Evliliğin iptali, kanunda öngörülen geçersizlik sebeplerinden birinin evlenme sırasında bulunması hâlinde, kurulmuş olan evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini sağlayan aile hukuku davasıdır. Evliliğin iptali ile boşanma aynı hukuki kurum değildir. Boşanmada geçerli olarak kurulmuş bir evlilik, evlilik birliği içerisinde veya kanunda öngörülen diğer boşanma sebeplerinin gerçekleşmesi nedeniyle sona erdirilir. Evliliğin iptalinde ise sorun, kural olarak evlenme anında mevcut olan bir geçersizlik sebebinden kaynaklanır.
Evliliğin iptali, evliliğin hiç kurulmamış sayılması anlamına da gelmez. Türk Medeni Kanunu, butlanla sakat bir evliliğin hâkim kararıyla sona erdirilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağını kabul etmektedir. Bu yönüyle evliliğin iptali ile evlenmenin yokluğu birbirinden ayrılmalıdır.
Örneğin eşlerden birinin evlenme sırasında zaten başka biriyle evli olması, sürekli biçimde ayırt etme gücünden yoksun bulunması, evlenmeye engel derecede akıl hastalığının bulunması veya taraflar arasında evlenmeye engel hısımlık bulunması mutlak butlan gündeme getirir. Buna karşılık eşlerden birinin önemli bir niteliğinde yanılma, aldatılma veya korkutulma gibi hâllerde nispi butlan söz konusu olabilir.
Bu ayrım, yalnız teorik değildir. Davayı kimin açabileceği, dava süresi ve iptal sebebinin ortadan kalkmasının sonuçları mutlak ve nispi butlanda farklıdır.
Evliliğin İptali ile Evlenmenin Yokluğu Arasındaki Fark Nedir?
Evlenmenin yokluğu ile evliliğin iptali aynı anlama gelmez. Yoklukta hukuk düzeninin evlenmenin kurulması için zorunlu kabul ettiği kurucu unsurlardan biri eksiktir. Böyle bir durumda hukuken kurulmuş bir evlilikten söz edilemez.
Butlanda ise görünüşte ve hukuken kurulmuş bir evlilik vardır; ancak evlenme işlemi kanunda belirtilen ağır bir sakatlık taşımaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 156. maddesi gereğince, batıl bir evlilik ancak hâkim kararıyla sona erer ve mutlak butlan hâlinde dahi evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
Bu nedenle evliliğin iptal edildiği her durumda “evlilik baştan beri hiç yapılmamış sayılır” şeklinde bir değerlendirme doğru değildir. Özellikle çocukların hukuki durumu, nafaka, tazminat ve mal rejimi bakımından kanun ayrıca sonuçlar öngörmektedir.
Evliliğin İptali ile Boşanma Arasındaki Fark Nedir?
Boşanma ile evliliğin iptali arasındaki temel fark, davanın dayandığı hukuki sebebin niteliğidir.
Boşanma davasında esas itibarıyla geçerli olarak kurulmuş bir evliliğin daha sonra ortaya çıkan olaylar nedeniyle sona erdirilmesi söz konusudur. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı gibi kanunda düzenlenen sebepler belirli koşullarda boşanma davasına dayanak oluşturabilir.
Evliliğin iptalinde ise hukuken önem taşıyan olay çoğu kez nikâhtan önce veya nikâh sırasında mevcuttur. Eşin önemli bir niteliği konusunda yanılma, evlenmeye karar verilmesini sağlayan bir aldatma, evlenme sırasında mevcut ağır bir evlenme engeli veya iradenin korkutmayla sakatlanması buna örnektir.
Bu ayrım özellikle evlilik öncesine ilişkin vakıalarda önem taşır. Bir davranışın evlilikten önce gerçekleşmiş olması, tek başına onu boşanma davasında kusur hâline getirmez. Buna karşılık aynı olay, kanundaki şartları taşıması hâlinde evliliğin iptaline dayanak olabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli, 2016/13682 E., 2018/4285 K. sayılı kararında da evlilik öncesi cinsel ilişkinin, evlilik birliği kurulmadan önce gerçekleşmesi nedeniyle boşanma davasında eşe kusur olarak yüklenemeyeceği; ancak koşulları bulunuyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesi kapsamında nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali davasına konu olabileceği kabul edilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2012/8975 E., 2012/28580 K. sayılı kararında, kadının evlilik öncesinde mevcut olan prematüre over yetmezliği rahatsızlığını eşinden gizlemesinin evlilik birliği içerisinde gerçekleşmiş bir kusur sayılamayacağı; ancak olayın niteliğine göre Türk Medeni Kanunu’nun 149 ve 150. maddelerinde düzenlenen nispi butlan sebepleri kapsamında değerlendirilebileceği belirtilmiştir.
Bu nedenle dava türünün yalnızca tarafların evliliği sona erdirmek istemelerine göre değil, dayanılan vakıaların hukuki niteliğine göre belirlenmesi gerekir.
Evliliğin İptalinin Avantajı Nedir?
Evliliğin iptali, boşanmanın daha hızlı veya daha kolay bir şekli değildir. İptal davasında da dava dilekçesi ve cevap aşamaları tamamlanır, deliller toplanır, tanıklar dinlenebilir, gerektiğinde sağlık kurulu veya adli tıp raporları alınabilir ve çekişmeli bir yargılama yürütülür.
Evliliğin iptalinin hukuki önemi, boşanma sebebi olarak ileri sürülemeyen ancak kanunun evlenmenin geçerliliğini etkileyen bir sebep olarak kabul ettiği vakıalara dayanılarak evliliğin sona erdirilebilmesidir.
Örneğin evlilikten önce var olan ve diğer eşten gizlenen bir durum, evlilik gerçekleştikten sonra ortaya çıkmış bir boşanma kusuru olmayabilir. Buna rağmen bu durum, eşin önemli bir niteliğinde yanılma veya aldatma şartlarını taşıyorsa nispi butlan sebebi oluşturabilir.
Dolayısıyla iptal davasının tercih edilmesindeki amaç daha kısa bir yargılama elde etmek değil, somut olayın gerektirdiği doğru hukuki sebebe dayanmaktır.
Evliliğin Mutlak Butlan Nedeniyle İptal Sebepleri Nelerdir?
Türk Medeni Kanunu’nun 145. maddesinde mutlak butlan sebepleri sınırlı olarak düzenlenmiştir. Buna göre evlilik şu hâllerde mutlak butlanla sakattır:
- Eşlerden birinin evlenme sırasında başka biriyle evli bulunması,
- Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
- Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
- Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlık bulunması.
Mutlak butlan sebepleri kamu düzeniyle yakından ilgilidir. Bu nedenle dava hakkı yalnızca eşlere bırakılmamıştır.
Evli Bir Kişinin İkinci Kez Evlenmesi Hâlinde Evlilik İptal Edilir mi?
Eşlerden birinin evlenme sırasında hâlen başka biriyle evli bulunması mutlak butlan sebebidir. Türk hukukunda aynı anda birden fazla evlilik geçerli olarak sürdürülemez.
Bu kural, evliliğin yabancı bir ülkede yapılmış olması hâlinde de Türk kamu düzeni bakımından önem taşır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5004 E., 2024/3734 K. sayılı kararına konu olayda, Afganistan vatandaşı olan erkeğin ilk evliliğinin devamı sırasında yaptığı ikinci evlilik tartışılmıştır. Tarafların sonradan Türk vatandaşlığına alınmış olması karşısında, bir kişinin aynı anda iki evlilik yapmasının Türk kamu düzenine ve Türk Medeni Kanunu’nun 145. maddesine aykırı olduğu değerlendirilmiş; sonradan yapılan evliliğin iptaline ilişkin hüküm inceleme konusu yapılmıştır.
Bununla birlikte önceki evliliğin sonradan sona ermiş olması gibi özel durumlarda Türk Medeni Kanunu’nun mutlak butlanın sona ermesine ilişkin hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Bu sebeple yalnız nüfus kayıtlarında iki evlilik görünmesinden hareketle her olayda aynı hukuki sonuca varılması doğru değildir.
Sürekli Ayırt Etme Gücünden Yoksunluk Evliliğin İptali Sebebi midir?
Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması, Türk Medeni Kanunu’nun 145. maddesi gereğince mutlak butlan sebebidir.
Burada belirleyici olan kişinin herhangi bir psikiyatrik tanısının bulunması değil, evlenme tarihinde evlenme işleminin anlam ve sonuçlarını değerlendirebilecek ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır. Bu husus çoğu zaman tıbbi inceleme gerektirir.
Bir hastalığın zaman zaman ağırlaşması veya kişinin belirli dönemlerde iyilik hâlinde bulunması da tek başına sonucu belirlemez. Hastalığın niteliği, evlenme tarihindeki durum ve ayırt etme gücü üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2712 E., 2020/988 K. sayılı kararında bipolar affektif bozukluğu bulunan eş yönünden bu husus ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Adli Tıp Kurumu raporunda kişinin evlenme tarihinde hastalığının etkisi altında bulunduğu ve fiil ehliyetine sahip olmadığı belirlenmiş; muayene tarihinde hastalığın remisyon döneminde bulunmasının ise kanunun aradığı anlamda tam iyileşme olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, hastalığın yalnız muayene günündeki görünümünün değil bütün seyri ve evlenme tarihindeki etkisinin dikkate alınması gerektiğini kabul ederek mutlak butlan koşullarının oluştuğu sonucuna varmıştır.
Akıl Hastalığı Her Durumda Evliliğin İptali Sebebi midir?
