Evlilik içinde alınan malların boşanmada nasıl olsa yarı yarıya paylaşılacağı düşünülerek evin, arsanın veya aracın yalnızca eşlerden biri adına tescil edilmesi her zaman güvenli bir tercih değildir. Çünkü evlilik içinde satın alınan bir mal, otomatik olarak eşlerin yarı yarıya ortak mülkiyetine geçmez. Tapuda hangi eşin adı yazıyorsa malın hukuki sahibi odur; diğer eş ise çoğu durumda doğrudan tapu payı değil, boşanma sonrasında dava ile hesaplanacak parasal bir katılma alacağı elde eder.
Bu ayrım özellikle malın satılması, ipotek edilmesi, borç nedeniyle haczedilmesi veya üçüncü kişilere devredilmesi hâlinde önem kazanır. Mal yalnızca eşin üzerine alınmışsa diğer eş tapuda paydaş olmadığı için mülkiyetten doğan hakları doğrudan kullanamaz ve boşanmada alacağını tahsil edebilmek için dava açmak zorunda kalabilir. Ayrıca zina nedeniyle boşanmada, zina yapan eşin mağdur eşin mallarından isteyeceği katılma alacağının azaltılması veya kaldırılması mümkün olduğundan malların hangi eş adına kayıtlı olduğu sonucu daha da önemli hâle gelebilir.
Bu nedenle “Evlilik içinde alındı, nasıl olsa yarısı benim” düşüncesiyle malın yalnızca eş üzerine alınması doğru bir hukuki güvence sağlamaz. Malın kimin parasıyla alındığı, tapuda kimin adına veya hangi oranlarda tescil edileceği, eşlerin borç ve haciz riskleri ile muhtemel mal rejimi sonuçları satın alma aşamasında birlikte değerlendirilmelidir.
Evlilik İçinde Alınan Mal Tapuda Kiminse Onun mudur?
Evet. Tapuda mal kimin adına kayıtlıysa mülkiyet ona aittir. Malın evlilik içinde alınması, diğer eşi kendiliğinden yarı malik yapmaz. Boşanma hâlinde tapu ikiye bölünmez ve evin yarısı otomatik olarak diğer eşin üzerine geçirilmez.
Eşler başka bir mal rejimi seçmemişse evlilik içinde çalışma geliri, maaş veya ticari kazançla alınan mal tasfiyeye girer. Tapuda malik olmayan eşin hakkı, malın yarısının mülkiyeti değil, tapu malikinden isteyeceği paradır. Taşınmaz malik eşte kalır; diğer eşe katılma alacağı ödenir.
Bu para da evin güncel değerinin doğrudan ikiye bölünmesiyle bulunmaz. Önce konut kredisi ve mala ilişkin diğer borçlar düşülür. Evlilik öncesinden getirilen para, miras, bağış ve kadına ait olduğu belirlenen düğün altınları ile diğer kişisel ziynetlerden yapılan katkılar ayrılır. Evin alınması veya değerinin artırılması için kişisel maldan ödenen bedeller ile kalıcı tadilat ve yenileme giderleri ayrıca hesaplanır. Bütün bu kalemler çıktıktan sonra kalan artık değerin yarısı, diğer eşin katılma alacağıdır.
Taraflar anlaşmazsa bu hesap ayrı bir mal rejimi davasında yapılır. Banka kayıtları toplanır, kredi ödemeleri incelenir, taşınmazın değeri bilirkişi tarafından belirlenir ve kişisel mal katkıları tek tek hesaplanır. Bu yargılama uzun sürer; harç, bilirkişi ve avukatlık gideri doğurur.
Bu nedenle “Malı eşimin üzerine alalım, evlilik içinde alındığı için yarısı zaten benim” düşüncesi yanlıştır. Tapuda payınız yoksa evin yarısına değil, dava sonunda hesaplanacak parasal alacağa sahip olursunuz.
Zina Nedeniyle Boşanmada Tapunun Hangi Eş Üzerinde Olduğu Sonucu Nasıl Değiştirir?
