Sözleşme hazırlanırken asıl amaç, tarafların anlaştığı konuları uzun bir metne dönüştürmek değildir. İyi hazırlanmış bir sözleşme, işlerin planlandığı gibi gitmediği anda ne olacağını da önceden belirler. Ödeme yapılmazsa hangi hakların kullanılacağı, sözleşmenin hangi hâllerde sona erdirilebileceği, gecikmenin sonucu, cezai şart, teminatlar, gizlilik, yetkili mahkeme, üçüncü kişilere devir ve sözleşme sona erdiğinde devam edecek yükümlülükler çoğu zaman uyuşmazlığın sonucunu belirleyen hükümlerdir.
Samsun’da sözleşmeler hukukuna ilişkin hukuki destek; yalnızca yeni bir sözleşmenin hazırlanmasını değil, karşı tarafça gönderilen metnin incelenmesini, riskli hükümlerin değiştirilmesini, sözleşme müzakeresini, ek protokol hazırlanmasını, mevcut sözleşmenin fesih veya uyarlama imkânlarının değerlendirilmesini ve sözleşmeye aykırılıktan doğan davaların yürütülmesini de kapsar.
Ticari sözleşmeler, internet sitesi ve e-ticaret metinleri, yazılım ve hizmet sözleşmeleri ile miras hukukuna ilişkin sözleşmeler aynı genel sözleşme kurallarından etkilenmekle birlikte birbirinden oldukça farklı riskler taşır. Bir şirketler arası tedarik sözleşmesinde kabul edilebilir olan hüküm, tüketiciyle kurulan mesafeli satış sözleşmesine aynen konulamaz. Benzer biçimde sıradan bir yazılı sözleşmeyle kurulabilecek ilişki ile miras sözleşmesi veya mirastan feragat sözleşmesi aynı şekil şartlarına tabi değildir.
Sözleşme İmzalanmadan Önce Avukat İncelemesi Neden Önemlidir?
Sözleşme uyuşmazlıklarının önemli bir kısmında taraflar sözleşmenin ne anlama geldiğini dava çıktıktan sonra tartışmaya başlar. Oysa dava sırasında karşılaşılan sorunların çoğu, sözleşme imzalanmadan önce birkaç cümlenin farklı kurulmasıyla önlenebilir.
Örneğin uzun süreli bir hizmet sözleşmesinde taraflardan birine herhangi bir gerekçe göstermeden fesih hakkı tanınmış, diğer taraf için ise yüksek bir cezai şart öngörülmüş olabilir. Satış sözleşmesinde ödeme tarihi belirlenmiş ancak malın ne zaman ve hangi şartlarda teslim edilmiş sayılacağı açıklanmamış olabilir. Distribütörlük sözleşmesinde belli bir bölge için münhasırlık verildiği düşünülürken metin, üreticinin aynı bölgede doğrudan satış yapmasına engel olmayabilir.
Bir sözleşmeyi incelerken yalnızca hukuka aykırı madde bulunup bulunmadığına bakmak yeterli değildir. Hükmün ekonomik sonucu, taraflar arasındaki güç dengesi ve sözleşmenin fiilen nasıl uygulanacağı da değerlendirilmelidir. Hukuken geçerli olan bir hüküm, taraflardan biri için ticari açıdan kabul edilemeyecek kadar ağır olabilir.
Hazır Sözleşme Kullanmak Yeterli midir?
İnternetten bulunan veya daha önce başka bir işlemde kullanılan sözleşmenin isimleri değiştirilerek tekrar kullanılması, özellikle ticari ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilir.
Aynı sektörde faaliyet gösteren iki şirketin dahi ödeme sistemi, teslim şekli, müşteri çevresi, sorumluluk paylaşımı, fikrî hakları ve sözleşmeyi sona erdirme beklentileri farklı olabilir. Bir tedarik sözleşmesinde kritik olan stok ve teslim süresi iken, yazılım sözleşmesinde veri güvenliği, hizmet seviyesi, yazılımın kullanılabilirliği ve fikrî mülkiyet hakları ön plana çıkar.
Hazır metinlerin başka bir sorunu da birbiriyle çelişen hükümlerdir. Sözleşmenin bir maddesinde taraflara otuz gün önceden bildirimle fesih hakkı verilirken başka bir maddede iki yıllık sürenin hiçbir şekilde sona erdirilemeyeceği yazılabilmektedir. Uyuşmazlık çıktığında sorun yalnızca kötü bir cümlenin bulunması değil, hangi hükmün uygulanacağının tartışmalı hâle gelmesidir.
Sözleşme Hazırlama ve Sözleşme Müzakeresi
Sözleşme hazırlanırken önce tarafların gerçekte ne yapmak istediğinin ortaya konulması gerekir. İşin kapsamı net değilse ayrıntılı bir sözleşme hazırlanmış olması tek başına koruma sağlamaz.
