Boşanma davası devam ederken mal paylaşımı talebinden vazgeçilmiş olması, daha sonra mal rejiminin tasfiyesi davası açılıp açılamayacağı konusunda tek başına yeterli değildir. Feragat beyanının hangi davada verildiği, ilk boşanma davasının boşanmayla mı yoksa ret veya feragatle mi sonuçlandığı, anlaşmalı boşanma protokolünün hâkim tarafından onaylanıp onaylanmadığı ve vazgeçildiği belirtilen alacağın açıkça gösterilip gösterilmediği birlikte incelenir.
İlk boşanma davası feragat nedeniyle sona ermiş ve taraflar o davada boşanmamışsa, aynı dosyada mal rejimine ilişkin talepten vazgeçilmesi sonraki bir boşanmanın ardından açılacak davayı her durumda engellemez. Buna karşılık boşanmayla sonuçlanan davada hâkim tarafından onaylanan protokolde tarafların mal rejimini açıkça tasfiye etmeleri veya somut mal rejimi alacağından tereddüde yer bırakmayacak biçimde vazgeçmeleri bağlayıcı olabilir. Bu sebeple “boşanma kesinleşmeden yapılan feragat geçersizdir” şeklinde genel bir sonuç yerine, beyanın içeriği ve verildiği dosyanın sonucu esas alınmalıdır.
- Mal Rejimi Ne Zaman Sona Erer?
- İlk Boşanma Davasından Feragat Edilmişse Mal Paylaşımı Yeniden İstenebilir mi?
- Boşanma Protokolünde Mal Talebinden Vazgeçilmişse Yeniden Dava Açılabilir mi?
- Hâkim Tarafından Onaylanmayan Protokol Bağlayıcı mıdır?
- “Katkı Payı Alacağım Yoktur” Beyanı Katılma Alacağını da Kapsar mı?
- Mal Paylaşımı Davası Kaç Yıl İçinde Açılır?
- İlk Boşanma Davası Reddedilmişse On Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?
- Geçerli Bir Feragat Varsa On Yıllık Süre İçinde Yeniden Dava Açılabilir mi?
- Kaynakça
Mal Rejimi Ne Zaman Sona Erer?
Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesine göre boşanma sebebiyle mal rejiminin sona ermesi hâlinde sona erme tarihi, boşanma davasının açıldığı tarihtir. Ancak bu sonuç, boşanma kararının verilmesi ve kesinleşmesiyle ortaya çıkar. Boşanma davası reddedilir veya davadan feragat edilirse o davanın açıldığı tarihe bağlı olarak mal rejimi sona ermiş sayılmaz; evlilik ve eşler arasındaki mevcut mal rejimi devam eder.
Boşanma davası sürerken ayrı bir mal rejiminin tasfiyesi davası açılması mümkündür. Bununla birlikte aile mahkemesi, boşanma kararı kesinleşmeden tasfiyeyi sonuçlandıramaz. Boşanma davası, mal rejimi davası bakımından bekletici sorun yapılır. Boşanma kararı kesinleşirse tasfiye davasına devam edilir; boşanma talebi reddedilirse mal rejiminin sona ermesine ilişkin ön koşul oluşmadığından tasfiye talebi esastan incelenemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2012 tarihli, 2012/8-268 E., 2012/420 K. sayılı kararında, boşanma davasıyla birlikte veya boşanma davası devam ederken açılan mal rejimi davasında boşanmanın kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği benimsenmiştir. Boşanma gerçekleşmeden tasfiye yapılamaması, davanın mutlaka kesinleşmeden sonra açılması gerektiği anlamına gelmez; erken açılan dava bekletilir.
İlk Boşanma Davasından Feragat Edilmişse Mal Paylaşımı Yeniden İstenebilir mi?
İlk boşanma davasından feragat edilmesiyle taraflar boşanmamış olur. Mal rejimi de ilk dava tarihi itibarıyla sona ermez. Daha sonra yeni bir boşanma davası açılır ve bu dava boşanmayla sonuçlanırsa mal rejiminin sona erme tarihi, kural olarak boşanmayla sonuçlanan yeni davanın açıldığı tarihtir.
