İş uyuşmazlıklarında dava açmadan önce yapılan işlemler, çoğu zaman dava sırasında yapılacak savunma kadar önemlidir. İşten çıkarılan işçinin fesih bildiriminin içeriği, işçinin imzaladığı belgeler, SGK çıkış kodu, ücretin gerçekte ne kadar olduğu, fazla çalışmanın nasıl ispatlanabileceği ve arabuluculuğa hangi taleplerle başvurulduğu ileride açılacak davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.
İşveren açısından da aynı durum geçerlidir. Performans düşüklüğü, devamsızlık, işyeri kurallarına aykırılık veya işletmesel sebeplerle iş sözleşmesinin sona erdirilmesi düşünülüyorsa, fesih gerçekleştikten sonra eksik kalan bir sürecin her zaman tamamlanması mümkün değildir. Savunma alınması, tutanakların düzenlenmesi, fesih sebebinin açık biçimde belirlenmesi ve işçinin haklarının doğru hesaplanması uyuşmazlık çıkmadan önce değerlendirilmelidir.
Samsun’da iş hukuku alanında görülen uyuşmazlıkların önemli bir kısmını işe iade davaları, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ve diğer işçilik alacakları, ücret uyuşmazlıkları, iş kazaları, hizmet tespiti, mobbing ve işveren tarafından yapılan fesihler oluşturmaktadır. Her uyuşmazlığın dava yolu ve ispat şekli aynı olmadığından dosyanın yalnız talep edilen para miktarı üzerinden değerlendirilmesi yeterli değildir.
Samsun’da Hangi İş Davaları ve İşçilik Uyuşmazlıklarıyla İlgileniyoruz?
İş hukukunda aynı işten ayrılma olayı birden fazla hukuki sonucu beraberinde getirebilir. İşçi işten çıkarılmışsa işe iade hakkının bulunup bulunmadığı değerlendirilirken aynı zamanda kıdem ve ihbar tazminatı, kullanılmamış yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile ödenmemiş maaş ve prim alacakları da söz konusu olabilir.
Bunun tersine, işçi kendi isteğiyle ayrılmış görünmesine rağmen ücretinin ödenmemesi, sigortasının gerçek ücret üzerinden bildirilmemesi, çalışma koşullarının ağırlaştırılması veya kanundan doğan haklarının kullandırılmaması nedeniyle haklı fesih yapmış olabilir. Bu durumda dilekçede “istifa” kelimesinin kullanılmış olması tek başına bütün hakların kaybedildiği anlamına gelmez; iş ilişkisinin hangi nedenle sona erdiği ve bunun ispatlanıp ispatlanamadığı incelenir.
İş hukuku kapsamında özellikle şu uyuşmazlıklarla karşılaşılmaktadır:
- işe iade ve feshin geçersizliğinin tespiti,
- kıdem ve ihbar tazminatı,
- fazla mesai ve hafta tatili alacakları,
- ulusal bayram ve genel tatil ücretleri,
- ödenmeyen maaş, prim ve ikramiyeler,
- kullanılmayan yıllık izin ücretleri,
- haklı nedenle fesih ve istifa uyuşmazlıkları,
- iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminatlar,
- hizmet tespiti ve sigortasız çalışma,
- gerçek ücretin SGK’ya düşük bildirilmesi,
- mobbing ve ayrımcılık,
- hamilelik ve doğum nedeniyle fesih,
- işveren tarafından yapılan fesihlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi,
- iş sözleşmesi, rekabet yasağı ve işveren-işçi arasındaki diğer sözleşmesel uyuşmazlıklar.
Ancak hangi alacağın veya davanın gerçekten söz konusu olduğu olayın belgeleri görülmeden yalnız bu başlıklara bakılarak belirlenemez.
İşten Çıkarıldım: İlk Olarak Ne Yapmalıyım?
İşten çıkarıldıktan sonra ilk yapılması gereken şey hemen dava dilekçesi hazırlamak değildir. Öncelikle iş sözleşmesinin nasıl sona erdirildiği ve elde hangi delillerin bulunduğu tespit edilmelidir.