Her psikiyatrik veya ruhsal rahatsızlık evliliğin iptali sebebi değildir. Mutlak butlan bakımından aranan şart, hastalığın evlenmeye engel olacak derecede olmasıdır.
Ayrıca sağlık sorunlarının gizlenmesine dayalı nispi butlan ile evlenmeye engel derecede akıl hastalığına dayalı mutlak butlan birbirinden ayrılmalıdır. Aynı sağlık problemi, ileri sürülen vakıalara ve tıbbi bulgulara göre farklı hukuki değerlendirmelere konu olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2294 E., 2020/671 K. sayılı kararında, evlilik öncesinde gizlendiği ileri sürülen psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar yönünden alınan raporun hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı tartışılmıştır. Hukuk Genel Kurulu, Türk Medeni Kanunu’nun 150/2. maddesi kapsamında ileri sürülen hastalığın davacı veya altsoyu için ağır tehlike oluşturup oluşturmadığının ve tedavi edilebilir nitelikte bulunup bulunmadığının, hüküm kurmaya elverişli sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu nedenle hastalığın adının veya tanısının tek başına yazılması yeterli değildir. Hastalığın niteliği, evlenme tarihindeki mevcut durumu, evlenmeye engel olup olmadığı veya aldatma iddiasında davacı ve altsoyu bakımından ağır tehlike oluşturup oluşturmadığı tıbbi delillerle belirlenmelidir.
Evlenmeye Engel Hısımlık Bulunması Hâlinde Evlilik İptal Edilir mi?
Türk Medeni Kanunu’nun evlenme yasağı getirdiği derecede hısımlık bulunan kişilerin evlenmesi hâlinde mutlak butlan söz konusu olur.
Evlenme engelinin bulunup bulunmadığı nüfus kayıtları, soybağı ilişkileri ve gerektiğinde diğer resmî belgeler üzerinden belirlenir. Kanunun izin vermediği derecedeki kan hısımlığı veya kanunda ayrıca yasaklanan diğer hısımlık ilişkileri mevcutsa yapılan evlilik mutlak butlanla sakat olur.
Bu tür davalarda tarafların evlenme engelini bilip bilmemeleri mutlak butlan sebebinin varlığını ortadan kaldırmaz.
Mutlak Butlan Davasını Kimler Açabilir?
Mutlak butlan kamu düzeniyle ilgili olduğundan dava hakkı yalnızca eşlere ait değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 146. maddesine göre mutlak butlan davası Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen açılır. Ayrıca evliliğin iptalinde menfaati bulunan kişiler de dava açabilir.
Bununla birlikte mutlak butlanın her durumda sınırsız biçimde herkes tarafından ileri sürülebileceği düşünülmemelidir. Özellikle ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya evlenmeye engel akıl hastalığının iyileşmesi hâllerinde Türk Medeni Kanunu’nun 147. maddesi özel sonuçlar öngörmektedir.
Bu hâllerde dava hakkının kimde bulunduğu, butlan sebebinin sonradan ortadan kalkıp kalkmadığı ve olayın hangi tarihte gerçekleştiği ayrıca değerlendirilmelidir.
Mutlak Butlan Davasında Süre Var mı?
Mutlak butlan davaları, nispi butlanda öngörülen altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelere tabi değildir. Bununla birlikte bu ifade, mutlak butlanın her olayda ve her kişi tarafından ömür boyu ileri sürülebileceği anlamına gelmez.
Türk Medeni Kanunu’nun 147. maddesi özellikle ayırt etme gücünün sonradan kazanılması ve akıl hastalığının iyileşmesi gibi durumlar bakımından dava hakkına ilişkin özel hükümler içermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2712 E., 2020/988 K. sayılı kararında da bu ayrım üzerinde durulmuştur. Kurul, ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya evlenmeye engel akıl hastalığının iyileşmesi hâlinde dava hakkının niteliğinin değişeceğini; ancak somut olayda bipolar affektif bozukluğun remisyon döneminde bulunmasının tam bir iyileşme olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir.
Bu nedenle mutlak butlan davalarında süre değerlendirmesi yapılırken yalnızca “zamanaşımı yoktur” şeklinde genel bir ifadeyle yetinilmemeli, Türk Medeni Kanunu’nun 147. maddesinde düzenlenen özel durumlar da incelenmelidir.
Evliliğin Nispi Butlan Nedeniyle İptal Sebepleri Nelerdir?
Nispi butlan, mutlak butlandan farklı olarak daha çok evlenen kişinin iradesinin sağlıklı biçimde oluşmamasına ilişkin sebeplere dayanır. Türk Medeni Kanunu’nun 148 ila 151. maddeleri arasında geçici ayırt etme gücü kaybı, yanılma, aldatma ve korkutma düzenlenmiştir.
Nispi butlan hâllerinde evlilik kendiliğinden hükümsüz olmaz. İptal hakkına sahip kişinin süresi içerisinde dava açması gerekir.
Geçici Olarak Ayırt Etme Gücünden Yoksun Olmak Evliliğin İptali Sebebi midir?
Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunan eş, Türk Medeni Kanunu’nun 148. maddesi kapsamında evliliğin iptalini isteyebilir.
Sürekli ayırt etme gücü yokluğu mutlak butlan sebebi iken geçici ayırt etme gücü yokluğu nispi butlan sebebidir. Bu nedenle kişinin evlenme sırasındaki durumunun geçici mi yoksa sürekli mi olduğu, uygulanacak hükmün belirlenmesi bakımından önem taşır.
Geçici ayırt etme gücü kaybının varlığı somut olayın özelliklerine göre sağlık kayıtları, hastane belgeleri, ilaç kullanımı, tanık anlatımları ve gerektiğinde uzman raporlarıyla ispatlanabilir.
Yanılma Nedeniyle Evliliğin İptali Hangi Durumlarda Mümkündür?
Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesi, evlenme iradesini etkileyen belirli yanılma hâllerini nispi butlan sebebi olarak kabul etmektedir.
Kişinin aslında evlenmeyi istemediği hâlde yanılarak evlenmeye razı olması veya evlenmeyi düşündüğü kişiyle değil başka biriyle evlenmesi bunlardan biridir.
Uygulamada daha sık karşılaşılan durum ise eşin önemli bir niteliğinde yanılmadır. Bir eş, diğer eşte bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez hâle getirecek derecede önemli bir niteliği bulunduğunu düşünerek evlenmişse ve sonradan bu konuda yanıldığını öğrenmişse evliliğin iptali gündeme gelebilir.
Her yanlış bilgi veya her hayal kırıklığı önemli nitelikte yanılma oluşturmaz. Yanılmanın, evlenme kararını ciddi biçimde etkileyecek ve birlikte yaşamayı çekilmez duruma getirecek ağırlıkta olması gerekir.
Bu nedenle eşin ekonomik durumunun beklenenden kötü çıkması, günlük alışkanlıklarının beğenilmemesi veya evlilik sonrasında ortaya çıkan sıradan uyuşmazlıklar kendiliğinden evliliğin iptalini gerektirmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.10.1986 tarihli, 1986/8668 E., 1986/8776 K. sayılı kararında da önemli nitelikte yanılmanın özellikle eşin fiziki veya ahlaki niteliklerine ilişkin olması gerektiği belirtilmiş; eşin ekonomik durumu ve toplumdaki sosyal yerinin aynı kapsamda değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir.
Aldatma Nedeniyle Evliliğin İptali Hangi Durumlarda Mümkündür?
Türk Medeni Kanunu’nun 150. maddesi, belirli aldatma hâllerini evliliğin iptali sebebi olarak düzenlemektedir.
Eşlerden biri, diğerinin namus ve onuru hakkında doğrudan o eş tarafından veya onun bilgisi altında üçüncü bir kişi tarafından aldatılarak evlenmeye razı edilmişse evliliğin iptalini talep edebilir.
Aynı şekilde davacı veya onun altsoyunun sağlığı bakımından ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmesi de kanunda ayrıca düzenlenen aldatma sebeplerindendir.
Aldatma ile sıradan gerçeğe aykırı beyan birbirinden ayrılmalıdır. Evlilik öncesinde söylenen her yalan evliliğin iptalini gerektirmez. Beyanın kanunda korunan nitelikte olması ve evlenme iradesini etkileyen ağırlığa ulaşması gerekir.
Bu nedenle sağlık durumu, geçmiş yaşam, ceza mahkûmiyeti, gebelik, cinsel yaşam veya kişisel özellikler hakkındaki gerçeğe aykırı beyanların her biri kendi somut koşulları içerisinde değerlendirilir.
Korkutma Nedeniyle Evliliğin İptali Mümkün müdür?
Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı, namus veya onuruna yönelik ağır ve yakın bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilen kişi, Türk Medeni Kanunu’nun 151. maddesi kapsamında evliliğin iptalini isteyebilir.
Her aile baskısı, ısrar veya evlilik konusundaki anlaşmazlık korkutma anlamına gelmez. Kanunun aradığı korkutmanın, kişinin evlenme iradesini ortadan kaldırabilecek veya ciddi şekilde sakatlayabilecek ağırlıkta ve yakınlıkta olması gerekir.
Korkutma iddiasının niteliğine göre mesaj kayıtları, ses veya görüntü kayıtlarının hukuka uygun şekilde elde edilmiş olanları, tanık anlatımları, kolluk başvuruları, ceza soruşturması dosyaları, sağlık kayıtları ve diğer deliller kullanılabilir.
Nispi Butlan Davasını Kimler Açabilir?
Nispi butlan sebepleri kamu düzeninden ziyade iradesi sakatlanan eşin korunmasına yöneliktir. Bu nedenle mutlak butlandan farklı olarak Cumhuriyet savcısı veya sırf evlilikten rahatsız olan üçüncü kişiler nispi butlan davası açamaz.
