Boşanmak İstemiyorum Ama Nafaka ve Tazminat İstiyorum: Mümkün mü?

Boşanma davası açıldığında davalı eşin önünde yalnız iki seçenek yoktur. Kişi ya boşanmayı tamamen kabul etmek ya da bütün mali haklarından vazgeçerek davanın reddini istemek zorunda değildir. Davalı eş, evliliğin sona ermesini istemediğini belirterek boşanma davasının reddini savunabilir; buna rağmen mahkemenin boşanmaya karar vermesi ihtimalinde nafaka ile maddi ve manevi tazminat haklarını da talep edebilir.

Uygulamada en fazla tereddüt yaratan nokta budur. Bir eşin “Boşanmak istemiyorum” demesiyle “Mahkeme boşanmaya karar verirse nafaka ve tazminat haklarım da değerlendirilsin” demesi birbirini ortadan kaldıran iki beyan değildir. İlki boşanma talebine karşı yapılan savunmadır. Diğeri ise bu savunma kabul edilmediğinde boşanmanın doğuracağı mali sonuçlara ilişkindir.

Ancak nafaka ve tazminat taleplerinin tamamı aynı koşullara bağlı değildir. Dava devam ederken ödenen tedbir nafakası, boşanmadan sonra devam edebilecek yoksulluk nafakası ve Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat birbirinden farklı şartlarla değerlendirilir. Bu nedenle davalının boşanmak istememesi tek başına bu hakların ne kazanılmasını sağlar ne de kaybedilmesine neden olur.

Boşanma Davasının Reddini İsteyen Eş Nafaka İsteyebilir mi?

Davalının boşanma davasının reddini istemesi, dava devam ederken ekonomik ihtiyaçlarının bulunmadığı anlamına gelmez. Taraflar boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken evlidir. Boşanma davasının açılmasıyla birlikte eşlerin ayrı yaşamaya başlaması, ortak bütçenin dağılması veya eşlerden birinin diğerinin ekonomik desteğinden mahrum kalması mümkündür.

Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi bu dönem için hâkime gerekli geçici önlemleri alma yetkisi vermektedir. Eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların korunmasıyla ilgili tedbirler bu kapsamda alınır. Tedbir nafakası da bu geçici önlemlerden biridir.

Bu nedenle kadın veya erkek eşin boşanmayı istememesi, dava devam ederken tedbir nafakası talep etmesine engel değildir.

Örneğin yıllardır çalışmayan ve evin giderlerinin diğer eş tarafından karşılandığı bir evlilikte dava açılmasıyla ekonomik destek tamamen kesilmiş olabilir. Davalı eşin evliliğin devamını istemesi, dava süresince geçimini nasıl sağlayacağı sorununu ortadan kaldırmaz.

Boşanmak İstemeyen Kusurlu Eş Tedbir Nafakası Alabilir mi?

Tedbir nafakasında boşanma davasının sonunda yapılacak kusur değerlendirmesi belirleyici değildir.

Bu nokta yoksulluk nafakası ve tazminattan farklıdır. Tedbir nafakası, dava devam ederken eşlerin yaşam koşullarının korunmasına yönelik geçici bir önlemdir. Henüz yargılama tamamlanmamış, tarafların hangi olaylarda ne ölçüde kusurlu oldukları kesin şekilde belirlenmemiştir.

Bu nedenle ileride daha ağır kusurlu olduğu kabul edilen bir eş lehine dava sırasında tedbir nafakası verilmiş olması tek başına çelişki oluşturmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/107 E., 2022/318 K. sayılı kararında da TMK m.169 kapsamında alınacak geçici önlemler ile boşanmanın sonunda yapılacak kusur değerlendirmesinin birbirinden ayrılması gerektiği kabul edilmiştir.

Bu durum, ekonomik şartların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Mahkeme nafaka miktarını belirlerken tarafların gelirlerini, düzenli giderlerini, yaşam koşullarını ve ekonomik güçlerini değerlendirir.

Boşanmak İstemeyen Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?

