Şiddet yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret değildir. Eşler arasında fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik, ekonomik, cinsel ve sosyal şiddet de görülebilir. Hakaret etmek, aşağılamak, eşin parasını kontrol etmek, çalışmasını engellemek veya temel ihtiyaçlarını karşılamamak da şiddetin farklı görünümleri arasında yer alabilir. Boşanma davalarında şiddetin türünden çok, davranışın evlilik birliğine ve diğer eşe etkisi önem taşır. Bu yazımızda özellikle ekonomik şiddet ve cimriliğin boşanma davalarındaki etkisini ele alacağız.
Ekonomik Şiddet Nedir?
Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğer eş üzerinde para ve malvarlığı aracılığıyla baskı kurması, ekonomik özgürlüğünü sınırlandırması veya ailenin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaktan kaçınmasıdır.
Eşin aşırı cimri davranması, diğer eşin maaşına el koyarak kişisel ihtiyaçları için dahi para vermemesi, eşinin malvarlığını kontrol edip bu malları yönetmesini engellemesi ekonomik şiddete örnek olabilir.
Yine eşin evin iaşesine ve zorunlu giderlerine katılmaması, kırılan bir bardağın dahi hesabını sorması, masraf olmasın diye eşini soğukta veya karanlıkta oturmaya zorlaması ekonomik şiddet niteliğinde değerlendirilebilir.
Eşin Cimri Olması Boşanma Sebebi midir?
Eşin cimri olması, belirli koşullarda boşanma sebebi olabilir. Ancak her tasarruflu davranış ekonomik şiddet sayılmaz.
Cimrilik ölçütü, eşlerin gelir ve yaşam koşullarına göre değerlendirilmelidir. Geliri düşük bir ailenin zorunlu olarak tasarruf etmesi ile ekonomik imkânları yeterli olduğu halde eşinin temel ihtiyaçlarını karşılamayan kişinin davranışı aynı değildir.
Önemli olan, eşin cimri davranışlarının evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesine ve ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hale gelmesine neden olup olmadığıdır.
Cimrilik Ekonomik Şiddet Sayılır mı?
Ekonomik şiddet, Yargıtay kararlarında kabul edilen bir olgudur. Aşırı cimrilik ve para harcamaktan kaçınma davranışları, evlilik birliğinden doğan görevlerin ihmal edilmesine neden oluyorsa boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebilir.
Nitekim yargı kararlarında; eşin elindeki parayı harcamaya kıyamayan, aşırı cimri, eli sıkı ve pinti davranışları nedeniyle evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmemesi boşanma bakımından değerlendirilmiştir.
Burada tek başına kişinin “cimri” olarak nitelendirilmesi yeterli değildir. Cimriliğin evlilik yaşamına ve diğer eşin hayatına somut olarak yansıması gerekir.
Ekonomik Şiddet Örnekleri Nelerdir?
Ekonomik şiddet farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Örneğin;
- Eşin maaşına el koymak,
- Eşe kişisel ihtiyaçları için para vermemek,
- Eşin çalışmasını engellemek,
- Eşi işten çıkmaya zorlamak veya işten çıkarttırmak,
- Eşin malvarlığını yönetmesini engellemek,
- Ailenin zorunlu giderlerine katılmamak,
- Evin elektrik, ısınma veya temel ihtiyaç giderlerini aşırı cimrilik nedeniyle karşılamamak,
- Eşi masraf olmasın diye soğukta veya karanlıkta oturmaya zorlamak,
- Yapılan en küçük harcamanın dahi sürekli hesabını sormak,
- Eş üzerinde para aracılığıyla baskı ve kontrol kurmak
ekonomik şiddet olarak değerlendirilebilir.
Eşin Maaşına El Koyması Boşanma Sebebi midir?
Eşlerden birinin diğer eşin maaşına el koyması ve kazancı üzerinde baskı kurması ekonomik şiddet niteliğinde olabilir.
Özellikle maaşın tamamının alınması, çalışan eşe kendi kişisel ve zorunlu ihtiyaçları için dahi para verilmemesi veya kazancını nasıl kullanacağı konusunda sürekli baskı kurulması boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebilir.
