Davası Nasıl Açılır? DNA Testi, Süreler ve Çocuğun Hakları” üzerine bir yorum

  1. merhaba ben anne babamin evlilik disi birlikteliklerinden dunyaya geldim. annem babama 1988 yilinde babalik davasi acmis babam mahkemede cocugu oldugunu kabul etmis mahkemede babaligina karar hukmu vermis. elimde mahkemenin babasidir hukmu veridgi mahkeme evragi mevcuttur. fakat beni anne kutugune anne kizlik soyismi ile kayit ettirmisler. babama nufusuna gecmek istedigimi soyledim nufusuna almak istemedi. cocugu olarak gormedigini cocugumsan git cocugum oldugunu ispatla dedi. hakaretler yagdirdi. babama beni nufusuna almak istemedigi icin hakaretler ettigi icin tazminat davasi acabilirmiyim. babamla olan telefon gorusmesi ses kayitlarimda varm telefonda beni asalayici konusmalar yaptigi telefon ses kayitlarinda var

Yorum yapın