Tayin nedeniyle şehir değiştiren eşlerde boşanma süreci, aynı şehirde yaşayan çiftlere göre daha fazla usul sorunu çıkarabiliyor. Eşlerden biri Samsun’a gelmiş, diğeri başka ilde kalmış olabilir; dava tayinden önce başka şehirde açılmış olabilir veya evlilik boyunca farklı illerde yaşandığı için tanıkların hiçbiri Samsun’da bulunmayabilir. Bu durumda ilk mesele boşanmanın sebebinden önce, davanın hangi mahkemede görüleceğinin doğru belirlenmesidir.
Tayinle Samsun’a gelmiş olmak boşanma davasının mutlaka Samsun’da açılacağı anlamına gelmediği gibi, “Samsun’a yeni geldim, dava açmak için altı ay beklemem gerekiyor” düşüncesi de doğru değildir. Boşanma davalarındaki yetki, Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesindeki özel kurala ve yerleşim yeri kavramına göre belirlenir.
Samsun’a Tayinle Gelen Kişi Boşanma Davasını Samsun’da Açabilir mi?
Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesine göre boşanma veya ayrılık davası, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Dolayısıyla tayin nedeniyle Samsun’a gelip burayı yerleşim yeri hâline getiren eş, şartları varsa boşanma davasını Samsun’da açabilir.
Burada önemli olan yalnız “Samsun’a tayin edildim” şeklindeki atama işlemi değildir. TMK m.19’a göre yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Tayinle Samsun’a gelip burada ev tutan, görevine başlayan ve hayatını burada sürdürmeye başlayan kişinin Samsun’u yerleşim yeri edinmiş olduğunun kabulü mümkündür. Buna karşılık birkaç aylık geçici görevlendirme, geçici konaklama veya baştan itibaren kısa süre sonra başka yere dönme düşüncesi varsa yerleşim yeri ayrıca tartışılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarihli, 2007/2-331 E., 2007/332 K. sayılı kararında da yerleşim yeri belirlenirken yalnız resmî kayda bakılmamıştır. Ortak konuttan ayrılarak babasının evine giden kadının burada sürekli kalma niyetiyle yaşadığı kabul edilmiş ve baba evinin bulunduğu yerde boşanma davası açabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Hukuk Genel Kurulu, kişinin fiilen nerede yaşadığı ve hayatını nerede devam ettirme niyetinde olduğuna önem vermiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2006/7778 E., 2006/14768 K. sayılı kararında ise yerleşim yerinin her türlü delille ispatlanabileceği açıkça belirtilmiştir. Davacı kadının çocuklarıyla birlikte Denizli’ye gitmesi ve çocukların burada okula devam etmesi, Denizli’nin yerleşim yeri olduğunun kabulünde dikkate alınmıştır. Aynı Dairenin 2006/11058 E., 2006/17583 K. sayılı kararında da emeklilikten sonra Edremit’te ev alıp burada yaşamaya başlayan kişinin sürekli kalma niyeti bulunduğu kabul edilmiştir.
Samsun iline tayin edilmiş olmakla birlikte kişi Samsun merkezde değil Bafra, Çarşamba, Terme veya başka bir ilçede yerleşmişse de ayrıca hangi adli yargı çevresinin yetkili olduğu belirlenmelidir. “Samsun’a tayin oldum” ifadesi her durumda Samsun merkezdeki Aile Mahkemelerinde dava açılacağı anlamına gelmez. Samsun merkezde hâlen müstakil aile mahkemeleri faaliyet göstermektedir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise aile hukukundan doğan dava ve işlere Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.
Samsun’a Yeni Tayin Oldum, Boşanma Davası Açmak İçin Altı Ay Beklemem Gerekir mi?
Altı ay beklemek gerekmez. TMK m.168’de yer alan altı aylık süre, kişinin yeni yerleşim yerinde altı ay yaşaması gerektiği anlamına gelmez.
Kanunda iki ayrı yetki seçeneği vardır. Birincisi eşlerden birinin yerleşim yeri, ikincisi ise eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Bunlar birbirinin şartı değil, alternatif yetki sebepleridir.
Örneğin eşler yıllarca Ankara’da birlikte yaşarken kadın Samsun’a tayin edilmiş ve evlilik fiilen sona erdikten sonra Samsun’a yerleşmiş olsun. Kadının Samsun’da altı ay geçirmesi şart değildir. Samsun artık onun TMK m.19 anlamında yerleşim yeri olmuşsa TMK m.168’in ilk seçeneğine dayanarak dava Samsun’da açılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2007/2-331 E., 2007/332 K. sayılı kararında da ortak yerleşim yerinden ayrıldıktan sonra başka bir yere yerleşen eşin, yeni yerleşim yerinde boşanma davası açabilmesi kabul edilmiştir. Kararda yeni yerleşim yerinde ayrıca altı aylık bir bekleme şartı aranmamıştır.
Dolayısıyla “Samsun’a geçen ay tayin oldum, boşanmak için beş ay daha beklemem gerekiyor” şeklinde bir kural bulunmamaktadır. Asıl tartışma, Samsun’un kişinin gerçek yerleşim yeri hâline gelip gelmediğidir.
Eşim “Samsun Senin Gerçek Yerleşim Yerin Değil” Derse Ne Olur?
Tayin sonrasında çok kısa süre içinde açılan davalarda bu itirazla karşılaşılması mümkündür. Özellikle eşlerden biri başka şehirde yaşıyorsa, Samsun’a gelişin yalnız dava açmak amacıyla yapılmış geçici bir adres değişikliği olduğu ileri sürülebilir.
Böyle bir uyuşmazlıkta yerleşim yeri yalnız adres kayıt sistemindeki tek bir kayıttan hareketle değerlendirilmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2006/7778 E., 2006/14768 K. sayılı kararında yerleşim yerinin her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir. Fiilî oturma, görev yeri, evin kiralanması veya satın alınması, çocukların okulu ve kişinin yaşam düzeni gibi olgular yerleşme niyetinin belirlenmesinde önem taşıyabilir.
Bu nedenle memurun Samsun’a atandığını gösteren tayin yazısı önemli olmakla birlikte, uyuşmazlık çıktığında tek başına her zaman yeterli kabul edilmek zorunda değildir. Özellikle dava tarihindeki fiilî yaşam düzeni önemlidir.
Boşanma Davası Başka Şehirde Açıldıktan Sonra Samsun’a Tayin Olursam Dosya Samsun’a Gelir mi?
Davanın görülmeye başlamasından sonra taraflardan birinin tayin olması dosyanın kendiliğinden yeni görev yerine gönderilmesine yol açmaz.
Örneğin boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri olan Ankara’da usulüne uygun biçimde açılmış, daha sonra davacı Samsun’a tayin edilmişse dava Ankara’da görülmeye devam eder. Yetki, esas itibarıyla davanın açıldığı tarihteki duruma göre belirlenir; sonraki adres veya görev yeri değişikliği, kurulmuş olan mahkeme yetkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. HMK’nın genel yetki sistemi de yerleşim yerini dava tarihi itibarıyla esas almaktadır.
Bunun yanında boşanma davalarında yetki kesin yetki değildir. Bu ayrım oldukça önemlidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/2-1085 E., 2021/164 K. sayılı kararında TMK m.168’deki yetkinin kamu düzenine ilişkin kesin yetki olmadığını açıkça kabul etmiştir. Bu nedenle dava aslında yetkisiz bir yerde açılmış olsa bile davalı süresinde ve usulüne uygun yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme davaya bakmaya devam eder.
Dolayısıyla boşanma davası İstanbul’da devam ederken taraflardan birinin Samsun’a tayin olması üzerine “Artık ben Samsun’dayım, dosyayı Samsun’a gönderin” şeklinde bir talep tek başına dosyanın nakledilmesini sağlamaz.
İki Eş de İsterse Devam Eden Boşanma Davası Samsun’a Gönderilebilir mi?
Davanın görüldüğü mahkeme yetkili hâle gelmişse, tarafların sonradan anlaşarak dosyanın başka bir şehre gönderilmesini istemeleri olağan bir dosya nakil yolu değildir.
Özellikle yetkinin kesin olmadığı boşanma davalarında davalı, usulüne uygun itiraz etmezse HMK m.19/4 gereğince davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir. Bundan sonra eşlerin “ikimiz de artık Samsun’dayız, dosya da Samsun’a gelsin” demeleri mahkemeyi değiştirmez.
Bu durum, tarafların anlaşmalı boşanmaya geçmesine engel değildir. Taraflar davanın esasına ilişkin olarak anlaşabilir, protokol düzenleyebilir ve mevcut mahkemede anlaşmalı boşanma koşulları çerçevesinde davayı sonuçlandırabilirler. Ancak sırf yeni görev yerinin daha uygun olması nedeniyle devam eden dosyanın başka bir aile mahkemesine aktarılması ayrı bir kurum değildir.
Samsun’da Açılan Boşanma Davasında Yetki İtirazı Nasıl Yapılır?
Boşanma davalarında yetki kesin olmadığından, yetkisizlik itirazının ilk itiraz olarak cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Davalı, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren cevap süresi içinde yetki itirazını yapmalıdır. HMK m.127 uyarınca kural olarak cevap süresi iki haftadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/2-1085 E., 2021/164 K. sayılı kararı bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Kurul, cevap dilekçesinde yetki itirazı ileri sürülmemişse, cevap verme süresi henüz dolmamış olsa dahi sonradan ek bir dilekçeyle yetki itirazında bulunulamayacağını kabul etmiştir. İlk itirazların cevap dilekçesinde birlikte ileri sürülmesi gerekir.
Yetki itirazında yalnızca “Samsun mahkemeleri yetkisizdir” demek de yeterli değildir. Davalı, hangi mahkemenin yetkili olduğunu da göstermelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2018 tarihli, 2017/2-2722 E., 2018/1359 K. sayılı kararında, yetki itirazında bulunmasına rağmen yetkili mahkemeyi göstermeyen tarafın usulüne uygun bir yetki itirazı yapmış sayılamayacağı kabul edilmiştir.
Örneğin davalı “Davacı Samsun’a yalnız dava açmak için gelmiştir, gerçek yerleşim yeri Samsun değildir; tarafların son altı ay birlikte yaşadıkları ve benim de yerleşim yerim olan Ankara Aile Mahkemeleri yetkilidir” şeklinde itirazda bulunuyorsa, mahkeme tarafların yerleşim yerine ilişkin delillerini değerlendirerek bu itiraz hakkında karar verir.
Yetki İtirazı Yapılmazsa Samsun Mahkemesi Davayı Görmeye Devam Eder mi?
Boşanma davasının aslında TMK m.168’e göre başka bir yerde açılması gerektiği düşünülse bile, davalı süresinde ve usulüne uygun bir yetki itirazı ileri sürmemişse mahkeme kendiliğinden “Ben aslında yetkisizim” diyerek davayı başka şehre gönderemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/2-1085 E., 2021/164 K. sayılı kararında bunu açık biçimde belirtmiş ve boşanma davalarında yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığını, süresinde itiraz edilmediğinde davanın açıldığı mahkemenin yetkili hâle geldiğini kabul etmiştir.
Bu nedenle yetki konusu boşanma dosyalarında daha ilk cevap dilekçesinde değerlendirilmelidir. Aylar sonra tahkikat devam ederken “Ben aslında Samsun’da yargılanmak istemiyordum” şeklinde yapılacak itiraz sonuç doğurmaz.
Tanıklarımın Hiçbiri Samsun’da Değilse Boşanma Davasında Nasıl Dinlenir?
Tayinle farklı şehirlere dağılan çiftlerde tanıkların da farklı illerde bulunması çok olağandır. Boşanma davasının Samsun’da görülüyor olması, Ankara, İzmir, Erzurum veya başka şehirlerde yaşayan bütün tanıkların mutlaka Samsun’a getirilmesi gerektiği anlamına gelmez.
HMK m.259’a göre kural, tanığın davaya bakan mahkemede dinlenmesidir. Bununla birlikte mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan tanığın, bulunduğu yerdeki mahkeme tarafından istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilir. Bu durumda Samsun’daki Aile Mahkemesi, örneğin Antalya’da yaşayan tanığın Antalya’daki ilgili mahkemede dinlenmesi için talimat gönderebilir. Tanığın hangi konularda dinleneceğini esas davaya bakan hâkim belirler.
Bu yüzden tanık listesi hazırlanırken tanığın güncel ve doğru adresinin bildirilmesi önemlidir. Tanığın başka şehirde bulunduğu belirtilerek gerektiğinde istinabe yoluyla dinlenmesi talep edilebilir.
Burada “tanık başka şehirdeyse mutlaka orada dinlenir” şeklinde bir zorunluluk da yoktur. HMK m.259’un ifadesi mahkemeye karar verme yetkisi tanımaktadır. Davanın niteliğine ve tanığın anlatacağı olayların önemine göre mahkeme, tanığın doğrudan kendisi tarafından dinlenmesini de isteyebilir.
Başka Şehirdeki Tanık İnternetten veya Görüntülü Olarak Dinlenebilir mi?
HMK m.149/2’ye göre mahkeme, kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine tanığın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulunduğu yerden dinlenmesine karar verebilir. Bu nedenle başka şehirdeki tanığın uygun teknik imkânlar bulunması hâlinde görüntülü sistem üzerinden dinlenmesi mümkündür.
Ancak bu, tanığın kendi cep telefonundan WhatsApp veya benzeri bir uygulamayla duruşmaya bağlanması anlamına gelmez. Dinleme mahkemenin kararıyla ve yargı sisteminin kabul ettiği teknik usulle gerçekleştirilir. Mahkeme görüntülü dinleme yerine genelde HMK m.259 uyarınca istinabe yoluyla tanığın bulunduğu yerdeki mahkemede fiziken dinlenmesine karar verir ve talimat yazar.
Bu nedenle tanık başka şehirdeyse dilekçede hem bulunduğu adresin açıkça bildirilmesi hem de uygun görülürse görüntülü dinleme veya istinabe talebinde bulunulması mümkündür.
Yurt Dışında Yaşayan Tanık Boşanma Davasında Nasıl Dinlenir?
Tanığın Almanya, Fransa, Hollanda veya başka bir ülkede bulunması, onun boşanma davasında hiç dinlenemeyeceği anlamına gelmez. Mahkeme, uygulanacak uluslararası adli yardımlaşma usulüne göre yabancı ülkedeki makamlar aracılığıyla tanığın dinlenmesi için yurt dışı istinabe yoluna başvurabilir.
Bu yöntem Türkiye içindeki istinabeden daha uzun ve masraflıdır. Evrakların tercümesi, yabancı ülkeye gönderilmesi, ilgili ülkenin istediği istinabe giderleri ve yazışma süreleri davayı uzatabilir. Ücretler ve uygulanacak usul ülkeye göre değiştiğinden, tanığın bulunduğu ülke bakımından güncel Adalet Bakanlığı uygulamasının ayrıca kontrol edilmesi gerekir.
Özellikle tayin nedeniyle Almanya veya başka bir ülkede görev yapmış çiftlerin boşanmalarında, olayları bilen birkaç tanığın tamamının yurt dışında olması hâlinde delil maliyeti ciddi biçimde artabilir. Bu nedenle hangi tanığın hangi vakıayı gerçekten bildiğinin baştan belirlenmesi önemlidir. Yurt dışı istinabe ve tebligat işlemleri için ayrıca hazırlanan ayrıntılı rehberden de yararlanılabilir.
Eşlerden Birinin Başka Şehre Tayin Olması Boşanma Sebebi midir?
Eşlerden birinin Samsun’a veya başka bir şehre tayin edilmesi tek başına boşanma sebebi değildir. Tayin, görevden kaynaklanan bir yer değişikliğidir. Boşanma bakımından önemli olan, tayinden sonra eşlerin ortak hayatı devam ettirmek için nasıl davrandıklarıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi eşlerin birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda olduklarını düzenler. Bunun hemen ardından gelen 186. madde ise oturulacak konutun eşler tarafından birlikte seçileceğini belirtir. Dolayısıyla kanunda “memur olan eş nereye tayin edilirse aile konutunu tek başına o belirler, diğer eş de mutlaka peşinden gider” şeklinde bir kural yoktur. Birlikte yaşama yükümlülüğü vardır; fakat ortak hayatın nerede ve ne şekilde sürdürüleceği eşlerin ortak kararıyla belirlenmelidir.
Bu nedenle tayin uyuşmazlıklarında yalnız “kim gitti, kim gitmedi?” sorusuna bakılması yeterli değildir. Tayin zorunlu mu yoksa isteğe bağlı mıydı, diğer eşin bulunduğu şehre gelmesine engel olan haklı bir sebep var mıydı, taraflar eş durumu tayini için gerekli girişimlerde bulundu mu, tayin olunan yerde bağımsız bir aile hayatı kurulabilecek konut sağlandı mı ve eşlerden biri ortak hayatı kurmaktan sürekli biçimde kaçınıyor mu gibi hususlar birlikte değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da evlilik birliğini bir hayat ortaklığı olarak değerlendirmekte; birlikte yaşama ve konutun seçimi dâhil evlilikten kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin eşler bakımından karşılıklı olduğunu belirtmektedir.
Eşim Samsun’a Tayin Oldu, Onun Yanına Gitmek Zorunda mıyım?
Eşinizin Samsun’a tayin olması, sizin de her durumda işinizi bırakıp Samsun’a taşınmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Evlilik devam ettiği sürece eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğü vardır; ancak bu yükümlülük, “eşlerden hangisi tayin olursa diğeri onun peşinden gitmek zorundadır” şeklinde uygulanmaz. Sizin başka şehirde devam eden bir işiniz, sağlık sorununuz, çocukların eğitimine ilişkin önemli bir durumunuz bulunabilir. Bunun yanında Samsun’a tayin olan eş ortak hayatın kurulabileceği bağımsız ve uygun bir konut hazırlamamış veya sizi kendi anne ve babasıyla yaşamaya zorluyor da olabilir. Bütün bunlar değerlendirilmeden yalnız tayine bakılarak kusur belirlenemez.
Nitekim Yargıtay, birlikte yaşama yükümlülüğünü değerlendirirken bağımsız konut meselesine özel önem vermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/2-1159 E., 2013/471 K. sayılı kararında kadın bağımsız bir konutta yaşamak istemesine rağmen kocanın ayrı konut sağlamadığı ve eşini kendi ailesiyle birlikte oturmaya zorladığı tespit edilmiş; bu davranış kocaya kusur olarak yüklenmiştir. Hukuk Genel Kurulu, ortak hayatın devamının yalnız “gel benim bulunduğum yerde yaşa” demekle sağlanmış olmayacağını kabul etmiştir.
Aynı yaklaşım Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/17301 E., 2016/9029 K., 10.05.2016 tarihli kararında da görülmektedir. Bu dosyada erkeğin eşinin bağımsız konut talebine duyarsız kaldığı belirlenmiş ve kadının boşanma davasının reddedilmesi doğru bulunmamıştır. Yargıtay’a göre eşin bağımsız konut talebini karşılamamak, boşanma bakımından kusur oluşturabilecek bir davranıştır.
Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/19433 E., 2016/12171 K., 23.06.2016 tarihli kararında erkeğin bağımsız konut sağlamaması yanında annesinin evliliğe ve eşlerin mahremiyetine müdahalelerine sessiz kalması da kusur olarak değerlendirilmiştir. Daha yakın tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9975 E., 2023/487 K., 08.02.2023 tarihli kararında da eşini annesiyle birlikte yaşamaya zorlayan eşin kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Bu kararlar tayinli eşler bakımından önemlidir. Örneğin eşiniz Samsun’a tayin olmuş ancak Samsun’da ayrı bir ev tutmamış, “önce annemlerde kalırız, sonra bakarız” diyerek bu durumu aylarca sürdürmüşse, sizin onun ailesiyle birlikte yaşamayı kabul etmemeniz tek başına “eşinin yanına gitmedi, kusurludur” şeklinde değerlendirilemez. Tam tersine, Yargıtay kararlarında bağımsız ortak yaşamı kurmayan ve eşini kendi ailesiyle yaşamaya zorlayan tarafın kusurlu kabul edildiği çok sayıda örnek vardır.
Bunun diğer tarafı da vardır. Samsun’a tayin olan eş uygun bir konut hazırlamış, ortak hayatı devam ettirmek istediğini açıkça ortaya koymuş ve eşinin yanına gelebilmesi için makul şekilde çaba göstermiş olabilir. Diğer eşin de taşınmamasını haklı gösterecek iş, sağlık, çocukların durumu, güvenlik veya benzeri ciddi bir nedeni bulunmayabilir. Böyle bir olayda yıllarca hiçbir makul sebep göstermeden ortak hayatı kurmayı reddetmek, TMK m.166 kapsamında yapılacak kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Burada kusurun nedeni doğrudan “Samsun’a gitmemek” değil, haklı bir sebep olmadığı hâlde evlilik birliğinin gerektirdiği ortak yaşamı sürekli olarak reddetmektir.
Bununla birlikte ayrı şehirlerde yaşamak her durumda TMK m.164 anlamında terk sayılmaz. Terk nedeniyle boşanmada yalnız fiilen ayrı yaşamak yeterli değildir; eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk etmesi veya haklı bir neden bulunmadığı hâlde ortak konuta dönmemesi gerekir. Ayrıca kanunda öngörülen en az altı aylık ayrılık ve usulüne uygun eve dönüş ihtarı gibi özel şartların da gerçekleşmesi gerekir.
Terk konusunda Yargıtay uygulamasını inceleyen akademik çalışmalarda da, eşlerden birinin başka şehirde iş bulması nedeniyle taşınmak zorunda kalmasının kendiliğinden terk oluşturmadığı; aynı şekilde ortak konutun bulunduğu yerde çalışan diğer eşin sırf tayin istememesi veya hemen taşınmaması nedeniyle otomatik olarak terk eden eş sayılamayacağı belirtilmektedir. Burada iş nedeniyle geçici veya zorunlu ayrılık ile evlilik yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla ayrı yaşam birbirinden ayrılmaktadır.
Nitekim TMK m.164’e ilişkin Yargıtay kararlarında da terk sebebiyle boşanmanın oldukça sıkı şartlara bağlandığı görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.10.2016 tarihli, 2016/1607 E., 2016/13333 K. sayılı kararında kanundaki süreler tamamlanmadan yapılan ihtarın terk davasına dayanak oluşturamayacağı kabul edilmiştir. Yine Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında eve dönüş ihtarının gerçek ve samimi olması aranmakta; yalnız fiilî ayrılığın varlığı terk nedeniyle boşanma için yeterli görülmemektedir.
Bu nedenle eşiniz Samsun’a tayin olduğunda yapılacak değerlendirme yalnız “Gittiniz mı, gitmediniz mi?” sorusuna indirgenemez. Samsun’a tayin olan eş bağımsız bir aile konutu hazırlamış mı, eşini gerçekten yanına çağırmış mı, tayin zorunlu mu yoksa kendi tercihi mi, diğer eşin bulunduğu şehirde devam eden işi veya haklı başka bir nedeni var mı, çocukların düzeni nasıl etkilenecek ve taraflar ortak hayatı sürdürebilmek için gerçekte ne yapmışlar; mahkemenin bakacağı esas meseleler bunlardır.
Dolayısıyla eşinizin Samsun’a tayin olması sizin otomatik olarak kusurlu hâle gelmemeniz gibi, başka şehirde bir işinizin bulunması da size süresiz biçimde ortak yaşamı reddetme hakkı vermez. Yargıtay’ın yaklaşımında belirleyici olan, taraflardan hangisinin evlilik birliğini sürdürebilmek için makul ve samimi davranıp hangisinin ortak hayatın kurulmasını haklı bir neden olmadan engellediğidir.
Tayin Olunan Şehirde Bağımsız Ev Tutulmazsa Bu Boşanma Sebebi Olabilir mi?
Tayin uyuşmazlıklarında asıl sorun bazen şehrin kendisinden değil, eşlerden birinin diğerini kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlamasından çıkmaktadır. Bu konuda Yargıtay’ın oldukça yerleşmiş kararları vardır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/2-725 E., 2016/280 K. sayılı kararında kadın bağımsız bir konutta yaşamak istemiş, erkek ise bu talebi karşılamak için yeterli çabayı göstermeyerek eşini kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlamıştır. Hukuk Genel Kurulu, asgari yaşam olanaklarına sahip bağımsız bir konut isteğinin karşılanmamasını evlilik birliğini temelinden sarsabilecek bir davranış olarak değerlendirmiş ve boşanma davasının kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Aynı yaklaşım HGK 2017/2-1905 E., 2017/1220 K., 25.10.2017 tarihli kararda da görülmektedir. Bu dosyada bağımsız konut açılmamasının yanında erkeğin annesinin evliliğe yönelik olumsuz söz ve davranışları bulunmuş, erkek bunlara kayıtsız kalmış ve kadın sonunda baba evine bırakılmıştır. Hukuk Genel Kurulu, bağımsız konut sağlamaktan kaçınma, aile müdahalesine kayıtsız kalma ve birlikte yaşamaktan kaçınma davranışlarını boşanma bakımından kusur olarak değerlendirmiştir.
Daha yakın tarihli HGK 2017/2-1886 E., 2021/510 K., 20.04.2021 sayılı kararda ise kadın evlendikten sonra eşinin beş kardeşiyle aynı evde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Tarafları barıştırmak için yapılan görüşmede kadın bağımsız konut istemiş, erkek bunu kabul etmemiştir. Hukuk Genel Kurulu bağımsız konut sağlamama davranışını erkeğin kusurları arasında değerlendirmiş ve bunun kadına yüklenen davranıştan daha ağır olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir. Bu kararların somut olaylarında bağımsız konutu sağlamayan taraf erkek olduğu için karar metinleri “erkeğin bağımsız konut temin etmemesi” şeklinde kurulmuştur. Ancak yürürlükteki TMK m.186 bakımından aile konutunu seçmek yalnız erkeğe yüklenmiş bir görev değildir. Eşler oturacakları konutu birlikte seçer ve aile giderlerine güçleri oranında katılırlar. Bu nedenle günümüzde bağımsız aile hayatının kurulmasına ilişkin yükümlülüğü yalnız erkek eş üzerinden anlatmak doğru değildir.
“Önce Annemlerde Kalalım, Sonra Ev Tutarız” Denirse Ne Olur?
Tayin nedeniyle yeni bir şehre gelindiğinde birkaç hafta veya makul bir geçiş dönemi boyunca akraba yanında kalınması ile eşlerden birinin diğerini belirsiz süreyle kendi ailesiyle yaşamaya mecbur bırakması aynı şey değildir. İlk durumda taşınma, ev arama veya ekonomik şartlardan kaynaklanan geçici bir durum bulunabilir. İkinci durumda ise özellikle diğer eş bağımsız konut istediği hâlde bu talep sürekli erteleniyorsa Yargıtay’ın bağımsız konuta ilişkin içtihatları önem kazanır.
Örneğin eş Samsun’a birkaç ay önce tayin olmuş, “ev bulana kadar ailemde kalalım” demiş ve gerçekten konut aramaya devam etmişse yalnız bu kısa dönemden hareketle boşanma kusuru çıkarmak güçtür. Buna karşılık aylar veya yıllar geçmesine rağmen bağımsız konut kurmaya yanaşmıyor, diğer eşi annesi, babası veya kardeşleriyle birlikte yaşamaya zorluyor ve aile üyelerinin evliliğe müdahalelerine de engel olmuyorsa durum değişir.
HGK 2017/2-1568 E., 2017/1084 K., 07.06.2017 sayılı kararında da bağımsız konut sağlamama davranışına kusur değerlendirmesinde ciddi ağırlık verilmiştir. Yargıtay’ın farklı kararlarının ortak yönü, eşin ailesinin varlığından ziyade, eşlerden birinin kendi evlilik birliğini bağımsız biçimde sürdürebilme talebinin karşılanıp karşılanmadığıdır.
Dolayısıyla “kayınvalideyle aynı evde yaşamak her durumda boşanma sebebidir” şeklinde bir kural olmadığı gibi, “ekonomik durumumuz böyle, eşim sonsuza kadar ailemle oturmak zorunda” şeklinde bir yaklaşım da Yargıtay içtihatlarıyla bağdaşmaz.
Samsun’a Geldiğimizde Kiralanacak Evi Kim Seçecek?
Evi memur olan eşin tek başına seçmesi gerekmez. TMK m.186 son derece açıktır: Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Bu nedenle “Ben tayin oldum, evi de ben tuttum; eşim burada oturmak zorunda” şeklinde mutlak bir yetki bulunmamaktadır.
Eşlerden biri diğerinden önce Samsun’a gelip ev tutmuş olabilir. Diğer eş geldiğinde evin çocukların okuluna çok uzak, sağlık bakımından uygun olmayan, aşırı küçük veya ekonomik olarak aile bütçesinin üzerinde olduğunu ileri sürebilir. Böyle bir uyuşmazlıkta hangi tarafın söylediğinin otomatik olarak geçerli olacağına ilişkin bir üstünlük yoktur.
Anlaşmazlık çözülemiyorsa TMK m.195 gereğince eşlerden biri hâkimin evlilik birliğine müdahalesini isteyebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.10.2007 tarihli, 2006/19596 E., 2007/14207 K. sayılı kararında eşlerin ortak konut konusunda uyuşmazlığa düşmeleri hâlinde, TMK m.186 ve m.195 uyarınca ortak konuta ilişkin uyuşmazlığın aile mahkemesi tarafından çözülebileceği açıkça kabul edilmiştir.
Bu dava bir boşanma davası değildir. Evlilik devam ederken taraflar önemli bir konuda anlaşamıyorsa hâkim önce eşleri yükümlülükleri konusunda uyarabilir, uzlaştırmaya çalışabilir ve kanunda öngörülen gerekli önlemleri alabilir.
Bu nedenle tayin sonrasında “evi beğenmedim” uyuşmazlığının her durumda doğrudan boşanmaya dönüşmesi gerekmez. Özellikle evlilik sürdürülmek isteniyorsa ortak konut konusunda aile mahkemesinin müdahalesi ayrıca mümkündür.
Eşim Kendi Ailesinin Yaşadığı Şehre Tayin Aldırdı, Ben de Gitmek Zorunda mıyım?
Eşinizin kendi anne ve babasının yaşadığı Samsun’a tayin istemesi, tek başına boşanmada kusurlu olduğu anlamına gelmez. Bir memur ailesine yakın olmak, ekonomik şartlarını kolaylaştırmak veya başka kişisel sebeplerle görev yeri tercihinde bulunabilir. Boşanma bakımından asıl mesele, eşin neden Samsun’u tercih ettiğinden çok, tayinden sonra evlilik birliğini nasıl sürdürmeye çalıştığıdır.
Örneğin eşiniz Samsun’a tayin olduktan sonra bağımsız bir ev tutmuş, sizin de gelebilmeniz için uygun bir yaşam düzeni oluşturmuş ve ortak hayatı devam ettirmek istediğini göstermişse, yalnızca “kendi ailesinin yaşadığı şehre tayin oldu” denilerek kendisine kusur yüklenmesi mümkün değildir. Buna karşılık Samsun’a tayin olduktan sonra ayrı bir aile konutu kurmayıp “annemlerle yaşayacağız, başka ev tutmayacağım” şeklinde davranıyorsa mesele değişir. Yargıtay’ın bu konuda oldukça açık kararları bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/2-1159 E., 2013/471 K. sayılı kararında kadın bağımsız bir konutta yaşamak istemiş, koca ise bağımsız konut sağlamaya yanaşmayarak eşini kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlamıştır. Hukuk Genel Kurulu, bu davranışı kocaya kusur olarak yüklemiş ve kadının boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla eşin “benim ailem burada, sen de gelip bizimle yaşayacaksın” biçimindeki yaklaşımı, diğer eşin bağımsız konut talebini ortadan kaldırmaz.
Aynı yaklaşım Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2-1905 E., 2017/1220 K. sayılı kararında da devam etmiştir. Bu dosyada da eşine asgari yaşam koşullarına sahip bağımsız bir konut sağlamak için yeterli çabayı göstermeyen ve onu kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlayan eş kusurlu bulunmuştur. Kararda ekonomik şartların kötü olması veya tarafların evlenirken bu şartları biliyor olması dahi bağımsız konut talebinin tümüyle göz ardı edilmesi için yeterli görülmemiştir.
Daha yakın tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/9975 E., 2023/487 K., 08.02.2023 tarihli kararında da aynı sorun ele alınmıştır. Taraflar arasında bağımsız konut açılmaması ve kadının erkeğin annesiyle birlikte yaşamaya zorlanması uyuşmazlığın önemli kusur vakıalarından biri olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay bu davranışı boşanma bakımından kusurlu kabul etmiştir.
Bu nedenle eşinizin Samsun’da kendi ailesine yakın yaşamak istemesiyle, sizi kendi ailesiyle aynı evde yaşamaya zorlaması birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin eşiniz Atakum’da kendi anne ve babasına yakın bir mahallede bağımsız bir ev tutmuşsa, sırf ailesine yakın oturmayı tercih etmiş olması tek başına sorun oluşturmaz. Fakat tayinini ailesinin yanına aldırıp ardından bağımsız konut kurmayı reddediyor ve evlilik düzenini anne-babasının evinde sürdürmekte ısrar ediyorsa Yargıtay’ın yukarıdaki kararları doğrudan önem kazanır.
Burada Türk Medeni Kanunu’nun 186. maddesi de gözden kaçırılmamalıdır. Kanuna göre eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Bu nedenle aile konutunun nerede ve hangi şartlarda kurulacağı yalnız tayin olan eşin tek taraflı karar vereceği bir konu değildir. Memurun hizmet nedeniyle belli bir şehirde çalışmak zorunda olması elbette fiilî şartları etkiler; ancak bu durum diğer eşe “benim görev yerim burası, ailem de burada, dolayısıyla benim ailemle yaşamak zorundasın” deme hakkı vermez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2002/409 E., 2002/975 K. sayılı kararında da eşe bağımsız konut sağlanmaması boşanmada kusurlu davranışlar arasında değerlendirilmiştir. Aynı doğrultuda Dairenin 2014/24749 E., 2015/14561 K. sayılı kararında, eşin kendi ailesiyle birlikte yaşama düzeninin diğer eşin rızası dışında sürdürülmesi ve bağımsız aile yaşamının kurulmaması kusur değerlendirmesine konu edilmiştir.
Dolayısıyla eşinizin kendi ailesinin bulunduğu Samsun’a tayin olması karşısında cevap doğrudan “gitmek zorundasınız” değildir. Eşiniz Samsun’da gerçekten bağımsız bir aile hayatı kurmuşsa, sizin de oraya gitmemenizi haklı kılan nedenler ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık eşinizin tayin tercihi fiilen “ben kendi ailemin yanında yaşayacağım, sen de buna uyacaksın” sonucuna dönüşmüşse ve bağımsız konut talebiniz sürekli reddediliyorsa, Samsun’a gitmemeniz tek başına kusur sayılmayabilir.
Yargıtay kararlarının ortaya koyduğu temel ayrım budur: Eşin ailesine yakın yaşamak istemesi kusur değildir; diğer eşi rızası dışında kendi ailesiyle yaşamaya mecbur bırakmak ve bağımsız ortak konut kurmamak ise boşanmada kusur oluşturabilir.
Eşim Benim Yanıma Eş Durumu Tayini İstemiyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?
Burada doğrudan “eş durumu tayini istemedi = kusurludur” şeklinde bir kural koymak doğru olmaz. Öncelikle kişinin gerçekten eş durumu tayini hakkının bulunup bulunmadığı, kurumunun atama mevzuatı ve açık kadro durumu değerlendirilmelidir.
Genel memur yer değiştirme düzenlemesinde aile birliğinin korunması özel bir mazeret olarak kabul edilmektedir. Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 14. maddesinde kamu personeli olmayan eş bakımından, talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son iki yıl içinde 360 gün sosyal güvenlik primi ödenmiş olması ve çalışmanın hâlen devam etmesi şartı düzenlenmiştir. Buradaki 360 günün “kesintisiz 360 gün” olması şart değildir; düzenleme “son iki yıl içinde 360 gün” demektedir.
Örneğin 2026 yılı öğretmenlerin mazerete bağlı yer değiştirme duyurusunda da aynı şekilde talep edilen yerde son iki yıl içinde 360 günlük sigortalı hizmetin ve sigortalılığın devam ettiğinin belgelenmesi istenmektedir. Ancak öğretmen, sağlık personeli, emniyet mensubu, asker veya başka bir kamu personeli bakımından kurumun özel atama mevzuatı ve istisnalar ayrıca incelenmelidir.
Boşanma bakımından ise asıl mesele idari şartın bulunup bulunmamasından ziyade eşin davranışıdır. Kişi gerçekten tayin için başvurmuş fakat talebi reddedilmişse bununla, tayin hakkı bulunduğu hâlde ortak hayatı kurmamak amacıyla yıllarca hiçbir başvuruda bulunmaması aynı şekilde değerlendirilemez.
Bu konuda 360 günlük prim şartının yerine getirilmemesinin tek başına ve her durumda Yargıtay tarafından boşanma kusuru kabul edildiğini söylemek için doğrudan bir içtihat bulunmamaktadır. Bu nedenle yazıda “eşiniz 360 gün prim yatırmadıysa kusurludur” şeklinde kesin bir ifade kullanılmamalıdır. Primlerin neden eksik olduğu, çalışma ilişkisinin gerçekten devam edip etmediği ve kişinin sırf diğer eşin tayin hakkını engellemek amacıyla hareket edip etmediği somut olayda değerlendirilir. Genel çerçevede ise eşlerin birlikte yaşama, birbirlerine yardımcı olma ve evlilik birliğini beraberce yönetme yükümlülükleri önem taşır.
Örneğin işyerinin kapanması, kişinin işsiz kalması veya primlerin işveren tarafından yatırılmaması ile kişinin sırf eşinin yanına tayin gelememesi için sigortalı çalışmasını göstermelik biçimde sonlandırması aynı olay değildir. İkinci durum ispatlanabiliyorsa, diğer davranışlarla birlikte ortak hayatın kurulmasını engelleyen bir kusur olarak ileri sürülmesi mümkündür.