Fesih bildirimi verilmişse bildirimin bir örneği saklanmalıdır. İşçiye istifa, ibraname, feragat, tutanak veya başka bir belge imzalatılmışsa bunların içerikleri incelenmelidir. e-Devlet üzerinden SGK işten ayrılış bildirgesi ve hizmet dökümü kontrol edilmeli; ücret bordroları, banka hesap hareketleri, işyeri yazışmaları ve varsa çalışma saatlerini gösteren kayıtlar korunmalıdır.
Özellikle WhatsApp grupları, e-postalar, vardiya listeleri, görev çizelgeleri ve giriş-çıkış kayıtları dava açılana kadar ortadan kalkabilecek delillerdir. İşçinin işyerinden ayrıldıktan aylar sonra bu kayıtlara erişmesi daha güç hâle gelebilir.
İşe iade düşünülen olaylarda ise ayrıca beklenmemelidir. İş güvencesi kapsamında bulunan işçinin fesih bildiriminin kendisine tebliğinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurması gerekir. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki haftalık dava süresi bulunmaktadır.
Bu nedenle “önce kıdem tazminatımı bekleyeyim, ödeme yapılmazsa birkaç ay sonra avukata giderim” düşüncesi özellikle işe iade bakımından ciddi hak kaybına yol açabilir.
Samsun İşe İade Davaları
İşverenin işçiyi çıkarmış olması tek başına işe iade davası açılabilmesi için yeterli değildir. İşçinin iş güvencesi kapsamında bulunması gerekir. İşyerindeki işçi sayısı, işçinin kıdemi, sözleşmenin niteliği, işveren vekili olup olmadığı ve fesih gerekçesi birlikte değerlendirilir.
İşe iade uyuşmazlıklarında en önemli meselelerden biri, işverenin ileri sürdüğü fesih sebebinin gerçekten bulunup bulunmadığıdır. İşveren performans düşüklüğüne dayanmış olabilir; ancak işçinin daha önce performansının ölçülüp ölçülmediği, kendisine somut hedef verilip verilmediği ve fesih öncesinde objektif bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı önemlidir.
Benzer biçimde “küçülme” veya “yeniden yapılanma” denilmiş olması da tek başına feshi geçerli hâle getirmez. İşletmesel kararın gerçekten uygulanıp uygulanmadığı ve fesihle bu karar arasında bağlantı bulunup bulunmadığı incelenir.
İşe iade davası kazanıldıktan sonra da süreç bitmez. İşçinin kesinleşen karar üzerine 10 işgünü içinde işe başlamak üzere işverene başvurması, işverenin de başvurudan sonra bir ay içinde işçiyi işe başlatması gerekir.
İşveren işçiyi gerçek anlamda eski veya eşdeğer işine döndürmezse işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine ilişkin sonuçlar doğabilir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2017/29141 E., 2020/5340 K. sayılı kararında muhasebe şefi olarak çalışan işçinin aynı ücret korunmasına rağmen daha düşük statüdeki uzman pozisyonuna çağrılması gerçek anlamda işe başlatma olarak kabul edilmemiştir.
İşçinin başvurusu da yalnız tazminat elde etmek amacıyla görünüşte yapılmış bir başvuru olmamalıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2022/4476 E., 2022/7881 K. sayılı kararında gerçek işe dönüş iradesinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmiştir.
Kıdem Tazminatı Davaları
Kıdem tazminatında yalnız “işveren mi çıkardı, işçi mi ayrıldı?” sorusuna bakılması yeterli değildir.
İşveren tarafından yapılan her fesih kıdem tazminatını ortadan kaldırmadığı gibi işçinin kendi yaptığı her fesih de kıdem tazminatının kaybedildiği anlamına gelmez. İşçinin ücretinin ödenmemesi, çalışma koşullarına ilişkin kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya İş Kanunu’nda düzenlenen başka bir haklı fesih sebebinin bulunması hâlinde işçi kendi sözleşmesini sona erdirmesine rağmen kıdem tazminatı isteyebilir.
Emeklilik nedeniyle ayrılma, kadın işçinin evlendikten sonra kanundaki süre içerisinde sözleşmeyi sona erdirmesi ve askerlik gibi özel durumlarda da farklı hükümler uygulanmaktadır.
Burada önemli olan işçinin ayrılırken kullandığı ifade kadar gerçekte neden ayrıldığı ve bu sebebi hangi delillerle ortaya koyabildiğidir.
