Ortaklığın Giderilmesi Satışında Taşınmazı Paydaş veya Alacaklı Alırsa İhale Bedelinin Tamamını mı Öder Yoksa Payı Veya Alacağı Mahsup Edebilir mi?

Ortaklığın giderilmesi davası sonunda taşınmaz açık artırmayla satıldığında, ihaleyi taşınmazın paydaşlarından biri kazanabileceği gibi, borçlu paydaşın alacaklısı da şartları varsa ihaleye girerek taşınmazı satın alabilir. Bu durumda en çok merak edilen konu, ihaleyi kazanan kişinin ihale bedelinin tamamını mı yatıracağı, yoksa kendisine düşecek bir miktarı bedelden mahsup edip yalnızca kalan kısmı mı ödeyeceğidir. Paydaş bakımından kendi hissesine düşen satış bedelinin ihale bedelinden mahsup edilmesi mümkündür. Alacaklı bakımından ise durum biraz farklıdır; alacaklı, borçlusundan olan alacağının tamamını sırf alacaklı olduğu için ihale bedelinden doğrudan düşemez. Borçlu paydaşa satış sonunda ne kadar para düşeceği, bu para üzerinde başka haciz veya öncelikli alacak bulunup bulunmadığı ve alacaklıya gerçekte ne kadar ödeme yapılacağı belirlenerek mahsup miktarı buna göre hesaplanır. Bu nedenle paydaşın kendi payını, alacaklının ise şartları oluştuğunda kendisine ödenecek alacak miktarını ihale bedelinden düşüp düşemeyeceği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

İçindekiler
  1. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞINDA PAYDAŞLARDAN BİRİ İHALEYİ KAZANIRSA NE KADAR PARA YATIRIR?
  2. MİRASÇILAR DIŞINDA PAYDAŞ YOKSA ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞI HANGİ BEDELDEN YAPILIR?
  3. MİRASÇILAR ARASINDA İLK VE İKİNCİ SATIŞTA PAYDAŞ NE KADAR ÖDER?
  4. ALACAKLI, AÇTIĞI ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASINDA TAŞINMAZI SATIN ALABİLİR Mİ?
  5. ALACAKLI TAŞINMAZI ALACAĞINA MAHSUBEN SATIN ALABİLİR Mİ?
  6. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASINDA ALACAKLININ MAHSUP HAKKI NEREYE KADARDIR?
  7. ALACAKLI 1/4 PAY SAHİBİ BORÇLUDAN 1 MİLYON TL ALACAKLIYSA İHALEDE NE KADAR PARA YATIRIR?
  8. ALACAK BORÇLU PAYDAŞIN SATIŞTAN ALACAĞINDAN FAZLAYSA NE OLUR?
  9. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SONUCU BORÇLU PAYDAŞIN PARASINI DOĞRUDAN ALACAKLIYA VEREBİLİR Mİ?
  10. BAŞKA HACİZ VEYA İPOTEK VARSA ALACAKLI NE KADAR MAHSUP YAPABİLİR?
  11. LEX COMMISSORIA YASAĞI ALACAKLININ TAŞINMAZI SATIN ALMASINA ENGEL Mİ?
  12. LEX COMMISSORIA İLE ALACAĞA MAHSUBEN İHALE ARASINDAKİ FARK NEDİR?
  13. İçtihatlar:

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞINDA PAYDAŞLARDAN BİRİ İHALEYİ KAZANIRSA NE KADAR PARA YATIRIR?

Ortaklığın giderilmesi davası sonunda taşınmaz satışa çıkarıldığında, ihaleye yalnızca üçüncü kişiler değil, taşınmazın mevcut paydaşları da katılabilir. Uygulamada bu noktada en çok merak edilen husus, paydaşlardan birinin ihaleyi kazanması hâlinde ihale bedelinin tamamını mı yatıracağı, yoksa kendi hissesine düşecek miktarın bedelden mahsup edilip edilemeyeceğidir.

İhaleyi kazanan kişi aynı zamanda taşınmazda pay sahibi olduğunda, satış bedelinin bir kısmı zaten paylaşım sırasında kendisine dönecektir. Bu nedenle paydaşın önce ihale bedelinin tamamını yatırıp, satış parası paylaştırıldıktan sonra kendi hissesine düşen kısmı yeniden geri alması gerekmeyebilir. Kendi payına isabet eden satış bedeli ihale bedelinden mahsup edilerek, kalan miktarın satış dosyasına yatırılması mümkündür.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.12.2024 tarihli, 2024/6889 E., 2024/10326 K. sayılı kararı da doğrudan bu konuya ilişkindir. Kararda, ortaklığın giderilmesi sonucunda yapılan ihalede taşınmazı alan kişinin aynı zamanda hissedar olması hâlinde, kendi hissesine isabet eden miktarın ihale bedelinden düşülebileceği kabul edilmiştir.

Dolayısıyla paydaşın ne kadar para yatıracağının belirlenmesinde yalnızca ihalede oluşan toplam bedel değil, satış sonunda kendisine düşecek payın ne kadar olduğu da dikkate alınır. Bundan sonraki hesaplama da bu esas üzerinden yapılır.

Paydaşın 1/4 Hissesi Varsa İhalede Ne Kadar Ödeme Yapar?

Örneğin taşınmazda dört paydaş bulunduğunu ve her birinin 1/4 oranında hissesi olduğunu düşünelim. Taşınmaz ortaklığın giderilmesi satışı sonunda 4.000.000 TL’ye paydaşlardan birine ihale edilmiş olsun.

İhaleyi kazanan kişinin taşınmazdaki payı 1/4 olduğundan, satış bedelinin 1.000.000 TL’si zaten kendi hissesine karşılık gelir. Bu nedenle paydaşın 4.000.000 TL’nin tamamını dosyaya yatırması gerekmez. Kendi hissesine düşen 1.000.000 TL mahsup edilir ve geriye kalan 3.000.000 TL’nin ödenmesi yeterli olur.

Başka bir ifadeyle, paydaş önce 4.000.000 TL’yi yatırıp daha sonra kendi payı olan 1.000.000 TL’yi satış dosyasından geri almak zorunda değildir. Kendi payı baştan hesaptan düşülür ve yalnızca diğer paydaşlara düşecek kısım yatırılır.

Taşınmazda Muhdesat Varsa İhaleyi Kazanan Paydaşın Mahsup Edilecek Payı Nasıl Hesaplanır?

Taşınmaz üzerinde paydaşlardan birine ait bina, ağaç, tesis gibi bir muhdesat bulunması, ihaleyi kazanan paydaşın kendi payına düşen bedeli ihale bedelinden mahsup ettirmesine engel değildir. Ancak muhdesat bulunan taşınmazlarda mahsup edilecek tutar her zaman tapuda yazılı hisse oranının ihale bedeline doğrudan uygulanmasıyla bulunmaz. Çünkü satış bedelinin ne kadarının arsaya, ne kadarının muhdesata karşılık geldiği ve muhdesat bedelinin hangi paydaşa ait olduğu ayrıca dikkate alınır.

Örneğin tapuda 1/4 pay sahibi olan bir kişinin, taşınmaz 4.000.000 TL’ye satıldığında hiçbir hesaplama yapmadan “Benim payım 1.000.000 TL’dir” demesi her durumda doğru olmayabilir. Taşınmaz üzerindeki binanın başka bir paydaşa ait olduğu mahkemece kabul edilmiş ve satış bedelinin paylaştırılması buna göre belirlenmişse, önce muhdesata düşen değer ayrılır; arsa bedeline düşen kısım ise tapudaki paylar oranında paylaştırılır. İhaleyi kazanan paydaşın mahsup ettirebileceği miktar da bu hesaplamanın sonunda kendisine düşecek gerçek satış payıdır.

Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2024/6889 E., 2024/10326 K. sayılı kararında taşınmaz üzerindeki binanın belirli bir paydaşa ait olduğu kabul edildiğinden, ihale alıcısının payı yalnızca toplam ihale bedeli ile tapudaki hisse oranı çarpılarak hesaplanmamıştır. Muhdesata isabet eden değer dikkate alınmış, arsa bedeline düşen bölüm üzerinden pay hesabı yapılmış ve ihale alıcısının mahsup edebileceği tutar buna göre belirlenmiştir.

Bu nedenle muhdesatın bulunması mahsup hakkını ortadan kaldırmaz; yalnızca mahsup edilecek miktarın hesabını değiştirir. İhaleyi kazanan paydaşın ihale bedelinden düşebileceği tutar, tapudaki çıplak hisse oranından ziyade satış sonunda kendisine fiilen dağıtılması gereken bedeldir. Başka bir ifadeyle, dosyada muhdesat nedeniyle özel bir paylaşım hesabı yapılmışsa, ödeme de bu hesaba göre belirlenir.

2026 YILINDA YAPILAN KANUN DEĞİŞİKLİĞİ PAYDAŞIN KENDİ HİSSESİNİ İHALE BEDELİNDEN MAHSUP ETMESİNE ENGEL Mİ?

7589 sayılı Kanunla ortaklığın giderilmesi satışlarında özellikle miras yoluyla edinilmiş taşınmazlar bakımından yeni bir sistem getirildi. Buna göre taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinmiş olması ve mirasçılar dışında başka bir malik bulunmaması hâlinde, ilk artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılıyor. Bu özel ilk artırmada teklifin de muhammen kıymetin yüzde yüzünü aşması gerekiyor.

Kanun değişikliği yalnızca artırmaya kimlerin katılabileceğini ve hangi bedelden teklif verilebileceğini değiştirmedi. Ortaklığın giderilmesi satışında ihaleyi kazanmasına rağmen bedeli süresinde yatırmayan paydaş bakımından da daha ağır sonuçlar getirildi. Böyle bir durumda yatırılan teminatın diğer paydaşlara dağıtılması ve ayrıca teklif edilen bedelin yüzde 5’i oranında idari para cezası uygulanması öngörüldü.

Buna karşılık yeni düzenlemede, ihaleyi kazanan paydaşın kendi hissesine düşen satış bedelini ihale bedelinden mahsup ettiremeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmuyor. Dolayısıyla 2026 yılında getirilen yeni satış sistemi, paydaşın kendi payına karşılık gelen bedeli mahsup ederek yalnızca kalan kısmı yatırabilmesi yönündeki uygulamayı ortadan kaldırmış değil.

Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.12.2024 tarihli, 2024/6889 E., 2024/10326 K. sayılı kararında da ihaleyi kazanan kişinin aynı zamanda taşınmazda pay sahibi olması hâlinde, kendi payına düşen miktarın ihale bedelinden düşülebileceği ve yalnızca bakiye bedelin yatırılmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Bu nedenle 2026 yılındaki kanun değişikliği sonrasında da paydaş açısından asıl değişen konu ihalenin kimler arasında ve hangi alt bedelle yapılacağıdır; kendi payının ihale bedelinden mahsup edilmesi bakımından ise farklı bir yasak getirilmiş değildir.

ortaklığın giderilmesi alacaklı veya paydaşın alımı.

MİRASÇILAR DIŞINDA PAYDAŞ YOKSA ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞI HANGİ BEDELDEN YAPILIR?

Ortaklığın giderilmesi kararından sonra taşınmaz satışa çıkarılmadan önce satışa esas muhammen kıymet belirlenir. Muhammen kıymet, taşınmazın yalnızca tapuda yazılı veya belediyedeki vergi değeri değildir. Bilirkişi heyeti götürülerek yerinde inceleme yaptırılır. Taşınmazın bulunduğu yer, yüzölçümü, imar durumu, kullanım biçimi, üzerindeki yapı ve muhdesatlar, emsal satışlar ve satış tarihine yakın piyasa koşulları değerlendirilerek satışa esas değer tespit edilir. Yani muhammen bedel yerin piyasadaki gerçek satış değeridir.