Evlilik birliği, eşlerden birine diğer eşin kazancı üzerinde sınırsız kontrol hakkı vermez.
Eşin Çalışmasına İzin Vermemek Ekonomik Şiddet midir?
Eşin çalışmasını engellemek, mevcut işinden ayrılması için baskı yapmak veya işten çıkartılmasına neden olmak da olayın özelliklerine göre ekonomik şiddet sayılabilir.
Bunun yanında eşin, evlilik birliği ile bağdaşmayacak çalışma ve ekonomik davranışlarda bulunması da boşanma davasında ayrıca değerlendirilebilir.
Her somut olayda eşlerin yaşam biçimi, ekonomik durumları ve davranışların evlilik birliği üzerindeki etkisi birlikte incelenmelidir.
Aşırı Borçlanmak Ekonomik Şiddet Sayılır mı?
Aşırı borçlanmak ve borçlarını sürekli olarak ödememek de ekonomik şiddetin bir başka görünüm şekli olabilir.
Alacaklıların devamlı olarak diğer eşi rahatsız etmesi, aile konutuna sürekli haciz gelmesi, kumar nedeniyle borçlanılması veya evdeki eşyaların kumar borçları nedeniyle alacaklılara verilmesi evlilik birliğini ciddi biçimde etkileyebilir.
Bu tür davranışlar diğer eşin ekonomik güvenliğini ortadan kaldırıyor ve ortak yaşamı çekilmez hale getiriyorsa boşanma sebebi olarak ileri sürülebilir.
Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanma Davası Açılabilir mi?
Ekonomik şiddete uğrayan eş, davranışları ispatlamak kaydıyla boşanma davası açabilir.
Ancak ekonomik şiddet nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için davranışların evlilik birliğini temelinden sarsacak ve ortak hayatın devamını eşlerden beklenemeyecek derecede çekilmez hale getirecek ağırlıkta olması gerekir.
Ekonomik şiddete uğrayan eş, boşanma davasında şartları mevcutsa maddi ve manevi tazminat da talep edebilir.

Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Ekonomik şiddet nedeniyle boşanma davası, görevli aile mahkemesinde açılır. Ekonomik şiddet kanunda ayrı ve özel bir boşanma sebebi olarak düzenlenmemiştir. Bu davranışlar çoğunlukla evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında ileri sürülür.
Dava dilekçesinde yalnızca “eşim bana ekonomik şiddet uyguladı” denilmesi yeterli değildir. Eşin hangi davranışının ekonomik şiddet oluşturduğu, bu davranışların ne kadar süredir devam ettiği ve evlilik yaşamını ne şekilde çekilmez hale getirdiği somut olaylarla anlatılmalıdır.
Örneğin eşin maaşa el koyması, para vermemesi, çalışmayı engellemesi, evin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaması veya aşırı cimri davranması söz konusuysa bunların dava dilekçesinde ayrı ayrı açıklanması gerekir. Ekonomik şiddet içeren davranışlar, ortak hayatı temelinden sarsacak ağırlığa ulaştığında boşanma sebebi olarak değerlendirilebilir.
Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanma Davasında Neler İspatlanmalıdır?
Ekonomik şiddet nedeniyle açılan boşanma davasında öncelikle ekonomik şiddet oluşturan davranışların varlığı ispatlanmalıdır.
Bunun yanında davranışların sürekliliği, ağırlığı ve evlilik birliği üzerindeki etkisi önemlidir.
Örneğin “eşim cimriydi” demek yerine;
- Ev için yeterli para vermediği,
- Eşinin maaşına el koyduğu,
- Yapılan her harcamanın hesabını sorduğu,
- Elektrik veya ısınma giderlerini karşılamadığı,
- Eşini çalıştırmadığı,
- Eşinin malvarlığını kontrol ettiği,
- Aşırı borçlanarak aile ekonomisini tehlikeye attığı
gibi somut vakıaların ispatlanması gerekir.
Yargıtay uygulamasında eşine evin ihtiyaçları için para vermemek suretiyle ekonomik şiddet uygulanması boşanma bakımından kusurlu davranış olarak kabul edilebilmektedir.
Ekonomik Şiddet Nasıl İspatlanır?