İlk boşanma davasıyla birlikte mal rejimi talebinde bulunulmuş ve her iki talepten de feragat edilmiş olması, sonraki boşanmanın kesinleşmesinden sonra açılacak tasfiye davasını kendiliğinden engellemez. Çünkü ilk davada boşanma gerçekleşmediğinden mal rejiminin tasfiyesi için gerekli hukuki sonuç ortaya çıkmamıştır. Bununla birlikte ilk dosyadaki beyanların yalnız “feragat” kelimesinden ibaret olup olmadığına bakılmaz; belirli bir malın kime ait olduğuna veya bir para transferinin bağış olduğuna ilişkin açık ikrarlar varsa bunların ispat bakımından etkisi ayrıca tartışılabilir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.03.2013 tarihli, 2012/9614 E., 2013/4584 K. sayılı kararında, ilk boşanma davası ile birlikte açılan mal rejimi davasından feragat edilmiş ve ilk boşanma davası boşanmayla sonuçlanmamıştır. Daha sonra başka bir boşanma davasının kabul edilip kesinleşmesi üzerine açılan mal rejimi davasında, ilk dosyadaki feragatin sonraki talebi engellemediği kabul edilmiştir.
Aynı uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2018 tarihli, 2017/8-1673 E., 2018/251 K. sayılı kararına da konu olmuştur. Hukuk Genel Kurulu, feragat nedeniyle sona eren ilk boşanma davasındaki mal rejimi talebinden vazgeçilmesini, daha sonra gerçekleşen boşanmanın ardından açılan değer artış payı davasını engelleyen kesin bir feragat olarak kabul etmemiştir. Kararda feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması gerektiği vurgulanmış; ilk davadaki feragat nedeniyle sonraki davanın reddedilmesi isabetli bulunmamıştır.
Bu kararların sonucu, boşanma davası devam ederken verilen her türlü mal beyanının etkisiz olduğu değildir. Kararlar, boşanmayla sonuçlanmayan ilk davada verilen feragat beyanının daha sonra başka bir dava sonucunda doğan tasfiye talebine etkisiyle sınırlıdır.
Boşanma Protokolünde Mal Talebinden Vazgeçilmişse Yeniden Dava Açılabilir mi?
Anlaşmalı boşanma protokolü, yalnız velayet, nafaka ve boşanmanın fer’î sonuçlarıyla sınırlı olmak zorunda değildir. Eşler isterlerse mal rejiminin nasıl tasfiye edileceğini de protokolde kararlaştırabilir veya birbirlerinden mal rejiminden kaynaklanan alacak istemeyeceklerini açıkça kabul edebilirler. Hâkim tarafından uygun bulunarak boşanma hükmüne esas alınan açık düzenlemeler, boşanma sonrasında açılacak mal rejimi davasının önünde engel oluşturabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.11.2013 tarihli, 2013/8-185 E., 2013/1601 K. sayılı kararında, hâkim tarafından onaylanan anlaşmalı boşanma protokolündeki “karşılıklı mal talebimiz yoktur” beyanının mal rejiminden kaynaklanan alacağı da kapsadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle protokolün kapsamına giren mal alacağı daha sonra yeniden istenememiştir.
Bununla birlikte “başkaca talebimiz yoktur”, “birbirimizi ibra ettik” veya “maddi ve manevi tazminat istemiyoruz” şeklindeki her ifade otomatik olarak mal rejiminin tasfiyesinden vazgeçildiği anlamına gelmez. Beyanın protokolün hangi bölümünde yer aldığı, öncesindeki ve sonrasındaki maddeler, belirli mallardan söz edilip edilmediği, tarafların duruşmadaki açıklamaları ve mahkeme hükmünün kapsamı birlikte değerlendirilir. Mal rejimi alacağı boşanmanın nafaka ve tazminat gibi fer’î sonuçlarından değildir; bu sebeple yalnız boşanmanın fer’îlerine ilişkin genel bir vazgeçme cümlesinin mal rejimi alacağını da kapsadığı peşinen kabul edilemez.
Hâkim Tarafından Onaylanmayan Protokol Bağlayıcı mıdır?