Yeni düzenleme muhammen kıymetin nasıl belirleneceğini değiştirmemiş; esas değişikliği bu değerin hangi oranından itibaren teklif verilebileceği ve ilk artırmaya kimlerin katılabileceği konusunda yapmıştır. İİK’da kıymet takdirine ilişkin bilirkişi incelemesi ve kıymet takdirine karşı başvuru usulü ayrıca düzenlenmiştir.

7589 sayılı Kanunla İİK m.114’te yapılan değişiklikten sonra, tüm maliklerin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması ve taşınmazda mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının bulunmaması hâlinde, birinci artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılır. Üçüncü kişiler bu ilk artırmaya katılamaz. Kanun ayrıca bu özel artırmanın yalnızca bir defaya mahsus uygulanacağını açıkça belirtmiştir.

Bu ilk artırmada eski sistemde olduğu gibi muhammen kıymetin yüzde ellisi yeterli değildir. Mirasçılar arasında yapılacak ilk artırmada verilen teklifin muhammen kıymetin yüzde yüzünü aşması gerekir. Ayrıca taşınmazla güvence altına alınmış ve satış isteyenin alacağına göre öncelikli olan alacakların toplamı muhammen kıymetten daha yüksekse bu kez o tutar esas alınır; paraya çevirme ve paylaştırma giderlerinin de karşılanması gerekir.

Örneğin taşınmazın muhammen kıymeti 4.000.000 TL olarak belirlenmişse, mirasçılardan biri ilk artırmada 2.000.000 TL veya 3.500.000 TL teklif ederek taşınmazı alamaz. İlk artırmada geçerli teklifin, diğer kanuni şartlarla birlikte, 4.000.000 TL’lik muhammen kıymeti ve buna eklenmesi gereken satış ve paylaştırma giderlerini aşması gerekir. Dolayısıyla yeni düzenlemenin amacı, mirasçıların taşınmazını ilk aşamada muhammen kıymetin yarısı gibi düşük bir bedelle elden çıkarmak yerine önce mirasçılara gerçek değere yakın bir bedelle kendi aralarında satın alma imkânı vermektir.

Birinci artırmada mirasçılardan hiçbiri bu şartlarda taşınmazı almazsa ikinci artırmaya geçilir. İkinci artırma artık yalnızca mirasçılar arasında yapılmaz; herkese açık hâle gelir ve üçüncü kişiler de ihaleye katılabilir. TBMM’de düzenleme açıklanırken de ilk artırmada alıcı çıkmaması hâlinde ikinci artırmanın genel hükümlere göre herkese açık yapılacağı açıkça belirtilmiştir.

İkinci artırmada ise yüzde yüz şartı ortadan kalkar. Tekliflerin, kural olarak muhammen kıymetin yüzde ellisini aşması gerekir. Yine taşınmaz üzerindeki öncelikli alacakların toplamı yüzde ellilik değerden daha yüksekse daha yüksek olan tutar esas alınır ve buna paraya çevirme ile paylaştırma giderleri eklenir.

Aynı örnek üzerinden gidersek, muhammen kıymeti 4.000.000 TL olan taşınmaz birinci artırmada mirasçılar arasında satılmazsa ikinci artırma herkese açılır. Bu aşamada yüzde ellilik değer 2.000.000 TL’dir. Ancak “taşınmaz kesin olarak 2.000.000 TL’ye satılır” demek doğru değildir. Geçerli teklifin kanundaki diğer şartlarla birlikte bu tutarı ve satış-paylaştırma giderlerini aşması gerekir; ayrıca varsa öncelikli alacakların toplamı 2.000.000 TL’den yüksekse o daha yüksek miktar esas alınır.

Peki ikinci artırmada da taşınmaz satılmazsa üçüncü artırma mı yapılır? İİK m.115, aynı satış ilanı içerisinde otomatik olarak bir üçüncü artırma öngörmemektedir. Birinci ve ikinci artırmada satış gerçekleşmezse, kanundaki şartlar dâhilinde yeniden satış günü verilmesi ve yeniden harçlar yatırılıp yeni bir satış sürecinin başlatılması söz konusu olur.

7589 sayılı Kanunda mirasçılar arasında yapılan yüzde yüz muhammen kıymet esaslı özel artırmanın “bir defaya mahsus” olduğu özellikle yazılmıştır. Bu nedenle ikinci artırmanın da sonuçsuz kalmasından sonra yeni bir satış süreci başlatılırsa, mirasçılar arasında yüzde yüz bedelle yapılan özel ilk artırmanın yeniden tekrarlanması kanunun lafzıyla bağdaşmaz. Yeni satış genel açık artırma hükümlerine göre yürütüleceğinden yüzde ellilik genel ihale sınırı esas alınacaktır. Kanun bunu teknik olarak “üçüncü artırma” şeklinde adlandırmamaktadır; bu, ilk iki artırmanın sonuçsuz kalmasından sonra yapılacak yeniden satış niteliğindedir.

Kısaca, muhammen değeri 4.000.000 TL olan ve tamamı miras yoluyla edinilmiş bir taşınmaz bakımından yeni sistem şöyle işler: ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında ve yüzde yüz muhammen kıymet esas alınarak; ikinci artırma herkese açık ve yüzde elli esas alınarak yapılır. İkinci artırmada da satış olmazsa aynı dosyada otomatik bir “üçüncü ihale” yoktur; yeniden satış süreci gerekir ve mirasçılara özgü yüzde yüzlük ilk artırma bir kez uygulanmış olduğundan yeniden tekrarlanmaz.

Bir de önemli geçiş hükmü var: 7589 sayılı Kanunla getirilen bu yeni sistem, değişiklik yürürlüğe girmeden önce ilan edilmiş açık artırmalara uygulanmıyor; o satışlar eski hükümlere göre devam ediyor.

MİRASÇILAR ARASINDA İLK VE İKİNCİ SATIŞTA PAYDAŞ NE KADAR ÖDER?

Satış aşamasıKimler katılabilir?Hangi bedel esas alınır?1/4 pay sahibi mirasçı açısından örnek
1. artırmaYalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılarTeklifin kural olarak muhammen kıymetin %100’ünü ve satış/paylaştırma giderlerini aşması gerekir.Muhammen değer 4.000.000 TL ise taşınmaz 4.000.000 TL’nin altında alınamaz. Örneğin ihale 4.200.000 TL’de kalırsa, basit hesapla mirasçının 1/4 payı 1.050.000 TL’dir. Bu tutar mahsup edildiğinde 3.150.000 TL bakiye kalır.
Mirasçı ilk artırmayı pahalı bulursaİlk artırmada teklif vermek zorunda değildir.İlk artırmada alıcı çıkmazsa ikinci artırmaya geçilir.Mirasçı “muhammen değerin tamamından almak istemiyorum” diyerek ilk artırmaya girmeyebilir veya teklif vermeyebilir. Ancak ikinci satışın mutlaka daha düşük bedelle sonuçlanacağının garantisi yoktur.
2. artırmaHerkese açıktır. Mirasçılar da üçüncü kişiler de katılabilir.Teklifin kural olarak muhammen kıymetin %50’sini ve buna eklenen satış/paylaştırma giderlerini aşması gerekir. Rüçhanlı alacakların toplamı daha yüksekse o tutar dikkate alınır.Taşınmaz üzerinde ipotek gibi satış bedelinden öncelikle karşılanması gereken rüçhanlı alacaklar varsa, %50 hesabından daha yüksek bir alt sınır ortaya çıkarMuhammen değer 4.000.000 TL ise %50 sınırı 2.000.000 TL’dir. Örneğin ihale 2.400.000 TL’de mirasçıda kalırsa, basit 1/4 hesabıyla 600.000 TL kendi payına düşer; mahsup sonrasında 1.800.000 TL bakiye söz konusu olur.
2. artırmada da satılmazsaOtomatik olarak bir “3. artırma” yapılmaz.İİK m.115 uyarınca şartları varsa yeniden satış günü istenebilir.Yeni bir satış süreci gündeme gelir. Mirasçılara özgü %100 bedelli özel artırmanın bir defaya mahsus olduğu kanunda açıkça yazılıdır. Bu nedenle aynı özel artırmanın tekrar tekrar uygulanması söz konusu değildir.

7589 sayılı Kanunla getirilen sistemde, tüm maliklerin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması ve mirasçılar dışında üçüncü bir malik bulunmaması hâlinde ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılıyor. Bu özel ilk artırmada yüzde 50 değil, muhammen kıymetin yüzde 100’ü esas alınıyor. İkinci artırmada ise yeniden genel yüzde 50 sınırına dönülüyor ve satış üçüncü kişilere de açılıyor.

Bu nedenle 1/4 pay sahibi bir mirasçı açısından ilk artırmayı beklemekle ikinci artırmayı beklemek arasında ciddi bir fark bulunabilir. Örneğin 4.000.000 TL muhammen değerli taşınmazda ilk artırmanın tabanı yaklaşık 4.000.000 TL seviyesindeyken, ikinci artırmada genel sınır yaklaşık 2.000.000 TL seviyesine iner. Ancak ikinci artırma 2.000.000 TL’ye satış garantisi vermez; üçüncü kişiler de ihaleye girebildiği için rekabet sonucunda bedel yeniden 4.000.000 TL’nin üzerine dahi çıkabilir. Kanun yalnızca teklifin alt sınırını belirlemektedir.

Birinci ve ikinci artırmada da satış gerçekleşmezse, mevcut sistemde kendiliğinden yapılan bir “üçüncü ihale” bulunmuyor. İİK m.115, satışın gerçekleşmemesi hâlinde kalan satış isteme süresi içerisinde yeniden satış günü talep edilebilmesine imkân tanıyor. Yeni düzenlemede mirasçılar arasında yapılan özel ilk artırmanın “bir defaya mahsus” uygulanacağı açıkça belirtildiğinden, yeniden satış gündeme geldiğinde mirasçılara özgü yüzde 100’lük ilk artırmanın tekrar edilmemesi, kanunun lafzından çıkan sonuçtur.

Not: Rüçhanlı alacak, satış bedelinden diğer alacaklardan önce karşılanma hakkı bulunan alacaktır. Taşınmaz bakımından bunun en bilinen örneği ipotekle güvence altına alınmış alacaklardır; bu tür alacaklar varsa, ihalede dikkate alınacak asgari bedel yalnızca muhammen kıymetin belirli bir oranına göre değil, bu öncelikli alacakların tutarına göre de belirlenebilir.

ALACAKLI, AÇTIĞI ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASINDA TAŞINMAZI SATIN ALABİLİR Mİ?

Bir mirasçının borcu nedeniyle miras payının haczedilmesi hâlinde, alacaklı İcra ve İflas Kanunu’nun 121. maddesi kapsamında aldığı yetkiyle ortaklığın giderilmesini isteyebilir. Burada alacaklının amacı diğer mirasçıların mallarına el koymak değil, ortaklık sona erdiğinde kendi borçlusuna düşecek değerin belirlenmesini ve bu değer üzerinden alacağını tahsil edebilmeyi sağlamaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli, 2003/253 E., 2003/270 K. sayılı kararında da İİK m.121’in amacı bu şekilde ele alınmıştır. Borçlu mirasçının elbirliği hâlindeki payı doğrudan satılamadığı için, alacaklıya ortaklığın giderilmesini sağlayacak hukuki yol açılmaktadır. Satış veya paylaşma sonunda borçluya düşen malvarlığı değeri artık icra takibinin konusu hâline gelebilir.