Boşanma kararı zina nedeniyle verilmişse tapunun zina yapan eş üzerinde bulunması ile mağdur eş üzerinde bulunması aynı sonucu doğurmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesi, zina yapan eşin kendi mallarını cezalandırmaz; zina yapan eşin mağdur eşin edinilmiş mallarından isteyeceği katılma alacağının azaltılmasını veya tamamen kaldırılmasını sağlar. Bu nedenle tapunun kimin üzerinde olduğu zina nedeniyle boşanmada ciddi bir avantaj farkı yaratır.
Anayasa Mahkemesi de TMK m.236/2’nin, zina yapan eşin katılma alacaklısı olduğu durumda uygulanacağını belirtmiştir. Buna göre zina yapan eşin mağdur eşin artık değeri üzerindeki alacağı azaltılabilir veya kaldırılabilir; ancak mağdur eşin zina yapan eşin mallarından alacağı oran bu maddeye dayanılarak yüzde 50’nin üzerine çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesinin 2023/125 E., 2023/132 K. sayılı kararı bu ayrımı açıkça ortaya koymaktadır.
Tapu Zina Yapan Eşin Üzerindeyse
Taşınmaz zina yapan eşin adına kayıtlıysa mülkiyet onda kalır. Mağdur eş, evin yarısının kendi adına geçirilmesini isteyemez; taşınmazın borçları ve kişisel mal katkıları düşüldükten sonra bulunan net artık değerin yarısı kadar parasal katılma alacağı talep eder.
Örneğin zina yapan eşin adına kayıtlı evin net artık değeri 6 milyon TL ise mağdur eşin katılma alacağı 3 milyon TL’dir. Zina yapılmış olması bu tutarı 4 veya 5 milyon TL’ye çıkarmaz. TMK m.236/2, mağdur eşin zina yapan eşin mallarından alacağı oranı artıran bir hüküm değildir.
Bu durumda ev zina yapan eşte kalır; mağdur eş 3 milyon TL’yi dava ve gerekirse icra yoluyla tahsil eder. Zina yapan eşin kendi üzerindeki mallar bakımından normal katılma hesabı uygulanmaya devam ettiği için malların tamamının zina yapan eş üzerinde bulunması, mağdur eş açısından tapu sahipliği kadar güçlü bir güvence sağlamaz.
Tapu Mağdur Eşin Üzerindeyse
Taşınmaz mağdur eş adına kayıtlıysa mülkiyet mağdur eşte kalır. Zina yapan eş normal şartlarda bu taşınmazın net artık değerinin yarısı kadar katılma alacağı isteyebilir. Ancak boşanma kararı zina nedeniyle verilmişse hâkim, zina yapan eşin bu alacağını hakkaniyete göre azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.
Örneğin mağdur eş adına kayıtlı evin net artık değeri 6 milyon TL ise zina yapan eş normalde 3 milyon TL katılma alacağı isteyebilir. Hâkim bu alacağı azaltırsa zina yapan eş 3 milyon TL’den daha az alır; tamamen kaldırırsa mağdur eşten hiçbir katılma alacağı alamaz. Ev mağdur eşte kalır ve alacağın tamamen kaldırılması hâlinde mağdur eş herhangi bir ödeme yapmaz.
Bu nedenle zina nedeniyle boşanmada taşınmazın mağdur eş üzerinde bulunması daha avantajlıdır. Mağdur eş hem tapu maliki olarak mülkiyetini korur hem de zina yapan eşin kendisinden isteyeceği parasal katılma alacağının azaltılmasını veya kaldırılmasını talep eder.
Her İki Eşin de Üzerinde Mal Varsa
Zina yapan eşin net 6 milyon TL, mağdur eşin de net 6 milyon TL edinilmiş malı bulunduğunu düşünelim. Mağdur eş, zina yapan eşten 3 milyon TL katılma alacağı ister. Zina yapan eş de normalde mağdur eşten 3 milyon TL isteyebilecekken bu alacak hâkim tarafından azaltılır veya kaldırılır.
Zina yapan eşin alacağı tamamen kaldırılırsa mağdur eş kendi malını ve tapusunu korur, ayrıca zina yapan eşten 3 milyon TL alır. Zina yapan eş ise mağdur eşin mallarından hiçbir pay alamaz. Azaltma yapılırsa karşılıklı alacaklar buna göre takas edilir.
