Kira sözleşmesini ve tahliye taahhütnamesini eşlerden yalnızca birinin imzalamış olması, diğer eşin imzası bulunmadığı gerekçesiyle tahliye taahhüdünü kendiliğinden geçersiz hâle getirmez. Kiralanan evin aile konutu olarak kullanılması önemli olmakla birlikte, yalnızca “evliyiz ve bu evde birlikte yaşıyoruz” denilerek sonuca gidilemez. Kira sözleşmesinde kimin kiracı olduğu, diğer eşin kira sözleşmesine katılıp katılmadığı ve bu katılımın tahliye taahhüdünden önce mi sonra mı gerçekleştiği ayrı ayrı incelenmelidir.
Bu ayrım özellikle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararıyla belirginleşmiştir. Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki görüş ayrılığını gidermek üzere verilen kararda, kira sözleşmesini yalnızca bir eşin imzaladığı durumda diğer eşin sonradan Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesine dayanarak kiraya verene bildirimde bulunmasının, bu bildirimden önce kiracı eş tarafından verilmiş geçerli bir tahliye taahhüdünü geçmişe etkili biçimde hükümsüz hâle getirmeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenle aile konutunda tahliye taahhüdü bakımından yalnızca eşin imzasının bulunup bulunmadığına bakmak yeterli değildir. Bazen eşin imzasının bulunmaması tahliyeye engel olurken, bazen kira sözleşmesinin tek tarafı olan eşin tek başına verdiği tahliye taahhüdü geçerliliğini koruyabilir.
- Tahliye Taahhütnamesinde Eşin İmzası Yoksa Geçersiz mi?
- Eşin İmzası Hangi Durumda Gerekir?
- Eş Sonradan Kira Sözleşmesinin Tarafı Olabilir mi?
- Eş Tahliye Taahhüdünden Sonra Aile Konutu Bildirimi Yaparsa Ne Olur?
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 Tarihli Kararı Ne Değiştirdi?
- Eş Tahliye Taahhüdünden Önce Kiraya Verene Bildirim Yapmışsa Ne Olur?
- Aile Konutu Olduğunu Söylemek Tahliyeyi Kendiliğinden Durdurur mu?
- Tahliye Takibi Başladıktan Sonra Aile Konutu İddiasında Bulunulabilir mi?
- Kiraya Veren Eşin İmzasını Her Durumda Almak Zorunda mı?
- Kiralanan Evin Aile Konutu Olduğu Nasıl İspatlanır?
- Aile Konutu Şerhi Olmadan Tahliye Taahhüdüne İtiraz Edilebilir mi?
- Tahliye İçin İcra Memuru Eve Geldiğinde Kiracı Olmayan Eş Ne Yapabilir?
- Kiracı Olmayan Eş İcra Takibine Taraf Olmasa da Tahliyeye İtiraz Edebilir mi?
- Eş Tahliye Taahhüdüne Hiç İmza Atmamışsa Tahliye Sırasında Evde Kalabilir mi?
- İki Eş de Kiracıysa Tahliye Takibi Yalnızca Birine Karşı Yapılabilir mi?
- Eş Kira Sözleşmesine Sonradan Katılmışsa Tahliye Takibi Kime Gönderilmelidir?
- Eş Aile Konutu Bildirimini Tahliye Takibinden Birkaç Gün Önce Yaparsa Ne Olur?
- Kiraya Veren Kiracının Evli Olup Olmadığını Araştırmalı mı?
- Ev Sahibi “Ben Bu Adamın Evlendiğini Nereden Bileyim?” Diyebilir mi?
- Kiraya Veren Tahliye Taahhüdü Alırken Eşin İmzasını da Almalı mı?
- Kiracının Sonradan Evleneceğini Düşünerek Baştan Eş İmzası Alınabilir mi?
- Eşin Rızası Alınamıyorsa Ne Yapılır?
- Tahliye Taahhüdünde Eşin İmzası Konusunda Hangi Tarihler Kontrol Edilmelidir?
- Boşanma Davası Açılmışsa Tahliye Taahhüdü İcraya Konulabilir mi?
- Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Eş Tahliye Taahhüdü İmzalayabilir mi?
- Boşanma Davasında Ev Kadına Bırakıldıysa Ev Sahibi Tahliye Taahhüdünü Kullanabilir mi?
- Aile Mahkemesinin Konutu Eşe Tahsis Etmesi Tahliye Takibini Durdurur mu?
- Boşanma Davasında Ev Çocuklarla Birlikte Kadına Bırakılmışsa Sonuç Değişir mi?
- Kiracı Eş Boşanma Sürecinde Evden Ayrılmışsa Tahliye Taahhüdü Kullanılabilir mi?
- Kiracı Eş Evi Terk Edip Tahliye Taahhüdü Verirse Diğer Eş Çıkarılabilir mi?
- Boşanma Davası Açılması Aile Konutu Niteliğini Sona Erdirir mi?
- Boşanma Kesinleşirse Aile Konutu Koruması Devam Eder mi?
- Eş Yatalak, Alzheimer Hastası veya Vesayet Altındaysa Tahliye Taahhüdü Ne Olur?
- Eş Vesayet Altındaysa Tahliye Taahhüdüne Kim Rıza Verir?
- Alzheimer Hastası Eşin Yerine Vasi İmza Atabilir mi?
- Vasi Olan Eş, Alzheimer Hastası Eşi Adına Tahliyeye Rıza Verebilir mi?
- Vesayet Kararı Sonradan Verilmişse Daha Önceki Eş Rızası Geçersiz Olur mu?
- Eş Alzheimer Hastası Olduğu Hâlde İmza Attıysa Sonradan İmzaya İtiraz Edilebilir mi?
- Alzheimer Hastası Eşin Rızası Alınamıyorsa Hâkimden İzin Alınabilir mi?
- Eş Hastaysa Tahliye Taahhüdünde Hangi Ayrım Yapılmalıdır?
- Sık Sorulan Sorular
- Eşim tahliye taahhütnamesi imzaladı, benim imzam yok. Taahhüt geçersiz mi?
- Kira sözleşmesinde ikimizin de adı varsa tahliye taahhüdünü tek eş imzalayabilir mi?
- Evi kiraladıktan sonra evlendim. Eski tahliye taahhüdüm geçersiz olur mu?
- Eşim kira sözleşmesinde yok ama yıllardır benimle aynı evde yaşıyor. Kiracı sayılır mı?
- Aile konutu bildirimi tahliye taahhüdünden sonra yapılırsa ne olur?
- Aile konutu bildirimi tahliye taahhüdünden önce yapılmışsa ne olur?
- Şantiye için başka şehirde tutulan ev aile konutu mudur?
- Ev sahibi kiracının evlendiğini takip etmek zorunda mı?
- Tahliye taahhüdüne dayanılarak icra memuru geldiğinde eş aile konutu itirazında bulunabilir mi?
- Tapuda aile konutu şerhi yoksa aile konutu savunması yapılamaz mı?
- Kaynakça
Tahliye Taahhütnamesinde Eşin İmzası Yoksa Geçersiz mi?
Aile konutuna ilişkin korumanın temelinde Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi bulunmaktadır. Maddeye göre eşlerden biri diğer eşin açık rızası olmadan aile konutuna ilişkin kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya konut üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Kiralık aile konutunda ayrıca TMK m. 194/4 hükmü önem taşır. Kira sözleşmesini yalnızca eşlerden biri yapmışsa sözleşmeye taraf olmayan eş, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı hâline gelebilir. Bu bildirimle birlikte kira sözleşmesinden doğan hak ve borçların kapsamı artık yalnızca başlangıçta sözleşmeyi imzalayan eş üzerinden değerlendirilemez.
Tahliye taahhüdü bakımından sorun da tam burada ortaya çıkar. Kiracı, belirli bir tarihte taşınmazı boşaltacağını yazılı olarak taahhüt ettiğinde kira ilişkisinin gelecekte sona ermesine yol açabilecek bir irade açıklamasında bulunmaktadır. Aile konutunun korunmasına ilişkin düzenlemeler sebebiyle diğer eşin hukuki konumu göz ardı edilemez.
Ancak diğer eşin korunması ile kiraya verenin, geçerli olarak aldığı bir tahliye taahhüdünün yıllar sonra tek taraflı bir bildirimle geçmişe etkili şekilde ortadan kaldırılması aynı şey değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararı bu iki durumu birbirinden ayırmıştır.
Eşin İmzası Hangi Durumda Gerekir?
Bu konuda en sağlıklı değerlendirme üç ayrı ihtimal üzerinden yapılabilir.
Kira sözleşmesinde başlangıçtan itibaren hem kadın hem erkek kiracı olarak yer alıyorsa birlikte kiracılık söz konusudur. Bu durumda taşınmazın tahliyesi yalnızca bir kiracıyı ilgilendiren bölünebilir bir işlem değildir. Birlikte kiracılardan yalnızca birinin verdiği tahliye taahhüdünün diğer kiracının kullanım hakkını da sona erdirdiğinin kabul edilmesi mümkün olmayabilir. Tahliye iradesinin bütün kiracılar bakımından mevcut olması gerekir.
İkinci ihtimalde kira sözleşmesini başlangıçta yalnızca eşlerden biri imzalamıştır; ancak diğer eş tahliye taahhüdü verilmeden önce TMK m. 194/4 kapsamında kiraya verene bildirim yaparak kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmiştir. Tahliye taahhüdü verildiği tarihte artık tek bir kiracıdan söz edilemez. Bu durumda yalnızca eşlerden birinin vereceği tahliye taahhüdü, diğer eş yönünden sonuç doğurmayabilir.
Üçüncü ihtimal ise uygulamada en çok tartışılan durumdur. Kira sözleşmesini yalnızca bir eş imzalamış, bu eş daha sonra geçerli bir tahliye taahhüdü vermiş, diğer eş ise tahliye taahhüdü verildikten sonra aile konutu bildirimi yaparak kira sözleşmesine katılmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025, 2025/3374 E., 2025/4997 K. kararında, sonraki bildirimin daha önce geçerli biçimde verilmiş tahliye taahhüdünü ortadan kaldırmayacağını kabul etmiştir.
Bu üç ihtimal arasındaki fark gözden kaçırıldığında “eş imzalamadıysa tahliye taahhüdü geçersizdir” şeklinde gerçeği yansıtmayan bir sonuca ulaşılmaktadır.
Eş Sonradan Kira Sözleşmesinin Tarafı Olabilir mi?
Kira sözleşmesi yapılırken eşlerden yalnızca birinin kiracı olarak gösterilmiş olması, diğer eşin aile konutu üzerindeki hukuki korumadan tamamen yoksun olduğu anlamına gelmez.
TMK m. 194/4, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşe kiraya verene bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı olma imkânı tanımıştır. Kiraya verenin ayrıca bu katılımı kabul etmesi gerekmez. Kanunun öngördüğü bildirimin yapılmasıyla hukuki sonuç doğar.
Örneğin kira sözleşmesini yalnızca koca imzalamış, eşi ve çocukları da aynı evde yaşamaya başlamış olabilir. Kadın daha sonra kiraya verene taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını ve TMK m. 194 uyarınca kira sözleşmesinin tarafı olduğunu bildirirse, bildirimin kiraya verene ulaşmasıyla birlikte kira ilişkisindeki hukuki konumu değişir.
Fakat bildirimin hangi tarihte yapıldığı tahliye taahhüdü bakımından belirleyicidir.