Ortaklığın giderilmesi sonucunda taşınmaz açık artırmaya çıkarıldığında alacaklının ihaleye katılması da kural olarak mümkündür. İhaleye katılması yasak olan kişilerden değilse, diğer alıcılar gibi teklif verebilir ve en yüksek geçerli teklifi vermesi hâlinde taşınmazın tamamını satın alabilir.

Ancak 2026 yılında yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanunla aşınmazın bütün maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinmiş olması ve mirasçılar dışında başka malik bulunmaması hâlinde ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacağı için ortaklığın giderilmesi davasını açan alacaklı taşınmazda aynı zamanda malik değilse, bu özel ilk artırmaya sırf alacaklı olduğu için katılamaz. İlk artırmada satış gerçekleşmezse ikinci artırma genel kurallara göre yürütüleceğinden alacaklının da ihaleye katılması mümkün hâle gelir.

ALACAKLI TAŞINMAZI ALACAĞINA MAHSUBEN SATIN ALABİLİR Mİ?

Burada “ihaleye katılıp taşınmazı satın almak” ile “ihale bedelinden kendi alacağını düşmek” birbirinden ayrılmalıdır.

Yargıtay’ın icra ihalelerine ilişkin yerleşik yaklaşımına göre, ihale alıcısı aynı zamanda takip alacaklısıysa ve satış bedelinden kendisine düşecek alacak konusunda önünde başka bir alacaklı bulunmuyorsa, alacağı oranında ihale bedelini yeniden nakden yatırmak zorunda bırakılmayabilir. Bunun mantığı basittir: Alacaklının dosyaya yatırdığı para, sıra ve dağıtım sonunda yeniden kendisine ödenecekse aynı paranın önce yatırılıp sonra geri verilmesi gereksizdir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli, 2014/2288 E., 2014/4152 K. sayılı kararında, ihale alıcısı takip alacaklısının kendisinden önce gelen başka bir alacaklı bulunmaması ve alacağının ihale bedelini karşılaması hâlinde satış bedelini alacağına mahsup edebileceği kabul edilmiştir.

Fakat bu kararların önemli bir özelliği vardır: Bunlar doğrudan İİK m.121 uyarınca alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan satışa ilişkin kararlar değildir. Normal icra satışlarında alacağa mahsuben satın alma konusunda verilen kararlardır.

Bu nedenle aynı kuralı ortaklığın giderilmesi satışına hiçbir ayrım yapmadan uygulayıp “alacaklı borcunun tamamını ihale bedelinden düşer” demek doğru olmaz.

ortaklığın giderilmesi alacaklı veya paydaşın alımı

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASINDA ALACAKLININ MAHSUP HAKKI NEREYE KADARDIR?

İİK m.121’e dayalı ortaklığın giderilmesi satışında alacaklının borç ilişkisi yalnızca kendi borçlusu olan paydaşla ilgilidir. Diğer paydaşların alacaklıya herhangi bir borcu bulunmamaktadır.

Bu nedenle alacaklı, ihaleyi kazanmış olsa bile diğer paydaşların satış bedelindeki haklarını kendi alacağından düşemez.

Örneğin taşınmazın dört mirasçıya ait olduğunu, borçlu mirasçının payının 1/4 olduğunu ve diğer üç mirasçının alacaklıya hiçbir borcunun bulunmadığını düşünelim. Taşınmazın 4.000.000 TL’ye satılması hâlinde, başka bir özel paylaşım sebebi yoksa borçlu mirasçının satış bedelindeki payı 1.000.000 TL olacaktır.

Alacaklının borçludan 1.000.000 TL alacağı varsa, onun takip hakkının ulaşabileceği satış bedeli de esas itibarıyla bu 1.000.000 TL’lik borçlu payıdır. Diğer üç mirasçıya ait toplam 3.000.000 TL’nin “benim borçludan alacağım var” denilerek mahsup edilmesi mümkün değildir.

Bu noktada mahsup edilecek miktarın sınırını alacaklının toplam alacağı değil, borçlu paydaşa düşen ve icra takibi sonucunda alacaklıya ödenebilecek satış bedeli belirler.

ALACAKLI 1/4 PAY SAHİBİ BORÇLUDAN 1 MİLYON TL ALACAKLIYSA İHALEDE NE KADAR PARA YATIRIR?

Taşınmazın 4.000.000 TL’ye ihale edildiğini, borçlu mirasçının payının 1/4 olduğunu ve takip alacaklısının borçludan 1.000.000 TL alacaklı olduğunu varsayalım.

Borçluya satış bedelinden düşecek pay 1.000.000 TL’dir. Alacaklının bu tutarın tamamını icra dosyasından tahsil etme hakkı bulunduğu ve kendisinden önce gelen başka bir haciz veya öncelikli alacak olmadığı kabul edilirse, ekonomik açıdan alacaklının diğer paydaşlara ve satış dosyasına karşı karşılaması gereken bakiye 3.000.000 TL olacaktır.

Fakat burada “ihaleyi 4.000.000 TL’ye kazandı, doğrudan 1.000.000 TL’yi düşüp 3.000.000 TL yatırır” şeklinde kesin ve her dosya için geçerli bir cümle kurmamak gerekir.

Çünkü İİK m.121 ortaklığın giderilmesi satışında borçlu paydaşa düşen bedelin alacaklıya ne ölçüde ödeneceği, haczin kapsamı, başka alacaklıların bulunup bulunmadığı ve gerekirse yapılacak sıra cetveli üzerinden belirlenir. Dolayısıyla nihai mahsup tutarı 1.000.000 TL olabilir; ancak bunun satış memurluğunca ihale bedelinin yatırılması aşamasında doğrudan mahsup şeklinde uygulanıp uygulanamayacağı dosyanın icra ve sıra durumuna göre belirlenmelidir.

Bu ayrım, normal icra ihalesindeki “alacağa mahsuben satın alma” ile İİK m.121 ortaklığın giderilmesi satışının aynı şey olmadığını göstermektedir.

ALACAK BORÇLU PAYDAŞIN SATIŞTAN ALACAĞINDAN FAZLAYSA NE OLUR?

Alacaklının borçludan 1.500.000 TL alacaklı olduğunu, fakat borçlu paydaşın ortaklığın giderilmesi satışından yalnızca 1.000.000 TL pay aldığını düşünelim.

Alacaklı, kalan 500.000 TL’yi diğer mirasçıların paylarından alamaz.

Satış sonunda diğer üç mirasçının toplam 3.000.000 TL’lik hakkı kendilerine aittir. Alacaklı, koşulları varsa borçluya düşen 1.000.000 TL’yi takip kapsamında tahsil eder; geriye kalan 500.000 TL’lik alacağı ise borçluya karşı devam eder.

Dolayısıyla taşınmazın tamamının alacaklı tarafından satın alınması, diğer paydaşların satış parasındaki haklarının ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SONUCU BORÇLU PAYDAŞIN PARASINI DOĞRUDAN ALACAKLIYA VEREBİLİR Mİ?

Bu konuda doğrudan ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin önemli bir Yargıtay kararı bulunmaktadır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 21.04.2016 tarihli, 2015/3951 E., 2016/4876 K. sayılı kararında, mahkeme ortaklığın giderilmesine karar verirken borçlu paydaşa düşecek satış parasının davacı alacaklının icra dosyasındaki alacağına mahsup edilmesine de hükmetmiş ancak bu hüküm Yargıtay tarafından bozulmuştur.

Daireye göre ortaklığın giderilmesi mahkemesi satış parasının paydaşlar veya mirasçılar arasında hangi oranlarda paylaştırılacağını belirlemekle yetinmelidir. Borçlu paydaşın satış bedelindeki hakkına haciz koyan alacaklının bu paradan nasıl ve hangi miktarda tahsilat yapacağı ise icra hukukunun ve takip dosyasındaki paylaştırmanın konusudur. Bu nedenle Yargıtay, borçluya düşecek bedelin doğrudan alacaklıya mahsup edilmesine ilişkin kısmı hükümden çıkarmıştır.

Bu karar, alacaklının hiçbir şekilde mahsup yapamayacağı anlamına gelmez. Söylediği şey daha farklıdır: Mahsubu ortaklığın giderilmesi mahkemesi kendiliğinden yapamaz. Alacaklının borçlu payına ulaşması, takip ve satış bedelinin paylaştırılması aşamasında gerçekleşmelidir.

BAŞKA HACİZ VEYA İPOTEK VARSA ALACAKLI NE KADAR MAHSUP YAPABİLİR?

Borçlu paydaşın satıştan alacağı para üzerinde alacaklının haczinden önce başka hacizler veya öncelikli haklar bulunuyorsa, alacaklı “benim alacağım 1.000.000 TL, tamamını mahsup ediyorum” diyemez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2016/24478 E., 2017/15055 K., 2019/11729 E., 2020/6042 K. ve 2021/7558 E., 2022/553 K. sayılı kararlarında devamlı biçimde vurgulanan nokta budur. Birden fazla hak sahibi varsa önce satış bedelinin hangi alacaklıya ne ölçüde düşeceği belirlenmeli, gerekiyorsa sıra cetveli düzenlenmeli ve ihale alıcısı alacaklının kendisine gerçekten düşecek miktarı bundan sonra mahsup edebilmesine izin verilmelidir.

Bu nedenle uygulamada yapılacak hesap basitçe “ihale bedeli eksi takip dosyasındaki alacak” değildir. Asıl soru, satış parasından bu alacaklıya gerçekte ne kadar ödeme yapılacağıdır.

LEX COMMISSORIA YASAĞI ALACAKLININ TAŞINMAZI SATIN ALMASINA ENGEL Mİ?

Alacaklının borçlunun malını alması denildiğinde akla gelen konulardan biri de lex commissoria yasağıdır. Ancak açık artırmada taşınmaz satın alınmasıyla bu yasak aynı hukuki durumu ifade etmez.

Lex commissoria yasağı esas olarak rehin hukukuna ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun 873. maddesi uyarınca, borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınmazın doğrudan alacaklının mülkiyetine geçeceğini önceden kararlaştıran sözleşme hükmü geçersizdir. Amaç, borcunu ödeyemeyen kişinin ekonomik sıkıntısından yararlanılarak değeri borçtan çok daha yüksek olan malının doğrudan alacaklı tarafından alınmasını engellemektir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 24.02.2012 tarihli, 2011/15066 E., 2012/2536 K. sayılı kararında da TMK m.873 ve lex commissoria yasağı ele alınmış; borcun ödenmemesi nedeniyle taşınmazın alacaklıya doğrudan geçmesini sağlayan sözleşmeler ile inançlı işlemler arasındaki ayrım değerlendirilmiştir. Aynı uyuşmazlık daha sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2020 tarihli, 2018/1065 E., 2020/180 K. sayılı kararına da konu olmuştur.

Ortaklığın giderilmesi satışında ise taşınmaz, “borç ödenmedi, o hâlde taşınmaz artık alacaklının olsun” şeklinde alacaklıya devredilmemektedir. Veya banka borcu olan “evden vazgeçtim artık bankanın” diyemez. Taşınmazın değeri belirlenmekte, satış ilan edilmekte, açık artırma yapılmakta ve alacaklı ancak artırmaya katılıp en yüksek geçerli teklifi verirse mülkiyeti kazanabilmektedir.

Dolayısıyla usulüne uygun açık artırmadan taşınmaz satın alınması lex commissoria yasağının yasakladığı doğrudan temellük değildir.

Zaten Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin alacağa mahsuben ihale konusundaki kararları da takip alacaklısının açık artırmaya girerek taşınmazı satın alabileceğini kabul etmekte; tartışmayı taşınmazı alıp alamayacağı üzerinden değil, ihale bedelinin ne kadarını nakden yatırması gerektiği üzerinden yürütmektedir.