Boşanma davasının sonunda evlilik sona ererse davalı eşin yoksulluk nafakası talebi ayrıca değerlendirilir.

Burada artık tedbir nafakasındaki sistem geçerli değildir.

TMK m.175’e göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın yoksulluk nafakası alabilmesi için kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.

Dolayısıyla mahkeme üç ayrı meseleyi değerlendirir: Boşanma nedeniyle kişinin ekonomik durumunun yoksulluk seviyesine düşüp düşmeyeceği, tarafların mali güçleri ve nafaka isteyen kişinin boşanmaya neden olan olaylardaki kusur durumu.

Davalının daha önce boşanmayı istememiş olması bunların yerine geçmez.

Bir kişi gerçekten evliliğin devamını istemiş olabilir; fakat boşanmaya neden olan olaylarda diğer eşten daha ağır kusurlu bulunabilir. Böyle bir durumda boşanmak istememiş olması ona yoksulluk nafakası hakkı kazandırmaz.

Tersi durumda ise eş boşanmaya karşı çıkmış, ekonomik olarak diğer eşe bağımlı yaşamış ve boşanmaya neden olan olaylarda kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu bulunmuş olabilir. Diğer şartlar da mevcutsa yoksulluk nafakası gündeme gelir.

Eşit Kusurlu Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?

Yoksulluk nafakası isteyen eşin tamamen kusursuz olması aranmaz.

Kanundaki ölçüt, nafaka isteyen kişinin kusurunun diğer eşten daha ağır olmamasıdır. Bu nedenle tarafların eşit kusurlu olması yoksulluk nafakasına tek başına engel değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5517 E., 2024/4215 K. sayılı kararında da eşit kusurlu kabul edilen kadın lehine diğer şartların bulunması nedeniyle yoksulluk nafakası verilmesi benimsenirken, eşit kusur nedeniyle tazminat bakımından farklı sonuca ulaşılmıştır.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü boşanma dosyalarında sıkça “Nafaka verildiyse tazminat da verilmesi gerekir” şeklinde yanlış bir değerlendirme yapılmaktadır.

Oysa yoksulluk nafakası ile boşanmaya bağlı maddi ve manevi tazminatın kusur şartları aynı değildir.

Boşanmak İstemeyen Eş Maddi Tazminat İsteyebilir mi?

Boşanma gerçekleştiğinde şartları bulunan davalı eş maddi tazminat isteyebilir.

TMK m.174/1’e göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat talep edebilir.

Burada davayı kimin açtığı belirleyici değildir.

Örneğin yıllarca süren evlilikte taraflardan biri aile düzenini tamamen diğer eşin ekonomik katkısına göre kurmuş olabilir. Boşanma nedeniyle bu düzen sona erebilir ve kişinin evlilik devam etseydi yararlanmaya devam edeceği bazı ekonomik menfaatleri kaybolabilir. Ancak tazminatın verilebilmesi için yalnız ekonomik kayıp yeterli değildir; tarafların kusur durumunun da kanundaki şartlara uygun olması gerekir.

Bu nedenle boşanmayı istemeyen eşin “Davayı ben açmadım, dolayısıyla tazminat almam gerekir.” şeklindeki düşüncesi doğru değildir.

Boşanma davasını kimin açtığından çok evliliğin sona ermesine neden olan olaylarda hangi eşin ne ölçüde kusurlu olduğu önemlidir.

Boşanmak İstemeyen Eş Manevi Tazminat İsteyebilir mi?

Manevi tazminat bakımından da boşanmayı kabul edip etmemek tek başına belirleyici değildir.

TMK m.174/2 kapsamında manevi tazminat için boşanmaya sebep olan olayların tazminat isteyen eşin kişilik haklarına saldırı oluşturması gerekir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, aşağılama, sadakat yükümlülüğüne aykırı bazı davranışlar veya eşin onur ve saygınlığını ciddi biçimde zedeleyen eylemler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Davalı eş evliliğin devamını istemesine rağmen bu davranışlara maruz kalmış olabilir.

