“Evlatlıktan ret” sözü günlük hayatta çoğunlukla aile bireyleri arasındaki ilişkinin tamamen koparılması anlamında kullanılıyor. Çocuğuyla yıllardır görüşmeyen bir baba, anne ve babasıyla bütün ilişkisini kesmiş bir yetişkin veya kardeşiyle ağır bir uyuşmazlık yaşayan kişi, mahkemeye başvurarak bu akrabalığı nüfus kaydından kaldırabileceğini düşünebiliyor.
Türk hukukunda böyle genel bir akrabalıktan çıkma veya aile bireyini reddetme davası bulunmamaktadır. Gerçekten var olan anne-çocuk veya baba-çocuk soybağı, taraflardan birinin artık görüşmek istememesiyle ortadan kalkmaz. Kardeşlik de ortak anne veya babadan doğan soybağının sonucudur; “kardeşimi reddediyorum” şeklindeki tek taraflı bir irade nüfus kaydını değiştirmez.
Bununla birlikte iki durum birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi, gerçek ve hukuken kurulmuş bir aile bağını kişisel sebeplerle sona erdirmek istemektir. İkincisi ise nüfus kaydının baştan beri gerçeğe aykırı tutulmuş olmasıdır. Bir kişi gerçekte kendisini doğurmayan bir kadının çocuğu veya gerçekte babası olmayan bir erkeğin çocuğu olarak kaydedilmişse, uyuşmazlığın niteliğine göre soybağına ilişkin dava veya nüfus kaydının düzeltilmesi davası gündeme gelebilir. Yargıtay da özellikle mirasçılığı etkileyen bu tür kayıtlarda maddi gerçeğin bilimsel delillerle araştırılmasını aramaktadır.
- Evlatlıktan Ret Diye Bir Dava Var mı?
- Babalıktan, Annelikten veya Kardeşlikten Ret Mümkün mü?
- Anne, Baba veya Kardeş Nüfustan Sildirilebilir mi?
- Başkasının Çocuğu Kendi Çocuğu Gibi Nüfusa Yazdırılmışsa Ne Olur?
- Mirasçılar, Murisin Çocuğu Olmadığını Düşündükleri Kişinin Kaydını Düzelttirebilir mi?
- DNA Testi Olumsuz Çıkarsa Anne veya Baba Kaydı Otomatik Olarak Silinir mi?
- Biyolojik Bağ Sonradan Ortaya Çıkarsa Soybağı ve Miras Hakkı Ne Olur?
- Çocuğumu Tamamen Mirastan Çıkarabilir miyim?
- Mirastan Çıkarmanın Şartları Nelerdir?
- Ağır Suç Nedeniyle Mirastan Çıkarma İçin Ceza Mahkûmiyeti Gerekir mi?
- Anne veya Babayı Aramamak Mirastan Çıkarma Sebebi midir?
- Anne-Baba ile Görüşmemenin Sebebi Anne veya Babanın Davranışlarıysa Ne Olur?
- Çocuğun İstenmeyen Biriyle Evlenmesi Mirastan Çıkarma Sebebi Olur mu?
- Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Vasiyetnamede Yazılmak Zorunda mıdır?
- Mirastan Çıkarma Sebebini Kim İspatlamak Zorundadır?
- Mirastan Çıkarma Sebebi İspatlanamazsa Ne Olur?
- Vekâleti Kötüye Kullanmak Mirastan Çıkarma Sebebi midir?
- Mirastan Çıkarılan Çocuğun Çocukları da Mirastan Çıkarılmış Olur mu?
- Mirastan Çıkarılan Kişi Tenkis Davası Açabilir mi?
- Mirasçı Kendi İsteğiyle Mirasçılıktan Çıkabilir mi?
- Mirastan Feragat Sözleşmesi Nasıl Yapılır?
- Mirastan Feragat Eden Kişinin Çocukları da Mirasçı Olamaz mı?
- Mirasbırakan Öldükten Sonra Miras İstenmiyorsa Ne Yapılır?
- Üç Aylık Sürede Miras Reddedilmezse Ne Olur?
- Mirası Reddeden Kişinin Payı Çocuklarına mı Geçer?
- Miras Çok Borçluysa Mutlaka Reddi Miras Davası Açmak Gerekir mi?
- Miras Paylaşım Sözleşmesiyle Bir Mirasçı Aileden Çıkarılabilir mi?
- Mirastan Yoksunluk ile Mirastan Çıkarma Aynı Şey midir?
- Mirasbırakan Kendisini Öldürmeye Çalışan Mirasçıyı Affederse Ne Olur?
- Mirastan Yoksun Olan Kişinin Çocukları da Miras Hakkını Kaybeder mi?
- Borçlu Çocuğun Miras Payını Torunlara Bırakmak İçin Mirastan Çıkarma Yapılabilir mi?
- Evlat Edinilen Çocuk Mirasçı Olur mu?
- Soyadını Değiştirmek Anne, Baba veya Çocukla Akrabalığı Sona Erdirir mi?
- Evlatlıktan Ret Yerine Hangi İşlem Yapılmalıdır?
- Sıkça Sorulan Sorular
- Çocuğumla yıllardır görüşmüyorum, nüfusumdan sildirebilir miyim?
- Çocuğumu mirastan tamamen çıkarabilir miyim?
- Oğlum veya kızım beni aramıyorsa mirastan çıkarabilir miyim?
- Mirastan çıkardığım çocuğumun çocukları yine mirasçı olur mu?
- Çocuğuma sağlığımda mal verip mirastan feragat ettirebilir miyim?
- Babam öldü, mirasını istemiyorum. Ne kadar sürem var?
- Ben mirası reddedersem çocuklarıma geçer mi?
- Babasını öldüren çocuk yine de mirasçı olabilir mi?
- Soyadımı değiştirirsem ailemin mirasçısı olmaktan çıkar mıyım?
Evlatlıktan Ret Diye Bir Dava Var mı?
Bir anne veya babanın biyolojik çocuğu hakkında “artık benim evladım değildir” diyerek açabileceği evlatlıktan ret davası yoktur. Aynı şekilde çocuk da anne veya babasını yalnız aralarındaki kişisel ilişkinin bozulmasına dayanarak hukuken reddedemez.