Tapu Paylı Olarak İki Eşin Üzerindeyse
Taşınmaz tapuda yarı yarıya iki eş adına kayıtlıysa her eş kendi tapu payının malikidir. Zina nedeniyle TMK m.236/2 uygulanması, zina yapan eşin tapuda mevcut olan mülkiyet payını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Azaltılan veya kaldırılan hak, zina yapan eşin mağdur eşin edinilmiş malları üzerinden isteyeceği parasal katılma alacağıdır.
Sonuç olarak tapu zina yapan eşin üzerindeyse mağdur eş evin yarısına malik olmaz; yalnızca net değerin yarısı üzerinden parasal alacak ister. Tapu mağdur eşin üzerindeyse zina yapan eşin bu maldan isteyeceği parasal pay azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Bu nedenle zina nedeniyle boşanmada tapunun mağdur eş üzerinde bulunması, tapunun zina yapan eş üzerinde bulunmasına göre açık biçimde daha avantajlıdır.
Bu özel sonuç yalnızca boşanma hükmünün Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca zina sebebine dayanması hâlinde uygulanır. Anlaşmalı boşanmada veya yalnızca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle verilen boşanma kararında zina yapan eşin katılma alacağı TMK m.236/2’ye dayanılarak azaltılamaz.
Ortak Tapu ile Mal Rejiminden Doğan Hak Aynı Şey Değildir
Taşınmazın iki eş adına tescil edilmesi hâlinde eşler doğrudan paylı malik olur. Örneğin tapuda her eşin yarım payı varsa, her biri taşınmazın yüzde 50’sinin malikidir. Bu pay, mal rejimi tasfiyesinden bağımsız bir mülkiyet hakkıdır.
Buna karşılık taşınmaz yalnızca bir eş adına kayıtlıysa diğer eşin hakkı kural olarak tapu payı değil, tasfiye sonunda hesaplanacak katılma alacağıdır. Eşlerden biri diğer eşe ait malın alınmasına veya iyileştirilmesine karşılıksız katkıda bulunmuşsa ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 227. maddesi uyarınca değer artış payı alacağı doğabilir.
Bu nedenle ortak tapu, eşe doğrudan mülkiyet hakkı verirken mal rejimi alacağı yalnızca diğer eşten istenebilen bir alacak hakkıdır.
Boşanmada Evin Yarısı Diğer Eşin Üzerine mi Geçirilir?
Kural olarak hayır. Mal rejimi tasfiyesinde mahkeme, evlilik içinde alınmış bir taşınmazın tapusunun yarısını otomatik olarak iptal ederek diğer eş adına tescil etmez.
Önce her eşin edinilmiş malları belirlenir. Bu mallara ilişkin kredi ve diğer borçlar düşülerek artık değer hesaplanır. Her eş kural olarak diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde katılma alacağına sahip olur ve karşılıklı alacaklar takas edilir.
Bu alacak genellikle para olarak hüküm altına alınır. Dolayısıyla taşınmaz tapu malikinde kalabilir; malik eş, diğer eşe hesaplanan katılma veya değer artış payı alacağını öder. Bununla birlikte Türk Medeni Kanunu’nun 239. maddesi ödemenin para veya aynen yapılmasına imkân verdiğinden “hiçbir durumda taşınmaz devredilemez” şeklinde kesin bir kural da yoktur. Ayrıca paylı mülkiyet konusu bir malda üstün yararını ispatlayan eş, diğer eşin payını ödeyerek malın tamamının kendisine verilmesini isteyebilir.
Temel sonuç şudur: Boşanmada olağan yöntem tapunun otomatik olarak ikiye bölünmesi değil, parasal alacağın hesaplanmasıdır.
Tapunun Hangi Eş Üzerinde Olduğu Taraflara Nasıl Avantaj veya Dezavantaj Sağlar?
1. Malların Zina Yapan Eş Üzerinde Olması Zina Yaptırımının Etkisini Azaltır
Edinilmiş malların tamamı zina yapan eş adına kayıtlıysa mağdur eş, bu malların net artık değerinin yarısı kadar parasal katılma alacağı isteyebilir. Ancak zina nedeniyle bu oran yüzde 50’nin üzerine çıkarılmaz ve taşınmazın yarısı mağdur eşe verilmez. Tapu zina yapan eşte kalır.