Eşim Tayin İstediğini Söyledi Ama Hiç Başvuru Yapmamışsa Ne Olur?
Burada yalnız tayin istememekten daha ağır bir davranış söz konusu olabilir. Eş, yıllarca diğer tarafa “başvuru yaptım ama kurum tayinimi vermiyor” dediği hâlde gerçekte hiç başvurmamışsa, ortak hayatın kurulmasına yönelik iradesi ile eşine karşı dürüst davranıp davranmadığı birlikte tartışılır.
Bu örnek, dava bakımından kurum kayıtlarının önemini de gösterir. “Eşim yıllarca tayin istiyorum dedi” iddiası varsa ilgili kurumdan başvuru tarihleri ve başvuruların sonuçları getirtilerek gerçekten bir başvurunun bulunup bulunmadığı ortaya konulabilir.
Eşim Başka Şehre Kendi İsteğiyle Tayin Olduysa Beni Terk Etmiş Sayılır mı?
Her tayin, TMK m.164 anlamında terk değildir. Terk sebebiyle boşanma için eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak hayatı bırakması ve kanunda öngörülen diğer şartların da gerçekleşmesi gerekir.
İş veya görev nedeniyle başka şehre gitme hâlleri bakımından öğretide Yargıtay içtihatları değerlendirilirken, başka şehirde iş bulup taşınmak zorunda kalmanın ve diğer eşin de çalışma yerine tayin istememesinin kendiliğinden “terk” oluşturmadığı belirtilmektedir. Somut olayda ayrı yaşamayı haklı kılan sebebin bulunup bulunmadığı hâkim tarafından değerlendirilir.
Ancak kişinin “iş nedeniyle başka şehirde bulunması” ile evlilik birliğini devam ettirme iradesini tamamen terk etmesi farklıdır. Eş kendi isteğiyle sürekli başka şehirlere tayin istiyor, ortak konut kurmuyor, eşinin yanına gelmesine imkân yaratmıyor ve evlilik hayatını fiilen sona erdirecek biçimde hareket ediyorsa bu davranışlar TMK m.166 kapsamındaki genel boşanma davasında kusur olarak tartışılabilir. Bunun mutlaka TMK m.164 anlamında teknik “terk” sayılması gerekmez. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması bakımından esas olan tüm davranışların ve ortak hayat üzerindeki sonuçlarının birlikte değerlendirilmesidir.
Bu nedenle dava dilekçesinde “eşim tayin oldu, beni terk etti” şeklinde tek cümleyle yetinmek yerine tayinin kendi talebiyle mi yoksa hizmet gereği mi olduğu, ortak hayatı sürdürmek için ne yaptığı, eşine konut sağlayıp sağlamadığı, iletişimini ve ekonomik desteğini sürdürüp sürdürmediği, eş durumu tayini için girişimde bulunulup bulunulmadığı gibi somut vakıaların anlatılması daha önemlidir.
Farklı Şehirlerde Yaşamayı Başta Kabul Ettiysek Sonradan Buna Dayanarak Boşanabilir miyiz?
Eşler evliliklerinin belirli bir döneminde iş veya tayin şartları nedeniyle farklı şehirlerde yaşamayı birlikte kabul etmiş olabilirler. Böyle bir durumda baştan karşılıklı olarak benimsenmiş ayrı yaşam düzeninin geçmiş dönemini sonradan tek başına diğer eşe kusur olarak yüklemek güçleşir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanma davalarında eşin açıkça affettiği veya davranışlarıyla hoşgörüyle karşıladığı geçmiş olayların daha sonra kusur belirlemesinde esas alınamayacağını kabul etmektedir. HGK’nın 14.03.2019 tarihli, 2017/2-2067 E., 2019/296 K. sayılı kararında da af için kayıtsız şartsız bir irade beyanı veya affı gösteren tutum ve davranış aranmış; olaylardan sonra evlilik birliğinin makul süre devam ettirilmesi af değerlendirmesinde dikkate alınmıştır.
Ancak “beş yıl ayrı şehirlerde yaşamayı kabul ettim, artık ömür boyu buna katlanmak zorundayım” şeklinde bir sonuç da çıkarılamaz. Eşlerden biri daha sonra şartların değiştiğini belirterek ortak hayatın kurulmasını isteyebilir. Bu tarihten sonra diğer eş, hiçbir haklı neden göstermeden birlikte yaşamayı reddederse yeni bir vakıa ortaya çıkmış olur. Önceden ayrı yaşamaya rıza gösterilmiş olması, sonradan meydana gelen yeni kusurlu davranışlara karşı boşanma hakkını ortadan kaldırmaz. Yargıtay da af veya hoşgörünün yalnız gerçekleşmiş geçmiş olaylar bakımından sonuç doğurduğunu; sonradan ortaya çıkan yeni olayların ayrıca değerlendirilebileceğini kabul etmektedir.
Bu nedenle uzun süre farklı şehirlerde çalışan eşlerde hangi tarihe kadar ayrı yaşamın karşılıklı kabul edildiği, ortak hayatı yeniden kurma talebinin ne zaman ortaya çıktığı ve bu talebe diğer eşin nasıl cevap verdiği önemlidir.
Birlikte Tayin Olamadığımız İçin Evlilik Bozulduysa Kusur Kime Yüklenir?
Eşlerin aynı şehre atanamamış olması tek başına eşlerden birini kusurlu yapmaz. Kamu personelinin görev yeri, kurumların kadro durumu, hizmet ihtiyacı ve özel atama mevzuatı nedeniyle eş durumu başvurusu yapılmasına rağmen aynı yere tayin gerçekleşmeyebilir. Genel yer değiştirme yönetmeliği aile birliğinin korunmasını dikkate almakla birlikte, atama sisteminde kurumların hizmet gerekleri ve özel düzenlemeleri de bulunmaktadır.
Boşanma davasında ise sonuçtan çok tarafların davranışlarına bakılır. Her iki eş de gereken başvuruları yapmış, birlikte yaşayabilmek için alternatifler aramış fakat kurumlar atama yapmamışsa yalnız bu durumdan bir boşanma kusuru çıkarmak doğru olmaz. Buna karşılık eşlerden biri birlikte yaşayabilmek için hiçbir girişimde bulunmuyor, yapılabilecek başvuruları bilerek yapmıyor, uygun bir ortak konut kurmuyor veya diğer eşin yanına gelmesini fiilen engelliyorsa bu davranışların ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Evlilik birliğinde eşlerin birbirlerine yardımcı olma ve ortak hayatı beraber yönetme yükümlülükleri bulunmaktadır.
Şiddet, Uzaklaştırma veya Boşanma Nedeniyle Tayin
Boşanma sürecinde başka şehre tayin olmak isteyen kamu görevlileri bakımından en sık yapılan hata, bütün kurumların aynı kurallara tabi olduğunu düşünmektir. Oysa “boşanma davası açıldı”, “boşandım”, “eşim hakkında uzaklaştırma kararı aldım” ve “mahkeme işyerimin değiştirilmesine karar verdi” şeklindeki dört durum, tayin bakımından birbirinden farklı sonuçlar doğurabilir.
Örneğin Sağlık Bakanlığında kesinleşmiş boşanmanın kendisi belirli şartlarla özel bir yer değiştirme sebebidir. Emniyet Genel Müdürlüğü de boşanmış personelin mazeret ataması talebinde bulunmasına imkân tanımaktadır. Jandarma personelinde ise boşanma tek başına yeterli olmayıp çocuğun velayetinin personelde bulunması ve yeniden evlenmemiş olma gibi ek şartlar aranır. Öğretmenlerde ise boşanmış olmak başlı başına bir mazeret tayini sebebi değildir. Nitekim Danıştay da MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde “eşinden boşanan” öğretmenlere özel bir yer değiştirme hakkı tanınmamış olmasını hukuka aykırı bir eksik düzenleme olarak görmemiştir.
Bu nedenle şiddet gören veya boşanma sürecine giren bir kamu görevlisine yalnızca “uzaklaştırma kararı alırsanız tayin olursunuz” denilmesi doğru değildir. Önce kişinin hangi kurumda ve hangi statüde çalıştığına, daha sonra elindeki mahkeme kararının tam olarak neye ilişkin olduğuna bakmak gerekir.
Her Uzaklaştırma Kararı Tayin İçin Yeterli midir?
6284 sayılı Kanunda şiddet mağdurunu korumak amacıyla birden fazla tedbir düzenlenmiştir. Şiddet uygulayan eşin evden uzaklaştırılması, mağdura yaklaşmaması veya iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi bunlardan bazılarıdır. Bunlardan farklı olarak Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde korunan kişi hakkında işyerinin değiştirilmesi tedbirine de karar verilebilmektedir.
Tayin mevzuatında asıl karışıklık burada çıkmaktadır. Birçok kurum “6284 kapsamında karar bulunmasını” değil, özellikle işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararını aramaktadır. Bu nedenle mahkemenin yalnızca “eş müşterek konuttan uzaklaştırılsın ve mağdura yaklaşmasın” şeklinde verdiği karar ile “korunan kişinin işyeri değiştirilsin” şeklindeki karar aynı tayin sonucunu doğurmayabilir.
Kurum mevzuatında ayrıca can güvenliği yolu bulunuyorsa, işyeri değişikliği kararı olmadan da kişinin bulunduğu yerde kalmasının hayatını veya güvenliğini tehdit ettiğinin adli ya da mülki makamdan alınan belgeyle gösterilmesi mümkün olabilir. Bu sebeple darp raporu, kolluk tutanağı, savcılık soruşturması veya tehdit mesajları önemli deliller olmakla birlikte, tayin için hangi resmî belgenin gerektiği kurumun kendi düzenlemesine göre belirlenir.
Sağlık Bakanlığında Boşanmak Tek Başına Tayin Sebebi Olabilir mi?
Sağlık Bakanlığının düzenlemesi diğer birçok kamu kurumundan daha geniştir. Burada boşanma davasının devam ettiği dönem ile boşanmanın kesinleşmesinden sonraki dönem ayrı ayrı ele alınmıştır.
Boşanma davası henüz devam ediyorsa yalnız dava açılmış olması yeterli değildir. Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 11/6. maddesine göre, boşanma davasını açan veya hakkında boşanma davası açılmış personelin ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş bir tedbir kararının bulunması gerekir. Bu durumda personel dava süresince anne, baba veya reşit çocuğunun ikamet ettiği yere yahut E veya D hizmet grubu illere geçici olarak görevlendirilebilir. Görevlendirilen personel de altı ayda bir boşanma davasının devam ettiğini gösteren safahat belgesini kurumuna sunmak zorundadır.
Bu hüküm oldukça dikkat çekicidir. Çünkü burada Yönetmelik yalnızca 6284 m.4/1-a kapsamındaki “işyerinin değiştirilmesi” kararından söz etmemekte, daha genel biçimde 6284 gereğince verilmiş tedbir kararı aramaktadır. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığında devam eden boşanma davası ile birlikte bir 6284 tedbir kararının bulunması, dava bitmeden önce geçici görevlendirme bakımından özel bir imkân sağlayabilmektedir.
Boşanma kesinleştiğinde ise artık 6284 tedbir kararına ihtiyaç olmadan ayrı bir yol açılmaktadır. Yönetmeliğin 16/2-c maddesine göre personel, görev yaptığı yere atandıktan sonra eşinden boşanmışsa anne, baba, kardeş veya reşit çocuklarının ikamet ettiği ile yahut D ve E hizmet grubu illerden birine bir defaya mahsus olmak üzere atanabilir. Burada boşanmanın şiddet nedeniyle gerçekleşmiş olması da aranmamaktadır. Başka bir ifadeyle, Sağlık Bakanlığı personeli bakımından kesinleşmiş boşanmanın kendisi özel bir yer değiştirme sebebidir.
2024 yılında bu başvuru için Yönetmeliğe “boşanma tarihinden itibaren üç ay içerisinde” şartı eklenmişti. Ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20.10.2025 tarihli, YD İtiraz No: 2025/370 sayılı kararıyla “üç ay” ibaresinin yürütmesi durduruldu. Bu nedenle güncel durumda “boşandıktan sonra üç ay geçerse bu hak kesin olarak kaybedilir” şeklinde bir cümle kurmak doğru değildir.
Sağlık Bakanlığında ayrıca boşanmadan bağımsız bir can güvenliği tayini de vardır. Bulunduğu yerde kalmasının kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuğunun can güvenliğini tehdit ettiğini adli veya mülki makam belgesiyle ortaya koyan personel tayin talep edebilir. 6284 m.4/1-a kapsamında doğrudan işyerinin değiştirilmesine ilişkin karar alınmışsa da Yönetmeliğin 21. maddesi uygulanır.
Dolayısıyla sağlık personeli bakımından aslında üç farklı yol bulunmaktadır: boşanma davası devam ederken dava + 6284 tedbiri ile geçici görevlendirme, boşanma kesinleştikten sonra boşanmaya bağlı bir defalık yer değiştirme, şiddet veya ciddi tehdit varsa da can güvenliği mazeretine dayalı tayin.
Polis Boşandıktan Sonra Tayin İsteyebilir mi?
Sağlık Bakanlığından başka, kesinleşmiş boşanmaya özel sonuç bağlayan önemli kurumlardan biri Emniyet Genel Müdürlüğüdür.
EGM Personel Başkanlığının güncel resmî açıklamasında “Eşimle boşandık, atanma talep edebilir miyim?” sorusuna doğrudan cevap verilmektedir. Buna göre personel, boşanma sonrasındaki bir yıl içinde, kesinleşme şerhli mahkeme kararını ve genelge hükümleri kapsamında yapacağı yedi il tercihini dilekçesiyle sunarak atanma talebinde bulunabilir. EGM burada “ataması kesin yapılır” dememekte, talebin değerlendirileceğini belirtmektedir.
Dolayısıyla polis bakımından da boşanmanın yalnız şiddet vakalarına bağlı bir tayin sebebi olmadığı görülmektedir. Kesinleşmiş boşanma, kurumun kendi uygulamasında mazeret ataması talep edebilmek için ayrıca dikkate alınmaktadır. Ancak personelin dilediği tek bir şehri seçip kurumu o şehre atamaya zorlayabileceği şeklinde anlaşılmamalıdır.
Jandarma Personeli Boşanınca Tayin İsteyebilir mi?
Jandarma Genel Komutanlığı personelinde de boşanma sonrasına ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır; ancak Sağlık Bakanlığı ve Emniyetten farklı olarak boşanma tek başına yeterli değildir.
Jandarma Genel Komutanlığı Subay, Astsubay ve Uzman Jandarma Atama Yönetmeliğinin ilgili hükmüne göre eşinden boşanan personelin, çocuklarının velayetinin kendisinde bulunması ve yeniden evlenmemiş olması şartıyla meslek hayatı boyunca iki defaya mahsus olmak üzere, atama dengesi ve hizmet ihtiyacı gözetilerek istediği bir hizmet bölgesine atanması mümkündür.
Bu nedenle örneğin boşanan bir Jandarma personelinin çocuğu yoksa veya çocuğun velayeti diğer ebeveyndeyse yalnız boşanma kararını sunarak bu özel hükümden yararlanabileceğini söylemek doğru değildir. Burada mevzuat, boşanma sonrasında çocuğun bakım ve velayet durumuna ayrıca önem vermektedir.
Öğretmen Boşanırsa Eş Durumundan veya Boşanma Nedeniyle Tayin Olabilir mi?
Milli Eğitim Bakanlığında durum oldukça farklıdır. Öğretmenin boşanma davası açmış olması veya boşanmış olması, Sağlık Bakanlığı ve Emniyette olduğu gibi başlı başına özel bir mazeret tayini sebebi değildir.
2026 yılı öğretmenlerin mazerete bağlı yer değiştirme duyurularında aile birliği, sağlık, can güvenliği, engellilik ve diğer nedenler ayrı ayrı düzenlenmiş; boşanma, bağımsız bir mazeret türü olarak sayılmamıştır.
Bu konuda yalnız idari uygulama değil, doğrudan Danıştay kararı da bulunmaktadır. MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde “eşinden boşanan” öğretmenlere özel yer değiştirme hakkı tanınmamasının eksik düzenleme olduğu ileri sürülmüş; Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulu bu talebi reddetmiştir. Karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da onanmıştır. İDDK’nın 26.01.2023 tarihli kararında, genel yer değiştirme mevzuatında da “eşinden boşanan” memurun ayrı bir mazeret grubu olarak düzenlenmediğine işaret edilerek MEB Yönetmeliğinde böyle bir hüküm bulunmaması hukuka aykırı görülmemiştir.
Şiddet gören öğretmen açısından ise durum farklıdır. 2026 uygulamasında öğretmenin kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuğunun görev yaptığı yerde kalmasının can güvenliğini tehdit ettiğine ilişkin Valilik Oluru bulunması ya da 6284 m.4/1-a kapsamında işyerinin değiştirilmesine ilişkin mahkeme kararı verilmiş olması hâlinde can güvenliği mazeretine bağlı yer değiştirme talep edilebilmektedir.
Bu nedenle bir öğretmen hakkında yalnız “eş evden uzaklaştırılsın ve öğretmene yaklaşmasın” kararı bulunuyorsa, bunun doğrudan MEB’in aradığı işyeri değişikliği kararı olduğu söylenemez. Mahkeme kararının hüküm kısmına ayrıca bakmak gerekir.
Askeriyede Uzaklaştırma Kararı Tayin İçin Tek Başına Yeterli mi?
Bu konuda internette dolaşan eski bilgiler nedeniyle özellikle dikkatli olmak gerekir.
Güncel Millî Savunma Bakanlığı Personeli Yer Değiştirme Yönetmeliği, MSB kadro ve kuruluşunda 657 sayılı Kanuna tabi Devlet memurları bakımından can güvenliği tayinini düzenlemektedir. Yönetmeliğe göre memurun ya kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuğunun bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit ettiğini adli veya mülki makamdan alınan belgeyle ortaya koyması ya da 6284 m.4/1-a kapsamında işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı almış olması gerekir.
Dolayısıyla güncel düzenleme bakımından “askeriyede herhangi bir uzaklaştırma kararı varsa tayin için yeterlidir” demek fazla geniş olur. Eşin konuttan uzaklaştırılması kararı ile personelin işyerinin değiştirilmesine yönelik koruyucu tedbir kararı birbirinden ayrılmalıdır.
Bir başka önemli husus da MSB’deki 657’li sivil memurla TSK’da görev yapan subay ve astsubayın aynı personel rejimine tabi olmamasıdır. Yukarıdaki hükmü bütün askerî personele doğrudan uygulamak doğru değildir. Subay ve astsubayların atamaları kendi özel mevzuatına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle yazıda “askeriyede” şeklinde tek başlık altında genelleme yapmak yerine personelin statüsünü belirtmek daha güvenlidir.
Adalet Bakanlığı Personelinde Uzaklaştırma Kararıyla Tayin Mümkün mü?