Dava hakkı esas itibarıyla iptal sebebinden etkilenen eşe aittir. Kanunda öngörülen hâllerde yasal temsilciye ilişkin hükümler de ayrıca uygulanır.
Örneğin eşlerden birinin evlilik öncesi bir niteliği konusunda aldatıldığı ileri sürülüyorsa, kayınvalide, kayınpeder veya diğer aile bireyleri yalnız bu sebeple kendi adlarına nispi butlan davası açamazlar.
Yasal Temsilci Evliliğin İptali Davası Açabilir mi?
Küçük veya kısıtlının evlenmesi için gerekli yasal temsilci izni alınmadan evlilik yapılmışsa, Türk Medeni Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca izni alınmayan yasal temsilci evliliğin iptalini dava edebilir. Buradaki dava hakkı, eşin yanılma, aldatma veya korkutma gibi sebeplere dayanan iptal hakkından farklı olarak doğrudan yasal temsilciye tanınmıştır.
Ancak yasal temsilcinin dava hakkı, izinsiz yapılan evliliğin her durumda iptal edilmesini sağlamaz. İzin alınmadan evlenen kişi sonradan on sekiz yaşını doldurarak ergin hâle gelmişse, kısıtlılık sona ermişse veya kadın eş gebe kalmışsa artık bu sebeple evliliğin iptaline karar verilemez.
Bu nedenle küçük veya kısıtlının yasal temsilci izni olmadan evlenmiş olması tek başına yeterli olmayıp, dava açıldığı ve karar verildiği sırada Türk Medeni Kanunu’nun 153. maddesinin ikinci fıkrasında iptale engel olan hâllerden birinin gerçekleşip gerçekleşmediği de incelenir.
Yasal temsilcinin bu dava hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 152. maddesinde eşlerin yanılma, aldatma, korkutma ve geçici ayırt etme gücü kaybına dayanan iptal davaları için öngörülen altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerle aynı şekilde değerlendirilmez. Yasal temsilcinin dava hakkının devam edip etmediği, Türk Medeni Kanunu’nun 153. maddesinde özel olarak düzenlenen koşullara göre belirlenir.
Nispi Butlan Nedeniyle Evliliğin İptali Davası Ne Kadar Sürede Açılmalıdır?
Türk Medeni Kanunu’nun 148-151. maddelerine göre iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Buradaki süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir.
Örneğin eşin önemli bir niteliği hakkındaki aldatma evlilikten iki yıl sonra öğrenilmişse, öğrenme tarihinden itibaren altı aylık süre işlemeye başlar. Ancak evlilik tarihinden itibaren beş yıllık üst süre de ayrıca dikkate alınır.
Bu sebeple nispi butlan iddiasında yalnızca olayın ne zaman gerçekleştiği değil, davacının bu olayı ne zaman öğrendiği de önemlidir.
Evliliğin İptali Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?
Evliliğin iptali davaları aile hukukundan kaynaklanan davalardır. Görevli mahkeme aile mahkemesidir.
Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Davanın yanlış görevli mahkemede açılması yargılamanın uzamasına yol açabileceğinden görev hususu özellikle dava açılmadan önce değerlendirilmelidir.
Evliliğin İptali Davasında Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Türk Medeni Kanunu, evliliğin butlanı davalarında boşanmaya ilişkin yargılama hükümlerinin uygulanmasını kabul etmektedir. Bu nedenle yetki bakımından boşanma davalarındaki düzenleme esas alınır.
Dava, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir.
Tarafların farklı şehirlerde yaşamaları, evliliğin çok kısa sürmüş olması veya hiç ortak konut kurulamamış olması hâlinde hangi yer mahkemesinin yetkili olduğu somut ikamet durumuna göre belirlenir.
Evliliğin İptali Davası Nasıl Açılır?
Evliliğin iptali davası, yetkili aile mahkemesine sunulan dava dilekçesiyle açılır. Dilekçede yalnızca evliliğin sona erdirilmesinin istenmesi yeterli değildir. Hangi mutlak veya nispi butlan sebebine dayanıldığı ve bu sebebi oluşturan vakıaların açık biçimde gösterilmesi gerekir.
Özellikle nispi butlan davalarında iptal sebebinin ne zaman öğrenildiğinin açıklanması önemlidir. Çünkü altı aylık hak düşürücü sürenin başlayacağı tarih buna göre değerlendirilir.
Sağlık durumuna dayanılan davalarda hastalığın yalnız adının belirtilmesi yeterli olmayabilir. Hastalığın evlenme tarihindeki mevcut durumu, karşı taraftan gizlenip gizlenmediği, evlenmeye engel veya kanunda aranan ağırlıkta olup olmadığı ve gerekli hâllerde altsoy bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı ispat konusu yapılır.
Aldatma veya yanılma iddiasında ise hangi bilginin yanlış verildiği veya gizlendiği, davacının gerçeği ne zaman öğrendiği ve gerçeği bilseydi evlenmeyeceğini gösteren vakıalar önem taşır.
Evliliğin İptali Davasında Hangi Deliller Kullanılabilir?
Evliliğin iptali davasında kullanılabilecek deliller, ileri sürülen iptal sebebine göre değişir.
Akıl hastalığı, ayırt etme gücü veya diğer sağlık sorunlarının tartışıldığı davalarda hastane kayıtları, önceki tedavi belgeleri, reçeteler, sağlık kurulu raporları ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesi önem kazanabilir.
Önceki evliliğin devam ettiği iddiasında nüfus kayıtları ve yabancı ülke evlenme kayıtları; hısımlık iddiasında nüfus ve soybağı kayıtları; ceza mahkûmiyetinin gizlenmesinde kesinleşmiş ceza dosyaları; gebelik veya biyolojik babalıkla ilgili uyuşmazlıklarda ise somut olayın niteliğine göre sağlık kayıtları, DNA incelemeleri ve soybağı dosyaları delil olarak gündeme gelebilir.
Aldatma, yanılma ve korkutmaya ilişkin davalarda tanık anlatımları, taraflar arasındaki yazışmalar, hukuka uygun şekilde elde edilmiş dijital kayıtlar ve diğer belgeler kullanılabilir.
Ancak delilin yalnız varlığı değil, ileri sürülen iptal sebebiyle bağlantısı önemlidir. Örneğin eşin evlilik öncesinde bir hastalığının bulunduğunu gösteren sağlık kaydı tek başına evliliğin iptali için yeterli olmayabilir. Hastalığın niteliği, ne zaman bilindiği, gizlenip gizlenmediği ve kanunda aranan ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı ayrıca değerlendirilir.
Evliliğin İptali Davası Boşanma Davasıyla Birlikte veya Terditli Olarak Açılabilir mi?
Somut olayda hem evliliğin iptalini hem de boşanmayı gerektirebilecek farklı vakıalar bulunabilir. Bu durumda taleplerin hukuki ve usulî koşulları değerlendirilerek evliliğin iptali talebi öncelikli, boşanma talebi ise ikincil olacak şekilde terditli dava açılması mümkündür.
Örneğin davacı, evlilikten önce kendisinden gizlenen önemli bir durum nedeniyle öncelikle evliliğin iptalini isterken, evlilik birliği kurulduktan sonra gerçekleşen bağımsız kusurlu davranışlara dayanarak iptal talebi kabul edilmezse boşanmaya karar verilmesini de talep edebilir.
Burada iptal ve boşanma sebeplerinin birbirine karıştırılmaması gerekir. Evlilikten önceki bir davranış, yalnızca evlilik sonrasında öğrenilmiş olması nedeniyle kendiliğinden boşanma kusuruna dönüşmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2020/6157 E., 2021/371 K. sayılı kararında, kadının evlilik öncesinde başka bir erkekten hamile kalmasının ve evlilik birliği içerisinde doğum yapmasının, evlilik öncesine ait olması nedeniyle boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceği; koşulları bulunuyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesine dayalı nispi butlan davasına konu olabileceği kabul edilmiştir.
Bu sebeple dava dilekçesinde yalnız talep sonucunun değil, her talebin dayandığı vakıaların da birbirinden açık biçimde ayrılması gerekir.
Evliliğin İptali Davası Boşanma Davasından Daha Kısa Sürer mi?
Evliliğin iptali davasının boşanma davasından kendiliğinden daha kısa süreceğine ilişkin bir kural bulunmamaktadır.
Çekişmeli bir iptal davasında dilekçeler aşaması tamamlanır, ön inceleme yapılır, deliller toplanır, tanıklar dinlenebilir ve özellikle sağlık veya ayırt etme gücü tartışılıyorsa uzman veya sağlık kurulu raporları alınabilir. Yabancı ülke kayıtlarının getirilmesi gereken dosyalarda ayrıca uluslararası yazışmalar yapılması da gerekebilir.
Bu nedenle evliliğin yalnız birkaç gün veya birkaç hafta sürmüş olması davanın da kısa sürede biteceği anlamına gelmez. Yargılama süresini belirleyen temel unsur evliliğin süresinden çok uyuşmazlığın niteliği, delillerin kapsamı ve mahkemenin iş yüküdür.
Yargıtay Kararlarında Evliliğin İptaline Yol Açabilen Durumlar
Evlilik öncesinde eşlerden birinin geçmişine, sağlık durumuna, kişisel özelliklerine veya yaşamına ilişkin her yanlış bilgi evliliğin iptalini gerektirmez. Nispi butlan bakımından önemli olan, öğrenilmeyen veya gerçeğe aykırı biçimde aktarılan hususun evlenme iradesi üzerindeki etkisidir. Özellikle Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesi kapsamında eşin önemli bir niteliğinde yanılmadan söz edilebilmesi için, gerçeğin bilinmesi hâlinde evliliğin yapılmayacağının ve söz konusu niteliğin birlikte yaşamayı çekilmez hâle getirecek derecede önem taşıdığının ortaya konulması gerekir.
