Eşinizi Sevmemeniz Boşanmak İçin Yeterli Bir Gerekçe midir?

📅 29 Kasım 2017 🔄 Son güncelleme: 19 Temmuz 2026

Evlilikte sevginin azalması veya tamamen sona ermesi, kişiyi boşanmayı düşünmeye yöneltebilir. Ancak çekişmeli boşanma davasında yalnızca “eşimi artık sevmiyorum”, “ondan soğudum” veya “bu evliliği sürdürmek istemiyorum” demek, mahkemenin boşanmaya karar vermesi için yeterli değildir.

Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması gerekir. Mahkeme, kişinin iç dünyasındaki sevgi eksikliğinden çok, evlilik birliğini çekilmez hâle getiren somut olaylara ve bu olayların ispatlanıp ispatlanmadığına bakar.

Bu nedenle çekişmeli boşanma davasında asıl soru, “Eşinizi seviyor musunuz?” değil; “Evliliğin devamını beklenemez hâle getiren hangi olaylar yaşandı ve bunlar hangi delillerle kanıtlanabilir?” sorusudur.

Eşimi Sevmiyorum Demek Boşanma Sebebi Olur mu?

Sevginin sona ermesi boşanma sebebi değildir. Eşlerin duygusal olarak birbirlerinden uzaklaşmaları, boşanma kararının kişisel gerekçesini oluşturabilir; ancak mahkemede bunun somut kusurlu davranışların ıspatlanması gerekir.

Örneğin eşler arasında uzun süredir devam eden iletişimsizlik, ortak yaşamın fiilen sona ermesi, sürekli aşağılama, ilgisizlik, ekonomik yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, güven sarsıcı davranışlar veya birlikte yaşamayı çekilmez hâle getiren başka olaylar varsa bunlar dava konusu yapılabilir.

Buna karşılık yalnızca “eşimden sıkıldım”, “artık heyecan duymuyorum” veya “başka bir hayat yaşamak istiyorum” şeklindeki kişisel açıklamalar, karşı taraf boşanmayı kabul etmiyorsa boşanma için yeterli olmaz.

Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını tarafların kusur iddiaları ve sunulan deliller üzerinden değerlendirir.

Anlaşmalı Boşanmada Kusur İspatlamak Gerekir mi?

Eşler boşanma ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda anlaşabiliyorsa kusur tartışması yapılmadan anlaşmalı boşanma mümkündür.

Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin iradelerini hâkim önünde bizzat açıklamaları ve hazırlanan protokolün hâkim tarafından uygun bulunması gerekir.

Bu durumda eşlerden birinin diğerini sevmemesi ya da her iki tarafın artık evliliği sürdürmek istememesi yeterli olabilir. Çünkü eşler boşanmanın sonuçlarında uzlaşmış ve evlilik birliğini birlikte sona erdirme iradesi göstermiştir.

Ancak taraflardan biri duruşmada boşanmaktan veya protokoldeki şartlardan vazgeçerse anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Dava çekişmeli olarak sürdürülecekse artık boşanma sebebi yapılan somut olayların ve delillerin değerlendirilmesi gerekir.

Çekişmeli Boşanmada Somut Olayların Anlatılması Neden Önemlidir?

Çekişmeli boşanma davası, yalnızca evliliğin kötü gittiğinin genel ifadelerle anlatıldığı bir süreç değildir. Davacı, evlilik birliğini çekilmez hâle getirdiğini ileri sürdüğü olayları açıkça belirtmelidir.

“Geçinemiyoruz”, “çok huzursuzuz” veya “anlaşamıyoruz” gibi ifadeler tek başına kusur isnadı ve ispatında yeterli değildir. Dilekçede hangi davranışın ne zaman gerçekleştiği, evlilik üzerindeki etkisi ve hangi delille ispatlanacağı mümkün olduğunca açık biçimde gösterilmelidir.

Mahkeme tarafların dilekçelerinde usulüne uygun biçimde ileri sürmediği olayları kendiliğinden boşanma sebebi hâline getiremez. Bu nedenle dava dilekçesinin hazırlanması ve delillerin süresinde bildirilmesi önem taşır.

Davayı Açan Eş Daha Ağır Kusurluysa Ne Olur?

Kusurlu bir eşin boşanma davası açamayacağı şeklinde mutlak bir kural yoktur. Eşlerden her biri dava açabilir.

Ancak davacının boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır kusurlu olması hâlinde davalı eşin boşanmaya itiraz hakkı vardır. Mahkeme, davalının itirazını haklı bulursa davayı reddedebilir.