LEX COMMISSORIA İLE ALACAĞA MAHSUBEN İHALE ARASINDAKİ FARK NEDİR?

İki durum arasındaki temel fark mülkiyetin nasıl kazanıldığıdır.

Lex commissoria yasağının bulunduğu durumda taraflar daha önce, borç ödenmezse malın doğrudan alacaklının olacağını kararlaştırmaktadır. Açık artırmada ise böyle bir otomatik geçiş bulunmaz. Alacaklı diğer katılımcılarla aynı satış sistemine girer, teklif verir ve ancak ihaleyi kazanırsa taşınmazı edinir.

“Alacağa mahsuben satın alma” da taşınmazın karşılıksız alınması anlamına gelmez. İhale bedeli vardır. Alacaklının satış parasından kendisine geri dönecek kısmı ile ihale bedeli arasında hesap yapılır; alacağını aşan veya başka kişilere ait olan kısım ödenmeye devam eder.

Bu nedenle bir alacaklının 4.000.000 TL’lik taşınmazı, borçlusundan yalnızca 1.000.000 TL alacağı bulunduğu hâlde “1.000.000 TL alacağım var, taşınmazın tamamı benim olsun” diyerek edinmesi mümkün değildir. Fakat taşınmaz açık artırmada 4.000.000 TL’ye kendisine ihale edilir, borçlu payından kendisine gerçekten 1.000.000 TL ödenmesi gerekiyorsa ve mahsup şartları da oluşmuşsa bu tutarın hesaba katılması, kalan bedelin ise ödenmesi lex commissoria yasağıyla aynı şey değildir.

İçtihatlar:

1-Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/6889 E.,  2024/10326 K.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.12.2024 tarihli, 2024/6889 E., 2024/10326 K. sayılı kararında, ortaklığın giderilmesi satışında taşınmazı alan kişinin aynı zamanda paydaş olması hâlinde, kendi payına düşen miktarı ihale bedelinden mahsup edebileceği kabul edilmiştir. Taşınmazda muhdesat bulunduğu için paydaşın hissesi doğrudan toplam ihale bedeli üzerinden değil, önce muhdesat değeri ayrıldıktan sonra kalan arsa bedeli üzerinden hesaplanmış; 1.400.000 TL’lik ihale bedelinden paydaşa düşen 464.498,125 TL mahsup edilerek 935.501,875 TL bakiye bedelin yatırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Paydaş bu bakiyeyi süresinde yatırmadığı için de ihalenin düşürülmesi gerektiği belirtilmiştir.

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi/hissedarlar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi hissedarların sulh hukuk mahkemesine başvurusu; 14.4.2023 tarihli icra memur işlemini şikayet olup, ortaklığın giderilmesi suretiyle taşınmazın satılmasına dair ilam uyarınca, ihalesi yapılan taşınmazı satın alan davalı-ihale alıcısı olan hissedara, bakiye ihale bedelini yatırmak üzere iki kez ek süre verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle İİK’nın 133. maddesi gereğince ihale kaldırılarak 2. en yüksek pey süren şikayetçi hissedara ihale bedelini ödemek üzere muhtıra çıkarılmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece şikayetin reddine dair kararın şikayetçi/hissedarlar tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verildiği, kararın şikayetçi/hissedarlar vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür.
İhalenin yapıldığı 16.08.2021 tarihi itibariyle yürürlükte olan İİK’nın 124/3. fıkrasına göre; “Şartnameye, artırmaya iştirak edeceklerin taşınmazın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri, elektronik ortamda teklif vererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronik ortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır .” şeklindedir.
İİK’nın 124. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre satışa çıkarılan taşınmaz ya da taşınmazlar üzerinde … olan kişinin alacağı 3. fıkradaki oranı karşılaması halinde bu kişinin ihaleye katılabilmesi ve pey sürmesi için teminat yatırması gerekmez.
Şikayete konu ihalenin yapıldığı tarih itibariyle uygulanması gereken İİK’nın 130. maddesi uyarınca, satış bedeli peşin ödenir. Ancak, icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.
İİK’nın 134/5 maddesinde; “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar.” hükmüne yer verilmiştir.
İİK’nın 133/1. maddesinde ise “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içerisinde parayı vermezse, ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129 uncu maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde bir muhtıra tebliğ edilerek arz ettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129 uncu maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz en çok artırana ihale olunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Rize 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.06.2013 tarih ve 2011/1124 Esas-2013/723 Karar sayılı oraklığın giderilmesi davasında;
“1-Davanın KABULÜ ile; Rize İli Merkez İlçesi Veliköy Köyü 811 parsel sayılı taşınmazın umum arasında yapılacak açık artırma ile satılarak bu taşınmaz üzerindeki ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİNE,
2-Dava konusu taşınmazın satış bedelinin tapu kaydındaki payları ile dosya içerisinde mevcut gerekçeli kararda belirtilecek veraset ilamlarındaki payları oranında taraflara dağıtılmasına,(Muris malik … …’ya ait Rize 2.Noterliğinin 18/10/2011 tarih ve 8925 yevmiye numaralı veraset ilamı, … …’ ya ait mahkememizin 2011/1546 Esas 2011/1421 Karar sayılı veraset ilamı, … oğlu Kadem …’ ya ait Mahkememizin 2004/236 Esas 2004/240 Karar sayılı veraset ilamı )
3-Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/586 Esas 2011/898 Karar sayılı kararı ile dava konusu Rize ili Merkez ilçesi Veliköy Köyü 811 Parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve A harfi ile gösterilen iki katlı ahşap kargir karışımı binanın (kısmi bodrum, bir zemin ve bir çatı katından ibaret yığma kargir evin) … oğlu … … tarafından yaptırıldığının tespitine karar verildiğinden bu muhtesatın parsel üzerindeki değerinin toplam değere olan %18,33 oranına tekabül eden bedelin … oğlu … …’ya verilmesine (dağıtılmasına), arza düşen bedelin tapu kaydındaki payları ile dosya içinde mevcut veraset ilamlarındaki payları oranında taraflara dağıtılmasına.” karar verilmiştir. Davacı … vekilinin istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedildiği, davalı … … vekili tarafından kararın temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 16.06.2014 T. ve 2014/6925 Esas, 2014/7988 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verildiği, davalının karar düzeltme yoluna gitmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 27.02.2015 T. ve 2015/1199 E., 2015/2222 K. sayılı ilamı ile hüküm sonucunun 2. bendinin çıkarılarak yerine “2-dava konusu taşınmazın satış bedelinin paydaşlar arasında dosya içerisindeki 08.03.2013 tarihli bilirkişi raporu ile belirlenen oranlara göre dağıtılmasına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve, hükmün 27.02.2015 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Somut olayda, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi ilamına dayalı olarak yapılan 16.08.2021 tarihli ihalede en çok pey süren hissedar …’ya 1.400.000,00 TL bedelle Rize İli, Merkez İlçesi, Yeniköy Köyü, 811 Parsel (143 Ada, 23 Parsel) sayılı taşınmazın ihale edilmesine ve ihale bedelini ödemek üzere 10 gün mehil verilmesine karar verilmiş ve ihale tutanağının altı davalı ihale alıcısı vekili Av. … tarafından imzalanmıştır. İhale alıcısı aynı zamanda hissedar olduğundan ortaklığın giderilmesi davasında kendi hissesine düşen miktarı ödemekten kaçınma imkanı mevcuttur.
Tapu kaydında davalı ihale alıcısının 3/8 hissesi olup, dosya arasında mevcut veraset ilamına göre annesi …’den (hasibenin payı tapuda 8/32) intikal eden hisse eklendiğinde 13/32 hissesi olmaktadır. Ortaklığın giderilmesi kararında “A harfi ile gösterilen iki katlı ahşap kargir karışımı binanın ( kısmi bodrum, bir zemin ve bir çatı katından ibaret yığma kargir evin) … oğlu … … tarafından yaptırıldığının tespitine karar verildiğinden bu muhtesatın parsel üzerindeki değerinin toplam değere olan %18,33 oranına tekabül eden bedelin … oğlu … …’ya verilmesine (dağıtılmasına), arza düşen bedelin tapu kaydındaki payları ile dosya içinde mevcut veraset ilamlarındaki payları oranında taraflara dağıtılmasına.” karar verildiğinden, toplam taşınmaz değeri %100 olarak kabul edilip, A harfi ile gösterilen bina değeri (%18,33) çıkartıldığında 1.400.000,00 TL ihale bedelinin %81,67’si=1.143.380,00 TL olur, bu bedel üzerinden hisselerin paylaştırılacağı belirtilmekle davalı ihale alıcısının hisse değeri=1.143.380,00 TLx13/32=464.498,125 TL olmaktadır.
İhale alıcısı olan hissedarın kendi hissesine düşen miktar düşüldükten sonra ödemesi gereken bakiye ihale bedeli yukarıda belirtildiği üzere 935.501,875 TL(1.400.000,00 TL ihale bedelinden davalı ihale alıcısının hisse değeri olan 464.498,125 TL’nin mahsubu halinde) olup, bu miktarı 10 gün içinde yatırmadığı görülmekle, İİK’nın 130. maddesi gereğince ihalenin düşürülmesine ve İİK’nın 133. maddesi gereği 2. en yüksek pey sürene taşınmazın teklifi gerekirdi(İİK’nın 133. maddesi 24/11/2021 tarih 7343 sayılı yasanın 32. maddesi ile mülga edilmişse de ihale tarihi itibariyle ayaktadır.). İcra müdürünün 14.04.2023 tarihli 540.000,00 TL’ye ek olarak 60.452,00 TL ödenmesine dair kararı uyarınca bedelin yatırılmış olması düşmüş olan ihalenin sonucunu etkileyebilecek nitelikte değildir.
O halde, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:
Şikayet eden/hissedarların temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 28.05.2024 tarih ve 2024/733 E., 2024/1025 K. sayılı kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve Rize 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin16.01.2024 tarih ve 2023/2628 E., 2024/114 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

2- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015/888 E.,  2015/20821 K.

Yargıtay, ortaklığın giderilmesi satışında taşınmazı paydaşlardan birinin satın alması hâlinde kendi payına düşen kısmı ihale bedelinden düşebileceğini kabul etmiştir. Somut olayda taşınmaz 98.700 TL’ye ihale edilmiş, davalı paydaşın 991/2816 oranındaki hissesi mahsup edilerek 65.905 TL bakiye bedel dosyaya yatırılmıştır. Ancak taşınmaz üzerindeki bina ve muhdesatlar diğer paydaşlara ait olduğundan, bunların satış bedeline ne ölçüde değer kattığı ayrıca hesaplanmalı; davalı paydaşın kendi arsa payını aşacak şekilde muhdesat bedelinden yararlanıp yararlanmadığı belirlenmelidir. Yargıtay bu nedenle eksik incelemeyle verilen ret kararını bozmuştur.

