İntihara Teşebbüs Boşanma Sebebi midir?

📅 11 Ekim 2017 🔄 Son güncelleme: 07 Şubat 2026

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılarak açılan boşanma davalarında eşlerin davranışları yalnızca kendilerine yönelik sonuçlarıyla değil, evlilik ilişkisine etkileri bakımından da değerlendirilir. Bu noktada intihara teşebbüs, ilk bakışta kişinin kendisine zarar vermesi gibi görünse de, çoğu zaman diğer eş üzerinde yarattığı psikolojik baskı nedeniyle hukuki sonuç doğurabilmektedir.

Yargıtay’ın uygulamasında, eğer ortada tıbbi olarak ortaya konmuş gerçek ve ağır bir psikiyatrik rahatsızlık yoksa, intihar girişimi eşe karşı yöneltilmiş bir baskı aracı olarak kabul edilebilmektedir. Tartışma sırasında ya da evlilik içi uyuşmazlıkların hemen ardından gerçekleşen bu tür eylemler, karşı tarafta korku, endişe ve sorumluluk yükü oluşturur. Bu durum ise evlilik birliğini çekilmez hale getiren davranışlardan sayılmaktadır.

Mahkemeler karar verirken özellikle şu ayrımı yapar: İntihar teşebbüsü bir hastalığın sonucu mu ortaya çıkmıştır, yoksa eşin davranışlarını yönlendirmek, onu suçluluk duygusu altında bırakmak veya ilişkiyi kontrol etmek amacıyla mı gerçekleşmiştir? Eğer ikinci ihtimal söz konusuysa, bu davranış intihar girişiminde bulunan eş aleyhine kusur olarak değerlendirilebilir. Bu kusur belirlemesi; boşanma kararıyla birlikte nafaka ve maddi–manevi tazminat taleplerini de doğrudan etkileyebilir.

İntihara Teşebbüs ve Akıl Hastalığı İddiası Boşanma Davasını Nasıl Etkiler?

İntihara teşebbüs her zaman aynı hukuki sonuca götürmez. Çünkü aile mahkemesi, bu davranışın iradi bir tercih mi yoksa kişinin kontrolü dışında gelişen bir sağlık sorununun sonucu mu olduğunu ayırt etmeye çalışır. Eğer iradi bir terch olarak görürse baskı ve manüplasyon uygulamak için yapılan çirkin bir davranış olarak değerlendirilip intihar eden aleyhinde karar kurulur.

Buna karşılık, gerçekten mevcut bir ruhsal rahatsızlık ve buna ilişkin tedavi belgeleri bulunuyorsa, davalı, davacıyı akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açmaya zorlayabilir. Bunun faydası akıl hastası olan taraf bu eylemi iradi olmadığından kusurlu bulunmayabilir. Karşı tarafın açtığı çekişmeli boşanma davası reddedilebilir.

Zararı akıl hastalığı iradi olmayan eylemler sergileyecek nitelikte ve ağırlıkta değilse işler aleyhine dönebilir.

İntihar Eden Kişi Bu İntiharı Kendi Lehine Bir Delil Olarak Kullanabilir mi?

Kişinin kendi hayatına son vermeye teşebbüs etmiş olması, boşanma davasında otomatik olarak o kişiyi haklı veya mağdur konumuna getirmez. Aile mahkemesi, salt girişimin varlığına bakarak “demek ki karşı taraf kusurlu” şeklinde bir sonuç çıkarmaz.

İlginizi çekebilir:  2026 yılı için nafaka miktarı ne kadar?

Ancak şu ihtimal önemlidir: Eğer karşı taraf intihar vakıasına dayanarak “eşim psikolojik baskı kurdu, manipülasyon yaptı, evliliği çekilmez hale getirdi” diyorsa, intihar eden kişi burada tamamen savunmasız değildir. O zaman kendi lehine olacak şekilde, bu noktaya neden gelindiğini, hangi tartışmaların yaşandığını, kimden kaynaklanan davranışların bulunduğunu ortaya koyarak kusur dengesini değiştirmeye çalışabilir. Yani intihar eyleminin kendisi değil, o eyleme götüren şartlar tartışma konusu yapılır.

Başka bir ifadeyle; intihar girişimi doğrudan bir avantaj sağlamaz ama karşı taraf bunu aleyhe kullanmaya çalışıyorsa, sebeplerini açıklamak ve delillendirmek suretiyle tabloyu tersine çevirmek mümkündür.

İntihara Teşebbüs Nasıl İspatlanır?

Boşanma davalarında bir vakıanın ileri sürülmesi tek başına yeterli değildir; iddia edilen olayın hukuken ispatlanması gerekir. İntihara teşebbüs de çoğu zaman ev içinde, sınırlı kişilerin bilgisi dahilinde yaşandığı için ispatı dikkatle ele alınan bir iddiadır. Mahkemeler, gerçekten böyle bir girişim olup olmadığını ve bunun evlilik birliğine etkisini somut delillerle görmek ister.