Özellikle ticari sözleşmelerde bedelin nasıl hesaplanacağı, ödeme zamanı, teslim veya hizmetin kabul şartları, gecikmenin sonucu, tarafların bildirim yükümlülükleri, sözleşmenin süresi, yenilenme biçimi, fesih sebepleri, cezai şart, teminat, gizlilik, kişisel veriler, fikrî haklar ve uyuşmazlık çözüm yöntemi birlikte ele alınmalıdır.
Karşı tarafın hazırladığı metnin değiştirilmesi de sözleşme sürecinin doğal parçasıdır. Bir sözleşmenin gönderilmiş olması, hükümlerinin tartışmaya kapalı olduğu anlamına gelmez. Özellikle yüksek bedelli veya uzun süreli ticari ilişkilerde riskli maddelerin imzadan önce müzakere edilmesi, uyuşmazlık çıktıktan sonra geçersizlik veya yorum tartışmasına girmekten çok daha güvenlidir.
Samsun Ticari Sözleşmeler Avukatı
Şirketler ve tacirler arasındaki sözleşmelerde yalnızca Türk Borçlar Kanunu değil, Türk Ticaret Kanunu ve uyuşmazlığın niteliğine göre başka özel kanunlar da uygulanabilir.
Tedarik, bayilik, distribütörlük, franchise, hizmet, danışmanlık, eser, üretim, lojistik, gizlilik, yazılım, lisans, ortaklık ve hisse devri sözleşmelerinin her biri farklı bir ticari ilişkiyi düzenler. Tarafların tacir olması da bazı hükümlerin uygulanmasında önem taşır.
Özellikle cezai şart bakımından tüketici veya sıradan bir gerçek kişi ile tacirin durumu aynı değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca tacir, kural olarak yalnızca cezanın aşırı olduğu gerekçesiyle sözleşme cezasının indirilmesini isteyemez. Yargıtay uygulamasında tacirin ekonomik varlığını ortadan kaldıracak ağırlıktaki cezai şartlar ayrıca değerlendirilmekle birlikte, ticari sözleşmeye yüksek miktarda cezai şart konulmasının hafife alınması doğru değildir.
Bu sebeple şirketler arasındaki sözleşmede “nasıl olsa mahkeme indirir” düşüncesiyle cezai şart kabul edilmesi ciddi mali sonuç doğurabilir.
Bayilik ve Distribütörlük Sözleşmeleri
Bayilik ve distribütörlük ilişkilerinde uyuşmazlık çoğu zaman ürünün fiyatından değil, satış bölgesi ve sözleşmenin sona ermesinden çıkar.
Belirli bir il veya bölgede tek satıcı olacağı düşüncesiyle yatırım yapan işletmenin sözleşmesinde gerçek anlamda münhasırlık bulunmayabilir. Üreticinin internet üzerinden doğrudan satış yapıp yapamayacağı, aynı bölgede başka bayiye ürün verip veremeyeceği veya büyük müşterilere doğrudan ulaşmasının mümkün olup olmadığı ayrıca düzenlenmelidir.
Sözleşme sona erdiğinde elde kalan stokların ne olacağı da başlangıçta kararlaştırılmalıdır. Bayinin elinde yüksek miktarda ürün kalmışken sözleşmenin bir anda feshedilmesi, stokların geri alınmasına ilişkin hüküm yoksa ciddi zarar yaratabilir.
Müşteri çevresi, marka kullanımı, reklam giderleri, satış hedefleri, iskonto oranları, rekabet yasağı ve fesih sonrası yükümlülükler bu sözleşmelerde birlikte değerlendirilmelidir.
Müteahhitlik ve İnşaat Sözleşmeleri
İnşaat işlerinde uyuşmazlık çoğu zaman iş başladıktan sonra değil, sözleşme hazırlanırken bırakılan boşluklardan doğar. Yapılacak işin kapsamı, kullanılacak malzeme, teslim tarihi, ödeme sistemi, hakedişler, projede sonradan yapılacak değişiklikler, gecikmenin sonucu, cezai şart, eksik veya ayıplı işlerin nasıl giderileceği ve sözleşmenin hangi hâllerde sona erdirilebileceği açık biçimde düzenlenmediğinde taraflar aynı sözleşmeyi farklı şekilde yorumlayabilir.
Müteahhitlik sözleşmeleri tek tip değildir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, götürü bedelli eser sözleşmeleri, birim fiyat üzerinden kurulan inşaat sözleşmeleri, anahtar teslim yapım işleri, taşeronluk sözleşmeleri ve kapsamlı tadilat sözleşmeleri farklı riskler taşır. Bu nedenle başka bir proje için hazırlanmış sözleşmenin isimleri değiştirilerek kullanılması, özellikle yüksek bedelli inşaat işlerinde ciddi sorunlara yol açabilir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde müteahhide devredilecek arsa paylarının hangi aşamada devredileceği, bağımsız bölümlerin nasıl paylaşılacağı, ruhsat ve proje işlemlerinden kimin sorumlu olduğu, inşaatın hangi tarihte tamamlanacağı ve gecikmenin ne sonuç doğuracağı baştan belirlenmelidir. Müteahhide arsa paylarının işin başında topluca devredilmesi ile inşaatın ilerleme seviyesine bağlı olarak kademeli devir yapılması arsa sahibi açısından aynı riski taşımaz.