Eş kira sözleşmesine katıldıktan sonra verilen tahliye taahhüdü ile eş sözleşmeye katılmadan önce verilmiş tahliye taahhüdünün hukuki sonucu aynı değildir.
Eş Tahliye Taahhüdünden Sonra Aile Konutu Bildirimi Yaparsa Ne Olur?
Bu mesele uzun süre uygulamada farklı değerlendirmelere neden olmuştur. Bazı Bölge Adliye Mahkemeleri, diğer eş TMK m. 194/4 uyarınca sonradan kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğinde tahliyenin bölünmezliği nedeniyle daha önce tek kiracı tarafından verilmiş tahliye taahhüdünün de artık uygulanamayacağını kabul etmiştir. Diğer bazı daireler ise geçerli biçimde verilmiş tahliye taahhüdünün sonradan yapılan bildirimle hükümsüz hâle gelmeyeceği görüşünü benimsemiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararı bu görüş ayrılığının giderilmesi amacıyla verilmiştir.
Karara konu uyuşmazlıkta kira sözleşmesi 24.09.2017 tarihinde düzenlenmiş ve sözleşmede yalnızca eşlerden biri kiracı olarak yer almıştır. Diğer eş kira sözleşmesinin imzalandığı tarihte evli olmakla birlikte sözleşmede kiracı olmayıp kiralanan taşınmaz eşler ve çocuk tarafından aile konutu olarak kullanılmaktadır.
Kiracı olmayan eş, yıllar sonra kiraya verene bildirimde bulunarak taşınmazın altı yıldır aile konutu olarak kullanıldığını, TMK m. 194 gereğince kira sözleşmesine taraf olduğunu ve sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklere katıldığını bildirmiştir. Bu bildirimin kiraya verene ulaştığı tarih 01.09.2023’tür. Kiraya veren ise 02.10.2023 tarihinde tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlatmıştır.
Uyuşmazlığın düğümlendiği nokta, aile konutu bildiriminin tahliye takibinden önce yapılmış olmasına rağmen tahliye taahhüdünden sonra yapılmış olmasıdır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, hukuki işlemin yapıldığı tarihteki şartların esas alınması gerektiğini kabul etmiştir. Tahliye taahhüdünün verildiği sırada kira sözleşmesinin tek tarafı kiracı eş ise ve diğer eş henüz TMK m. 194/4 uyarınca sözleşmeye katılmamışsa, kiracı eşin o tarihte kanunun aradığı şartlara uygun şekilde verdiği tahliye taahhüdü geçerlidir.
Diğer eşin daha sonra bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmesi bu sonucu geçmişe yürütmez. Yargıtay, sonradan doğan kiracılık sıfatının daha önce tamamlanmış ve geçerli olarak kurulmuş tahliye taahhüdünü hükümsüz hâle getiremeyeceğini kabul etmiştir.
Karar bu yönüyle son derece önemlidir. Aile konutu bildiriminin icra takibinden önce yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Bildirimin, tahliye taahhüdüyle karşılaştırıldığında hangi tarihte yapıldığına bakılması gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 Tarihli Kararı Ne Değiştirdi?
Karardan önce uygulamada önemli bir görüş ayrılığı bulunuyordu.
Bir görüşe göre diğer eş sonradan TMK m. 194/4 uyarınca kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğinde tahliye artık iki kiracıyı birlikte ilgilendiren bölünmez bir meseleye dönüşüyor, bu nedenle daha önce yalnızca bir eş tarafından verilmiş tahliye taahhüdü de uygulanamaz hâle geliyordu.
Diğer görüş ise tahliye taahhüdünün geçerliliğinin düzenlendiği tarihe göre belirlenmesi gerektiğini, geçerli biçimde kurulmuş bir hukuki işlemin eşin daha sonra kira sözleşmesine katılmasıyla geriye dönük biçimde ortadan kaldırılamayacağını savunuyordu.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ikinci görüşü benimsemiştir.
20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararda, kiracı olmayan eşin sonradan yapacağı aile konutu bildiriminin kira sözleşmesine taraf olmasını sağlayacağı, ancak bu katılımın geçmişe etkili olmadığı belirtilmiştir. Tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kiracı sıfatı yalnızca sözleşmeyi imzalayan eşe aitse, o eş tarafından geçerli olarak verilen taahhüt sonradan yapılan bildirim nedeniyle geçersiz hâle gelmez.
Karar, “Aile konutuysa mutlaka iki eşin de tahliye taahhüdünü imzalaması gerekir” şeklindeki genel yaklaşımı önemli ölçüde daraltmıştır.
Artık öncelikle şu soruya cevap verilmesi gerekir: Tahliye taahhüdü verildiği tarihte kira sözleşmesinin tarafları kimlerdi?
Eş Tahliye Taahhüdünden Önce Kiraya Verene Bildirim Yapmışsa Ne Olur?
Yargıtay’ın 2025 tarihli kararının karşıtından çıkan önemli sonuç budur.
Kiracı olmayan eş, tahliye taahhüdü verilmeden önce TMK m. 194/4 kapsamında kiraya verene bildirimde bulunmuş ve kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmişse, daha sonra yalnızca ilk kiracının vereceği tahliye taahhüdü artık tek kiracılı bir kira ilişkisinde verilmiş sayılmaz.
Örneğin kira sözleşmesini 2022 yılında yalnızca koca imzalamış, kadın 2023 yılında kiraya verene aile konutu bildirimini yapmış ve bu tarihten sonra koca 2024 yılında tek başına tahliye taahhütnamesi imzalamış olabilir. Tahliye taahhüdünün verildiği 2024 yılında kadın da kira sözleşmesinin tarafıdır. Bu durumda yalnızca kocanın iradesine dayanarak aile konutunun tahliyesinin sağlanması mümkün olmayabilir.
Burada “eşin imzası” meselesi aslında imzadan daha geniştir. Belirleyici olan tahliye taahhüdü tarihinde kira sözleşmesinin kaç tarafının bulunduğu ve tahliye iradesinin bunların tamamına ait olup olmadığıdır.
Aile Konutu Olduğunu Söylemek Tahliyeyi Kendiliğinden Durdurur mu?
Taşınmazın aile konutu olduğu iddiası hukuken önemlidir; ancak yalnızca bu iddianın ileri sürülmesiyle tahliye taahhüdünün kendiliğinden hükümsüz hâle geldiği söylenemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2005 tarihli, 2005/12-652 E., 2005/583 K. sayılı kararında, tahliyeye konu taşınmazın aile konutu olduğunun ileri sürülmesi hâlinde bu iddianın araştırılması gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, aile konutunun kanun tarafından özel olarak korunduğunu, icra mahkemesinin taşınmazın aile konutu olup olmadığını göz ardı ederek tahliye sonucuna gidemeyeceğini belirtmiştir.
Karara konu olayda takip borçlusunun eşi, tahliyesi istenen konutta yaşamaya devam ettiğini ve taşınmazın aile konutu olduğunu ileri sürmüştür. Hukuk Genel Kurulu; aile konutu şerhi bulunup bulunmadığının, aile konutunun tespitine ilişkin daha önce açılmış bir dava olup olmadığının araştırılması, gerekirse eşe aile mahkemesinde aile konutunun tespiti davası açması için imkân tanınması gerektiğini kabul etmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 26.10.2005 tarihli, 2005/12-676 E., 2005/600 K. sayılı kararında da benzer şekilde, eş ve çocukların yaşamaya devam ettiği taşınmazın aile konutu olduğunun ileri sürülmesi karşısında TMK m. 194 kapsamındaki korumanın araştırılmadan tahliye sonucuna gidilemeyeceği benimsenmiştir.
Bu kararlar aile konutu iddiasının icra aşamasında görmezden gelinemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bu içtihatlardan, aile konutu olarak kullanılan her kiralık taşınmazda yalnızca bir eş tarafından verilmiş bütün tahliye taahhütlerinin kendiliğinden geçersiz olduğu sonucu çıkarılamaz.
Nitekim 2025 tarihli Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı, özellikle kiracı olmayan eşin sonradan kira sözleşmesine katılması durumunda bu sınırı açık biçimde çizmiştir.
Tahliye Takibi Başladıktan Sonra Aile Konutu İddiasında Bulunulabilir mi?
Tahliye işlemleri sırasında kiracı olmayan eşin aile konutu iddiasında bulunması mümkündür. Ancak bu iddianın nasıl değerlendirileceği, yalnızca evin fiilen aile tarafından kullanılıp kullanılmadığına değil, eşin kira sözleşmesindeki hukuki konumuna ve tahliye taahhüdünün verildiği tarihe de bağlıdır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 tarihli, 2014/3776 E., 2014/7329 K. sayılı kararında, tahliyesi istenen taşınmazda yaşayan eş, konutun aile konutu olduğunu ileri sürerek icra müdürlüğünün tahliyeye ilişkin işleminin iptalini istemiştir. Daire, bu iddianın hiçbir araştırma yapılmadan reddedilmesini doğru bulmamıştır.
Kararda, taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunup bulunmadığının ve aile konutunun tespiti için açılmış bir dava olup olmadığının araştırılması gerektiği; böyle bir dava yoksa eşe aile mahkemesinde taşınmazın aile konutu olduğunun tespitini istemesi için imkân verilmesi ve ortaya çıkacak sonuca göre tahliyenin devamına veya durdurulmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Bu karar, aile konutu iddiasının tahliye aşamasında hukuken dinlenebilir olduğunu göstermektedir. Ancak 2014 tarihli karar ile 2025 tarihli Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Birincisi aile konutu iddiasının araştırılması gerektiğini ortaya koyarken, ikincisi sonradan yapılan aile konutu bildiriminin daha önce geçerli biçimde verilmiş tahliye taahhüdünü geriye dönük olarak ortadan kaldırmayacağını belirlemektedir.
Kiraya Veren Eşin İmzasını Her Durumda Almak Zorunda mı?
Kiraya verenin karşısında kira sözleşmesini imzalayan tek bir kiracı varsa ve kiracı olmayan eş henüz TMK m. 194/4 kapsamında sözleşmenin tarafı hâline gelmemişse, kiraya verenin her durumda kiracının eşini bulup tahliye taahhüdüne imza attırması gerektiği söylenemez.
Bu husus özellikle uygulamada önemlidir. Kiraya veren, kira ilişkisi sırasında kiracının medeni hâlindeki bütün değişiklikleri kendiliğinden takip etmekle yükümlü değildir. Kanun da kiracı olmayan eşin sözleşmenin tarafı olmasını kiraya verenin araştırmasına değil, eşin yapacağı bildirime bağlamıştır.
Bununla birlikte eşlerin her ikisi de kira sözleşmesinde kiracı olarak yer alıyorsa veya diğer eş daha önce usulüne uygun bildirim yaparak sözleşmenin tarafı hâline gelmişse, tahliye taahhüdünün yalnızca bir eşten alınması farklı sonuç doğurur.
Bu sebeple kiraya veren açısından belirleyici soru “Kiracı evli mi?” sorusundan çok, “Tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kira sözleşmesinin tarafları kim?” sorusudur.
Kiracının evi tuttuktan sonra evlenmesi, evlilik devam ederken boşanması, sonradan başka biriyle evlenmesi veya iş nedeniyle ailesinden farklı bir şehirde ikinci bir konut kiralaması da bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Bu durumların hiçbirinde yalnızca nüfus kaydındaki “evli” ibaresinden hareketle kiralananın aile konutu olduğu veya eşin tahliye taahhüdüne mutlaka katılması gerektiği sonucuna gidilemez.
Kiralanan Evin Aile Konutu Olduğu Nasıl İspatlanır?