Mağdur eşin adına edinilmiş mal bulunmuyorsa zina yapan eş lehine doğacak bir katılma alacağı da yoktur. Bu nedenle TMK m.236/2 kapsamında azaltılacak veya kaldırılacak bir hak bulunmaz. Sonuç olarak zina yapan eş, malların tamamı kendi üzerinde olduğunda taşınmazların mülkiyetini korur ve mağdur eşe yalnızca hesaplanan parasal alacağı öder. Bu durum zina yapan eş bakımından avantajlıdır.
Buna karşılık mağdur eşin de adına kayıtlı edinilmiş malları varsa zina yapan eşin bu mallardan isteyeceği katılma alacağı azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
2. Taşınmaz Aile Konutuysa Tapu Malikinin Satış Yetkisi Sınırlanır
Taşınmaz aile konutu olarak kullanılıyorsa tapu maliki, diğer eşin açık rızası olmadan evi satamaz, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz veya taşınmaz üzerinde ipotek kuramaz. Diğer eşin rızası alınmadan yapılan devir hakkında tapu iptali ve tescil davası açılabilir.
Bu nedenle aile konutunun tapusuna sahip olmak, malik eşe sınırsız bir tasarruf yetkisi vermez. Malik eş evi satmak istiyorsa diğer eşin açık rızasını almak zorundadır. Diğer eş haklı bir sebep olmadan rıza vermiyorsa hâkimden izin istenebilir. Aile konutu niteliği devam ettiği sürece tapu malikinin satış ve ipotek işlemleri bu korumayla sınırlandırılır.
3. Aile Konutu Diğer Eşe Tahsis Edilirse Tapu Maliki Olsa Dahi Evden Çıkmak Zorunda Kalabilir
Boşanma davası sırasında mahkeme aile konutunu tapu maliki olmayan eşin ve çocukların kullanımına bırakabilir. Böyle bir karar verildiğinde tapu maliki mülkiyetini kaybetmez; ancak dava süresince evde oturamaz ve konutu tahsis edilen eşin kullanımına müdahale edemez.
Konut kendisine tahsis edilen eş, geçerli tahsis kararı devam ettiği sürece evde kira veya ecrimisil ödemeden oturur. Tapu maliki ise kendi evini kullanamadığı hâlde konut kredisi, vergi veya mülkiyetten doğan bazı giderleri ödemeye devam edebilir. Bu durumda konutun kullanımına sahip olan eş barınma bakımından avantajlı, tapu maliki ise kullanım bakımından dezavantajlı konuma gelir.
Tahsis otomatik olarak kadına yapılmaz. Mahkeme çocukların durumu, tarafların barınma ihtiyaçları, ekonomik güçleri ve güvenlik koşullarına göre karar verir.
4. Kişisel Malından Katkı Yapan Eş Katkısını Ayrıca Talep Eder
Taşınmaz hangi eş adına kayıtlı olursa olsun, malın satın alınmasına veya değerinin artırılmasına kişisel malından katkıda bulunan eş bu katkısını ayrıca isteyebilir. Evlilik öncesi birikim, miras, bağış ve eşe ait olduğu belirlenen ziynetlerden yapılan ödemeler kişisel mal katkısı oluşturur.
Bu katkı sıradan katılma alacağından ayrı olarak değer artış payı veya denkleştirme hesabında dikkate alınır. Örneğin evin peşinatı kadının kişisel ziynetleriyle ödenmişse kadın, hem koşulları bulunan katılma alacağını hem de kişisel malından yaptığı katkı nedeniyle değer artış payını talep eder. Katkının banka kayıtları, bozdurma belgeleri ve diğer delillerle ispatlanması gerekir.
5. Malı Üzerinde Tutan Eş Yargılama ve İspat Bakımından Avantajlıdır
Tapu maliki, mal rejimi tasfiyesi davası açmak zorunda değildir. Mülkiyet zaten tapu kaydıyla kendi üstündedir. Tapuda adı bulunmayan eş ise katılma alacağını veya değer artış payını almak için taraflar anlaşmadığı takdirde dava açmak zorundadır.