Anlaşmalı boşanma amacıyla düzenlenen protokolün hukuki etkisi, boşanmanın gerçekten anlaşmalı olarak sonuçlanıp sonuçlanmadığıyla yakından bağlantılıdır. Taraflardan biri duruşmaya gelmez, protokolü kabul etmez veya dava çekişmeli boşanmaya dönüşürse hâkim tarafından onaylanmayan protokol, anlaşmalı boşanmanın mali düzenlemesi olarak hüküm doğurmaz.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.11.2019 tarihli, 2018/9159 E., 2019/9855 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolü düzenlenmiş; ancak taraflardan birinin duruşmaya gelmemesi üzerine dava çekişmeli boşanma olarak sonuçlanmıştır. Hâkim tarafından uygun bulunup hükme alınmayan protokol hükümsüz kabul edilmiş ve protokoldeki mal rejimine ilişkin düzenlemeye dayanılarak katılma alacağı davasının reddedilemeyeceği benimsenmiştir.
Bu ihtimalde protokoldeki her açıklamanın hiçbir ispat değeri bulunmadığı da söylenemez. Tarafların belirli bir paranın diğer eşe ait olduğu, belirli bir ödemenin bağışlandığı veya bir malın tamamen kişisel mal olduğu yönündeki imzalı açıklamaları, somut olayın özelliklerine göre delil olarak tartışılabilir. Ancak onaylanmayan protokolün yalnız varlığından hareketle mal rejiminin bütünüyle tasfiye edildiği sonucuna gidilemez.
“Katkı Payı Alacağım Yoktur” Beyanı Katılma Alacağını da Kapsar mı?
Katkı payı alacağı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı aynı hukuki talep değildir. Özellikle 01.01.2002 tarihinden sonraki edinimler bakımından geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşin diğer eş adına kayıtlı edinilmiş mal üzerindeki katılma alacağı için o malın alınmasına doğrudan parasal katkı yaptığını kanıtlaması gerekmez. Buna karşılık katkı payı ve değer artış payı taleplerinin hukuki dayanakları ve ispat koşulları farklıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.03.2024 tarihli, 2023/7011 E., 2024/1935 K. sayılı kararında, boşanma duruşmasında verilen “katkı payı alacağı talebim yoktur” beyanının artık değere katılma alacağından feragat olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Daire, feragatin somutlaştırılmış bir hakka ilişkin, kayıtsız ve şartsız ve kuşkuya yer vermeyecek ölçüde açık olması gerektiğini vurgulamıştır.
Bu karar, protokol veya duruşma tutanağındaki kavramların gelişigüzel birbirinin yerine kullanılamayacağını gösterir. Bir eş yalnız katkı payı alacağından vazgeçmişse, bu beyanın katılma alacağını da kapsayıp kapsamadığı ayrıca incelenmelidir. Aynı şekilde yalnız belirli bir taşınmaz için yapılan paylaşım, protokolde aksi açıkça yazılmadıkça diğer araç, banka hesabı veya taşınmazlar yönünden genel feragat anlamına gelmeyebilir.
Mal Paylaşımı Davası Kaç Yıl İçinde Açılır?
Boşanma nedeniyle sona eren mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı taleplerinde genel zamanaşımı süresi on yıldır. Süre, boşanma kararının verildiği tarihten veya boşanma davasının açıldığı tarihten değil, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2013 tarihli, 2013/8-375 E., 2013/520 K. sayılı kararında katılma alacağının Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki bir yıllık sürenin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklara uygulanmayacağını benimsemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.09.2018 tarihli, 2016/7944 E., 2018/15672 K. sayılı kararında da boşanma hükmünün kesinleştiği tarihte başlayan on yıllık sürenin dolmadığı bir davanın bir yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedilemeyeceği belirtilmiştir.
Örneğin boşanma kararı 15 Eylül 2026 tarihinde kesinleşmişse mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davası kural olarak 15 Eylül 2036 tarihine kadar açılabilir. Boşanma kararının verildiği tarih ile kesinleşme tarihi farklı olduğundan süre hesabında kesinleşme şerhli kararın esas alınması gerekir.