Bir taşınmazın aile konutu sayılması için eşlerin orada resmî olarak evli görünmeleri veya adres kayıtlarının aynı yerde bulunması tek başına yeterli değildir. Aile konutunda belirleyici olan, konutun eşlerin ortak yaşamlarının merkezi hâline gelmiş olmasıdır.
Bu nedenle tahliye taahhüdüne karşı aile konutu savunması yapıldığında mahkeme yalnızca nüfus kayıtlarına bakmakla yetinmez. Eşlerin hangi tarihten beri taşınmazda yaşadıkları, başka bir ortak konutlarının bulunup bulunmadığı, çocukların hangi adreste yaşadığı, elektrik, su ve doğal gaz abonelikleri, yerleşim yeri kayıtları, okul kayıtları ve gerektiğinde tanık anlatımları birlikte değerlendirilebilir.
Örneğin kiracı eşin nüfus kaydında evli görünmesi, eşi ve çocuklarının yıllardır başka şehirde yaşadığı bir olayda tek başına yeterli olmayacaktır. Buna karşılık eşlerin uzun süredir aynı konutta birlikte yaşamaları, çocukların aynı adresteki okullara devam etmesi ve aile hayatının fiilen burada sürdürülmesi aile konutu iddiasını güçlendirebilir.
Aile konutu niteliği tapuya verilen bir şerhle doğan bir hak değildir. Özellikle kiralık konutlarda tartışılan mesele zaten kiracının malik olmadığı bir taşınmazdır. Şerh veya mahkeme kararı bulunmaması, konutun hiçbir şekilde aile konutu olamayacağı anlamına gelmez. Ancak icra aşamasında bu niteliğe dayanılacaksa aile konutu iddiasının somutlaştırılması ve gerektiğinde aile mahkemesinde tespit ettirilmesi önem kazanabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2005 tarihli, 2005/12-652 E., 2005/583 K. sayılı kararında da tahliyeye konu taşınmazın aile konutu olduğunun ileri sürülmesi üzerine bu hususun araştırılmadan sonuca gidilemeyeceği kabul edilmiştir. Karara konu olay doğrudan kiracının TBK m. 352 kapsamında verdiği klasik tahliye taahhüdüne ilişkin değildir; taşınmazı satan eşin yeni malik lehine verdiği tahliye taahhütleri söz konusudur. Hukuk Genel Kurulunun kararından çıkan önemli sonuç, aile konutu iddiasının tahliye aşamasında hukuken önemsiz görülemeyeceğidir. Şikâyetçi eşin aile konutuna ilişkin bir tespit davası veya mahkeme kararı bulunup bulunmadığının araştırılması, gerekirse eşe aile mahkemesinde bu konuda dava açma imkânı tanınması gerektiği benimsenmiştir.
Bu kararın, “aile konutunda eşin imzası bulunmayan her tahliye taahhüdü geçersizdir” sonucunu doğruladığı söylenemez. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025, 2025/3374 E., 2025/4997 K. kararı, kiracı olmayan eşin tahliye taahhüdünden sonra yaptığı bildirimin önceki taahhüdü geçmişe etkili olarak ortadan kaldırmayacağını açıkça kabul etmiştir.
Aile Konutu Şerhi Olmadan Tahliye Taahhüdüne İtiraz Edilebilir mi?
Aile konutu şerhinin bulunmaması, aile konutu iddiasını tek başına ortadan kaldırmaz.
Ancak burada iki ayrı hukuki mesele birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi, taşınmazın fiilen aile konutu olup olmadığıdır. İkincisi ise kira sözleşmesinde taraf olmayan eşin TMK m. 194/4 uyarınca kiraya verene bildirim yapıp yapmadığıdır.
Bir ev fiilen aile konutu niteliğinde olabilir; fakat kira sözleşmesini yalnızca eşlerden biri imzalamış ve diğer eş henüz kiraya verene bildirim yapmamış olabilir. Bu durumda aile konutu niteliği bulunmakla beraber, diğer eşin henüz kira sözleşmesinin tarafı hâline gelip gelmediği ayrıca incelenir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararının önemi de buradadır. Kararda kiralananın yıllardır eş ve çocukla birlikte aile konutu olarak kullanıldığı konusunda bir tartışma bulunmasına rağmen, Daire sonucu yalnızca “burası aile konutudur” tespitiyle belirlememiştir. Diğer eşin kiraya verene yaptığı bildirimin tahliye taahhüdünden sonra gerçekleşmesi nedeniyle daha önce tek kiracı tarafından geçerli şekilde verilmiş tahliye taahhüdünün geçerliliğini koruduğu kabul edilmiştir.
Dolayısıyla aile konutu savunmasında “şerh var mı?” sorusu tek başına yeterli olmadığı gibi “eşler burada yaşıyor mu?” sorusu da tek başına yeterli değildir. Tahliye taahhüdünün tarihi ile eşin kira sözleşmesine katıldığı tarih birlikte değerlendirilmelidir.
Tahliye İçin İcra Memuru Eve Geldiğinde Kiracı Olmayan Eş Ne Yapabilir?
Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi kesinleştiğinde taşınmazın cebren boşaltılması gündeme gelebilir. Bu sırada evde yalnızca takip borçlusu kiracının değil, onun eşinin ve çocuklarının bulunması oldukça yaygındır.
İcra ve İflas Kanunu’nun 276. maddesi, tahliyesi istenen taşınmazda kiracıdan başka kişilerin bulunması hâlini ayrıca düzenlemektedir. Maddenin son fıkrasında borçlunun eşi ve bazı yakınları, kiracıya bağlı olarak taşınmazda oturduklarının anlaşılması hâlinde kural olarak üçüncü kişi sayılmamaktadır.
Ancak aile konutuna ilişkin TMK m. 194 ve TBK m. 349 hükümleri nedeniyle, kiracı olmayan eşin hukuki durumunun yalnızca “kiracının yanında oturan kişi” şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği uzun süredir tartışmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2005 tarihli, 2005/12-652 E., 2005/583 K. sayılı kararında, tahliyeye konu yerde çocuklarıyla birlikte yaşayan eşin aile konutu iddiasının araştırılması gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, aile konutunun özel olarak korunmuş olması nedeniyle icra mahkemesinin bu iddiayı göz ardı edemeyeceğini belirtmiştir.
Bu yaklaşım daha sonraki Yargıtay kararlarında da aile konutu iddiasının icra aşamasında araştırılması gerektiği yönündeki tartışmanın dayanaklarından biri olmuştur.
Bununla birlikte Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 02.12.2025, 2025/6714 E., 2025/7775 K. bu konuda özellikle dikkatle okunmalıdır.
Kiracı Olmayan Eş İcra Takibine Taraf Olmasa da Tahliyeye İtiraz Edebilir mi?
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.12.2025 tarihli, 2025/6714 E., 2025/7775 K. sayılı kararında kiracı eş aleyhine tahliye taahhüdüne dayalı takip başlatılmış, takip kesinleştikten sonra taşınmazda yaşayan diğer eş aile konutu iddiasıyla tahliye işleminin iptalini istemiştir.
İlk derece mahkemesi, şikâyetçi eşin icra takibinin tarafı olmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmadığı, aile mahkemesinden alınmış aile konutu tespiti olmadığı ve şikâyetçinin takipte taraf olmadığı gerekçeleriyle bu sonucu yerinde bulmuştur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi çoğunluğu Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Kararın çoğunluk gerekçesi, aile konutu ve tahliye taahhüdünün maddi hukuk bakımından geçerliliğine ilişkin ayrıntılı yeni bir ilke ortaya koymamış; Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçelerini yerinde bularak sonucu onamıştır.
Bu karar bakımından özellikle önemli olan husus, dosyada bulunan ayrıntılı karşı oy yazısının Yargıtay çoğunluğunun görüşü sanılmamasıdır.
Karşı oyda, aile konutunda kiracı olmayan eşin açık rızası olmaksızın verilen tahliye taahhüdünün geçersiz kabul edilmesi gerektiği savunulmuş; TMK m. 194 ile TBK m. 349 hükümlerinin İİK m. 276’daki eşin üçüncü kişi sayılmayacağı yönündeki düzenlemeyi aile konutu bakımından farklılaştırdığı ileri sürülmüştür. Karşı oy sahibi, tahliye sırasında aile konutu iddiasında bulunan eşin üçüncü kişi olarak değerlendirilmesini, icra müdürünün tahliyeyi ertelemesini ve aile konutu iddiasının araştırılmasını gerektiğini ifade etmiştir.
Ancak bu görüş karşı oydur. 02.12.2025 tarihli kararın çoğunluk sonucu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasıdır.
Bu ayrım tahliye taahhüdü uyuşmazlıklarında önem taşır. İnternette kararın yalnızca karşı oy gerekçesindeki ifadeler alınarak “Yargıtay eşin imzası olmayan tahliye taahhüdünü kesin olarak geçersiz kabul etti” şeklinde aktarılması kararın gerçek sonucunu yansıtmaz.
Eş Tahliye Taahhüdüne Hiç İmza Atmamışsa Tahliye Sırasında Evde Kalabilir mi?
Eşin tahliye taahhüdünde imzasının bulunmaması, tahliye günü geldiğinde taşınmazda süresiz olarak kalabileceği anlamına gelmez.
Öncelikle tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kira sözleşmesinin taraflarının kim olduğuna bakılır. Eş o tarihte birlikte kiracı değilse ve TMK m. 194/4 kapsamında henüz kiraya verene bildirimde bulunmamışsa, yalnızca ilk kiracının verdiği taahhüdün geçerli olması mümkündür.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli kararında, diğer eşin bildirimden önce verilmiş tahliye taahhüdüne sonradan yaptığı bildirimle etkide bulunamayacağı kabul edilmiştir.
Buna karşılık eş tahliye taahhüdü verilmeden önce kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmişse veya başlangıçtan itibaren sözleşmede kiracı olarak bulunuyorsa birlikte kiracılık nedeniyle farklı bir sonuç ortaya çıkar.
Bu nedenle icra memurunun kapıya geldiği tarihte eşlerin hâlen evli olup olmadığı tek başına belirleyici değildir. Tahliye taahhüdünün verildiği tarih, eşin kira sözleşmesine katılma tarihi ve icra takibinin kimlere yöneltildiği birlikte değerlendirilmelidir.
İki Eş de Kiracıysa Tahliye Takibi Yalnızca Birine Karşı Yapılabilir mi?
Kira sözleşmesinde iki eşin de kiracı olduğu veya diğer eşin TMK m. 194/4 kapsamında daha önce sözleşmenin tarafı hâline geldiği durumlarda birlikte kiracılık söz konusudur.
Tahliye edimi bölünemez niteliktedir. Kiraya veren aynı taşınmazın yarısını bir kiracıdan tahliye edip diğer yarısında kira ilişkisini sürdüremez. Bu nedenle birlikte kiracıların bulunduğu durumlarda tahliyeye ilişkin iradenin ve takip işlemlerinin bütün kiracılar bakımından değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararında da eşlerin başlangıçtan itibaren birlikte kiracı olduğu veya diğer eşin bildirimle kira sözleşmesine katıldığı hâllerde birlikte kiracılık hükümlerine vurgu yapılmıştır. Daire, tahliye taahhüdünün bildirimden sonra verilmesi hâlinde her iki kiracının tahliye iradesinin bulunması gerektiği yönündeki yaklaşımı kabul etmiş; uyuşmazlığı yalnızca bildirimin taahhütten sonra yapılmış olması nedeniyle farklı çözmüştür.
