Dava Dilekçesine Süresinde Cevap Verilmezse Ne Olur?

Hukuk davalarında cevap dilekçesi, davalının yalnızca “davayı kabul etmiyorum” dediği bir belge değildir. Davalının olayların gerçekte nasıl gerçekleştiğini kendi açısından açıkladığı, davacının iddialarına karşı hangi vakıalara dayandığını gösterdiği, itiraz ve defilerini ileri sürdüğü ve delillerini bildirdiği temel usul işlemidir. Bu nedenle dava dilekçesinin tebliğinden sonra ilk duruşma tarihini beklemek, savunmanın duruşmada yapılacağını düşünmek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Dava dilekçesine süresinde cevap verilmemesi, davanın otomatik olarak kabul edildiği veya davalının davayı kesin olarak kaybettiği anlamına gelmez. HMK m.128 gereğince süresinde cevap vermeyen davalı, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bununla birlikte davalı, kendi savunmasına dayanak olacak vakıaları ve bunlara ilişkin delilleri süresinde ileri sürmemiş olur. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında davacı tarafından sunulan delilleri tartışabilse de cevap süresinde ileri sürmesi gereken yeni bir savunma vakıasını serbestçe dosyaya getiremez.

Bu ayrım özellikle boşanma, alacak, tazminat, tapu iptali, miras ve iş davalarında önem taşır. Davalı gerçekten haklı olsa dahi, savunmasını kanunun öngördüğü zamanda mahkemeye sunmaması hâlinde sahip olduğu bazı hukuki imkânlardan yararlanamayabilir.

Dava Dilekçesine Cevap Süresi Kaç Gündür?

Yazılı yargılama usulünde dava dilekçesine cevap verme süresi, dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun şekilde tebliğinden itibaren iki haftadır.

Sürenin hesabında ilk duruşma tarihi değil, dava dilekçesinin tebliğ tarihi esas alınır. Mahkemenin duruşmayı üç veya beş ay sonraya vermiş olması, davalıya duruşmaya kadar cevap verme hakkı sağlamaz.

Cevap dilekçesinde davalının savunmasının dayanağı olan vakıaların, bu vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının ve kanunun cevap dilekçesinde ileri sürülmesini istediği usule ilişkin itirazların belirtilmesi gerekir.

Basit yargılama usulünde de cevap süresi iki haftadır. Ancak cevap süresinin uzatılması konusunda yazılı yargılama ve basit yargılama arasında farklılık bulunmaktadır.

Cevap Süresi Ne Zaman Başlar?

Cevap süresinin başlayabilmesi için dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerekir.

Bir kişinin e-Devlet veya UYAP üzerinden hakkında dava açıldığını daha erken görmesi, kural olarak dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğinin yerine geçmez. Aynı şekilde karşı taraftan veya başka bir kişiden dava açıldığının öğrenilmesi de cevap süresini kendiliğinden başlatmaz.

Elektronik tebligatta Tebligat Kanunu m.7/a uygulanır. Elektronik tebligat, elektronik adrese ulaştığı anda değil, ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır. Elektronik tebligatın daha önce açılıp okunması kanundaki bu beş günlük süreyi kısaltmaz.

Fiziki tebligatın usulsüz yapıldığı ileri sürülüyorsa cevap süresinin gerçekten başlayıp başlamadığı ayrıca incelenmelidir. Tebligatın usulsüzlüğü ile usulüne uygun tebligata rağmen cevap süresinin kişinin kusuruyla geçirilmesi birbirinden farklı hukuki sorunlardır.

Dava Dilekçesine Cevap İçin Ek Süre Alınabilir mi?

Yazılı yargılama usulünde cevap dilekçesinin iki haftalık sürede hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olduğu durumlarda davalı, cevap süresi henüz dolmadan mahkemeden ek süre isteyebilir.

HMK m.127 uyarınca mahkeme, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak üzere bir defaya mahsus ve bir ayı geçmemek üzere ek süre verebilir.