Bu davada harç ödenir, banka ve kredi kayıtları toplanır, bilirkişi incelemesi yapılır ve taşınmazın değeri hesaplanır. Davacı eş kişisel mal katkılarını ve alacağının dayandığı diğer hususları da ispatlar. Dava sonunda alacak kazanılsa bile ödeme yapılmazsa ayrıca icra takibi gerekir.
Bu nedenle tapu maliki başlangıçtan itibaren mülkiyet hakkına sahipken diğer eş, parasal hakkına ancak masraflı bir yargılama ve tahsil sürecinden sonra ulaşır. Malı üzerinde tutan eş, mülkiyet, ispat ve yargılama bakımından daha güçlü konumdadır. Ancak tapu malikinin diğer eşin mallarından ayrıca alacağı bulunuyorsa bu talep için onun da dava açması gerekir.
6. Değerlenme Potansiyeli Yüksek Taşınmazın Tapusunu Tutan Eş Uzun Vadede Avantajlıdır
Mal rejimi davasında taşınmazın değeri bilirkişi tarafından tasfiye tarihine en yakın değer üzerinden hesaplandığı için tapuda malik olmayan eş, karar tarihine kadar meydana gelen değer artışından tamamen mahrum bırakılmaz. Ancak dava sonunda kendisine taşınmaz payı değil, belirli miktarda para verilir.
Tapu maliki ise taşınmazı elinde tutmaya devam eder. Bölgenin gelişmesi, yeni imar hakkı, altyapı yatırımları veya piyasa koşulları nedeniyle dava sonrasında ortaya çıkan değer artışının tamamı tapu malikine kalır. Parasal alacağını alan eş ise aynı bölgede aynı taşınmaz oranında yeniden alım yapamayabilir.
Özellikle taşınmaz fiyatlarının hızlı yükseldiği dönemlerde yargılamanın ve tahsilatın uzaması, tapuda payı bulunmayan eşi ekonomik olarak dezavantajlı bırakabilir. Tapu maliki gerçek malı ve gelecekteki değerlenme imkânını korurken diğer eş yalnızca hükmedilen para ve faiz üzerinde hak sahibi olur.
Sonuç olarak tapu malikliği yalnızca isimden ibaret değildir. Malik eş mülkiyeti, taşınmazın gelecekteki değerini ve yargılama süresince güçlü hukuki konumu elinde tutar. Tapuda adı bulunmayan eş ise hakkını parasal alacak olarak, hesaplama ve yargılama sonucunda elde eder. Aile konutunun diğer eşe tahsis edilmesi ve kişisel mal katkılarının ispatlanması ise bu genel avantaj dengesini somut olayda değiştirebilir.
Evin Tapusu Malik Eşte Kalırken Dava Boyunca Diğer Eşe Tahsis Edilebilir mi?
Boşanma davasının açılması evin mülkiyetini değiştirmez. Bununla birlikte Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi, hâkime dava devam ederken eşlerin barınmasına ilişkin gerekli geçici önlemleri alma yetkisi vermektedir. Bu kapsamda aile konutunun dava süresince eşlerden birinin kullanımına bırakılmasına karar verilebilir.
Uygulamada aile konutu sıklıkla çocuklarla birlikte yaşayan, barınma ihtiyacı daha ağır olan veya ekonomik bakımdan daha fazla korunması gereken eşe tahsis edilmektedir. Bu kişi çoğu olayda kadın eş olsa da konutun kadına tahsisi yönünde otomatik bir kural yoktur. Hâkim çocukların üstün yararını, eşlerin gelirini, alternatif konut imkânlarını, şiddet iddiasını ve somut barınma ihtiyaçlarını birlikte değerlendirir.
Tahsis kararı mülkiyeti geçirmez. Örneğin ev kocanın tapulu malı olsa bile mahkeme dava boyunca evin kadın ve çocuklar tarafından kullanılmasına karar verebilir. Koca malik olmaya devam eder; ancak tahsis kararı süresince konutu kullanamaz ve tahsis edilen eşin kullanımını engelleyemez.
Aile Konutu Tahsis Edilen Eş Kira Öder mi?