Adalet Bakanlığı personeli bakımından da 6284 kapsamında bir yol bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliğinde, 6284 sayılı Kanun uyarınca işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı alınan memurun başka bir yere atanabileceği düzenlenmiştir.
Burada da boşanmanın kendisi Sağlık Bakanlığındaki gibi bağımsız bir tayin sebebi değildir. Asıl dayanak can güvenliği ve işyeri değişikliği tedbiridir. Dolayısıyla örneğin zabıt kâtibi veya başka bir Adalet Bakanlığı personeli açısından “boşanma davasını açtım, artık istediğim adliyeye tayin olurum” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.
Tarım ve Orman Bakanlığında Boşanma Nedeniyle Tayin Hâlâ Var mı?
Bu başlıkta özellikle eski internet içeriklerine dikkat etmek gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı personelinin eski yer değiştirme düzenlemesinde, eşinden boşanan personele boşanma nedeniyle yer değiştirme hakkı tanınmıştı. Bakanlığın eski personel eğitim materyallerinde de “memur boşandığına dair kesinleşmiş mahkeme kararını sunarak tayin talebinde bulunabilir” açıklaması bulunuyor.
Ancak bu bilgi artık güncel değil. 5 Temmuz 2024 tarihinde yeni Tarım ve Orman Bakanlığı Taşra Teşkilatı Personelinin Yer Değiştirme Yönetmeliği yürürlüğe girdi ve eski yönetmelik yürürlükten kaldırıldı. Yetkili sendika TOÇ BİR-SEN de yeni yönetmeliğe karşı açtığı davayı duyururken kaldırılan haklar arasında açıkça “eşinden boşanan personelin boşanma nedeni ile yer değişikliği hakkını” saymıştır.
Dolayısıyla internette Tarım ve Orman Bakanlığı personeli için “boşandıktan sonra bir yıl içinde tayin isteyebilirsiniz” şeklinde görülen eski açıklamalar bugünkü durum bakımından kullanılmamalıdır. Bu örnek, tayin konusunda yalnız eski kurum sunumlarına veya eski hukuk yazılarına dayanmanın neden sakıncalı olduğunu da göstermektedir.
Hangi Kamu Görevlisinde Boşanma veya 6284 Tayine Yeterli Olabilir?
| Personel grubu | Boşanma davasının açılması | Kesinleşmiş boşanma | 6284 / can güvenliği | Önemli ayrım |
|---|---|---|---|---|
| Sağlık Bakanlığı personeli | Tek başına yetmez; dava + 6284 tedbir kararı varsa dava süresince geçici görevlendirme yolu vardır. | Özel yer değiştirme sebebidir. Bir defalık tayin imkânı vardır. | Can güvenliği belgesi veya özellikle işyeri değişikliği kararı ile ayrıca tayin mümkündür. | Boşanma davası dönemi ile kesinleşmiş boşanma farklı hükümlerle düzenlenmiştir. |
| Polis / EGM personeli | Yayımlanmış EGM açıklamasında dava açılması tek başına özel sebep olarak gösterilmiyor. | Mazeret ataması talep edilebilir. Boşanmadan sonra 1 yıl içinde kesinleşmiş karar ve 7 il tercihiyle başvuru yapılabiliyor. | Ayrıca kurumun can güvenliği hükümleri uygulanabilir. | Talep değerlendirilir; seçilen bir ile otomatik atama hakkı değildir. |
| Jandarma subay, astsubay ve uzman jandarma | Tek başına yeterli değildir. | Ek şartlarla mümkündür. | Özel personel ve atama hükümleri ayrıca uygulanır. | Velayetin personelde olması ve yeniden evlenmemiş olması aranır; atama dengesi ve hizmet ihtiyacı gözetilir. |
| Öğretmen / MEB | Yeterli değildir. | Tek başına özel tayin sebebi değildir. | İşyeri değişikliği kararı veya can güvenliğine ilişkin Valilik Oluru önemlidir. | Danıştay, Yönetmelikte “eşinden boşanan” öğretmene özel hak verilmemesini hukuka aykırı bulmamıştır. |
| MSB’de 657’li Devlet memuru | Tek başına özel tayin sebebi değildir. | Sağlık Bakanlığındaki gibi bağımsız boşanma tayini düzenlemesi bulunmuyor. | Can güvenliği belgesi veya 6284 m.4/1-a kapsamında işyeri değişikliği kararı aranır. | Her uzaklaştırma kararı aynı değildir; ayrıca bu hüküm subay/astsubaya otomatik uygulanmaz. |
| Adalet Bakanlığı personeli | Tek başına özel tayin hakkı doğurmaz. | Boşanma tek başına Sağlıktaki gibi özel sebep değildir. | İşyeri değişikliği tedbir kararı bulunan memurun başka yere atanması mümkündür. | 6284 kararının içeriği önemlidir. |
| Tarım ve Orman Bakanlığı taşra personeli | Güncel yönetmelikte bağımsız boşanma sebebi olarak görülmüyor. | Eski yönetmelikte vardı, 2024’te kaldırıldı. | Güncel yönetmelikte sağlık ve can güvenliği mazereti yolları bulunmaktadır. | Eski internet içerikleri bu konuda artık yanıltıcı olabilir. |
Boşanma Davası Açmak Tek Başına Hangi Kurumda Tayin Hakkı Veriyor?
İncelediğim güncel düzenlemelerde yalnızca boşanma davasının açılmış olmasını, başka hiçbir koşul aramadan kesin bir tayin sebebi yapan bir kurum düzenlemesine rastlamadım.
Sağlık Bakanlığı bu noktada en geniş düzenlemeye sahip kurumlardan biridir; fakat orada dahi dava devam ederken yalnız dava dilekçesi yeterli değildir. Boşanma davasının yanında 6284 kapsamında verilmiş tedbir kararı bulunmalıdır. Bu durumda da yapılan işlem kesin tayinden ziyade dava süresince geçici görevlendirmedir.
Kesinleşmiş boşanma bakımından ise tablo değişmektedir. Sağlık Bakanlığı boşanmayı doğrudan özel yer değiştirme nedeni olarak düzenlemiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü boşanmış personelin bir yıl içinde mazeret ataması talebini kabul etmektedir. Jandarma personelinde de boşanmaya sonuç bağlanmış, ancak velayet ve yeniden evlenmeme şartları eklenmiştir. Buna karşılık MEB’de boşanmış öğretmen bakımından aynı nitelikte özel bir hak bulunmamaktadır.
Bu ayrım özellikle şiddet nedeniyle boşanan kamu görevlileri açısından önemlidir. Kişi yalnız boşanma kararına dayanarak tayin isteyemediği bir kurumda çalışıyor olabilir; buna rağmen 6284 kapsamında işyerinin değiştirilmesine ilişkin karar alarak veya bulunduğu yerde kalmasının can güvenliği bakımından tehlikeli olduğunu resmî makam belgesiyle göstererek başka bir mazeret yolundan yer değişikliği talep edebilir.
Bu nedenle tayin amacı da bulunuyorsa aile mahkemesinden alınan 6284 kararının hüküm kısmına özellikle bakılmalıdır. Yalnız eşin evden uzaklaştırılması ile korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine karar verilmesi aynı şey değildir. Kurum mevzuatı ikinci kararı açıkça arıyorsa yalnız klasik uzaklaştırma kararının tayin için yeterli olduğu varsayılmamalıdır.
| Personel grubu | Sadece boşanma davası açılması yeterli mi? | Kesinleşmiş boşanma yeterli mi? | 6284 / şiddet nedeniyle tayin | Önemli şart |
|---|---|---|---|---|
| Polis – EGM | Davanın açılması tek başına yeterli görünmüyor. | Evet, özel uygulama var. | Şiddet/can güvenliği ayrıca değerlendirilebilir. | EGM’nin resmî SSS’sine göre kesinleşmiş boşanma sonrasında 1 yıl içinde, kesinleşme şerhli karar ve 7 il tercihi ile mazeret ataması talep edilebiliyor. Atama otomatik değil; talep değerlendiriliyor. (Emniyet Genel Müdürlüğü) |
| Jandarma subay / astsubay / uzman jandarma | Genel olarak tek başına dava açılması yeterli değil. | Boşanma tek başına da yeterli değil. | Can güvenliği/6284 ayrıca uygulanabilir. | Özel boşanma hükmünde özellikle çocuğun velayetinin personelde olması ve yeniden evlenmemiş bulunması gibi şartlar önem taşıyor. |
| Jandarma / Sahil Güvenlikte 657’li sivil memur | Tek başına dava açılması özel tayin hakkı yaratmıyor. | Bazı hâllerde boşanmaya bağlı özel imkân var. | Can güvenliği hükümleri ayrıca uygulanabilir. | Özellikle çocuğun velayetinin personele verilmiş olması hâlinde özel yer değiştirme imkânı gündeme geliyor. |
| MSB’de 657’li Devlet memuru | Güncel düzenlemede yalnız boşanma davası yeterli değil. | Güncel düzenlemede Sağlık/EGM’deki gibi boşanmayı tek başına genel tayin sebebi yapan aynı kapsamda bir hüküm yok. | Can güvenliği açısından 6284 m.4/1-a uyarınca işyerinin değiştirilmesine ilişkin tedbir kararı veya can güvenliği belgesi önem taşıyor. | İnternetteki “her uzaklaştırma kararı askeriyede tayine yeter” bilgisi büyük ölçüde eski düzenlemelerden kaynaklanıyor. |
| TSK subay / astsubay | Ayrı personel rejimine tabi. | Boşanma tek başına bütün personel için otomatik tayin hakkı şeklinde genellenemez. | Personelin kendi atama mevzuatı ve hizmet gerekleri birlikte değerlendiriliyor. | MSB’deki 657’li memur hükmünü subay ve astsubaya doğrudan uygulamamak gerekir. |
Eşimi Evden Uzaklaştırdım, Samsun’dan da Uzaklaştırabilir miyim?
Eş hakkında evden uzaklaştırma kararı verilmiş olması, onun kendiliğinden Samsun il sınırlarının dışına çıkarılacağı anlamına gelmez. 6284 sayılı Kanunda yaygın olarak “uzaklaştırma kararı” denilen tedbir aslında tek bir yasaktan ibaret değildir. Hâkim, şiddet uygulayan kişinin müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılmasına karar verebildiği gibi, korunan kişiye ve onun bulunduğu konuta, okula veya işyerine yaklaşmasını da yasaklayabilir. 6284 sayılı Kanun m.5/1-b ve c ile Uygulama Yönetmeliği m.17 bu tedbirleri açıkça düzenlemektedir.
Örneğin eşiniz Samsun’da aynı evde oturuyorsa mahkeme müşterek konutu size tahsis edip eşinizin evden ayrılmasına karar verebilir. Eşiniz başka bir evde yaşamaya başladıktan sonra da sizin evinize, işyerinize veya çocuğun okuluna yaklaşmaması yönünde ayrıca tedbir uygulanabilir. Gerekli görülürse korunan kişinin yakınlarına, tanıklarına ve belirli şartlarla çocuklarına yaklaşmama kararı verilmesi de mümkündür. Dolayısıyla koruma, yalnızca “aynı evde oturmayın” şeklinde düşünülmemelidir; kişinin günlük hayatını sürdürdüğü farklı yerler de karar kapsamına alınabilir.
Buna karşılık 6284 sayılı Kanunun 5. maddesinde “şiddet uygulayan kişi bulunduğu ilin sınırlarını terk eder” şeklinde ayrıca isimlendirilmiş genel bir tedbir bulunmamaktadır. Bu nedenle sırf uzaklaştırma kararı verilmiş olmasından hareketle eşin Samsun’dan tamamen çıkarılması sonucu doğmaz. Örneğin eş hakkında eve ve işyerine yaklaşmama kararı bulunurken kişinin Samsun’un başka bir ilçesinde veya korunan kişiden uzak başka bir yerde yaşamaya devam etmesi hukuken mümkündür; tedbir kararında ayrıca daha geniş bir sınırlama getirilip getirilmediğine bakılır.
Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır. Kanunda sayılan önleyici tedbirler sınırlı sayıda değildir. 6284 sayılı Kanun m.5, hâkimin sayılan tedbirlerden birine, birkaçına veya somut olayda uygun görülecek benzer tedbirlere karar verebileceğini düzenlemektedir. Bu nedenle çok ağır ve somut bir tehlike varsa mahkemenin korumayı yalnız konutun kapısıyla sınırlaması zorunlu değildir. Tedbirin kapsamı olayın özelliğine göre genişletilebilir. Fakat buradan da her şiddet dosyasında “kişinin bütün Samsun iline girmesi yasaklanabilir” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarmamak gerekir.
Bütün bir il sınırını kapsayan bir yasak, yalnız eve veya belirli bir işyerine yaklaşmama tedbirine göre kişinin yaşamını çok daha ağır biçimde etkiler. Bu nedenle böyle geniş bir tedbir talep edilecekse neden daha dar bir yaklaşmama kararının korumaya yetmeyeceğinin somut olay üzerinden ortaya konulması önem taşır. Sürekli takip, ölüm tehdidi, daha önce verilmiş tedbir kararlarının ihlal edilmesi, kişinin korunan kişiyi farklı adreslerde takip etmesi veya aynı şehirde kalmasının gerçek ve ciddi tehlikeyi devam ettirmesi gibi olgular bu değerlendirmede önem kazanabilir. Bu, Kanundaki “benzer tedbir” yetkisinin somut olayın ihtiyacına göre kullanılmasının bir sonucudur.
Anayasa Mahkemesi de 6284 sayılı Kanun kapsamındaki önleyici tedbirlerin bir taraftan şiddet mağdurunun yaşamı ve vücut bütünlüğü gibi çok önemli haklarını koruduğunu, diğer taraftan hakkında tedbir verilen kişinin hak ve özgürlükleri üzerinde sınırlama oluşturduğunu dikkate alan bir yaklaşım benimsemektedir. Mustafa Atak, B. No: 2018/27304, 24.02.2021 kararında, 6284 kapsamındaki tedbir kararına karşı ileri sürülen esaslı itirazların gerekçeli biçimde değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu yaklaşım özellikle kapsamı ağırlaştırılan tedbirlerde kararın somut olayla ilişkilendirilmesinin önemini göstermektedir.
Bu nedenle mahkemeden doğrudan “eşim Samsun’u terk etsin” talebinde bulunmak yerine, hangi tehlikenin önlenmek istendiğinin açıkça ortaya konulması daha doğru olur. Örneğin eşiniz evden uzaklaştırıldıktan sonra işyerinizin önünde bekliyor, çocuğun okuluna geliyor veya farklı adreslerde sizi takip ediyorsa yalnız konuta yaklaşmama tedbirinin yeterli olmadığı anlatılarak daha geniş bir yaklaşmama düzenlemesi talep edilebilir.
İki eşin de Samsun’da kamu görevlisi olması hâlinde ise başka bir ihtimal daha vardır. 6284 sayılı Kanun m.4/1-a kapsamında hâkim, şiddet mağduru olan korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine karar verebilir. Uygulama Yönetmeliğine göre bu değişiklik kişinin talebi veya onayıyla, tabi olduğu personel mevzuatı çerçevesinde aynı il içinde veya il dışında gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla aynı hastanede, okulda veya kamu kurumunda çalışmaya devam etmek ciddi güvenlik sorunu yaratıyorsa, korunan kişinin başka bir işyerine veya şartları varsa başka bir ile geçirilmesi de koruma yollarından biridir.
Burada da iki işlemi birbirine karıştırmamak gerekir. Şiddet uygulayan eşin evden ve belirli yerlere yaklaşmaktan men edilmesi aile mahkemesinin 6284 kapsamında verdiği önleyici tedbirdir; kamu görevlisinin görev yerinin değiştirilmesi ise ayrıca personel mevzuatına göre uygulanacak bir işlemdir. Aile mahkemesinin “işyerinin değiştirilmesi” kararı da esasen korunan kişinin güvenliğini sağlamaya yönelik koruyucu bir tedbirdir. Şiddet uygulayan kamu görevlisinin kurum tarafından başka yere atanması veya görevlendirilmesi ise kurumun kendi personel ve disiplin mevzuatına göre ayrıca değerlendirilir.
Sonuç olarak, eşinizi evden uzaklaştırmış olmanız eşinizin otomatik olarak Samsun’u terk edeceği anlamına gelmez. Kanunun olağan sistemi; konuttan uzaklaştırma, size ve belirlenen yerlere yaklaşmama gibi daha somut yasaklar üzerinden işler. Ancak ağır ve devam eden bir tehlike söz konusuysa hâkim, Kanunun verdiği “benzer tedbir” yetkisi çerçevesinde olayın gerektirdiği daha geniş korumaları değerlendirebilir. Bu nedenle mesele “şehirden uzaklaştırma diye bir karar var mı?” sorusundan çok, mevcut tehlikeyi önlemek için hangi mesafe ve hangi tedbir gerçekten gerekli? sorusu üzerinden ele alınmalıdır.
Sözleşmeli Kamu Görevlisi Can Güvenliği veya Boşanma Nedeniyle Tayin Olabilir mi?
Sözleşmeli kamu personeli denildiğinde tek bir personel statüsünden söz edilmiyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesine göre çalışan sözleşmeli personelin yanında Sağlık Bakanlığındaki 663 sayılı KHK m.45/A veya 4924 sayılı Kanun kapsamındaki personel gibi özel statüler de bulunmaktadır. Bu nedenle bir kişinin sözleşmeli olması, tek başına tayin hakkının bulunup bulunmadığını göstermeye yetmez. Önce hangi mevzuata göre sözleşmeli çalıştığının belirlenmesi gerekir.
Bununla birlikte 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine tabi genel sözleşmeli personel bakımından artık “sözleşmeli personelin tayin hakkı yoktur” demek de doğru değildir. Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3. maddesinde kurumlar arası yer değişikliğinin kural olarak yapılamayacağı belirtilmiş, buna karşılık aynı kurum içinde hangi hâllerde görev yeri değişikliğinin yapılabileceği ayrıca düzenlenmiştir. Eş durumu ve sağlık mazeretinin yanında can güvenliği de açıkça bu sebeplerden biridir.
4/B Sözleşmeli Personel Can Güvenliği Nedeniyle Tayin Olabilir mi?
Can güvenliği, 4/B’li sözleşmeli personel bakımından yalnız yönetmelik veya kurum genelgesiyle tanınmış bir kolaylık değildir; bugün doğrudan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda istisna olarak düzenlenmiştir.
7433 sayılı Kanunla 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine eklenen hüküm uyarınca, bu kapsamda çalışan sözleşmeli personel üç yıllık çalışma süresini tamamlamadan kural olarak başka yere atanamaz. Ancak kanun bu yasağı getirirken “can güvenliği ve sağlık sebepleri hariç olmak üzere” ifadesini kullanmıştır. Başka bir anlatımla, üç yıllık “çakılı çalışma” süresi can güvenliği söz konusu olduğunda mutlak değildir. Adalet Bakanlığının 2026 yılı sözleşmeli personel atama uygulamasında da aynı hüküm açıkça bu şekilde uygulanmaktadır.