Burada gerçek anlamdaki evlât edinme ilişkisini ayrıca değerlendirmek gerekir. Türk Medeni Kanunu, evlât edinilmiş çocuk bakımından belirli şartlarla “evlâtlık ilişkisinin kaldırılması” kurumunu düzenlemektedir. Ancak bu yol aile içi tartışma, küslük, görüşmeme veya evlât edinenin sonradan karar değiştirmesi için öngörülmüş değildir.
TMK m. 317’ye göre alınması gereken bir rıza yasal sebep bulunmaksızın alınmamışsa, rızası gereken kişiler ve çocuğun menfaati bakımından Kanundaki şartlarla evlâtlık ilişkisinin kaldırılması istenebilir. TMK m. 318 ise evlât edinmenin kuruluşunda esasa ilişkin başka bir noksanlık bulunması hâlinde Cumhuriyet savcısına veya ilgililere dava hakkı tanımaktadır. Bu davalar bakımından TMK m. 319’da sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıllık hak düşürücü süre düzenlenmiştir.
Dolayısıyla “Türk hukukunda evlatlık ilişkisi hiçbir zaman kaldırılamaz” demek de, “istediğim zaman evlatlıktan reddedebilirim” demek de doğru değildir. Kurulmuş bir evlâtlık ilişkisi ancak Kanunun öngördüğü özel sebepler varsa kaldırılabilir; sonradan yaşanan sıradan aile uyuşmazlıkları bu sonucu doğurmaz.
Babalıktan, Annelikten veya Kardeşlikten Ret Mümkün mü?
“Babalıktan ret”, “annelikten ret” veya “kardeşlikten ret” adı altında, kişinin yalnız kendi isteğine dayanarak açabileceği genel bir dava bulunmamaktadır.
Bununla birlikte nüfus kaydındaki soybağının gerçeği yansıtmadığı ileri sürülüyorsa durum farklıdır. Örneğin çocuk evlilik nedeniyle bir erkekle soybağı içinde görünmesine rağmen o kişinin biyolojik babası olmadığı iddia ediliyorsa soybağının reddi, çocukla henüz hukuki bağı bulunmayan biyolojik baba arasında bağ kurulacaksa babalık davası, kişinin nüfusta gerçekte kendisini doğurmayan bir kadının çocuğu olarak yazıldığı ileri sürülüyorsa uyuşmazlığın niteliğine göre nüfus kaydının düzeltilmesi gündeme gelebilir.
Burada kullanılan “ret” kelimesi yanıltıcıdır. Mahkeme, tarafların birbirini sevip sevmediğini veya görüşüp görüşmediğini değil, hukuken mevcut soybağının gerçekten bulunup bulunmadığını araştırır.
Bu nedenle gerçek babası olduğu tartışmasız olan bir kişinin: “Yirmi yıldır benimle konuşmuyor, artık nüfusumdan sildirmek istiyorum.” demesiyle soybağı ortadan kalkmaz. Aynı şekilde gerçekten kendisini doğuran annenin veya gerçek kardeşin nüfus kaydı sırf kişisel ilişki sona erdiği için silinemez.
Anne, Baba veya Kardeş Nüfustan Sildirilebilir mi?
Nüfus kaydı gerçeği yansıtıyorsa, aile bireyleri kişisel nedenlerle kayıttan çıkartılamaz. Ancak kayıt başlangıçtan itibaren yanlış oluşturulmuşsa, mesele artık akrabayı reddetme değil, gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2019 tarihli, 2017/2950 E., 2019/320 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta da bir kişinin, davacının dedesinin gerçekte çocuğu olmadığı hâlde onun nüfusuna çocuk olarak kaydedildiği ileri sürülmüş ve kaydın çıkarılması istenmiştir. Uyuşmazlık, aile bireylerinin sonradan birbirleriyle görüşmemesinden değil, nüfus kaydının en baştan gerçeği yansıtmadığı iddiasından doğmuştur.
Bu ayrım özellikle miras bakımından önem taşır. Çünkü nüfusta murisin çocuğu olarak görünen kişi, kayıt değiştirilmediği sürece mirasçılık hesabını da etkileyebilir. Gerçeğe aykırı bir kayıt nedeniyle diğer mirasçıların paylarının etkilenmesi, nüfus kaydının düzeltilmesi davasında hukuki yarar doğurabilir.
Başkasının Çocuğu Kendi Çocuğu Gibi Nüfusa Yazdırılmışsa Ne Olur?
Geçmişte özellikle resmî evlât edinme prosedürüne başvurulmadan, başka anne veya babadan doğmuş çocukların bir akrabanın veya başka bir çiftin biyolojik çocuğuymuş gibi nüfusa kaydedildiği örneklere rastlanmaktadır. Böyle bir kayıt hukuken geçerli bir evlât edinme işlemiyle aynı şey değildir.
Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 28.10.2014 tarihli, 2014/10730 E., 2014/15092 K. sayılı kararı bu konuda oldukça açıklayıcıdır. Davacı, nüfusta öz kardeşi olarak görünen kişinin gerçekte anne ve babasının çocuğu olmadığını; başka bir birliktelikten doğduğunu ve aslında kendi yeğeni olduğunu ileri sürerek anne ve baba kaydının düzeltilmesini istemiştir. Mevcut kayıt davacının mirasçılık haklarını da etkiliyordu. Yargıtay, bu nedenle davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğunu kabul etmiş; miras hakları etkilenecek diğer kişilerin de davaya katılması ve yalnız taraf beyanlarıyla yetinilmeyerek DNA incelemesi yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Kararın önemi, “mirasçı istemiyorsa kardeşini nüfustan sildirebilir” şeklinde yorumlanmasında değildir. Tam tersine, Yargıtay’ın üzerinde durduğu mesele nüfus kaydının gerçek biyolojik ve hukuki durumu yansıtıp yansıtmadığıdır. Kayıt doğruysa kişisel anlaşmazlık nedeniyle değiştirilemez; kayıt baştan yanlışsa mirasçılar da hukuki menfaatleri bulunduğu ölçüde düzeltilmesini isteyebilir.