Uygulamada en güçlü delillerin başında hastane ve sağlık kayıtları gelir. Acil servis başvuruları, yoğun bakım süreçleri, psikiyatri muayeneleri, doktor raporları ve tedavi belgeleri mahkeme açısından objektif veri niteliğindedir. Özellikle olay tarihleriyle evlilik içindeki tartışmaların zamanlaması örtüşüyorsa, bu kayıtlar kusur değerlendirmesinde önemli rol oynar.

Bir diğer önemli ispat aracı ise tanık beyanlarıdır. Olayı gören, müdahale eden, ambulans çağrıldığını bilen ya da girişim sonrasında tarafların yaşadığı sürece şahit olan kişiler dinlenebilir.

İntihara Teşebbüsten Sonra Birlikte Yaşamaya Devam Etmek Affetme Sayılır mı?

Boşanma hukukunda önemli ilkelerden biri affetmedir. Eşlerden biri diğerinin kusurlu davranışını bilmesine rağmen evliliği sürdürmeyi seçer, birlikte yaşamaya devam eder ve hayatı olağan akışında götürürse, mahkemeler çoğu zaman bu tutumu “bağışlama” olarak yorumlar. Affedilen bir vakıaya dayanarak daha sonra boşanma talep edilmesi ise kural olarak mümkün değildir.

İntihara teşebbüs bakımından da aynı yaklaşım uygulanır. Eğer eş, yaşanan girişimi öğrenmiş, buna rağmen ortak hayatı kesintisiz şekilde sürdürmüş, evlilik düzenini devam ettirmiş ve uzun bir süre sonra bu olayı ileri sürerek dava açmışsa, hâkim bunu affetme olarak değerlendirebilir. Bu durumda geçmişte kalan bu vakıa artık boşanma sebebi yapılamaz.

İlginizi çekebilir:  18 Yaşından Küçük Çocuk Yurt Dışına Nasıl Çıkarılır?

Burada belirleyici olan, olaydan sonra tarafların nasıl davrandığıdır. Kısa süreli zorunlu bir birlikte kalma ile gerçek anlamda evliliği sürdürme iradesi aynı şey değildir. Ancak hayatın normal şekilde devam ettiği, tarafların evlilik birliğini koruma yönünde irade gösterdiği hallerde affetmeden söz edilebilir.

T.C.

Yargıtay

2. Hukuk Dairesi

2015/21970 E.,  2017/726 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden davalının intihara teşebbüs ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 23.01.2017(Pzt.) 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi         2021/4698 E.  ,  2021/6192 K.

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı kadın tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında, ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın lehine aylık 250 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 8000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş, hüküm davacı kadın tarafından tazminat ve yoksulluk nafakası miktarları, davalı erkek tarafından, kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen tazminat ve nafakalara yönelik istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, kusur düzeltilerek, davacı kadının intihara teşebbüs ettiği, evlilikten önce çay sezonunda köye gidileceğini ve çay kesme işinin yapılacağını kabul etmiş olmasına rağmen, sonradan bununla ilgili sorun çıkardığı gerekçesiyle, tarafların eşit kusurlu olduğuna, kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilerek,kadın yararına yoksulluk nafakası 450 TL yükseltilmiştir.
Bu karar davacı kadın tarafından kusur belirmesi, tazminat taleplerinin reddi ve yoksulluk nafakası miktarına yönelik temyiz edilmiştir.
Dosyadaki hastane kayıtlarına göre davacı kadının, 10.02.2017 tarihinde intihara teşebbüs etmiş olduğu, bu olaydan sonra ortak yaşamın devam ettiği, davanında 19.07.2017 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum, önceki yaşanan olaylardan dolayı eşlerin birbirlerini affettiklerini veya en azından hoşgörüyle karşıladıklarını gösterir. Affedilen en azından hoşgörü ile karşılanan eylemin kadına kusur olarak yüklenmesi doğru görülmemiştir.

Yine bölge adliye mahkemesince, kadına kusur olarak yüklenilen “evlilikten önce çay sezonunda köye gidileceğini ve çay kesme işinin yapılacağını kabul etmiş olmasına rağmen, sonradan bununla ilgili sorun çıkardığına” yönelik vakıada dosyadaki deliller kapsamında ispatlanmamış olup, kadına kusur olarak yüklenilemez. Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre erkek tam kusurludur. Bu itibarla, tarafların eşit kusurlu olduklarına hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Davacı kadın yararına TMK m. 174/1-2 koşulları oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 16.09.2021 (Prş.)

Değerlendirme

Yorum yapın