Bu nedenle iki kiracılı bir kira sözleşmesinde tahliye taahhüdünün yalnızca bir kişinin imzasını taşıması, sıradan tek kiracılı bir sözleşmeden farklı değerlendirilir.
Eş Kira Sözleşmesine Sonradan Katılmışsa Tahliye Takibi Kime Gönderilmelidir?
TMK m. 194/4 uyarınca kiracı olmayan eş kiraya verene bildirim yaparak sözleşmenin tarafı hâline geldikten sonra kira ilişkisi artık yalnızca ilk kiracıyla sınırlı değildir.
Bu aşamadan sonra fesih ve tahliyeye yönelik işlemlerin iki kiracılı kira ilişkisinin gereklerine göre yürütülmesi gerekir.
Ancak yine tahliye taahhüdünün zamanı belirleyicidir. Eşin sözleşmeye katılmasından önce geçerli şekilde verilmiş bir tahliye taahhüdü varsa Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025, 2025/3374 E., 2025/4997 K. gereğince sonraki katılım bu taahhüdü ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık bildirim yapılmış, diğer eş kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmiş ve bundan sonra yalnızca ilk kiracı yeni bir tahliye taahhüdü vermişse taahhüdün bütün kiracılar bakımından sonuç doğurup doğurmayacağı farklı değerlendirilir.
Bu ayrım nedeniyle tahliye dosyasında yalnızca kira sözleşmesinin ilk sayfasına bakılması yeterli değildir. Kiraya verene sonradan gönderilmiş noter ihtarnamesi veya başka bir yazılı bildirim bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerekir.
Eş Aile Konutu Bildirimini Tahliye Takibinden Birkaç Gün Önce Yaparsa Ne Olur?
Aile konutu bildiriminin tahliye takibinden önce yapılmış olması, daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü kendiliğinden geçersiz hâle getirmez. Burada belirleyici olan, eşin kira sözleşmesine katılmasına yol açan bildirimin tahliye taahhüdünden önce mi, sonra mı yapıldığıdır.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 13.03.2025 tarihli, 2024/2988 E., 2025/828 K. sayılı kararına konu olayda, kira sözleşmesinin tarafı olan eş 15.03.2023 tarihinde tahliye taahhüdü vermiş ve kiralananı 15.02.2024 tarihinde boşaltmayı üstlenmiştir. Kira sözleşmesinde yer almayan diğer eş ise tahliye tarihinden üç gün önce, 12.02.2024 tarihli ihtarnameyle taşınmazın aile konutu olduğunu bildirerek Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinden doğan haklarına dayanmıştır.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, bu bildirimle diğer eşin kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğini; tahliye taahhüdünde ise eşin imzası veya muvafakati bulunmadığını dikkate alarak tahliye isteminin reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Böylece aile konutu bildiriminin tahliye taahhüdünden sonra yapılmış olmasına rağmen, takipten önce yapılmasını tahliye bakımından yeterli görmüştür.
Bölge Adliye Mahkemeleri arasında bu konuda farklı kararlar verilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin önüne gelmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararında Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin bu yaklaşımı benimsenmemiştir.
Yargıtay, kiracı olmayan eşin TMK m. 194 uyarınca yaptığı bildirimin geçmişe etkili olmadığını; eşin ancak bildirim tarihinden itibaren kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğini kabul etmiştir. Tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kira sözleşmesinin yalnızca bir tarafı bulunuyorsa ve bu kiracı tarafından geçerli bir tahliye taahhüdü verilmişse, diğer eşin sonradan kira sözleşmesine katılması daha önce doğmuş olan tahliye taahhüdünü hükümsüz hâle getirmez.
Bu nedenle aile konutu bildiriminin icra takibinden önce yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Bildirim tahliye taahhüdünden önce yapılmışsa taahhüdün verildiği tarihte birlikte kiracılık söz konusu olabilir ve her iki eşin tahliye iradesi aranabilir. Bildirim tahliye taahhüdünden sonra yapılmışsa, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli kararına göre sonradan kazanılan kiracılık sıfatı daha önce geçerli şekilde verilmiş tahliye taahhüdünü geriye dönük olarak ortadan kaldırmaz.
Aile Konutu Bildirimi Tahliye Taahhüdünden Sonra Yapılırsa Ne Olur?
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 13.03.2025 tarihli, 2024/2988 E., 2025/828 K. sayılı kararına konu olayda, kira sözleşmesini eşlerden yalnızca biri imzalamış ve bu eş 15.03.2023 tarihinde tahliye taahhüdü vermiştir. Kiracı olmayan eş ise 12.02.2024 tarihli ihtarnameyle taşınmazın aile konutu olduğunu bildirerek Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi kapsamında kira sözleşmesine katılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, aile konutu bildiriminin tahliye takibinden önce yapılmış olmasını ve diğer eşin tahliye taahhüdünde imzası ile muvafakatinin bulunmamasını dikkate alarak tahliye isteminin reddi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu karar, başka Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında benimsenen görüşle çeliştiğinden mesele Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin önüne uyuşmazlığın giderilmesi yoluyla gelmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin bu yaklaşımı benimsenmemiştir. Daireye göre, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin TMK m. 194 kapsamında kiraya verene yaptığı bildirim geçmişe etkili sonuç doğurmaz. Diğer eş ancak bildirimin yapılmasından itibaren kira sözleşmesinin tarafı hâline gelir.
Bu nedenle tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kira sözleşmesinin tek kiracısı olan eş tarafından, kiralananın tesliminden sonra ve kanundaki diğer şartlara uygun biçimde verilmiş bir tahliye taahhüdü geçerlidir. Diğer eşin daha sonraki tarihte aile konutu bildirimi yaparak kira sözleşmesine katılması, kiraya veren lehine daha önce doğmuş olan tahliye hakkını geriye dönük biçimde ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu gerekçeyle, aile konutunun eşlerden biri tarafından kiralanması hâlinde, kiracı olmayan eşin sonradan TMK m. 194 uyarınca kira sözleşmesine taraf olmasının, bu bildirimden önce kiracı eş tarafından verilmiş geçerli tahliye taahhüdüne etkisi bulunmadığına karar vermiş ve Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki görüş ayrılığını bu yönde gidermiştir.
Kiraya Veren Kiracının Evli Olup Olmadığını Araştırmalı mı?
Kiraya verenin, kira sözleşmesi devam ettiği sürece kiracının medeni hâlini sürekli takip etmesini öngören bir yükümlülük bulunmamaktadır.
Bir kiracı kira sözleşmesini yaparken bekâr olabilir, birkaç yıl sonra evlenebilir, daha sonra boşanabilir ve yeniden evlenebilir. Kiraya verenin nüfus kayıtlarını düzenli olarak kontrol ederek “Kiracım evlendi mi, boşandı mı, yeni eşi kim?” araştırması yapmasını gerektiren bir hukuk düzeni yoktur.
TMK m. 194/4 de kiraya verene böyle bir araştırma yükümlülüğü yüklemek yerine kiracı olmayan eşe bildirim hakkı tanımıştır.
Kiracı olmayan eş kira sözleşmesinin tarafı olmak istiyorsa bunu kiraya verene bildirir. Bildirimin kiraya verene ulaşmasıyla kanunun öngördüğü sonuç doğar.
Bu düzenleme özellikle uzun süreli kira ilişkileri bakımından önemlidir. Kiraya verenin on yıl önce bekâr olarak eve giren bir kiracının sonraki bütün özel hayatını takip etmesi beklenemez.
Aynı şekilde kiracının boşanıp yeniden evlenmesi hâlinde yeni eşin varlığını araştırmak ve eski tahliye taahhüdünü yeniden imzalatmak yönünde genel bir yükümlülükten söz edilemez.
Ev Sahibi “Ben Bu Adamın Evlendiğini Nereden Bileyim?” Diyebilir mi?
Kiraya verenin kiracının medeni hâlindeki değişiklikleri bilmemesi ile taşınmazın fiilen aile konutu olarak kullanılmasını bilmesi aynı mesele değildir.
Kiraya veren, kiracının eşiyle ve çocuklarıyla aynı evde yaşadığını uzun süredir biliyor olabilir. Buna rağmen diğer eş TMK m. 194/4 kapsamında kira sözleşmesine katıldığına ilişkin herhangi bir bildirim yapmamış olabilir.
Bu durumda kiraya verenin aileyi tanıyor olması, eşin kanundaki bildirimini kendiliğinden yapılmış hâle getirmez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararında da taşınmazın eş ve çocuk tarafından aile konutu olarak kullanılması tek başına yeterli görülmemiş; diğer eşin tahliye taahhüdünden önce kiraya verene bildirim yapıp yapmadığı özellikle aranmıştır.
Dolayısıyla kiraya verenin “evli olduğunu biliyordum” veya “eşiyle birlikte oturduğunu görüyordum” şeklindeki bilgisi ile TMK m. 194/4 kapsamında sözleşmeye katılım aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Kiraya Veren Tahliye Taahhüdü Alırken Eşin İmzasını da Almalı mı?
Kiraya veren açısından en az uyuşmazlık çıkaran yöntem, birlikte kiracı olan herkesin tahliye taahhüdüne katılmasını sağlamaktır.
Kira sözleşmesinde iki kişi kiracıysa tahliye taahhüdünün de iki kiracı tarafından verilmesi gerekir. Kira sözleşmesini başlangıçta tek eş imzalamış olsa bile diğer eş daha önce TMK m. 194/4 kapsamında kiraya verene bildirim yaparak sözleşmenin tarafı olmuşsa, bundan sonra alınacak tahliye taahhüdünde diğer eşin de iradesinin bulunması önem taşır.
Buna karşılık kiraya verenin karşısında tek kiracı varsa ve diğer eş tarafından henüz böyle bir bildirim yapılmamışsa sırf kiracının evli olması nedeniyle mutlaka eşini bulup taahhütname imzalatması gerektiği söylenemez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli kararı da kiraya veren bakımından bu ayrımı belirginleştirmiştir. Kiracı olmayan eşin daha sonra yaptığı bildirim, bildirimden önce tek kiracı tarafından verilmiş ve diğer geçerlilik şartlarını taşıyan tahliye taahhüdünü ortadan kaldırmamaktadır.
Bununla birlikte kiraya veren, tahliye taahhüdünü alırken eşlerin her ikisini de imzaya dâhil edebiliyorsa sonraki uyuşmazlıkların önemli bir bölümünün önüne geçebilir. Bu, her olayda kanundan doğan zorunluluk ile uygulamada ihtilaf riskini azaltan tedbirin aynı şey olduğu anlamına gelmez.
Kiracının Sonradan Evleneceğini Düşünerek Baştan Eş İmzası Alınabilir mi?
Kiracı kira sözleşmesini yaparken bekârsa henüz mevcut olmayan bir eşten tahliye taahhüdüne rıza alınması mümkün değildir.
Kiracının daha sonra evlenmesi de daha önce geçerli biçimde kurulmuş tahliye taahhüdünü kendiliğinden hükümsüz hâle getirmez.
Kiraya verenin “Belki birkaç yıl sonra evlenir” düşüncesiyle tahliye taahhüdünün geçerliliğini gelecekteki muhtemel medeni hâl değişikliklerine bağlaması gerekmez. Tahliye taahhüdü düzenlendiği tarihteki hukuki şartlara göre değerlendirilir.
Bu yaklaşım, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli kararında kabul edilen temel ilkeyle de uyumludur: geçerli hukuki işlem sonradan ortaya çıkan bir kira taraflığı nedeniyle geçmişe etkili olarak hükümsüz hâle gelmez.