Geçerli bir mahkeme kararıyla aile konutu kendisine tahsis edilen eşin kullanımı haksız işgal sayılmaz. Bu nedenle malik eş, yalnızca tapu kendisine ait olduğu gerekçesiyle tahsis süresi için diğer eşten kural olarak kira veya ecrimisil isteyemez.
Ancak tahsis kararında konut giderlerine ilişkin özel bir düzenleme bulunabilir. Elektrik, su, doğal gaz ve kullanım kaynaklı aidatların kimin tarafından karşılanacağı ile konut kredisi, vergi ve taşınmazın mülkiyetinden doğan giderler aynı konu değildir. Kredi sözleşmesindeki borçluluk da tahsis kararıyla kendiliğinden değişmez.
Tahsis kararı kaldırıldıktan veya sona erdikten sonra konutta oturmaya devam edilmesi ise farklı sonuç doğurabilir. Kullanımın hukuki dayanağı kalmamış ve malik eş tahliye ya da kullanım bedeli talebini bildirmişse sonraki dönem için ecrimisil gündeme gelebilir. Bu nedenle kira istenip istenemeyeceği tahsis kararının süresi, kapsamı ve sona erme tarihi incelenerek belirlenmelidir.
Aile Konutu Şerhi Mülkiyet Hakkı Verir mi?
Aile konutu şerhi, malik olmayan eşe tapu payı vermez. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca malik eşin diğer eşin açık rızası olmadan aile konutunu devretmesini veya konut üzerindeki hakları sınırlamasını engellemeye yönelik önemli bir koruma sağlar.
Malik olmayan eş tapu müdürlüğüne başvurarak aile konutu şerhi verilmesini isteyebilir. Bununla birlikte bu şerh, taşınmazın yarısının malik olmayan eşe ait olduğu anlamına gelmez ve taşınmazı her türlü haciz veya cebrî satış riskinden mutlak biçimde korumaz.
Araba Kimin Üzerine Alınmalı? Ruhsat Sahibi Olmanın Avantajları ve Riskleri
Boşanma sırasında otomobilin eşlerden birine özgülenmesi, aile konutunun tahsis edilmesi kadar yaygın değildir. Araç hangi eşin adına kayıtlıysa mülkiyet onda kalır; diğer eş aracın yarısına malik olmaz, mal rejimi tasfiyesinde hesaplanacak parasal katılma alacağını talep eder. Herhangi bir tahsis veya tedbir kararı bulunmadığı hâlde araç diğer eşin kullanımında kalmışsa malik eş aracın teslimini isteyebilir; teslim edilmemesi hâlinde aracı çekiciyle aldırabilir veya teslim için hukuki yollara başvurabilir. Bununla birlikte ruhsat sahibi eş, aracın işleteni sıfatıyla diğer eşin aracı kullanırken üçüncü kişilerin canına veya malına verdiği zararlardan sürücü ve sigortacıyla birlikte sorumlu tutulabilir. Araç zina yapan eşin adına kayıtlıysa mağdur eş sırf zina nedeniyle aracın yarısından fazlasını alamaz; yalnızca aracın net artık değerinin yarısı üzerinden katılma alacağı isteyebilir. Zina, mağdur eşin zina yapan eşin mallarından alacağı oranı artırmaz; zina yapan eşin mağdur eşin mallarından isteyeceği katılma alacağının azaltılmasına veya kaldırılmasına imkân verir.