Basit yargılama usulünde ise HMK m.317 gereğince verilebilecek ek cevap süresi en fazla iki haftadır.

Ek süre otomatik olarak doğmaz. Davalının süresi içerisinde talepte bulunması ve mahkemenin bu konuda karar vermesi gerekir. İki haftalık cevap süresi tamamen geçtikten sonra olağan ek süre talebiyle kaçırılmış cevap süresinin yeniden başlatılması mümkün değildir.

Cevap Dilekçesi Verilmezse Dava Kabul Edilmiş Sayılır mı?

Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, davayı kabul etmiş sayılmaz.

HMK m.128 gereğince davalı, dava dilekçesindeki vakıaları inkâr etmiş kabul edilir. Bu nedenle davacı, dava dilekçesinde yazdığı olayları ve talebinin dayandığı vakıaları yine ispat etmek zorundadır.

Örneğin davacı bir para alacağının bulunduğunu ileri sürüyorsa davalının hiç cevap vermemiş olması borcun varlığını kendiliğinden kanıtlamaz. Aynı şekilde boşanma davasında davalı cevap vermese bile davacı, dayandığı boşanma sebebini ve davalıya yüklediği olayları ispatlamak zorundadır.

Cevap verilmemesinin ağır sonucu başka noktadadır: Davalı, davacının anlattıklarını yalnız inkâr eden bir konumda kalırken kendi savunmasına temel olacak vakıaları süresinde ileri sürmemiş olur.

Cevap Süresi Kaçırılırsa Yeni Savunma Vakıaları İleri Sürülebilir mi?

Davalının cevap dilekçesinde ileri sürmesi gereken savunma vakıalarını cevap süresi geçtikten sonra serbestçe ileri sürmesi mümkün değildir.

Örneğin davacı borcun hiç ödenmediğini ileri sürmüşse davalının “borcu şu tarihte şu yöntemle ödedim” biçimindeki açıklaması bağımsız bir savunma vakıasıdır. Davalı bu vakıayı cevap süresinde ileri sürmemişse daha sonra dosyaya sokulması savunmanın genişletilmesi yasağı bakımından değerlendirilir.

Benzer biçimde boşanma davasında cevap dilekçesi vermeyen eş, daha sonra ilk defa diğer eşin kendisini aldattığını, şiddet uyguladığını veya hakaret ettiğini ileri sürerek bu olayların kendi lehine kusur vakıası olarak değerlendirilmesini sağlayamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli, 2014/2-695 E., 2016/522 K. sayılı kararında, süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının sonradan davacı eşe kusur olarak yüklenebilecek vakıaları ileri sürmesi ve bunlara ilişkin deliller bildirmesi kabul edilmemiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.06.2017 tarihli, 2016/19615 E., 2017/7526 K. sayılı kararında da cevap dilekçesini süresinde vermeyen davalının daha sonra ileri sürdüğü vakıa ve delillere dayanılarak karşı tarafa kusur yüklenmesi doğru bulunmamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2017 tarihli, 2015/23841 E., 2017/3729 K. sayılı kararında da aynı yönde, süresinde cevap verilmemesine rağmen sonradan ileri sürülen savunma vakıalarının kusur belirlemesinde kullanılması bozma nedeni yapılmıştır.

Cevap Süresi Kaçırılırsa Yetki İtirazı Yapılabilir mi?

Yetki itirazı gibi ilk itirazların cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Kesin yetkinin bulunmadığı uyuşmazlıklarda davalı, yetki itirazını süresinde cevap dilekçesinde ileri sürmezse bu itirazı daha sonra yapamaz.

Bu nedenle özellikle davanın yanlış yerde açıldığını düşünen davalının cevap süresini bekletmemesi önemlidir.

Kesin yetki hâlleri bundan farklıdır. Mahkemenin kesin yetkili olması gereken bir uyuşmazlıkta bu husus mahkeme tarafından da dikkate alınabilir.