Eşin Rızası Alınamıyorsa Ne Yapılır?
TBK m. 349 aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracı eşin diğer eşin açık rızası olmadan kira sözleşmesini feshedemeyeceğini düzenlemektedir. Aynı hüküm, rızanın alınmasının mümkün olmaması veya eşin haklı bir sebep bulunmaksızın rıza vermekten kaçınması hâlinde kiracı eşe hâkimden izin isteme imkânı da tanımaktadır.
Bu nedenle tahliye taahhüdündeki eş rızası meselesi değerlendirilirken bir yandan aile konutuna ilişkin maddi hukuk hükümleri, diğer yandan kira sözleşmesine taraflık ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli uyuşmazlık giderme kararı birlikte ele alınmalıdır.
Tahliye Taahhüdünde Eşin İmzası Konusunda Hangi Tarihler Kontrol Edilmelidir?
Bir tahliye dosyasında aile konutu savunmasıyla karşılaşıldığında olayların tarih sırası çoğu kez sonucu belirler.
Önce kira sözleşmesinin ne zaman yapıldığı ve başlangıçta kimlerin kiracı olduğu belirlenmelidir. Ardından taşınmazın ne zaman aile konutu hâline geldiği, diğer eşin kiraya verene TMK m. 194/4 kapsamında bildirim yapıp yapmadığı, tahliye taahhüdünün ne zaman düzenlendiği ve tahliye takibinin hangi tarihte başlatıldığı incelenir.
Kiracının sonradan evlenmesi veya eşin sonradan sözleşmeye katılması durumunda da aynı yöntem uygulanır.
Örneğin kira sözleşmesi 2020 yılında tek kiracıyla kurulmuş, kiracı 2021 yılında evlenmiş, eş 2022 yılında kiraya verene aile konutu bildirimi yapmış ve kiracı 2023 yılında tek başına tahliye taahhüdü vermişse, taahhüt tarihinde birlikte kiracılık bulunduğu savunması önemlidir.
Buna karşılık tahliye taahhüdü 2021 yılında verilmiş, eş ancak 2023 yılında bildirimde bulunmuşsa Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli kararı gereğince sonraki bildirim önceki geçerli taahhüdü ortadan kaldırmayacaktır.
Aile konutu uyuşmazlıklarında çoğu zaman sonuca ulaştıran şey “eş imzaladı mı?” sorusundan ziyade bu tarih sıralamasıdır.
Boşanma Davası Açılmışsa Tahliye Taahhüdü İcraya Konulabilir mi?
Boşanma davasının açılmış olması, kiracı eş tarafından daha önce verilmiş tahliye taahhüdünün kullanılmasını kendiliğinden engellemez. Kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesindeki şartları taşıyan tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlatabilir. Ancak boşanma davasının devam ediyor olması, özellikle kiralananın aile konutu olması ve konutun diğer eş ile çocuklara bırakılmış bulunması hâlinde uyuşmazlığın yalnızca tahliye taahhütnamesine bakılarak çözülmesini güçleştirebilir.
Boşanma davasının açılmasıyla evlilik hemen sona ermez. Evlilik, boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Aynı şekilde ortak yaşamın fiilen sona ermesi de konutun aile konutu niteliğini her durumda aynı anda ortadan kaldırmaz. Eşlerden birinin dava sebebiyle evden ayrılmış olması, diğer eş ve çocukların yaşamlarını aynı konutta sürdürmeleri hâlinde aile konutuna ilişkin korumanın devam etmesi mümkündür.
Bununla birlikte tahliye taahhüdünün geçerliliğinde yine taahhüdün verildiği tarihteki hukuki durum önem taşır. Kira sözleşmesini yalnızca eşlerden biri imzalamış, diğer eş henüz kira sözleşmesinin tarafı olmamış ve kiracı eş bu dönemde geçerli bir tahliye taahhüdü vermişse, daha sonra boşanma davasının açılması taahhüdü geçmişe etkili olarak ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararında kabul edilen esas da bu yöndedir. Daire, tahliye taahhüdünün verildiği tarihte yalnızca kira sözleşmesini imzalayan eşin kiracı olması hâlinde, diğer eşin sonradan TMK m. 194/4 uyarınca sözleşmenin tarafı hâline gelmesinin daha önce geçerli olarak verilmiş taahhüdü geriye etkili biçimde geçersiz hâle getirmeyeceğini kabul etmiştir.
Boşanma davasının sonradan açılmış olması da tek başına bundan daha güçlü bir geriye yürüme sonucu doğurmaz.
Boşanma Davası Açılmadan Önce Verilen Tahliye Taahhüdü Geçerli mi?
Tahliye taahhüdünün boşanma davasından önce verilmiş olması hâlinde öncelikle o tarihte kira sözleşmesinin taraflarının kim olduğu belirlenmelidir.
Örneğin kira sözleşmesini yalnızca koca imzalamış, kadın kira sözleşmesine TMK m. 194/4 kapsamında katılmadan önce koca geçerli bir tahliye taahhüdü vermiş ve eşler bundan iki yıl sonra boşanma davasına başlamış olabilir. Bu durumda boşanma davasının açılması, önceden tamamlanmış tahliye taahhüdünü tek başına hükümsüz hâle getirmez.
Buna karşılık kadın tahliye taahhüdünden önce kiraya verene bildirim yaparak kira sözleşmesinin tarafı olmuşsa, taahhüdün verildiği tarihte artık iki kiracı bulunmaktadır. Bu durumda yalnızca kocanın imzasını taşıyan tahliye taahhüdünün diğer kiracı bakımından sonuç doğurup doğurmayacağı birlikte kiracılık ve tahliyenin bölünmezliği çerçevesinde değerlendirilir.
Dolayısıyla boşanma davasının hangi tarihte açıldığı kadar, aile konutu bildiriminin ve tahliye taahhüdünün hangi sırayla gerçekleştiği de önemlidir.
Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Eş Tahliye Taahhüdü İmzalayabilir mi?
Boşanma davasının açılmış olması eşlerden birinin kira sözleşmesiyle ilgili her türlü işlem yapma yetkisini ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte boşanma kesinleşmediği için aile konutuna ilişkin koruma devam edebilir.
Bu nedenle boşanma davası sürerken eşlerden birinin tahliye taahhüdü vermesi hâlinde yalnızca kira sözleşmesinde ilk kimin imzasının bulunduğuna bakılmamalıdır. Tahliye taahhüdünün verildiği tarihte diğer eşin kira sözleşmesinin tarafı olup olmadığı ve taşınmazın hâlen aile konutu niteliği taşıyıp taşımadığı da araştırılmalıdır.
Örneğin eşler boşanma davasından önce birlikte kiracı hâline gelmiş ve dava devam ederken yalnızca koca tahliye taahhüdü vermişse, kadının iradesi olmaksızın bütün kira ilişkisinin sona erdirilmesi ayrıca tartışılır.
Buna karşılık kira sözleşmesinin tek tarafı koca ise, kadın hiçbir zaman TMK m. 194/4 bildirimi yapmamış ve eşler boşanma davası sırasında fiilen ayrı yaşamaya başlamışlarsa olayın hukuki görünümü farklıdır.
Boşanma davasının bulunması bu nedenle başlı başına tahliye taahhüdünü geçersiz yapan bir sebep değildir.
Boşanma Davasında Ev Kadına Bırakıldıysa Ev Sahibi Tahliye Taahhüdünü Kullanabilir mi?
Boşanma davası açıldığında aile mahkemesi Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi gereğince dava süresince gerekli geçici önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemler arasında eşlerin barınmasına ilişkin düzenlemeler de bulunmaktadır. Ortak konutun dava süresince eşlerden birinin kullanımına bırakılması bu kapsamda mümkündür.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.05.2016 tarihli, 2015/17792 E., 2016/9545 K. sayılı kararında, boşanma davasında kadının ortak konutun kendisine tahsis edilmesi yönündeki talebinin TMK m. 169 kapsamında barınmaya ilişkin geçici önlem niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
Aynı şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.10.2017 tarihli, 2016/5921 E., 2017/11055 K. sayılı kararında aile konutunun eşlerden birine tahsis edilmesinin tedbir niteliğinde olduğu ve bu tedbirin boşanma kararının kesinleşmesiyle sona ereceği belirtilmiştir.
Bu kararların önemli sonucu, aile mahkemesinin konutu eşlerden birine bırakmasının yeni ve bağımsız bir kira hakkı yaratmamasıdır. TMK m. 169 kapsamında verilen karar, öncelikle eşler arasındaki kullanım ilişkisini düzenler.
Örneğin kira sözleşmesinin tarafı koca, kadın ve çocuklar ise evde kalıyor olabilir. Boşanma mahkemesi konutu dava süresince kadına tahsis etmiş olabilir. Bu karar kocanın gelip kadını konuttan çıkarmasına engel olur; ancak kiraya verenin kira sözleşmesinden veya daha önce verilmiş geçerli tahliye taahhüdünden doğan hakları bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.
Aile mahkemesinin “konut dava süresince kadına tahsis edilmiştir” şeklindeki ara kararı, kiraya verenin taraf olmadığı kira ilişkisindeki haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bu ayrım özellikle üçüncü kişilere ait taşınmazlarda daha açık biçimde görülmektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.11.2024 tarihli, 2024/390 E., 2024/5343 K. sayılı kararında, boşanma davasında TMK m. 169 uyarınca eşlerden birinin kullanımına bırakılan taşınmazın üçüncü kişiye ait olması hâlinde, aile mahkemesinin geçici tahsis kararının kayıt malikine karşı bağımsız ve üstün bir kullanım hakkı vermediği kabul edilmiştir.
Kiralık konutta da benzer biçimde aile mahkemesinin geçici kullanım düzenlemesi ile kiraya verenin kira hukukundan doğan hakkı birbirinden ayrılmalıdır.
Aile Mahkemesinin Konutu Eşe Tahsis Etmesi Tahliye Takibini Durdurur mu?
Konutun boşanma davasında eşlerden birine tahsis edilmiş olması, tahliye taahhüdüne dayalı icra takibini kendiliğinden durduran bir karar değildir.
Kiraya veren geçerli olduğunu düşündüğü tahliye taahhüdüne dayanarak takip başlatabilir. Tahliye emrinin tebliğ edilmesi üzerine ise kira ilişkisinin tarafları ve koşulları doğrultusunda süresinde itiraz edilmesi gerekir.
Aile mahkemesinin geçici tahsis kararının bulunması, aile konutu savunmasının değerlendirilmesinde önemli olabilir; ancak bu karardan “Ev boşanma davası bitene kadar hiçbir şekilde tahliye edilemez” sonucu çıkarılamaz.
Burada aile mahkemesi ile kira uyuşmazlığını gören mahkemenin düzenlediği hukuki ilişkiler farklıdır. Aile mahkemesi eşlerden hangisinin konutta kalacağını belirler. Kiraya veren ise kira ilişkisinin sona ermesine ve taşınmazın kendisine teslim edilmesine ilişkin hakkını ileri sürer.
Özellikle taşınmaz kiraya verene veya kira sözleşmesinin dışında kalan üçüncü bir malike aitse, boşanma davasındaki tarafların kendi aralarındaki tedbir kararı mülkiyet veya kira hukukundan doğan üçüncü kişi haklarını sınırsız biçimde bertaraf etmez.
Boşanma Davasında Ev Çocuklarla Birlikte Kadına Bırakılmışsa Sonuç Değişir mi?