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacılar ile davalının paydaş olduğu taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satış kararı alındığını, taşınmazın ihale ile satışa çıkarıldığını, davalının satın aldığını, taşınmazda davacılara ait bina ve muhtesatlarının bedelinin davacılara ödenmediğini, arsa ve bina bedeli toplamından paylaştırma yapıldığını, bina bedeli kadar davalının sebepsiz zenginleştiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere her davacı için 100’er TL’den 500 TL bina ve muhtesat bedeli ile 500 TL munzam zarar bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında, satışta birden fazla binanın bulunduğunu, satış bedelinden davacıların hisseleri oranında bedelin ödendiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, davalıya bina bedelinden ödeme yapılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacılar ile davalının paydaş olduğu 180 nolu parsel ile ilgili Sulh Hukuk Mahkemesince ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verildiği, satış dosyası ile ikinci ihalede arsa ve evlerin davalıya 98.700 TL’ye ihale ile satıldığı, davalının kendi hissesi haricinde kalan 65.905 TL’nin satış dosyasına davalı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacılardan Hatice haricinde kalan diğer davacılara eksik ödeme yapıldığı, ek rapor ile davalıya binalar ile ilgili ödeme yapılmadığı, arsadan payına düşen miktarın esas alındığı açıklanmıştır. Raporda davalının davacılara ait bina bedelinden pay alıp almadığı belli değildir. Rapor bu haliyle hüküm kurmaya elverişli değildir.
Davada, ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satışına karar verilen taşınmazda bina sahibi olan davacıların bina bedelinden tahsil edemedikleri kısmın iadesi talep edilmektedir.
Sebepsiz zenginleşme; TBK.’nun 77-82. (BK.’nun 61-66) maddeleri gereğince, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından veya emeğinden yararlanma olarak açıklanmıştır.
Dava konusu 180 Parseldeki taşınmazda bulunan binaların davacılara ait olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, paydaşlardan davacıların taşınmaza yaptıkları binalar ve muhtesatlar ile iligili davalının sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Davacılar (paydaşlar)ın, müşterek taşınmaz mal üzerindeki yaptıkları binalar nedeni ile diğer paydaşın (davalının) mamelekindeki artış, binaların yapıldığı tarihte değil, ortaklığın giderilmesi yoluyla satışın yapıldığı ve bina dahil satış bedelinden payını aldığı tarihte gerçekleşir.
Sebepsiz zenginleşme sebebiyle hükmedilecek miktar, bu binanın satış tarihinde, taşınmazın değerinde meydana getirdiği artış oranında olmalıdır. Başka bir deyişle, ortak taşınmaz mal üzerinde davacıların binalarını yapmamış olsalar idi çıplak taşınmaz (arsa) kaç liraya satılabileceği bilirkişiye tespit ettirilerek, bilirkişinin bildireceği değer ile binalar dahil olarak yapılan satış sonucunda elde edilen satış parası içinde bulunan binalara ait kısım (miktar) ve bundan davacıların payına düşen kısım orantı yapılarak hesaplanmalıdır.
Davacılara ait binaların satış bedelinden davalıya ödenmiş olan paradan, yukarıda açıklanan orantı ile bulunacak miktar kadar, davalı taraf sebepsiz zenginleşmiş olduğundan ve aynı zamanda yapılan satış ile davacıların yaptırdıkları binaların ellerinden çıkması ile aynı miktarda mamelekinde azalma olacağı kabul edilerek karar verilmesi gerekir.
Satış dosyasında, arsa ve evler ile birlikte taşınmazın davalıya 22.07.2004 tarihinde 2. ihalede de 98.700 TL’ye ihale edildiği, davalının 991/2816 payının çıkarıldıktan sonra bakiye 65.905 TL’nin davacılara hisselerine göre ödendiği açıklanmıştır.
Bu durumda, mahkemece; yukarıda açıklanan bilgiler esas alınmak suretiyle konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınarak, davalının satış bedelinden payına düşen ve alması gereken arsa bedelinin belirlenerek, davacılara eksik ödeme yapılıp yapılmadığı konusunda hüküm kurmaya yeterli ve Yargıtay denetimine elverişli rapor sunucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/4149 E.,  2022/4024 K.

Yargıtay, ortaklığın giderilmesi satışında taşınmazı mirasçı/paydaşlardan birinin satın alması hâlinde, kendi miras payına düşen kısmın ihale bedelinden mahsup edilebileceğini kabul etmiştir. Somut olayda taşınmaz 45.000.000 TL’ye ihale edilmiş, ihale alıcısının miras payına düşen tutar bedelden düşülerek yalnızca kalan kısım diğer mirasçılara ödenmek üzere satış dosyasına yatırılmıştır. Ayrıca Yargıtay, ihale kesinleştiğinde mülkiyetin ihale tarihinde alıcıya geçtiğini; tapudaki daha sonraki tescilin kurucu değil, bildirici nitelikte olduğunu belirtmiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 29/03/2017 tarihinde verilen dilekçeyle mülkiyet hakkına dayalı ecrimisil talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 02/10/2020 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalı vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava, mülkiyet hakkına dayalı ecrimisil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava konusu 4230 parsel sayılı taşınmazın müvekkili … tarafından, Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1996/13 Esas sayılı dosyasında görülen ortaklığın giderilmesi davası sonucu yapılan ihalede satın alındığını, davalı ile müvekkili arasında yapılan 01.11.2010 tarihli kira sözleşmesiyle toplam 20.280 m² alanlı bu taşınmazın 10.000 m²’lik kısmının bilumum otopark hizmetleri için 3 yıllık süreyle davalıya kiraya verildiğini, anılan sözleşmenin Bakırköy 33. Noterliği tarafından 10.11.2010 tarihinde onaylandığını, ancak davalının taşınmazın tamamını kullanmak suretiyle müvekkilinin kira sözleşmesi kapsamı dışında kalan kısımdan yararlanmasına engel olduğunu, fazladan işgal ettiği kısmı tahliye etmesi için noterden gönderilen 22.12.2014 tarihli ihtarnamenin davalıya tebliğ edilmesine rağmen işgaline devam ettiğini belirterek, davalının fazladan işgal ettiği kısma elatmasının önlenmesini ve üzerindeki yapıların kâl’ini; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL ecrimisilin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 19.04.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile ecrimisil talebini 281.839,26 TL’ye yükselterek harcını tamamlamış; 27.06.2019 tarihli celsede ise müdahalenin men’i ve kal talebini atiye terk ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunmuş; müvekkilinin dava konusu taşınmazın tamamını 01.10.2002 tarihinde kiraladığını, kiralama ve diğer tüm işlemlerin davacı adına yeğeni olan … ile yapıldığını, ruhsat almak için İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurduklarında, kendilerinden noter onaylı kira sözleşmesi talep edildiğinden, davacının yeğeni ile irtibata geçerek 01.11.2010 tarihli kira sözleşmesinin yapıldığını, bunun dışında adi yazılı şekilde yapılmış bir kira sözleşmesinin daha bulunduğunu, davacının bu sözleşmeye dayalı olarak sulh hukuk mahkemesinde açtığı kira tespiti davasının ise reddedildiğini, neticeten taşınmazın tamamının müvekkilince 2002 yılında kiralanmış olup 01.11.2010 tarihli sözleşmenin de 01.10.2002 tarihli sözleşmenin devamı niteliğinde olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davacı …’in yargılama sırasında vefat etmesi üzerine temin edilen mirasçılık belgesine göre yasal mirasçıları olan eşi ve müşterek çocuklarının, aynı vekille temsil edilmek suretiyle davaya devam ettikleri anlaşılmıştır.
Yerel mahkemece, mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu davalı tarafından kira sözleşmesi dışında fazladan kullanılan yerin 8.826,79 m² olduğunun tespit edildiği, davalının bu yeri üstün bir hak kapsamında kullandığını ispat edemediği, davalı tarafça taşınmazın tamamının kullanımına dair ayrıca düzenlendiği iddia edilen adi yazılı kira sözleşmesinin ibraz edilemediği gibi 01.11.2010 tarihli kira sözleşmesinin noterden onaylı olması karşısında adi yazılı sözleşmeye itibar da edilemeyeceği gerekçe gösterilerek, 06.02.2019 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kabulü ile ihtarnamenin düzenlendiği tarihten dava tarihi arasındaki dönem için hesaplanan 281.839,26 TL ecrimisilin her bir dönemden itibaren başlayacak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara miras payları oranında ödenmesine karar verilmiştir.
Davalı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; ilk derece mahkemesi tarafından yazılı gerekçelerle ecrimisil talebinin kabulüne karar verilmesi yerinde ise de dava konusu taşınmazın tamamının davacıların murisi …’e aitmiş gibi hesaplama yapılmasının doğru olmadığı, zira taşınmazın tapuda halen davacıların kök murisi … adına kayıtlı olup, ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satışa çıkarılmış ise de satış işlemlerinin henüz tamamlanmadığı, bu nedenle ecrimisil hesabında tapu kayıt maliki (kök muris) …’in mirasçılık belgesinin esas alınması gerektiği belirtilerek, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; 06.02.2019 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda yeniden hesaplama yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne ve davacıların tapu maliki …’in mirasçılık belgesindeki payları toplamına isabet eden 59.766,82 TL ecrimisilin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara miras payları oranında ödenmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde; “Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemlerini yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” denilerek, taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve tescil koşulları düzenlenmiştir. İcra İflas Kanununun 134/1. maddesinde ise; “İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı, o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır.” hükmüyle, cebri ihale sonucu mülkiyetin kazanılması ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın idare ve korunma şekli belirlenmiştir.
Bu yasal düzenlemelere göre, ihale ile taşınmazı satın alan gerçek veya tüzelkişiler, taşınmazın mülkiyetini ihalenin kesinleşmesi halinde, ihale tarihinde kazanmış olur.
Somut olaya gelince; Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1996/13 Esas sayılı dosyasında görülen ortaklığın giderilmesi davası sonucunda, eldeki davaya konu 4230 No’lu parsel ile birlikte kök muris … adına kayıtlı olup, ölümü üzerine mirasçılarına intikal eden üç adet taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verildiği; hükmün kesinleşmesi üzerine her üç taşınmazın da 1996/13 sayılı satış dosyası üzerinden satışa çıkarıldığı; dava konusu 4230 parsel sayılı taşınmazın ise 14.10.1996 tarihinde yapılan ihalede 45.000.000 TL bedelle davacıların murisi …’e satılmış olup, ihalenin kesinleşmesi üzerine de ihale bedelinden Abdullah’ın miras payına düşen kısım mahsup edildikten sonra kalan kısmın diğer mirasçılara ödenmek üzere dosyaya yatırıldığı; satış memurluğunca, Bahçelievler 1. Tapu Sicil Müdürlüğüne yazılan 16.12.1996 tarihli müzekkere ile 4230 parsel sayılı taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilmesinin talep edildiği, ancak tapu müdürlüğünce tescil işleminin gerçekleştirilmediği ve dava konusu taşınmazın halen kök muris … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, dava konusu taşınmaz tapuda halen kök muris adına kayıtlı ise de ihale alıcısı …, ihalenin kesinleşmesi sebebiyle taşınmazın mülkiyetini 14.10.1996 tarihinde yapılan ihale ile tapu kütüğüne tescilden önce kazanmıştır. Bu durumda, ihale alıcısı adına sonradan yapılacak tescil işlemi kurucu nitelikte değil, bildirici nitelikte olacak; ancak tapu malikinin tasarruf işlemlerini yapabilmesi için mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmesi gerekecektir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesi tarafından, dava konusu 4230 parsel sayılı taşınmazın tamamının davacıların murisi …’e ait olduğu kabul edilerek, ecrimisil bedelinin buna göre hesaplanması isabetli olup bölge adliye mahkemesince, taşınmazın mülkiyetinin kesinleşmiş ihale yoluyla 14.10.1996 tarihinde davacıların murisine geçtiği göz ardı edilerek, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş; bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve HMK 371. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, HMK 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 02.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

4- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2003/6-253 E., 2003/270 K.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli kararında, borçlu mirasçının elbirliği mülkiyetindeki payının doğrudan satılamayacağı; alacaklının İİK m.121 uyarınca icra mahkemesinden yetki alarak ortaklığın giderilmesi davası açabileceği kabul edilmiştir. Ortaklık aynen taksimle sona ererse borçluya düşen mal haczedilip satılabilir; satış yoluyla sona ererse alacaklı, satış bedelinden borçlu mirasçıya düşen pay üzerinden alacağını tahsil eder. Ayrıca TMK m.648 gereğince borçlu mirasçının payını paylaşmada temsil etmek üzere kayyım atanması gerektiği belirtilmiştir. Kararın konumuz açısından özü, alacaklının diğer mirasçıların paylarına değil, yalnızca borçlu mirasçının tasfiye sonunda elde edeceği paya ulaşabilmesidir.