Anahtar teslim veya götürü bedelli işlerde de bedelin kapsamı açık olmalıdır. Sözleşmenin götürü bedel üzerinden yapılmış olması, yüklenicinin ortaya çıkan her maliyet artışını iş sahibinden ayrıca isteyebileceği anlamına gelmez. Buna karşılık sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü ve öngörülemeyen şartların ifayı aşırı derecede güçleştirmesi hâlinde Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin hükümleri gündeme gelebilir.
İnşaat devam ederken projeye ilave işler eklenmesi de sık rastlanan uyuşmazlıklardandır. Taraflardan biri yapılan işin ana sözleşmeye dahil olduğunu, diğeri ise ayrıca ücretlendirilmesi gereken ek iş bulunduğunu ileri sürebilir. İlave işin kapsamının, bedelinin ve teslim süresine etkisinin ek protokolle belirlenmesi, daha sonra çıkabilecek hakediş ve alacak uyuşmazlıklarının önlenmesi bakımından önem taşır.
Eksik veya ayıplı imalatlarda teknik şartname, proje, keşif, hakediş belgeleri, teslim tutanakları, şantiye yazışmaları ve yapılan bildirimler önem kazanır. İş tamamlandıktan sonra ayıpların başka bir yükleniciye giderilmesi planlanıyorsa, mevcut durum ortadan kalkmadan önce gerektiğinde delil tespiti yaptırılması ilerideki ispat sorunlarını önleyebilir.
Müteahhidin işi yarım bırakması, teslim tarihini geçirmesi, sözleşmeye aykırı malzeme kullanması, hakedişin ödenmemesi, iş sahibinin projeyi tek taraflı değiştirmesi, yüklenicinin ek bedel istemesi, taşeronların alacakları ve sözleşmenin feshi de inşaat sözleşmelerinde ayrıca değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklardır. Müteahhitlik sözleşmesi hazırlanırken yalnızca işin nasıl yapılacağı değil, iş planlandığı gibi gitmezse tarafların hangi haklara sahip olacağı da açık biçimde düzenlenmelidir.
Franchise Sözleşmeleri
Franchise ilişkisinde bir işletme yalnızca markayı kullanmaz; çoğu zaman işletme modeli, dekorasyon, ürün tedariki, yazılım sistemi ve satış yöntemleri bakımından da belirli bir sisteme dahil olur.
Giriş bedeli, sürekli franchise bedeli, reklam katkı payı, zorunlu tedarikçiler, bölge koruması, eğitim yükümlülüğü ve denetim yetkisi açık biçimde yazılmadığında taraflar arasındaki ilişki kısa sürede uyuşmazlığa dönüşebilir.
Sözleşmenin sona ermesi hâlinde markanın kullanımının durdurulması, tabelaların kaldırılması, müşteri verilerinin akıbeti ve rekabet yasağının kapsamı da başlangıçta belirlenmelidir. Özellikle rekabet yasağının süre ve bölge bakımından ölçüsüz şekilde düzenlenmesi ileride ayrıca tartışma yaratabilir.
Ortaklık ve Hisse Devir Sözleşmeleri
Şirkette hisse devri yalnızca payın bedeli konusunda anlaşmaktan ibaret değildir. Devralınan şirketin geçmiş borçları, vergi ve SGK riskleri, devam eden davalar, üçüncü kişilere verilen teminatlar, ortaklara olan borçlar ve şirket varlıkları devir bedelini doğrudan etkiler.
Hisse devir sözleşmesinde satıcının şirketin geçmişine ilişkin hangi beyan ve garantileri verdiği, bu beyanların doğru çıkmaması hâlinde ne kadar süreyle sorumlu olacağı ve tazminatın nasıl hesaplanacağı önem taşır.
Şirkette ortaklık devam edecekse ayrıca ortaklar sözleşmesi yapılması gündeme gelebilir. Yönetim hakkı, karar nisapları, yeni sermaye ihtiyacı, kâr dağıtımı, payların üçüncü kişilere satışı, diğer ortaklara öncelik hakkı ve ortaklığın çıkmaza girmesi hâlinde uygulanacak yöntem baştan düzenlenmediğinde, iyi başlayan ticari ortaklık şirketin faaliyetini durduracak seviyede bir anlaşmazlığa dönüşebilir.
Gizlilik Sözleşmesi ve Ticari Sırların Korunması
Gizlilik sözleşmesi yalnızca “taraflar öğrendikleri bilgileri açıklayamaz” cümlesinden oluşmamalıdır.