Evliliğini sürdürmek istemesi, yaşadığı olayların ortadan kalktığı veya kişilik hakkına yapılan saldırının önemini kaybettiği anlamına gelmez. Mahkeme boşanmaya karar verirse kusur durumu ve kişilik hakkına saldırının niteliği dikkate alınarak manevi tazminat hakkında da karar verilebilir.

Ancak manevi tazminat bakımından da her boşanma olayının kişilik hakkı ihlali oluşturduğu düşünülmemelidir. Eşler arasındaki sıradan geçimsizlik veya evliliğin yürümemesi tek başına manevi tazminat sebebi değildir.

Hem Davanın Reddini Hem Tazminatı İstemek Birbiriyle Çelişir mi?

Davalının savunması esasen iki aşamalıdır. Öncelikle davacının boşanma sebebini ispatlayamadığını veya hukuken boşanmaya karar verilmesinin şartlarının oluşmadığını ileri sürebilir. Mahkeme bu savunmayı kabul ederse dava reddedilir.

Ancak mahkemenin boşanma şartlarının oluştuğu sonucuna ulaşması da mümkündür. Davalı bu ihtimalde boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin haklarının korunmasını isteyebilir.

Bu nedenle cevap dilekçesinde asıl talep olarak davanın reddi, boşanmaya karar verilmesi ihtimalinde ise nafaka ve tazminat talepleri ileri sürülebilir.

Yargıtay uygulamasında da davanın reddini isteyen davalıların, boşanmaya karar verilmesi ihtimaline bağlı olarak nafaka ve tazminat talep ettiği çok sayıda dosya bulunmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5102 E., 2024/1777 K. sayılı kararına konu dosyada da davalı kadın boşanmak istemediğini ve davanın reddini savunmuş; buna karşılık boşanma gerçekleşirse tedbir nafakası ile maddi ve manevi tazminat taleplerini ileri sürmüştür.

Dolayısıyla nafaka veya tazminat istemek, davalının boşanmayı kabul ettiği anlamına gelmez.

Nafaka ve Tazminat İstemek İçin Karşı Boşanma Davası Açmak Gerekir mi?

Davalı yalnızca karşı tarafın açtığı davanın reddini istiyorsa kendi adına ayrıca boşanma kararı verilmesini talep etmiş olmaz. Davacının davası kabul edildiği takdirde boşanmanın sonuçlarına ilişkin yoksulluk nafakası ile TMK m.174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminat taleplerini ileri sürmesi için sırf bu nedenle ayrıca karşı boşanma davası açması gerekmez.

Çünkü bu talepler boşanmanın fer’î sonuçlarıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2009/3470 E., 2010/5668 K. sayılı kararında da boşanmaya bağlı maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerinin ayrıca karşı dava konusu yapılmasının zorunlu olmadığı kabul edilmiştir.

Ancak davalı eş:

“Davacının ileri sürdüğü sebeplere dayanılarak boşanmak istemiyorum; fakat eşimin bana karşı gerçekleştirdiği başka olaylar nedeniyle benim davam kabul edilerek boşanmamıza karar verilsin.”

diyorsa artık kendi adına bir boşanma hükmü istemektedir.

Bu durumda karşı boşanma davası gündeme gelir.

Ayrım buradadır: Nafaka ve tazminat istemek başka, kendi adına boşanma kararı istemek başka şeydir.

Karşı Dava Açmadan Kendi Kusur İddialarımı İleri Sürebilir miyim?

Davalının karşı dava açmaması, davacının iddialarına karşı savunma yapamayacağı anlamına gelmez.

Davalı, davacının kendisine yüklediği kusurları reddedebilir; davacının boşanmaya neden olan davranışlarını ve neden davanın reddedilmesi gerektiğini savunmasında ileri sürebilir. Bu vakıalar tarafların kusur durumunun ve davacının talebinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Ancak savunma yapmakla kendi adına boşanma hükmü istemek aynı değildir.

Davalı kendi boşanma sebebine dayanarak kendi lehine boşanma kararı verilmesini istiyorsa bu talebin usulüne uygun biçimde dava konusu yapılması gerekir.