Taraflar arasındaki “ortaklığın giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karşıyaka 1. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.9.2002 gün ve 2002/748-1041 sayılı kararın incelenmesi davalılardan Zeynep Ö. tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28.11.2002 gün ve 2002/7358-7634 sayılı ilamı ile; (…Davacı vekili, davalılardan Zeyn K.’ın borcu nedeniyle aleyhine icra takibi yapıldığını, icra tetkik merciinden İcra İflas Kanununun 121. maddesi gereğince yetki belgesi aldıklarını, borçlunun miras bırakanına ait taşınmazların satış suretiyle ortaklığının giderilmesini istemiştir. Davalılara meşruhatlı davetiye ve dava dilekçesi tebliğ edilmiş, davalılardan Zeynep Ö. taşınmazın satılmasını istemediğini, davanın reddini savunmuştur.

Paylaşma davaları, paylı ve elbirliği mülkiyetine konu mallarda paydaşlar ya da ortaklar arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdiren, birlikte mülkiyetten ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı yanlar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Dava açma yetkisi, paylı mülkiyette paydaşa, elbirliği mülkiyetinde ortağa aittir. Paydaşlardan veya ortaklardan biri yalnız başına dava açabileceği gibi birden fazla paydaş veya ortak da dava açabilir. Paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetinin bir arada bulunması halinde paydaş veya ortaklardan biri veya bir kaçı dava açabilirler. Husumet de davacı dışında kalan paydaş veya ortaklara yöneltilir.

Türk Kanunu Medenisinin 588. maddesinde elbirliği mülkiyetine tabi mallarda bir ortağın hisselerini haczettiren alacaklının, hakimin ortak yerine kaim olarak, taksime iştirakini isteyebileceği hükmü yer almakta iken, 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda, anılan maddenin karşılığı olan 648. maddesi, yukarıda belirtilen hallerde alacaklının, sulh hakiminden mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasını isteyebileceği hükmünü getirmiştir. Yasanın gerekçesinde de vurgulandığı gibi eski metinde hakimin mirasçı yerine kaim olarak taksime iştirak edeceği belirtilmiştir. Ancak hakim, mirasçılar uyuşmadığı zaman paylaştırmayı gerçekleştirmekle de görevlidir. Aynı hakimin hem paylaştırmayı gerçekleştirmesi hem de mirasçılardan biri yerine onun (dolayısıyla alacaklının) yararlarını korumak için paylaştırmaya katılması uygun bir çözüm değildir. Bu sebeple maddede, sulh hakiminden koşullar gerçekleştiğinde paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasının istenebileceği kabul edilmiştir.

Yeni yasal düzenlenme karşısında elbirliği mülkiyetine, elbirliği mülkiyeti ile birlikte paylı mülkiyete tabi mallarda borçlu mirasçının alacaklısı olan kişinin, paylaştırma davası açabilmesi için alacaklı veya borçlunun yararlarını da korumak amacı ile Medeni Kanunun 648. maddesi gereğince kayyım atanması istemesi, kayyım atandığında davanın kayyım tarafından açılıp kayyım huzuru ile davaya devam edilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Hüküm bu nedenle bozulmalıdır…… gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılardan Zeynep Ö.

HGK KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, alacaklı tarafından mirasçılar aleyhine açılan ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Davacı, borçlu aleyhine icra takibine giriştiklerini haciz kararı verildiğini tetkik merciince kendisine ortaklığın giderilmesi davası açmak üzere yetki verildiğini belirterek davalıların murisleri adına kayıtlı payların satış yoluyla giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılardan Zeynep Ö. duruşmaya katılmış ve taşınmazların satılmasını istemediğini belirtmiştir.

Mahkemece, yürütülen icra takibi ile davalı Zeyn K.’ın borcu bulunduğu ve aynen paylaşmanın olanaklı olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazların satışı suretiyle ortaklığın giderilmesine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Burada yeri gelmişken öncelikle, yasaların yürürlükten kalkma usulünden de bahsetmekte yarar vardır. Yürürlüğe giren bir yasa, hangi yasaların, yada yasanın hangi maddelerinin yürürlükten kaldırıldığını açıkça belirtebilir. Örneğin 1/1/2002 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Yasası yürürlüğe girince bu yasanın 1028. maddesi gereği 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükten kaldırılmış, aynı şekilde 4722 sayılı Türk Medeni Yasası’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe girince, yasanın 23. maddesi gereğince 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medenisinin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkındaki Kanun Yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun gibi yeni çıkan yasa eski yasa hakkında, “bu yasaya aykırı olan hükümler yürürlükten kaldırılmıştır.” Diyebilir. Bu durumda ise zımni ilga (üstü kapalı yürürlükten kaldırma) söz konusu olur. Bir yasanın değiştirilmesi suretiyle yürürlükten kaldırılması olanağı vardır. Örneğin, Anayasanın bazı maddelerini değiştiren 1488 sayılı Yasa, burada sözü edilen maddeleri yürürlükten kaldırmış ve kendisi o maddelerin yerine geçmiştir. Yasalar, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile de, yürürlükten kalkabilir.

Üzerinde durulması gereken diğer konu, çatışan yasa hükümleri varsa nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususudur. Bu konuda ikili bir ayrım yapılması gereklidir. İlk olarak, açıkça kaldırılmamış iki yasa arasında çatışma olması halidir. Yasaların genel yada özel nitelikli yasa olmasına göre konu ayrılır. İki genel yada iki özel yasa karşılaştığında, yani bunların bütün hükümleri birbiriyle çatıştığı takdirde ana kural yeni yasanın eski yasaya üstün tutulmasıdır.

Bir genel yasa ile bir özel yasa karşılaşabilirler. Bu takdirde, sonra çıkan yasa özel nitelikli yasa ise, bu özel yasa üstün tutulur. Buna karşılık, genel yasanın tarihi daha sonra olup da özel yasanın tarihi daha eski bulunduğu takdirde, yasa koyucunun takip ettiği amaç araştırılmalı ve ona göre yeni yasanın eski yasayı yürürlükten kaldırıp kaldırmadığına karar verilmelidir.

İkinci olarak, birisi yürürlükten kalkan iki yasanın bazı hükümleri arasında çatışma varsa, ana kural gereği yeni olay ve ilişkilere dayalı olarak açılan davalara yeni yasa, eski olay ve ilişkilere dayalı olarak açılan davalara eski yasa uygulanmalıdır (Prof. Dr. Necip Bilge Hukuk Başlangıcı Dersleri İstanbul 1985 sayfa 243).

Öte yandan ortaklığın giderilmesi davaları, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallar ile haklarda, paydaş yada ortaklar arasında yürürlükte olan tapulu mülkiyet ilişkisini sona erdirip bireysel mülkiyete geçişi sağlayan iki taraflı (axio dubless), yanlar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Davalı da davacı gibi aynı haklara sahiptir. Bu nedenle davacının satış suretiyle paylaşma istemesi, davalının aynen paylaşma istemesine engel oluşturmaz. Aynen taksim kararları kesinleşince, her bir paydaşa isabet eden kısmı üzerinde o paydaşın bireysel mülkiyet hakkı doğmuş olur.

Bu tür davalarda, davayı ortak yada paydaşlardan biri yada bir kaçı diğer ortak yada paydaşlara karşı açar. Davada bütün paydaş veya ortakların yer alması zorunludur. Yukarıda açıklandığı üzere dava hakkı kural olarak malik olan paydaş yada elbirliği ortağına aittir.

Bu kuralın istisnası alacaklı durumunda olan gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin dava açabilmeleridir. Mirasçılardan birinden alacağı olan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi bu alacağın tahsili amacıyla, terekeye dahil bulunan taşınır veya taşınmaz malların, paylaşma yada satış suretiyle ortaklığın giderilmesi için dava açabilir. Böyle bir durumda davanın açılabilmesi için;borçlu mirasçının hakkının elbirliği mülkiyetine konu olması, borçlu mirasçı aleyhine bir icra takibi yapılmış olması ve takibin sonuçsuz kalması gereklidir.

Dava açıldıktan sonra mahkeme, öncelikle aynen bölüştürülmenin mümkün olup olmadığını araştırır. Aynen bölünme mümkün ise, o şekilde bölünme yapar, olanak yoksa satışa karar verir ve satış bedelini payları oranında paydaşlara dağıtır. Bu haliyle dava iki safhadan oluşur. İlki paydaşlar arasındaki hukuksal ilişkinin aynen bölme ve satım kararı ile son verilmesi yolu ile paylaşma safhasıdır. Aynen Bölünmesi mümkün ise, bölünen parçaların paydaşlara tahsisi yapılır. Bu durumda dava konusu olan taşınmaza, yapılan ifraza göre yeni tapu oluşturulur. Borçlu mirasçıya düşen kısım onun adına tapuya tescil ettirilir; alacaklı onu sattırarak alacağına kavuşur.

Aynen bölünme mümkün olmadığı takdirde satış kararı verilir. Hükmün kesinleşmesi ile satış memurundan infazı istenir. Mahkeme satış kararı verirken satışın ne şekilde yapılacağını hüküm fıkrasında göstermek zorundadır. Aksi bozma nedenidir. Dolayısıyla satışın ne şekilde yapılacağı konusunda kararda bir belirsizlik olmayacaktır. Satış sonunda elde edilen bedelden alacaklının alacağının tahsili yoluna gidilir.

Paylaşma istemi başlığını taşıyan Medeni Kanunun 642. maddesi, mirasçılardan her biri sözleşme veya yasa gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman, mirasın paylaşılmasını isteyebilir. Paylı mülkiyetin sona ermesini düzenleyen ve paylaşma istemi başlığını ihtiva eden 698. maddesi ise; “hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle, paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşların her biri malın paylaşılmasını isteyebilir” hükmüne yer vermiştir. Aynı yasanın 703/son maddesi de; “elbirliği mülkiyetinde paylaşma, aksine hüküm bulunmadıkça paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır” kuralını öngörür. Yasanın 644. maddesi de açıkça paylaşma davasından söz eder. 743 sayılı Kanunu Medeninin 627. maddesinin kenar başlığında “Taksim davasından” söz edilirken, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 698. maddesinin başlığı ise, paylaşma istemi şeklinde kaleme alınmıştır. Yeni yasada “dava” sözcüğü yerine istem sözcüğü yazılmıştır. İstem sözcüğü davayı da içine alır.

Bu yasal düzenlemeden anlaşılacağı üzere paylaşma isteme hakkı kural olarak paylı mülkiyette paydaşa, elbirliği mülkiyetinde ise mirasçıya tanınmıştır. Malik olmayan kimseye paylaşma isteme ve paylaşmaya katılma hakkı tanınmamıştır. Örneğin 743 sayılı Kanunu Medeninin 612, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 677. maddeleri miras payının temliki konusunda üçüncü kişi ile sözleşme yapma imkanı vermesine karşın, bu kimseye paylaşmaya katılma yetkisi vermemektedir.