Hangi bilginin gizli sayıldığı, daha önce kamuya açık olan bilgilerin kapsam dışında kalıp kalmadığı, çalışan ve danışmanlarla paylaşım şartları, gizli bilgilerin ne kadar süre korunacağı ve sözleşme bittikten sonra belgelerin nasıl iade veya imha edileceği belirlenmelidir.
Özellikle yatırım görüşmeleri, şirket satın alma süreçleri, yazılım projeleri, üretim teknikleri ve müşteri listelerinin paylaşılması öncesinde gizlilik yükümlülüğünün açık şekilde kurulması önem taşır.
Gizlilik sözleşmesindeki cezai şartın miktarı da yapılan işin ekonomik büyüklüğüyle birlikte değerlendirilmelidir. Gerçek zararın ispatının güç olduğu alanlarda cezai şart güçlü bir koruma sağlayabilir; ancak ölçüsüz ve yanlış kurulmuş bir hüküm uyuşmazlığı azaltmak yerine büyütebilir.
Rekabet Yasağı Sözleşmeleri
Ticari ilişkilerde taraflardan birinin sözleşme sırasında edindiği müşteri çevresini veya ticari bilgiyi sözleşme sona erdikten sonra kullanmasını önlemek amacıyla rekabet yasağı kararlaştırılabilir.
Ancak “Türkiye’nin hiçbir yerinde beş yıl aynı işi yapamaz” gibi çok geniş hükümler her ilişkide aynı sonucu doğurmaz. Rekabet yasağının tarafların statüsü, sözleşmenin türü, bölge, süre ve faaliyet alanı bakımından ayrıca incelenmesi gerekir.
Çalışanlarla yapılan rekabet yasağı sözleşmelerinde Türk Borçlar Kanunu’nun işçiyi koruyan özel hükümleri bulunduğundan, iki şirket arasındaki rekabet yasağı ile işçi hakkında getirilen rekabet yasağı aynı şekilde hazırlanamaz.
Sözleşmede Cezai Şart Nasıl Düzenlenmelidir?
Cezai şart, sözleşmeye uyulmaması hâlinde ödenecek miktarın önceden belirlenmesini sağlar. Fakat hangi ihlalin cezai şartı doğurduğu açıkça yazılmadığında hükmün kendisi yeni bir uyuşmazlığa dönüşür.
Örneğin sözleşmenin her türlü ihlalinde 1.000.000 TL ceza ödeneceğinin yazılması ile gizlilik ihlalinde, geç teslimde ve haksız fesihte ayrı sonuçlar öngörülmesi aynı değildir.
Türk Borçlar Kanunu’na göre cezanın asıl borçla birlikte mi yoksa onun yerine mi talep edilebileceği, cezai şartın hangi tür ihlal için kararlaştırıldığına göre değişebilir. Özellikle gecikme hâline bağlanan cezalarda alacaklının ifayı çekincesiz kabul etmesi daha sonra cezai şart talebini etkileyebilir.
Ticari sözleşmede cezai şart hazırlanırken miktar kadar hangi olayda doğacağı, üst sınır bulunup bulunmadığı ve sözleşmenin sona ermesinden sonra da talep edilip edilemeyeceği açıkça düzenlenmelidir.
Sözleşmede Teminat Nasıl Kurulmalıdır?
Uzun süreli ticari ilişkilerde yalnızca “borç ödenecektir” hükmü yeterli güvence sağlamayabilir.
Teminat mektubu, kefalet, garanti, rehin, ipotek, avans teminatı veya başka güvence yöntemleri kullanılabilir. Hangi teminatın tercih edileceği işin niteliğine göre değişir.
Kefalet sözleşmelerinde kanunun öngördüğü sıkı şekil şartları bulunduğundan, şirket sahibinin sözleşmenin altına yalnızca “borca kefilim” yazması her durumda beklenen hukuki sonucu doğurmaz. Evli kişilerin kefaleti bakımından eş rızasına ilişkin hükümler ve kanundaki istisnalar da ayrıca değerlendirilmelidir.
İnternet Sitesi İçin Hangi Hukuki Metinler Hazırlanmalıdır?
Her internet sitesinin altında aynı gizlilik ve KVKK metinlerinin bulunması hukuken sağlıklı bir yöntem değildir. Bir doktor kliniğinin, yalnızca kurumsal tanıtım yapan fabrikanın, üyelik sistemi bulunan platformun ve internetten ürün satan mağazanın işlediği veriler ile kullanıcıyla kurduğu hukuki ilişki birbirinden farklıdır.
Önce internet sitesinin nasıl çalıştığı belirlenmelidir. İletişim formunda hangi bilgiler alınıyor, üyelik sistemi var mı, ödeme yapılıyor mu, kullanıcılar içerik yüklüyor mu, Google veya başka analiz araçları kullanılıyor mu, reklam çerezleri bulunuyor mu, veriler yurt dışındaki hizmet sağlayıcılara aktarılıyor mu gibi sorular cevaplanmadan yalnızca hazır bir “KVKK sözleşmesi” eklenmesi yeterli değildir.