Mirasçılar, Murisin Çocuğu Olmadığını Düşündükleri Kişinin Kaydını Düzelttirebilir mi?
Mirasçılar sırf başka bir mirasçının daha az pay almasını istedikleri için onun soybağını ortadan kaldıramaz. Ancak nüfusta murisin çocuğu olarak görünen kişinin gerçekte murisin çocuğu olmadığı yönünde somut bir iddia varsa ve bu kayıt kendi miras paylarını etkiliyorsa nüfus kaydının düzeltilmesini istemeleri mümkün olabilir.
Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 28.10.2014 tarihli, 2014/10730 E., 2014/15092 K. sayılı kararında, nüfusta davacının kardeşi olarak kayıtlı bulunan kişinin gerçekte anne ve babasının çocuğu olmadığı ileri sürülmüş; bu kaydın davacının mirasçılık haklarını etkilemesi nedeniyle nüfus kaydının düzeltilmesini istemekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilmiştir. Kararda, miras hakları etkilenecek diğer kişilerin de davaya dahil edilmesi ve yalnız tarafların kabulü ile tanık anlatımlarıyla yetinilmemesi gerektiği; gerçek soybağının DNA incelemesiyle bilimsel olarak araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Dolayısıyla burada dava konusu “mirasçıyı aileden atmak” değildir. Dava, gerçekte bulunmayan anne veya baba ilişkisinin nüfus sicilinde varmış gibi gösterildiği iddiasına dayanır.
DNA Testi Olumsuz Çıkarsa Anne veya Baba Kaydı Otomatik Olarak Silinir mi?
DNA incelemesi soybağı ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarda çok güçlü bir bilimsel delildir; ancak hangi hukuki davanın açılması gerektiği yalnız DNA sonucuna göre belirlenmez.
Örneğin bir kişinin mevcut babalık karinesini ortadan kaldırmak için soybağının reddi davası gerekebilir. Başlangıçta hatalı oluşturulmuş bir anne-baba kaydında ise nüfus kaydının düzeltilmesi gündeme gelebilir. Yargıtay kararlarında da aynı biyolojik iddianın bazen soybağı davası, bazen nüfus kaydının düzeltilmesi niteliğinde olabileceği ve mahkemenin uyuşmazlığın hukuki niteliğini doğru belirlemesi gerektiği görülmektedir.
Biyolojik Bağ Sonradan Ortaya Çıkarsa Soybağı ve Miras Hakkı Ne Olur?
Bir kişinin biyolojik babası tarafından yıllarca tanınmamış olması, çocuğun kendi soybağını araştırma imkânını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak biyolojik bağın bulunması ile hukuki soybağının kurulmuş olması yine aynı şey değildir. Hukuki sonuçların doğabilmesi için Kanunda öngörülen tanıma veya babalık hükmü gibi yolların kullanılması gerekir.
Baba ölmüşse babalık davasının mirasçılarına karşı açılması ve gerekli hâllerde genetik incelemelerin ölümden sonra da sürdürülmesi mümkündür.
Çocuk gerçekten sizin çocuğunuzsa, anne gerçekten sizi doğuran kadınsa veya baba ile hukuki soybağı usulüne uygun biçimde kurulmuşsa; kırgınlık, görüşmeme, aile içi tartışma veya miras anlaşmazlığı bu bağı kendiliğinden sona erdirmez.
Buna karşılık nüfus sicilinde hiçbir zaman var olmamış bir anne-baba ilişkisinin varmış gibi gösterildiği ileri sürülüyorsa mahkeme maddi gerçeği araştırabilir. Mirasçılığı etkileyen bu tür uyuşmazlıklarda Yargıtay, yalnız tanık anlatımları veya tarafların kabulüyle yetinilmemesini ve gerekli olduğunda DNA gibi bilimsel delillerin kullanılmasını istemektedir.
Gerçek anlamdaki evlât edinme ise üçüncü ve ayrı bir ihtimaldir. Evlâtlık ilişkisi aile içi küslük nedeniyle sona erdirilemez; ancak evlât edinmenin kuruluşunda Kanunun aradığı rıza veya diğer esaslı koşulların eksikliği varsa TMK m. 317-319 çerçevesinde ilişkinin kaldırılması gündeme gelebilir.
Çocuğumu Tamamen Mirastan Çıkarabilir miyim?
Çocuğun nüfus kaydından silinmesi mümkün olmasa da miras hukuku bakımından farklı bir kurum vardır: mirasçılıktan çıkarma, eski kullanımıyla mirastan ıskat.
Ancak mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakanın “bu çocuğuma mal bırakmak istemiyorum” demesiyle kendiliğinden gerçekleşmez. TMK m. 510, saklı paylı mirasçının saklı payından dahi mahrum bırakılabilmesini iki ağır sebebe bağlamıştır. Mirasçı, mirasbırakana veya onun yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemiş olmalı ya da mirasbırakana veya ailesinin üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş olmalıdır. Ayrıca çıkarma, vasiyetname veya miras sözleşmesi gibi geçerli bir ölüme bağlı tasarrufta yapılmalıdır.
Buradaki sistemin amacı aile içindeki her kırgınlığı mirastan mahrum bırakma sebebi hâline getirmek değildir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli, 2023/3-53 E., 2024/464 K. sayılı kararında, aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlalinin, saklı paydan mahrum bırakmayı haklı gösterecek ölçüde ağır ve yoğun olması gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Bazı ailevi yükümlülüklerin yerine getirilmemesi tek başına yeterli değildir.
Bu yaklaşım Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararında da aynen sürdürülmüştür. Daire, mirasçılıktan çıkarmanın mirasçı üzerinde baskı kurmak için kullanılabilecek sıradan bir araç olmadığını; davranışın hem objektif olarak aile bağlarını koparacak nitelikte olması hem de somut olayda gerçekten bu sonucu doğurması gerektiğini kabul etmiştir.
Mirastan Çıkarmanın Şartları Nelerdir?