Borçlunun bir mirasçı makamına kaim olması başlığını taşıyan 743 sayılı Medeni Kanunun 588. maddesinde, bir mirasçıya düşen hisseyi devralan haczeden yahut mirasçı aleyhine borcunu ödemekten aciz belgesi alan alacaklı, hakimin mirasçı yerine geçerek (kaim olarak) paylaşmaya katılmasını isteyebileceği açıklanmıştır. Taksime iştirak mirasın paylaşılmasını (davayı) isteme hakkını da kapsar.

01.01.2002 tarihin de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 648. maddesi paylaşmaya kayyımın katılması başlığını taşımakta olup, açılmış bir mirasta bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan yada elinde mirasçıya karşı alınmış borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklının, sulh hakiminden, bu mirasçının payını temsilen paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasını isteyebileceği açıklanmıştır.

Yasanın gerekçesinde; 743 sayılı Kanunun 588. maddesinde hakimin, mirasçı yerine kaim olarak taksime iştirak edeceğinden belirtildiği, mirasçılar uyuşamadığı zaman ise paylaştırmayı gerçekleştirmek ile de görevli olduğu, aynı hakimin hem paylaştırmayı gerçekleştirmesi, hem de mirasçılardan biri yerine onun(dolayısıyla alacaklının) yararlarını korumak için paylaşmaya katılmasının uygun bir çözüm olmadığı, bu nedenle, Sulh Hakiminden, maddedeki koşullar gerçekleştiğinde, paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasının istenmesi gerektiği kuralı konulmuştur.

4721 sayılı Kanunun 648. maddesiyle yeni getirilen düzenleme ile Hakimin mirasçı yerine paylaşmaya iştiraki uygun görülmeyerek, alacaklıya Sulh Hakiminden bu mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanması yoluyla davanın görülmesi sistemi benimsenmiştir. Bunda güdülen amaç, madde gerekçesinde açıklandığı üzere; Hakimin hem paylaştırmayı, gerçekleştirmesi hem de mirasçı yerine geçmesi uygun görülmediğinden alacaklının ve borçlunun menfaatlerinin dengelenmesidir.

Yukarıda değinildiği gibi iştirak halinde mülkiyette pay söz konusu olmadığından her ortak malın tamamı üzerinde diğer ortaklarla birlikte mülkiyet hakkına sahiptir. Bununla beraber, iştirak halinde mülkiyette de ortakların bir katılma payı veya hakkından bahsetmek mümkündür. Ortakların, ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye sonucuna (tasfiye payına) iştirak hakkına “katılma payı” denir.

Bu genel açıklamadan sonra borçlu mirasçıya düşen taşınmazdaki payın cebri icra yolu ile satışının mümkün olup olmadığının da çözümlenmesi gerekir. İİK.nun 94 ve 121. maddelerinde Medeni Kanunu’nun kabul ettiği kurallara uygun hükümler kabul edilmiştir. 94 maddeye göre “ortaklardan birinin alacaklısı, yalnız borçlu ortaklığın katılma hakkını, yani tasfiye sonucunu haczettirebilir.” Bunun için de borçlu ortağın alacaklısı, ortaklığın sona erip tasfiye edilerek borçlu ortağa düşecek tasfiye payının haczini isteyebilir. 121 maddeye göre de “tasfiye edilmemiş bir miras hissesinin haczi üzerine icra memuru satışın ne şekilde yapılacağını Tetkik Merciinden sorar”. Maddedeki (açık arttırma ile satışa karar verebilir) şeklindeki hükmün MK.la kabul edilmiş olan “pay satışının mümkün olmadığı” kuralını ortadan kaldıran bir hüküm niteliğinde değildir. Maddede mahcuzlar üzerindeki iştirak halindeki mülkiyet münasebetine son verilmesini sağlamak için takip alacaklısına şuyuu’nun giderilmesi davası açması yetkisini verir. Açılacak davanın sonuna kadar icra müdürü bir işlem yapamayacak, bu dava sonucunda borçluya belirli bir mal isabet etmiş ise bu mal satılarak alacaklının hakkı verilecektir. (14.4.1943 gün E:1940/48 K:1943/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)

Böylece elbirliği mülkiyetine tabi bir malda payı bulunan borçludan alacaklı olan kişi, anlatıldığı şekilde İcra Tetkik Merciinden alacağı yetkiye dayanarak borçlunun da içinde bulunacağı tüm elbirliği ortaklarına karşı dava açıp bu davayı sonuçlandıracaktır. Buradaki dava açmak hakkı hakime ya da başka bir kişiye tanınmamış, yalnızca mirasçıya ya da Tetkik Merciinden ortaklığın giderilmesi davasını açma yetkisini alan alacaklıya tanınmıştır.

Öyleyse,4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 648 maddesi ile alacaklıya yeni tanınan imkan, borçlu mirasçının payının temsilcisi olarak bir kayyım atanmasını isteyebilmesi hususudur.

Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında ortaklığın giderilmesi davasının kimin tarafından açılacağı konusu da tartışılmıştır.

İİK. 94, 121, Türk Medeni Kanunu’nun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, paylaşma davasının 4721 sayılı yasada yazılı “açılmış mirasta, bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan ya da elinde mirasçıya karşı alınmış borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklının açacağı açıktır. Maddede açıkça paylaşmaya katılmaktan söz edilmiştir. Borçlu borcunu ödemekte temerrüt halindedir. Borcunu ödemediği için Kanun özel bir yöntem benimseyerek ve borçlunun kendi aleyhine dava açmayacağını düşünerek alacaklıya dava açma hakkını vermiştir. Yasa uyarınca atanacak kayyım da elbette tarafların haklarının denkleştirilmesi için alacaklının kendisine başvurması üzerine paylaştırma davası açabilecektir. Ancak Yasa koyucunun bu davayı sadece atanan kayyımın açacağını kabul ettiğini ileri sürmenin mevcut yasal düzenleme karşısında mümkün olmadığı açıktır.

Görüldüğü gibi eski yasanın 588. maddesi ile yeni yasanın 648. maddesi sanıldığı gibi temelde bir farklılık arzetmemektedir. Yasalardaki durum (İİK. 94 ve 121) aynen korunmakta, eski 588 den farklı olarak eskiden ortaklığın giderilmesi davasında hakim, mirasçı yerine geçerek (kaim olarak) paylaşmaya katılırken, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 648 maddesi hakimi bu katılmanın dışında bırakmakta, hakimin yerine özel duruma münhasır olmak üzere mirasçının payını temsilen paylaşmaya katılmak üzere bir kayyımın atanacağını öngörmektedir.

Burada sözü edilen kayyımlık (Yasal Danışmanlık), temsilci kayyımlığı, belirli bir işin (somut olayda paylaşma davasında borçlu mirasçının payının temsilcisi olarak atanacağı için) bu tür kayyımlığa “temsilci kayyımlığı” denilmektedir. (Prof. Dr. Aydın Zevkliler, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç hükümleri, Kişiler Hukuku 1989 s. 1037). Atanan Kayyım paylaşma davasında, borçlunun yararına en uygun çözümün belirlenmesi ve bununla birlikte alacaklının alacağına en kısa zamanda kavuşması konusunda üzerine düşen görevi yapacağı açıktır. Öte yandan yasanın bir amacıda; tarafların iradesine üstünlük tanıyarak öncelikle iradi paylaşma yollarını denemektir. Bu amaçla kayyım, borçlu dışındaki diğer mirasçılarla anlaşıp rızaya dayalı paylaşmayı gerçekleştirebilir.

Bu açıklamaların ışığında somut olayı incelediğimizde;Davacı alacaklı borçlu mirasçı aleyhine Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 2001/8543 sayılı dosyası ile icra takibine girişmiş, borçlunun mallarını haczettirmiş ancak, üzerine haciz konulan gayrimenkulun elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olması ve satılamaması nedeniyle satışın nasıl yapılması gerektiği konusunda bir karar verilmek üzere dosya İİK.nun 121. maddesi gereğince İcra Tetkik Merciine gönderilmiştir. İcra Tetkik Mercii yanlara tebligat yapmış, gelenleri dinledikten sonra, İİK.nun 121. maddesi gereğince “alacaklıya taksim yada ortaklığın giderilmesi davası açmak üzere” yetki ve süre verilmiştir. Davacı da bu yetkiye dayanarak eldeki davayı açmıştır.

Dava, 31.5.2002 tarihinde açılmış olup, somut olayda 4721 sayılı Yasanın 648. maddesi uygulanacağından, davacı-alacaklıya Sulh Hukuk Mahkemesinden borçlu mirasçının payı için bir kayyım atanmasının sağlanması için uygun süreler verilmeli, kayyım atandığında bununda davaya katılmasıyla yargılamaya devam edilmeli, gerekirse kayyımında önerilerini alarak tüm taraflar yararına en uygun çözüm yolu bulunmalı, böylece ortaklığın aynen yada satış yolu ile giderilmesine karar verilmelidir.

Mahkemece yukarıda açıklanan biçimde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmadığından direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılardan Zeynep Ö.’ün temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 2.4.2003 gününde, bozmada oybirliği, sebebinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

1926 yılında kabul edilen Türk Kanunu Medenisinin 588. maddesi “Mahkemenin borçlu bir mirasçı yerine kaim olması” başlığı ile “Bir mirasçıya düşen hisseyi temellük veya haczeden yahut o mirasçı aleyhine borcunu ödemekten acze dair icra vesikası istihsal eyleyen alacaklı, hakimin, mirasçı yerine kaim olarak taksime iştirakini isteyebilir” şeklinde idi.

Bu maddeyi karşılayan İsviçre Medeni Kanunun 609. maddesi iki fıkradan oluşmaktadır. Çeviri yoluyla 609. maddenin birinci fıkrası alınmıştır. İkinci fıkra kantonal sistemle ilgili olduğundan alınmamıştır.

“588. madde, mahkemenin, mirasın taksiminde borçlu bir mirasçının yerine geçeceği şeklindedir. Bir çok durumlarda uygulama imkanı olmayan bir kuraldır. Mirasın taksimini yapan mahkeme, mirasçılardan birinin yerine nasıl geçer, geçse de çıkan anlaşmazlıklarda onun yerine nasıl davacı ve davalı olabilir? İsviçre’de miras işleminde yetkili ve görevli özel bir teşkilat bulunduğundan, orada selahiyetli memur terimi yerine, bir çok başka maddelerde de olduğu gibi mahkeme denilmiştir. Böylece İsviçre teşkilatının bünyesine göre tabii olan bu kural bizim teşkilatımıza göre işlemez bir kural olmuştur.” 1971 yılında hazırlanan M.K.’nun ön tasarının komisyonun gerekçesinden alınan bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi 588. madde çevrilirken mehaz kanunla bu farklılık oluşmuştur.

HUMK.nun 569/II. maddesine göre ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında, dava, paydaşlardan biri tarafından, diğerlerine karşı açılır. Kural bu olmakla beraber, uygulamada elbirliği mülkiyetine konu mallarda, ortağın hissesini haczettiren alacaklının da bu davayı açması kabul edilmiştir. Alacaklının bu davayı açmasının yasal dayanağı da Medeni Kanunun 588. maddesi, 14.04.1943 gün, 48/15 sayılı inançları birleştirme kararı ve İ.İ.K.’nun 121. maddesi idi. Elbirliği mülkiyetine konu malda ortak (hissedar) olan borçlunun alacaklısı, icra takibi yaparak haciz safhasına gelince, İcra memuru yapacağı işlemi İcra Tetkik Mercii Hakiminden sormakta, İcra Tetkik Mercii Hakimin de İ.İ.K, 121. maddesinin son fıkrasındaki “iktiza eden diğer tedbirler” cümlesinden olarak alacaklıya ortaklığın giderilmesi izni verilerek, dava açması sağlanmakta idi.