Ekonomik şiddet her türlü hukuka uygun delille ispatlanabilir. Ekonomik şiddetin şekline göre kullanılabilecek deliller de değişmektedir.
Banka hesap hareketleri, kredi kartı kayıtları, para transferleri, maaş kayıtları, icra dosyaları, haciz evrakları, faturalar, mesajlaşmalar ve tanık anlatımları delil olarak kullanılabilir.
Örneğin eşin maaşına el koyduğu iddia ediliyorsa banka hareketleri ve para transferleri; evin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanmadığı iddia ediliyorsa faturalar ve tanık anlatımları önem taşıyabilir.
WhatsApp mesajlarında eşin para vermeyi reddetmesi, yapılan harcamalar nedeniyle hakaret veya baskı kurması ya da çalışmayı engelleyen ifadeler kullanması da somut olayın özelliğine göre delil olarak değerlendirilebilir.
Delil toplarken hukuka aykırı yöntemlere başvurulmaması gerekir. Boşanma davasında önemli olan mümkün olduğunca ekonomik şiddet iddiası ile delil arasında doğrudan bağlantı kurmaktır.
Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanmada Tazminat Alınabilir mi?
Ekonomik şiddete uğrayan eş, şartları mevcutsa boşanma davasında maddi ve manevi tazminat talep edebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesine göre boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise manevi tazminat talep edebilir.
Ancak ekonomik şiddetin varlığı otomatik olarak tazminata hükmedileceği anlamına gelmez. Tarafların kusur durumu, ileri sürülen vakıalar ve tazminatın yasal şartları mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilir.
Özellikle eşin maaşına el koyma, ekonomik baskı kurma, temel ihtiyaçları bilinçli şekilde karşılamama ve para aracılığıyla diğer eş üzerinde sürekli kontrol oluşturma gibi davranışlar kusur ve tazminat değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Ekonomik Şiddet Nedeniyle Uzaklaştırma Kararı Alınabilir mi?
Eşinizi yalnızca “cimri” olduğu gerekçesiyle karakola şikâyet ederek otomatik olarak evden uzaklaştırılmasını sağlayamazsınız. Ancak cimrilik; eşin maaşına el koyma, temel ihtiyaçları karşılamama, para vermeme veya ekonomik baskı kurma boyutuna ulaşmışsa ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.
Özellikle boşanma davasının açılmasıyla birlikte eşler arasındaki çatışmanın ve şiddet riskinin arttığı durumlarda, 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma ve diğer koruyucu veya önleyici tedbirler talep edilebilir. Ekonomik şiddet de Kanun’daki şiddet tanımına dahildir.
Ayrıca boşanma davası açıldığında hâkim, dava süresince eşlerin barınmasına ve geçimine ilişkin gerekli geçici önlemleri değerlendirir. Ancak boşanma davasının açılmış olması tek başına otomatik uzaklaştırma kararı verilmesi anlamına gelmez.
Örnek İçtihatlar
T.C.
ANKARA
8. AİLE MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2008/678
KARAR NO : 2008/898
DAVA TARİHİ : 11/06/2008
KARAR TARİHİ : 21/07/2008
Mahkememizde görülmekte bulunan davanın yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından verilen dilekçe üzerine yapılan yargılama sonucunda, davacı tanıklarının, “Tarafların uzun zamandır ayrı odalarda yatmaları bir yana gündüzleyin dahi ayrı odalarda oturduklarını, aralarındaki iletişimin tamamen koptuğunu, davacının hastalığı döneminde dahi davalı eşin otomobiliyle hastaneye götürmediğini, ilgi göstermediğini, kadının üzerinde bir taksi parasını ödeyebilecek kadar dahi para bulundurmasına izin vermediğini, gerek çalıştığı dönemde gerekse emekliliği sırasında da parasızlık çekmesine, içeceği çay parasını dahi hesaplamasına neden olduğunu, davalının kırılan bir çay bardağının dahi hesabını sorduğunu, kadının parasını kendisinin kullanmak istemesi durumunda ise, davalının “herkes kendi ihtiyacını karşılayacak” diyerek aile bütçesinde ikilik yarattığını” sözlerine dayanılarak mahkememizce boşanmaya karar verilmiştir.