Yargıtay uygulamasında bu değerlendirme somut olayın özelliklerine göre yapılmaktadır. Aynı nitelikte görünen bir vakıa, evlenmeden önce biliniyorsa iptal sebebi oluşturmazken gizlenmiş olması hâlinde farklı bir sonuca yol açabilir. Bu nedenle aşağıdaki durumların hiçbiri, olayın koşullarından bağımsız biçimde otomatik evlilik iptali sebebi olarak değerlendirilmemelidir.
Bakire Olmamak Evliliğin İptali Sebebi midir?
Kadının evlilik öncesinde cinsel ilişki yaşamış olması, tek başına boşanma sebebi değildir. Sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başladığından, nikâhtan önce gerçekleşen cinsel yaşam boşanma davasında kusur olarak yüklenemez.
Bununla birlikte Yargıtay, belirli koşullar altında kadının evlilik öncesi cinsel yaşamı konusunda erkeğin yanıltılmış olmasını nispi butlan kapsamında değerlendirmiştir. Buradaki hukuki sebep, evlilik öncesi cinsel ilişkinin kendisinden çok, eşin bu konuda gerçeğe aykırı biçimde bilgilendirilmesi ve gerçeğin bilinmesi hâlinde evliliğin yapılmayacağının ortaya konulmasıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2006/14649 E., 2007/2504 K. sayılı kararında, kadının zifaf gecesinde bakire olmadığının anlaşılması üzerine açılan davanın Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesine dayalı evliliğin iptali davası olduğu belirtilmiş; kadında bulunduğu düşünülen önemli bir niteliğin gerçekte bulunmadığının anlaşılması nedeniyle davanın kabulü gerektiği benimsenmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli, 2016/13682 E., 2018/4285 K. sayılı kararında ise konu boşanma davası yönünden ele alınmıştır. Daire, kadının evlilik öncesinde cinsel ilişki yaşamış olmasının evlilik birliği kurulmadan önce gerçekleşmesi nedeniyle boşanma davasında kusur oluşturmayacağını; ancak şartları bulunuyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesi kapsamında nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali davasına konu olabileceğini kabul etmiştir.
Daha yakın tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/2554 E., 2023/4654 K. sayılı kararında da kadının evlenmeden önce erkeğe bakire olduğunu söylediği, bu bilginin erkek açısından evlenme kararında belirleyici olduğu, erkeğin gerçeği ilk gece öğrendiği ve gerçeği bilseydi evlenmeyeceğinin tanık anlatımlarıyla ortaya konulduğu olayda evliliğin iptaline ilişkin karar onanmıştır.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, “bakire olmamak evliliği kendiliğinden geçersiz kılar” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. İptal bakımından belirleyici olan, somut olayda diğer eşin bu konuda yanılıp yanılmadığı, kendisine gerçeğe aykırı bir beyanda bulunulup bulunulmadığı ve bu niteliğin evlenme kararındaki önemidir.
Taraflar Nikâhtan Önce Birlikte Yaşamışsa Sonradan Evliliğin İptali İstenebilir mi?
Evlilikten önce tarafların uzun süre birlikte yaşamış veya birbirlerini yakından tanımış olmaları, sonradan ileri sürülen yanılma ve aldatma iddialarının değerlendirilmesinde önem taşır.
Nispi butlanın temelinde, evlenme kararını etkileyen bir gerçeğin bilinmemesi veya kişinin yanıltılmış olması bulunur. Davacının evlenmeden önce bildiği bir özelliği, evlilik gerçekleştikten sonra öğrenmiş gibi ileri sürerek iptal talep etmesi mümkün değildir.
Örneğin tarafların evlilikten önce fiilen birlikte yaşadıkları ve davacının eşinin fiziksel özelliklerini veya ileri sürdüğü başka bir niteliği bu süreçte öğrenmiş olduğu ortaya çıkarsa, sonradan bu hususta yanıldığını ileri sürmesi güçleşir. Aynı şekilde davacının evlilik öncesinde öğrendiği bir duruma rağmen evlenmeyi tercih etmesi de nispi butlan iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınır.
Bununla birlikte evlilikten önce birlikte yaşanmış olması, eşlerin birbirlerine ilişkin her bilgiyi öğrendikleri anlamına gelmez. Gizlenmesi mümkün olan sağlık durumu, geçmiş mahkûmiyet, biyolojik durum veya başka kişisel özellikler bakımından somut deliller ayrıca değerlendirilmelidir.
Cinsel Organlardaki Ağır Fiziksel Farklılıklar Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Eşin fiziksel özelliklerinden kaynaklanan her durum evliliğin iptali sebebi değildir. Ancak Yargıtay’ın eski tarihli kararlarında, cinsel birlikteliği fiilen imkânsızlaştıran veya eş bakımından birlikte yaşamayı çekilmez hâle getirecek derecede ağır kabul edilen fiziksel özelliklerin önemli nitelikte yanılma kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1981/2375 E., 1981/3728 K. sayılı kararında, kadının cinsel organındaki yapısal farklılığın cinsel birleşmeye imkân vermediğinin ve erkeğin bu durumu ilk gece öğrendiğinin tespit edildiği olayda, eşin önemli bir fiziksel niteliğinde yanılma bulunduğu kabul edilerek evliliğin sona erdirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu karar oldukça eski tarihli olduğundan kararın kullandığı dilin günümüzde aynen benimsenmesinden ziyade, ortaya koyduğu hukuki ölçüt önem taşır. Değerlendirme kişinin fiziksel görünümünün olağan farklılıklarına değil, evlilik yaşamı bakımından objektif olarak ciddi sonuç doğuran bir durumun evlenmeden önce bilinip bilinmediğine yönelmelidir.
Kısırlık Evliliğin İptali Sebebi midir?
Kısırlık veya çocuk sahibi olamama, tek başına evliliğin iptali sebebi değildir. Özellikle eşin evlenme sırasında durumdan haberdar olmadığı ve bu sağlık durumu evlilikten sonra ortaya çıktığı takdirde sırf çocuk sahibi olunamaması nedeniyle nispi butlan koşullarının gerçekleştiği söylenemez.
Farklı olan durum, eşlerden birinin evlenmeden önce çocuk sahibi olmasını etkileyen ciddi bir sağlık sorununu bildiği hâlde bunu karşı taraftan gizlemesidir. Bu durumda olayın özelliklerine göre önemli nitelikte yanılma veya aldatma hükümleri gündeme gelebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2012/8975 E., 2012/28580 K. sayılı kararında, kadının evlilik öncesinde mevcut “prematüre over yetmezliği” rahatsızlığından eşine söz etmediği tespit edilmiştir. Daire, evlilik öncesindeki bu davranışın boşanma davasında kusur sayılamayacağını; buna karşılık eşin sağlığı konusunda yanıltılması veya aldatılması nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 149 ve 150. maddelerinde düzenlenen nispi butlan sebeplerini oluşturabileceğini belirtmiştir. Aynı kararda yumurtalık rezervinin azalması veya tükenmesinin, eş tedaviden kaçınmadığı sürece boşanma sebebi sayılamayacağı da kabul edilmiştir.
Bu nedenle kısırlığa ilişkin davalarda yalnız sağlık durumunun varlığının ispatı yeterli değildir. Rahatsızlığın evlilikten önce mevcut ve bilinen bir durum olup olmadığı, diğer eşten gizlenip gizlenmediği ve gerçeğin evlenme kararı üzerindeki etkisi birlikte incelenmelidir.
İktidarsızlık Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Cinsel ilişkinin gerçekleştirilememesine yol açan sürekli nitelikteki cinsel işlev bozuklukları, somut olayın özelliklerine göre evliliğin iptali bakımından önemli nitelikte yanılma kapsamında değerlendirilebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1985/4060 E., 1985/4201 K. sayılı kararında, fiziksel yapısı normal olmasına rağmen psikolojik sebeplerle de olsa evlilik süresince cinsel ilişkiyi gerçekleştiremeyen erkek eş yönünden önemli nitelikte yanılma değerlendirmesi yapılmıştır. Daire, evliliğin sosyal amaçlarının yanında cinsel birliktelik ve neslin devamı işlevlerini de dikkate alarak iptal koşullarının gerçekleştiği sonucuna varmıştır.
Bununla birlikte her cinsel uyumsuzluk veya evliliğin ilk döneminde cinsel ilişkinin gerçekleşmemesi aynı sonucu doğurmaz. Geçici sağlık sorunları, psikolojik nedenler, tedavi imkânı ve tarafların davranışları birlikte değerlendirilmelidir.
Cinsel ilişkinin hiç gerçekleşmemiş olması ile eşlerden birinin evlenmeden önce mevcut önemli bir niteliğinin sonradan öğrenilmesi de birbirinden farklıdır.
Henüz Cinsel İlişki Kurulmamış Olması Evliliğin İptali Sebebi midir?
Nikâh yapıldıktan sonra eşlerin henüz cinsel ilişki kurmamış olmaları, tek başına evliliğin iptali sebebi değildir.