Zamanaşımı savunması ise yetki itirazı gibi bir ilk itiraz değildir. Bununla birlikte cevap süresinden sonra ilk defa ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi yasağı bakımından ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle zamanaşımı definin de mümkün olduğunca cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir.

Cevap Süresi Kaçırılırsa Zamanaşımı Defi ve Usule İlişkin İtirazlar İleri Sürülebilir mi?

Cevap süresinin geçirilmesinin önemli sonuçlarından biri, bazı def’i ve ilk itirazların sonradan artık ileri sürülememesidir. Ancak zamanaşımı defi ile usule ilişkin ilk itirazlar aynı hukuki rejime tabi değildir.

Zamanaşımı, mahkemenin kendiliğinden dikkate aldığı bir dava şartı değildir. Davalı tarafından ileri sürülmesi gereken bir def’idir. Bu nedenle kural olarak cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Cevap dilekçesi hiç verilmemiş veya zamanaşımı süresinde ileri sürülmemişse, yargılamanın ilerleyen aşamasında zamanaşımı definin ileri sürülebilmesi savunmanın genişletilmesi yasağına tabidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.01.2015 tarihli, 2013/7930 E., 2015/792 K. sayılı kararında, cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş veya süresinde cevap dilekçesi verilmemişse, sonradan ileri sürülen zamanaşımı definin ancak karşı tarafın açık muvafakatiyle dikkate alınabileceği kabul edilmiştir. Daire ayrıca zamanaşımı definin, şartları varsa cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla da ileri sürülebileceğini belirtmiştir.

Aynı yaklaşım Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 27.11.2018 tarihli, 2016/22662 E., 2018/25619 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Kararda, cevap süresinden sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacının yalnız sessiz kalmasının yeterli olmadığı; HMK döneminde açık muvafakat gerektiği belirtilmiştir.

Dava konusu sonradan ıslah veya talep artırım yoluyla artırılmışsa durum ayrıca değerlendirilir. Artırılan kısım bakımından davalıya yeni zamanaşımı defi imkânı doğabilir. Bu, ilk dava dilekçesine karşı süresinde ileri sürülmeyen zamanaşımı definden farklıdır.

Yetki ve Tahkim İtirazları Cevap Süresi Geçtikten Sonra İleri Sürülebilir mi?

HMK m.116 ve m.117 uyarınca kesin yetki bulunmayan hâllerde yetki itirazı ile tahkim itirazı ilk itiraz niteliğindedir ve cevap dilekçesinde ileri sürülmeleri zorunludur. Süresinde cevap dilekçesinde ileri sürülmezlerse daha sonra dinlenmezler.

Nitekim Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2024/3107 E., 2024/6807 K. sayılı kararında, kesin olmayan yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiği; süresinde ve usulüne uygun yetki itirazı bulunmazsa davanın açıldığı mahkemenin yetkili hâle geleceği kabul edilmiştir.

Tahkim itirazında da aynı kural geçerlidir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarihli, 2019/3450 E., 2020/1932 K. sayılı kararında, geçerli tahkim sözleşmesi bulunmasına rağmen tahkim itirazı cevap süresinde ileri sürülmediği için sonradan dikkate alınamayacağı kabul edilmiştir.

Bir başka önemli nokta da HMK m.131’dir. Davalı cevap dilekçesini cevap süresi dolmadan önce vermişse, cevap süresi henüz devam ediyor olsa bile daha sonra ayrı bir dilekçeyle ilk itiraz ileri süremez. İlk itirazların ilk cevap dilekçesinde yer alması gerekir.

Kesin Yetki ile Kesin Olmayan Yetki Aynı Değildir

Kesin yetki bulunan davalarda mahkeme yetkiyi davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırır ve taraflar da yetkisizlik durumunu her zaman ileri sürebilir. Buna karşılık kesin olmayan yetkide itiraz cevap dilekçesinde yapılmazsa hak kaybedilir.