Bu ayrım özellikle boşanmak istemeyen kişiler açısından önemlidir. Çünkü bazen kişi gerçekte evliliğin devamını istemesine rağmen yalnız haklarını korumak için “Ben de karşı dava açmalıyım” düşüncesine kapılmaktadır. Her davalı eşin mutlaka karşı boşanma davası açması gerekmez.

Karşı Dava Açmadan Maddi ve Manevi Tazminat İstenirse Harç Ödenir mi?

Boşanma davası içinde TMK m.174 kapsamında istenen maddi ve manevi tazminat, boşanmanın fer’î sonuçlarındandır. Aynı şekilde TMK m.175 kapsamındaki yoksulluk nafakası da boşanmanın fer’î niteliğindeki talepler arasındadır.

Bu nedenle bunların boşanma davası içinde ileri sürülmesi, bağımsız bir alacak davası açılmasıyla aynı değildir.

Ancak burada önemli olan, talebin gerçekten boşanmaya bağlı tazminat olup olmadığıdır.

Örneğin ziynet alacağı, eşe verilen borç para, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak veya başka bağımsız bir para talebi yalnızca boşanma dosyasının içine yazıldığı için TMK m.174 tazminatı hâline gelmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/963 E., 2023/3646 K. sayılı kararında kadının çalışmasına izin verilmediği gerekçesiyle 21 aylık ücret kaybı karşılığında istediği belirli miktardaki paranın TMK m.174 anlamında boşanmanın fer’î maddi tazminatı niteliğinde olmadığı kabul edilmiştir.

Bu nedenle dilekçede kullanılan “maddi tazminat” başlığı tek başına talebin hukuki niteliğini belirlemez.

Boşanmak İstemeyen Eş Daha Ağır Kusurluysa Tazminat Alabilir mi?

TMK m.174 kapsamında maddi veya manevi tazminat isteyen eşin karşı tarafa göre daha ağır kusurlu olmaması gerekir.

Dolayısıyla davalının evliliğin devamını istemesi onu kusur değerlendirmesinden korumaz.

Bir kişi “Ben boşanmak istemiyorum” diyebilir; ancak dosyada eşine fiziksel şiddet uyguladığı, sürekli hakaret ettiği, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği veya ortak hayatı çekilmez hâle getiren başka ağır davranışlarda bulunduğu ispatlanabilir.

Bu durumda mahkeme kişinin samimi biçimde boşanmayı istemediğini kabul etse bile tazminat şartlarını ayrıca değerlendirir.

Boşanmayı istememek bir kusursuzluk karinesi değildir.

Aynı nedenle davayı açan eş de sırf davacı olduğu için daha kusurlu kabul edilmez. Kusur, tarafların davadaki sıfatlarına göre değil ispatlanan olaylara göre belirlenir.

Yoksulluk Nafakası ile Tazminat Arasında Neden Fark Var?

Bu fark özellikle eşit kusurlu eşler bakımından ortaya çıkar.

Yoksulluk nafakasında nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması yeterlidir. Bu sebeple eşit kusurlu kişi, diğer şartları da varsa yoksulluk nafakası alabilir.

Maddi ve manevi tazminatta ise TMK m.174, tazminat isteyen tarafın kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olmasını arar.

Bu nedenle eşit kusurlu bulunan bir taraf için:

yoksulluk nafakası verilip maddi ve manevi tazminatın reddedilmesi mümkündür.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5517 E., 2024/4215 K. sayılı kararındaki değerlendirme de bu ayrımı göstermektedir.

Bu sebeple boşanma dosyasındaki mali talepler topluca “nafaka ve tazminat” diye değerlendirilmemelidir. Her bir talebin şartı ayrı ayrı incelenmelidir.

Boşanma Davası Reddedilirse Nafaka ve Tazminat Ne Olur?

Boşanma davasının reddedilmesi hâlinde evlilik devam eder.