Müşterek çocukların konutta yaşamaya devam etmesi, aile mahkemesinin TMK m. 169 kapsamında barınmaya ilişkin tedbir kararı vermesinde önemli bir unsurdur. Ancak çocukların varlığı da kiraya verenin geçerli bir tahliye sebebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Örneğin aile mahkemesi çocukların düzeninin korunması amacıyla kiralık konutu kadın ve çocukların kullanımına bırakmış olabilir. Kiraya verenin elinde ise bundan önce verilmiş bir tahliye taahhüdü bulunabilir.
Böyle bir durumda aile mahkemesi kararının amacı çocuklarla birlikte hangi eşin konutta kalacağını belirlemektir. Kararın, kira sözleşmesini kiraya veren yönünden zorunlu olarak uzattığını veya daha önce doğmuş tahliye hakkını hükümsüz hâle getirdiğini kabul etmek mümkün değildir.
Buna karşılık tahliye taahhüdünün geçerliliği konusunda eşin kira sözleşmesine daha önce katılması, aile konutu bildirimi veya birlikte kiracılık gibi bir sorun varsa bunlar ayrıca ileri sürülebilir.
Bu nedenle “Mahkeme evi bana ve çocuklara verdi, ev sahibi artık tahliye edemez” düşüncesi ile “Boşanma davası var, aile konutunun hiçbir önemi kalmaz” düşüncesi aynı ölçüde eksiktir.
Kiracı Eş Boşanma Sürecinde Evden Ayrılmışsa Tahliye Taahhüdü Kullanılabilir mi?
Boşanma uyuşmazlıklarında kira sözleşmesini imzalayan eşin ortak konutu terk etmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Kira sözleşmesinin tarafı koca olabilir; ancak boşanma davasıyla birlikte koca başka yere taşınmış, kadın ve çocuklar kiralananda yaşamaya devam etmiş olabilir.
Kiracı eşin evden ayrılması, kira sözleşmesini veya daha önce verdiği tahliye taahhüdünü kendiliğinden sona erdirmez.
Bununla birlikte geride kalan eşin kira sözleşmesindeki hukuki konumu önem kazanır. Kadın daha önce TMK m. 194/4 uyarınca sözleşmeye katılmışsa birlikte kiracılık söz konusudur. Katılmamışsa yalnızca aile konutunda yaşayan eş durumunda olabilir.
Tahliye taahhüdü kadının sözleşmeye katılmasından önce verilmişse Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararında kabul edilen yaklaşım gereğince sonraki katılım taahhüdü geçmişe etkili şekilde geçersiz hâle getirmez.
Kadının sözleşmeye katılımı taahhütten önce gerçekleşmişse sonuç farklı değerlendirilecektir.
Kiracı Eş Evi Terk Edip Tahliye Taahhüdü Verirse Diğer Eş Çıkarılabilir mi?
Daha tartışmalı olan ihtimal, boşanma sürecinde evden ayrılan kiracı eşin daha sonra kiraya verene tahliye taahhüdü vermesidir.
Örneğin koca kira sözleşmesinin tarafıdır. Boşanma davası açıldıktan sonra başka bir eve taşınmıştır. Kadın ve çocuklar ise aile mahkemesi kararıyla eski konutta yaşamaktadır. Koca bu aşamada kiraya verene “Üç ay sonra taşınmazı tahliye edeceğim” şeklinde taahhüt verebilir.
Bu olayda taahhüdün sırf kocanın kira sözleşmesinde adının bulunması nedeniyle geçerli olduğu sonucuna hemen ulaşılmamalıdır.
Kadın daha önce TMK m. 194/4 kapsamında sözleşmenin tarafı hâline gelmişse, koca artık birlikte kiracılardan yalnızca biridir ve taşınmazın tamamının tahliyesi bakımından tek başına hareket etmesi yeterli olmayabilir.
Kadın sözleşmeye katılmamış olsa dahi taşınmazın hâlen aile konutu olması, boşanmanın kesinleşmemiş bulunması ve TMK m. 194 ile TBK m. 349’daki aile konutunu koruyucu hükümler ayrıca tartışmaya açılır.
Bu mesele bakımından Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.12.2025 tarihli, 2025/6714 E., 2025/7775 K. sayılı kararındaki karşı oy da önemlidir. Karşı oyda, aile konutuna ilişkin kira sözleşmesini sona erdirme sonucunu doğuran tahliye taahhüdünün diğer eşin açık rızası olmadan verilmesinin TMK m. 194 ve TBK m. 349 kapsamında geçersiz kabul edilmesi gerektiği savunulmuştur. Bununla birlikte bu yaklaşımın Daire çoğunluğu tarafından benimsenmiş bir içtihat olmadığı gözden kaçırılmamalıdır.
Bu nedenle boşanma sürecinde ortak konutu terk eden kiracı eş tarafından sonradan verilen tahliye taahhüdü, boşanma davasından yıllar önce ve tek kiracı sıfatıyla verilmiş tahliye taahhüdünden daha tartışmalı bir hukuki durum yaratır.
Boşanma Davası Açılması Aile Konutu Niteliğini Sona Erdirir mi?
Boşanma davasının açılması aile konutu niteliğini otomatik olarak sona erdirmez.
Eşlerin evlilik birliği mahkeme kararının kesinleşmesine kadar devam ettiği gibi, boşanma sürecinde eşlerden biri ortak konutta çocuklarla birlikte yaşamayı sürdürebilir. TMK m. 169’da hâkimin dava süresince eşlerin barınmasına ilişkin gerekli önlemleri almasının öngörülmesi de bu durumun doğal sonucudur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.10.2025 tarihli, 2025/8100 E., 2025/9205 K. sayılı kararında da boşanma veya ayrılık davasının açılması üzerine hâkimin dava devam ettiği sürece eşlerin barınması, geçimi ve çocukların korunmasına ilişkin gerekli geçici önlemleri resen almakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık boşanma sürecinde eşlerin tamamen ayrı hayatlar kurması ve daha önce kullanılan konutun aile yaşamının merkezi olma niteliğini kaybetmesi mümkündür. Aile konutu niteliği yalnızca nüfus kayıtlarında evliliğin devam etmesine bağlı değildir.
Örneğin eşler üç yıldır fiilen ayrı yaşıyor, kira sözleşmesinin tarafı olan eş tek başına başka şehirde yaşıyor, diğer eş de kendisine başka bir konut kurmuşsa yıllar önce birlikte kullanılan kiralananın hâlen aile konutu olduğunun ileri sürülmesi ayrıca ispat gerektirir.
Boşanma Kesinleşirse Aile Konutu Koruması Devam Eder mi?
Aile konutuna ilişkin TMK m. 194’teki koruma evlilik birliğinin varlığına bağlıdır. Boşanma hükmü kesinleştiğinde eş sıfatı sona erer ve aile konutuna ilişkin evlilik hukukundan doğan koruma da kural olarak aynı şekilde devam etmez.
Boşanma davası sırasında TMK m. 169 uyarınca verilen geçici konut tahsisi de niteliği gereği dava süresiyle sınırlıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.10.2017 tarihli, 2016/5921 E., 2017/11055 K. sayılı kararında da aile konutunun eşlerden birine tahsisinin tedbir niteliğinde olduğu ve boşanmanın kesinleşmesiyle bu tedbirin sona ereceği kabul edilmiştir.
Ancak boşanma sonrasında eşlerden birinin kira sözleşmesinden kaynaklanan bağımsız kiracı sıfatı bulunuyorsa bunun sona erip ermediği aile konutu hükümlerinden ayrı değerlendirilir. Daha önce TMK m. 194/4 kapsamında kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmiş olmak ile sırf “kiracının eşi” sıfatıyla aile konutunda yaşamak aynı şey değildir.
Bu nedenle boşanmanın kesinleşmesiyle evlilik hukukundan kaynaklanan aile konutu koruması sona erse de, kira sözleşmesinden doğmuş bağımsız hak ve borçlar ayrıca incelenmelidir.
Eş Yatalak, Alzheimer Hastası veya Vesayet Altındaysa Tahliye Taahhüdü Ne Olur?
Tahliye taahhüdünde diğer eşin hukuki durumunun önem taşıdığı bir olayda, eşin hastalığı veya vesayet altında bulunması ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak eşin hasta olması, yatalak yaşaması, Alzheimer tanısı bulunması ve vesayet altına alınmış olması aynı hukuki sonucu doğuran durumlar değildir.
Öncelikle eşin rızasının veya tahliye iradesine katılımının somut olayda gerçekten gerekli olup olmadığı belirlenmelidir. Tahliye taahhüdünün verildiği tarihte kira sözleşmesinin yalnızca bir eş tarafındaysa ve diğer eş henüz TMK m. 194/4 uyarınca kira sözleşmesine katılmamışsa, sırf diğer eşin hasta veya vesayet altında olması nedeniyle ondan ayrıca tahliye taahhüdü alınması gerektiği söylenemez. Eşin de kira sözleşmesinin tarafı olduğu veya aile konutu bakımından açık rızasının aranması gereken bir durumda ise hastalığın niteliği ve eşin ayırt etme gücü önem kazanır.
Bu aşamada “İmza atabiliyor mu?” sorusundan önce “Yaptığı işlemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabiliyor mu?” sorusuna cevap verilmelidir.
Eş Yatalaksa Tahliye Taahhüdüne Rıza Verebilir mi?
Yatalak olmak veya fiziksel olarak imza atamamak, kişinin hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığı anlamına gelmez.
Felç nedeniyle yatağa bağımlı yaşayan, ellerini kullanamayan veya hastanede tedavi gören bir eşin zihinsel yetileri tamamen yerinde olabilir. Kişi tahliye taahhüdünün ne anlama geldiğini, bu taahhüt kullanıldığında aile konutunun boşaltılabileceğini ve yaptığı açıklamanın sonuçlarını anlayabiliyorsa yalnızca fiziksel engeli nedeniyle rıza açıklamasında bulunamayacağı kabul edilemez.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.10.2024 tarihli, 2024/1625 E., 2024/7984 K. sayılı kararında aile konutu bakımından aranan eş rızasının özel bir şekle bağlı olmadığı, buna karşılık rızanın açık ve ilgili hukuki işleme yönelik olması gerektiği belirtilmiştir. Genel veya hangi işlemi kapsadığı belli olmayan bir muvafakat, belirli bir aile konutu işlemi bakımından yeterli görülmemiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.11.2025 tarihli, 2024/8732 E., 2025/10191 K. sayılı kararında da aynı esas benimsenmiştir. Daire, TMK m. 194 kapsamında eşin rızası için kanunda özel bir geçerlilik şekli öngörülmediğini, rızanın sözlü olarak dahi verilebileceğini; ancak rızanın açık olduğunun ispatlanması gerektiğini kabul etmiştir.
Bu nedenle yatalak eş bakımından sırf imza atamadığı gerekçesiyle “rıza alınamaz” sonucuna gidilmez. Fiziksel durum ile ayırt etme gücü birbirinden ayrılır. Bununla birlikte tahliye uyuşmazlığının daha sonra mahkemeye taşınabileceği düşünüldüğünde, rızanın varlığı ve kapsamının ispat edilebilecek şekilde ortaya konulması önemlidir.
Alzheimer Hastası Eş Tahliye Taahhüdüne Geçerli Rıza Verebilir mi?