Kişi Kendi Kusuruna Dayanarak Boşanabilir mi?

Bir eşin kendi oluşturduğu olayları boşanma gerekçesi yaparak bundan doğrudan yarar sağlaması mümkün değildir.

Örneğin kişi eşine hakaret ediyor, ortak konutu terk ediyor, sadakat yükümlülüğünü ihlal ediyor ve ardından yalnızca kendi davranışları nedeniyle evliliğin çekilmez hâle geldiğini ileri sürüyorsa mahkeme kusur durumunu değerlendirir. Karşı taraf daha az kusurluysa ve boşanmak istemiyorsa dava reddedilebilir.

Fakat mahkeme yalnızca davacının kusuruna değil, tarafların bütün davranışlarına bakar. Davalı eşin de boşanmaya neden olan kusurları bulunuyorsa her iki tarafın olaylardaki ağırlığı birlikte karşılaştırılır.

“Seni Sevmiyorum” Demek Kusur Sayılır mı?

Bir eşin diğerine artık sevgi duymadığını açıklaması ile onu aşağılamak, değersizleştirmek veya psikolojik baskı altında bırakmak aynı şey değildir.

“Seni sevmiyorum” sözü, söylendiği ortam, tekrar edilme biçimi, amacı ve eş üzerindeki etkisiyle birlikte değerlendirilir. Eşi küçük düşürmek, evliliği sürdürülemez hâle getirmek veya onu dava açmaya zorlamak amacıyla sürekli kullanılıyorsa kusur değerlendirmesine konu olabilir.

Ancak bu sözün söylendiği her olayda otomatik olarak tazminata hükmedileceği söylenemez. Maddi ve manevi tazminat için tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı ve kişilik haklarına saldırı bulunup bulunmadığı ayrıca incelenir. Kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kanuni şartları varsa maddi ve manevi tazminat talep edebilir.

Eşi Boşanma Davası Açmaya Zorlamak Doğru mudur?

Bazı kişiler kendileri dava açmak yerine eşlerine sürekli “beni boşa”, “seni sevmiyorum” veya “bu evlilik bitti” diyerek karşı tarafı dava açmaya zorlamaktadır.

Bu yöntem hukuki bir avantaj sağlamaz. Aksine kullanılan sözler ve sergilenen davranışlar, daha sonra davayı açan eş tarafından kusur delili olarak ileri sürülebilir.

Ayrıca karşı tarafın mutlaka dava açacağı da garanti değildir. Eş boşanmayı istemeyebilir veya evlilik birliğini sürdürmeyi tercih edebilir. Bu durumda kendi kusurlu davranışlarıyla evliliği çekilmez hâle getiren kişinin açacağı dava, karşı tarafın itirazıyla reddedilebilir.

Boşanma iradesi kesinse, karşı tarafı kışkırtmak yerine olayların ve hukuki seçeneklerin doğrudan değerlendirilmesi daha doğru olur.

Sevginin Bitmesi Hiç mi Önem Taşımaz?

Sevginin sona ermesi hukuken tamamen önemsiz değildir. Eşlerin birbirlerine karşı duygusal bağlarının kalmaması, uzun süredir ayrı yaşamaları ve evlilik birliğinin fiilen sona ermiş olması, evliliğin gerçek durumunu gösteren unsurlar arasında değerlendirilebilir.

Ancak bunların çekişmeli boşanma davasındaki etkisi, diğer olaylarla birlikte ortaya çıkar.

Tarafların uzun süredir ortak hayat kurmaması, birbirlerine karşı eşlik görevlerini yerine getirmemesi ve evliliğin yalnızca resmî kayıtlarda devam etmesi, mahkemenin değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Buna rağmen her dosyada yalnızca sevginin bittiği açıklamasına dayanılarak boşanma kararı verileceği söylenemez.

Boşanma Davası Reddedilirse Ne Olur?

Boşanma sebebi yapılan olaylar ispatlanamazsa, olaylar yeterli ağırlıkta bulunmazsa veya daha ağır kusurlu davacının davasına karşı davalının haklı itirazı varsa boşanma davası reddedilebilir.

Ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçtiği hâlde ortak hayat yeniden kurulamamışsa eşlerden biri bu duruma dayanarak yeniden boşanma davası açabilir. Bu davada ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir.

Ret kararından sonra yeni hakaret, şiddet, sadakatsizlik veya başka boşanma sebepleri yaşanırsa yeni olaylara dayanılarak ayrıca dava açılması da mümkündür.

5/5 - (2 votes)
İlginizi çekebilir:  Evlilik Sözleşmesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Yorum yapın