Örneğin işçi yıllardır yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ileri sürüyorsa bunun da iş sözleşmesinin sona ermesine etkisi olabilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2017/10772 E., 2019/8028 K. sayılı kararında altı yılı aşkın çalışma döneminde yalnız 14 gün izin kullandırılan işçinin yıllık dinlenme hakkının ağır biçimde ihlal edilmesi haklı fesih yönünden değerlendirilmiştir.
İhbar Tazminatı Hangi Durumlarda İstenebilir?
İhbar tazminatı kıdem tazminatıyla aynı koşullara bağlı değildir.
Belirsiz süreli iş sözleşmesinin kanunda belirtilen bildirim sürelerine uyulmadan sona erdirilmesi hâlinde ihbar tazminatı gündeme gelebilir. Ancak haklı nedenle derhal fesih yapılan durumlarda ihbar tazminatı bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkar.
Bu nedenle işçinin kıdem tazminatına hak kazanmış olması otomatik olarak ihbar tazminatı da alacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde kıdem tazminatı doğmayan bazı fesihlerde ihbar tazminatı ayrıca tartışılabilir.
İşverenin fesih bildiriminde hangi sebebe dayandığı ve işçiye ihbar süresi kullandırıp kullandırmadığı dosyanın başında ayrıca incelenmelidir.
Fazla Mesai, Hafta Tatili ve Resmî Tatil Alacakları
Fazla çalışma davalarında uyuşmazlık çoğu zaman kaç saat çalışıldığı ve bu çalışmanın nasıl ispatlanacağı üzerinde toplanır.
İşçi haftada 45 saatin üzerinde çalıştığını ileri sürebilir; işveren ise tüm fazla çalışmaların ödendiğini veya böyle bir çalışma bulunmadığını savunabilir. Bu noktada ücret bordroları, banka ödemeleri, puantajlar, kart basma kayıtları, elektronik giriş-çıkış sistemi, işyeri yazışmaları ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilir.
Tanık bulunması tek başına her dönemin ispatlandığı anlamına gelmez. Tanığın davacı işçiyle hangi tarihler arasında aynı işyerinde çalıştığı ve işçinin çalışma düzenini gerçekten bilip bilmediği önemlidir.
Üst düzey çalışanlarda da yalnız görev unvanına bakarak “müdür olduğu için fazla mesai alamaz” sonucuna gidilmez. Çalışanın kendi mesaisini belirleyip belirleyemediği, üzerinde kendisine talimat veren başka bir yönetici bulunup bulunmadığı ve işveren adına hangi yetkileri kullandığı incelenir.
Hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarında da benzer biçimde fiilî çalışma ve yapılan ödemeler araştırılır.
Maaş, Prim ve Yıllık İzin Ücretleri
Ücret işverenin iş sözleşmesinden doğan temel borçlarından biridir. Maaşın hiç ödenmemesi kadar eksik veya sürekli gecikmeli ödenmesi de iş hukuku bakımından sonuç doğurabilir.
Uyuşmazlık yalnız bordroda yazılı rakam üzerinden çözülmez. İşçinin gerçek ücretinin bir bölümü bankadan, bir bölümü elden ödenmiş olabilir. Özellikle SGK bildiriminin asgari ücret üzerinden yapıldığı fakat işçinin fiilen daha yüksek ücret aldığı iddialarında meslek, kıdem, görev, banka kayıtları ve emsal ücret araştırması önem kazanabilir.
Prim ve ikramiyelerde de ödemenin iş sözleşmesinden, işyeri uygulamasından veya performans sisteminden doğup doğmadığı değerlendirilir.
Yıllık izin bakımından ise çalışma ilişkisi devam ederken izin hakkı esas olarak dinlenme hakkıdır. İş sözleşmesi sona erdiğinde kullanılmayan izinler ücret alacağına dönüşür. İşveren izin kullandırdığını savunuyorsa bunun ispatı konusunda yalnız genel ifadeler yeterli olmayabilir; izin kayıtlarının ve işçinin imzasını taşıyan belgelerin önemi büyüktür.
İşçi İstifa Ettiyse Bütün Haklarını Kaybeder mi?
Hayır. İş hukuku uyuşmazlıklarında en sık karşılaşılan yanlış kabullerden biri budur.