Mirasçının mirasbırakana veya onun yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi ve mirasçının mirasbırakana veya ailesinin üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi.
Bu iki sebebin dışında kalan sıradan aile uyuşmazlıkları saklı paylı mirasçının bütün miras hakkını ortadan kaldırmaya yetmez.
Örneğin çocuğun anne veya babasının istediği kişiyle evlenmemesi, başka bir şehirde yaşaması, siyasi veya kişisel görüşlerinin farklı olması, aile mesleğini devam ettirmemesi ya da anne-babanın hayat tarzını benimsememesi tek başına TMK m. 510 anlamında çıkarma sebebi oluşturmaz.
Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakanın çocuğunun yaşam tercihlerine müdahale edebilmesi için tanınmış bir yaptırım değildir. Yargıtay’ın güncel yaklaşımında da saklı paydan mahrum bırakma sonucunun ağırlığı nedeniyle çıkarma sebepleri dar ve dikkatli değerlendirilmektedir.
Ağır Suç Nedeniyle Mirastan Çıkarma İçin Ceza Mahkûmiyeti Gerekir mi?
Mirasçının işlediği fiilin TMK m. 510 kapsamında ağır suç sayılabilmesi için hakkında mutlaka ceza mahkemesince verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının bulunması şart değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/3-53 E., 2024/464 K. sayılı kararında bu hususu açıkça benimsemiştir. Aile bağlarını koparacak ağırlıkta, kusurlu ve suç teşkil edebilecek hukuka aykırı fiilin ispatlanması yeterli olabilir. Hâkim, fiilin ağırlığını yalnız ceza kanunundaki suçun adı veya ceza miktarı üzerinden değil, bu davranışın aile ilişkisi üzerindeki etkisini dikkate alarak medeni hukuk bakımından değerlendirir.
Aynı yaklaşım daha eski tarihli Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.04.2017 tarihli, 2016/3523 E., 2017/4550 K. sayılı kararında da görülmektedir. Kararda ağır suç nedeniyle çıkarma için suçun tamamlanmış olmasının veya mahkûmiyet kararının bulunmasının zorunlu olmadığı kabul edilmiştir.
Dolayısıyla örneğin mirasbırakana yönelik ciddi şiddet, ağır tehdit veya aile bağlarını fiilen koparacak nitelikte başka bir hukuka aykırı davranışın bulunması hâlinde ceza dosyasının sonucu önemli bir delil olmakla birlikte, mirasçılıktan çıkarma bakımından tek ölçüt değildir.
Anne veya Babayı Aramamak Mirastan Çıkarma Sebebi midir?
Aile bireylerinin birbirlerine yardım etme, saygı ve anlayış gösterme ve aile bütünlüğünü gözetme yükümlülükleri vardır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu yükümlülüklerin her ihlalinin saklı payın kaybedilmesi için yeterli olmayacağını kabul etmektedir. İhlalin, ağır bir suçla kıyaslanabilecek ağırlıkta ve yoğunlukta olması gerekir.
Bu nedenle çocuk başka şehirde yaşıyor, bayramların bir kısmında gelmiyor veya anne-babasıyla seyrek görüşüyor diye otomatik olarak mirastan çıkarılamaz.
Bununla birlikte ilgisizliğin çok daha ileri boyuta ulaştığı olaylarda farklı sonuç çıkabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.01.2021 tarihli, 2019/5571 E., 2021/471 K. sayılı kararında mirasçının uzun yıllar anne ve babasını ziyaret etmemesi ve aramamasının yanında, babası ağır hastayken ilgilenmemesi, çağrılmasına rağmen aile ilişkisine kayıtsız kalması ve anne-babaya yönelik başka kırıcı davranışları birlikte değerlendirilmiştir. Yargıtay, somut olayda bütün bu davranışların aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlali niteliğine ulaştığını kabul etmiştir.
Üstelik Hukuk Genel Kurulunun 2024 tarihli kararı, bu konuda özellikle daha sıkı bir ölçü ortaya koymaktadır: bazı aile görevlerinin ihlali yeterli değildir; saklı paydan mahrum bırakmayı haklı gösterecek ağır bir ihlal bulunmalıdır.
Anne-Baba ile Görüşmemenin Sebebi Anne veya Babanın Davranışlarıysa Ne Olur?
Mirasbırakan kendi davranışlarıyla aile ilişkisinin kopmasına neden olmuşsa, daha sonra bu kopukluğu çocuğu mirastan çıkarmak için kullanması her durumda kabul edilmez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/3523 E., 2017/4550 K. sayılı kararında mirasbırakan oğlunun kendisiyle ve ailesiyle ilgilenmediğini, ziyaret etmediğini, hasta kardeşi ve annesiyle yeterince ilgilenmediğini, ayrıca kendisine hakaret ettiğini ileri sürerek oğlunu mirasçılıktan çıkarmıştı. Ancak yargılama sırasında çocuğun ailevi görevlerini yerine getirmeye çalıştığı, aileyi ziyaret ettiği, kardeşiyle ilgilendiği ve mirasbırakanın geliniyle ilgili gerçek dışı bazı düşünceler nedeniyle aile ilişkisinin bozulmasında kendisinin de etkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Vasiyetnamede ileri sürülen hakaretlerin de ispatlanamaması üzerine Yargıtay, çıkarma sebeplerinin gerçekleşmediğini kabul etmiştir.
Daire aynı kararda, mirasbırakanın kendi kusurlu davranışıyla çıkarmaya gerekçe yapılan olayların meydana gelmesine neden olması hâlinde mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluşmayabileceğini de belirtmiştir.
Tarafların neden görüşmediği, ilişkinin kim tarafından ve hangi olaylar sonucunda koptuğu da önemlidir.
Çocuğun İstenmeyen Biriyle Evlenmesi Mirastan Çıkarma Sebebi Olur mu?
Çocuğun eş seçimi tek başına mirasçılıktan çıkarma sebebi değildir.