Can güvenliği tayininin nasıl yapılacağı ise Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3/d maddesinde daha somut biçimde gösterilmiştir. Buna göre sözleşmeli personelin kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının, görev yaptığı yerde can güvenliğinin tehlikeye düştüğünün adli veya mülki makamlarca belgelendirilmesi hâlinde kurum içi yer değişikliği talebi değerlendirilebilir. Ancak gidilmek istenen birimde aynı unvan ve nitelikte boş sözleşmeli personel pozisyonunun bulunması ve kurumun hizmet gereklerinin de buna elverişli olması gerekir.
Dolayısıyla örneğin Samsun’da 4/B sözleşmeli büro personeli, hemşire veya başka bir unvanda çalışan kişinin eşinden ölüm tehdidi görmesi nedeniyle Samsun’da kalmasının can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü resmî olarak ortaya konulmuşsa, “sözleşmelisin, üç yıl dolmadan hiçbir şekilde tayin olamazsın” denilmesi kanundaki can güvenliği istisnasıyla bağdaşmaz. Ancak bu hak da kişinin istediği herhangi bir kamu kurumuna geçebilmesi anlamına gelmez. Genel 4/B rejiminde esas olan kurum içi yer değişikliğidir; Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar kurumlar arası yer değişikliğini kural olarak yasaklamaktadır.
Bu nedenle örneğin Adalet Bakanlığında 4/B sözleşmeli çalışan bir kişinin can güvenliği nedeniyle Samsun’dan Ankara’ya, aynı Bakanlığın uygun boş pozisyonuna geçirilmesi ile Adalet Bakanlığından Sağlık Bakanlığına sözleşmeli personel olarak nakledilmesi aynı hukuki mesele değildir. İlkinde kurum içi yer değişikliği hükümleri uygulanabilirken ikincisinde genel 4/B mevzuatındaki kurumlar arası nakil yasağıyla karşılaşılır.
Uzaklaştırma Kararı Sözleşmeli Personelin Can Güvenliği Tayini İçin Yeterli Olur mu?
Burada da alınan 6284 kararının içeriğine bakmak gerekir. Eş hakkında yalnız müşterek konuttan uzaklaştırma veya korunan kişiye yaklaşmama tedbiri verilmiş olması ile hâkimin korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine karar vermesi aynı şey değildir.
6284 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi hâkime korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine karar verme yetkisi tanımaktadır. Kanunun uygulanmasına ilişkin düzenlemeye göre işyeri değişikliği kararı, kişinin tabi olduğu personel mevzuatına göre yetkili makam tarafından yerine getirilir. Dolayısıyla 4/B’li sözleşmeli kamu görevlisi hakkında ayrıca işyeri değişikliği kararı verilmişse bu karar, sözleşmeli personelin kendi yer değiştirme mevzuatıyla birlikte değerlendirilir.
Buna karşılık Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3/d maddesi mutlaka 6284 m.4/1-a kararı alınmasını şart koşmamaktadır. Düzenleme, can güvenliği tehlikesinin adli veya mülki makamlarca belgelendirilmesini aramaktadır. Bu nedenle somut olayda mahkeme kararı, savcılık veya kolluk işlemleri, Valilikçe yapılan can güvenliği değerlendirmesi ve diğer resmî belgeler önem taşıyabilir. Asıl mesele, kişinin mevcut görev yerinde kalmasının kendisi, eşi veya bakmakla yükümlü olduğu çocuğu yönünden gerçek bir can güvenliği tehlikesi oluşturduğunun yetkili makam belgesiyle ortaya konulmasıdır.
Anayasa Mahkemesinin K.Ş., B. No: 2016/14613, 17.07.2019 tarihli kararı da can güvenliği gerekçeli işyeri değişikliği bakımından önemlidir. Şiddete maruz kalan kamu görevlisinin işyeri değişikliği talebinin etkili biçimde değerlendirilmemesi üzerine AYM, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar doğrudan 4/B sözleşmeli personel hakkında verilmiş değildir; dolayısıyla “AYM 4/B’liye tayin hakkı verdi” şeklinde kullanılmamalıdır. Ancak şiddete uğrayan kamu görevlisinin can güvenliği talebinin idare ile aile mahkemesi arasında sonuçsuz bırakılamayacağını ve devletin gerçek bir tehlike karşısında etkili koruma sağlama yükümlülüğü bulunduğunu göstermesi bakımından güçlü bir anayasal dayanaktır.
Sözleşmeli personele doğrudan ilişkin daha somut bir yargı örneği de bulunmaktadır. Gaziantep 3. İdare Mahkemesine taşınan 2021 tarihli olayda, 663 sayılı KHK’nın 45/A maddesi kapsamında 3+1 sözleşmeli hemşire olarak çalışan kişi hasta yakınının ağır şiddetine maruz kalmış ve can güvenliği nedeniyle Adana’ya tayin istemiştir. İdare, dört yıllık çalışma süresi dolmadığını ve hizmet sözleşmesinde can güvenliğine ilişkin özel hüküm bulunmadığını ileri sürerek başvuruyu reddetmiştir. Mahkeme ise yaşanan olayın ağırlığını, personel üzerindeki psikolojik etkisini ve can güvenliği tehlikesini dikkate alarak ret işleminin yürütmesini durdurmuş; bunun üzerine personelin Adana’ya tayin talebi kabul edilmiştir. Kamuya açık kaynakta kararın esas ve karar numarası yayımlanmadığından künye uydurulmamalıdır.
Bu karar eski 45/A mevzuatı döneminde ve 657 m.4/B’ye 2023 yılında eklenen açık can güvenliği istisnasından önce verilmiştir. Buna rağmen önemli olan yönü şudur: sözleşmeli statü veya belirli bir yerde çalışma yükümlülüğü, ciddi ve belgelenmiş can güvenliği tehlikesi karşısında her durumda mutlak bir engel olarak kabul edilmemiştir. Bugün genel 4/B statüsünde üstelik kanun koyucu can güvenliğini üç yıllık yer değiştirme yasağının açık istisnası hâline getirmiştir.
Sözleşmeli Kamu Görevlisi Boşanma Nedeniyle Tayin Olabilir mi?
Boşanma bakımından aynı sonucu söylemek mümkün değildir. Genel 657/4-B rejiminde boşanma, can güvenliğinde olduğu gibi açık bir yer değiştirme sebebi olarak düzenlenmemiştir.
Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3. maddesinde kurum içi yer değişikliği sebepleri arasında karşılıklı yer değiştirme, belirli şartlarla eş durumu, sağlık, eşin şehit olması, can güvenliği, eşin vefatı ve belirli çalışma süresini tamamlayanlara yönelik kurum içi yer değişikliği imkânları bulunmaktadır. Ancak “eşinden boşanma” ayrı bir mazeret olarak sayılmamıştır.
657 sayılı Kanunun 4/B maddesinde de üç yıllık yer değiştirme yasağının istisnası olarak can güvenliği ve sağlık açıkça belirtilmiş; boşanma bu istisnalar arasına alınmamıştır. Bu nedenle genel 4/B’li sözleşmeli personele “boşanma kararınızı kuruma verin, üç yıl dolmadan ailenizin bulunduğu ile tayin olmak zorundasınız” şeklinde bir hak tanımak mümkün değildir.
Burada kurumun özel mevzuatı ayrıca önem kazanır. Bazı kamu personeli gruplarında boşanmaya özel yer değiştirme imkânı ayrıca tanınmış olabilir. Ancak böyle bir özel hüküm varsa uygulanabilir; kadrolu personele tanınmış boşanma tayini hakkının sırf aynı kurumda çalışıyor diye sözleşmeli personele kendiliğinden uygulanacağı kabul edilemez.
Sağlık Bakanlığı bunun en açık örneklerinden biridir. Kadrolu sağlık personeli bakımından Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde boşanma sonrasına ilişkin özel bir yer değiştirme düzenlemesi bulunmasına rağmen, 663 sayılı KHK m.45/A kapsamındaki 3+1 sözleşmeli sağlık personelinin aynı haktan yararlanamaması 2026 yılında dahi ayrıca mevzuat değişikliği talebine konu olmaktadır. Sağlıkta Yeni Yüzyıl Sendikası 6 Haziran 2026 tarihinde Bakanlığa yaptığı başvuruda, 45/A sözleşmeli personele de kadrolu personeldeki gibi boşanma sonrası tayin hakkı tanınmasını istemiş ve mevcut uygulamada bu personelin söz konusu haktan yararlanamadığını belirtmiştir.
Dolayısıyla bir sağlık çalışanı için yalnız “Sağlık Bakanlığında boşanma nedeniyle tayin var” demek eksik kalır. Kişinin 4/A kadrolu mu, 4/B sözleşmeli mi, 663/45-A mı yoksa 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeli personel mi olduğunun ayrıca belirlenmesi gerekir. Aynı kurum çatısı altında çalışsalar dahi yer değiştirme rejimleri farklı olabilir. Sağlık Bakanlığının sözleşmeli personel için ayrıca özel atama ve nakil mevzuatı yürütmesi de bu statü ayrımını göstermektedir.
Yargı Boşanmayı Kendiliğinden Bir Tayin Mazereti Olarak Kabul Ediyor mu?
Bu konuda yüksek idari yargının yaklaşımı da “boşandıysa mutlaka tayin edilir” şeklinde değildir.
Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun 23.12.2021 tarihli, E.2016/1149, K.2021/5179 sayılı kararında, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde “eşinden boşanan” öğretmenlere ayrıca yer değiştirme hakkı tanınmamış olması incelenmiştir. Danıştay, genel yer değiştirme mevzuatında da eşinden boşanan memurun ayrı bir mazeret grubu olarak düzenlenmediğini belirterek bu eksikliği hukuka aykırı bir “eksik düzenleme” olarak görmemiştir. Kararın bu kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2022/1663, K.2023/75, 26.01.2023 tarihli kararıyla onanmıştır.
Bu karar 4/B sözleşmeli personele ilişkin değildir. Buna rağmen bizim başlığımız bakımından önemli bir ilkeyi gösterir: Boşanma, mevzuatta açıkça tayin mazereti olarak düzenlenmemişse idare hukukunda kendiliğinden bütün kamu personeline uygulanabilecek genel bir tayin sebebi hâline gelmez. Sözleşmeli personelde de önce özel bir kanun, yönetmelik veya yer değiştirme düzenlemesinin böyle bir hak tanıyıp tanımadığına bakmak gerekir.
Bunun tersine, boşanmanın somut olayın şartları içinde tayin talebini haklı kılabileceğinin kabul edildiği yargı kararları da vardır. Örneğin Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin YD İtiraz No: 2017/8, 06.01.2017 tarihli kararında, Düzce Üniversitesinde hemşire olarak çalışan ve polis eşinden boşanan kamu görevlisinin ailesinin yaşadığı Bolu’ya kurumlar arası nakil talebinin reddi incelenmiştir. Mahkeme; kişinin boşandığı eşiyle aynı şehirde bulunmasının üzerinde baskı oluşturmasını, bunun çalışma verimi üzerindeki etkisini ve idarenin personel ihtiyacını somut biçimde ortaya koyamamasını dikkate alarak ret işleminin yürütmesini durdurmuştur.
Ancak bu kararı da 4/B bakımından yanlış kullanmamak gerekir. Kararın hukuki dayanağı 657 sayılı Kanunun 74. maddesindeki memurların kurumlar arası nakli hükümleridir; yani dosyadaki personel 4/B’li sözleşmeli personel gibi değerlendirilmemiştir. Genel 4/B rejiminde ise Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3. maddesi kurumlar arası yer değişikliğini açıkça yasaklamaktadır. Bu nedenle Ankara BAM’ın 2017/8 sayılı kararından “bütün sözleşmeli personel boşanınca başka kuruma geçebilir” sonucu çıkarılamaz.
Yine de karar önemli bir ayrımı gösterir. Boşanma tek başına genel 4/B tayin hakkı yaratmasa bile, boşanmanın ardından eski eşle aynı yerde kalmanın ciddi güvenlik, baskı veya şiddet sorununa dönüşmesi hâlinde artık mesele yalnız “boşanma mazereti” olmaktan çıkabilir. Özellikle eski eşten şiddet veya ölüm tehdidi bulunuyor ve kişinin görev yaptığı yerde kalmasının can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü adli veya mülki makamlarca belgelenebiliyorsa, 4/B’li personel bakımından başvurunun hukuki dayanağı boşanma değil, can güvenliği mazereti hâline gelir. Bu durumda 657 m.4/B’deki üç yıllık sınırlamanın can güvenliği istisnası ve Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 3/d maddesi devreye girer.
Bu ayrım uygulamada çok önemlidir. Eşinden anlaşmalı olarak boşanmış ve yalnız ailesinin bulunduğu Samsun’a dönmek isteyen 4/B’li sözleşmeli personel ile, boşandığı eş tarafından tehdit edilen ve aynı şehirde yaşamaya devam etmesi ciddi bir can güvenliği riski yaratan 4/B’li personelin hukuki durumu aynı değildir. İlk durumda genel mevzuatta yalnız boşanmaya dayanılarak tayin isteme hakkı bulunmazken, ikinci olayda belgelenmiş can güvenliği mazereti üzerinden kurum içi yer değişikliği talep edilebilir.
Uzaklaştırma Kararı Boşanma Davasında Eşin Kusurlu Olduğunu Kesin Olarak Gösterir mi?
Uzaklaştırma kararının bulunması boşanma davasında önemlidir; ancak tedbir kararının verilmiş olması tek başına bütün şiddet iddialarının kesin olarak ispatlandığı anlamına gelmez.
6284 sayılı Kanunun amacı tehlikeyi mümkün olduğunca erken önlemektir. Bu nedenle koruyucu ve önleyici tedbirlerde boşanma davasındaki gibi kapsamlı bir delil incelemesi yapılması her zaman beklenmez.
Boşanma davasında ise eşe yüklenen fiziksel şiddet, tehdit, hakaret veya benzeri vakıaların dosyadaki delillerle değerlendirilmesi gerekir.
Buna karşılık darp raporu, ceza dosyası, tanık anlatımları, mesajlar ve diğer deliller şiddeti doğruluyorsa bunun boşanmadaki kusur değerlendirmesine etkisi çok daha güçlü olur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/2-148 E., 2023/353 K. sayılı kararında fiziksel şiddet iddiası; tanık anlatımları ve darp raporu ile birlikte değerlendirilmiş ve fiziksel şiddetin gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla 6284 kararını boşanma dosyasına koymak önemlidir; fakat mümkünse şiddeti ortaya koyan asıl delillerin de ayrıca sunulması gerekir.
Eşe Fiziksel Şiddet Uygulamak Boşanmada Ağır Kusur Sayılır mı?
Fiziksel şiddet Yargıtay’ın boşanma uygulamasında son derece ağır bir kusurlu davranıştır.
Tokat atmak, yumruklamak, itmek, boğazını sıkmak veya başka şekilde bedensel saldırıda bulunmak yalnız ceza hukuku bakımından değil, evlilik birliğinden doğan yükümlülükler bakımından da değerlendirilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2003/6547 E., 2003/7222 K. sayılı kararında eşini dövdüğü anlaşılan tarafın davranışı boşanmayı gerektiren kusur olarak kabul edilmiştir. Üstelik ilgili ceza yargılamasında delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiş olması, hukuk hâkiminin boşanma dosyasındaki delilleri ayrıca değerlendirmesine engel görülmemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2-2297 E. sayılı kararında da eşe yönelik fiziksel şiddetin kişinin beden bütünlüğünü ihlal ettiği ve kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle “ceza mahkemesinde ceza almadı, artık boşanma davasında şiddetten söz edilemez” şeklinde bir sonuç doğru değildir. Ceza dosyasının sonucu önemlidir fakat aile mahkemesinin yapacağı kusur değerlendirmesi ayrıca ele alınır.
Polis veya Asker Eşin Silahına El Konulabilir mi?
6284 sayılı Kanun kapsamında hâkim, şiddet uygulayan kişinin bulundurması veya taşımasına kanunen izin verilen silahlarını kolluğa teslim etmesine karar verebilir.
Silahın ruhsatlı olması bu tedbire engel değildir.
Örneğin hakkında tehdit ve şiddet iddiası bulunan eşin ruhsatlı tabancası varsa, olayın özelliklerine göre silahın kolluğa teslimi istenebilir.
Ancak polis, asker veya görevi gereği silah taşıyan diğer kamu görevlilerinde ayrıca önemli bir ayrım vardır.
Kişinin kendi ruhsatlı silahı ile kamu görevi nedeniyle kendisine verilen görev silahı aynı statüde değildir.
Polis veya Askerin Görev Silahına da El Konulabilir mi?
6284 sayılı Kanun bu ihtimali ayrıca düzenlemiştir.
Şiddet uygulayan kişi, silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi yapıyorsa hâkim, görev silahının da kurumuna teslim edilmesine karar verebilir.
Dolayısıyla “Ben polisim, silah görevimin bir parçası; aile mahkemesi buna karışamaz” şeklinde genel bir kural yoktur.
Kanunun amacı, şiddet tehdidi altında bulunan kişinin yaşamını ve beden bütünlüğünü korumaktır. Silaha kolay ulaşılabilmesi tehlikeyi artırıyorsa, mesleki silah bakımından da tedbir uygulanabilir.
Burada silahın doğrudan kollukta mı yoksa kişinin görev yaptığı kurumda mı muhafaza edileceği, silahın niteliğine göre farklılaşır.
Kişisel silahlar bakımından kolluğa teslim; kamu görevi nedeniyle kullanılan silah bakımından ise ilgili kuruma teslim söz konusu olabilir.
Silahına El Konulan Polis veya Asker Silahını Nasıl Geri Alabilir?
Silaha ilişkin tedbir sonsuza kadar devam eden bir mülkiyet kaybı değildir. Bu bir koruma tedbiridir.
Tedbirin süresinin sona ermesi, kaldırılması veya değiştirilmesi gündeme geldiğinde silahın iadesi de ayrıca değerlendirilir.
Hakkında tedbir kararı verilen kişi, koşulların değiştiğini düşünüyorsa karara karşı kanunda öngörülen şekilde itiraz edebilir veya tedbirin değiştirilmesini ya da kaldırılmasını talep edebilir.
Fakat görev silahı söz konusu olduğunda yalnız aile mahkemesinin tedbirinin sona ermesi her zaman kişinin aynı anda silahını teslim alacağı anlamına gelmeyebilir. Kişinin çalıştığı kurumun güvenlik, disiplin ve silah kullanma yönünden ayrıca yapacağı işlemler bulunabilir.
Bu nedenle özellikle polis ve askerlerde 6284 dosyası ile kurumun kendi idari işlemlerini ayrı ayrı takip etmek gerekir.
Uzaklaştırılan Eşim Elektrik, Su veya Doğalgazı Kapatırsa Ne Yapabilirim?
Evden uzaklaştırılan eşin “Madem ben oturamıyorum, elektrik ve suyu da kapattırırım” şeklinde hareket etmesi hukuken risksiz bir davranış değildir.
Aile konutu diğer eşe ve çocuklara bırakılmışken elektrik, su veya doğalgaz aboneliklerinin kasıtlı biçimde kapattırılması, aile bireylerinin günlük yaşamını ciddi şekilde zorlaştırabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/1251 E., 2021/3012 K. sayılı kararında elektrik ve su aboneliklerinin kapattırılması boşanma yönünden kusurlu davranışlar arasında değerlendirilmiştir.