Taşınmazın Hangi Eş Üzerine Alınmasının Avantaj ve Dezavantajları
| Durum | Tapu maliki eş açısından | Tapuda adı olmayan eş açısından |
|---|---|---|
| Mülkiyet hakkı | Taşınmazın doğrudan malikidir. Tapu, çekişmeli boşanma nedeniyle bölünmez. | Taşınmazın yarısına malik olmaz; tasfiye sonunda parasal katılma alacağı isteyebilir. |
| Boşanmada mal paylaşımı | Taşınmaz kendisinde kalır; diğer eşe hesaplanan katılma veya değer artış payı alacağını öder. | Hakkını almak için mal rejimi tasfiyesi davası açması ve gerektiğinde icra yoluna başvurması gerekir. |
| Aile konutu olması | Diğer eşin açık rızası olmadan aile konutunu satamaz, devredemez veya ipotek ettiremez. | Aile konutu şerhi koydurarak rızası dışındaki işlemlere karşı koruma sağlayabilir; ancak şerh mülkiyet hakkı vermez. |
| Aile konutunun tahsisi | Malik olarak kalmasına rağmen boşanma davası sırasında evden çıkmak ve konutu diğer eşin kullanımına bırakmak zorunda kalabilir. | Mahkeme kararı çıkarsa dava boyunca konutta kira veya ecrimisil ödemeden oturabilir. Dava bitince çıkması gerekir. |
| Tapu zina yapan eşin üzerindeyse | Zina yapan eş taşınmazın mülkiyetini korur; mağdur eşe yalnızca net artık değerin yarısı üzerinden alacak öder. | Mağdur eş zina nedeniyle taşınmazın yarısından fazlasını veya mülkiyetini alamaz. |
| Tapu mağdur eşin üzerindeyse | Mağdur eş tapuyu korur; zina yapan eşin kendisinden isteyeceği katılma alacağının azaltılmasını veya kaldırılmasını talep edebilir. | Zina yapan eşin mağdur eşin edinilmiş mallarından isteyeceği alacak hâkim tarafından azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. |
Aracın Hangi Eş Üzerine Alınmasının Avantaj ve Dezavantajları
| Durum | Ruhsat sahibi eş açısından | Ruhsatta adı olmayan eş açısından |
| Mülkiyet hakkı | Aracın doğrudan malikidir. Evlilik içinde alınmış olması ruhsatı kendiliğinden ortak hâle getirmez. | Aracın yarısına malik olmaz; mal rejimi tasfiyesinde parasal alacak isteyebilir. |
| Boşanmada aracın durumu | Araç kendisinde kalır; diğer eşe aracın tasfiyeye giren net değeri üzerinden hesaplanan alacağı öder. | Aracın yarısının adına geçirilmesini değil, katılma veya değer artış payı alacağını talep eder. |
| Aracın kullanımı | Eşindeki aracı geri alabilir | Malik eşin izni veya mahkeme kararı bulunmadığında aracı kullanmaya devam etme hakkı yoktur. |
| Araç diğer eşte kalmışsa | Aracın teslimini isteyebilir; teslim edilmezse çekiciyle aldırabilir veya teslim için hukuki yollara başvurabilir. | Tahsis veya tedbir kararı yoksa malik eşin teslim talebine rağmen aracı elinde tutması uyuşmazlık doğurabilir. |
| Trafik kazası ve zarar sorumluluğu | Aracın işleteni sıfatıyla diğer eşin araçla üçüncü kişilerin canına veya malına verdiği zararlardan sürücü ve sigortacıyla birlikte sorumlu tutulur. | Aracı kullanan eş, kusuruyla sebep olduğu trafik kazası ve zararlardan sürücü olarak sorumlu olur. |
| Vergi, sigorta ve masraflar | Motorlu taşıtlar vergisi, zorunlu sigorta, bakım ve ruhsata bağlı yükümlülüklerle karşılaşır. | |
| Araç zina yapan eşin üzerindeyse | Zina yapan eş aracın mülkiyetini korur ve mağdur eşe net artık değerin yarısı üzerinden alacak öder. | Mağdur eş sırf zina nedeniyle aracın yarısından fazlasını veya mülkiyetini elde edemez. |
| Araç mağdur eşin üzerindeyse | Mağdur eş aracın mülkiyetini korur; zina yapan eşin kendisinden isteyeceği katılma alacağının azaltılmasını veya kaldırılmasını talep edebilir. | Zina yapan eşin mağdur eş adına kayıtlı araçtan isteyeceği katılma alacağı azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. |
Boşanma Davasının Açıldığı Tarih Neden Önemlidir?
Boşanmaya karar verilmesi hâlinde edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma kararının kesinleştiği tarihte değil dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Bu nedenle boşanma davasından sonra alınan mallar kural olarak sona ermiş mal rejiminin edinilmiş mal hesabına girmez.