Üstelik KVKK aydınlatma metni teknik anlamda bir sözleşme değildir. Veri sorumlusunun 6698 sayılı Kanun’un 10. maddesinden doğan bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiği metindir. Açık rıza gereken bir veri işleme faaliyeti varsa bunun da aydınlatmadan ayrılması ve rızanın kanuni şartları taşıması gerekir.
KVKK Aydınlatma Metni ile Açık Rıza Aynı Şey midir?
Aydınlatma yükümlülüğü ile açık rıza sıkça birbirine karıştırılmaktadır.
Kişisel verinin Kanunda yer alan başka bir işleme şartına dayanılarak işlendiği hâllerde dahi aydınlatma yapılması gerekir. Buna karşılık her kişisel veri işleme faaliyeti için açık rıza alınması zorunlu değildir. Açık rızayı her işlemin hukuki sebebi hâline getirmek de doğru bir KVKK uygulaması değildir.
İnternet sitesinde iletişim formunun doldurulması, üyelik açılması, e-bülten gönderilmesi, reklam faaliyeti yürütülmesi ve satın alma işlemi sırasında aynı kişiden veri alınsa bile bu işlemlerin amaç ve hukuki sebepleri farklı olabilir.
Aydınlatma metninin sitenin fiilî veri akışına uygun hazırlanması gerekir. Metinde yazılı olmayan bir veri aktarımının arka planda gerçekleşmesi veya kullanılmayan sistemlerin metne kopyalanması, site ile hukuki metin arasında uyumsuzluk yaratır.
Çerez Politikası ve Çerez Onayı
İnternet sitesinde kullanılan her çerez aynı hukuki rejime tabi değildir.
Sitenin çalışması için kesinlikle gerekli çerezler ile reklam, pazarlama veya bazı analiz amaçlarıyla kullanılan çerezler birbirinden ayrılmalıdır. Açık rızaya dayanılması gereken bir çerez, kullanıcı siteye girer girmez daha seçim yapamadan çalışmaya başlamamalıdır.
Kişisel Verileri Koruma Kurulunun internet sitelerine ilişkin kararlarında, gerekli olmayan çerezlerin hukuki sebep bulunmadan çalıştırılması ve kullanıcıya gerçek bir tercih imkânı verilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Bu sebeple yalnızca sayfanın altında “Sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş sayılırsınız” yazılması, güncel uygulama bakımından güvenli bir yöntem değildir. Sitenin kullandığı gerçek çerezler teknik olarak tespit edilmeli, hukuki sebepleri belirlenmeli ve gerekiyorsa kullanıcıya tercih imkânı sağlanmalıdır.
E-Ticaret Sitesi İçin Sözleşmeler
İnternet üzerinden tüketiciye mal veya hizmet satılıyorsa KVKK metinleri tek başına yeterli olmaz.
Mesafeli satış sözleşmesi, ön bilgilendirme formu, cayma hakkına ilişkin bilgiler, teslim ve iade koşulları ile işletmenin gerçek satış modeline göre başka metinler hazırlanmalıdır. Platformun yalnızca kendi ürünlerini satması ile üçüncü taraf satıcıların satış yaptığı pazaryeri modeli de birbirinden farklıdır.
Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği, tüketicinin ödeme yükümlülüğü altına girmeden önce ürün veya hizmetin temel özellikleri, toplam fiyat, teslim, cayma hakkı ve satıcıya ilişkin bilgiler başta olmak üzere belirli konularda bilgilendirilmesini öngörmektedir.
Hazır bir mesafeli satış sözleşmesinin siteye yüklenmesi yeterli değildir. Ödeme ekranı, sipariş butonu, ön bilgilendirmenin onaylanma biçimi, iade süreci ve sitede fiilen uygulanan satış politikası metinlerle uyumlu olmalıdır.
Üyelik ve Kullanım Sözleşmeleri
Kullanıcıların hesap oluşturduğu internet sitelerinde üyelik sözleşmesi veya kullanım koşulları, platform ile kullanıcı arasındaki ilişkinin sınırlarını belirler.
Kullanıcının siteye hangi içerikleri yükleyebileceği, hesabın hangi durumlarda kapatılabileceği, ücretli hizmetlerin nasıl yenileneceği, fikrî hakların kimde olduğu ve platformun sorumluluğunun kapsamı bu metinlerde düzenlenebilir.
Pazaryeri, ilan sitesi veya kullanıcıların birbirleriyle işlem yaptığı platformlarda ise platformun kendisinin satıcı olmadığı durumların açık biçimde ayrılması gerekir. Aksi hâlde platform, gerçekte üstlenmek istemediği sorumluluklarla karşı karşıya kalabilir.
Yazılım, SaaS ve Lisans Sözleşmeleri
Yazılım sözleşmelerinde en sık yapılan hata, yalnızca yazılımın ne işe yaradığının ve ücretinin yazılmasıdır.