Burada önemli olan, aboneliğin neden kapatıldığıdır. Borç nedeniyle dağıtım şirketinin kesmesi ile eşin diğer eşin yaşamını zorlaştırmak amacıyla bizzat aboneliği iptal ettirmesi aynı şekilde değerlendirilemez.
Özellikle müşterek konut mahkeme tarafından diğer eşe tahsis edilmişse, yaşamın sürdürülmesini engellemek amacıyla yapılan bu tür işlemler boşanmadaki kusur değerlendirmesinde de dikkate alınabilir.
Gerekirse aile mahkemesinden konutun ve temel ihtiyaçların korunmasına yönelik uygun tedbirlerin alınması istenebilir.
Eşimle Aramdaki Ceza Davası veya Uzaklaştırma Kararı Memuriyette Disiplin Cezası Almama Neden Olur mu?
Eşinizin hakkınızda şikâyette bulunması, ceza soruşturması açılması veya 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı verilmesi tek başına otomatik olarak disiplin cezası alacağınız anlamına gelmez. Disiplin cezası verilebilmesi için kişinin tabi olduğu disiplin mevzuatında karşılığı bulunan bir fiilin gerçekleştiğinin ayrıca ortaya konulması gerekir.
Özellikle uzaklaştırma kararının varlığı ile şiddet fiilinin disiplin soruşturmasında kesin olarak sabit kabul edilmesini birbirinden ayırmak gerekir. 6284 sayılı Kanunun koruma mantığı gereği koruyucu tedbir kararı verilirken şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranması zorunlu değildir; önleyici tedbirlerin de geciktirilmeksizin verilmesi öngörülmüştür. Bu nedenle eş hakkında verilmiş bir uzaklaştırma veya yaklaşmama kararı, kurumun olayı öğrenmesine ve disiplin soruşturması başlatmasına neden olabilir; ancak tedbir kararının kendisi disiplin mahkûmiyeti değildir. Kurumun fiili ve delilleri kendi disiplin mevzuatı çerçevesinde ayrıca değerlendirmesi gerekir.
Bununla birlikte “Olay özel hayatımda oldu, kurum hiçbir şekilde karışamaz” düşüncesi de doğru değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/B-d maddesinde hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak kınama cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır. Dolayısıyla eşler arasındaki her tartışma disiplin hukuku konusu hâline gelmese de aile içinde gerçekleşen davranış, kamu görevlisinin resmî sıfatının gerektirdiği güven ve itibarı etkileyecek ağırlığa ulaşırsa disiplin yönünden ayrıca değerlendirilebilir.
Bu konuda özellikle Anayasa Mahkemesinin M.S.G. başvurusu, B. No: 2020/35386, 03.10.2024 tarihli kararı önemlidir. Başvurucu bir polis memurudur. Eşiyle yaşadığı olay sonrasında yürütülen disiplin soruşturmasında sağlık raporu ve ifadeler birlikte değerlendirilmiş, eşine yönelik fiziksel müdahale nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanmıştır. Başvurucu olayın özel hayatına ilişkin olduğunu ve mesleki hayatıyla bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi ise başvuruda özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Bu karar özellikle polisler bakımından çok dikkat çekicidir. Çünkü kolluk görevlisinin görevi, diğer kişilerin güvenliğini ve beden bütünlüğünü korumaktır. Anayasa Mahkemesi değerlendirmesinde de hizmet dışında gerçekleşen davranışın mesleğin gerektirdiği saygınlık ve güven üzerinde etkisinin bulunup bulunmadığı önem taşımıştır. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan disiplin yaptırımı dört günlük aylıktan kesme cezasına dönüştürülmüş ve Anayasa Mahkemesi bu yaptırım nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.
Günümüzde polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli bakımından temel disiplin düzenlemesi 7068 sayılı Kanundur. Kanunun 8. maddesinde “hizmet dışında resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak” altı ay kısa süreli durdurma cezasını gerektiren fiiller arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle polis memurunun eşine karşı gerçekleştiği ortaya konulan ciddi bir şiddet fiili, yalnız aile veya ceza hukuku dosyasında kalmayıp ayrıca kurum içi disiplin soruşturmasına konu olabilir. Ancak hangi disiplin maddesinin uygulanacağı olayın niteliğine göre ayrıca belirlenmelidir; her aile içi şiddet vakasında kendiliğinden aynı cezanın verileceği söylenemez.
Ceza soruşturmasının sonucu ile disiplin soruşturmasının sonucu da her zaman aynı olmak zorunda değildir. 657 sayılı Kanunun 131. maddesi açıkça, aynı olaydan dolayı ceza mahkemesinde kovuşturma yapılmasının disiplin kovuşturmasını geciktirmeyeceğini; kişinin ceza hukuku bakımından mahkûm olması veya olmamasının da ayrıca disiplin cezası uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğini düzenlemektedir.
Polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli bakımından 7068 sayılı Kanunun 5. maddesinde de aynı ilke benimsenmiştir. Bir fiil nedeniyle adli soruşturma veya kovuşturmanın devam ediyor olması, aynı olay hakkında disiplin soruşturması yapılmasını ve şartları varsa disiplin cezası verilmesini engellemez. Bu nedenle “ceza davam henüz bitmedi, kurum karar veremez” şeklinde genel bir kural bulunmadığı gibi, “ceza dosyasında beraat ettim, disiplin cezası da mutlaka kalkar” şeklinde otomatik bir sonuç da çıkarılamaz. Disiplin makamı kendi mevzuatı ve disiplin dosyasındaki deliller üzerinden ayrıca değerlendirme yapar.
Askerî personel bakımından da benzer fakat daha özel bir disiplin rejimi vardır. TSK’daki subay, astsubay, uzman erbaş ve diğer 6413 sayılı Kanun kapsamındaki personel için disiplin soruşturması adli soruşturma ve kovuşturmadan bağımsız yürütülebilir. Kanunun 5. maddesi bunu açıkça düzenlemektedir.
Üstelik 6413 sayılı TSK Disiplin Kanununda Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektirebilen bazı oldukça ağır disiplinsizlikler de bulunmaktadır. Kanunun 20. maddesinde “ahlaki zayıflık” kapsamında, kişinin görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecedeki bazı davranışları ile TSK’nın itibarını sarsacak yüz kızartıcı veya utanç verici fiiller; ayrıca “hizmete engel davranışlarda bulunmak” kapsamında Devletin veya TSK’nın itibarına zarar verecek ağır tutum ve davranışlar düzenlenmiştir. Ancak buradan “eşe şiddet uygulanırsa asker otomatik olarak ordudan atılır” sonucu çıkarılamaz. Somut fiilin bu maddelerdeki şartları karşılayıp karşılamadığı, ağırlığı, delilleri ve personelin tabi olduğu diğer özel hükümler ayrıca değerlendirilir.
Bu ayrım özellikle görev silahının kullanıldığı aile içi şiddet olaylarında daha da önem kazanabilir. Polis ve Jandarma bakımından 7068 sayılı Kanunda silahla ilgili bazı fiiller ayrıca ağır disiplin yaptırımlarına bağlanmıştır. Örneğin Kanun, silahla kasten yaralama fiilini uzun süreli durdurma cezasını gerektiren disiplinsizlikler arasında açıkça düzenlemektedir. Dolayısıyla aile içindeki olayda görev veya kişisel silahın kullanılması, olayın yalnız “eşler arasındaki özel bir anlaşmazlık” olarak değerlendirilmesini daha da güçleştirebilir.
Buna karşılık yalnız eşin şikâyette bulunması, boşanma davasında fiziksel şiddet iddiasında bulunulması veya 6284 kapsamında geçici tedbir kararı verilmesi nedeniyle kişinin doğrudan disiplin cezasıyla cezalandırılması gerektiği söylenemez. İddianın disiplin soruşturmasında somutlaştırılması; varsa sağlık raporu, kolluk tutanağı, tanık beyanları, mesajlar, kamera kayıtları ve diğer delillerin değerlendirilmesi gerekir. Özellikle 6284 tedbirinin koruyucu niteliği dikkate alındığında, “uzaklaştırma kararı var, o hâlde disiplin suçu kesinleşmiştir” şeklinde bir kabul doğru değildir.
Sonuç olarak eşler arasında ortaya çıkan ceza dosyası veya 6284 tedbir kararı memuriyet yönünden tamamen önemsiz değildir; fakat tek başına disiplin cezası anlamına da gelmez. 657’ye tabi memur bakımından fiilin kamu görevlisinin itibar ve güvenilirliğine etkisi, polis ve Jandarmada 7068 sayılı Kanundaki özel disiplin hükümleri, askerî personelde ise 6413 sayılı Kanunun daha sıkı disiplin rejimi dikkate alınır.
Özellikle aile içi fiziksel şiddetin gerçekten gerçekleştiğinin delillerle ortaya konulduğu olaylarda, “bu benim özel hayatımdır, kurum ilgilenemez” savunması her zaman sonuç vermeyebilir. Anayasa Mahkemesinin M.S.G., B. No: 2020/35386, 03.10.2024 kararı bunun çok açık bir örneğidir. Buna karşılık yalnız şikâyet veya tedbir kararının bulunması hâlinde disiplin cezasının otomatik olduğu da kabul edilemez; kurumun ilgili personel mevzuatına göre ayrıca soruşturma ve değerlendirme yapması gerekir.
Samsun’da Aynı Kurumda Çalışan Eşlerde Uzaklaştırma Kararı Nasıl Uygulanır?
Eşlerin aynı hastanede, okulda, emniyet biriminde veya başka bir kamu kurumunda çalışması hâlinde uzaklaştırma kararının yalnız ev bakımından uygulanması yeterli olmayabilir. Eğer aile mahkemesi şiddet uygulayan eşin korunan kişinin işyerine yaklaşmamasına da karar vermişse, “ikimiz de aynı kurumda çalışıyoruz” denilerek bu tedbir görmezden gelinemez.
6284 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 17. ve 20. maddeleri bu konuda açıktır. Hâkim, şiddet uygulayan kişinin yalnız müşterek konuttan uzaklaştırılmasına değil; korunan kişiye, onun bulunduğu konuta, okula, işyerine ve bulunabileceği diğer yerlere yaklaşmamasına da karar verebilir. Dolayısıyla kararın hüküm kısmında işyerine yaklaşmama tedbiri varsa şiddet uygulayan eşin aynı çalışma ortamında korunan kişiyle karşı karşıya gelmesini olağan bir işyeri ilişkisi olarak kabul etmek mümkün değildir.
Örneğin karı ve koca Samsun’daki aynı hastanede çalışıyor ve mahkeme kocanın kadının işyerine yaklaşmamasına karar vermişse, hastane yönetiminin iki kişiyi aynı serviste veya aynı nöbette çalıştırmaya devam etmesi tedbir kararının uygulanmasıyla bağdaşmaz. Aynı şekilde iki öğretmenin aynı okulda veya birbirine sürekli temas edecek biçimde aynı çalışma alanında tutulması da kararın içeriğine göre fiilen mümkün olmayabilir. Kamu kurumları, 6284 kapsamında alınan tedbir kararlarını kendi görev alanları bakımından ivedilikle yerine getirmek ve uygulanmasında işbirliği yapmakla yükümlüdür.
Burada çözümün mutlaka “şiddet uygulayan eş başka ile tayin edilir” olması gerekmez. Kurumun kendi yetkileri içinde görev yeri, birim, servis, vardiya veya çalışma düzeninin ayrılması bazı olaylarda yeterli olabilir. Fakat alınan önlem tedbir kararını gerçekten uygulanabilir hâle getirmelidir. Kâğıt üzerinde yaklaşmama kararı bulunmasına rağmen iki personelin her gün aynı odada, aynı serviste veya aynı çalışma güzergâhında karşılaşmaya devam etmesi hâlinde kararın koruma amacının gerçekleştiğinden söz etmek güçleşir. Bu sonuç, kamu kurumlarının tedbirleri ivedilikle uygulama ve işbirliği yükümlülüğünden doğmaktadır.
Bunun yanında 6284 sayılı Kanun, doğrudan korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine de imkân tanımaktadır. Uygulama Yönetmeliğinin 13. maddesine göre hâkim, korunan kişinin talebi bulunması veya onayının alınması şartıyla, işyerinin aynı il içinde veya il dışında değiştirilmesine karar verebilir. Karar korunan kişinin işyerine tebliğ edilir ve yetkili kurum tarafından uygulanır. Yani Samsun’daki çalışma ortamından uzaklaşmak gerçekten güvenlik bakımından gerekliyse, yalnız şiddet uygulayan eşe yaklaşmama yasağı getirilmesiyle yetinilmeyip mağdur eş bakımından işyeri değişikliği tedbiri de istenebilir.
Bu noktada önemli bir ayrım vardır. 6284 m.4/1-a’daki işyeri değişikliği tedbiri şiddet uygulayan eşin değil, korunan kişinin işyerinin değiştirilmesine ilişkindir. Şiddet uygulayan kamu görevlisinin başka ilçeye veya başka ile atanması ise bu maddeden otomatik olarak çıkmaz; onun görev yerinin değiştirilmesi ayrıca çalıştığı kurumun personel ve atama mevzuatına göre gündeme gelebilir. Buna karşılık aile mahkemesinin “korunan kişinin işyerine yaklaşmama” kararı varsa kurum, personel mevzuatını gerekçe göstererek bu yasağı etkisiz bırakamaz; kendi görev alanında kararın uygulanmasını sağlayacak düzenlemeyi yapmak zorundadır.
Bu konuda Anayasa Mahkemesinin K.Ş., B. No: 2016/14613, 17.07.2019 tarihli kararı doğrudan önem taşımaktadır. Olayda sınıf öğretmeni olan kadın ile eski eşi aynı kamu çalışma çevresinde görev yapmaktadır. Kadın önce eşi tarafından darbedilmiş, daha sonra bıçaklanarak yaralanmış ve hakkında çeşitli koruma tedbirleri verilmiştir. Kadın can güvenliği nedeniyle görev yerinin değiştirilmesi için Millî Eğitim makamlarına başvurmuş; Bakanlık, 6284 m.4/1-a kapsamında özel olarak işyeri değişikliğine ilişkin mahkeme kararı bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir. Kadın bunun üzerine aile mahkemesinden işyeri değişikliği kararı istemiş, İzmir 7. Aile Mahkemesi de talebi “idari mahiyette” olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımı doğru bulmamıştır. AYM, 6284 sayılı Kanunun 4. maddesinde hâkimin açıkça işyeri değişikliğine karar verebileceğini, Kanunun 10. maddesine göre de bu kararın ilgili personel mevzuatı çerçevesinde yetkili kurum tarafından yerine getirileceğini belirtmiştir. Kadının eski eşi tarafından darbedilmiş ve bıçaklanmış olması karşısında ciddi can güvenliği riskinin bulunduğunu; buna rağmen hem idari makamların hem de aile mahkemesinin somut tehlikeyi yeterince değerlendirmediğini kabul ederek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 7. Aile Mahkemesine gönderilmiş ve bir örneği Millî Eğitim Bakanlığına da iletilmiştir.
Üstelik AYM kararında ilk derece dosyasının künyesi de bulunmaktadır: İzmir 7. Aile Mahkemesi, 31.05.2016 tarih, 2016/135 D. İş E., 2016/134 D. İş K. Anayasa Mahkemesi bu karardan kaynaklanan ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir. Dolayısıyla bu mesele yalnız teorik bir “işyeri değiştirilebilir” ihtimali değildir; aile mahkemesinin “bu idari iştir, ben işyerini değiştiremem” yaklaşımının AYM tarafından hak ihlaline yol açtığının kabul edildiği somut bir karar bulunmaktadır.
Bu karar Samsun’da aynı kurumda çalışan eşler bakımından da yol göstericidir. Örneğin iki eş aynı hastanede çalışıyor, şiddet mağduru eş hakkında koruma kararları bulunuyor ve aynı hastanede bulunmaları nedeniyle karşılaşmalar devam ediyorsa, yalnız “hastane büyük, birbirlerinden uzak dursunlar” şeklinde bir çözüm her olayda yeterli olmayabilir. Şiddetin ağırlığı, tehditlerin devam edip etmediği, daha önceki tedbirlerin ihlal edilip edilmediği ve çalışma düzeninin tarafları gerçekten karşı karşıya getirip getirmediği değerlendirilmelidir. AYM’nin K.Ş. kararının gösterdiği üzere, somut can güvenliği tehlikesi ortaya konulmuşsa işyeri değişikliği talebi yalnız “personel işi” denilerek geçiştirilemez.
Aynı şekilde iki öğretmenin aynı okulda, iki sağlık personelinin aynı serviste veya iki kolluk görevlisinin aynı birimde çalışması hâlinde tedbir kararının hüküm kısmına bakılmalıdır. Kararda yalnız müşterek konuttan uzaklaştırma varsa bu karar tek başına işyerindeki karşılaşmayı yasaklamaz. Buna karşılık “korunan kişinin işyerine yaklaşmama” hükmü de bulunuyorsa çalışma düzeninin buna uygun hâle getirilmesi gerekir. Can güvenliği bakımından bu da yeterli değilse korunan kişi 6284 m.4/1-a kapsamında işyerinin değiştirilmesini ayrıca isteyebilir.
Şiddet uygulayan eş yaklaşmama kararına rağmen korunan kişinin işyerine gelmeye veya yasaklanan mesafeyi ihlal etmeye devam ederse bu yalnız kurum içi bir problem değildir. Tedbir kararının ihlali tutanakla Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir ve aile mahkemesi tarafından zorlama hapsi uygulanabilir. İlk ihlalde fiilin niteliğine ve ağırlığına göre üç günden on güne kadar, tekrar eden ihlallerde ise on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir; toplam süre altı ayı geçemez.
Bu nedenle aynı kurumda çalışan eşlerde mesele “uzaklaştırma kararım var ama işyerinde ne olacak?” diye belirsiz bırakılmamalıdır. Kararda işyerine yaklaşmama tedbiri varsa bu yasak işyerinde de uygulanır. Aynı işyerinde çalışmaları nedeniyle karar fiilen uygulanamıyorsa çalışma düzeninin ayrılması gerekir; ciddi can güvenliği riski devam ediyorsa korunan kişinin aynı il içinde veya il dışında işyerinin değiştirilmesi ayrıca talep edilebilir. Şiddet uygulayan eşin tayini ise 6284 m.4/1-a’nın doğrudan sonucu değil, varsa kurumun kendi personel mevzuatına göre ayrıca yapılacak işlemdir.
AYM’nin K.Ş., B. No: 2016/14613, 17.07.2019 kararı da tam olarak bu nedenle bu başlık için en güçlü dayanaklardan biridir: şiddet mağduru kamu görevlisinin işyeri değişikliği talebi, ciddi can güvenliği tehlikesi varken aile mahkemesi veya idare tarafından birbirine havale edilip sonuçsuz bırakılamaz.
Geçici Velayeti Alan Taraf Çocuğu Tayin Olduğu Şehre Götürebilir mi?