Bu nedenle “cevap süresi geçti, artık hiçbir yetki itirazı yapılamaz” şeklindeki ifade de eksik olur. Kesin yetki hâlleri bundan ayrıdır.

Cevap süresinin kaçırılması bakımından temel ayrım şöyledir: zamanaşımı gibi def’iler savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olarak sonradan ancak açık muvafakat veya usulüne uygun ıslah gibi yollarla gündeme gelebilirken, kesin olmayan yetki ve tahkim gibi ilk itirazlar cevap dilekçesinde ileri sürülmezse kural olarak tamamen kaybedilir.

Cevap Dilekçesi Vermeyen Davalı Delil Sunabilir mi?

Kural olarak tarafların dayandıkları delilleri kanunun öngördüğü aşamada bildirmeleri gerekir. Cevap dilekçesi vermeyen davalı, savunmasının dayandığı vakıaları ve bunların delillerini süresinde bildirmemiş olur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli, 2014/2-695 E., 2016/522 K. sayılı kararında, süresinde cevap dilekçesi vermeyen ve delillerini bildirmeyen davalının daha sonra kendi savunma vakıalarının ispatına yönelik delil bildirmesi kabul edilmemiştir.

Bununla birlikte HMK m.145’in öngördüğü istisna ayrıca dikkate alınmalıdır. Bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa mahkeme o delilin sonradan sunulmasına izin verebilir.

HMK m.145, cevap süresini kaçıran davalıya sınırsız biçimde yeni vakıa ve delil sunma imkânı vermez. Özellikle cevap süresinde hiç ileri sürülmemiş yeni bir savunma vakıasının, yalnız o vakıaya ilişkin belge sonradan sunularak davaya sokulması mümkün değildir.

Cevap Vermeyen Davalı Duruşmaya Katılıp Savunma Yapabilir mi?

Cevap dilekçesi vermeyen davalı davanın tarafı olmaya devam eder. Duruşmalara katılabilir ve davacının iddialarının kanıtlanmadığını savunabilir.

Davacının sunduğu belgenin iddia edilen hukuki sonucu doğurmadığını açıklayabilir, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu ileri sürebilir, bilirkişi raporundaki hesaplama hatalarına veya teknik eksikliklere itiraz edebilir.

Bununla birlikte bu savunmanın sınırı, davacının ileri sürdüğü vakıaların inkârı ve bunların ispatlanıp ispatlanmadığının tartışılmasıdır.

Cevap süresi geçtikten sonra davalı kendi lehine tamamen yeni bir olay örgüsü kuramaz.

Davalının duruşmaya giderek “davayı kabul etmiyorum” demesi de süresinde verilmesi gereken cevap dilekçesinin yerini tutmaz. Zaten HMK m.128 gereğince davayı inkâr etmiş sayılmaktadır.

Davacının Tanıklarına ve Diğer Delillerine İtiraz Edilebilir mi?

Cevap dilekçesi verilmemesi, davacının sunduğu bütün delillerin doğru kabul edileceği anlamına gelmez.

Davalı, davacı tanığının anlatımının çelişkili olduğunu, tanığın olayı bizzat görmediğini, belgenin dava konusu vakıayı kanıtlamadığını veya davacının ispat yükünü yerine getiremediğini ileri sürebilir.

Burada da yeni vakıa yaratılmaması gerekir. Davacının tanığını çürütmek ile cevap süresinde hiç ileri sürülmemiş bağımsız bir savunma olayını ilk kez tanık sorgusu sırasında ileri sürmek aynı şey değildir.

Cevap Vermeyen Davalı Bilirkişi Raporuna İtiraz Edebilir mi?

Cevap dilekçesine süresinde cevap verilmemiş olması, yargılama sırasında daha sonra düzenlenen bilirkişi raporuna karşı itiraz hakkını tamamen ortadan kaldırmaz.

Davalı raporun dosyadaki mevcut delillere aykırı olduğunu, yanlış hesap yapıldığını, bilirkişinin görev alanını aştığını veya incelemenin eksik olduğunu ileri sürebilir.