Evliliğin iptal edilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen mutlak veya nispi butlan sebeplerinden birinin bulunması gerekir. Tarafların düğünden önce ayrılması, nikâhtan sonra aynı evde yaşamaya başlamaması veya cinsel birlikteliğin gerçekleşmemesi bu sebepler arasında yer almaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2009/16481 E., 2010/19524 K. sayılı kararında, tarafların evlenmelerine rağmen bir araya gelmemelerinin Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen evlenmenin iptali şartlarından olmadığı belirtilmiş; yalnız bu gerekçeyle evliliğin iptaline karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Özellikle tayin, vize, eğitim veya düğün tarihinden önce resmî işlemleri tamamlamak amacıyla nikâh kıyan ve daha sonra ortak yaşam başlamadan ayrılan eşler bakımından bu ayrım önemlidir. Cinsel ilişkinin gerçekleşmemiş olması veya ortak konutun hiç kurulmaması tek başına iptal sebebi yaratmaz. Evliliğin sona erdirilmesi gerekiyorsa, somut vakıalara göre boşanma hükümleri değerlendirilir.
Saç Kaybı veya Fiziksel Bir Sağlık Sorununun Gizlenmesi Evliliğin İptaline Konu Olabilir mi?
Evlilikten önce mevcut fiziksel veya sağlıkla ilgili bir durumun daha sonra öğrenilmesi, boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi ile evliliğin iptali bakımından farklı sonuçlara yol açabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/1323 E., 2018/3224 K. sayılı kararında, kadının saçının olmadığını gizlediği vakıasının evlilik öncesine ait olduğu ve bu nedenle boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilmiştir. Daire, bu nitelikteki evlilik öncesi vakıaların şartları varsa evliliğin iptali davasının konusu olabileceğini vurgulamıştır.
Bu karar, evlilik öncesinde gerçekleşen veya mevcut olan vakıaların boşanma kusuru ile karıştırılmaması gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte bir fiziksel özelliğin iptal sebebi oluşturup oluşturmayacağı ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 149 ve 150. maddelerindeki şartlara göre değerlendirilir.
Hastalığın Gizlenmesi Evliliğin İptali Sebebi midir?
Bir eşin sahip olduğu her hastalığı evlenmeden önce açıklamamış olması evliliğin iptalini gerektirmez. Sağlık sorununa dayanılan davalarda hastalığın niteliği ve hangi hukuki sebebe dayanıldığı önem taşır.
Türk Medeni Kanunu’nun 150/2. maddesi özellikle davacı veya onun altsoyunun sağlığı bakımından ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmesini aldatma sebebi olarak düzenlemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2294 E., 2020/671 K. sayılı kararında da sağlık sorunlarının gizlenmesine dayalı nispi butlan talebinde yalnız genel nitelikli bir sağlık değerlendirmesiyle yetinilemeyeceği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, hastalığın davacı veya altsoyu için ağır tehlike oluşturup oluşturmadığının ve tedavi edilebilir nitelikte bulunup bulunmadığının tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanesinden alınacak hüküm kurmaya elverişli heyet raporuyla belirlenmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Bu nedenle “eşim hastalığını gizledi” iddiası tek başına yeterli değildir. Hastalığın ne olduğu, evlilik öncesinde mevcut olup olmadığı, davalının bunu bilip bilmediği, gizleme bulunup bulunmadığı ve kanunda aranan ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı ispatlanmalıdır.
Eşin Kendini Zengin Göstermesi veya Ekonomik Durumunu Yanlış Anlatması Evliliğin İptali Sebebi midir?
Bir kişinin evlenmeden önce ekonomik durumunu olduğundan daha iyi göstermesi, malvarlığını abartması veya beklenenden daha düşük gelir sahibi olduğunun anlaşılması kural olarak önemli nitelikte yanılma kapsamında değerlendirilmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.10.1986 tarihli, 1986/8668 E., 1986/8776 K. sayılı kararında, önemli nitelikte yanılmanın eşin özellikle fiziki ve ahlaki nitelikleriyle bağlantılı olduğu; ekonomik durumunun ve toplumdaki sosyal yerinin aynı önem derecesinde kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.
Bu nedenle eşin düşündüğünden daha az malvarlığına sahip olduğunun, gelirinin daha düşük bulunduğunun veya ailesinin ekonomik gücünün abartıldığının öğrenilmesi tek başına evliliğin iptalini gerektirmez.
Bununla birlikte olayda yalnız ekonomik durum hakkında abartı değil, sahte kimlik, meslek, eğitim veya başka önemli kişisel niteliklere ilişkin kapsamlı bir aldatma bulunuyorsa değerlendirme yalnız malvarlığıyla sınırlı yapılmaz.
Meslek veya Eğitim Durumu Hakkında Yalan Söylenmesi Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Eşin mesleği veya eğitim durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması her olayda kendiliğinden evliliğin iptaline yol açmaz.
Bu tür bir aldatmada beyan edilen niteliğin davacının evlenme kararındaki ağırlığı ve gerçeğin bilinmesi hâlinde evliliğin yapılıp yapılmayacağı önem taşır. Kendisini gerçekte sahip olmadığı bir mesleki unvana sahipmiş gibi tanıtan, çalışma yaşamı veya eğitimi hakkında kapsamlı biçimde yanlış bilgi veren kişinin davranışı, somut olayın özelliklerine göre nispi butlan bakımından değerlendirilebilir.
Buna karşılık evlilik yaşamı bakımından herhangi bir etkisi olmayan küçük bir eğitim farklılığı veya özgeçmişteki tali nitelikte bir yanlışlığın tek başına evliliğin iptalini gerektirdiği söylenemez.
Mahkeme, verilen yanlış bilginin niteliğini, davacının bu konuya verdiği önemi ve evlilik kararına etkisini birlikte değerlendirir.
Evlilikten Önce İşlenen Suçun veya Mahkûmiyetin Gizlenmesi Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Evlilikten önce işlenmiş bir suç, evlilik birliği kurulmadan önce gerçekleştiğinden kural olarak boşanma davasında sonradan işlenmiş bir kusur gibi değerlendirilemez. Ancak ağır bir suç geçmişinin veya mahkûmiyetin diğer eşten gizlenmesi, somut olayın özelliklerine göre eşin önemli bir niteliğinde yanılma kapsamında evliliğin iptaline konu olabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/8299 E., 2022/10349 K. sayılı kararında, kadının evlilikten önce iki ayrı hırsızlık suçundan mahkûm olmuş bulunduğu olay değerlendirilmiştir. Daire, erkeğin hırsızlık suçundan mahkûm edilmiş bir kişiyle evlendiğini bilmemesini eşin önemli bir niteliğinde yanılma olarak kabul etmiş; bu yanılmanın birlikte yaşamayı çekilmez duruma sokabilecek ağırlıkta olduğu sonucuna vararak nispi butlan koşullarının gerçekleştiğini benimsemiştir.
Burada da her adli sicil kaydının otomatik iptal sebebi olduğu sonucuna varılamaz. Suçun niteliği, mahkûmiyetin ağırlığı, davacının bunu bilip bilmediği ve somut olayda evlenme kararına etkisi birlikte değerlendirilir.
Evlilik Öncesi Yaşam Biçiminin Gizlenmesi Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Yargıtay’ın eski tarihli bazı kararlarında eşin evlilik öncesi yaşam biçimi, diğer eş bakımından önemli kişisel nitelik kapsamında değerlendirilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.05.2002 tarihli, 2002/3393 E., 2002/6257 K. sayılı kararında, davalının evlenmeden önce üçüncü kişilerle çok sayıda evlilik dışı ilişki yaşadığı yönündeki vakıalar değerlendirilmiş; bu durumun davacı açısından eşin önemli bir niteliğine ilişkin olduğu ve birlikte yaşamayı çekilmez hâle getirebileceği kabul edilmiştir.
Ancak evlilik öncesi özel yaşamın değerlendirilmesinde, eski tarihli içtihatların kullandığı ahlaki kavramların günümüzde her olaya doğrudan uygulanması doğru değildir. Nispi butlan bakımından asıl araştırılması gereken husus, davacının belirli ve önemli bir kişisel nitelik hakkında yanılıp yanılmadığı veya aldatılıp aldatılmadığıdır.
Evlilik öncesinde yaşanan her ilişkinin veya geçmiş yaşam tercihlerinin kendiliğinden iptal sebebi olduğuna ilişkin genel bir kural bulunmamaktadır.
Kadının Başka Bir Erkekten Hamile Olduğunun Gizlenmesi Evliliğin İptali Sebebi midir?
Evlilik öncesinde başka bir kişiden hamile kalınması, daha sonra bu durumun evlenilen eşten gizlenmesi ve eşin çocuğun kendisinden olduğuna inanarak evlenmesi, Yargıtay uygulamasında önemli nitelikte yanılma kapsamında değerlendirilmiştir.
Bu durumda mesele yalnız kadının evlilik öncesi cinsel yaşamı değildir. Erkeğin kendisini doğacak çocuğun biyolojik babası sanarak ve bu olguya dayanarak evlenmesi, gerçeğin ortaya çıkması hâlinde evlenme iradesinin oluşumunda esaslı yanılma bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme getirir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarihli, 2022/7739 E., 2022/9912 K. sayılı kararına konu olayda taraflar evlenmeden önce birlikte olmuş, kadın hamile olduğunu ve çocuğun davacı erkekten olduğunu bildirmiş, taraflar yaşlarının küçük olması nedeniyle mahkeme izniyle evlenmiştir. Daha sonra yapılan DNA incelemesinde davacı erkeğin çocuğun biyolojik babası olmadığı anlaşılmıştır. Yargıtay, erkeğin kadının başka bir erkekle de ilişkisinin bulunduğundan ve çocuğun kendisinden olmadığından habersiz olarak evlendiğini, bu yanılmanın birlikte yaşamayı çekilmez hâle getirecek derecede önemli bir niteliğe ilişkin olduğunu kabul ederek Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesi kapsamında nispi butlan koşullarının oluştuğuna karar vermiştir.