Boşanma davası devam ederken geçici velayet anneye veya babaya bırakılmışsa, çocuğun günlük yaşamı ve yerleşim yeri de kural olarak geçici velayeti kullanan ebeveyn tarafından belirlenir. Bu nedenle anneye İstanbul, Ankara, İzmir veya Türkiye’nin başka bir iline tayin çıktığında, mahkemece ayrıca çocuğun şehir dışına çıkarılmasını yasaklayan özel bir tedbir kararı verilmemişse çocuğu da yanında götürebilir. Diğer ebeveynin “Ben izin vermiyorum, çocuk Samsun’dan çıkamaz” demesi bu taşınmayı engellemez.
Bunun hukuki sonucu çocuk teslimi bakımından da önemlidir. TMK m.21 uyarınca anne ve babanın ortak yerleşim yeri bulunmadığında velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, çocuğun kendisine bırakıldığı anne veya babanın yerleşim yeridir. Adalet Bakanlığının çocuk teslimine ilişkin uygulamasında da bu kural esas alınmış ve çocuk teslimi ile kişisel ilişki kararlarının çocuğun yerleşim yeri müdürlüğü tarafından yerine getirileceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla geçici velayet anneye verilmiş, anne Samsun’dan İstanbul’a tayin olmuş ve çocukla birlikte İstanbul’a yerleşmişse, çocuğun babayla kişisel ilişkisinin yerine getirileceği yer bakımından artık İstanbul’daki çocuğun yerleşim yeri esas alınır. Babanın sırf boşanma davası Samsun’da görülüyor veya kişisel ilişki kararı Samsun Aile Mahkemesince verilmiş diye çocuğun her görüş gününde Samsun’a getirilmesini istemesi mümkün değildir.
Çocuk Başka Şehre Taşınınca Görüş Günleri Yeniden mi Belirlenir?
Çocuğun başka şehre taşınması mevcut kişisel ilişki kararını kendiliğinden değiştirmez. Mahkeme baba ile çocuk arasında örneğin her ayın birinci ve üçüncü hafta sonu cumartesi saat 10.00’dan pazar saat 18.00’e kadar kişisel ilişki kurulmasına karar vermişse, anne çocuğu İstanbul’a götürdüğünde bu takvim ortadan kalkmaz.
Değişen şey görüş günü değil, kararın yerine getirileceği yerdir.
Nitekim çocuk teslimi ve kişisel ilişkinin yerine getirilmesine ilişkin düzenlemede, çocuğun yerleşim yerinin değişmesi hâlinde ADM dosyasının resen yeni yer müdürlüğüne gönderileceği ve yeni müdürlüğün işlemlere kaldığı yerden devam edeceği açıkça düzenlenmiştir. Yeni müdürlük, mevcut teslim emrini veya kişisel ilişki takvimini baştan oluşturmaz; yalnızca çocuğun teslim edileceği yeni yeri yükümlüye bildirir.
Bu nedenle anne Samsun’dan İstanbul’a tayin oldu diye Samsun’daki boşanma dosyasında her defasında yeni bir görüş günü kararı alınması gerekmez. Mevcut kişisel ilişki kararı uygulanmaya devam eder; ADM uygulamasında çocuk artık yeni yerleşim yerindeki teslim noktasından alınır ve yine oraya bırakılır.
Elbette taraflardan biri mevcut günlerin yeni koşullar nedeniyle artık çocuğun yararına uygun olmadığını düşünüyorsa ayrıca kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini isteyebilir. Fakat şehir değiştirmek kendiliğinden yeni görüş günü oluşturmaz ve yeni dava açılmasını zorunlu kılmaz.
Çocuk İstanbul’a Götürülürse Baba Çocuğu Görmek İçin İstanbul’a mı Gitmek Zorunda?
Velayet sahibi anne çocukla birlikte İstanbul’a yerleşmiş ve çocuğun yerleşim yeri artık İstanbul olmuşsa, ADM üzerinden kişisel ilişki kararının uygulanması da çocuğun yerleşim yerinde gerçekleştirilir.
Adalet Bakanlığının uygulama rehberinde bu husus açık biçimde düzenlenmiştir. Çocuk teslimi veya kişisel ilişki kararını yerine getirmeye yetkili müdürlük çocuğun yerleşim yeri müdürlüğüdür. Hak sahibi başka şehirde bulunuyorsa kendi bulunduğu yerde ADM’ye başvurabilir; ancak başvuru evrakı çocuğun yerleşim yerindeki müdürlüğe gönderilir ve işlemi o müdürlük yürütür.
Örneğin anne geçici velayet sahibi olarak çocukla Samsun’dan İstanbul’a taşınmış, baba ise Samsun’da kalmışsa; baba kişisel ilişki gününde çocuğu görmek istiyorsa İstanbul’a gider. Çocuk İstanbul ADM tarafından belirlenen teslim yerinde babaya teslim edilir; kişisel ilişki süresi sona erdiğinde baba da çocuğu yine İstanbul’da belirlenen teslim yerine getirir.
Velayet sahibi anneye, yalnız diğer ebeveyn Samsun’da kaldığı için her görüş gününde çocuğu İstanbul’dan Samsun’a götürüp geri getirme yükümlülüğü yüklenmez.
Daha Önce Samsun ADM’de Dosya Açılmışsa İstanbul’da Yeniden Dosya mı Açılır?
Çocuğun kişisel ilişki işlemleri için Samsun ADM’de zaten açık bir dosya bulunuyorsa, çocuğun yerleşim yerinin İstanbul’a değiştiğinin öğrenilmesi üzerine dosyanın resen İstanbul’daki yetkili müdürlüğe gönderilmesi gerekir. İstanbul ADM mevcut dosyadaki işlemlere kaldığı yerden devam eder. Adalet Bakanlığının 5395 sayılı Kanun ve Yönetmeliğe ilişkin görüşünde bu husus açıkça belirtilmiştir.
Henüz hiçbir ADM dosyası açılmamışsa baba doğrudan çocuğun yerleşim yerindeki ADM’ye başvurabileceği gibi Samsun’daki ADM’ye de mahkeme kararını sunarak başvuru yapabilir. İkinci durumda Samsun’daki müdürlük başvuruyu alır ve evrakı yetkili olan çocuğun yerleşim yeri müdürlüğüne gönderir. Bu nedenle pratik sonuç yine aynıdır: çocuğun teslimi ve kişisel ilişkinin fiilî uygulanması çocuğun yaşadığı yerdeki ADM üzerinden yürür.
Ulaşım Masrafını Kim Karşılar?
Çocuk başka şehirde yaşıyorsa kişisel ilişki hakkını kullanmak isteyen ebeveynin o şehre ulaşmak için yaptığı kendi seyahat giderleri kural olarak ADM tarafından karşılanan bir çocuk teslim gideri değildir. ADM’nin çocuk teslimi işlemi ücretsizdir; müdürlüğün teslim işleminin gerçekleştirilmesi için yaptığı kurumsal giderler Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak bu, Samsun’da yaşayan babanın İstanbul’a gitmek için aldığı uçak veya otobüs biletinin Bakanlık tarafından karşılanacağı anlamına gelmez.
Üstelik Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/10991 E., 2023/1311 K., 23.03.2023 tarihli kararı bu konuda oldukça önemlidir. Çocuğun anneyle Hollanda’da, babanın Türkiye’de yaşayacağı dosyada mahkeme yol masraflarının taraflarca ortak karşılanmasına karar vermiştir. Yargıtay ise çocukla kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasında yol masrafları hakkında ayrıca hüküm kurulmasının doğru olmadığını, bu talebin kişisel ilişkinin eki niteliğinde olmadığını ve bu şekildeki hükmün infazının da mümkün olmadığını belirterek kararı bozmuştur.
Bu nedenle çocuğu görmek için Samsun’dan İstanbul’a giden ebeveyn, mahkeme kararında veya taraflar arasında geçerli başka bir düzenlemede aksi bulunmadıkça kendi ulaşımını kendisi organize eder ve kendi yol giderine katlanır. Velayet sahibi ebeveyne “çocuğu Samsun’a getir, yol parasını da sen öde” şeklinde kendiliğinden bir yükümlülük yüklenmez.
Çocuğu Nereden Alıp Nerede Teslim Edeceğim?
ADM dosyasında kişisel ilişki işlemi yürütülüyorsa teslim yeri müdürlük tarafından belirlenir. Velayet sahibi veya çocuk kendisine bırakılan ebeveyn, çocuğu kararda belirtilen gün ve saatte müdürlüğün bildirdiği teslim yerine getirir. Kişisel ilişki hakkı sahibi ebeveyn de çocuğu burada teslim alır.
Görüş süresi sona erdiğinde çocuk yine belirlenen teslim yerine getirilerek yükümlü ebeveyne teslim edilir. Bu nedenle örneğin çocuk İstanbul’da yaşıyorsa baba çocuğu İstanbul’daki teslim noktasından alıp hafta sonunu onunla geçirdikten sonra yine İstanbul’daki teslim noktasına bırakır. Adalet Bakanlığının çocuk teslimi uygulamasında esas sistem budur.
Çocuk Başka Şehre Taşınınca “Artık Ayda İki Kez Değil, Tatillerde Görüşsün” Denilebilir mi?
Velayet sahibi ebeveyn bunu tek taraflı olarak belirleyemez. Çocuğun şehir değiştirmesi mevcut mahkeme kararındaki günleri kendiliğinden azaltmaz veya artırmaz.
Mahkeme kararında ayda iki hafta sonu görüşme varsa, karar değiştirilmediği sürece esas olan bu takvimdir. Çocuğun başka ile taşınması hâlinde ADM mevcut karardaki günleri uygular; yalnız teslim yeri çocuğun yeni yerleşim yerine göre değişir.
Diğer ebeveyn mesafenin çok fazla olması nedeniyle mevcut sistemin artık uygulanmasının kendisi veya çocuk açısından ağır hâle geldiğini düşünüyorsa kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi için dava açabilir. Böyle bir dava sonucunda ayda iki kısa görüşme yerine yarıyıl ve yaz tatilinde daha uzun görüşme günleri belirlenmesi mümkün olabilir. Ancak böyle bir karar verilinceye kadar mevcut kişisel ilişki kararı uygulanmaya devam eder.
Cep Telefonundan veya Görüntülü Görüşme Mahkeme Kararına Yazılabilir mi?
Telefon ve görüntülü görüşme konusunda uygulamada zaman zaman farklı kararlar verilmiş olmakla birlikte, Yargıtay’ın son dönem yaklaşımında telefon veya benzeri iletişim araçları üzerinden belirli saatlerde görüşmenin icra edilebilir bir kişisel ilişki hükmü hâline getirilmesine mesafeli yaklaşıldığı görülmektedir.
Bu konuda Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/2714 E., 2024/5657 K., 11.09.2024 tarihli kararı özellikle açıktır. İlk derece mahkemesi, yüz yüze kişisel ilişkinin yanında çocuğun hangi ebeveynde olursa olsun belirli saatlerde telefon ve diğer iletişim araçlarıyla aranabileceğine de karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi bu kısmı hükümden çıkarmış; Yargıtay da BAM kararını onamıştır.
Kararda, telefonla veya benzeri iletişim araçlarıyla çocukla iletişim kurmak isteyen ebeveynin bunu zaten yapabileceği, buna karşılık velayet sahibi annenin ayrıca bu konuda bir yükümlülük altına sokulmasının doğru olmadığı belirtilmiştir. Daha önemlisi Yargıtay, böyle bir düzenlemeye uyulup uyulmadığının takip ve infazının mümkün görünmediğini açıkça ifade etmiştir. Bu nedenle telefon görüşmesinin kişisel ilişki hükmünün bir parçası hâline getirilmesi doğru bulunmamıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/10991 E., 2023/1311 K. sayılı kararına konu dosyada ilk derece mahkemesi, yurt dışında yaşayacak çocuk ile babanın görüş günleri dışında görüntülü görüşmesine de karar vermiştir. İstinaf mahkemesi, infazı ve denetimi mümkün olmayan şekilde görüntülü görüşme hükmü kurulmasını doğru bulmamış ve bu kısmı kaldırmıştır. Yargıtay incelemesinde de uyuşmazlık bu hâliyle değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla yazıda “mahkemeler hiçbir zaman telefon veya görüntülü görüşme kararı veremez” şeklinde mutlak bir ifade kullanmak yerine şu ayrımı yapmak daha doğrudur: Anne veya baba elbette çocukla telefonla ya da görüntülü biçimde iletişim kurabilir; ancak belirli gün ve saatlerde cep telefonundan görüntülü görüşmenin ADM tarafından zorla yerine getirilecek bir kişisel ilişki biçimi olarak hükme bağlanması, takip ve infaz edilebilir olmaması nedeniyle Yargıtay uygulamasında uygun görülmemektedir.
Geçici Velayet Sahibi Çocukla Başka Şehre Taşındığında Sonuç Ne Olur?
Geçici velayet sahibi ebeveyn, mahkemece aksine özel bir sınırlama konulmamışsa tayin veya başka bir nedenle çocukla birlikte başka ile yerleşebilir. Çocuğun başka şehre taşınması mevcut kişisel ilişki kararını ortadan kaldırmaz ve sırf taşınma nedeniyle yeni görüş günleri belirlenmez.
Değişen esas olarak çocuğun yerleşim yeri ve kişisel ilişki kararının yerine getirileceği ADM’dir.
Samsun’da açık bir ADM dosyası varsa çocuk İstanbul’a taşındığında dosya resen İstanbul’daki yetkili müdürlüğe gönderilir. Dosya henüz açılmamışsa hak sahibi başvuruda bulunur ve işlemler çocuğun yerleşim yerindeki müdürlük tarafından yürütülür. Çocuğu görmek isteyen ebeveyn yeni şehre gider, çocuğu oradaki teslim yerinden alır ve görüş süresi sonunda yine aynı yerde teslim eder.
Bu sistemde velayet sahibi ebeveynin, diğer eş Samsun’da kalmaya devam ediyor diye çocuğu her görüş gününde Samsun’a taşıması gerekmez. Aynı şekilde çocuğun başka şehre taşınması, kişisel ilişki takvimini kendiliğinden değiştirmez. Mevcut günlerin yeni koşullara uygun olmadığı düşünülüyorsa bu ancak ayrıca kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebiyle mahkeme önüne getirilebilir.
Tayin Sonrasında Nafaka Ne Olur?
Taraflardan birinin başka bir şehre tayin olması, boşanma davasında belirlenen nafakanın kendiliğinden değişmesine neden olmaz. Samsun’da belirlenen bir nafaka, nafaka alan eşin İstanbul’a tayin olmasıyla otomatik olarak artmayacağı gibi, nafaka ödeyen kişinin daha düşük yaşam giderlerinin bulunduğu bir yere atanmasıyla da kendiliğinden azalmaz. Bununla birlikte tayin, tarafların gelir ve giderlerinde ciddi bir değişiklik yaratmışsa nafakanın yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir.
Nafaka miktarı belirlenirken yalnız maaşa bakılmaz. Tarafların gelirleri, zorunlu giderleri, yaşam koşulları, varsa çocukların yaşı ve eğitim giderleri birlikte değerlendirilir. Bu nedenle tayin sonrasında kira giderinin ciddi biçimde artması, önceki görev yerinde alınan ek ödemelerin kaybedilmesi, yeni görev yerinde maaşın yükselmesi veya çocuğun eğitim masraflarının artması nafaka bakımından önem taşıyabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/4481 E., 2016/8685 K. sayılı kararında da nafaka artırımının mutlaka belirli bir sürenin geçmesine bağlı olmadığı, tarafların ekonomik durumları ile çocuğun ihtiyaçlarında meydana gelen değişikliklerin dikkate alınması gerektiği kabul edilmiştir. Bu nedenle esas mesele tayinin gerçekleşmiş olması değil, tayin sonrasında ekonomik şartların gerçekten değişip değişmediğidir.
Samsun’da Belirlenen Nafaka İstanbul’a Tayin Olunca Değişir mi?
Örneğin Samsun’da yaşayan bir eş lehine yoksulluk nafakası belirlenmiş, daha sonra bu kişi İstanbul’a tayin edilmiş olabilir. İstanbul’daki kira ve yaşam giderlerinin daha yüksek olması nafaka artırım davasında ileri sürülebilir. Ancak mahkeme yalnız iki şehir arasındaki hayat pahalılığı farkına bakarak karar vermez. Nafaka alan kişinin yeni maaşı, kira gideri ve diğer zorunlu masrafları ile nafaka ödeyen eşin ödeme gücü birlikte değerlendirilir.
Aynı durum nafaka borçlusu bakımından da geçerlidir. Nafaka ödeyen kişi daha pahalı bir şehre tayin olmuş, yeni yerde yüksek kira ödemeye başlamış ve bazı ek gelirlerini kaybetmişse bu değişiklik nafakanın azaltılması talebinde ileri sürülebilir. Fakat yalnız giderlerin arttığını söylemek yeterli değildir; kişinin toplam ekonomik gücünde gerçekten ne ölçüde değişiklik olduğu araştırılır.
Daha Pahalı Bir Şehre Tayin Olmak Nafaka Artış Sebebi Olabilir mi?
Daha pahalı bir şehre taşınmak nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir, ancak tek başına yeterli değildir. Özellikle iştirak nafakasında önemli olan çocuğun gerçek ihtiyaçlarının ne ölçüde arttığıdır.
Çocuk Samsun’da yaşarken belirlenen iştirak nafakasından sonra İstanbul’a taşınmışsa, yeni kira gideri, okul servisi, eğitim masrafları, ulaşım ve günlük yaşam giderleri önceki döneme göre önemli ölçüde artmış olabilir. Çocuğun yaşının ilerlemesi ve eğitim seviyesinin değişmesi de aynı şekilde dikkate alınır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/11161 E., 2017/13392 K. sayılı kararında iştirak nafakası belirlenirken çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarıyla birlikte anne ve babanın ekonomik durumlarının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle nafaka artırım davasında yalnız “İstanbul pahalı bir şehir” demek yerine, çocuğun önceki ve mevcut giderleri arasındaki farkın ortaya konulması daha önemlidir.
Tayin Sonrası Maaş Artarsa Nafaka da Artar mı?
Tayin bazı kamu görevlileri açısından gelir artışı yaratabilir. Yeni görev yerinde ek ödeme, tazminat, nöbet veya başka bir mali hak kazanılmış olabilir. Böyle bir gelir artışı nafakanın yeniden belirlenmesinde dikkate alınır.
Ancak nafaka, maaşın belirli bir yüzdesi olarak hesaplanmadığından maaştaki artışın aynen nafakaya yansıtılması gerekmez. Bir kişinin geliri yüzde otuz arttı diye nafakanın da yüzde otuz artırılması şeklinde bir hesaplama yöntemi bulunmamaktadır.
Özellikle iştirak nafakasında hem çocuğun ihtiyaçlarındaki değişiklik hem de anne ve babanın ekonomik gücü birlikte değerlendirilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/19704 E., 2017/9326 K. sayılı kararında da iştirak nafakası bakımından çocukların yaşı ve eğitim durumu ile tarafların ekonomik şartlarının birlikte göz önünde tutulması gerektiği vurgulanmıştır.