HMK m.281 uyarınca bilirkişi raporuna karşı itiraz süresi raporun tebliğinden itibaren iki haftadır.

İtirazın hazırlanması teknik veya özel bir çalışma gerektiriyorsa, iki haftalık süre içerisinde talep edilmek şartıyla mahkeme bir defaya mahsus olmak üzere en fazla iki hafta ek süre verebilir.

Bilirkişi raporuna yapılan itiraz adı altında cevap süresinde ileri sürülmemiş yeni bir savunma vakıasının dosyaya sokulması ise mümkün değildir.

Cevap Süresini Kaçıran Davalı Boşanmak İstemiyorsa Ne Yapabilir?

Boşanmak istemeyen davalının kendi adına boşanma talebi bulunmadığından ayrıca karşı boşanma davası açmasının bir gereği yoktur. Davalının amacı, kendisine karşı açılan boşanma davasının reddini sağlamaktır.

Cevap süresini kaçırmışsa HMK m.128 gereğince davacının dava dilekçesindeki vakıalarını inkâr etmiş sayılır. Davacının ileri sürdüğü olayların ispatlanamadığını, tanıkların anlatımlarının yeterli olmadığını veya ispatlanan olayların hukuken boşanma sebebi oluşturmadığını ileri sürebilir.

Ancak kendi lehine yeni kusur vakıaları ileri süremez.

Örneğin cevap süresini kaçıran davalı eşin sonradan “Davacı beni aldattı, bana hakaret etti ve ailesiyle birlikte bana kötü davrandı.” şeklindeki olayları ilk defa ileri sürüp bunlara dayanarak davacıyı kusurlu hâle getirmesi mümkün değildir.

Davalının cevap vermemiş olması davacının boşanma davasını mutlaka kazanacağı anlamına da gelmez. Boşanmayı isteyen eş, dava dilekçesinde dayandığı olayları yine ispatlamak zorundadır. İspat gerçekleşmezse davalı süresinde cevap vermemiş olsa dahi dava reddedilebilir.

Cevap Süresini Kaçıran Davalı Kendisi de Boşanmak İstiyorsa Ne Yapabilir?

Davalı da evliliğin sona ermesini istiyor ve davacı eşe karşı kendisinin dayanacağı bağımsız boşanma vakıaları bulunuyorsa hukuki durum farklıdır.

Cevap süresinin kaçırılması, kişinin bağımsız dava açma hakkını ortadan kaldırmaz. Evlilik devam ettiği sürece kendi boşanma sebeplerine dayanarak ayrı bir boşanma davası açabilir.

Bu dava, ilk davada kaçırılmış cevap dilekçesinin yerine geçmez. İlk dava bakımından cevap verilmemesinden doğan usul sonuçları devam eder. Yeni boşanma davasında ise davacı sıfatıyla kendi vakıalarını ve delillerini ileri sürebilir.

İki dava arasında bağlantı bulunduğundan HMK m.166 koşullarının oluşması hâlinde dosyaların birleştirilerek birlikte görülmesi mümkündür.

Bu nedenle “cevap süresini kaçıran herkes karşı dava açsın” şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Davalı boşanmayı istemiyorsa ayrı boşanma davası açması anlamsızdır; kendisi de boşanmak istiyor ve dayanacağı bağımsız olayları bulunuyorsa ayrı dava seçeneği gündeme gelir.

Süresinden Sonra Karşı Boşanma Davası Açılırsa Ne Olur?

HMK m.133 uyarınca karşı dava, cevap dilekçesiyle veya cevap süresi içerisinde ayrı bir dilekçeyle açılır. Cevap süresi geçtikten sonra açılan karşı dava, süresinde açılmış karşı dava olarak kabul edilmez ve kural olarak ayrılması gerekir.