Yazılımın kaynak kodunun kime ait olduğu, müşterinin yalnızca kullanım hakkı mı elde ettiği yoksa mali hakların devredilip devredilmediği, güncellemelerin fiyata dahil olup olmadığı, teknik destek süresi, hizmet seviyesi, veri yedekleme, sistem kesintileri ve üçüncü taraf yazılımların sorumluluğu ayrıca düzenlenmelidir.
SaaS hizmetlerinde müşteri verilerinin nerede tutulduğu ve hangi üçüncü taraf altyapı sağlayıcılarının kullanıldığı KVKK bakımından da önem taşır. Yurt dışındaki sunucu veya bulut hizmetlerinin kullanılması hâlinde kişisel verilerin yurt dışına aktarım hükümleri ayrıca ele alınmalıdır.
Yazılım projesinin sonunda “kaynak kod da bizim olacaktı” veya “yalnızca kullanım lisansı verilmişti” tartışmasının çıkmaması için fikrî haklara ilişkin hükümler teknik ekip ile hukuki metin arasında uyumlu kurulmalıdır.
Miras Sözleşmesi Nasıl Yapılır?
Miras sözleşmesi, kişinin ölümünden sonra malvarlığının ne şekilde geçeceğine ilişkin bağlayıcı bir ölüme bağlı tasarruftur. Vasiyetnameden farklı olarak tek taraflı olarak hazırlanmaz; sözleşmenin karşı tarafı da hukuki ilişkinin içindedir.
Türk Medeni Kanunu’nun 545. maddesine göre miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Tarafların arzularını resmî memura aynı zamanda bildirmeleri ve düzenlenen sözleşmeyi memur ile iki tanığın önünde imzalamaları zorunludur.
Bu sıkı şekil şartı sebebiyle aile içinde hazırlanmış adi yazılı bir kâğıda “ölünce ev oğluma kalacaktır” yazılması, tek başına geçerli bir miras sözleşmesi meydana getirmez.
Miras sözleşmesi hazırlanırken saklı pay hükümleri, daha önce yapılmış kazandırmalar, aile yapısı ve sözleşmenin ileride hangi şartlarla ortadan kaldırılabileceği birlikte değerlendirilmelidir.
Mirastan Feragat Sözleşmesi
Mirasbırakan, mirasçılarından biriyle karşılıklı anlaşarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat karşılıksız olabileceği gibi mirasçıya belirli bir mal veya para verilmesi karşılığında da yapılabilir.
Feragat eden kişi kural olarak mirasçılık sıfatını kaybeder. Feragatin altsoya etkisi ise sözleşmenin karşılıklı olup olmaması ve sözleşmede ne kararlaştırıldığına göre değişebilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 10.03.2025 tarihli, 2025/606 E., 2025/1361 K. sayılı kararında mirastan feragat sözleşmesinin vasiyetname gibi açılıp okunması gereken bir belge olmadığı kabul edilmiştir. Karar, miras sözleşmeleri ile vasiyetnamenin benzer şekil kurallarına tabi olmasının bunların bütün sonuçlarının aynı olduğu anlamına gelmediğini de göstermektedir.
Mirastan feragat özellikle aile şirketlerinin devri, belirli taşınmazların bir mirasçıya bırakılması veya mirasın ileride paylaşımı konusunda aile içi planlama yapılırken kullanılabilmektedir. Ancak yalnızca ileride dava çıkmasın düşüncesiyle hazırlanan kısa bir metin yerine, feragatin karşılığı ve kimleri etkileyeceği açık biçimde düzenlenmelidir.
Miras Paylaşım Sözleşmesi
Mirasbırakan öldükten sonra birden fazla mirasçı terekeye birlikte sahip olur. Mirasçılar, malların kime bırakılacağı konusunda anlaşabiliyorsa paylaşımı sözleşmeyle gerçekleştirebilirler.
Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesi uyarınca miras paylaşım sözleşmesinin yazılı yapılması gerekir.
Örneğin terekeye bir ev, tarla ve araç dahilse mirasçılar her malı hisseli şekilde üzerlerine almak zorunda değildir. Değer farklarının denkleştirilmesi suretiyle taşınmazın bir mirasçıya, diğer malvarlığı değerlerinin başka mirasçılara bırakılması kararlaştırılabilir.
Ancak tereke borçları, taşınmazların gerçek değerleri ve sonradan ortaya çıkabilecek başka mallar dikkate alınmadan yapılan paylaşım, ileride yeni uyuşmazlıklara sebep olabilir.
Miras Payının Devri Sözleşmesi
Miras payının devrinde sözleşmenin kiminle yapıldığı önemlidir.
Mirasçılar arasında yapılan miras payı devri sözleşmesinin yazılı olması yeterliyken, mirasçının kendi payını mirasçı olmayan üçüncü bir kişiye devretmesine ilişkin sözleşmenin noterlikçe düzenlenmesi gerekir.