İşçi hiçbir haklı sebep bulunmadan kendi iradesiyle işten ayrılmışsa kural olarak kıdem tazminatı talep edemez. Ancak işçinin sözleşmeyi sona erdirmesinin arkasında ücretin ödenmemesi, ağır ve hukuka aykırı çalışma koşulları veya başka bir haklı fesih sebebi varsa yalnız dilekçenin üstünde “istifa” yazması uyuşmazlığı kendiliğinden çözmez.
Öte yandan işçiye işten çıkarken hazır bir istifa dilekçesi imzalatılması, tarihsiz evrak alınması veya fesih gerçekte işveren tarafından yapılmışken kayıtlara istifa olarak geçirilmesi de uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıklardandır.
Bu nedenle imzalanmış bir istifa dilekçesi varsa belgenin tarihi, içeriği, düzenlenme koşulları ve fesih sonrasında tarafların davranışları birlikte değerlendirilmelidir.
İş Kazası ve Meslek Hastalığından Kaynaklanan Davalar
İş kazalarında SGK süreci ile işverene karşı ileri sürülebilecek tazminat taleplerinin birbirinden ayrılması gerekir.
Kazanın iş kazası niteliğinde olup olmadığı, işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemleri, işçinin veya üçüncü kişilerin davranışlarının olaya etkisi, sürekli iş göremezlik oranı ve tarafların kusur oranları tazminat hesabını doğrudan etkiler.
İş kazası sonucunda bedensel zarar meydana gelmişse maddi ve manevi tazminat; ölüm meydana gelmişse destekten yoksun kalma ve manevi tazminat gibi talepler gündeme gelebilir.
İş kazası dosyaları klasik ücret alacağı davalarından farklı bir delil ve hesap sistemi gerektirdiğinden olaydan hemen sonra tutulan belgeler, iş güvenliği kayıtları, kamera görüntüleri, tanıklar ve sağlık belgeleri ayrıca önem taşır.
Hizmet Tespiti ve Sigortasız Çalışma Davaları
İşçinin fiilen çalışmasına rağmen SGK’ya hiç bildirilmemesi veya çalışılan sürenin eksik gösterilmesi sosyal güvenlik haklarını etkiler.
Bu uyuşmazlıklarda yalnız işçinin “orada çalıştım” beyanıyla yetinilmez. İşyerinin kayıtları, bordrolar, banka hareketleri, işyeri çalışanları ve komşu işyerlerinden edinilebilecek bilgiler dâhil olmak üzere fiilî çalışmayı gösterebilecek deliller araştırılır.
Hizmet tespiti davalarının kamu düzeniyle bağlantılı özel niteliği nedeniyle işçilik alacağı davalarından farklı usul ve süre sorunları ortaya çıkabilir.
Ayrıca işçinin SGK’ya bildirilmiş olması fakat gerçek ücretinin daha düşük gösterilmesi de ayrı bir uyuşmazlıktır. Gerçek ücretin tespiti ileride emeklilik ve sosyal güvenlik hakları yanında bazı işçilik alacaklarının hesabını da etkileyebilir.
Mobbing, Hamilelik ve İşyerinde Ayrımcılık
İşyerinde yaşanan her tartışma veya yöneticinin her eleştirisi mobbing değildir. Mobbing iddiasında davranışların niteliği, sürekliliği, işçiyi hedef alıp almadığı ve çalışma ilişkisindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrımcılık uyuşmazlıklarında ise cinsiyet, gebelik, annelik ve diğer korunan sebepler nedeniyle işçiye farklı davranıldığı iddia edilebilir.
Özellikle hamilelik sonrasında aniden performans sorunu ileri sürülmesi veya daha önce olumlu performans kayıtları bulunan işçinin gebeliğini bildirmesinin hemen ardından işten çıkarılması, gerçek fesih nedeninin araştırılmasını gerektirir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/1423 E., 2019/11167 K. sayılı kararında işçinin hamileliğini işverene bildirmesinin ardından kısa süre içerisinde verimsizlik gerekçesiyle işten çıkarılması değerlendirilmiş; önceki olumlu performans kayıtları ile olayların zamanlaması birlikte dikkate alınarak gerçek fesih nedeninin gebelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu tür dosyalarda e-posta, mesaj, performans değerlendirme kayıtları ve fesih öncesindeki zaman çizelgesi son derece önemlidir.