Buna karşılık dava tarihinden önce edinilmiş bir mala ilişkin kredi taksitlerinin dava tarihinden sonra ödenmesi, eşler arasındaki borç ve denkleştirme hesabını etkileyebilir. Taşınmazın dava tarihindeki hukuki durumu ile tasfiye tarihindeki sürüm değeri ayrı ayrı önem taşıyabilir.
Malın Satılması veya Başkasının Üzerine Geçirilmesi Paylaşımı Engeller mi?
Bir eşin boşanma öncesinde malları satması, bağışlaması veya yakınlarının üzerine geçirmesi her zaman mal rejimi hesabından çıkacağı anlamına gelmez.
Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası alınmadan yapılan olağan dışı karşılıksız kazandırmalar ile diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirler, Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesi kapsamında hesaba değer olarak eklenebilir.
Eşin malvarlığını kaçırma ihtimali bulunuyorsa aile mahkemesinden ihtiyati tedbir veya Türk Medeni Kanunu’nun 199. maddesi kapsamında tasarruf yetkisinin sınırlandırılması istenebilir. Aile konutu bakımından ayrıca aile konutu şerhi gündeme gelir.
Taşınmazı baştan eş, kardeş, anne, baba veya başka bir üçüncü kişi adına almak ise son derece risklidir. Tapuda malik görünen üçüncü kişi hukuken güçlü bir konuma gelir. Parayı eşlerin ödemiş olması, tapunun kendiliğinden eşlere ait olmasını sağlamaz; inançlı işlem, nam-ı müstear, bağış veya alacak iddiaları bakımından ayrıca dava ve güçlü deliller gerekebilir.
Satın Alma Aşamasında Hangi Belgeler Saklanmalıdır?
Tapunun hangi eş adına olduğu kadar ödemenin kaynağının ispatlanması da önemlidir. Peşinatın hangi hesaptan çıktığı, kredi taksitlerini kimin ödediği, miras veya bağış parasının kullanılıp kullanılmadığı ve eşlerden birinin diğerine yaptığı para aktarımlarının amacı belgelenmelidir.
Banka dekontlarının açıklama bölümleri boş bırakılmamalı; “konut peşinatı”, “kredi taksiti”, “ortak konut bedeli” veya “borç” gibi ödemenin gerçek niteliğini gösteren ifadeler kullanılmalıdır. Miras parasıyla yapılan ödemelerde veraset belgeleri ve hesap hareketleri arasında bağlantı kurulabilmelidir.
Malın ortak alınmasına rağmen tapunun tek eş üzerine yapılması kararlaştırılıyorsa diğer eşin katkısının bağış mı, borç mu, yoksa ileride alacak doğuracak bir ödeme mi olduğu mümkünse yazılı olarak belirlenmelidir.

İçtihatlar
Anayasa Mahkemesi E.2023/125, K.2023/132, 26/7/2023
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Anadolu 3. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Katılma alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 236. maddesi şöyledir:
“Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.
Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
3. 4721 sayılı Kanun’un 219. maddesinin birinci fıkrasında edinilmiş malın her eşin edinilmiş mallara katılma rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olduğu ifade edilmiş, ikinci fıkrasında ise özellikle hangi mal varlığı değerlerinin bir eşin edinilmiş malları olarak kabul edileceği düzenlenmiştir.
4. Anılan Kanun’un 231. maddesinin birinci fıkrasında artık değerin eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olduğu ifade edilmiş; ikinci fıkrasında ise değer eksilmesinin gözönüne alınmayacağı belirtilmiştir.
5. Kanun’un 236. maddesinin birinci fıkrasında ise her eş veya mirasçılarının, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olacakları ve alacakların takas edileceği öngörülmüştür.
6. İtiraz konusu kuralda, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkimin kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebileceği hükme bağlanmıştır.
7. Kuralın kusurlu olan eşin katılma alacaklısı olduğu durumda uygulanmak üzere öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna göre kural uyarınca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde katılma alacaklısı kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması veya kaldırılması mümkündür. Bakılmakta olan davada ise kusurlu eş katılma alacaklısı konumunda değildir. Bu itibarla kuralın bakılan davada uygulanma imkânının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
8. Açıklanan nedenle bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan kurala yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
III. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin ikinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 26/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.