Ancak özellikle boşanma davalarında ayrılan dava ile ilk dava arasında güçlü bir bağlantı bulunduğundan HMK m.166 kapsamında yeniden birleştirme gündeme gelebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli, 2023/5411 E., 2024/4066 K. sayılı kararında, cevap ve karşı dava dilekçesi süresinden sonra verilmiş olmasına rağmen geç açılan karşı boşanma davasının HMK m.133 uyarınca ayrılması, ardından bağlantı nedeniyle HMK m.166 kapsamında asıl boşanma davasıyla birleştirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Somut olayda davaların birlikte görülmesi usul ekonomisi bakımından sonuca etkili bir usul hatası olarak kabul edilmemiştir.

Bu nedenle cevap süresinden sonra bir boşanma talebinin ileri sürülmesi ile süresinde açılmış teknik anlamdaki karşı dava aynı şey değildir.

İlk Boşanma Davasında Karar Verilmişse İkinci Boşanma Davası Açılamaz mı?

Boşanma hükmü kesinleşmeden evlilik hukuken sona ermez. Bu nedenle ilk boşanma davasında karar verilmiş olması, karar henüz kesinleşmemişse diğer eşin her durumda yeni bir boşanma davası açamayacağı anlamına gelmez.

Sonradan açılan davanın ilk dava ile bağlantısı ve iki dosyanın birlikte değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği somut yargılama aşamasına göre belirlenir.

Burada da ikinci dava, ilk dosyada süresinde verilmemiş cevap dilekçesini geriye dönük olarak geçerli hâle getirmez. Her dava kendi vakıa ve delilleri çerçevesinde değerlendirilir.

Cevap Süresi Kaçırılmışsa Eski Hâle Getirme İstenebilir mi?

HMK m.95 uyarınca taraf, kendi kusuru olmaksızın kanunda belirlenen veya hâkim tarafından kesin olarak verilen süre içerisinde işlemi yapamamışsa eski hâle getirme talebinde bulunabilir.

Bu yol, cevap süresini kaçırmış herkes için kullanılabilecek ikinci bir ek süre değildir.

Davayı önemsememek, hukuki sürenin bilinmemesi, tebligatı geç açmak, yoğun çalışmak veya avukat bulmakta gecikmek kural olarak eski hâle getirme sebebi oluşturmaz.

Buna karşılık kişinin cevap dilekçesi vermesini gerçekten imkânsızlaştıran ağır ve ani sağlık problemi, doğal afet veya kendi kontrolü dışındaki başka ciddi engeller somut olayın özelliklerine göre eski hâle getirme sebebi olabilir.

Eski Hâle Getirme Talebi Hangi Sürede Yapılmalıdır?

HMK m.96 gereğince eski hâle getirme talebi, işlemin yapılmasını engelleyen sebebin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde ileri sürülmelidir.

Ayrıca kaçırılmış usul işleminin de yapılması gerekir. Cevap dilekçesini kusuru olmaksızın veremeyen davalı, eski hâle getirme talebiyle birlikte cevap dilekçesini de sunmalıdır.

Tebligat usulsüz yapılmışsa mesele farklıdır. Usulsüz tebligatta öncelikle Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ve gerçek öğrenme tarihi değerlendirilir. Usulsüz tebligat problemi otomatik olarak eski hâle getirme talebine dönüştürülmemelidir.

Dava Dilekçesi Eski Adrese veya Muhtara Tebliğ Edildiyse Cevap Süresi Geçmiş Olabilir mi?

Tebligatın muhtara bırakılmış olması tek başına tebligatın mutlaka geçerli olduğu anlamına gelmez. Tebligat Kanunu’nun ilgili maddesinde öngörülen işlemlerin usulüne uygun yerine getirilmiş olması gerekir.

Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine yapılan tebligatlarda da özel usul uygulanır.

Bu nedenle cevap süresinin geçtiği düşünülen dosyada yalnız UYAP’taki tebliğ tarihine bakmak yerine, gerekirse tebliğ mazbatasının nasıl düzenlendiği incelenmelidir.

Tebligat gerçekten usulsüzse Tebligat Kanunu m.32 kapsamında muhatabın tebligatı fiilen öğrendiği tarih önem kazanabilir.