İşverenler İçin İş Hukuku ve İş Davalarında Hukuki Destek
İş hukuku yalnız işçilerin alacak davası açtığı bir alan değildir. İşveren açısından uyuşmazlığın ortaya çıkmadan önce doğru yönetilmesi çoğu zaman daha önemlidir.
İşçinin performans veya davranışları nedeniyle fesih düşünülüyorsa hangi belgelerin bulunduğu, savunma alınmasının gerekip gerekmediği, fesih sebebinin geçerli veya haklı sebep oluşturup oluşturmadığı ve fesih yazısının nasıl hazırlanacağı değerlendirilmelidir.
Özellikle devamsızlık, performans düşüklüğü, işyeri kurallarına aykırılık veya işletmesel sebeplerle yapılacak fesihlerde yalnız SGK çıkış kodunun doğru seçilmesi yeterli değildir. Fesih sebebinin daha sonra mahkemede ispatlanabilecek bir sürece dayanması gerekir.
İşverenler bakımından ayrıca iş sözleşmelerinin hazırlanması, çalışma koşullarındaki değişiklikler, fazla çalışma sistemi, ücret ve prim düzenlemeleri, rekabet yasağı, gizlilik yükümlülükleri, disiplin süreçleri, arabuluculuk görüşmeleri ve açılmış iş davalarının takibi gündeme gelebilir.
İş Davasında Hangi Belgeler ve Deliller Önemlidir?
Her dosyada gerekli belgeler aynı değildir. Bununla birlikte iş uyuşmazlıklarında sık kullanılan belgeler arasında iş sözleşmesi, fesih bildirimi, SGK hizmet dökümü, işten ayrılış bildirgesi, ücret bordroları, banka hesap hareketleri, yıllık izin kayıtları, vardiya çizelgeleri ve ihtarnameler bulunur.
WhatsApp yazışmaları, işyeri e-postaları, kamera kayıtları, kartlı geçiş sistemleri ve elektronik çalışma kayıtları da uyuşmazlığın niteliğine göre önem kazanabilir.
Tanık anlatımlarında ise tanığın yalnız işçiyi tanıyor olması yeterli değildir. Özellikle fazla çalışma iddiasında tanığın hangi tarihler arasında aynı işyerinde çalıştığı ve davacının çalışma saatlerini gerçekten gözlemleyebilecek durumda olup olmadığı önem taşır.
Bu nedenle dava açılmadan önce yalnız “iki tane tanığım var” şeklinde bir değerlendirme yerine, hangi talebin hangi delille ispatlanacağı ayrı ayrı belirlenmelidir.
İş Davasından Önce Arabuluculuk Zorunlu mu?
İşçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade taleplerinin önemli bir bölümünde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Arabuluculuk yalnız mahkemeye gitmeden önce tamamlanması gereken şekli bir işlem olarak görülmemelidir. Başvuruda hangi taleplerin ileri sürüldüğü, ücretin ve çalışma süresinin nasıl açıklandığı ve tarafların hangi kalemler üzerinde görüştüğü sonraki dava bakımından önem taşıyabilir.
İşe iade taleplerinde ayrıca özel ve kısa süreler bulunduğundan arabuluculuk başvurusu özellikle önemlidir.
Buna karşılık iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talepleri ile bunlara ilişkin tespit, itiraz ve rücu davaları dava şartı arabuluculuğun kapsamı dışında tutulmuştur.
Dolayısıyla bütün iş hukuku uyuşmazlıkları için “önce mutlaka zorunlu arabulucuya gidilir” şeklinde tek bir kural yoktur.
Samsun’da İş Davaları Hangi Mahkemede Açılır?
İş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme kural olarak iş mahkemesidir.
Yetki bakımından yalnız işveren şirketin merkez adresine bakılmaz. İş mahkemelerindeki özel yetki kuralları çerçevesinde davalının yerleşim yeri ile işin veya işlemin yapıldığı yer de önem taşır. Somut iş ilişkisinin nerede yürütüldüğü değerlendirilerek yetkili mahkeme belirlenir.
Samsun’da yürütülen bir iş ilişkisi bakımından şartları bulunuyorsa uyuşmazlık Samsun’daki görevli iş mahkemelerinin önüne gelebilir.
Birden fazla işyeri, alt işveren-asıl işveren ilişkisi, işçinin farklı şehirlerde çalışması veya merkezin başka şehirde bulunması hâllerinde ise yetki ayrıca değerlendirilmelidir.