Tayin Sonrasında Gelirin Düşmesi Nafakanın Azaltılmasını Sağlar mı?
Bazı tayinlerde tam tersine gelir azalabilir. Kişi önceki görev yerinde düzenli biçimde aldığı nöbet ücretini, ek ödemeyi veya başka bir göreve bağlı tazminatı yeni görev yerinde alamıyor olabilir. Bu durumda nafakanın azaltılması talep edilebilir.
Ancak mahkeme yalnız maaş bordrosundaki düşüşe bakmaz. Gelir azalmasının geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu, kişinin başka malvarlığı veya gelir kaynağının bulunup bulunmadığı ve nafaka alan eş ya da çocuğun mevcut ihtiyaçları da değerlendirilir.
Kişinin nafaka yükümlülüğünden kurtulmak amacıyla kendi gelirini isteyerek düşürmesi ile kurum tarafından yapılan zorunlu tayin sonucunda gelirinin azalması da aynı şekilde değerlendirilmez. Somut olayın gerçek şartları önem taşır.
Seyyanen Zam Nafakaya Nasıl Etki Eder?
Memur maaşlarına yapılan seyyanen zamlar kişinin ekonomik gücünü artırıyorsa nafaka bakımından da değerlendirmeye alınabilir. Ancak seyyanen zam miktarının doğrudan nafakaya eklenmesi gibi bir kural yoktur.
Örneğin nafaka ödeyen memurun gelirinde ciddi bir artış olmuş, aynı zamanda çocuğun eğitim ve bakım giderleri de yükselmişse bu durum iştirak nafakasının artırılması bakımından önem kazanabilir. Buna karşılık yoksulluk nafakası alan eşin gelirinde önemli bir artış meydana gelmişse, bu değişiklik yoksulluk nafakasının miktarı veya devamı yönünden ayrıca değerlendirilebilir.
Burada nafakanın türünü ayırmak gerekir. Yoksulluk nafakası eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesini önlemeye yönelikken, iştirak nafakası çocuğun bakım ve eğitim giderlerine anne ve babanın ekonomik güçleri oranında katılmalarını amaçlar. Bu nedenle aynı gelir artışının iki nafaka türüne etkisi de aynı olmayabilir.
Nafaka Artışı Memur Maaş Zammına Göre mi, ÜFE’ye Göre mi Yapılır?
Nafakanın her yıl hangi oranda artırılacağı konusunda önce mahkeme kararının hüküm kısmına bakılmalıdır. Mahkeme nafakanın her yıl ÜFE, TÜFE veya başka bir endekse göre artırılmasına karar vermişse yıllık artış buna göre yapılır.
Nafaka ödeyen kişinin memur olması, nafakanın mutlaka memur maaş artış oranına göre artırılacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bütün nafakaların kanunen ÜFE oranında artırıldığı şeklinde genel bir kural da bulunmamaktadır.
Yargıtay’ın nafaka artırımına ilişkin kararlarında, tarafların ekonomik durumlarında olağanüstü bir değişiklik bulunmadığı hâllerde önceki nafaka ile taraflar arasındaki ekonomik dengeyi korumak amacıyla ÜFE oranının dikkate alındığı örnekler bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/19704 E., 2017/9326 K. sayılı kararında da bu yaklaşım görülmektedir.
Burada önemli olan mahkemenin daha önceki kararında nasıl bir artış sistemi kurduğudur.
ÜFE Artışı Bulunsa da Yeniden Nafaka Artırım Davası Açılabilir mi?
Mahkeme nafakanın her yıl belirli bir endekse göre artırılmasına karar vermiş olsa bile hayat şartlarında olağan dışı bir değişiklik meydana gelmişse yeniden nafaka artırım davası açılması mümkündür.
Örneğin iştirak nafakası her yıl ÜFE oranında artıyor olabilir. Daha sonra çocuğun özel okul veya sağlık gideri ortaya çıkmış, başka şehre tayin nedeniyle yaşam giderleri ciddi biçimde yükselmiş veya nafaka borçlusunun ekonomik gücü önemli ölçüde artmışsa yalnız yıllık endeks artışıyla yetinmek zorunlu değildir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/19704 E., 2017/9326 K. sayılı kararında da yıllık artış düzenlemesinin bulunmasının, şartlarda meydana gelen değişiklik nedeniyle ayrıca nafaka artırımının istenmesine engel olmadığı kabul edilmiştir.
Aynı şekilde nafaka artırım davası açabilmek için mutlaka iki veya üç yıl beklenmesi gerektiği şeklinde genel bir süre bulunmamaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/4481 E., 2016/8685 K. sayılı kararında da nafaka artırımının belirli bir zamanın geçmesi şartına bağlanamayacağı belirtilmiştir. Ancak nafaka çok kısa süre önce belirlenmişse, bu kısa zaman içinde neyin değiştiğinin somut olarak açıklanması gerekir.
Boşanma Davasında Lojman Eşlerden Birine Bırakılabilir mi?
Memurlar açısından boşanma sırasında karşılaşılan sorunlardan biri de aile konutu olarak kullanılan lojmanın ne olacağıdır. Lojman eşlerden birinin görevi nedeniyle tahsis edilmiş olsa bile evlilik devam ederken eşlerin ve çocukların ortak yaşam alanı hâline gelmiş olabilir.
Boşanma davası açıldığında hâkim TMK m.169 uyarınca eşlerin barınması konusunda gerekli geçici önlemleri alabilir. Bu kapsamda eşlerin birlikte yaşadıkları konutun dava süresince eşlerden birinin kullanımına bırakılması mümkündür.
Örneğin lojman kocanın memuriyeti nedeniyle kendisine tahsis edilmiş ancak çocukların geçici velayeti anneye bırakılmış olabilir. Çocukların okul, sağlık ve günlük yaşam düzenleri bakımından lojmanda kalmalarının daha uygun olduğu düşünülürse, boşanma davası süresince konutun anne ve çocukların kullanımına bırakılması gündeme gelebilir.
Bununla birlikte lojmanın aile mahkemesi tarafından geçici olarak bir eşin kullanımına bırakılması ile lojmanın kurum tarafından yapılan tahsisi birbirinden farklıdır. Aile mahkemesinin vereceği karar, diğer eşe kurum karşısında süresiz veya bağımsız bir lojman hakkı kazandırmaz. Kamu konutunun hangi şartlarla tahsis edildiği ve tahsisin ne zaman sona ereceği ayrıca Kamu Konutları mevzuatına göre değerlendirilir.
Dolayısıyla “lojman benim görevim nedeniyle verildi, aile mahkemesi hiçbir şekilde eşime bırakamaz” demek de, “mahkeme bana bıraktı, artık lojman sürekli benim” demek de doğru değildir.
Kiralık Aile Konutu Boşanma Davasında Eşlerden Birine Bırakılabilir mi?
Aile konutunun kiralık olması boşanma davasında konutun eşlerden birine tahsis edilmesine engel değildir. Kira sözleşmesi yalnızca eşlerden birinin adına yapılmış olsa dahi hâkim, özellikle çocukların barınma ihtiyacı ve tarafların ekonomik durumunu dikkate alarak konutun dava süresince diğer eş tarafından kullanılmasına karar verebilir.
Örneğin kira sözleşmesi kocanın adına yapılmış, ancak çocukların geçici velayeti anneye verilmiş ve çocukların okulu da bu evin bulunduğu bölgedeyse, mahkeme kiralık aile konutunu geçici olarak anne ve çocukların kullanımına bırakabilir.
Burada önemli olan husus, konutun kullanımının eşe bırakılması ile kira sözleşmesine taraf olmak arasındaki farktır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2017/4794 E., 2018/11923 K. sayılı kararında da aile mahkemesi tarafından konutun bir eşe tahsis edilmiş olmasının tek başına o kişiyi kira sözleşmesinin tarafı hâline getirmediği kabul edilmiştir.
Kira Sözleşmesi Eşimin Adına Olduğu Hâlde Ben Sözleşmenin Tarafı Olabilir miyim?
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi kiralık aile konutunda kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşe özel bir koruma sağlamaktadır. Aile konutu eşlerden biri tarafından kiralanmışsa diğer eş, kiraya verene yapacağı bildirimle kira sözleşmesinin tarafı hâline gelebilir.
Bu bildirim için kiraya verenin yeniden sözleşme yapmayı kabul etmesi gerekmez. Kanundan doğan bir katılma imkânı söz konusudur. Bununla birlikte sözleşmeye katılan eş yalnız hak sahibi olmaz; kira sözleşmesinden doğan borçlardan da diğer eşle birlikte müteselsilen sorumlu hâle gelir.
Bu nedenle özellikle geçmiş dönemden birikmiş kira veya yan gider borçları bulunan bir evde bildirim yapılmadan önce mevcut borç durumunun öğrenilmesi önemlidir.
Uygulamada bildirimin daha sonra ispat edilebilmesi bakımından noter ihtarı gibi yazılı ve ispatlanabilir bir yöntem tercih edilmesi yararlı olabilir.
Eşlerden Biri Kiralık Aile Konutunun Sözleşmesini Tek Başına Feshedebilir mi?
Aile konutu koruması devam ettiği sürece eşlerden biri diğer eşin açık rızası olmadan kira sözleşmesini feshedemez. TMK m.194 bu konuda açık bir koruma getirmiştir.
Eşlerden birinin evi terk etmiş olması veya boşanma davasının açılmış olması da tek başına aile konutu korumasını hemen ortadan kaldırmaz. Örneğin kira sözleşmesi yalnız kocanın adına yapılmış ve koca evden ayrılmış olabilir. Koca sırf kendisi artık evde yaşamıyor diye ev sahibine tek taraflı fesih bildirimi yaparak eşinin ve çocukların konutta kalmasını engelleyemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/2-2056 E., 2015/1201 K. sayılı kararında aile konutu üzerindeki işlemlerde diğer eşin açık rızasına verilen önem vurgulanmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/6765 E., 2017/4627 K. sayılı kararında da aile konutuna ilişkin bu korumanın amacı üzerinde durulmuştur.
Uzaklaştırılan Eş Kirayı Ödemeyi Kesebilir mi?
Eş hakkında uzaklaştırma kararı verilmesi kira sözleşmesini sona erdirmez. Kira sözleşmesinin tarafı olan eşin konutta fiilen oturmaması da kira borcunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle kira sözleşmesi kocanın adına yapılmış ve koca hakkında evden uzaklaştırma kararı verilmişse, sırf artık evde kalmadığı gerekçesiyle kiraya verene karşı sorumluluğunun sona erdiği söylenemez. Sözleşme hukuken devam ettiği sürece kira ilişkisinden doğan borçlar da devam eder.
Diğer eş TMK m.194 uyarınca kira sözleşmesine katılmışsa, kiraya veren bakımından eşlerin müteselsil sorumluluğu da gündeme gelir. Buna karşılık eşler arasındaki iç ilişkide kiranın kim tarafından karşılanacağı, tedbir nafakası ve tarafların ekonomik gücü boşanma dosyasında ayrıca değerlendirilir.
Aynı nedenle uzaklaştırılan eşin diğer eşin hayatını zorlaştırmak amacıyla elektrik, su veya doğalgaz aboneliklerini kapatması da ayrıca sorun yaratabilir. Özellikle konut mahkeme tarafından diğer eş ve çocuklara bırakılmışsa, müşterek yaşamın sürdürülmesini engelleme amacı taşıyan davranışlar boşanmadaki kusur değerlendirmesinde de dikkate alınabilir.
Tayin ve Boşanma Hakkında Sık Sorulan Sorular
Samsun’a Yeni Tayin Oldum. Boşanma Davası Açmak İçin Altı Ay Beklemem Gerekir mi?
Samsun gerçekten yerleşim yeriniz hâline gelmişse boşanma davası açmak için burada altı ay yaşamanız gerekmez. TMK m.168’deki altı aylık süre, eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer bakımından getirilmiş alternatif bir yetki kuralıdır.
Dava Devam Ederken Başka Şehre Tayin Olursam Dosya da Yeni Şehre Gider mi?
Tayin devam eden boşanma dosyasını kendiliğinden başka mahkemeye taşımaz. Dava açıldıktan sonra tarafların görev veya ikamet yerinin değişmesi, usulüne uygun biçimde kurulmuş mahkeme yetkisini ortadan kaldırmaz.
Eşim Başka Şehre Tayin Oldu. Yanına Gitmemem Boşanmada Bana Kusur Olarak Yüklenir mi?
Bu konuda yalnız tayinin gerçekleşmesine bakılmaz. Eşlerin meslekleri, çocukların durumu, sağlık sorunları, bağımsız konut sağlanıp sağlanmadığı, tayinin zorunlu veya isteğe bağlı olup olmadığı ve tarafların ortak hayatı sürdürmek için ne yaptığı birlikte değerlendirilir.
Özellikle eşin tayin olduğu yerde bağımsız bir aile konutu sağlamaması ve diğer eşi sürekli kendi anne veya babasıyla yaşamaya zorlaması Yargıtay uygulamasında kusur bakımından önem taşıyabilir.
Uzaklaştırma Kararı Aldığım İçin Kurumum Beni İstediğim Şehre Tayin Etmek Zorunda mı?
Uzaklaştırma kararı tayin bakımından önemli bir belge olmakla birlikte tek başına bütün kurumlarda istenilen yere atanma hakkı vermez. 6284 sayılı Kanun kapsamındaki işyeri değişikliği, can güvenliği mazereti ve kişinin tabi olduğu kurumun özel atama mevzuatı birlikte değerlendirilmelidir.
Geçici Velayet Bende. Tayin Olduğum Şehre Çocuğu da Götürebilir miyim?
Geçici velayet sahibi ebeveynin tayin nedeniyle çocuğuyla başka şehre yerleşmesi mümkün olabilir. Ancak velayet hakkı sınırsız değildir. Çocuğun eğitim düzeni, üstün yararı ve diğer ebeveynle kişisel ilişkisinin devam edip edemeyeceği önem taşır. Taşınma mevcut görüş düzenini uygulanamaz hâle getiriyorsa mahkemeden kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi istenmesi gerekir.
Başka Şehre Taşındığım İçin Eski Görüş Günlerine Uymak Zorunda Değil miyim?
Taraflardan birinin taşınması mevcut kişisel ilişki kararını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme kararı değiştirilinceye kadar uygulanmaya devam eder. Ancak mesafe nedeniyle karar çocuğun yararına uygun olmaktan çıkmışsa yeni şartlara göre değiştirilmesi istenebilir.
Samsun’da Belirlenen Nafaka Başka Şehre Tayin Olunca Otomatik Artar mı?
Nafaka miktarı şehir değişikliğiyle kendiliğinden artmaz. Ancak yeni şehirdeki yaşam giderleri, kira masrafları, tarafların gelirlerindeki değişiklik ve çocukların ihtiyaçları önemli ölçüde değişmişse artırım veya azaltım davası gündeme gelebilir.
Memur Maaşına Zam Gelirse Nafaka da Aynı Oranda Artar mı?
Nafaka maaşın belli bir yüzdesi değildir. Memur maaşındaki veya seyyanen ödemelerdeki artış kişinin ekonomik gücünü gösteren unsurlardan biridir; ancak mahkeme nafaka alan kişinin ihtiyaçlarını ve bütün ekonomik şartları birlikte değerlendirir.
Nafaka Her Yıl ÜFE Oranında Artıyorsa Yine Artırım Davası Açılabilir mi?
Mahkeme kararında yıllık ÜFE veya başka bir endeks artışı öngörülmüş olması, sonradan önemli ekonomik değişiklikler meydana gelirse ayrıca artırım davası açılmasına engel değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/19704 E., 2017/9326 K. sayılı kararında da bu yaklaşım benimsenmiştir.
Kiralık Ev Eşimin Adına Olduğu Hâlde Boşanma Davasında Bana Bırakılabilir mi?
Mahkeme boşanma devam ederken aile konutunun kullanımını size bırakabilir. Ancak tahsis kararı sizi kendiliğinden kira sözleşmesinin tarafı hâline getirmez. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2017/4794 E., 2018/11923 K. sayılı kararında bu ayrım özellikle vurgulanmıştır. Kiraya verene TMK m.194 kapsamında bildirim yapılması hâlinde ise kira sözleşmesine taraf olunması mümkündür.
Lojman Eşimin Görevi Nedeniyle Verilmişse Boşanma Sürecinde Bana Bırakılabilir mi?
Dava süresince hâkim eşlerin barınmasına ilişkin geçici tedbirler alabilir ve somut olayın koşullarına göre lojmanın kullanımını eşlerden birine bırakabilir. Ancak bu karar kurum tarafından yapılan lojman tahsisini kalıcı olarak değiştirmez. Kamu konutuna ilişkin idari mevzuat ayrıca uygulanmaya devam eder.
Sonuç
Tayin nedeniyle şehir değiştiren eşlerin boşanmasında yalnız boşanma sebebine odaklanmak çoğu zaman yeterli değildir. Tayin aynı anda davanın nerede açılacağından eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğüne, geçici velayetten çocukla kişisel ilişkiye, nafakadan lojman ve kiralık aile konutuna kadar birçok konuyu etkileyebilir.
Üstelik tayinin kendisi çoğu zaman hukuki sonucun belirleyicisi değildir. Örneğin eşin başka şehre tayin olması tek başına kusur sayılmaz. Asıl önemli olan eşin ortak hayatın devamı için ne yaptığıdır. Tayin olduğu yerde bağımsız konut sağlamış, eşini yanına almak için gerekli işlemleri yapmış ve birlikte yaşamı sürdürmeye çalışmış bir kişi ile özellikle eşinden uzaklaşmak için tayin isteyen ve ortak hayatı kurmak için hiçbir girişimde bulunmayan kişinin durumu aynı değerlendirilemez.
Çocuk bakımından da aynı yaklaşım geçerlidir. Geçici velayeti alan ebeveynin tayin nedeniyle başka şehre taşınması tek başına hukuka aykırı değildir. Ancak şehir değişikliği diğer ebeveynle çocuk arasındaki ilişkiyi kesmek amacıyla kullanılırsa veya çocuğun eğitim ve yaşam düzenini ciddi biçimde bozarsa mahkemenin yeniden müdahalesi gündeme gelebilir.
Nafaka ise tayinle birlikte otomatik olarak artmaz veya azalmaz. Mahkemenin değerlendirdiği şey yeni görev yerinin adı değil, tarafların ekonomik şartlarının gerçekte nasıl değiştiğidir. Samsun’dan İstanbul’a tayin bazen giderleri ciddi biçimde artırabilir, başka bir tayin ise maaş ve ek ödemelerde önemli artış sağlayabilir. Bunların her biri nafakanın yeniden değerlendirilmesine neden olabilir, ancak sonuç bütün ekonomik tabloya göre belirlenir.
Memur eşlerde bu nedenle yalnız Türk Medeni Kanunu hükümlerine bakmak çoğu zaman yeterli değildir. Öğretmen, sağlık personeli, polis, asker veya diğer kamu görevlileri bakımından kurumun atama, lojman ve personel mevzuatı da aile hukuku sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.