01.01.2002’de yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile 588. maddenin karşılığı olan 648. madde “paylaşmaya kayyımın katılması” başlığı ile “açılmış mirasta bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan ya da elinde mirasçıya karşı alınmış borç ödemekten aciz belgesi bulunan alacaklı, sulh hakiminden bu mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasını isteyebilir” hükmünü getirmiştir. Yasanın gerekçesinde; eski metinde hakimin mirasçı yerine kaim olarak taksime iştirak edeceği belirtilmiştir. Ancak hakim, mirasçılar uyuşmadığı zaman paylaştırmayı gerçekleştirmekle de görevlidir. Aynı hakimin hem paylaştırmayı gerçekleştirmesi hem de mirasçılardan biri yerine onun (dolayısıyla alacaklının) yararlarını korumak için paylaştırmaya katılması uygun bir çözüm değildir. Bu sebeple maddede, sulh hakiminden koşullar gerçekleştiğinde paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasının istenebileceği kabul edilmiştir” denilmektedir.

Bu açıklamalardan da görüldüğü gibi eski yasanın 588. maddesi ile yeni yasanın 648. maddesi farklılık arzetmektedir. Bu farklılık alacaklı tarafından borçlunun yerine paylaşmaya katılmak üzere bir kayyım atanmasının istenebilmesidir.

Hal böyle olunca, atanacak kayyımın isteğe bağlı olup olmadığı ile atandıktan sonra ortaklığın giderilmesi davasını bu kayyımın açıp açamayacağı soruları gündeme gelmektedir.

Eski yasanın 1926’daki çevirisi, çevirideki farklılık dikkate alınmadan 01.01.2002 tarihinde yeni şekliyle yürürlüğe girmesi karşısında bu soruları cevaplandırmak mümkündür.

Yasa koyucu 648. madde ile paylaşmadan Hakime iki görev vermektedir. Bunlardan biri (mirasçı yerine paylaşmaya katılmak), diğeri de asli görevi olan (paylaşmayı yapmaktır.) Aynı hakimin hem paylaşmayı gerçekleştirmesi hem de borçlu (mirasçılardan biri ) yerine paylaştırmaya katılması uygun bir çözüm değildir. Bunun için hakimin paylaşmaya katılmak görevi için kayyım tayin edilecektir. Bu ise ihtiyari olamaz. O nedenle bu gibi hallerde koşullar oluştuğunda alacaklı talebi ile borçlu yerine kayyım tayini zorunludur.

Kayyım tayin edilince, bu kayyımın borçlunun ve alacaklının yararlarını korumak amacı ile paylaşma isteminde bulunması gerekecektir. 698. maddesi gerekçesinde de belirtildiği gibi paylaşma istemi davayı da içine alan geniş bir ifadedir. Bu nedenle atanacak kayyımın ortaklığın giderilmesi davası açması gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunun kararının sonucu olan bozma kısmı hariç, diğer kısımlarına katılamıyoruz. Bu sebeplerle yerel mahkeme hükmü bozulmalıdır.

5-Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/2288 E.,  2014/4152 K.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli kararında, takip alacaklısının taşınmazı ihalede alacağına mahsuben satın alabileceği ve kendisinden önce gelen başka bir alacaklı bulunmaması hâlinde, alacağı oranında ihale bedelini nakden yatırmak zorunda olmadığı kabul edilmiştir. Somut olayda taşınmaz 37.500 TL’ye alacaklıya ihale edilmiş, alacaklının takipteki alacağı 71.130,55 TL olduğundan ve öncelikli başka bir haciz de bulunmadığından, Yargıtay ihale bedelinin ayrıca yatırılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. 

Kararın konumuz açısından özü şudur: İhaleyi kazanan takip alacaklısı, satış bedelinden kendisine düşecek alacağı kadar kısmı mahsup edebilir; ancak kendisinden önce gelen başka alacaklılar varsa önce sıra cetveli ve gerçek tahsil miktarı belirlenmelidir.

MAHKEMESİ : Adana 4. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 11/10/2013
NUMARASI : 2013/520-2013/438

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi alacaklının, borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu adına kayıtlı 391 ada 203 parsel sayılı taşınmazdaki 33 numaralı bağımsız bölüm üzerine 05.02.2010 tarihinde haciz konulduğu,hacizli taşınmazın, birinci satış günü olan 09.09.2013 tarihinde 37.500,00 TL’ye alacaklıya alacağa mahsuben ihale edildiği, icra müdürlüğünce, alacaklı tarafından ihale tarihinden itibaren 10 günlük süre içerisinde satış bedelinin yatırılmadığından bahisle İİK.’nun 133. maddesi uyarınca ihale kararının ortadan kaldırılmasına ve satışın düşürülmesine karar verildiği,alacaklının, anılan icra müdürlüğü kararının kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İhale alıcısı, takip alacaklısı olması ve kendisinden önce gelen başka alacaklı bulunmaması halinde, satış bedelinin alacağına mahsup edilmesini isteyebilir ve alacağı oranında satış bedelini ödemekten kaçınabilir. Satışa çıkarılan taşınmazın, alacaklı tarafından alacağına mahsuben alınmak istenmesi ve taşınmazın üzerinde alıcının yaptığı takip nedeniyle koydurduğu hacizden önce konulmuş başka haciz bulunması halinde, ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden, alacaklının, alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanıp ve dolayısıyla alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilmesi halinde bu farkı yatırması istenmelidir.
Somut olayda, alacaklının borçlu aleyhine başlattığı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, 37.500,00 TL’ye taşınmazı aldığı ve ihale bedelinin takipte kesinleşen 71.130,55 TL(faizsiz ve masrafsız) alacak miktarını karşılamadığı görülmektedir. Öte yandan, taşınmazın dosyada mevcut tapu kaydının incelenmesinde, takip alacaklısının koydurduğu 05.02.2010 tarihli haczin varlığını koruduğu ve alacaklının haczinden ve alacağından önce gelen alacak bulunmadığı anlaşıldığına ve ihale bedeli de alacak miktarından az olduğuna göre, yukarıda açıklanan kural gereğince, alacaklı satış bedelini ödemekten kaçınabilir.
Bu durumda, icra müdürlüğünün, ihale bedelinin yatırılmadığından bahisle ihale kararının ortadan kaldırılmasına ve satışın düşürülmesine ilişkin kararı usulsüz olup, mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

6-Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/3951 E.,  2016/4876 K.

Yargıtay, ihaleyi kazanan takip alacaklısının, kendisinden önce gelen başka bir alacaklı yoksa alacağı kadar ihale bedelini nakden yatırmak zorunda olmadığını kabul etmiştir. Somut olayda ihale bedeli alacak miktarından düşük olduğu için, alacaklının bedeli ayrıca yatırmaması gerektiğine ve bu nedenle ihalenin düşürülemeyeceğine karar verilmiştir.

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalılar aleyhine 01.04.2011 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.12.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davalarında satışına karar verilen taşınmaz;
a)Paylı mülkiyet hükümlerine konu ise satış bedelinin paydaşların tapudaki payları oranında,
b)Elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olması halinde satış bedelinin mirasçılık belgesindeki paylar oranında,
c)Hem paylı, hem de elbirliği mülkiyeti halinin bir arada bulunması halinde ise satış bedelinin tapudaki ve mirasçılık belgesindeki paylar nazara alınarak dağıtılmasına karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; Dava konusu taşınmazların satışından elde edilecek bedelin veraset ilamındaki payları oranında paydaşlara dağıtılmasına, kararıyla yetinilmesi gerekirken, borçlu paydaşa isabet eden kısmın icra takip dosyasındaki alacağa mahsubuna ve bakiye kısmın borçlu paydaşa ödenmesine şeklinde karar verilmesi doğru değil ise de hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca hüküm sonucunun 2. bendindeki “Borçlu …’un hissesine düşecek bedelin davacı alacaklıya … İcra Müdürlüğünün 2009/4653 Esas sayılı alacağına mahsuben ödenmesine” ibaresinin hükümden çıkarılarak DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 21.04.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

7-Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2016/24478 E.,  2017/15055 K.

Yargıtay, ihaleyi alacağına mahsuben kazanan alacaklının ihale bedelinin tamamını her durumda yatırmak zorunda olmadığını kabul etmiştir. Ancak taşınmaz üzerinde alacaklının haczinden önce gelen başka haciz veya ipotekler varsa, önce İİK m.140 uyarınca sıra cetveli düzenlenerek satış bedelinden alacaklıya gerçekte ne kadar düşeceği belirlenmelidir. Buna göre alacaklıdan, yalnızca mahsup edemediği kısım varsa bu farkın yatırılması istenebilir; sıra cetveli yapılmadan doğrudan ihale bedelinin tamamının yatırılmasının istenmesi doğru değildir.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : ALACAKLILAR : …, …

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklıların şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptıkları başvuruda; ihaleye konu gayrimenkulü alacağa mahsuben 235.400,00 TL’ye satın aldıklarını, alacak miktarı ile ihale bedeli arasında kalan fark bedeli olan 8.830 TL’nin de icra dosyasına yatırıldığını ileri sürerek, kesinleşen ihale gereği işlem yapılması talebi üzerine icra müdürlüğünün, taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğu ve satış bedelinin tamamının dosyaya yatırılması halinde tescil işlemlerine devam edileceğine ilişkin 13.06.2016 tarihli kararının iptalini talep ettikleri, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İcra İflas Kanunu’nun 140. maddesinde; “Satış tutarı, bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse, icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda, borçluya ait gayrimenkulün 03.06.2016 tarihli açık arttırmada, alacaklılara 235.400,00 TL’ye ihale edildiği görülmektedir. Bu durumda, icra müdürlüğünce, öncelikle İİK’nun 140. maddesi uyarınca sıra cetveli yapılarak alacaklıların ihale bedelinin tamamını yatırması gerekip gerekmediğinin belirlenmesi, ihale bedelinin tamamının yatırılması gerekir ise, İİK’nun 133. maddesine göre işlem yapılması gerekir.
Haciz koyduran alacaklı, gayrimenkulü ihale ile satın alması ve kendisinden önce gelen başka alacaklı bulunmaması halinde, alacağı oranında satış bedelini ödemekten kaçınabilir, yani satışa çıkarılan gayrimenkulü, alacağına mahsuben alabilir. Gayrimenkul üzerinde alıcının yaptığı takip nedeniyle konulan hacizden önce konulmuş başka hacizler bulunması halinde ise, sıra cetveli yapılması gerekmekte olup, şikayete konu icra dosyasında henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan, ihale bedelinin, alacaklıların ve varsa başka haciz alacaklılarının alacağını karşılayıp karşılamadığı tespit edilmeden, ihale alıcısı alacaklıların ihale bedelinin tamamını yatırması halinde tescile devam edileceği yönündeki icra müdürlüğü kararı doğru değildir.
O halde, alacağa mahsuben ihaleyi alan alacaklıların, ihale bedelinin tamamını yatırıp yatırmayacakları, ancak İİK’nun 140. maddesi gereğince icra müdürlüğünce sıra cetvelinin tanziminden sonra anlaşılacağından, mahkemece, icra müdürlüğünce, öncelikle sıra cetvelinin yapılması, alacaklıların ihale bedelinin tamamını yatırmalarının gerekip gerekmediği belirlendikten sonra, alacaklılara ihale bedelini tamamen veya kısmen yatırmak üzere süre verilmesi yönünde işlem yapılması gerektiğine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklıların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.






5/5 - (2 votes)

Yorum yapın