Alzheimer tanısı bulunması tek başına bütün hukuki işlemleri geçersiz hâle getirmez. Hastalığın hangi aşamada bulunduğu ve kişinin tahliye taahhüdü veya rıza açıklamasının yapıldığı tarihte ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı araştırılmalıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 13. maddesinde ayırt etme gücü, kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneği üzerinden düzenlenmiştir. TMK m. 15 uyarınca da ayırt etme gücü bulunmayan kişinin fiilleri, kanunda gösterilen ayrık durumlar dışında hukuki sonuç doğurmaz.
Alzheimer hastalığında önemli olan tanının adı değil, hastalığın kişinin irade oluşturma yeteneği üzerindeki etkisidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli, 2024/625 E., 2025/369 K. sayılı kararında bu konu ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Uyuşmazlık, 76 yaşındaki Alzheimer hastasının imzaladığı kredi sözleşmesinin geçerliliğine ilişkindir. Sözleşmeden kısa süre sonra kişinin vesayet altına alınması için dava açılmış ve sağlık kuruluşunca Alzheimer tanısıyla hukuki ehliyetinin tam olmadığı yönünde rapor düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, yalnızca vesayet kararının tarihine bakmamış; Alzheimer hastalığının kronik ve ilerleyici niteliğini, sözleşme tarihine yakın sağlık kayıtlarını ve vesayete esas tıbbi bulguları birlikte değerlendirmiştir. Kişinin kredi sözleşmesini yaptığı tarihte de ayırt etme gücünün bulunmadığı kabul edilmiş ve yaptığı işlemin hukuki sonuç doğurmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu kararın tahliye taahhüdü bakımından önemi açıktır. Eşin birkaç ay sonra vesayet altına alınmış olması, önceki rıza açıklamasını otomatik olarak geçersiz kılmaz; ancak vesayete neden olan hastalığın işlem tarihinde de ayırt etme gücünü ortadan kaldırdığının tespit edilmesi hâlinde daha önceki rızanın geçerliliği de etkilenir.
Alzheimer Tanısı Varsa Atılan Her İmza Geçersiz midir?
Alzheimer tanısının bulunması tek başına yeterli değildir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 04.02.2026 tarihli, 2025/3153 E., 2026/592 K. sayılı kararında Alzheimer ve Parkinson hastalıkları bulunduğu ileri sürülen bir kişinin düzenlediği vasiyetnamenin geçerliliği incelenmiştir. Davacılar murisin hastalıkları nedeniyle vasiyetname tarihinde fiil ehliyetine sahip olmadığını savunmuşlardır.
Dosyada alınan Adli Tıp Kurumu raporunda ise murisin vasiyetnameyi düzenlediği tarihte fiil ehliyetinin bulunduğu belirlenmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının ileri sürülmesine rağmen işlem tarihindeki ayırt etme gücünün tıbbi incelemeyle mevcut olduğunun belirlenmesi karşısında vasiyetnamenin iptali isteminin reddine ilişkin kararı onamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli, 2024/625 E., 2025/369 K. sayılı kararı ile Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 04.02.2026 tarihli, 2025/3153 E., 2026/592 K. sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde ölçüt daha açık hâle gelmektedir. Alzheimer tanısının bulunması işlemi kendiliğinden geçersiz yapmaz; ancak hastalık işlem tarihinde ayırt etme gücünü ortadan kaldırmışsa verilen rıza veya yapılan hukuki işlem geçerli olmaz.
Tahliye taahhüdünde de aynı esas uygulanır. Alzheimer hastası eşin bir kâğıda imza atmış olması tek başına yeterli değildir. İmzanın atıldığı sırada neye rıza verdiğini anlayabilecek durumda olup olmadığı belirlenmelidir.
Eş Vesayet Altındaysa Tahliye Taahhüdüne Kim Rıza Verir?
Vesayet altında bulunmak ile ayırt etme gücünden tamamen yoksun olmak da aynı kavram değildir.
Bazı kısıtlıların ayırt etme gücü devam etmektedir. TMK m. 451’e göre ayırt etme gücüne sahip vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni ya da sonradan onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan vazgeçebilir. Vasi ise TMK m. 448 gereğince, vesayet makamlarının yetkilerine ilişkin hükümler saklı olmak üzere kısıtlıyı hukuki işlemlerinde temsil eder.
Bu nedenle vesayet kararının bulunması hâlinde önce kısıtlamanın sebebi ve kişinin ayırt etme gücünün devam edip etmediği incelenmelidir.
Ayırt etme gücüne sahip bir kısıtlının aile konutuna ilişkin açık rıza açıklaması, vesayet hükümleri çerçevesinde vasinin katılımı veya onayıyla değerlendirilir. Buna karşılık ileri Alzheimer veya ağır demans nedeniyle ayırt etme gücü tamamen ortadan kalkmışsa kişinin kendisine imza attırılması geçerli bir irade açıklaması oluşturmaz.
Böyle bir durumda aile konutuna ilişkin özel düzenleme ayrıca devreye girer.
TMK m. 194/2’ye göre rızayı sağlayamayan eş hâkimin müdahalesini isteyebilir. Kiralık aile konutlarında aynı esas Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesinde de açıkça düzenlenmiştir. TBK m. 349’a göre kiracı, eşinin açık rızası olmadan aile konutuna ilişkin kira sözleşmesini feshedemez; ancak rızanın alınmasının mümkün olmaması hâlinde hâkimden karar verilmesini isteyebilir.
İleri Alzheimer, ağır demans veya eşin rıza açıklaması yapmasını fiilen ve hukuken imkânsız hâle getiren benzer durumlar, bu hükümlerdeki “rızanın sağlanamaması” ihtimali kapsamında değerlendirilir.
Alzheimer Hastası Eşin Yerine Vasi İmza Atabilir mi?
Vasinin genel temsil yetkisi bulunmakla birlikte, aile konutuna ilişkin eş rızası bakımından “Vasi imzalarsa her durumda sorun çözülür” şeklinde bir sonuca gidilmemelidir.
TMK m. 194, aile konutuna ilişkin özel bir koruma düzenlemesidir. Kanun, rızanın sağlanamadığı durum için ayrıca hâkimin müdahalesini öngörmüştür. Bu nedenle ayırt etme gücü bulunmayan eş bakımından yalnızca vasi imzasına dayanmak yerine, işlemin niteliğine göre TMK m. 194/2 ve kiralık aile konutunda TBK m. 349/2 çerçevesinde hâkim kararının alınması daha sağlam bir hukuki zemindir.
Durum, vasinin aynı zamanda tahliye taahhüdünü veren eş olması hâlinde daha da önemlidir.
Vasi Olan Eş, Alzheimer Hastası Eşi Adına Tahliyeye Rıza Verebilir mi?
Örneğin kira sözleşmesinin tarafı kocadır. Kadın ileri Alzheimer nedeniyle vesayet altına alınmış ve koca aynı zamanda kadının vasisi olarak atanmıştır. Koca kiraya verene tahliye taahhüdü vermek istemekte, diğer eşin rızasının gerekli olduğu kabul edilen bir durumda da “Eşimin vasisi benim, onun adına da ben rıza veriyorum” demektedir.
Böyle bir işlemde temsil sorununun yanında açık bir menfaat çatışması ortaya çıkabilir.
Tahliye taahhüdünü veren kişi ile bu tahliyeye karşı korunması gereken kısıtlının yasal temsilcisinin aynı kişi olması hâlinde, vasinin kısıtlının menfaatini bağımsız biçimde temsil edip edemeyeceği tartışılır.
TMK m. 426/2 uyarınca bir işte yasal temsilcinin menfaati ile kısıtlının menfaati çatışıyorsa vesayet makamı temsil kayyımı atar.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.05.2018 tarihli, 2016/11335 E., 2018/3458 K. sayılı kararında, yasal temsilci olan anne ile temsil ettiği küçüğün aynı şirketin ortakları olması nedeniyle işlem bakımından menfaat çatışması bulunduğu kabul edilmiştir. Daire, TMK m. 426 gereğince temsil kayyımı atanması gerekirken talebin reddedilmesini doğru bulmamış ve kararı bozmuştur.
Karar aile konutuna veya tahliye taahhüdüne ilişkin değildir; ancak yasal temsilci ile temsil edilen kişinin aynı hukuki işlemde karşı karşıya gelen menfaatlerinin bulunması hâlinde vasi veya velinin temsil yetkisinin sınırsız olmadığı yönündeki ilke tahliye uyuşmazlığı bakımından da önemlidir.
Kiracı eşin kendi tahliye taahhüdünün geçerliliğini sağlamak üzere, vasi sıfatıyla ağır hasta eş adına aynı işleme rıza vermesi hâlinde bu menfaat çatışmasının ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir durumda temsil kayyımı atanması veya aile konutuna ilişkin özel hüküm uyarınca hâkim müdahalesine başvurulması gündeme gelebilir.
Vesayet Kararı Sonradan Verilmişse Daha Önceki Eş Rızası Geçersiz Olur mu?
Vesayet kararı sonradan verilmişse daha önce yapılan bütün hukuki işlemlerin kendiliğinden geçersiz olduğu söylenemez.
İşlemin yapıldığı tarihte kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı belirlenmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.03.2024 tarihli, 2023/2438 E., 2024/2085 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta aile konutu üzerinde ipotek kurulmasına ilişkin eş muvafakati verilmiş, muvafakat veren eş daha sonraki tarihte kısıtlanarak kendisine vasi atanmıştır. Davada, eşin daha sonra kısıtlanmış olması gerekçe gösterilerek önceki muvafakatin geçersiz olduğu ileri sürülmüştür.
Dosyada muvafakatnamenin düzenlendiği tarihte kişinin kısıtlı olmadığı ve o tarihte akıl zayıflığını gösteren bir durumun ortaya konulamadığı kabul edilmiş; daha sonraki kısıtlama tek başına önceki muvafakatin geçersizliği sonucunu doğurmamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onamıştır.
Bununla birlikte bu karar, “vesayet kararı işlemden sonra verilmişse önceki işlem kesinlikle geçerlidir” şeklinde okunmamalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli, 2024/625 E., 2025/369 K. sayılı Alzheimer kararında tam tersine, vesayete ilişkin işlemler kredi sözleşmesinden sonra başlamış olmasına rağmen hastalığın sözleşme tarihinde de ayırt etme gücünü ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
İki karar arasındaki fark vesayet kararının tarihinden kaynaklanmaz. İlk olayda işlem tarihinde ehliyetsizliği ortaya koyan yeterli bir durum bulunmadığı kabul edilmiş; ikinci olayda ise tıbbi veriler kişinin işlem tarihinde zaten ayırt etme gücünden yoksun olduğunu göstermiştir.
Tahliye taahhüdündeki eş rızasında da aynı ayrım yapılmalıdır.
Eş Alzheimer Hastası Olduğu Hâlde İmza Attıysa Sonradan İmzaya İtiraz Edilebilir mi?
Alzheimer hastası eş tarafından verilen imzaya ilişkin uyuşmazlıkta yalnızca imzanın gerçekten o kişiye ait olup olmadığı araştırılmaz. İmza kişiye ait olsa bile işlem tarihinde hukuki sonuç doğurabilecek bir irade açıklamasında bulunma yeteneğinin mevcut olup olmadığı ayrıca incelenebilir.
Bu nedenle “İmzayı kendisi attı” savunması ile “İmza ona ait değil” savunması farklıdır.