Nitekim 2019/5571 E., 2021/471 K. sayılı karara konu olayda mirasçının ailesinin tanımadığı ve onaylamadığı bir kişiyle evlenmesi de vasiyetnamede anlatılmıştır. Ancak Yargıtay’ın çıkarma sebebi kabul ettiği davranış yalnız bu evlilik değildir; uzun yıllar süren ilgisizlik, ağır hastalık döneminde anne-babaya yardım edilmemesi ve diğer ailevi davranışlar birlikte değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla “benim istemediğim kişiyle evlendin, seni mirastan çıkarıyorum” şeklindeki bir gerekçe, TMK m. 510’un aradığı ağır aile hukuku ihlalini tek başına karşılamaz.
Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Vasiyetnamede Yazılmak Zorunda mıdır?
TMK m. 512’ye göre mirasçılıktan çıkarma ancak çıkarma sebebi ölüme bağlı tasarrufta belirtilmişse geçerlidir.
Yargıtay da sebebin somutlaştırılmasını aramaktadır. 3. Hukuk Dairesinin 2016/3523 E., 2017/4550 K. sayılı kararında, yalnız “mirasçılıktan çıkardım”, “miras dışı bıraktım” veya “bana ilgi göstermedi” gibi genel ifadelerin yeterli olmayacağı belirtilmiştir. Çıkarmaya neden olduğu ileri sürülen belirli eylem ve davranışların tasarrufta açıklanması gerekir.
Buradaki amaç, mirasbırakan öldükten sonra hangi davranış nedeniyle saklı paylı mirasçıyı mirastan çıkardığının sonradan tahmine bırakılmamasıdır.
Mirastan Çıkarma Sebebini Kim İspatlamak Zorundadır?
Mirasçılıktan çıkarılan kişi vasiyetnameye itiraz ederse, çıkarma sebebinin gerçekten meydana geldiğini ispat yükü mirastan çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına aittir.
Bu kural TMK m. 512’de açıkça düzenlenmiştir ve Yargıtay tarafından da düzenli olarak uygulanmaktadır.
Örneğin baba vasiyetnamesinde oğlunun kendisine ağır hakaretler ettiğini ve hastalığı sırasında yardım etmediğini yazmış, ölümünden sonra diğer kardeşler bu vasiyet nedeniyle daha fazla miras almış olabilir.
Bu nedenle yalnız vasiyetnameye ağır ithamlar yazmak yeterli değildir. Mirasbırakan öldükten sonra bu olayların tanık, yazışma, sağlık kaydı, ceza dosyası veya somut olaya uygun diğer delillerle ispat edilebilmesi önem taşır.
Mirastan Çıkarma Sebebi İspatlanamazsa Ne Olur?
Çıkarma sebebi vasiyetnamede hiç belirtilmemiş veya belirtilen sebebin varlığı ispat edilememişse, mirasçı her durumda tamamen mirassız kalmaz.
TMK m. 512/3 gereğince böyle bir durumda tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir. Başka bir anlatımla mirasbırakanın serbestçe tasarruf edebileceği bölüm üzerindeki iradesi korunur; ancak haksız olarak mirastan çıkarılan saklı paylı mirasçı kendi saklı payını talep edebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023/3-53 E., 2024/464 K. sayılı kararında oğlun babasının vekâletini kötüye kullandığı iddiası aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali olarak kabul edilmemiş, diğer çıkarma sebepleri de ispatlanamamıştır. HGK bu durumda mirasçının saklı payını isteyebileceğini ve uyuşmazlığın tenkis hükümleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini kabul etmiştir.
Aynı yaklaşım 2016/3523 E., 2017/4550 K. sayılı kararda da görülmektedir. İleri sürülen çıkarma sebepleri ispatlanamayınca mirasçının saklı payının korunması gerektiği kabul edilmiştir.
Vekâleti Kötüye Kullanmak Mirastan Çıkarma Sebebi midir?
Bu konu HGK 2023/3-53 E., 2024/464 K. sayılı kararın merkezindedir. Mirasbırakan, oğluna verdiği vekâletnamelerin kendi zararına kullanıldığını ve oğlunun kendi menfaatine işlemler yaptığını ileri sürerek bunu mirastan çıkarma sebepleri arasında göstermiştir.
Hukuk Genel Kurulu, vekâlet görevinin kötüye kullanılmasının esasen borçlar hukukundan doğan vekâlet ilişkisinin ihlali olduğunu, bu nedenle sırf bu hukuki ilişkinin ihlal edilmesinin TMK m. 510/2 anlamında aile hukukundan doğan yükümlülüğün ağır ihlali sayılamayacağını kabul etmiştir. Diğer çıkarma sebepleri de ispatlanamayınca mirasçının saklı payının korunması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu ayrım önemli. Mirasçı anne veya babasına karşı bir borçlar hukuku yükümlülüğünü ihlal etmiş olabilir; bunun tazminat veya hesap verme gibi başka hukuki sonuçları doğabilir. Ancak her borç ihlali otomatik olarak saklı paydan mahrum bırakma sebebine dönüşmez.
Mirastan Çıkarılan Çocuğun Çocukları da Mirastan Çıkarılmış Olur mu?
TMK m. 511’e göre mirasçılıktan çıkarılan kişinin payı, mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmamışsa, o kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirilerek varsa onun altsoyuna geçer. Çıkarılan mirasçının altsoyu da aynı şekilde saklı payını talep edebilir.
Örneğin bir baba oğlunu geçerli biçimde mirastan çıkarmışsa, bu işlem oğlun çocuklarının da otomatik olarak cezalandırıldığı anlamına gelmez. Torunlar, babaları mirasbırakandan önce ölmüş gibi onun yerine geçebilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de mirastan çıkarmanın şahsi olduğunu ve çıkarılan kişinin altsoyuna kendiliğinden yayılmayacağını kabul etmektedir.
Mirastan Çıkarılan Kişi Tenkis Davası Açabilir mi?
Mirasçılıktan çıkarma geçerliyse, çıkarılan kişi saklı payından da mahrum kalır ve bu pay için tenkis isteyemez. TMK m. 511’in sonucu budur.
Ancak asıl tartışma çoğu zaman çıkarmanın gerçekten geçerli olup olmadığıdır.