Aynı uyuşmazlığın sonraki aşamasında verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/9073 E., 2024/2665 K. sayılı kararında da önceki bozma gerekçesi aktarılmış; erkeğin çocuğun kendisinden olduğunu düşünerek evlendiği ve kadının başka bir erkekten hamile kaldığını bilmediği olayda nispi butlan koşullarının gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Bu kararlar özellikle soybağının reddi davası ile evliliğin iptali davasının birbirinden farklı hukuki sonuçlara yönelik olduğunu da göstermektedir. Çocuğun hukuki soybağının ortadan kaldırılması, evliliği kendiliğinden sona erdirmez. Evlilik yönünden ayrıca butlan koşullarının değerlendirilmesi gerekir.
Gerçeğe Aykırı Hamilelik Beyanı Evliliğin İptali Sebebi Olabilir mi?
Bir kişinin yalnız hamilelik nedeniyle evlenmeye karar verdiği ve karşı tarafın gerçeğe aykırı hamilelik beyanının bu karar üzerinde belirleyici olduğu ispatlanırsa, olayın özelliklerine göre nispi butlan gündeme gelebilir.
Burada da tek başına “hamileyim” şeklinde yanlış bir söz söylenmiş olması yeterli değildir. Beyanın evlenme iradesini belirlediği, davacının bu bilgi olmasaydı evlenmeyeceği ve olayın Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen yanılma veya aldatma şartlarını taşıdığı ortaya konulmalıdır.
Özellikle çocuğun davacıdan olduğu yönündeki yanlış bilginin evlenme kararını doğrudan belirlediği olaylarda Yargıtay, eşin önemli bir niteliğinde yanılma hükümlerini uygulayabilmektedir.
Başkasından Hamile Kalmak Boşanma Sebebi mi, Evliliğin İptali Sebebi mi?
Kadının başka bir erkekten hamile kalması evlilikten önce gerçekleşmişse, olayın boşanma kusuru ile evliliğin iptali bakımından birbirinden ayrılması gerekir.
Sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar. Bu nedenle evlilikten önce başka biriyle cinsel ilişki yaşanması veya başka bir kişiden hamile kalınması, sırf evlilik sonrasında öğrenilmiş olması nedeniyle boşanma davasında geçmişe etkili biçimde sadakatsizlik kusuru hâline gelmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2020/6157 E., 2021/371 K. sayılı kararında, kadının evlilik öncesinde başka bir erkekten hamile kaldığı ve evlilik birliği içerisinde doğum yaptığı olayda, bu davranışın evlilik öncesine ait olması nedeniyle boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilmiştir. Daire, şartları bulunması hâlinde aynı vakıanın Türk Medeni Kanunu’nun 149. maddesine dayalı nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali davasının konusu olabileceğini belirtmiştir.
Bu ayrım dava türünün doğru belirlenmesi bakımından önemlidir. Evlilikten önce gerçekleşen bir olayın evlilik sonrasında öğrenilmiş olması, olayın gerçekleşme tarihini değiştirmez.
Evlilik Öncesinde Hiç Evlilik Yapmadığını Söylemek ve Gerçeği Gizlemek İptal Sebebi Olabilir mi?
Evlilik öncesinde önceki medeni durum hakkında gerçeğe aykırı bilgi verilmesi de somut olayın özelliklerine göre yanılma veya aldatma kapsamında değerlendirilebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/2554 E., 2023/4654 K. sayılı kararında, kadının erkeğe yalnız bakire olduğunu değil, daha önce hiç evlilik yapmadığını da söylediği yönündeki vakıalar birlikte değerlendirilmiştir. Daire, davacı erkeğin kadının belirli kişisel nitelikleri konusunda yanıltıldığının ve gerçeği bilmesi hâlinde bu evliliği yapmayacağının dosya kapsamından anlaşıldığı olayda evliliğin iptaline ilişkin hükmü onamıştır.
Bununla birlikte geçmişte evlenmiş olmanın tek başına evliliğin iptali sebebi olduğuna ilişkin genel bir kural yoktur. Hukuken önem taşıyan husus, gerçeğe aykırı beyanın niteliği ve somut olayda evlenme iradesi üzerindeki etkisidir.
Evlilik Öncesindeki Bir Özellik Sonradan Öğrenilmişse Her Zaman İptal Davası Açılabilir mi?
Evlilikten önce var olan bir durumun nikâhtan sonra öğrenilmiş olması, tek başına evliliğin iptali için yeterli değildir.
Öncelikle ileri sürülen durumun Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen yanılma, aldatma, korkutma veya diğer butlan sebeplerinden birine girmesi gerekir. Bunun yanında nispi butlan davalarında hak düşürücü süreler de dikkate alınmalıdır.
Davacı, iptal sebebini öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde dava açmalıdır. Her hâlde evlenme tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra nispi butlana dayanılarak dava açma hakkı sona erer.
Davacının gerçeği evlenmeden önce öğrenmiş olması, öğrendikten sonra durumu kabul ederek evlenmesi veya iptal sebebini öğrendikten sonra kanuni süreyi geçirmesi, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle evlilik öncesindeki her “kötü sürpriz” evliliğin iptali anlamına gelmez. İptal davasında olayın evlenme iradesini ne ölçüde etkilediği, gerçeğin ne zaman öğrenildiği, daha önce bilinip bilinmediği ve kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediği birlikte değerlendirilir.
Evliliğin Kısa Sürmesi Evliliğin İptali Sebebi midir?
Evliliğin birkaç gün veya birkaç hafta sürmesi, tarafların nikâhtan hemen sonra ayrılması ya da ortak yaşamın hiç kurulamaması tek başına evliliğin iptali sebebi değildir. Evliliğin iptal edilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen mutlak veya nispi butlan sebeplerinden birinin bulunması gerekir.
Bu nedenle nikâhtan kısa süre sonra eşlerin anlaşamadıklarını fark etmeleri, düğünün yapılmaması, birlikte yaşayamamaları veya evliliğe devam etmek istememeleri iptal davası açılması için yeterli değildir. Böyle bir durumda kanundaki iptal sebeplerinden biri yoksa evliliğin sona erdirilmesi boşanma hükümlerine göre değerlendirilir.
Evliliğin çok kısa sürmesi ancak başka bir iptal sebebinin varlığını ortaya koyan olaylarla birlikte önem kazanabilir. Örneğin nikâhtan hemen sonra eşlerden birinin evlilik öncesinde gizlediği ciddi bir durumun öğrenilmesi hâlinde dava, evliliğin kısa sürmesine değil, öğrenilen bu durumun Türk Medeni Kanunu’nun 149 veya 150. maddelerindeki şartları taşımasına dayanır.
Nikâhtan 24 Saat veya 15 Gün Sonra Evliliğin İptali Mümkün müdür?
Nikâhtan sonra geçmesi gereken asgari bir süre bulunmadığından, kanunda öngörülen bir butlan sebebi mevcutsa evlilik henüz bir günlük veya birkaç haftalıkken de iptal davası açılabilir. Ancak nikâhın üzerinden yalnızca 24 saat veya 15 gün geçmiş olması başlı başına bir iptal sebebi değildir.
Örneğin eşlerden birinin nikâh sırasında başka biriyle evli olduğunun hemen ertesi gün öğrenilmesi hâlinde mutlak butlan gündeme gelebilir. Eşin evlenme kararını belirleyen önemli bir niteliği hakkında aldatıldığının birkaç gün sonra anlaşılması hâlinde ise olayın özelliklerine göre nispi butlan söz konusu olabilir.
Buna karşılık tarafların balayında tartışması, düğünden sonra birlikte yaşayamayacaklarını anlamaları veya kısa süre içinde ayrılmaları, kanundaki başka bir iptal sebebi bulunmadıkça evliliğin iptalini sağlamaz.
Tarafların Düğün Yapmadan veya Birlikte Yaşamadan Ayrılması Evliliğin İptalini Sağlar mı?
Resmî nikâhın yapılmasıyla evlilik birliği kurulur. Düğün yapılması, ortak konuta taşınılması veya cinsel birlikteliğin gerçekleşmesi evliliğin hukuken kurulmasının şartı değildir.
Bu nedenle tayin, eğitim, vize veya başka bir sebeple düğünden önce resmî nikâh yapmış eşlerin düğün gerçekleşmeden ayrılmaları hâlinde sırf ortak hayat başlamadı diye evliliğin iptaline karar verilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2009/16481 E., 2010/19524 K. sayılı kararında da tarafların evlenmelerine rağmen bir araya gelmemelerinin Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen evlenmenin iptali sebepleri arasında bulunmadığı kabul edilmiştir.
Ortak yaşamın hiç başlamamış olması somut olayda boşanma bakımından önem taşıyabilir; ancak iptal davası yönünden ayrıca kanuni bir butlan sebebinin bulunması gerekir.
Evliliğin İptali Davasının Sonuçları
Evliliğin iptal edilmesinin hukuki sonuçları, zaman zaman evliliğin hiç kurulmamış sayıldığı düşüncesiyle karıştırılmaktadır. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 156. maddesine göre batıl bir evlilik, hâkim kararıyla sona erinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
Bu nedenle mahkemenin iptal kararı, kural olarak nikâh tarihinden itibaren bütün sonuçları ortadan kaldıran geçmişe etkili bir karar değildir. Evlilik, mahkeme kararına kadar hukuki sonuç doğurmaya devam eder.
Çocukların durumu, velayet, nafaka, tazminat, mal rejiminin tasfiyesi ve soyadı gibi meselelerin evlilik iptal edildiğinde ortadan kalkmamasının sebebi de budur.
Evliliğin İptali Kararı Geçmişe Etkili midir?