Üçüncü kişiyle yapılan sözleşme, devralan kişiyi doğrudan terekenin paylaşımına katılan bir mirasçı hâline getirmez. Devralan, paylaşım sonunda devreden mirasçıya düşen değerin kendisine verilmesini isteyebilir.
Miras henüz açılmadan, yani mirasbırakan hayattayken muhtemel miras payı hakkında yapılan sözleşmeler ise ayrıca değerlendirilmelidir. Mirasbırakanın katılımı veya izni bulunmadan gelecekteki miras üzerinde yapılan sözleşmeler geçerli değildir.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde taraflardan biri diğerine yaşamı boyunca bakıp gözetme borcu üstlenirken, bakım alacaklısı da bunun karşılığında malvarlığı değerini devretmeyi taahhüt eder.
Bu sözleşme özellikle taşınmazların devrinde kullanıldığı için ileride mirasçılarla ciddi uyuşmazlıklar çıkabilmektedir. Sözleşmenin gerçekten bakım amacıyla mı yapıldığı, bakım borcunun yerine getirilip getirilmediği ve işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacı taşıyıp taşımadığı dava konusu olabilir.
Bakım alacaklısının taşınmazını devretmiş olması sözleşmenin hiçbir şekilde sona erdirilemeyeceği anlamına gelmez. Bakım borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde sözleşmenin feshi ve yapılan devirlerin hukuki sonucu ayrıca değerlendirilir.
Sözleşme Nasıl Feshedilir?
Bir tarafın artık sözleşmeyle devam etmek istememesi, her zaman tek başına fesih hakkı vermez.
Öncelikle sözleşmenin belirli veya belirsiz süreli olup olmadığı, olağan fesih hakkı bulunup bulunmadığı ve haklı fesih sebeplerinin nasıl düzenlendiği incelenmelidir. Bazı sözleşmeler belirli bir ihbar süresine uyularak sona erdirilebilirken bazı sözleşmeler ancak haklı sebep varsa süresinden önce feshedilebilir.
Fesih bildiriminin şekli de önemlidir. Sözleşmede noter ihtarı veya KEP üzerinden bildirim şartı bulunuyorsa sıradan bir WhatsApp mesajının aynı hukuki sonucu doğuracağı kabul edilemeyebilir.
Haksız fesih hâlinde karşı tarafın uğradığı zarar, cezai şart ve sözleşmeden doğan diğer alacaklar gündeme gelebilir. Bu sebeple uzun süreli ve yüksek bedelli sözleşmelerde fesih bildirimi gönderilmeden önce sözleşmenin tamamının incelenmesi gerekir.
Sözleşmeye Aykırılık Hâlinde Tazminat İstenebilir mi?
Taraflardan birinin sözleşmedeki borcunu hiç veya gereği gibi yerine getirmemesi hâlinde zarar doğmuşsa tazminat talebi gündeme gelebilir.
Teslim edilmeyen ürün, tamamlanmayan proje, verilen hizmetin sözleşmedeki özellikleri taşımaması, gizlilik yükümlülüğünün ihlali veya haksız fesih farklı zarar kalemleri doğurabilir.
Her sözleşme ihlali otomatik olarak sözleşmede yazan bütün bedellerin tahsil edilmesini sağlamaz. İhlal, kusur, zarar ve illiyet bağı ile sözleşmede kararlaştırılan sorumluluk sınırları birlikte değerlendirilmelidir.
Sözleşmede cezai şart bulunması da bazı durumlarda ayrıca tazminat istenmesini engellemez. Ancak ceza ile zararın ilişkisi ve sözleşmedeki düzenleme somut olay üzerinden incelenmelidir.
Sözleşme Değişen Koşullara Göre Uyarlanabilir mi?
Uzun süreli sözleşmeler kurulurken birkaç yıl sonra ekonomik ve fiilî şartların ne olacağı her zaman öngörülemez. Ancak maliyetin artması veya işin beklenenden daha az kârlı hâle gelmesi tek başına taraflara sözleşmeyi değiştirme hakkı vermez.
Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi, sözleşmenin kurulmasından sonra taraflardan kaynaklanmayan, öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması ve ifanın dürüstlük kuralına aykırı derecede ağırlaşması hâlinde sözleşmenin uyarlanmasını talep etme imkânı tanımaktadır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.03.2025 tarihli, 2024/1083 E., 2025/1439 K. sayılı kararında uyarlama davasının olağan fiyat veya ekonomik değişiklikleri telafi etmek için kullanılabilecek genel bir araç olmadığı; TBK’nın 138. maddesinde aranan olağanüstü koşulların somut olayda bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Tacirler bakımından ekonomik değişikliklerin öngörülebilirliği daha sıkı değerlendirilir. Bir şirketin kur veya piyasa hareketlerini hiç hesaba katmadan uzun süreli sözleşme yapması ve daha sonra yalnızca kârlılığın düştüğünü ileri sürmesi, tek başına uyarlama için yeterli değildir.