Cevap Süresi Adli Tatile Rastlarsa Ne Olur?

Adli tatilde hukuk davalarındaki bütün sürelerin otomatik olarak durduğu söylenemez.

HMK m.104 uyarınca adli tatile tabi dava ve işlerde kanunun belirlediği sürenin son günü adli tatil dönemine rastlıyorsa süre, ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin sona erdiği tarihten itibaren bir hafta uzamış sayılır.

Adli tatilde görülen dava ve işlere ilişkin istisnalar da bulunduğundan, temmuz veya ağustos ayında tebliğ edilen dava dilekçelerinde süre somut dosyanın niteliğine göre hesaplanmalıdır.

Cevap Süresi Kaçırıldıktan Sonra Avukat Tutulursa Ne Değişir?

Avukatın cevap süresi geçtikten sonra dosyaya girmesi, geçmiş süreyi yeniden başlatmaz.

Ancak sürenin gerçekten geçip geçmediğinin, tebligatın usulüne uygun olup olmadığının, eski hâle getirme şartlarının bulunup bulunmadığının ve bundan sonra kullanılabilecek savunma imkânlarının değerlendirilmesi mümkündür.

Ayrıca bilirkişi raporlarına itiraz, karşı tarafın delillerinin değerlendirilmesi, kanun yolu başvuruları ve sonraki usul sürelerinin kaçırılmaması bakımından dosyanın hukuki olarak takip edilmesi önemini korur.

Cevap süresinin geçirilmesi bir hak kaybı yaratmış olsa da, bunun ardından yapılacak yeni usul hataları daha ağır sonuç doğurabilir.

Cevap Dilekçesine Süresinde Cevap Verilmemesinin Yargıtay Uygulamasındaki Sonucu

Yargıtay kararlarında temel ayrım, davalının cevap vermemesi nedeniyle davayı kabul etmiş sayılması ile kendi savunma vakıalarını ileri sürme hakkını zamanında kullanmamış olması arasındadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli, 2014/2-695 E., 2016/522 K. sayılı kararında, cevap vermeyen davalının yeni kusur vakıaları ve bunların delillerini sonradan ileri sürmesine izin verilmemiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.06.2017 tarihli, 2016/19615 E., 2017/7526 K. sayılı kararında, süresinde cevap vermeyen davalının sonradan ileri sürdüğü vakıaların ve delillerin karşı tarafa kusur yüklenmesinde kullanılması bozma nedeni yapılmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.04.2017 tarihli, 2015/23841 E., 2017/3729 K. sayılı kararında da cevap süresinden sonra ortaya atılan savunma vakıalarına dayanılarak kusur belirlenmesi doğru bulunmamıştır.

Buna karşılık davacının ispat yükü devam eder. Davalı cevap vermese bile mahkeme davacının iddiasını kanıtlayıp kanıtlamadığını incelemek zorundadır. Özellikle boşanma davalarında cevap vermeyen davalı yalnız “boşanmak istemiyorum, dava reddedilsin” diyebilir ve davacının iddialarını ispatlayamadığını savunabilir. Kendi lehine yeni kusur olayları ileri sürmesi ise farklıdır.

Süresinden sonra boşanma talebi ileri sürülen durumlarda da Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli, 2023/5411 E., 2024/4066 K. sayılı kararı, geç açılan karşı davanın HMK m.133 ve bağlantılı davaların birleştirilmesinin HMK m.166 çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Dava dilekçesine cevap süresi bu nedenle basit bir şekil şartı değildir. Davalının hangi vakıaları ileri sürebileceğini, hangi delillere dayanabileceğini ve yargılama boyunca hangi savunma alanına sahip olacağını doğrudan etkileyen temel usul süresidir.

Bu içeriği paylaş
WhatsAppLinkedInXE-posta
İLGİLİ İÇERİKLER

Bu Konuda Devam Edin

WhatsApp'tan Yazın