Çıkarma sebebi gösterilmemiş veya sebep ispatlanamamışsa TMK m. 512/3 devreye girer ve mirasçı saklı payını talep edebilir. Hukuk Genel Kurulunun 2024/464 sayılı kararında da bu durumda davanın tenkis hükümleri çerçevesinde sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Güncel Yargıtay yaklaşımında mirasçılıktan çıkarmanın istisnai ve ağır sonuç doğuran bir kurum olduğu belirgin biçimde görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli, 2023/3-53 E., 2024/464 K. sayılı kararında aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlalinin, ağır suç nedeniyle çıkarmayla orantılı bir ağırlığa ulaşması gerektiği kabul edilmiştir. Aksi hâlde mirasçılıktan çıkarma, anne veya babanın çocuk üzerinde baskı kurmak için kullanabileceği bir araca dönüşebilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararında da aynı ölçüt tekrar edilmiştir. Bazı ailevi yükümlülüklerin yerine getirilmemesi yeterli görülmemekte; davranışın objektif olarak aile bağını koparacak ağırlıkta olması ve somut olayda fiilen de bu kopuşu meydana getirmesi aranmaktadır.
Bu nedenle bugün mirastan çıkarma değerlendirilirken yalnız “çocuk benimle görüşmedi”, “istediğim kişiyle evlenmedi” veya “aramız bozuktu” şeklindeki anlatımlar üzerinden sonuca gidilmemelidir. Hangi somut davranışın gerçekleştiği, davranışın ağırlığı, aile ilişkisinin neden bozulduğu ve bu olayların ispatlanıp ispatlanamadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Mirasçı Kendi İsteğiyle Mirasçılıktan Çıkabilir mi?
Bir kişinin ailesiyle akrabalık bağını sona erdirmesi mümkün değildir; fakat mirasçı olmak istememesi başka bir meseledir. Bunun için mirasbırakanın hayatta olup olmadığına göre iki farklı yol vardır.
Mirasbırakan henüz hayattaysa mirastan feragat sözleşmesi, ölüm gerçekleştikten sonra ise mirasın reddi gündeme gelir. Bu iki kurum aynı sonucu doğuruyor gibi görünse de zamanları, şekilleri ve altsoya etkileri farklıdır.
Bu nedenle “babamın mirasını istemiyorum” diyen kişinin önce babasının hayatta olup olmadığına bakılmalıdır. Henüz miras açılmamışsa miras reddedilemez; ölümden sonra da artık mirastan feragat sözleşmesi yapılamaz.
Mirastan Feragat Sözleşmesi Nasıl Yapılır?
Mirasbırakan hayattayken mirasçı olacak kişiyle anlaşarak onun ileride doğacak mirasçılık hakkından vazgeçmesini sağlayabilir. TMK m. 528’e göre mirastan feragat karşılıksız yapılabileceği gibi mirasçıya para, taşınmaz veya başka bir karşılık verilerek de yapılabilir. Feragat eden kişi mirasçılık sıfatını kaybeder.
Ancak bunun için aile içinde yazılan sıradan bir kâğıt veya “babamdan hiçbir şey istemiyorum” şeklindeki bir beyan yeterli değildir. Mirastan feragat bir miras sözleşmesidir. TMK m. 545 gereğince miras sözleşmesinin resmî vasiyetname şeklinde yapılması; tarafların iradelerini resmî memura aynı anda açıklamaları ve sözleşmenin memur ile iki tanık önünde imzalanması gerekir.
Dolayısıyla mirasbırakan hayattayken ileride çıkabilecek miras uyuşmazlığını gerçekten sona erdirmek isteniyorsa, yapılacak işlemin şekli de en az içeriği kadar önemlidir.
Mirastan Feragat Eden Kişinin Çocukları da Mirasçı Olamaz mı?
TMK m. 528, bir karşılık sağlanarak yapılan mirastan feragatin, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça feragat eden kişinin altsoyu hakkında da sonuç doğuracağını açıkça düzenlemektedir. Örneğin baba oğluna sağlığında belirli bir taşınmaz vermiş ve bunun karşılığında oğluyla mirastan feragat sözleşmesi yapmışsa, sözleşmede aksi yazmıyorsa bu feragat oğlun çocuklarını da etkileyebilir.
Mirasçılıktan çıkarma ile feragat burada birbirinden ayrılır. Geçerli bir mirasçılıktan çıkarma kural olarak çıkarılan kişinin çocuklarını mirastan mahrum bırakmaz; çocuklar onun yerine geçebilir. Karşılık alınarak yapılan mirastan feragatte ise Kanun, aksi kararlaştırılmadıkça altsoyu da feragatin kapsamına almaktadır.
Karşılıksız feragat bakımından ise Kanun aynı otomatik sonucu öngörmemiştir. Bu nedenle altsoyun durumu sözleşmenin niteliğine ve içeriğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Mirasbırakan Öldükten Sonra Miras İstenmiyorsa Ne Yapılır?
Mirasbırakan öldükten sonra artık mirastan feragat sözleşmesi yapılamaz. Bu aşamada kullanılabilecek yol mirasın reddidir.
TMK m. 605 hem yasal hem atanmış mirasçıların mirası reddedebileceğini kabul etmektedir. Mirasın reddi kural olarak üç ay içinde yapılmalıdır. Yasal mirasçılar yönünden süre, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat etmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten; vasiyetnameyle atanmış mirasçılar bakımından ise tasarrufun kendilerine resmen bildirilmesinden itibaren işlemeye başlar.
Ret beyanı mirasın açıldığı yer sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı olarak yapılır ve kayıtsız, şartsız olması gerekir.
Bu nedenle “mirasın borçlarını istemiyorum ama evini kabul ediyorum” şeklinde kısmi bir ret mümkün değildir. Miras bir bütün olarak reddedilir.
Üç Aylık Sürede Miras Reddedilmezse Ne Olur?
Üç aylık süre içerisinde mirası reddetmeyen mirasçı kural olarak mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Ayrıca süre henüz dolmamış olsa bile mirasçı terekeye olağan yönetimin ötesinde müdahale eder, tereke mallarını gizler veya kendisine mal ederse ret hakkını kaybedebilir. TMK m. 610 bu ihtimalleri ayrıca düzenlemektedir.