On yıllık süre bir hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresidir. Mahkeme zamanaşımını kendiliğinden dikkate almaz; davalının süresinde zamanaşımı def’inde bulunması gerekir. Bununla birlikte davanın yalnız küçük bir miktarla açılıp talebin yıllar sonra artırılması hâlinde artırılan bölüm yönünden zamanaşımı tartışması çıkabilir. Dava türünün belirsiz alacak veya kısmi dava olarak doğru kurulması ve tasfiyeye konu bütün malların zamanında gösterilmesi bu bakımdan önem taşır.
İlk Boşanma Davası Reddedilmişse On Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?
İlk boşanma davasının reddedilmesi veya feragat nedeniyle sona ermesi, mal rejimi alacağı için on yıllık süreyi başlatmaz. Taraflar hukuken evli kalmaya devam ettiği için mal rejimi de sürer. Daha sonra açılan yeni boşanma davası kabul edilirse on yıllık süre, bu yeni davada verilen boşanma kararının kesinleşmesiyle başlar.
Mal rejiminin hangi tarihte sona ereceği bakımından ise boşanmayla sonuçlanan yeni davanın açılış tarihi önem taşır. İlk davanın reddedilmiş olması sebebiyle, ilk dava ile ikinci dava arasındaki dönemde edinilen mallar da somut olayın özelliklerine göre tasfiyeye girebilir. Bu nedenle önceki davadan feragat edilmiş olması yalnız yeniden dava açma hakkını değil, tasfiye dönemine hangi malların dâhil olacağını da etkileyebilir.
Geçerli Bir Feragat Varsa On Yıllık Süre İçinde Yeniden Dava Açılabilir mi?
On yıllık zamanaşımı süresi, geçerli bir feragat veya bağlayıcı bir mal paylaşımı anlaşmasını ortadan kaldırmaz. Hâkim tarafından onaylanan protokolde belirli mal rejimi alacağından açıkça vazgeçilmişse, kişi on yıllık süre dolmamış olsa bile aynı alacağı yeniden talep edemeyebilir. Aynı şekilde boşanma kesinleştikten sonra açılmış mal rejimi davasında usulüne uygun olarak davadan feragat edilmesi, feragat edilen talep bakımından kesin hüküm benzeri sonuç doğurur.
Davadan feragat tarafın kendisi tarafından yapılabileceği gibi özel yetkili vekil aracılığıyla da yapılabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca vekilin davadan feragat edebilmesi için vekâletnamesinde özel yetki bulunmalıdır. Özel yetkisi bulunmayan vekilin beyanı, usulüne uygun bir feragat olarak doğrudan hüküm doğurmaz.
Feragatin irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülüyorsa hile, korkutma veya esaslı hata iddiasının dayanakları ayrıca ortaya konulmalıdır. Yalnız kişinin daha sonra kararından pişman olması veya feragatin ekonomik sonucunu beklediğinden farklı bulması, beyanı kendiliğinden geçersiz hâle getirmez.
Boşanma dosyasındaki bir cümlenin sonraki mal rejimi davasını engelleyip engellemediği belirlenirken yalnız “feragat” veya “ibra” kelimesine bakılmaz. İlk davanın sonucu, protokolün onaylanıp onaylanmadığı, vazgeçilen alacağın türü, belirtilen mallar ve tarafların duruşmadaki açıklamaları birlikte değerlendirilir. İlk boşanma davası boşanmayla sonuçlanmamışsa sonraki dava korunabilir; ancak boşanmayla sonuçlanan dosyada mal rejiminin açıkça tasfiye edilmesi veya somut alacaktan kesin olarak vazgeçilmesi hâlinde yeniden dava açılması mümkün olmayabilir.
Kaynakça
Türk Medeni Kanunu m. 225.
Türk Borçlar Kanunu m. 146 ve m. 149.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 74, m. 307-311.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.06.2012, 2012/8-268 E., 2012/420 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 28.03.2013, 2012/9614 E., 2013/4584 K.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.04.2013, 2013/8-375 E., 2013/520 K.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.11.2013, 2013/8-185 E., 2013/1601 K.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.02.2018, 2017/8-1673 E., 2018/251 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 13.09.2018, 2016/7944 E., 2018/15672 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 05.11.2019, 2018/9159 E., 2019/9855 K.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.03.2024, 2023/7011 E., 2024/1935 K.