Evliliğin mutlak veya nispi butlan nedeniyle iptal edilmesi, evliliğin baştan itibaren hiç yaşanmamış kabul edilmesi anlamına gelmez.
Batıl evlilik, hâkimin iptal kararına kadar geçerli evliliğin sonuçlarını doğurur. Bu sebeple eşlerin evlilik süresince kazandıkları hukuki durumların tamamının geçmişe dönük biçimde yok olduğu düşünülemez.
Özellikle evlilik içinde doğan çocukların soybağı, eşler arasındaki mal rejimi, nafaka ve tazminat talepleri bakımından kanun koruyucu düzenlemeler getirmiştir.
Bu yönüyle evliliğin iptali, evlenmenin yokluğundan ayrılır. Yokluk hâlinde kurucu unsurları bulunmayan bir evlenme işlemi söz konusu iken butlanda kurulmuş, ancak kanunda belirtilen bir sakatlık taşıyan evlilik bulunmaktadır.
Evliliğin İptal Edilmesi Çocukların Soybağını Etkiler mi?
Evliliğin iptal edilmesi, bu evlilik içerisinde doğan çocukların hukuki durumunu ortadan kaldırmaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 157. maddesi gereğince mahkeme kararıyla iptal edilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar dahi evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Çocuklarla ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
Bu nedenle evliliğin iptal edilmiş olması çocuğu evlilik dışı çocuk hâline getirmez ve mevcut soybağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Çocuğun biyolojik babasının başka bir kişi olduğunun ileri sürülmesi ise evliliğin iptalinden farklı bir soybağı uyuşmazlığıdır. Böyle bir durumda gerekli şartlara göre soybağının reddi, tanımanın iptali veya diğer soybağı davaları ayrıca gündeme gelebilir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/7739 E., 2022/9912 K. ve aynı uyuşmazlığın sonraki aşamasına ilişkin 2023/9073 E., 2024/2665 K. sayılı kararlarında, davacı erkeğin çocuğun biyolojik babası olmadığının soybağının reddi davasıyla belirlenmiş olması evliliği kendiliğinden sona erdirmemiş; evliliğin iptali bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesindeki koşullar ayrıca incelenmiştir.
Evliliğin İptalinde Çocuğun Velayeti Kime Verilir?
Evliliğin iptaline karar verilmesi hâlinde ortak çocukların velayeti konusunda boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
Mahkeme, velayeti anne veya babaya verirken evliliğin neden iptal edildiğinden çok çocuğun üstün yararını esas alır. Çocuğun yaşı, bakım ihtiyaçları, anne ve babayla ilişkisi, yaşam düzeni, eğitim durumu ve somut olayın diğer koşulları birlikte değerlendirilir.
Evliliğin iptaline sebep olan eşin otomatik olarak velayeti kaybedeceğine ilişkin bir kural yoktur. İptal sebebi ile ebeveynlik yeterliliği birbirinden ayrı değerlendirilir.
Velayet kendisine bırakılmayan eş ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması ve çocuğun giderlerine katılım bakımından da boşanma hükümleri uygulanır.
Evliliğin İptalinde Nafaka İstenebilir mi?
Evliliğin iptal edilmesi nafaka talep edilmesine engel değildir. Türk Medeni Kanunu, eşler arasındaki nafaka konusunda boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanmasını kabul etmektedir.
Bu nedenle şartlarının oluşması hâlinde yargılama sırasında tedbir nafakası, karar sonrasında ise yoksulluk nafakası gündeme gelebilir. Ortak çocuk yönünden iştirak nafakasına da karar verilebilir.
Nafaka bakımından evliliğin iptal edilmiş olması tek başına talebin reddini gerektirmez. Talep edilen nafakanın türüne göre gelir durumu, yoksulluğa düşme, kusur ve çocuğun ihtiyaçları gibi ilgili koşullar ayrıca değerlendirilir.
Evliliğin İptalinde Maddi ve Manevi Tazminat İstenebilir mi?
Evliliğin iptali davasında da koşulları varsa maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. Türk Medeni Kanunu’nun evlenmenin butlanının sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri gereğince tazminat bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
Ancak iptal kararının verilmiş olması tek başına tazminat kazanılması için yeterli değildir. Talebin hangi davranışa dayandığı, tarafların hukuki durumu, kusur değerlendirmesi ve tazminatın diğer şartları somut olay içerisinde ayrıca incelenir.
Örneğin eşin evlenme iradesini bilerek yanıltan ağır bir aldatma ile sırf objektif bir mutlak butlan sebebinin bulunması tazminat yönünden aynı şekilde değerlendirilemez.
Evliliğin İptalinde Mal Paylaşımı Yapılır mı?
Evliliğin iptal edilmesi, evlilik süresince edinilen malların hiçbir hukuki rejime tabi olmadan taraflarda kalacağı anlamına gelmez.
Türk Medeni Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır. Bu nedenle eşlerin hangi mal rejimine tabi oldukları, mal rejiminin başlangıç ve sona erme tarihleri, edinilmiş ve kişisel mallar ile varsa değer artış payı ve katılma alacağı talepleri ayrıca incelenir.
Evliliğin iptal edilmesiyle birlikte eşlerden birinin diğer eş adına kayıtlı mallarda hiçbir hakkı bulunmadığı şeklinde genel bir sonuca varılamaz.
Mal rejimi tasfiyesi, evliliğin iptali davasının hukuki sonuçlarından biri olmakla birlikte hesaplama yapılırken malvarlığının nasıl ve ne zaman edinildiği, kişisel mal iddiaları ve katkılar ayrıca değerlendirilir.
Evlilik İptal Edilirse Düğünde Takılan Altınlar Ne Olur?
Evliliğin iptal edilmesi düğünde takılan ziynet eşyalarına ilişkin talepleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Ziynet eşyalarının kime ait olduğu, kim tarafından alındığı, diğer eşe veya ailesine verilip verilmediği ve iade yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, ziynet alacağına ilişkin kurallara göre ayrıca değerlendirilir.
Dolayısıyla evliliğin iptali kararı verilmesi, tarafların düğünde takılan altınlara veya diğer ziynet eşyalarına ilişkin alacaklarının otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez.
Aynı şekilde ziynetlerin ev, araç veya başka bir mal ediniminde kullanılmış olması hâlinde mal rejimi ve varsa diğer alacak talepleri kendi hukuki koşulları çerçevesinde değerlendirilir.
İyi Niyetli Eş Evliliğin İptalinden Nasıl Etkilenir?
Türk Medeni Kanunu, evlenirken butlan sebebini bilmeyen ve iyi niyetli bulunan eş bakımından özel koruma öngörmektedir.
Evliliğin butlanına karar verilmesi hâlinde evlenirken iyi niyetli olan eş, bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur. Bu düzenleme, evlilikteki geçersizlik sebebinden haberdar olmayan eşin iptal kararı nedeniyle bütün kişisel kazanımlarını geçmişe dönük biçimde kaybetmesini önlemeyi amaçlar.
İyi niyet değerlendirmesi, kişinin evlenme sırasında butlan sebebini bilip bilmediğine göre yapılır. Sonradan öğrenmiş olması başlangıçtaki iyi niyeti kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Evliliğin İptali Hâlinde Soyadı Ne Olur?
Evliliğin iptali hâlinde soyadı bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
Bu nedenle evlilik nedeniyle soyadı değişmiş olan eşin iptal kararından sonraki soyadı durumu, boşanmaya ilişkin kanuni düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Kanunun aradığı şartlar varsa evlilik soyadının kullanılmasına ilişkin talepler de ayrıca değerlendirilebilir.
Soyadı meselesi, evliliğin iptal edilmiş olması nedeniyle evliliğin hiç kurulmamış sayıldığı düşüncesinden hareketle değil, Türk Medeni Kanunu’nun açıkça yaptığı boşanma hükümlerine atıf çerçevesinde çözümlenir.
Eşlerden Biri Öldükten Sonra Evliliğin İptali Davası Açılabilir mi?
Evliliğin iptali ile miras hukuku arasındaki ilişki özellikle eşlerden birinin dava sırasında ölmesi hâlinde önem taşır.
Evliliğin butlanını dava etme hakkı kural olarak mirasçılara geçmez. Buna karşılık dava eşlerden biri hayattayken açılmış ve yargılama devam ederken ölüm gerçekleşmişse mirasçılar açılmış davaya devam edebilir.
Bu durumda yargılamanın devam etmesinin özellikle sağ kalan eşin mirasçılık durumu bakımından hukuki sonucu vardır. Yapılan inceleme sonucunda sağ kalan eşin evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılırsa, yasal mirasçılık sıfatı ve ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan haklar bakımından kanunda öngörülen sonuçlar ortaya çıkabilir.
Bu nedenle evliliğin iptali davasında eşlerden birinin ölmesi her zaman davanın bütün sonuçlarıyla konusuz kaldığı anlamına gelmez.
Mirasçılar Evliliğin İptali Davası Açabilir mi?
Mutlak butlan davalarında “ilgili” sıfatıyla dava açabilecek kişiler ile ölmüş eşin mirasçılarının durumunu birbirinden ayırmak gerekir.
Evlilik devam ederken mutlak butlanın iptalinde hukuki menfaati bulunan kişiler, kanundaki koşullara göre dava hakkına sahip olabilir. Buna karşılık eşin kişisel olarak sahip bulunduğu dava hakkının ölüm üzerine mirasçılara geçtiği şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu, mirasçıların özellikle daha önce açılmış bir butlan davasına devam edebilmesine imkân tanımaktadır. Bu ayrım miras payının veya sağ kalan eş sıfatının tartışıldığı uyuşmazlıklarda önem taşır.
Eşler Anlaşarak Evliliği İptal Ettirebilir mi?