Bu nedenle borçlu bir tereke söz konusu olduğunda, mirası reddetmeyi düşünen kişinin bir yandan tereke malları üzerinde tasarrufta bulunup diğer yandan üç aylık sürenin sonunu beklemesi risklidir.
Kanunda önemli sebeplerin bulunması hâlinde sulh hâkiminin ret süresini uzatabilmesine veya yeni bir süre verebilmesine imkân tanınmıştır; ancak buna güvenerek üç aylık sürenin geçirilmesi doğru bir yol değildir.
Mirası Reddeden Kişinin Payı Çocuklarına mı Geçer?
Kural olarak yasal mirasçılardan biri mirası reddederse, o kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirilir ve payı kendisinden sonra hak sahibi olacak kişilere geçer. Bu nedenle bir babanın mirası reddetmesi, bazı durumlarda mirasın onun çocuklarına geçmesine yol açabilir.
Bu konu özellikle borçlu terekelerde önemlidir. Kişinin yalnız kendi adına ret beyanında bulunması, çocuklarının da otomatik olarak mirası reddettiği anlamına gelmez.
Bununla birlikte Kanunda özel bir durum da vardır. Altsoyun tamamı mirası reddederse, onların payı TMK m. 613 uyarınca sağ kalan eşe geçer. Bu nedenle “bir kişi reddederse her durumda payı çocuklarına geçer” şeklinde tek cümlelik bir formül bütün aile tablolarında doğru sonuç vermez.
Miras Çok Borçluysa Mutlaka Reddi Miras Davası Açmak Gerekir mi?
TMK m. 605/2’ye göre mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır. Uygulamada bu durum “mirasın hükmen reddi” olarak anılmaktadır.
Ancak terekenin gerçekten bu şartları taşıyıp taşımadığı somut olayda ayrıca ispatlanması gereken bir konudur. Bu nedenle yalnız “babamın borcu vardı” denilerek mirasın kendiliğinden reddedilmiş olduğu varsayılmamalıdır.
Özellikle icra takipleri, vergi borçları, banka borçları ve tereke malvarlığının birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.
Miras Paylaşım Sözleşmesiyle Bir Mirasçı Aileden Çıkarılabilir mi?
Hayır. Miras paylaşım sözleşmesi, soybağını veya mirasçılık sıfatını ortadan kaldıran bir işlem değildir.
Mirasbırakan öldükten sonra mirasçılar terekenin nasıl paylaşılacağı konusunda anlaşabilirler. Bir mirasçının belirli malları alması, diğerinin para alması veya mirasçıların kendi aralarında farklı bir paylaşım düzeni kurması mümkündür. Ancak bu sözleşme geçmişe dönük olarak “bu kişi hiç mirasçı değildi” sonucunu doğurmaz.
Mirastan Yoksunluk ile Mirastan Çıkarma Aynı Şey midir?
Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakanın geçerli bir ölüme bağlı tasarruf yapmasını gerektirir. Mirastan yoksunlukta ise Kanun bazı ağır davranışların sonucunu doğrudan kendisi bağlamıştır.
TMK m. 578’e göre mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı biçimde öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden; onu kasten sürekli biçimde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak hâle getiren; aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla vasiyet yapmaya ya da vasiyetten dönmeye zorlayan veya engelleyen; artık yeniden yapılamayacak bir zamanda ölüme bağlı tasarrufu kasten ortadan kaldıran ya da bozan kişiler mirasçı olamaz ve vasiyet yoluyla da hak kazanamazlar.
Mirasbırakan Kendisini Öldürmeye Çalışan Mirasçıyı Affederse Ne Olur?
Mirastan yoksunluğun dikkat çekici özelliklerinden biri afla ortadan kalkabilmesidir. TMK m. 578 bunu açıkça düzenlemektedir.
Dolayısıyla mirastan yoksunluk sebeplerinden birinin gerçekleşmiş olması her durumda ölüm anına kadar değişmeyecek bir sonuç yaratmaz. Mirasbırakanın hukuken geçerli biçimde affettiği ortaya konulursa yoksunluk ortadan kalkabilir.
Bununla birlikte somut olayda gerçekten af bulunup bulunmadığı ve hangi davranışın affedildiği ayrıca değerlendirilmelidir.
Mirastan Yoksun Olan Kişinin Çocukları da Miras Hakkını Kaybeder mi?
TMK m. 579’a göre mirastan yoksunluk yalnız yoksun olan kişiyi etkiler. Onun altsoyu, yoksun kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi mirasçı olur.
Örneğin oğul babasını kasten öldürmüş ve bu nedenle mirastan yoksun kalmışsa, oğlun çocukları sırf babalarının davranışı nedeniyle dedelerinin mirasından çıkarılmış olmazlar. Şartları varsa babalarının yerine geçerek mirasçı olabilirler.
Bu sonuç mirasçılıktan çıkarmadaki temel mantıkla da uyumludur: ağır yaptırım kural olarak davranışı gerçekleştiren kişiye yönelir; altsoya otomatik olarak yayılmaz.
Borçlu Çocuğun Miras Payını Torunlara Bırakmak İçin Mirastan Çıkarma Yapılabilir mi?
Türk Medeni Kanunu çok özel bir ihtimal için koruyucu mirasçılıktan çıkarma imkânı tanımıştır.
TMK m. 513’e göre hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoy, saklı payının yarısı bakımından mirasçılıktan çıkarılabilir. Ancak mirasbırakanın bu yarıyı çıkarılan kişinin doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi gerekir.
Buradaki amaç çocuğu cezalandırmak değildir. Mirasbırakanın torunlarının menfaatini, ağır borç içinde bulunan altsoyun alacaklılarına karşı belirli ölçüde koruması amaçlanmaktadır.
Bu sebeple TMK m. 513’teki çıkarma, ağır suç veya aile görevlerinin ihlali nedeniyle yapılan cezai nitelikteki mirasçılıktan çıkarmadan farklıdır.