Mahkememiz kararı temyiz incelemesi sonucunda “Tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği ve davacı kadından aktarılan olayların boşanmaya esas alınamayacağı” belirtilerek bozulmuştur. Bozma gerekçesinde devamla, “Dinlenen davacının tanıklarının, sözlerinin bir kısmı TMK’nun 166/1 maddesinde yer alan temelden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar, bir kısmının ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir” denilerek, davanın reddinin gerektiği belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere Yargıtayla mahkememiz kararı arasındaki çelişki ispat hukukuna ilişkindir. Yargıtay kararında tanıkların dolaylı anlatımda bulundukları için anlatımların inandırıcı olmadığı belirtilmektedir.
Somut duruma baktığımızda tanıkların, davacı kadının eşiyle yaşadığı sorunları o an için görmemiş olmaları doğaldır. Olayda fiziki şiddet uygulanmadığı için sabah işe gelen kadını dövülmüş, gözü mor veya kolu askılı olarak da görmemişlerdir. Şayet böyle bir görünüme tanık olsalardı, muhtemeldir ki Yargıtay aşamasında da bu yoldaki anlatımlara itibar edilecekti. Olayda ise fiziksel şiddet olmamakla birlikte davacı bir çay parasına bile muhtaç duruma düşürülmüştür. Bu durumun aynen gözün morartılması, kolun bacağın kırılması gibi çalışma arkadaşları tarafından gözlenmesi olanaklıdır. Çünkü her gün aynı ortamda bulunan insanlar, nasıl fiziksel şiddet izlerine tanık oluyorlarsa, ekonomik şiddete de tanık olabilirler. Öyle ise yargıtayla aramızdaki temel ayrılık her ne kadar ilk bakışta ispat hukukuna ilişkin gibi gözükmekteyse de özde fiziksel şiddete yoğunlaşılıp ekonomik şiddetin gözden kaçırılmasından kaynaklanmaktadır.
Yinelemek gerekirse davacı kadın iş yerine dayak yemiş olarak gitseydi vücudundaki izler görüleceği için arkadaşlarının tanıklığı kabul edilecekti. Parasız bırakılması kendi maaşını kullanamaması ve iş arkadaşlarının onun süreklilik gösteren parasızlığını ve çaresizliğini gözlemeleri, bunu da duruşmada aktarmaları inandırıcı ve geçerli sayılmalıdır. Kaldı ki usul hukukumuzdaki yüzyüzelik ilkesi gereği anlatımların inandırıcı olup olmadığını ilk derece hakimi takdir edecektir.
Öte yandan öğretide “Bireylerin çalışmalarının engellenmesi, çalışmaya zorlanmaları, kişisel kazançlara veya mal varlıklarına el koymak, bunları yönetmelerine engel olunmak şeklinde ortaya çıkan davranışlar ” olarak tanımlanan ekonomik şiddet, fiziksel şiddet gibi çoğunlukla görüldüğü üzere kendini ani ve öfke patlamaları biçiminde açığa vurmaz. (Tanım için Bkz; Yrd. Doç. Dr. Mehmet Erdem, Aile İçi Şiddet ve 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, Türkiye Barolar Birliği Dergisi Sy. 73 Kasım-Aralık 2007 s:56) Daha çok kişilik ve huyla ilgili olup sistematiktir ve süreklilik gösterir. Mağdurun bu tavrı algılaması, tepki göstermesi çok daha zordur ve uzun zaman ister. Kaldı ki somut olayda davalı erkek, mal varlığının yarısını davacı kadın adına kaydettirmiştir. Yani görünüşte iyi niyetlidir. Ama yaşamın sırf tasarrufla geçmeyeceği, bu arada bir ömrün de tükenip gideceğini anlamak için somut olayda davacı kadının emekli olması gerekmiştir. Öyle ise bozmadaki, “bir kısım olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği” yani örtülü af gerekçesi de ekonomik şiddetin yukarıda belirtilen niteliği gereği yerinde değildir.