Bu nedenle boşanmaya bağlı yoksulluk nafakası ile TMK m.174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Bu taleplerin sonuç doğurabilmesi için boşanmanın gerçekleşmesi gerekir.

Tedbir nafakası ise farklıdır. Bu nafaka dava süresince uygulanan geçici bir önlemdir. Boşanma davasının reddedilmesi ve kararın kesinleşmesiyle boşanma yargılamasına bağlı geçici tedbirlerin de sona ermesi gündeme gelir.

Ancak eşlerin ayrı yaşamaya devam ettiği ve ekonomik desteğe ihtiyaç bulunduğu bazı durumlarda TMK m.197 kapsamında ayrı yaşama nedeniyle nafaka şartları ayrıca değerlendirilebilir.

Boşanmayı Kabul Etmemek Nafaka veya Tazminattan Feragat Sayılır mı?

Sadece boşanma davasının reddini istemek nafaka ve tazminattan vazgeçildiği anlamına gelmez.

Daha da önemlisi, “mali haklarımdan feragat ediyorum”, “nafaka istemiyorum” veya “maddi ve manevi tazminat talebim bulunmamaktadır” gibi açık beyanlar çok daha farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle cevap dilekçesinin sonuç bölümünde davalının neyi reddettiği ve mahkemenin boşanmaya karar vermesi ihtimalinde hangi mali hakları istediği açık biçimde gösterilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/1738 E., 2023/5546 K. sayılı kararında da taraflardan birinin kendi boşanma talebinden vazgeçmesiyle nafaka ve tazminat taleplerinin hukuki durumunun ayrı ayrı ele alınması gerektiği görülmektedir.

Boşanmak İstemeyen Eş Cevap Dilekçesinde Neleri Unutmamalıdır?

Boşanma davasında “Ben boşanmak istemiyorum” şeklindeki tek cümle çoğu dosya bakımından yeterli bir savunma değildir.

Davacının ileri sürdüğü olaylardan hangilerinin doğru olmadığı, hangi iddiaların ispatlanamayacağı, tarafların evlilikteki davranışları ve davanın neden reddedilmesi gerektiği somut biçimde açıklanmalıdır.

Bunun yanında ekonomik talepler de açık bırakılmamalıdır. Tedbir nafakası isteniyorsa ekonomik ihtiyaç ve tarafların mali durumları; yoksulluk nafakası isteniyorsa boşanmanın yaratacağı ekonomik sonuç; maddi ve manevi tazminat isteniyorsa bunların dayandığı olaylar ve kusur durumu açıklanmalıdır.

Özellikle davalı kendi adına boşanma kararı istemiyorsa bunun da dilekçenin bütününden anlaşılması gerekir. Buna karşılık kendi boşanma sebeplerine dayanarak kendi lehine boşanma hükmü istiyorsa karşı dava seçeneği ayrıca değerlendirilmelidir.

Boşanmak İstemeyen Eşin Nafaka ve Tazminat Taleplerinde Mahkeme Neye Bakar?

Mahkeme, tarafların boşanmayı isteyip istemediğine bakarak nafaka veya tazminat dağıtmaz.

Önce boşanma sebebinin gerçekleşip gerçekleşmediği ve davanın kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilir. Boşanmaya karar verilirse mali sonuçlar kendi şartlarına göre incelenir.

Tedbir nafakasında dava süresindeki ihtiyaç ve ekonomik koşullar; yoksulluk nafakasında boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme ve kusurun daha ağır olmaması; maddi tazminatta mevcut veya beklenen menfaatlerin zedelenmesi ile kusur; manevi tazminatta ise kişilik hakkına saldırı ve tarafların kusur durumu önem taşır.

Bu nedenle aynı dosyada davalı lehine tedbir nafakası verilmesine rağmen yoksulluk nafakasının reddedilmesi veya yoksulluk nafakası verilmesine rağmen maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi mümkündür.

Bu içeriği paylaş
WhatsAppLinkedInXE-posta
İLGİLİ İÇERİKLER

Bu Konuda Devam Edin

WhatsApp'tan Yazın