İş Davaları Ne Kadar Sürer?
İş davalarının tamamı için önceden kesin bir süre vermek mümkün değildir.
Davanın türü, taraf sayısı, tanıkların dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmaması, SGK ve işyeri kayıtlarının ne kadar sürede getirildiği ve karara karşı kanun yoluna başvurulması toplam süreyi etkiler.
Özellikle işçilik alacağı davalarında bilirkişi incelemesi sık görülmektedir. Ancak bilirkişinin yaptığı hesap mahkemeyi ve tarafları otomatik olarak bağlamaz. Çalışma süresi, ücret, fazla çalışma veya mahsup konusunda raporda hata bulunuyorsa süresi içerisinde itiraz edilmesi gerekir.
İşe iade davaları bakımından ise kanun hızlı bir yargılama sistemi öngörmüştür; bununla birlikte somut dosyanın süresi yine mahkemenin iş yükü ve dosyanın özelliklerine göre değişebilir.
Bu nedenle avukatın bir davanın “kesin şu ayda biteceğini” garanti etmesi mümkün değildir.
İş Davası Açmadan Önce Alacak Hesabı Yapılması Gerekir mi?
Özellikle kıdem tazminatı, fazla çalışma ve ücret alacaklarında dava öncesinde yaklaşık bir hesap yapılması yararlıdır. Ancak hesap yalnız aylık ücretin bir katsayıyla çarpılmasından ibaret değildir.
İşçinin kıdemi, gerçek brüt ücreti, düzenli yan hakları, fesih tarihi, fazla çalışma süresi, ara dinlenmeler, hafta tatili çalışmaları ve daha önce yapılan ödemeler farklı alacak kalemlerini etkileyebilir.
İşçinin banka hesabına yatırılan para ile bordroda görülen ücret arasında fark bulunması hâlinde de bunun sebebi araştırılmalıdır.
Bu nedenle internetteki basit tazminat hesaplama araçlarının verdiği rakamlar dosyanın kesin alacak miktarı olarak kabul edilmemelidir.
Samsun İş Davası Avukatlık Ücreti Nasıl Belirlenir?
İş hukuku dosyalarında avukatlık ücretinin tek bir sabit rakam üzerinden belirlenmesi mümkün değildir. İşin yalnız arabuluculuk aşamasını mı, dava takibini mi, istinaf sürecini mi kapsadığı; uyuşmazlığın türü ve kapsamı ücretin belirlenmesinde etkili olabilir.
İşe iade dosyasıyla çok sayıda işçilik alacağının ve iş kazası tazminatının birlikte tartışıldığı bir uyuşmazlığın kapsamı aynı değildir.
Avukatlık ücretinin somut dosya ve yürürlükteki mesleki düzenlemeler çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Ayrıca dava açılması hâlinde harç, bilirkişi, tebligat ve diğer yargılama giderlerinin avukatlık ücretinden farklı kalemler olduğu unutulmamalıdır.
İş Hukuku Uyuşmazlığında Ne Zaman Hukuki Destek Alınmalı?
İş uyuşmazlığında hukuki değerlendirme için mutlaka işten çıkışın gerçekleşmesini beklemek gerekmez.
İşçi kendisine istifa veya ibraname imzalatılmak istendiğinde, çalışma koşulları ağır biçimde değiştirildiğinde veya ücretleri ödenmediğinde yapacağı işlemin ileride doğuracağı sonucu önceden değerlendirebilir.
İşveren de fesih kararını verdikten sonra değil, mümkünse fesih süreci başlamadan önce dosyadaki belgelerin yeterli olup olmadığını değerlendirmelidir.
Özellikle işe iade bakımından bir aylık başvuru süresinin bulunması, bazı delillerin işten ayrıldıktan sonra elde edilmesinin güçleşmesi ve yanlış hazırlanan fesih veya istifa belgelerinin ileride uyuşmazlık yaratması nedeniyle beklemek her dosyada doğru tercih değildir.
İş hukukunda çoğu uyuşmazlıkta temel soru yalnız “kim haklı?” değildir. Hangi hukuki hakkın bulunduğu, bu hakkın hangi süre içerisinde kullanılacağı ve hangi delille ispatlanabileceği birlikte değerlendirilmelidir.