Mücbir Sebep Sözleşmeyi Kendiliğinden Sona Erdirir mi?
“Mücbir sebep oluşursa sözleşme sona erer” şeklinde genel bir kural yoktur.
Olayın gerçekten tarafın kontrolü dışında bulunup bulunmadığı, borcun ifasını imkânsız mı yoksa yalnızca güç mü hâle getirdiği ve sözleşmede mücbir sebep için ne düzenlendiği değerlendirilmelidir.
Deprem, savaş, idari yasak veya benzeri olağanüstü olayların etkisi her sözleşmede aynı değildir. Örneğin bir olay belirli bir işin yapılmasını tamamen imkânsızlaştırabilirken başka bir sözleşmede yalnızca maliyeti yükseltebilir.
Ticari sözleşmelerde hangi olayların mücbir sebep sayılacağı, bildirim süresi, tarafların zararı azaltma yükümlülüğü ve olay belirli bir süre devam ederse fesih hakkının doğup doğmayacağı açık şekilde düzenlenebilir.
Sözleşme Geçersizse Ne Olur?
Her imzalanmış belge geçerli bir sözleşme oluşturmaz.
Kanunun zorunlu tuttuğu şekle uyulmaması, sözleşmenin konusunun hukuka veya ahlaka aykırı olması, ehliyetsizlik, irade bozukluğu veya başka geçersizlik sebepleri gündeme gelebilir.
Özellikle taşınmaz satışı, kefalet, miras sözleşmesi ve bazı malvarlığı işlemlerinde kanunun aradığı şekil şartları önemlidir. Tarafların kendi aralarında ayrıntılı bir metin imzalamış olması, kanunun noter veya resmî şekil aradığı durumda bu eksikliği her zaman gidermez.
Geçersizliğin sonucu da her sözleşmede aynı değildir. Yapılan ödemelerin veya devredilen malların geri istenmesi, sebepsiz zenginleşme ve tapu kayıtlarının durumu ayrıca değerlendirilir.
Ticari Sözleşmeden Doğan Davalarda Arabuluculuk
Taraflar arasındaki uyuşmazlık ticari dava niteliğindeyse dava açılmadan önce arabuluculuk gerekip gerekmediği mutlaka kontrol edilmelidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi kapsamında konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davaları ile itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Arabulucuya başvurmak tek başına yeterli değildir; dava açılması gereken durumlarda arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması gerekir. Süreç sonuçlanmadan açılan dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir.
Buna karşılık her sözleşme davası sırf taraflardan biri şirket olduğu için ticari dava sayılmaz. Sözleşmenin tarafları ve işlemin ticari işletmelerle ilişkisi görevli mahkemenin belirlenmesinde önem taşır.
Samsun’da Sözleşmeden Doğan Dava Hangi Mahkemede Açılır?
Sözleşmeden doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme, sözleşmenin türüne ve tarafların sıfatına göre değişebilir. Ticari nitelikteki uyuşmazlıklar asliye ticaret mahkemesinde, tüketici işlemleri tüketici mahkemesinde, miras sözleşmelerinden doğan bazı uyuşmazlıklar ise talebin niteliğine göre asliye hukuk veya sulh hukuk mahkemesinde görülebilir.
Yetki bakımından yalnızca davalının yerleşim yeri dikkate alınmaz. Sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer de yetkili olabilir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında kanunun izin verdiği şekilde yetki sözleşmesi yapılmışsa bu hükmün etkisi ayrıca incelenir.
Sözleşmede “Samsun Mahkemeleri yetkilidir” yazılması da her olayda tek başına geçerli ve bağlayıcı bir yetki şartı oluşturmaz. Tarafların sıfatı ve uyuşmazlığın tabi olduğu emredici yetki hükümleri dikkate alınmalıdır.
Samsun Sözleşmeler Hukuku Avukatı Desteği
Sözleşme hazırlanırken ileride çıkabilecek uyuşmazlığın tamamını önceden tahmin etmek mümkün değildir; ancak uyuşmazlığın en sık çıktığı konular sözleşme kurulurken belirlenebilir. Tarafın ne yapacağı kadar, yapmaması hâlinde ne olacağının da açık yazılması gerekir.
Ticari sözleşmelerde ödeme, teslim, cezai şart, fesih, teminat ve sorumluluk hükümleri; internet sitesi ve dijital hizmetlerde KVKK, çerezler, kullanıcı ilişkisi, e-ticaret ve fikrî haklar; miras sözleşmelerinde ise kanunun öngördüğü şekil şartları ve mirasçılık üzerindeki sonuçlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Samsun’da sözleşme hazırlanması, mevcut sözleşmenin incelenmesi, karşı tarafla sözleşme müzakeresi, sözleşmenin feshi veya uyarlanması ile sözleşmeden doğan alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında işlem yapılmadan önce sözleşmenin bütünü ve taraflar arasındaki fiilî ilişki birlikte ele alınmalıdır.