Sonuç olarak davacı ve davalı Adalet Bakanlığında farklı birimlerde çalışmışlardır. Davacı tanıkları, davacı kadının çalışma arkadaşlarıdır. Uzun yıllar aynı birimde aynı odada çalışan insanların, birbirlerinin özel yaşamlarına ilişkin olarak gözlemde bulunmaları ve bilgi sahibi olmaları doğaldır. Özellikle davacı kadının sürekli parasızlık çekmesinin, kırılan çay bardağının hesabını yapmak zorunda kalışının, çay parası ödemekte dahi sakınımlı davranmasının yani uğradığı ekonomik şiddetin çalışma arkadaşlarının gözünden kaçması düşünülemez. Bunun, gerek davacıdan gerekse kısıtlı da olsa görüştükleri davalıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin gözlem yapmaları ve bilgi edinmeleri de kaçınılmazdır. Süreklilik taşıyan bu olguya davacı kadının uzun yıllar katlanmış olması, hiç olmazsa emeklilik döneminde bir parça olsun parasal rahatlık istemesine engel sayılmamalıdır.
Bu açıklamalar ışığında, davacı tanıklarının tek yanlı da olsa davacı kadından edindikleri bilgi ve izlenimleri süreç içerisinde doğrulama şanslarının olacağı, sürekli aynı sıkıntılardan söz eden kadının sözlerinin, yaşanılan bu sıkıntıları bizzat gören tanıklarca doğrulanabileceği kabul edilmelidir. Kaldı ki davacı kadının hastalığı döneminde taksi parasını dahi ödeyememesi, davalı erkeğin cimriliği nedeniyle onu otomobili ile hastaneye götürmeyişi, tanıkların somut ve görgüye dayalı bilgileridir.
O halde, uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik ölçüsündeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının, ekonomik ve sosyal alanda özgür ve rahat yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği inancıyla önceki kararımızda direnilerek aşağıdaki yargı kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarda açıklanan nedenlerle,
Mahkememiz kararında direnilmesine,
Davanın kabulüyle, davacı H. Ö. ile davalı M.Ö.’in TMK nunun 166/1. maddesi gereğince BOŞANMALARINA,
TC.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO 2008/2-695
KARAR NO 2008/710 YARGITAY İLAMI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ Ankara 8. Aile Mahkemesi
TARİHİ 21/07/2008
NUMARASI 2008/678-2008/898
DAVACI H. Ö. vekili Av.A. F. Öztaş
DAVALI M. Ö. vekili Av.M. Yaycıoğlu
Taraflar arasındaki boşanma, maddi ve manevi tazminat “ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara S.Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, manevi tazminat davasının reddine dair verilen 23.03200) gün ve 2006/318 E., 2007/329 K. sayılı karanın incelenmesi dayalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 15.042008 gün ve 2007/12410 E., 2008/5373 K. sayılı ilamı ile; (… Davacı tanık beyanlarında geçen c4aylardan sonra evlilik birliği devam etmiş olup, davacı kadından aktarılan olaylar boşanmaya esas alınamaz.
*Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit alması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep saiki açıklanmayan inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava boşanma, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların 1972 yılında evlendiğini, davalının kavgacı ve geçimsiz bir yapısı olduğunu, davacının çalışırken maaşını emekli olduktan sonra da emekli aylığını elinden aldığını, eline çok az bir para vererek onunla geçinmesini istediğini, tarafların uzun zaman önce birbirlerinden koptuğunu, iki yabancı insan gibi ayrı odalarda yaşamaya başladıklarını ileri sürerek, tarafların boşanmalarına, davacı lehine 10.000 YTL maddi, 5.000 YTL manevi tazminat takdirine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dayalı vekili, tarafların 34 yıllık evlilikleri boyunca davalının eşini üzecek herhangi bir kötü davranışının almadığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, evin geçimine yönelik her türlü ihtiyacın ortak kararlarla gerçekleştirildiğini, son üç buçuk yıldır davacının kendi maaşını kendisinin aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.
Mahkemenin boşanma davasının kabulüne,maddi tazminat davasının kısmen kabulüne ve manevi tazminat davasının reddine dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik düzeyindeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının, ekonomik ve sosyal alanda özgür ve rahat yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle iki kararda direnilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, direnme kararı yerindedir.
Ne var ki davalı vekilinin sair temyiz nedenleri özel dairece incelenmemiş olduğundan, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın dayalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için 2.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 26.11.2008 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verirdi.