Üstelik miras açıldığı sırada aciz belgesinin artık hükmü kalmamışsa veya belgedeki borç miktarı Kanunda belirtilen seviyeye ulaşmıyorsa çıkarılan kişinin talebi üzerine bu çıkarma iptal edilebilir.
Evlat Edinilen Çocuk Mirasçı Olur mu?
Geçerli bir evlât edinme ilişkisi kurulmuşsa evlâtlık, yalnız nüfusta adı bulunan bir kişi değildir; bunun miras hukuku bakımından da açık sonuçları vardır.
TMK m. 500’e göre evlâtlık ve onun altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olur. Üstelik evlâtlığın kendi biyolojik ailesindeki mirasçılığı da devam eder.
Buna karşılık ilişki aynı şekilde iki yönlü kurulmamıştır. Kanun, evlât edinen ile onun hısımlarının evlâtlığa mirasçı olamayacağını ayrıca düzenlemektedir.
Bu nedenle “evlatlıktan ret” konusu miras bakımından da yanlış anlaşılmaya müsaittir. Geçerli evlât edinme ilişkisi varken evlât edinenin sonradan: “Artık öz çocuğum gibi görmüyorum, mirasçım da olmasın.” demesi TMK m. 500’deki yasal mirasçılığı kendiliğinden sona erdirmez.
Soyadını Değiştirmek Anne, Baba veya Çocukla Akrabalığı Sona Erdirir mi?
Soyadı ile soybağı aynı şey değildir.
Bir kişinin soyadını değiştirmesi, anne veya babasıyla mevcut soybağını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla soyadının değişmesi nedeniyle kişinin anne-babasından mirasçılığı sona ermez; aynı şekilde çocuklarıyla olan hukuki akrabalığı da kaybolmaz.
Bu nedenle aile bireyinin soyadını taşımak istememesi ile o aileye hukuken bağlı olmak birbirinden ayrılmalıdır. İsim ve soyadı kişinin nüfus bilgilerinden biridir; soybağı ise ayrı bir aile hukuku ilişkisidir.
Evlatlıktan Ret Yerine Hangi İşlem Yapılmalıdır?
Ne yapılacağı, kişinin aslında hangi sonucu istediğine bağlıdır.
Aile bireyiyle gerçek soybağı bulunmadığını ileri sürüyorsa, uyuşmazlığın niteliğine göre soybağının reddi, babalık veya nüfus kaydının düzeltilmesi davalarından biri gündeme gelebilir.
Amaç gerçek çocuğu veya başka bir saklı paylı mirasçıyı miras dışında bırakmaksa, TMK m. 510’daki mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin bulunup bulunmadığına bakılır.
Mirasçı kendi isteğiyle ve mirasbırakan henüz hayattayken mirastan vazgeçmek istiyorsa mirastan feragat sözleşmesi yapılabilir.
Mirasbırakan öldükten sonra mirası almak istemeyen kişi ise şartları varsa üç aylık süre içerisinde mirası reddedebilir.
Bu işlemlerin hiçbiri kişinin biyolojik veya hukuki ailesini keyfî biçimde değiştiren bir “evlatlıktan ret” davası değildir.
Sıkça Sorulan Sorular
Çocuğumla yıllardır görüşmüyorum, nüfusumdan sildirebilir miyim?
Gerçek anne veya baba-çocuk ilişkisi mevcutsa yalnız görüşmeme nedeniyle çocuk nüfustan silinemez. Nüfus kaydının düzeltilmesi ancak kaydın gerçeğe aykırı olduğu durumlarda gündeme gelir.
Çocuğumu mirastan tamamen çıkarabilir miyim?
Saklı paylı bir mirasçının saklı payından da mahrum bırakılabilmesi için TMK m. 510’daki ağır suç veya aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlali sebeplerinden birinin bulunması gerekir. Sebebin ölüme bağlı tasarrufta belirtilmesi ve itiraz hâlinde ispatlanabilmesi önemlidir.
Oğlum veya kızım beni aramıyorsa mirastan çıkarabilir miyim?
Sırf görüşmeme veya aramama her olayda yeterli değildir. Davranışın ağırlığı, ne kadar sürdüğü, ağır hastalık döneminde yardım edilip edilmediği ve aile ilişkisinin neden koptuğu birlikte değerlendirilmiştir.
Mirastan çıkardığım çocuğumun çocukları yine mirasçı olur mu?
Geçerli mirasçılıktan çıkarmada, mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmamışsa çıkarılan kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirilir ve onun altsoyu şartları varsa yerine geçer.
Çocuğuma sağlığımda mal verip mirastan feragat ettirebilir miyim?
Mümkündür. TMK m. 528 karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapılmasına izin vermektedir. Ancak işlem miras sözleşmesi olduğundan Kanunun aradığı resmî şekle uygun yapılmalıdır. Karşılıklı feragat aksi kararlaştırılmazsa feragat edenin altsoyunu da etkileyebilir.
Babam öldü, mirasını istemiyorum. Ne kadar sürem var?
Kural olarak miras üç ay içerisinde reddedilebilir. Sürenin hangi tarihten başlayacağı mirasçının yasal veya atanmış mirasçı olmasına ve mirasçılığı ne zaman öğrendiğine göre belirlenir.
Ben mirası reddedersem çocuklarıma geçer mi?
Yasal mirasçılardan birinin reddi hâlinde pay, o kişi miras açıldığında hayatta değilmiş gibi sonraki hak sahiplerine geçer. Bu nedenle bazı durumlarda çocuklar mirasçı hâline gelir. Altsoyun tamamının reddi gibi özel durumlarda ise Kanunda farklı sonuçlar öngörülmüştür.
Babasını öldüren çocuk yine de mirasçı olabilir mi?
TMK m. 578’e göre mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı şekilde öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden kişi mirastan yoksun kalır. Ancak mirasbırakanın affı yoksunluğu ortadan kaldırabilir.
Soyadımı değiştirirsem ailemin mirasçısı olmaktan çıkar mıyım?
Soyadı değişikliği soybağını ve bundan kaynaklanan mirasçılığı ortadan kaldırmaz