İmzanın kişiye ait olduğunun tespit edilmesi, ayırt etme gücü bulunmadığı iddiasını ortadan kaldırmaz. İmza gerçek olabilir; fakat imzayı atan kişi yaptığı işlemin anlamını kavrayamıyor olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararındaki yaklaşım da bu açıdan önemlidir. Alzheimer nedeniyle ayırt etme gücü bulunmadığının tespit edildiği durumda kişinin sözleşmeyi gerçekten imzalamış olması sözleşmeyi geçerli hâle getirmemiştir.
Buna karşılık Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 04.02.2026 tarihli kararında Adli Tıp incelemesiyle işlem tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu belirlenmiş ve Alzheimer iddiasına rağmen hukuki işlem geçerli kabul edilmiştir.
Bu nedenle tahliye uyuşmazlığında sağlık raporlarının tarihleri, hastalığın seyri, vesayet dosyası, vesayete esas sağlık kurulu raporu ve gerektiğinde Adli Tıp incelemesi önem taşıyabilir.
Alzheimer Hastası Eşin Rızası Alınamıyorsa Hâkimden İzin Alınabilir mi?
Türk Medeni Kanunu bu ihtimali açıkça öngörmektedir.
TMK m. 194/2 uyarınca aile konutuyla ilgili işlem için diğer eşin rızasını sağlayamayan eş hâkimin müdahalesini isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesinde de aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda eşin rızasının alınmasının mümkün olmaması hâlinde kiracıya hâkimden karar isteme imkânı verilmiştir.
Ağır Alzheimer hastalığı nedeniyle kişinin artık anlamlı bir irade açıklaması yapamaması bu hükümlerin uygulanabileceği durumlardan biridir.
Bu nedenle ağır demans hastasının elinden tutularak tahliye taahhüdü imzalatılması, ne olduğu anlatılmadan parmak izi alınması veya eş aynı zamanda vasi ise kendi işlemi için hasta eş adına muvafakat vermesi yerine, kanunun öngördüğü hâkim müdahalesi yolunun değerlendirilmesi gerekir.
Aile konutunu koruyan hükümlerin amacı yalnızca bir kâğıt üzerinde ikinci bir imza bulunmasını sağlamak değildir. Aranan husus, hukuken geçerli bir irade açıklamasının bulunmasıdır.
Eş Hastaysa Tahliye Taahhüdünde Hangi Ayrım Yapılmalıdır?
Tahliye taahhüdünde eşin sağlık durumu gündeme geldiğinde hastalığın adından hareketle sonuca gidilmemelidir.
Fiziksel olarak yatalak fakat zihinsel olarak sağlıklı eş geçerli bir rıza açıklamasında bulunabilir. Alzheimer tanısı bulunan ancak işlem tarihinde ayırt etme gücüne sahip olduğu tıbben belirlenen kişinin işlemi sırf hastalık teşhisi nedeniyle geçersiz değildir. Hastalık ayırt etme gücünü ortadan kaldırmışsa kişinin imzası hukuki sonucu tek başına yaratmaz. Vesayet altındaki kişinin ayırt etme gücü devam ediyorsa vesayet hükümleri ayrıca uygulanır; ayırt etme gücü hiç bulunmuyorsa aile konutuna ilişkin işlem bakımından hâkim müdahalesi gündeme gelir.
Vasi ile kısıtlının menfaatlerinin çatıştığı hâllerde ise vasi sıfatı sorunu kendiliğinden çözmez. Özellikle tahliye taahhüdünü veren eşin aynı zamanda Alzheimer hastası eşin vasisi olduğu bir olayda temsil kayyımı ve hâkim müdahalesine ilişkin hükümler ayrıca değerlendirilmelidir.
Bütün bunlardan önce ise tahliye taahhüdünün verildiği tarihte hasta eşin kira sözleşmesinin tarafı olup olmadığı ve rızasının gerçekten aranıp aranmadığı belirlenmelidir. Eşin rızasının gerekli olmadığı bir hukuki durumda Alzheimer veya vesayet tartışmasının tahliye taahhüdünün geçerliliğine etkisi de bulunmayacaktır.
Sık Sorulan Sorular
Eşim tahliye taahhütnamesi imzaladı, benim imzam yok. Taahhüt geçersiz mi?
Her durumda geçersiz değildir. Tahliye taahhüdü verildiği tarihte yalnızca eşiniz kira sözleşmesinin tarafıysa ve siz daha önce TMK m. 194/4 kapsamında kiraya verene bildirim yaparak sözleşmenin tarafı olmamışsanız, sonradan aile konutu bildirimi yapmanız daha önce geçerli şekilde verilmiş taahhüdü hükümsüz hâle getirmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararı bu yöndedir.
Kira sözleşmesinde ikimizin de adı varsa tahliye taahhüdünü tek eş imzalayabilir mi?
Birlikte kiracılıkta tahliye bölünemez nitelikte olduğundan yalnızca kiracılardan birinin tahliye taahhüdü vermesi diğer kiracı bakımından yeterli olmayabilir. Tahliye taahhüdünün bütün kiracıların iradesini taşıması gerekir.
Evi kiraladıktan sonra evlendim. Eski tahliye taahhüdüm geçersiz olur mu?
Sonradan evlenmek, bekârken veya eş kira sözleşmesinin tarafı değilken geçerli şekilde verilmiş tahliye taahhüdünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Tahliye taahhüdünün geçerliliği kural olarak verildiği tarihteki şartlara göre değerlendirilir.
Eşim kira sözleşmesinde yok ama yıllardır benimle aynı evde yaşıyor. Kiracı sayılır mı?
Aile konutunda yaşamak ile kira sözleşmesinin tarafı olmak aynı şey değildir. Kira sözleşmesini yalnızca bir eş yapmışsa diğer eş TMK m. 194/4 uyarınca kiraya verene bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı hâline gelebilir.
Aile konutu bildirimi tahliye taahhüdünden sonra yapılırsa ne olur?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. sayılı kararına göre bildirimden önce geçerli şekilde verilmiş tahliye taahhüdü sonradan yapılan bildirim nedeniyle geriye etkili olarak geçersiz hâle gelmez.
Aile konutu bildirimi tahliye taahhüdünden önce yapılmışsa ne olur?
Diğer eş tahliye taahhüdü verilmeden önce kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmişse artık birlikte kiracılık söz konusudur. Bundan sonra yalnızca ilk kiracının vereceği tahliye taahhüdünün diğer eş bakımından sonuç doğurması mümkün olmayabilir.
Şantiye için başka şehirde tutulan ev aile konutu mudur?
Sırf kiracının evli olması nedeniyle iş için kullandığı ikinci konut aile konutu sayılmaz. Eş ve çocuklar başka şehirdeki ortak yaşam merkezinde kalmaya devam ediyor, kiralanan taşınmaz yalnızca geçici iş konutu olarak kullanılıyorsa aile konutu iddiası zayıflar. Ailenin daha sonra bu konuta taşınması hâlinde taşınmazın niteliği değişebilir.
Ev sahibi kiracının evlendiğini takip etmek zorunda mı?
Kiraya verenin kiracının medeni hâlindeki bütün değişiklikleri sürekli araştırmasını öngören bir yükümlülük bulunmamaktadır. TMK m. 194/4, kira sözleşmesinde taraf olmayan eşe kiraya verene bildirim yaparak sözleşmenin tarafı hâline gelme imkânı tanımaktadır.
Tahliye taahhüdüne dayanılarak icra memuru geldiğinde eş aile konutu itirazında bulunabilir mi?
Aile konutu iddiası icra aşamasında ileri sürülebilir; ancak bunun sonucu dosyanın özelliklerine göre değişir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2005 tarihli, 2005/12-652 E., 2005/583 K. sayılı kararında aile konutu iddiasının araştırılması gerektiği kabul edilmiştir. Buna karşılık Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.12.2025 tarihli, 2025/6714 E., 2025/7775 K. sayılı kararında takip tarafı olmayan eşin şikâyetinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı çoğunluk tarafından onanmıştır. Bu son karardaki eş lehine geniş yorum karşı oyda yer almaktadır.
Tapuda aile konutu şerhi yoksa aile konutu savunması yapılamaz mı?
Şerhin bulunmaması tek başına aile konutu niteliğini ortadan kaldırmaz. Aile konutu, fiilî kullanım ve aile yaşamındaki işleviyle belirlenir. Ancak tahliye uyuşmazlığında bu niteliğin gerektiğinde delillerle veya aile mahkemesi kararıyla ortaya konulması gerekebilir.
Kaynakça
Mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 13, 15, 169, 194, 426, 448 ve 451.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 349 ve 352.
- 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m. 272 ve 276.
Yargıtay Kararları
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025 tarihli, 2025/3374 E., 2025/4997 K. — Kiracı olmayan eşin sonradan yapacağı aile konutu bildiriminin, bildirimden önce kiracı eş tarafından geçerli şekilde verilen tahliye taahhüdünü geriye etkili olarak hükümsüz hâle getirmeyeceğine ilişkin Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 02.12.2025 tarihli, 2025/6714 E., 2025/7775 K. — Tahliye taahhüdüne dayalı takipte, takip tarafı olmayan eşin aile konutu iddiasıyla yaptığı şikâyete ilişkin karar. Eş rızasının bulunmamasına geniş sonuç bağlayan görüş kararın karşı oyunda yer almaktadır.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.10.2005 tarihli, 2005/12-652 E., 2005/583 K. — Tahliye aşamasında ileri sürülen aile konutu iddiasının göz ardı edilemeyeceği ve bu niteliğin araştırılması gerektiğine ilişkin karar.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.05.2016 tarihli, 2015/17792 E., 2016/9545 K. — Boşanma davasında ortak konutun eşlerden birine tahsis edilmesi talebinin TMK m. 169 kapsamında barınmaya ilişkin geçici önlem olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin karar.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.10.2017 tarihli, 2016/5921 E., 2017/11055 K. — Boşanma davasında verilen aile konutunun tahsisi kararının tedbir niteliğinde bulunduğu ve boşanma kararının kesinleşmesiyle sona ereceğine ilişkin karar.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 28.11.2024 tarihli, 2024/390 E., 2024/5343 K. — Boşanma davasında verilen geçici konut tahsis kararının, taşınmazın maliki olan üçüncü kişiye karşı bağımsız ve üstün bir kullanım hakkı vermediğine ilişkin karar.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.10.2024 tarihli, 2024/1625 E., 2024/7984 K. — Aile konutuna ilişkin eş rızasının belirli işleme yönelik ve açık olması gerektiği; genel nitelikteki muvafakatin sonraki işlemler bakımından yeterli olmadığına ilişkin karar.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 25.11.2025 tarihli, 2024/8732 E., 2025/10191 K. — Aile konutunda diğer eşin açık rızasının niteliği ve TMK m. 194 kapsamında aile konutunun korunmasına ilişkin karar.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.06.2025 tarihli, 2024/625 E., 2025/369 K. — Alzheimer hastalığında hukuki işlem ehliyetinin işlem tarihine göre belirlenmesi; hastalığın seyri ve tıbbi belgelerden kişinin sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığının anlaşılması hâlinde işlemin geçersizliğine ilişkin karar.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 04.02.2026 tarihli, 2025/3153 E., 2026/592 K. — Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının varlığının tek başına hukuki işlemi geçersiz kılmadığı; işlem tarihindeki fiil ehliyetinin Adli Tıp incelemesi dâhil somut delillerle belirlenmesi gerektiğine ilişkin karar.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.05.2018 tarihli, 2016/11335 E., 2018/3458 K. — Yasal temsilci ile temsil edilen kişinin menfaatlerinin aynı işlemde çatışması hâlinde TMK m. 426 uyarınca temsil kayyımı atanması gerektiğine ilişkin karar.