Tarafların ikisinin de evliliğin iptalini istemesi, tek başına mahkemenin iptal kararı vermesi için yeterli değildir. Evliliğin iptali ancak Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen mutlak veya nispi butlan sebeplerinden birinin bulunması hâlinde mümkündür.
Bu nedenle tarafların “evliliği hiç yapılmamış saydıralım” şeklinde anlaşmalarıyla iptal kararı alınamaz.
Kanunda bir iptal sebebi bulunmuyor ve taraflar evliliği birlikte sona erdirmek istiyorsa, şartlarının mevcut olması hâlinde boşanma hükümleri uygulanır. Anlaşmalı boşanmanın şartları bulunmuyorsa uyuşmazlık çekişmeli boşanma kapsamında değerlendirilir.
Mahkeme, tarafların iptal talebini kabul etmiş olmalarından bağımsız olarak dayanılan hukuki sebebin gerçekten mevcut olup olmadığını inceler.
Evliliğin İptali İçin Basit Bir Dilekçe Vermek Yeterli midir?
Evliliğin iptali idari bir işlem değildir ve nüfus müdürlüğüne başvurularak gerçekleştirilemez. Nikâhın üzerinden çok kısa süre geçmiş olsa veya tarafların ikisi de evliliğin sona ermesini istese dahi mahkeme kararı gerekir.
Çekişmeli bir iptal davasında karşılıklı dilekçeler alınır, tarafların ileri sürdüğü vakıalar incelenir, deliller toplanır ve gerekli görüldüğünde tanık, sağlık kurulu veya Adli Tıp incelemesi yapılır.
Özellikle sağlık durumu, ayırt etme gücü, aldatma veya önemli nitelikte yanılma iddialarında yargılama kapsamlı hâle gelebilir. Evliliğin birkaç gün sürmüş olması mahkemenin butlan sebebinin gerçekten bulunup bulunmadığını araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Evliliğin iptali, boşanmaya göre daha kolay bir evlilik sona erdirme yöntemi değil; farklı sebeplere ve farklı hukuki şartlara dayanan bağımsız bir dava türüdür.
Evliliğin İptali mi, Boşanma Davası mı Açılmalıdır?
Dava türünü belirlerken olayın ne zaman gerçekleştiği ve hukuken hangi kuruma girdiği önem taşır.
Evlenme sırasında mevcut olan çok eşlilik, sürekli ayırt etme gücü yokluğu, evlenmeye engel derecede akıl hastalığı veya yasak hısımlık mutlak butlan kapsamında değerlendirilir. Geçici ayırt etme gücü kaybı, önemli nitelikte yanılma, kanunda belirtilen aldatma hâlleri veya korkutma nispi butlan sebebi olabilir.
Buna karşılık evlilik kurulduktan sonra gerçekleşen kusurlu davranışlar, şartları bulunuyorsa boşanma davasının konusudur.
Bu ayrım özellikle evlilik öncesinde yaşanan olaylarda önemlidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli, 2016/13682 E., 2018/4285 K.; 2012/8975 E., 2012/28580 K. ve 2020/6157 E., 2021/371 K. sayılı kararlarında, evlilik öncesindeki vakıaların sonradan öğrenilmiş olmalarının onları kendiliğinden boşanma kusuruna dönüştürmediği açık biçimde ortaya konulmuştur.
Bunun karşılığı olarak evlilik öncesine ait her olay da evliliğin iptalini sağlamaz. Dayanılan olayın Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen butlan sebeplerinden birinin şartlarını taşıması gerekir.
Evliliğin sona erdirilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda yanlış hukuki sebebe dayanılması, somut vakıalar doğru olsa dahi talebin reddedilmesine yol açabilir. Bu nedenle evlenme tarihinden önceki ve sonraki olayların birbirinden ayrılması, öğrenme tarihinin belirlenmesi ve ileri sürülen vakıaların mutlak butlan, nispi butlan veya boşanma hükümlerinden hangisine girdiğinin dava açılmadan önce değerlendirilmesi gerekir.
Evliliğin İptalinin Boşanmaya Göre Bir Artısı Var mı?
Evliliğin iptali, boşanmaya göre tarafları nafaka, tazminat veya mal paylaşımından kurtaran daha avantajlı bir evlilik sona erdirme yolu değildir. İptal davasının asıl işlevi, boşanma sebebi olarak ileri sürülemeyecek bazı evlilik öncesi veya evlenme anındaki durumlar nedeniyle evliliğin sona erdirilebilmesini sağlamasıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 156. maddesi gereğince mutlak butlan sebebi bulunan bir evlilik dahi hâkim kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Bu nedenle evliliğin iptal edilmesi, nikâhın geçmişe dönük biçimde silinmesi veya tarafların hukuken hiç evlenmemiş sayılması sonucunu doğurmaz.
Evliliğin iptalinin sağladığı temel hukuki imkân, boşanma hukukunun kapsamına girmeyen bir vakıanın kanunda ayrıca butlan sebebi olarak düzenlenmiş olması hâlinde evliliğin sona erdirilebilmesidir. Örneğin eşin evlilikten önceki cinsel yaşamı, evlilik öncesinde mevcut bir sağlık problemi veya evlilikten önce işlenmiş bir suç, sırf nikâhtan sonra öğrenildi diye boşanma davasında kusur hâline gelmez. Buna karşılık somut olayda eşin önemli bir niteliğinde yanılma veya kanunda düzenlenen bir aldatma söz konusuysa, nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali mümkün olabilir.
Bu nedenle evliliğin iptalinin avantajı ekonomik yükümlülüklerden kaçınmak değil, boşanma sebebi olmayan ancak evlenme iradesini veya evliliğin geçerliliğini etkileyen bir sebebe dayanarak evliliği sona erdirebilme imkânıdır.
Evlilik İptal Edilince Nüfusta Boşanmış mı Görünür?
Evliliğin iptali ile boşanma hukuken aynı işlem değildir. Kesinleşmiş evliliğin iptali kararı nüfus müdürlüğüne gönderilir ve aile kütüğüne evliliğin feshi veya iptali olarak tescil edilir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün uygulamasında da boşanma ile evliliğin feshi veya iptali ayrı nüfus olayları olarak düzenlenmektedir.
Bu nedenle evliliğin iptal edilmesi kişinin geçmişte hiç evlenmemiş gibi nüfus kayıtlarının silinmesi sonucunu doğurmaz. Evlilik kaydı vardır; ardından bu evliliğin mahkeme kararıyla iptal edildiği kayda geçirilir. Evliliğin sona erme tarihi de iptal kararının kesinleştiği tarihtir.
Nüfus kayıt örneğinin türüne ve gösterilen alanlara göre evlenme ile evliliğin iptaline ilişkin olay bilgileri görülebilir. Bu sebeple evliliği iptal ettirmenin, önceki evliliğin nüfus kayıtlarından tamamen silinmesini sağladığı düşüncesi doğru değildir.
Evliliğin İptali Kararı Nüfus Kaydının Düşünceler Kısmında Yazar mı?
Kesinleşmiş evliliğin iptali kararı aile kütüğüne tescil edilir. Nüfus kayıt örneğinin türüne göre kişinin evlenmesine ve evliliğinin mahkeme kararıyla sona ermesine ilişkin bilgiler olay veya açıklama alanlarında görülebilir. Nüfus uygulamasında mahkeme kararlarına ilişkin bazı açıklamalar aile kütüğünün düşünceler alanına da işlenebilmektedir.
Ancak “evliliğin iptali kararı her nüfus kayıt örneğinde mutlaka düşünceler bölümünde şu ifadeyle yazar” şeklinde tek bir görünümden söz etmek doğru değildir. Düzenlenen nüfus kayıt örneğinin kapsamı ve gösterilen olaylar değişebilir. Hukuken önemli olan, iptal kararının nüfus kaydından geçmiş evliliği silmemesi; kesinleşen kararın aile kütüğüne ayrıca tescil edilmesidir.
Dolayısıyla evliliğin iptal edilmesi, kişinin nüfus geçmişini “hiç evlenmemiş” hâle getiren bir işlem değildir.
Evliliğin İptali Nafaka, Tazminat ve Mal Paylaşımından Kurtulmak İçin Tercih Edilebilir mi?
Evliliğin iptalini boşanmaya göre ekonomik açıdan daha avantajlı bir yol olarak görmek doğru değildir. Kanun, tam tersine, evliliğin iptalinin mali sonuçlarının önemli bölümünü açıkça boşanmaya bağlamıştır.
Evliliğin iptalinin kendine özgü faydası başka bir noktadadır. Boşanma sebebi sayılamayacak bazı evlilik öncesi olayların, kanundaki şartları taşıması hâlinde evliliğin sona erdirilmesine imkân verir.
Örneğin eşin nikâhtan önce mevcut bir sağlık sorununu gizlemesi, evlilikten önce işlediği ağır bir suç nedeniyle mahkûmiyetini saklaması veya karşı tarafın evlenme kararını belirleyen önemli bir kişisel niteliği hakkında onu yanıltması her durumda boşanma kusuru sayılamaz. Çünkü bu olaylar evlilik birliği kurulmadan önce gerçekleşmiştir. Buna rağmen Türk Medeni Kanunu’nun yanılma veya aldatmaya ilişkin şartları gerçekleşmişse evliliğin nispi butlan nedeniyle iptali istenebilir.
Bu açıdan evliliğin iptali, boşanmanın mali sonuçlarından kaçmanın yolu değil; boşanma hukukunun sona erdirme sebebi olarak değerlendiremeyeceği bazı evlilik öncesi sakatlıklar için tanınmış ayrı bir hukuki yoldur.

